©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Güvercinkayası

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Güvercinkayası
Türü:
Höyük
Rakım:
1106 m
Bölge:
İç Anadolu
İl:
Aksaray
İlçe:
Gülağaç
Köy:
Çatalsu
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
Son

     


Yeri: Aksaray il merkezinin doğusunda; Gülağaç İlçesi'nin kuzeybatısında; Çatalsu (Apsarı) Köyü'nün 1-1.2 km batı-kuzeybatısında; Mamasın Baraj Gölü'nün kıyısındadır. Yerleşme yerine Aksaray-Demirci Kasabası-Apsarı yolu ile kolayca ulaşmak mümkün olabilmektedir. Kodu P 33 / 54.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Apsarı Köyü'nden kuzeybatıya doğru gidildiğinde; Eski Melendiz Nehri'nin kuzey yakasındaki Kelmusalar Tepesi'nden sonra gelen ikinci tepedir. Diğer adı Porsuklu Kaya olan bu tepe günümüzde; güneydoğu istikametinde; baraj gölüne doğru uzanan bir çıkıntı şeklindedir. Göl seviyesinin yüksek olduğu yıllarda; etekleri su altında kalmakta ve bir ada görünümü almaktadır. Tepenin güneybatı yüzü yüksek ve sarp kayalıklarla kaplıdır. Kayalığın tam üstünde; kültür toprağının oluşturduğu höyük bulunmakta ve bu toprak yükseltinin; yaklaşık 3-4 m kalınlığında olduğu tahmin edilmektedir. Baraj yapılmadan önce Melendiz ile Karasu Çayları; tepenin hemen güneydoğusunda birleşerek Aksaray'a doğru devam etmekteydi. Tepenin konumu; hem balıkçılık açısından; hem de Melendiz Nehri'nin burada genişlemesi ve geçilebilmeye imkan tanımasından dolayı önemlidir. Aynı zamanda "Göç Yolu Mevkii" denmesi de olasılıkla bu özelliğinden dolayıdır. Tümüyle tüf kayalık olan tepenin; eskiden altında akan Melendiz Nehri'nden yaklaşık 15 m yüksekte olduğu bildirilmektedir. Melendiz Barajı'nın oluşturduğu gölün dalgaları kayalığın eteklerini etkilemekte ve yapı kalıntılarının önce ortaya çıkmasına sonra tamamen yok olmasına yol açmaktadır.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: 1994 yılında U. Esin başkanlığında; S. Gülçur yönetiminde yapılan Aksaray-Niğde-Nevşehir İlleri Yüzey Araştırması'nda bulunmuştur. Yerleşmenin; kayalığın üstünden aşağıya doğru teraslar halinde indiği görülmüştür. Melendiz Baraj Gölü'nün; suyun yükseldiği zamanlarda yerleşmeyi etkilemesinden dolayı; 1996 yılında Aksaray Müzesi ile ortak bir çalışmayla; S. Gülçur'un bilimsel başkanlığında; kurtarma amacıyla kazılmaya başlamıştır. Kazılar günümüzde de devam etmektedir.
Tabakalanma: Kayalığın en üst kısmında henüz bir açma olmadığı için; 1996 yılı kazısında tabakalanma tespit edilememiştir. Mimari kalıntılarda; birbirinin üzerine oturan yapı katlarının olmayışı; ancak ekleme duvarların varlığı; şimdilik birçok yapı evresine sahip tek bir tabaka ile karşı karşıya olunduğunu göstermektedir.
Buluntular: Mimari: Kayalığın kuzey ve doğu yamacında; birbirine parelel duvarlı; uzun duvarları ortak olan yapılarla karşılaşılmıştır. Yapı tekniği olarak ocak taşlarının çamur harç ile birleştirildiği görülmektedir. Günümüze ancak bir veya iki sırası ile gelebilen bu duvarların üst kısımlarının nasıl olduğu bilinmemekle beraber kerpiçten yapıldığı sanılmaktadır. Tabanlardaki yuvarlak delikler; ahşap direklerin girdiği çukurlar olarak yorumlanmaktadır. Duvarlar daha çok kaya blokları arasındaki çatlakların/olukların olduğu yerlere yapılmıştır. Bazen de bu oluklar taş ile doldurulup tabanın kesintisiz devamı sağlanmıştır. Duvarları tabanlar gibi sıvalıdır. Birçok taban yenilenmesi görülmektedir. Planlara bakıldığında; bir büyük odanın yanında ince uzun fırın odası; onun yanında da bir başka uzun dar odadan ibaret bir görüntü ile karşılaşılmaktadır. Ayrıca beş küçük gözlü bir yapı tipi de görülmektedir. İki geçit; kayalığın en üstü ile alttaki teras arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır. Alttaki terasın bir çevre duvarı ile çevrelendiği görülmüştür. Kalın pervaz duvarlı fırınlar ile yuvarlak planlı ocaklar; mutfak işlerinin nerede yapıldığını göstermektedir. Fırın ve ocakların yakın çevresinde mutlaka bir veya birkaç öğütme taşı yer almaktadır. Yapıların bir kısmında yanık izleri mevcuttur. Kalın bir moloz dolgu üzerinde yükselen sekmeli bir kerpiç duvar ortaya çıkarılmıştır. Moloz dolgunun altında bulunan mimari kalıntılar; hem sıra evlerin hem de doğu yolunun; güneybatıya doğru bir kavisle; kesintisiz devam ettiğini göstermiştir. Önceki yıllarda saptanan bir oda içinde sürdürülen çalışmalarda; batı duvarı önünde; yassı taştan yapılmış kenarları duvarın içine kadar giren; in situ alt taşıyla dikdörtgen bir öğütme sekisi; sekinin hemen yanında da üst üste siyah açkılı iki küp ortaya çıkarılmıştır. Aynı odanın taban döşemesi üzerinde yıkılmış olarak bulunan kerpiç blokunun bir silo çeperine ait olduğu düşünülmektedir. Odanın duvarlarındaki onarım ve değişim evreleri; oda içine bakan duvar örgüsündeki düzensizliklerde gözlenebilmektedir. Yanıklı alanda; iki büyük fırın ve boğa başı biçimli; çift gözlü öğütme sekisinin bulunduğu bir ana mekanın içinden geçilen bir dar uzun odanın da; yerleşmedeki diğer kilerler tarzında düzenlendiği belirlenmiştir. Kamış izli dam çökükleri ve bazı silo kalıntılarının altından; yan yana sıralanmış 22 adet depo kabı bulunmuştur. Güneydoğu köşede yoğun ısı nedeniyle yumuşayarak yere yığılmış bir peteğin kerpiç çeperi bulunmuştur. Bölme duvarı bölünerek oluşturulmuş; yuvarlağımsı; içi muntazam sıvalı bir lambalık (kandillik); çanak çömlek kırıkları üzerine yapışmş külleşmiş hasır izleri diğer buluntular arasındadır. Yanıklı alanın güneydoğu bölümü; yüzeye kadar taşan yüksek bir kayayla sınırlanmaktadır. Buradaki kiler ve ana mekanın beyaz sıvalı batı duvarı; güneybatı köşeyi oluşturacak şekilde; kaya çıkıntısına yönelen güney duvarına kavuşmaktadır. Ana mekanın batı fırını ise bu köşenin içindedir. Fırının yangından eriyerek sertleşmiş kubbesinin üzerinde; daha üst bir evreyi işaret eden bazı taban ve çanak çömlek parçaları bulunmuştur. Pulluk toprağının hemen altında; tabanı anakayanın üzerine döşenmiş bir odanın daha güneydoğu köşesi ortaya çıkarılmıştır. 2004 yılı çalışmaları dış destek/savunma duvarıyla iç kale arasında; üçüncü bir savunma duvarı ya da destek hattını ortaya çıkarmıştır. 6H açmasında bir yamaç kaplaması ve 7İ'de kalın bir duvarla sarılmış çifte tahıl silosu bulunmuştur [Gülçur 2006:16]. 2005 yılı çalışmalarında 6H açması doğu yarısından gelen ilk veri Güvercinkayası'nın son yapı katını temsil ettiği düşünülen kerpiç mimariyle ilgilidir. Açma güneyinde; yaklaşık 2.5 m genişliğinde bir alanı örten kalıntılar; güneye bakan dış cephe duvarının beş kerpiç tuğla genişliğinde olduğu saptanan; kazemat benzeri bir sistemin parçasıdır. Yapı; yer yer çanak çömlek yoğunluklarıyla üstten bozulmuş; kuzeye bakan bölümleri; yamaç eğimi ve dalga hareketi sonucunda erozyona uğramıştır. Dış duvarın sınırladığı alanda; belirli aralıklarla kalın duvardan kuzeye yönlenen; tek kerpiç tuğla genişliğinde; yanlardan yassı taşlarla desteklenmiş; olası bölme duvarları göze çarpmaktadır. İzlenebildiği kadarıyla kerpiç mimari; sağlam bir zemin oluşturan eski binaların taş molozu üzerinde yükselmektedir. Kerpiç mimarinin doğrudan üzerine oturduğu düzlem; irili ufaklı taşlardan oluşmaktadır. Bu düzlemin hemen altında; eski binaların molozu üzerine yapıldığı varsayılan; bir yamaç kaplaması yer almaktadır. Ana örgüyü iri taşların belirlediği bu kaplama; yamaç meyline göre sığ basamaklar oluşturarak alçalmaktadır. Bu açmada belirlenen diğer önemli bir bulgu; taş kaplamanın önüne yerleştirilmiş; çok iri taş bloklarından örülü; teras duvarı benzeri yapılanmadır. Yamaç kaplaması ve teras duvarının; batı yönünde devam ettiği sanılmaktadır. Doğu yolunu kuzeyden sınırlayan evlerle aynı doğrultuda olan M11 odasının ancak doğu ve güney duvarının bir bölümüyle; üst evre taşınmazlarından; dairemsi bir taş yığını şeklinde izlenen; öğütme sekisi benzeri; bri düzenek ortaya çıkarılabilmiştir. Yıkıntılı taşlar arasında üzerleri kil sıvanmış; boynuz benzeri pervaz/kol kalıntılarıyla bu düzenek; odanın doğu yoluna açılan kapı aralığının hemen önünde yer almaktadır. Kapı aralığı; önüne sonradan uzunlamasına yerleştirilmiş yassı bir taşla bloke edilmiştir. Teras duvarının arkasına doğru yönlenen duvarın oda içine bakan yüzü; kat kat ve kalın sıvalıdır. Aynı odanın doğu duvarı önünde gözlemlenen taşınabilir dikme sokusuysa; büyük olasılıkla gene üst evre donanımlarındandır [Gülçur 2007:112-114]. Güneyden yüksek ve tırmanılması olanaksız kayalıklarla; kuzeyden içinde pek çok evreyi barındıran savunma duvarlarıyla çevrelenen 7-8/G-H ve 7İ açmalarının olduğu alan; giderek bir iç kale görünümü kazanmıştır. 7İ açmasında örgüsünde çok iri taş blokların kullanıldığı doğu-batı uzantısındaki duvar parçasının altından; kuzey-güney doğrultusunda; doğrudan ana kaya üzerine oturan yeni bir duvar daha bulunmuştur. 7-8H alanını doğudan sınırlayan kaya çıkıntısıyla bu kısa duvar arasında kalan ve dik bir meyille düşen ana kaya üzerine; birbirine ulanan iki silo yerleşmiştir. Bu iki siloyu; yeni duvardan başlayarak; büyük olasılıkla yüksek kaya çıkıntısına kadar uzanan; yarı dairesel; üçüncü bir savunma hattı dıştan kuşatmaktadır. Bu üçüncü hattın kısa duvara bitişen kesiminde; bir kapı açıklığı bulunduğu sanılmaktadır. İç kalenin en dikkat çekici öğelerinden biri; iç bükey savunma duvarını kesen kule yapısıdır. Yapılan çalışmalarda kulenin içinin yerleşme atıklarıyla doldurulduğu anlaşılmıştır. 7-8H alanının ana mekanı ve kiler hücresinde bulunan boğa başlı öğütme sekisinin altından daha eski başka bir öğütme sekisi daha çıkmıştır. Daha büyük boyutlardaki bu sekinin ucu; yanında duran bir silonun altına girmektedir. Öğütme sekisinin hemen bitişiğinde; sekiyle birlikte kullanıldığı belli olan; ters dönmüş öğütme taşıyla bir işlik yer almaktadır. Taban seviyesinden yüksekte duran öğütme sekisi ve işliğin; odayı batıdan sınırlayan duvarla birlikte; kat kat sıvandığı anlaşılmıştır [Gülçur 2007:114-115]. 7-8H alanındaki ana mekandaki kiler hücresini ana odadan ayıran bölme duvarının hemen önünde; ancak birkaç cm yüksekliğinde; üzeri ve kenarları özenle sıvanmış genişçe bir platform açığa çıkmıştır. Hücrenin doğu kanadındaki bu platform; büyük olasılıkla; gövdesi ve at nalı közlüğü baş odanın içinde kalmış; büyük fırınla birlikte kullanılmış olmalıdır [Gülçur 2007:116]. 7G plan karesi tüm olarak ele alındığında; tabakalanma açısından oldukça karmaşık bir görüntü sergilemektedir. Kulenin üzerinden geçen ve Güvercinkayası'nın son yapı evresini belirlediği düşünülen kerpiç tuğla yapı; açmanın kuzey alanını boydan boya kaplamıştır. Kulenin batı çeperiyse; ince taş örülü bir duvarın altında kalmıştır. Kule ve kerpiç yapı arasında kalan dar alanda yoğun bir tahribat gözlenmektedir [Gülçur 2007:116]. 7-8/G-H açmalarının birleşme noktasını; balık sırtı duvarın da üzerine oturtulduğu bir kaya çıkıntısı oluşturmaktadır. Kayanın kuzeye bakan yüzü; doğal formasyona uyacak biçimde dik olarak düşmektedir. Bu alandaki uzun duvarlar da; kaya yüzüne bitişerek sonlanmaktadır [Gülçur 2007:116]. 2006 yılında kuzey yamaçta 6H açmasının güney kesiminde ele geçirilen bulgular; kerpiç yapıyı üstten bozan bir çanak çömlek topluluğudur. Alanın kuzey yarısı; dalga erozyonu sonucu iyice aşınmıştır. Güvercinkayası'nın kalıcı konutlarıyla en eski; birinci yapı katını temsil eden 10 no'lu konutun 6H açması içinde kalan batı duvarını açığa çıkarmak için derinleşilmiş ve konutun iç donanımları açısından diğer örneklerle benzeştiği anlaşılmıştır. Baş odanın güneybatı köşesinde bir fırın; orta alanda taban üzerinde yuvarlak bir ocak konuşlanmıştır. Fırının hemen batısında bulunması gereken kapı açığının odaya bakan kısmında; sonradan eklendiği düşünülen bir taş dizisi göze çarpmaktadır. Dizinin hemen doğusunda taban üzerinde taşınabilir bri dikme sokusu ya d akapı mil taşı yer almıştır. Batı duvarına yaslandıırlmış; taş ve çamur harç karışımı dikdörtgen kutu; saklama ünitelerinin yeni bir türünü yansıtmaktadır [Gülçur-Kiper 2008:245-246]. İç Kale'de ÔYanıklı Alan' olarak bilinen 7-8H açmasında iç sur bedeni arkasında uzanan 14 no'lu evde büyük fırının ağzını kapatan bölme duvarının erken evresi saptanmış ve duvarın kiler hücresinde ortaya çıkarılan alçak platformu; büyük olasılıkla bir silo oluşturacak tarzda çevrelediği anlaşılmıştır [Gülçur-Kiper 2008:246]. Bu odada bir duvarın yanında rastlanan üç öğütme tabanının birbirinin üzerine yerleştirilmesi; daha önce bulunan fırınlarda olduğu gibi taban seviyesinin her yükselişinde yeniden yapıldıklarına işaret etmektedir. Bu buluntular evin uzun bir süre kullanıldığını göstermektedir [http://cat.une.edu.au/page/guvercinkayasi; 29.5.2008; 14:30]. Fırın ve döşeme taşlarının altında çanak çömlek kırıkları ve hayvan kemiklerinin dolgu olarak kullanılması Güvercinkayası'nda ilk defa gözlemlenmiştir [Gülçur-Kiper 2008:247]. 2006 çalışmalarının önemli bir bölümünü 7G ve 8F açmalarındaki kazılar oluşturmuştur. 7G'deki ilk önemli veriler kazamat benzeri kerpiç yapıyla ilgilidir. Alt sıraların sağlam kerpiçlerinden anlaşıldığına göre; üst yapıya düzgün bir altlık oluşturmak üzere; analı kuzulu tekniğinde; tüm ve yarım kalıpta dökülmüş tuğlalarla bir teraslama yapılmıştır. Tüm tuğlalar açık krem rengindeyken; yarım tuğlalar daha sarımsı; tuğla katlarının arasına serilmiş çamur harçsa grimsi mavi renktedir. Kerpiç tuğla teraslamasının altında görülen iri taş bloklarının diziliş yönü; iç sur bedeninin doğrultusuyla örtüşmektedir. Bu gözlem; kayalığın zirve düzlüğünün boydan boya bir sur bedeniyle berkitildiği ve bir dizi önemli yapının bu duvar boyunca sıralandığı izlenimini bırakmaktadır [Gülçur-Kiper 2008:248]. 7G açmasında M1 ve M2 mekanları olarak tanımlanan odaları birbirinden ayıran bölme duvarı; yangından kaynaklanan yüksek ısı sonucu düzleminden kayarak eğilip bükülmüştür. Yapının alt evre bulgularına erişmek için bu duvar kaldırılırken duvar içinde çapları 20 cm'i bulan kömürleşmiş iki ahşap dikmenin bulunduğu saptanmıştır. M1 ve M2 mekanlarının tabanları kaldıırldıktan sonra sırtını dik kayalığa vermiş alan M9 olarak tanımlanmıştır. Sur bedeni; bu mekanın kuzey duvarını oluşturmaktadır. Dik kayanın hemen önünde ağzı kuzeye bakan bir fırın yer almıştır. Fırının biraz doğusunda da ortasında son defa yakılan ateşin külüyle birlikte kalmış yuvarlak bir ocak bulunmaktadır. Fırınla ocak birbirine olması gerekenden çok daha yakındır. [Gülçur-Kiper 2008:248-249]. 2007 yılında Aşağı Yerleşme; Kuzey Yamaç 6H açmasının en batısında açığa çıkarılan teras duvarları altında güneye yönlenen uzun duvarıyla M3 mekanının ve geçen dönemlerde araştırılmasına başlanan M11 mekanının kuzeydoğu köşesinde yer alan silonun yerleşmenin en eski evresine tarihlendikleri anlaşılmıştır. İçinde siyah açkılı bir depo kabının kalıntılarıyla bir üst öğütme taşının bulunduğu silonun büyük bölümü tahribata uğramıştır. Aynı mekanın üst dolgusunda ağzı kuzeye bakan bir fırınla, fırının hemen doğusundaysa yuvarlak bir ocağın kalıntıları açığa çıkarılmıştır. On numaralı konutun güney duvarının batı uzantısında, ucu kuzeye bakan üçgenimsi bir kaya çıkıntısı belirlenmiştir. Güvercinkayası'nın kalıcı malzemeli en eski, I. yapı katını temsil eden on numaralı eve (H10) batıdan bitişen ve teras duvarı tarafından kesilidği anlaşılan yapının boyutlarını, bu kaya çıkıntısı belirlemiş olmalıdır. Bu yapıdan günümüze ulaşabilen, mekanın kuzeydoğu köşesi içindeki at nalı biçimi közlükle kaya çıkıntısı önünde bellirlenen taban kalıntılarıdır. İç Kale'de 7G açmasındaki kerpiç duvarın kaldıırlmasıyla sur duvaırnın batı uzantısı açığa çıkarılmış ve birden fazla yenileme evresi bulunduğu sanılan duvarın yapımında çok iri taşlar kullanıldığı anlaşılmıştır. İç Kale içinde sur duvarı bedeni boyunca ilerleyen yangın geçirmiş, birbirine bitişik konutlardan M8'in kiler odasını (M12) baş odadan ayıran batı bölme duvarının arkasında küvet benzeri olası bir depo ünitesi bulunmuştur. Kiler bölümünü (M12) ana odadan (M8) ayıran bölme duvarının doğu kanadı arkasında çok büyük bir fırın, odanın orta bölümünde de çapı bir metreyi aşan yuvarlak bir ocak yer almaktadır. 7-8H açmasında H14 konutunun alan temizliği sırasında yerleşmenin en eski yapı katına, I. tabakaya tarihlendikleri düşünülen iki fırın kalıntısı bulunmuştur. Fırın kalıntılarının ilki, güneydoğu köşedeki ağzı kuzeye bakan büyük fırının altında, ikincisiyse büyük fırının önünde saptanan kısa duvar parçasının kuzeyinde üçüncü öğütme sekisine kavuşan taban sıvalarının altında belirlenmiştir [Gülçur-Çaylı 2009:269-273]. 2009 yılında Aşağı Yerleşme 6H açmasında yapılan çalışmalara yukarı yerleşmeden devam eden kerpiç teras yapısına, destek olarak inşa edildiği düşünülen, doğu-batı uzantısındaki kalın duvarın kaldırılmasıyla başlanmıştır. Kaldırılan duvarın doğu bölümünün hemen altında, çeperi yelpaze biçiminde yayılarak kalmış, olası bir silo ortaya çıkarılmıştır. İki sezon önce 6H açmasının güney alanında saptanan ana duvarın, sarımsı renkli toprak seviyesinden itibaren sağlam bir şekilde devam ettiği görülmüştür. Ana duvar, 10 m kadar ilerledikten sonra, bir köşe yaparak kuzeye dönmektedir. Bu duvar sisteminin içinde kalan alanın güney bölümünde, 6H açmasından devam eden, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda, dıştan dışa 8.5x3.5 m boyutlarındaki dar uzun bir konut, kademeli olarak yerleşmiştir. Konutun büyük odasında, olası kiler hücresinin hemen önünde yer alan fırının ve yuvarlak ocağın konumları genel düzene pek uymamaktadır. Özellikle fırının ağzının kiler odasına bakması, bölme duvarının daha sonraki bir dönemde ilave edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ufak taşlarla örülü bölme duvarının sınırladığı alanda, 6H/M3 odasının mevcut tabanlarından daha üst seviyeye yerleşmiş bir fırının kalıntısı açığa çıkarılmıştır. Kiler hücresiyle M3 mekanını batıdan sınırlayan duvarın da, diğer duvarlara göre daha üst seviyede konumlandığı kesinlik kazanmıştır. M1 mekanı, güneyden 2 m uzunluğunda bir duvarla sınırlanmaktadır. 6G açmasında saptanan kare planlı mekan (M1), Güvercinkayası'nda bir ilktir. Bu mekanın kuzey ve doğu duvarlarının uçları 6H'dan devam ederek ana duvarın köşe yaptığı noktanın her iki yanına yaslanmaktadır. Mekanın batı duvarının hemen arkasında, iki fırın ya da ocak kalıntısı saptanmıştır. Mekan içinde de, hemen kuzeybatı köşede bir fırın bulunmuştur. Mekan dolgusu yoğun taşlıdır ve tümüyle boşaltılamamıştır [Gülçur et al. 2011: 297-298]. Yukarı yerleşmede, 8F açmasının çanak çömlekli akıntının bulunduğu orta alanı, kuzeyden ve güneyden iki uzun duvarla sınırlamıştır. Açma profili altında bu orta alan dikine uzanan duvar uçlarının, sonradan eklenen taşlarla, bir kapı geçidi oluşturacak biçimde desteklendiği anlaşılmıştır. Kuzeyden kavuşan duvarın ucu, dikine ve yatay yerleştirilmiş iri taşlarla desteklenirken, 7G'den devam eden yuvarlak dönüşlü duvarın 8F'ye bakan dış yüzüne küvet biçimi olası bir silo eklenmiştir. Geçen dönem sadece bir çeyreği açılabilen 7F açması kuzeye ve batıya doğru genişletilmiştir. Kuzey yamaç boyunca ilerleyen kerpiç teras yapısının devamı ortaya çıkarılmıştır. Daha sonra yapı tümüyle kaldırılarak sur duvarının üst taş sıralarına ulaşılmıştır. Sur, hafif içbükey bir kıvrımla, kerpiç terasın da yaslandığı kaya kütlesine bitişerek sonlanmaktadır. Sur bedeninin alt taş sıraları, daha düzgün örülmüşken, üst taş sırası geçici olarak yerleştirildiği izlenimi uyandıran, çok iri bloklardan oluşmaktadır. 7F/M4 mekanında, çanak çömleğin toplanmasından sonra taban düzleminin orta yerinde yuvarlak bir ocak yer almaktadır. Odanın doğu duvarı önüne üstten açılmış ve bir yıl önce içinden siyah açkılı iri bir depo kabının parçalarının çıkarıldığı derin çukurun kuzey kesiminde yangın evresine ait, taş çeperli bir silonun ucu saptanmıştır. Yeni kazı alanı olarak belirlenen 9 F açması (4x9 m), zirve düzlüğünü güneyden kuşaklayan yüksek kayaların hemen önünde yer almaktadır. Çok az mimari kalıntı içermektedir.Yüksek kayaların hemen önündeki kesimde, etrafı tek sıra irice taşlarla çevrili, yassı plakalarla döşeli bir podyum bulunmaktadır. Bu podyuma kuzeyden biraz daha derin bir konumda, gene irili ufaklı taşların oluşturduğu bir dolgu bitişmektedir. 8F açmasına komşu kuzey kesimdeyse, etrafı balık sırtı tarzında irili ufaklı taşlarla örülü batıya bakan yüzünde karşılıklı olarak dikey yerleştirilmiş iki iri taşla oluşturulmuş bir açıklık mevcuttur. İki dikey taş arasında, yere yatırılmış taş plakanın eşik vazifesi gördüğü düşünülmektedir [Gülçur et al. 2011: 299-300]. 2011 yılı yukarı yerleşme çalışmalarında dikdörtgen işliklerin, siloların bulunduğu 7/G 16 no'lu konutta, işlik alanında bulunan öğütme sekisinin içi boşaltılarak dikine yerleştirili taşlardan oluşan iskeleti açığa çıkarılmıştır. İşlik alanındaki taban katlarının belgelenerek kaldırılması sırasında, öğütme sekisiyle dikdörtgen silo arasında, bir kabın ya da herhangi bir âletin üzerinde oturtulabileceği, yüzeyi özenle sıvanmış, ufak bir yükselti açığa çıkmıştır. 7-8/E-F açması 19 numaralı konut, sur duvarı ardına sıralanmış yapıların sonuncusunu temsil etmektedir. Burada bulunan olası diğer yapılar, baraj gölünün dalga hareketleri nedeniyle yıkanarak akmıştır. 2011 yılında, üst evre taban katlarının kaldırılmasının ardından siyah renkli yangın dolgusuna girilmiştir. Bu düzlemde saptanan ilk buluntular, yapının kuzeybatı köşesinde, üst evre fırınının altında yer alan, kayaya dayandırılmış bir silo, odanın ortalarına doğru etrafı ufak taşlarla desteklenmiş huni biçimi bir sürtmetaş nesne, taşınabilir bir dikme sokusu ve ufak taşlarla döşeli bir alanla bir ocak kalıntısıdır. Yanıklı dolgu içinde derinleştikçe, yer yer taban kalıntıları açığa çıkmıştır. Yapının güneydoğu köşesinde, üst evreden kalma siloya kuzeyden bitişen, çeperi kerpiçten ve yüzeyi kil sıvalı, dikdörtgen bir platform saptanmıştır. 8 E-F plan karelerinde, yukarı yerleşmeyi kuzey-güney doğrultusunda ikiye ayıran, yoğun taş, çanak çömlek ve kemikli yol dolgusunun temizlenmesine devam edilmiştir. Burada elde edilen en önemli buluntular, obsidiyenden ayna parçalarıyla depolanmış obsidiyen çekirdekleri ve yongalardır. 9 E plan karesi, yukarı yerleşmede, zirve düzlüğünün yüksek kaya bloklarıyla korunan güneybatı köşesine rastlamaktadır. Yumuşak üst dolgu toprağının kaldırılmasıyla kaya yüzeylerini kullanarak gelişen bazı taş duvarlar ve silolar saptanmıştır. İkinci olası siloysa kuzey-güney doğrultusunda, arkasını kayaya vermiş doğu duvarıyla mekânı kuzeyden sınırlayan duvarın oluşturduğu kuzeydoğu köşede yer almaktadır. Silonun dairesel çeperi, çift sıralı yerleştirilmiş, kerpiç bloklardan meydana getirilmiştir. Yapı malzemesi ve görünümüyle bu silo, Güvercinkayası'nda üniktir [Gülçur et al. 2013:102-104]. Aşağı yerleşmede, 6 F-G plan karelerinde yapının batı kısa duvarındaki girişin odaya bakan yüzünün bir yanında, kapı kanadının milinin girdiği ufak taşlarla desteklenen bir delik/soku, diğer yanında da bir fırın kalıntısı yer almaktadır. 6F açmasında kademeli yerleştirilmiş konutlara ait bazı mekan kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 6/G-H açmalarından devam eden yapı topluluğunun güneybatı köşesine eklenen M1 odasının bol taşlı dolgusunun boşaltılmasına devam edilmiştir. Odanın kuzeybatı köşesinde, ağzı güneye bakacak biçimde yerleştirilmiş bir fırın, mekânı ortalayan bir yuvarlak ocak ve mekânın eklendiği ana duvarın önünde de olası bir öğütme sekisine, ya da kapı sokularına ait sıva kalıntıları saptanmıştır [Gülçur et al. 2013:104-105]. 2012 yılında yukarı yerleşmede yapılan kazılarda, 9 E açması M1 odasında bulunan silonun doğuya bakan yüzünde bir açıklık ya da giriş saptanmıştır. Girişin her iki kanadı, yere paralel ve dikine yerleştirilmiş dikdörtgen biçimli kerpiç tuğlalardan örülmüştür. 8 E açmasında da 9 E'dekine benzer bir dizi silo, ocak ve fırın kalıntısı bulunmuştur. Sur duvarı arkasında yer alan M9 konutunu batı yarısı erozyon nedeniyle yok olmuştur. Binanın üst evre tabanlarının altında taş döşemeli büyük silonun dış kenarına kadar uzanan tabanlar açığa çıkarılmıştır. Aşağı yerleşmenin en batısında kalan 6 E açmasının doğusunda, kuzeydoğu-güneybatı uzantılı bir duvar ortaya çıkarılmıştır. Bu duvar, kuzeybatıya uzanan yeni bir mekanın doğu sınırını oluşturmaktadır. M1'in kuzeybatı köşesinde yer alan Tn1, üzerine oturtuğu taban katlarıyla açığa çıkarılmıştır. Bu kalıntıların yaklaşık 20 cm altında siyah renkli, yanık bir hat tespit edilmiştir. Bu durum, 6 E açmasındaki mimari ögelerin yukarı yerleşmedeki yangından sonra inşa edildiğine işaret etmektedir. 6 F-G plan karelerinde bulunan büyük binanın kuzey duvarına paralel başka bir duvar daha tespit edilmiştir. Bu duvar, alt evre yapılarına aittir ve duvarın M3'e bakan yüzü sıvalıdır. Duvarı, güneydoğu-kuzeybatı yönünde kesen kısa duvar ise M7 ve M6'nın ortak duvarıdır. M6'nın güneydoğusunda, ana kaya üzerine oturtulmuş taş sırasının doğuya dönerek uzun duvarla birleştiği görülmüştür. Bu taş sırası, M6 ve M8'i birbirinden ayırmaktadır. M6'da, ana kaya üzerine oturtulmuş, ağzı batıya bakan bir fırın (Tn7) ve in situ kaplar bulunmuştur. M8 konutunun kuzeybatı köşesinde içi kil sıvalı bir çukura rastlanmıştır. Çukurda, yarı işlenmiş ve işlenmemiş boynuzlar, boynuz ve kemikten yapılmış aletler ve hayvan kafatasları bulunmuştur. Ayrıca çukurda fırınlanmamış kilden yapılmış iri bir hayvan figürininin bulunması, çukurun sembolik bir yönü olduğuna da işaret etmektedir. 6 G açmsında, M1 mekanının üst evresine ait fırın ve ocaklar kaldırılmış ve alt evre tabanları ortaya çıkarılmıştır. Kiler odasına ait bölme duvarının sıvalı yüzeyinin bir bölümü açığa çıkarılmıştır. 5-6 G açmasında yer alan M3 alanı, baraj gölünün yükselmesi nedeniyle büyük oranda tahrip olmuştur. M3'ün batısında, daha alçak bir düzlemde uzanan taban üzerinde at nalı biçimli büyük bir közlük ve yuvarlak bir ocak tespit edilmiştir. Közlüğün içi çok düzgün sıvanmıştır ve ağzı kuzeybatıya bakmaktadır. Sırtı ise M2'nin kuzey duvarına yaslanmaktadır. 5 F plan karesinde ortaya çıkarılan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu yapıya (M1) doğuda yer alan yüksek bir eşikle girilmektedir. Bu eşik, çok düzgün sıvanmıştır. Sol köşede, yaklaşık 0.50 m yüksekliğinde bir platform bulunmuştur. Taban üzerinde bir kapı mili taşına ve platformun hemen önünde kil sıvalı bir kapı sokusu belgelenmiştir. Mekanın ortasında yuvarlak bir ocak bulunmuştur. 4 G plan karesinin doğusunu kesen yüksek kaya bloklarının önünde, birbirine bitişik, kerpiç tuğlalarla örülmüş iki adet silo (?) bulunmuştur. Yerleşmenin düşünülenden çok daha kuzeye doğru genişlediği anlaşılmıştır. 3 G plan karesinde duvar parçalarına rastlanmıştır. Duvar yaklaşık 6 m uzunluğundadır ve iri taşlarla örülmüştür. Duvar, plan karenin doğusundaki yüksek kaya bloklarına oturtulmuştur. 3-4 H plan karesinde ana kayaya oturtulmuş iki mekan (M1 ve M2) tespit edilmiştir. Duvarların yalnızca alt sıralarına ulaşılabilmiştir [Gülçur et al. 2014]. 2013 yılında yukarı yerleşme ve aşağı yerleşmede çalışılmıştır. Yukarı yerleşmede sur duvarı arkasında yer alan konut dizisinin son dört evresine ait tabanlar ve taşınmazlar kaldırılmıştır. Konutun en üst evresi, yangın tabakası üzerinde yükselmektedir. İkinci evresi de yangın tabakasıyla gitmektedir. Alt evreler ise büyük olasılıkla yangın öncesine tarihlenmektedir. 2013 yılı çalışmalarında, oldukça düzgün sıvanmış beşinci evre tabanı ortaya çıkarılmıştır. Taban üzerinde büyük bir ocak yer almaktadır. Aşağı yerleşmede M1 mekanının doğu duvarı önündeki taş dolgu kaldırılmıştır. Dolgunun altında bir fırın kalıntısı ve mekan tabanı (M2) bulunmuştur. Kuzey yamaçta yer alan 5 F açmasında, kuzeybatı-güneydoğu uzantılı bir konuta ait fırın ve anakaya üzerine sıvanmış taban parçaları ortaya çıkarılmıştır. Olasılıkla 6E / M1-M2 mekanlarının güneyini sınırlayan duvar, bu konutu da sınırlamaktadır. Konutun dört taş sırası yüksekliğindeki kuzey duvarının önünde işlik olabilecek yanıklı bir alan tespit edilmiştir. Elde edilen son veriler, aşağı yerleşmenin en büyük evi olan 20 no'lu konuttan başlayarak, 6E / M1-M2 mekanları, 5 / E, F, G ve 4 F açmalarındaki binaların büyük bir yapı adası içinde düzenlendiğine işaret etmektedir. 5 F plan karesinde yer alan 26 no'lu konutun batı sınırında, düzgünce sıvanmış ve birbirine bitişik dikdörtgen iki hücre yer almaktadır. Bu hücrelerin gerisinde bir çok kez yenilendikleri anlaşılan iki soku bulunmaktadır. Hücrelerden birinde bulunan pişmemiş ve pişmiş kap parçaları ve kil topanları, buranın bir çömlekçi işliği olabileceğini düşündürmektedir. 26 ve 27 no'lu konutlarda zengin boynuz depolarıyla karşılaşılmıştır. 27 no'lu konuta kuzeydoğuda yer alan oldukça yüksek bir basamakla girilmektedir. Girişin arkasında ağzı kuzeybatıya bakan bir fırın kalıntısı vardır. Bu fırın muhtemelen bu konutun doğusunda yer alan başka bir konuta aittir. Bu evin tabanı, 27 no'lu evin tabananından daha yüksek bir kottadır. Fırının önü oldukça iyi sıvanmıştır ve sıva 27 no'lu konutun eşiğinin üzerini de aşmaktadır. Dolayısıyla bu durum kapıları doğrudan bir sokağa ya da geçide açılmayan konutların, birbiri içinden geçişli olabileceğini göstermektedir [Gülçur et al. 2015]. Çanak Çömlek: Ana mal grubu olarak dışı siyah içi açık renkli; parlak açkılı mal grubu görülmektedir. Çizi izli (süpürge izli) mal örnekler de vardır. Bezemeli parçaların sayısı azdır. Çizi ve nokta bezemenin aynı kap üzerinde kullandığı örnekler mevcuttur. Şevron bezeli parçalar bulunmuştur. Bir adet boya bezemeli parça da ele geçmiştir. İki farklı bezeme türünün bir arada kullanıldığı ufak bir çömlekçik bulunmuştur. Bu örnekte; ağzın hemen altında boynuzları kabartma; gözleri ve burun delikleri sokma bezekli bir hayvan başı; gövde üzerinde de çizi bezekle yapılmış şevron dizileri yer almaktadır. 2005 yılı çalışmalarında en eski kalıcı konut evresinde daha önceki çalışmalarda bulunan kabartma yılan betimlemeli kaba ait başka parçalar da bulunmuştur. Tümleme çalışmaları sırasında; siyah açkılı bu depo kabının üzerine üç değişik hayvan motifinin işlendiği anlaşılmıştır. Kabın tüm yüksekliği boyunca; dikine yerleştirilmiş geniş bir kulp bulunmaktadır. Üç yıl önce gene aynı açmada saptanan; naturalistik üslupta verilmiş; kabartma geyik boynuzlu parçanın da aynı kabın karın bölgesi üzerinde yer aldığı belirtilmiştir [Gülçur 2007:114]. Kuledeki dolgu toprağında tüme yakın ele geçirilen gaga biçimi akıtacaklı; yağ kandili bir diğer önemli buluntudur [Gülçur 2007:117]. 2006 yılında kuzey yamaçta 6H açmasında ince bir duvarla örülmüş kiler odasında geçen yıllarda önemli parçaları toplanan siyah açkılı; gövde üzerinde bir yüzde dikey hayvan yüzü kulplu; diğer yüzde kabartma yılan ve geyik boynuzu betimlemeli kabın eksik kalan son parçası da açığa çıkarılmıştır. Bu son parçanın üzerindeyse kuyruğu yukarı doğru kıvrılmış olası bir köpek kabartması yer almaktadır [Gülçur-Kiper 2008:246]. 2007 çalışmalarında da geçen yıllarda olduğu gibi siyah açkılı, özenli yapımlar niteliğindeki depo kapları en baskın grup olarak ele geçmiştir [Gülçur-Çaylı 2009:273]. 2008 yılında da diğer yıllarda olduğu gibi siyah açkılı depo kapları, çanak çömleklerin en baskın grubunu oluşturmuştur. Ufak boyutlu oldukça kalın cidarlı, ağız düzlemi delikli, tuzluk benzeri bir kap ve gene kalın cidarlı, ağızdan çıkan kol benzeri çıkıntıları gövde üzerinde birleşen, karşıdan bakıldığında bir hayvanın gövdesini anımsatan kulp şimdiye değin saptanan ilk örneklerdir. Kayalığın kuzey eteği önünde, baraj gölü dolgusu içinde, çocuklar tarafından bir rastlantı sonucu bulunan kahverengi, açkılı yüzeyli, gözleri obsidiyen kakmalı keçi başıysa türünün üçüncü örneğidir. 6 H açmasındaki 10 numaralı evin taban döşemesi üzerinde de parçaları değişik yıllarda ele geçirilen yılan kabartmalı kap tümlenmiştir. Kabın bir yüzünde boyun altından dibe doğru kıvrılarak inen, pulalrı büyük olasılıkla beyaz dolgulu sokma bezeklerle verilmiş bir yılan betimlemesi yer almaktadır [Gülçur-Çaylı 2010:366]. 2009 yılında, çanak çömlekler arasında en yoğun grubu çoğunluğu koyu renk açkılı depo kaplarını yansıtanlar oluşmaktadır. Aşağı yerleşmede ortaya çıkarılan örneklerin bir bölümü, yerinde bırakılarak koruma altına alınmıştır. Yukarı yerleşmede, yangın geçirmiş 7F/M4 mekanında ele geçirilen kap kacağın tümününrengi yüksek ısı nedeniyle kırmızıdan beyaza dönüşen renklerdedir [Gülçur et al. 2011:300]. 2011 yılında 6 F plan karesinde çok sayıda parçalanmış kap kacak parçaları ele geçirilmiştir [Gülçur et al. 2013:104]. 2012 yılında, 9 E açmasında bulunan çömlekçik ve 9 F açmasında ortaya çıkarılan sıkma boyunlu çömlek Geç Obeyd dönemine tarihlenmektedir. Bunun yanı sıra Can Hasan 2A tipi boyalı boyunlu bir çömlek, yerleşmede sıkça görülen siyah açkılı keskin omurgalı kaseler ve farklı boyutlarda keskin omurgalı, boyunlu depolama kapları da bulunmuştur [Gülçur et al. 447]. Kil: Pişmiş topraktan domuz figürini; halka; silindirik boncuk parçaları; başı ve ayakları kırık iri bir hayvan heykelciği torsosu; olasılıkla yüksek poloslu bir kadına ait figürin başı gibi buluntular vardır. 2005 yılı çalışmalarında yoğunluk açısından fırınlanmamış kilden üretilmiş nesneler arasında andironlar birinci; figürinlerse ikinci sıradadır. Yanıklı alan kiler hücresinin alt taban seviyesinde bulunan; belden yukarı kısmı eksik; ayaklarını karnına doğru çekmiş; çömelmiş pozisyonda betimlenmiş; iri kalçalı bir kadını simgeleyen heykecik parçasının kopuntu düzleminde izlenen ufak delik; büyük olasılıkla değişik bir malzemeden yapılmış baş kısmının geçme olduğuna işaret etmektedir. Daha önceki yıllarda olduğu gibi; bu yıl da makara biçimi; ortadan boğumlu kulak tıkacı ile ekmek somunu biçiminde; üst yüzünde iki yuvarlak deliği bulunan yoğun taşçık ve mikalı külçeler ele geçmiştir [Gülçur 2007:117). 2006 yılında 6H açmasında eski yapıların molozu içinde siyah taştan; damga yüzünde ayaklarının arasında hayat ağacı motifiyle büyük olasılıkla toynaklı bir hayvanı betimleyen bir mühür parçası ele geçmiştir [Gülçur-Kiper 2008:250]. 2008 yılında oldukça özenli şekillendirilmiş, grimsi tonda, boynuzlarının ucu kırılmış bir sığır heykelciğiyle önceden de örnekleri bilinen kabaca biçimlendirilmiş şişkin silindrik gövdesi dikine delinmiş kil boncuklar ele geçmiştir [Gülçur-Çaylı 2010:367]. 2012 yılının en dikkat çeken buluntusu, Geç Obeyd dönemine tarihlenen bir mühür baskısıdır. Baskı, fırınlanmamış bir kil topanı üzerine yapılmıştır. Olasılıkla stilize koç başı ve akrep figürleri işlenmiştir [Gülçur et al. 2014:447]. 2013 yılında, 2 cm boyutlarında, tombul yanaklı, şişkin gövdeli, şapkalı bir minyatür figürin bulunmuştur. Köşk Höyük I'de benzerlerine rastlanmaktadır. Bu figürinlerle kazının ilk yıllarında da karşılaşılmıştır [Gülçur et al. 2015]. Yontma Taş: Tablasal kazıyıcılar; dilgi üzerine kazıyıcılar gibi az sayıda alet ile simgelenen obsidiyen endüstrisi araştırmaları sürmektedir. "Y" yüzlü dilgiler de mevcuttur. 2005 yılı çalışmalarında ele geçirilen cilalı taş aletler arasında değişik alanlarda bulunan iki yassı baltacık şimdiye değin bulunanların en güzel örnekleri arasındadır [Gülçur 2007: 118]. 2006 kazısı örnekleri; obsidiyen buluntuları daha da çeşitlendirmiştir. Grimsi siyah renkli bir dilgiden şekillendirilmiş; ip delikli üçgenimsi gerdançe ve hangi nedenle hazırlandığı bilinmeyen üzerinde üçgenimsi kesik izleri bulunan obsidiyen yonga Güvercinkayası'nın ilklerindednir [Gülçur-Kiper 2008:250]. Güvercinkayası'nda obsidiyen aletler yontma taş endüstrisi içinde yaklaşık %99'luk bir oranla temsil edilmektedir. 2007 yılı araştırmaları, prestij objesi sayılabilecek, özenli yapımların bir bölümünün çakmak taşından üretildiklerini göstermiştir. Ancak bu örneklerin yerleşmeye dış alımla mı getirildikleri henüz belirlenememiştir [Gülçur-Çaylı 2009:273]. 2009 yılındaki araştırmalar sonucunda yonga ve dilgi çekirdeklerinin özellikle yukarı yerleşmede ele geçirilmesi, bazı aletlerin yerleşmenin bu bölümünde üretildiğini belgelemektedir [Gülçur et al. 2011: 300]. 2011 yılında 6/G M3 mekanının taşlı dolgusunun kaldırılması sırasında, güney duvarının alt sıralarına yakın konumda, iki küme halinde depolanmış üretim artığı obsidiyenler ele geçirilmiştir [Gülçur et al. 2013:105]. 2012 yılında, dış yüzünde ufak bir ilmik kulbu olan bir obsidiyen ayna bulunmuştur. Önceki yıllarda ortaya çıkarılan işlikler, üretim artıkları ve ham madde olarak saklanmış çekirdekler ve iri yongalar, aynaların yerleşmede üretildiğine işaret etmektedir [Gülçur et al. 448]. Sürtme Taş: Oldukça fazla sayıda öğütme taşı bulunmuştur. Özellikle dış bukey sırtı bir elin parmakları içine oturacak şekilde biçimlendirilmiş bir üst el taşı dikkat çekicidir. 2005 yılı çalışmalarında iç kalede iç bükey savunma duvarını kesen kule yapısında çok sayıda öğütme taşı ele geçmiştir [Gülçur 2007:115]. 2007 yılında yapılan kazılarda ele geçen kase benzeri iki dibek parçası oldukça özenli yapımlardır. Gözeneksiz, koyu renkli beyaz damarlı sert taştan yassı baltacıksa bütün olarak ele geçmiştir [Gülçur-Çaylı 2009:274]. Kemik/Boynuz: Boynuzların alet olarak veya ritüel amaçlarla kullanılmış olduğu saptanmıştır [Gülçur 1999:65]. 2005 yılı çalışmalarında diğer yıllara oranla daha az kemik buluntular ele geçmiştir. Kayda değer örnekler; kaburga kemiğinden bir spatula; uzun kemikten üretilme bir bız ve gene uzun kemikten üretilme bir mablakla sınırlı kalmıştır [Gülçur 2007:118]. 2007 yılı buluntularında kemik aletler arasında bız ve mablak benzeri, deri işçiliğinde kullanıldığı sanılan aletler önemli yer tutmaktadır. İnce, uzun bir döner kemikten üretilmiş, eklem başı üzerinde yuvarlak delikli, gövde üzerinde içine kesici dilgi ya da dilgiciklerin yerleştirildiği sanılan uzun bir yuvanın bulunduğu sap ilk örneklerdendir. Bir otçulun düşünden üretilmiş, dikine delinmiş, diş boynu üzerinde ip/sırım bağlama izli bir kolye ucu da Güvercinkayası'nın ilklerindendir [Gülçur-Çaylı 2009:273]. 2008 yılında yeni açılmaya başlanan alanlarda konutların taban seviyesine inilememiş olunması nedeniyle fazla hayvan kemiğine rastlanmamıştır. Tek önemli bulgu tavşan kemiğinden yapıldığı düşünülen oval göz deliğiyle bir dikiş iğnesidir [Gülçur-Çaylı 2010:367]. 2009 yılında, hayvan kemiğinden üretilmiş önemli buluntular arasında bir kemer tokası parçasının yanı sıra iki adet damga mühür dikkat çekicidir. Bunların dışında, olağan bız ve mablakların yanı sıra, özellikle aşağı yerleşmede kuzey yamaç dolgusu içinde, çok sayıda, alışılagelmişin dışında uzun ince namlulu bız benzeri alet ele geçirilmiştir [Gülçur et al. 2011: 300]. 2010 yılında Güvercinkayası'nın güney kısmında gerçekleştirilen kazılar sonucu toplam 48 adet kemik alet ortaya çıkarılmıştır. Kazılan alanların neredeyse hepsinde (5G, 6F, 6G, 6H, 7F, 8F, 7-8H, 8EF, 9F ve 7G ve 7F karelerinin arasındaki baulk) bu kemik aletlerden bulunmuştur. Uzun kemiklerden yapılmış uçlar ve bızlar; geyik boynuzundan yapılmış manşetler en yaygın aletlerdir. 7F-Mekan 4 karesinde, Bin 1'in altında yine geyik boynuzundan yapılmış delikli bir aletin ön formu bulunmuştur. Bir adet mühür, bir adet iğne, geyik boynuzundan yapılmış bir keski, olasılıkla kuş kemiğinden yapılma bir boncuk, kör/kut uçlu ve delikli bir alet, bir bıçak sapına ait parçalar, atgillere ait delikli bir birinci parmak kemiği ve büyükçe bir delikli alet ender görülen kemik buluntular arasındadır. Bu aletler nadir olsa da Güvercinkayası'nın kemik buluntu repertuarından bilinen aletlerdir. Ortaya çıkarılan aletlerin büyük bir çoğunluğunu Orta Kalkolitik'e tarihlendirmek mümkündür. Mühür ise Geç Kalkolitik'e aittir. 2010 yılı çalışmalarında bulunan bu kemik mühürde boynuzlu bir hayvan betimlenmiştir. Hayvan, kayalıklı bir yüzeyde yukarı doğru tırmanırken resmedilmiştir. Trapez biçimli bu mührün en geniş kenarı 25 mm uzunluğundadır. En kısa kenar ise 18.5 mm'dir. Mührün uzunluğu yaklaşık 24.7 mm ve maksimum kalınlığı 7 mm'dir [Christidou 2013: 106-108]. İnsan Kalıntıları: İç Kale'de 8 F açmasında ufak bir çukurun içine yerleştirilmiş, ağzı depo kabı parçalarıyla kapatılmış, dışa açılan kısa sıkma boyunlu bir çömlek saptanmıştır. Kahverengiden koyu boza dönüşen renklerde lekeli, yüzeyi oldukça aşınmış, yoğun taşçık ve kalker katkılı hamurlu bu kabın içinde, cenin pozisyonunda bir bebek iskeleti gömülüdür. Yerleşmede bir ilk olan sıkma boyunlu, kiresel gövdeli çömleğiyle bu gömüt Güvercinkayası'nın alışılagelen kaplarına hamur ve biçim açısından hiç benzememektedir [Gülçur-Çaylı 2010:365]. 2013 yılında, 4 G açmasında bulunan Geç Obeyd Dönemi kerpiç yapısının altında iki ufak mekan saptanmıştır. Bu mekanlardan batıda olanında küçük bir çömlek bulunmuştur. Çömleğin içinde yeni doğmuş bir bebeğe ait iskelet parçalarına rastlanmıştır. Güvercinkayası'ndaki Geç Kalkolitik / Geç Obeyd gömütlerinin sayısı bu gömütle birlikte ikiye yükselmiştir [Gülçur et al. 2015]. Hayvan Kalıntıları: Buitenhuis tarafından yapılan incelemeler sonucunda koyun (Ovis aries) ve keçinin (Capra hircus) evcilleştirildiği anlaşılmıştır. Dişilerin yaşlı kesilmiş olması; sütün önemli bir besin olduğunu düşündürmektedir [Gülçur 1999:64]. Tek bir yabani koyun (Ovis orientalis) boynuzu; bu türün de varlığını kanıtlamıştır. Diğer buluntuları ise sığır kemiklerinin yanısıra evcil olup olmadığı anlaşılamayan küçük atgillere (Slender equid) ait kemikler; kırmızı tilki (Vulpes vulpes); alageyik (Cervus elaphus); karaca (Caprelous caprelous) ve bir tür sarı geyik (Dama dama) kemikleri oluşturmaktadır. 2005 yılı çalışmalarında iç kalede iç bükey savunma duvarını kesen kule yapısında yumuşak küllü bir çukur içine; bir andironla birlikte topluca bırakılmış; değişik hayvanlara ait boynuz ve kemikler ele geçmiştir. En üstte duran çatallı boynuzun; çok iri ergin bir geyiğe; onun altında duranın; gene çok iri ergin bir yaban sığırına; üçüncü boynuzunsa evcil bir keçiye ait olduğu saptanmıştır [Gülçur 2007: 115]. 2006 yılı çalışmalarında en eski tabakada yer alan konutlarda dikdörtgen biçiminde kil saklama kutuları ve çevresinde geyik; yabandomuzu; yılan ve köpek kemikleri bulunmuştur [http://cat.une.edu.au/page/guvercinkayasi; 29.5.2008; 14:30]. 2007 yılı çalışmalarında ele geçen bir arslanın, yerleşme içine getirildikten sonra olsa gerek, diğer etçiller tarafından kemirildiğine ait izler taşıyan bacak kemiği ile büyük bir kedigile ait tırnak örneği önemli buluntulardır [Gülçur-çaylı 2009:273]. Diğer: Güvercinkayası'nda boncuklara çok sık rastlanmamaktadır. Çömlekçi hamurundan; elde şekillendirilmiş; grimsi renkli silindrik boncuk bu bağlamda türünün ilk örneğidir. Bal rengi; akik benzeri opak taştan; geniş ip delikli; ufak silindrik boncuk ise şimdiye kadar bulunanların arasında özenli yapımlardandır. Ortadan dikine delinmiş; yerel bir taştan yapılma; disk biçimli yassı boncuksa daha basit yapımlardır [Gülçur-Kiper 2008:250]. 2007 yılında ele geçen buluntular arasında henüz gerekli analizler yapılmadığından doğal bakırdan mı yoksa ergitilmiş bakırdan mı yapıldıkları bilinmeyen, olası bir iğneyle biri tüm, diğeri yarıma yakın iki boncuk ve dövülerek plaka haline getirildikleri sanılan iki ufak parça önemlidir [Gülçur-Çaylı 2009:274]. 2008 kazılarında mezar hediyesi olarak verilmiş yassı ufak, kırmızı ve beyaz renkli boncuklardan oluşan bir kolyenin yanı sıra yerleşme içinde de bazı boncuklar ele geçirilmiştir [Gülçur-Çaylı 2010:367]. 2009 yılında aşağı yerleşme kuzey yamaçtaki açmalarda, kalın duvarın hemen altında ortaya çıkan mermerden, kundakta bir bebeği yansıttığı düşünülen heykelcik ele geçmiştir. Heykelcik sivri başlı, yuvarlak yüzlü, kolları ve bacakları oldukçe küt ve şişman gövdelidir. Yüzde gözler iki ince çizgiyle belirtilmiştir. Vücut üzerinde ise giysilerle ilgili olduğu düşünülen, göğüs altından bir roba gibi geçen ince yive her iki omuz üzerinden çaprazlama inen birer ince hat kavuşmaktadır. Bunun dışında kırmızı renkli bir taştan imal edilmiş konik boncuk ve iki adet koyu yeşilimsi sert taştan yassı baltacık ele geçen önemli buluntular arasındadır [Gülçur et al. 2011:297]. 2012 yılında 9 F ve 6 F açmalarında Akdeniz kökenli iki deniz kabuğu (Spisula fsolida) bulunmuştur. Kabuklara açılan delikler, bunların boncuk ya da amulet olarak kullanıldığını göstermektedir. 4 G açmasında da benzer bir deniz kabuğu (Conidae-Conus mediterraneus) bulunmuştur [Gülçur et al. 2014:448].
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: Güvercinkayası'nın tek tabakalı bir yerleşme olduğu; Niğde Köşk Höyüğü'nün en üst tabaka buluntuları ile olan benzerliklerine dayanarak; Kalkolitik Çağ'a tarihlenebileceği ileri sürülebilir. Hem Karaz malı benzeri malların bulunuşu; hem de Son Obeid-İlk Uruk Dönemi'ne ait tarazlı yüzlü kaselerin oluşu; yerleşme yerinde birden fazla tabakalanmanın da olabilecegini ortaya koymaktadır. Olasılıkla bu kayalığın; burayı yurt yeri olarak seçen toplulukların ilgisini çeken bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Melendiz Nehri'nin yalnız burada geçit vermesi; belki göç yolunun tam bu mevkiiden geçmesine yol açmış olabilir. Yerleşme yeri seçiminde belki de; tatlı bir su kaynağının varlığı ya da kayalığın elverişli korunma yeri hüviyeti taşıması rol oynamış olabilir. Konut ve mekanların düzenlenişine ve kiler alanlarındaki depolama ünitelerinin de belirli bir düzen içinde kullanılmasına dayanılarak; yerleşmede planlı bir yapılaşma olduğu düşünülmektedir. Bununla beraber; MÖ 5000-4800 yıllarında; kentleşme olgusunun ortaya çıkmasından 800 yıl kadar önce; Orta Anadolu'da köy ya da toprak ağalığı benzeri bir sosyal sınıfın şekillendiği önerilmektedir. Gücünü artı ürün ya da geniş topraklardan alan ve mal varlığını kalın duvarlarla savunabildiği düşünülen bu sınıflaşmış topluluğun; Orta Anadolu'da kanıtlanabilir olması tartışmaya açıktır. 2005 yılı kazılarından sonra; küçük çaplı sayılabilecek bu Kalkolitik Çağ kaya üzeri yerleşmesinin; kentleşme öncesinin sosyoekonomik ve sosyopolitik devinimleri hakkında önemli verileri barındırdığı söylenebilmektedir [Gülçur 2007:118]. 2006 yılı çalışmalarında son evreye ait konutlarda; Doğu Anadolu (belki de Ubaid?) üslupları ile ilişkilendirilebilecek farklı bir keramik türüne rastlanmıştır. Evre D'de ortaya çıkarılan bazı buluntularda; örneğin yerel nitelik taşımayan siyah bir taştan yapılmış bir mühürde; Doğu Anadolu ile ilişkiler açıkça izlenmektedir. Bu obje üzerindeki desen bir hayat ağacına benzemektedir. Sit için belirlenen radyokarbon tarihleri (MÖ 5.200-4.750); tüm tabakaların Köşk Höyük Tabaka 1 ve Mersin XVI ile aynı döneme ait olduğunu göstermiştir [http://cat.une.edu.au/page/guvercinkayasi; 29.5.2008; 14:30]. 2007 yılı kazısı iki önemli noktayı açığa çıkarmıştır. Bunlardan ilki, kentleşmeyle başa baş giden savunma, bir başka söylemle askeri sistemlerin nasıl geliştiği hakkındaki somut bulgulardır. İkinci önemli noktaysa, bakır buluntuların yoğunlaşmasıdır. Gerekli analizler gerçekleştirildiğinde, refraktif metalurji öncesine tarihlenen bu buluntular, metalurjinin emekleme devresindeki gelişmeler bağlamında yol gösterici olabilecektir [Gülçur-Çaylı 2009:276].


Liste'ye