©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Üçtepe / Kerh

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Üçtepe / Kerh
Türü:
Höyük
Rakım:
614 m
Bölge:
Güneydoğu Anadolu
İl:
Diyarbakır
İlçe:
Bismil
Köy:
Üçtepe
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
Yeni Assur İmparatorluk Dönemi Geç Demir Çağı Geç Yeni Assur Dönemi

     


Yeri: Diyarbakır il merkezinin 40 km güneydoğusunda; Bismil İlçesi'nin 10 km batı-güneybatısında; günümüzde Üçtepe olarak ismi değiştirilen eski Kerh ya da Kerh-i Dicle Köyü'nün hemen (200-300 m) batısındadır [Sevin 1990:res.2].
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Dicle Nehri'nin kollarından Göksü Çayı'nın batı kıyısındaki höyük; konglemeratik yükselti üzerinde yer almaktadır. Bu doğal tepe ile beraber 44 m yüksekliğindedir. Boyut olarak 200x180 m boyutları verilmektedir [Sevin 1990:103-104]. Göksü Vadisi'ne hakim noktada olan höyük; güneyden kuzeye doğru giderek alçalan oval bir tepe görünümündedir.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: 1865 yılında Diyarbakır'da İngiliz konsolosu olan J.C. Taylor, Kurkh denilen yerleşme alanında Assurnasirpal II'ye ve Salmanasar III'e ait iki stel bulmuştur. Söz konusu bu steller, Kurkh Monolitleri olarak bilinmektedir ve G. Smith tarafından yayınlanmıştır [Na'aman 1976:89]. Bundan sonra A.T. Olmstead 1907 yılında Dicle kıyısındaki höyüklerde sürdürdüğü araştırması sırasında Üçtepe'de de incelemelerde bulunmuştur. 1986 tarihine kadar, birkaç yüzey araştırması dışında, bölgedeki çalışmalar tümüyle durmuştur [Özfırat 2005a:3]. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun en büyük boyutlu höyüklerinden biri durumundaki Üçtepe'nin statigrafisini belirlemek ve eski adının Tuşha ya da Tuşhan olabileceği olasılığını da göz önünde tutarak bu tepede, MÖ 9. yy'ın ilk çeyreğinde Assur Kralı Assurnasirpal II'nin kurduğu eyalet sarayının yerini tespit etmeye yönelik kazı çalışmaları başlatılmıştır. 1988 yılında V. Sevin yönetiminde başlayan kazılarda, ikisi kuzey, ikisi doğu yamaçta olmak üzere toplam dört açmada çalışılmıştır [Sevin 1993:175-176]. Kazılar 1992 yılına kadar sürdürülmüştür [Özfırat 2005a:4]. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.
Tabakalanma: Üst seviyedeki geniş kapsamlı Demir Çağı ve Hellenistik-Roma tabakaları yüzünden yüzeye son derecede az yansımış olan prehistorik malzemeye göre, höyükteki yerleşme Halaf Dönemi'nde başlayarak İlk Tunç Çağı'nda da devam etmiştir. Bununla birlikte höyüğün esas ünü, 1865 yılında J.G. Taylor'ın burada bulduğu iki kireç taşı Assur stelinden gelmektedir [Sevin 1990:103-104].1992 yılında yapılan çalışmalar ışığında, doğu açmalarında Orta Demir Çağı'ndan, Orta Tunç Çağı'na kadar uzanan bir statigrafi tespit edilmiştir. III, X ve XII no'lu açmalarda yapılan çalışmalar doğrultusunda, höyük üzerinde yukarıdan aşağıya doğru mevcut olan dönemler şöyledir: - Roma Dönemi (1-4. yapı katları) - Hellenistik Dönem (5-6. yapı katları) - Yeni Assur Dönemi (7-8. yapı katları) - Orta Assur Dönemi (9. yapı katı) - Orta Tunç?-Son Tunç Çağı (10. yapı katı) - Orta Tunç Çağı/Koloni Çağı (11. yapı katı) - İlk Tunç Çağı sonu (12 A-B-13. yapı katları) [Köroğlu 2002:451; Özfırat 2005b:54-55]. Höyüğün güneydoğusundaki basamaklı açmada, Yeni Assur Dönemi yapı katları ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı katları, Hellenistik Dönem taş duvarlı kale kalıntılarının altında bulunmaktadır [Gates 1994:261].
Buluntular: Mimari: Doğu açmalarında 1988-91 yılları arasında yürütülen çalışmalarda Demir Çağı yapı katlarına da rastlanmıştır [Sevin 1994b:400]. VII no'lu açmadaki 1991 yılı çalışmalarında Yeni Assur Dönemi'ne ait bir kata inilmiştir. Burada söz konusu döneme ilişkin bir kerpiç duvar saptanmıştır. Bu duvarın, önemli bir yapıya ait olduğu düşünülmüştür. Üzerinde Nineve, Kalhu ve Durşarrukin gibi başkentler ile Til Barsip ve Hadatu gibi eyalet merkezlerindeki yapılardan tanınan, çamur sıva üzerine beyaz ve siyah renkte boyalarla yapılmış duvar resmi parçaları bulunmuştur [Sevin 1993:179]. Yeni Assur Dönemi'nin geç evresine ait 7. yapı katının altında bu dönemin erken evresine bir başka deyişle 8. yapı katına ilişkin kerpiç duvarlar ortaya çıkarılmıştır. Yine taş temelsiz olarak doğrudan doğruya toprağa yerleştirilmiş olan bu duvarlar, 0.60 m yüksekliğe kadar korunmuş olmakla birlikte, yamaçtaki erozyona elverişli konumları yüzünden kalınlıkları saptanamamıştır [Sevin 1994b:401]. Höyüğün yaklaşık 200 m çapındaki konisi tümüyle Yeni Assur yapılarıyla kaplıdır. Güneydoğu yamacında 44.5 m'lik bir bölümü izlenebilen, kalın ve uzun duvar, iç kaleyi kuşatan bir sur olmalıdır [Özfırat 2005b:55]. Çanak Çömlek: Doğu açmalarında Geç Demir Çağı'na tarihlenen "Triangle Ware" türündeki seramikler, mimari öğelerle birlikte ele geçmemesine karşın Geç Demir Çağı'nın varlığını göstermektedir. Diğer açmalardan elde edilen bilgiler ışığında, höyüğü saran çakıl kuşağının hemen altında Yeni Assur Dönemi tabakalarının başladığı anlaşılmıştır. Höyükte tespit edilen 3 yapı katında da Yeni Assur Dönemi seramikleri gözlenmektedir. Bunlar içinde "emzikli goblet" adı verilen seramik grubu da söz konusudur. Kuzey açmasında da Yeni Assur Dönemi'ne ilişkin çok sayıda çanak çömlek ele geçmiştir [Sevin 1990:103-104]. Mezar: Çalışmalarda Orta Assur sonu/Yeni Assur Dönemi başına ait 9. yapı katında, bir kız çocuğu ile birlikte gömülmüş bir kadına ait inhumasyon mezar bulunmuştur. Ölüler giyinik ve ziynet eşyaları ile birlikte bırakılmıştır [Özfırat 2005b:54]. Mezarda altın takılar, fayans boncuklar, tunç bilezik, yüzük ve kaliteli seramikler bulunmuştur [Mellink 1990:139]. Heykel/Kabartma: Üçtepe Höyüğü'nde, İngiliz Başkonsolosu J.G.Taylor tarafından 1865 yılında bulunup önce Bağdat'a sonra British Museum'a taşınan, kireç taşından iki stel arkeoloji dünyasında Kurkh Monolitleri adıyla bilinmektedir. Söz konusu bu steller, II. Assur-nasir-apli (MÖ 883-859) ile oğlu III. Şulmanuaşerid'e (MÖ 858-824) aittir. Üçtepe'nin adı söz konusu steller sayesinde uzun zamandır bilinmektedir [Özfırat 2005a:3].
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: Üçtepe/Kerh, özellikle Yeni Assur Dönemi ve kültürü hakkında önemli bilgiler sağlayacak yapı katlarına sahiptir. Höyüğün Assurlular Dönemi'ndeki adı ve yörenin tarihi coğrafyasına ilişkin sorunların, bu kazılar sayesinde aydınlığa kavuşturulacağı düşünülmüştür [Sevin 1989:13].


Liste'ye