    




 |
|
| |
 |
|
|
Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları, dizileri ve "yıllardan..." köşesini bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.
Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...
|
|
|
|
|
|
13 - 19 Temmuz 2008
|
|
KİM BATTI, KİM ÇIKTI,
OLAN KİME OLDU?
Geç Antik dünyanın önemli kentlerinden biri, Hellenistik Bithynia Krallığı’nın ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki tek başkenti olan İzmit, barındırdığı tarihi eserler açısından oldukça zengindir. Ancak modern kentin altında kalan bu zenginlikler günümüzde görünmemektedir.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 1999 depreminden sonra ulaşım sistemleri dahil kenti yeniden yapılandırmaya başladı. Son birkaç yıldır şehirde, özellikle İzmit’te, bir hareketlilik yaşanıyor. Saat Kulesi ile Orhan Camii gibi bazı eserler restore edildi, SEKA fabrika alanı park oldu, yeni yollar açılmaya başlandı, Devlet Malzeme Ofisi binaları yıkıldı vs… Kentin yapılanmasında bizi ilgilendiren kısım bütün bunlar yapılırken kentin antik geçmişinin ne kadar dikkate alındığı kuşkusuz.
SEKA fabrika alanının yanındaki DMO binalarının bulunduğu alan antik İzmit’in yani Nicomedia’nın Roma dönemi agorası. Nicomedia Agorası, 1950’li yıllara
kadar az çok korunmuş ve günümüze kadar ulaşmış
iken, dönemin DMO yöneticileri, beton atarak bu
agorayı örtmüşler ve doğu batı yönünde 2 mermer ana
platform olarak ilerleyen ve SEKA İlkokulu’na kadar
varan bu eşsiz tarihsel mimari yapıyı ortadan
kaldırmışlardı. DMO bahçesi olan beton alanın
altında da, antik Nicomedia Agorası’nın pek çok
mimari parçasının bulunduğu söylenebilir.
Hemen önündeki D-100
karayolunda da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bir
yıldan fazladır devam eden battı-çıktı inşaatı var.
Nisan 2007’de İzmit Müze Derneği eski Başkanı Sedat
Tuna Yalıncan, bir uyarıda bulunmuş, DMO alanında bu
tarihsel değerlerin yattığı göz önüne alınarak,
burada yapılan çalışmalarda çok dikkatli olunmasını
istemişti. Bu uyarının ardından agoranın ucu da
ortaya çıkınca Müze Müdürlüğü'nün talimatıyla
çalışma durduruldu. Ancak sonra ne olduysa D-100
karayolu üzerinde battı-çıktı inşaatı devam etti.
Battı-çıktı inşaatı sırasında yer altından çıkan pek
çok tarihi eserin tahrip edildiği, hatta yok
edildiği kuşkuları Özgür Kocaeli gazetesinde
defalarca yayınlandı.
D-100 karayolu üzerindeki batan
ama bir türlü çıkamayan “battı-çıktı” inşaatının
devam ettiğine geçen hafta sonu Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi'nin TAYEx Bizans Marmara araştırmaları sırasında şahit olduk. Bu
inşaatın Kocaeli Müze Müdürlüğü kontrolünde mi devam
ettiğini bilmiyoruz ancak görünen antik duvarlar ve
devam eden faaliyet bunun böyle olmadığını
gösteriyor. 15 Nisan 2005 tarih ve 702 no.lu
“Kentsel Arkeolojik Sit Alanları Koruma ve Kullanma
Koşulları İlke Kararı” ile korumaya yönelik özel
planlama gerektiren kentsel arkeolojik sit
alanlarında planlama çalışmaları sırasında:
• Alana gelecek işlevlerin
uyumuna,
• Günümüz koşullarının
gerektirdiği altyapı hizmetlerinin proje aşamasında
kültür katmanına zarar vermeyecek ve toprak
kullanımını minimumda tutacak biçimde ele
alınmasına,
• Öneri yapı gabarileri ile
yapı tekniği ve malzemesinin geleneksel doku ile
uyumuna,
• Mevcut ve olası arkeolojik
varlıkların korunmasını ve değerlendirilmesini
sağlayacak çözümler getirilmesine,
karar verilmiştir. Bir yıldan
uzun zamandır süren bu çalışmalarda bu maddelerin
dikkate alınmadığı, inşaat faaliyetlerinin ilgili
makamlarca kontrol edilmediği, edilse de bu
kontrolün sürekliliğinin sağlanmadığı açıktır.
Bakanlıklar ya da ilgili
birimler arası koordinasyon eksikliği ile mevzuat
boşluklarının Türkiye arkeolojisine, araştırma ve
kazı faaliyetlerine, antik kentlere verdiği, vermek
üzere olduğu ve vereceği zararlar herkesin malumu.
Bu kadar karmaşık olmaması gereken bu koordinasyon
sağlanmadığı sürece ciddi bir envanter eksiği olan
ve tarih bilgisine rağbet edilmeyen ülkemizde kültür
varlıklarını korumak mümkün olmayacak. Ancak gözle
görünür durumlarda müdahale edilmesi mümkünken
edilmiyor olması daha can acıtıcı bir durum. Bu
örnekte de Kocaeli Müze Müdürlüğü burnunun dibindeki
duvarlara gidip bakma zahmetinde bulunursa, Kocaeli
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu
sorumluluğu altındaki bölgedeki bu inşaat konusunda
bir şey yaparsa, Kültür ve Turizm Bakanlığı da
adındaki “Kültür” kısmını hatırlarsa antik İzmit
kurtulur. Belki...
TAYHaber, Ayşe Didem Bayvas,
Fotoğraflar: TAY Projesi Arşivi, 19.07.2008
Kaynak:
1.
Özgür Kocaeli Gazetesi arşivi
2. Friederich
Karl Dörner, Inschriften und Denkmaeler aus
Bithynien, Berlin, 1941
3.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Mevzuatı
|
|
1000 YILLIK KESTANE
AĞACI
Kütahya'da
Kumarı Köyü'nde bulunan ve Bizans, Selçuklu, Germiyanoğulları, Osmanlı ile Cumhuriyet dönemlerine
tanıklık eden, 1000 yıllık olduğu tahmin edilen
Türkiye’nin en yaşlı kestane ağacı, halen meyve
veriyor.
Kütahya Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı
Nihat Değirmenci, en az 1000 yıllık olduğu
belirlenen ağacın, 7 Eylül 1995’te Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu gereğince “anıt ağaç”
olarak tescil edildiğini bildirdi. Değirmenci, söz
konusu ağacın hala meyve vermesinin dikkat çektiğini
söyledi. Anıt ağacın meyvesini çocukluğundan bu yana
topladıklarını bildiren köyün eski muhtarı Ali Çelik
de, “Kaya üzerinde yetişen ve rüzgar, yağmur, kar
gibi etkenlerle kökü iyice belirginleşen ağaç, hala
400-500 kilogram arasında meyve veriyor” dedi.
Ağacın 8 metre çap ve 25 metre yüksekliğe sahip
olduğunu belirten Çelik, köye dışarıdan gelen
ziyaretçilerin ağacın önünde fotoğraf çektirmeden
gitmediklerini ifade etti.
Türkiye Gazetesi, 19.07.2008
|
|
|
ÇANAKKALE'DE EFES VE MİLET GİBİ ANTİK BİR KENT
DOĞUYOR
Demir çelik şirketi İÇDAŞ’ın katkılarıya
yürütülen Parion antik kenti kazı çalışmaları
Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü’nden Prof.Dr. Cevat Başaran
başkanlığında gerçekleştiriliyor. Kazı
çalışmalarında yaklaşık 50 kişi görev yapıyor.

Çanakkale’nin Biga İlçesi Kemer Köyü'ndeki Parion
antik kenti, Efes ve Milet gibi turizm merkezi
haline getiriliyor.Demir-çelik şirketi İÇDAŞ’ın katkılarıya yürütülen
Parion antik kenti kazı çalışmaları Atatürk
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji
Bölümü’nden Prof.Dr. Cevat Başaran başkanlığında
gerçekleştiriliyor. Kazı çalışmalarında yaklaşık 50
kişi görev yapıyor.
AS Haber Ajansı’nın (Asha) haberine göre, kazı heyeti başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran, yaklaşık 3 bin yıl önce kurulduğu tahmin edilen Parion'un iki önemli ticaret limanı bulunan bir deniz kenti olduğunu söyledi.
Prof.Dr. Başaran Parion’u Efes ve Milet gibi turizm
merkezi haline getirme yolunda önemli mesafeler
katettiklerini dile getirdi. Asha’nın haberine göre,
Prof.Dr. Başaran, “Parion çok önemli bir liman
kenti. Tarih açısından birçok bilinmeyeni ortaya
koyacağı gibi Türkiye’ye büyük değer katacak” diye
konuştu.
Kazı çalışmalarına ana sponsor olan İÇDAŞ Genel
Müdürü Bülend Engin de herkesin gücü oranında tarihe
ve tarihine sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Anadolu’da yaşayan tüm uygarlıkların bu topraklara
değer kattığına işaret eden Engin, sosyal sorumluluk
projelerinin İÇDAŞ’ın kurumsal kimliğinin bir
parçası olduğunu belirtti. İÇDAŞ Genel Müdürü,
“İÇDAŞ çevreci enerji santralleriyle Türk halkına,
Parion antik kenti kazı çalışmaları ile de tarihe
ışık tutuyor” dedi.
Turizm Gazetesi,
18.07.2008
Nano-Yorum:
28 Haziran'da bu sayfalarda İÇDAŞ ve Parion ile ilgili bir tahribat yazısı yazmıştık (http://www.tayproject.org/haberarsiv20086.html). Görüyoruz ki, bu 20 gün içinde ne değiştiyse değişmiş İÇDAŞ aklanmış ve birdenbire kültür varlıkları koruyucusu olmuş, Bakanlıklar arası yazışmalar hızlanmış, resmi kazılar başlamış vs. Bu arada İÇDAŞ'ın yapacağı yeni yatırımların getireceği çevresel sorunlar ile hafriyatın getirdiği tahribatlar unutulmuş, tümülüs belki de bu arada yok olmuş, ne gam... Yok, yok, biz hala anlamıyoruz.... Ya siz?
|
|
|
MACARİSTAN'DA FİLDİŞİ SAPLI, AYET YAZILI 4 ASIRLIK
OSMANLI KILICI
Macaristan'da yürütülen bir kazıda,
16. yüzyıl Osmanlı dönemine ait bir kılıç bulundu.
Macaristan Haber Ajansı MTI'nin haberine göre, Decs
kasabasında yapılan kazıda gün ışığına çıkarılan
kılıcın Osmanlı dönemi eseri olduğu tespit edildi.
Wosinsky Mor Müzesi'nin müdürü Attila Gaal yaptığı
açıklamada, sapı fildişinden yapılmış, üzerinde
Arapça yazıların yer aldığı kılıcın Macaristan'da
benzeri bulunmadığını söyledi.
Gaal, iyi korunmuş şekilde gün ışığına çıkarılan
kılıcın gerekli restorasyondan sonra müzelerinde
sergilenmeye başlandığını belirtti.
TürkiyeTurizm.com, 18.07.2008
|
|
RUS MÜZELERİNDE 50 BİN KAYIP ESER
Rus yetkililer, ülkedeki müzelerde bulunan en az 50 bin sanat eserinin kayıp olduğunu açıkladı.
Ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Zira hükümetin görevlendirdiği müfettişler, yaklaşık 400 müzeyi henüz ziyaret etmedi.
Daha önce örneği görülmemiş bu kapsamlı çalışma, iki yıl önce başladı. Araştırmayı tetikleyen de, ülkenin en ünlü müzesi olan St Petersburg'daki Hermitage Müzesi'nden 200'den fazla parçanın çalındığının anlaşılması oldu.
Şimdi müzelerdeki on binlerce parçanın çalındığı ya da kaybolduğunun açıklanmasıyla, sorunun ülkenin dört bir yanındaki müzelerin ortak sorunu olduğu anlaşıldı. Hırsızlığın çoğunluğunun müze görevlileri tarafından yapıldığı açıklandı. Bunların çoğunluğunun da güvenlikten sorumlu personel olduğunun altını çizdi. Son derece değerli parçalara, inceleme gerekçesiyle ulaşabilen akademik personel de suçlananlar arasında.
Sanat uzmanları hükümetin vakit geçirmeden harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor. İşe Rusya'daki tüm müzelerdeki esirlerin kapsamlı bir envanteri ile başlanması ve hırsızlık olaylarının önüne geçmek için, müze personelinin maaşlarının artırılmasının gerektiğinin altı çiziliyor.
Macedonian Radio and Television, 18.07.2008
|
 |
|
ATATÜRK'ÜN EDREMİT'TE GEZDİĞİ FAYTON ELE GEÇİRİLDİ

Edremit Jandarma Bölük Komutanlığı düzenlediği bir
operasyonla 1932 yılında Atatürk’ün Edremit
ziyaretinde gezinti yaptığı faytonu saklandığı
yerde ele geçirdi.
Altınoluk Manastırhan bölgesinde Türkiye’nin ilk
Bankeri Alibey’in mirasçılarına
ait harabe (Karargah) bir yerde
saklanan ve satılacağı duyumlarının alınmasıyla
düğmeye basıldı.
Edremit Cumhuriyet Savcılığından alınan izinle,
Jandarma timleri bölgede inceleme başlattı. Yol
üzerinde bir garajda kamufle edilerek saklı tutulan
fayton bulunduğu yerden Edremit Cumhuriyet Savcısı
gözetiminde çıkartılarak Güre Jandarma karakolunda
koruma altına alındı.
Banker Alibey’in mirasçılarına ait olan yerin bakım
sorumlusu olan S.A adlı bir
kişinin ifadesinin alındığı öğrenildi. Yaşanan
gelişmeler üzerine Balıkesir Müze Müdürlüğü'nden bir
ekip istendi. Ele geçirilen Fayton’un hangi döneme
ve tarihi özelliklerinin öğrenilmesinin beklendiği
ifade edildi.
Edremit
Belediye Başkanı Yunus Bozbey
gelişmeleri anında takip ederken, konuyla ilgili
Balıkesir Valiliği nezdinde girişimlerde bulundu.
Manevi değeri olan faytonun Edremit Müzesi'ne
kazandırılması için çalışma yaptığını açıkladı.
Başkan Bozbey, “Edemit’in tarihi değerlerine sahip
çıkmak lazım. Böylesine önemli eser bu zamana kadar
neden saklı tutuldu bilmiyorum. Manevi değeri
büyük olan bu değere sahip çıkmak lazım. Biz bu
faytonu müzemizde koruma altına almak, gerekli
onarımlarını yaptıktan sonra sergilemek istiyoruz.
Bu eserin ortaya çıkmasında emeği geçen Körfez’de
SES Dergisine teşekkür ediyorum. Edremit’in tarihine
sahip çıkmamız lazım” dedi.
Jandarmanın
ele geçirdiği faytonun İngiliz malı olduğu ve
yaklaşık 100 yıllık bir tarihi geçmişi bulunduğu
ifade edilirken piyasa değerinin yaklaşık 500.000
YTL civarında olduğu öne sürüldü. Uzun yıllardır
saklı tutulan faytonun satılacağı duyumlarının
artmasıyla, gizlendiği yerden çıkartılarak koruma
altına alındığı belirtildi.
Körfezin Sesi, 18.07.2008
|
|
TANRILARIN SUYU TESCİLLENDİ
Antik Çağlarda
Karia ülkesinin
kutsal kenti olan Labranda’daki
kaynaklardan çıkan ve günümüzde
Milas
Belediyesi’nin dolum tesislerinde
şişelenerek satışa sunulan Labranda suları, İSO 2200
ve İSO 9001 kalite belgesi almaya hak kazandı.
İzmir’den Fethiye’ye Güneybatı Anadolu ile Ankara’da
satışa sunulan ve Milas Belediyesi’nin önemli gelir
kaynaklarından birisi olan Labranda sularının
ihracatına yönelik önünde hiçbir engel kalmadı.
Ayrıca Labranda su kaynaklarıyla dolum tesisleri
arısındaki boru hattı da yenilendi.
Antik Çağlarda, Güneybatı Anadolu bölgesini
kapsayan Karia uygarlığının başkenti Mylasa'nın
(bugünkü Milas) yaklaşık 14 kilometre kuzeyindeki
dağlar üzerinde Labranda antik kenti bulunurdu.
Yılda bir kez ülkenin dört bir yanından buraya gelen
Karialılar, tanrıları Zeus Stratios veya Zeus
Labrandos adına görkemli törenler düzenlerler ve bu
törenlerde tanrılarına genç boğalar kurban
ederlerdi. Labranda’yı önemli kılan şeylerden birisi
de buradaki hoş içimli kaynak sularıydı. Kentin
içindeki kutsal çeşmelerden akıtılan bu lezzetli
suların tanrıların suyu olduğuna inanılırdı. Hatta
bu kutsal çeşmelerden akan sular bir havuzda
toplandığı ve bu havuzda altın gerdanlık ve küpeler
takılmış balıkların yüzdüğü, bu balıkların
ellerinden yem yedikleri kişilerin dileklerinin
kabul olduğu anlatılırdı. Ayrıca Labranda’da bu
kutsal sularında insanların arındığı bir dinsel
yıkanma salonu olduğu da söylentiler arasındadır.
Karia’nın dağlar üstündeki bu görkemli rahipler
şehri Labranda, tarihe karıştıktan sonra tanrıların
lezzetli ve şifalı kaynak suları da yüzyıllarca ya
boşa akmış, ya da yöredeki köylülerin bahçelerini,
harımlarını sulamış. Ta ki, 1940’lı yıllarda Milas
Belediye Başkanı Nazmi Akdeniz, Milaslıların Koca
Yayla dedikleri Labranda yöresindeki su
kaynaklarını, o günün yetersiz koşullarına karşın
künk borularla Milas’a akıtana kadar... O günden
sonra Milas’ın meydan çeşmelerinden, tek tük su
bağlanmış evlerinin musluklarından Labranda suyu
akmaya başlamış. 1970’li yıllarda ise Milas Belediye
Başkanı Erdal Çerçi, kurdurduğu dolum tesisinde ilk
kez Labranda suyunu cam şişelerle pazarlamaya
başlamış ve böylece belediyeye gelir sağlamış.
1990’lı yıllarda ise Belediye Başkanı Ali Doğan
Serçek “yap, işlet, devret” yöntemi ile pet şişe
dolum tesisleri kurdurmuş. Arkasından göreve seçilen
Belediye Başkanı Fevzi Topuz döneminde ise “işlet,
devret” dönemi tamamlanmadan fabrika belediye
tarafından satın alınmış. Bugün Milas Belediyesi’nin
mülkiyetindeki modern tesislerde Labranda suları
O.5, l.5, 5 ve 19 litrelik pet şişelere doldurularak
İzmir’den Fethiye’ye kadar uzanan Güneybatı
Anadolu’da ve Ankara’da tüketiciye sunuluyor.
Labranda suyu aynı zamanda Milas Belediyesi’nin
de önemli gelir kaynaklarından birisini oluşturuyor.
Milas Belediye Başkanı Hürol Önder, Labranda suyu
için İSO 2200 ve İSO 9001 kalite belgesi almaya hak
kazandıklarını bildirdi. Labranda’daki dört ana
kaynağın son derecede hijyenik bir şekilde korumaya
alındığını ve boru hatlarının büyük kısmının
yenilendiğini, kalan kısımlarının da yenileme
çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Önder, alınan
İSO kalite belgeleriyle Labranda suyunun ihraç
yolunun da açıldığını söyledi. Belediye bünyesindeki
45 personelin İSO kalite belgesi kapsamında iki
aylık bir eğitime tabi tutulduğunu ve eğitim sonunda
sınavdan geçirildiğini kaydeden Önder “Labranda suyu
Milasımız ve yöremiz için bir nimet. Biz de bu
nimetin kıymetini biliyoruz. Önce kaynaklarımızı
modern bir şekilde hijyenik bir hale getirdik.
Kalitesini, lezzetini herkesin takdir ettiği
suyumuzun ihracatının da önünü açabilmek amacıyla
İSO kalite belgesi almak için başvurmuştuk ve bu
belgeleri almaya hak kazandık” dedi.
Cumhuriyet Ege, 18.07.2008
|
|

|
BİN YILLIK SEDİR AĞACI İLGİ GÖRÜYOR
Kahramanmaraş merkeze bağlı Suçatı Köyü'nde 7 metre 20 santimetre çapındaki sedir ağacı görenleri şaşırtıyor.
Kente 55 kilometre uzaklıkta bulunan Suçatı Köyü'nün sedir ağaçları ile meşhur olduğu belirtildi. Her yıl yüzlerce kişi, bin yaşına ulaşan ağaçları görmek için Ağıllı Yaylası'na gidiyor.
Yaklaşık 2 bin metreyi bulan yüksekliği ile turizme kazandırılmayı bekleyen Ağıllı Yaylası bugünlerde 7 metreyi aşan çapı ile sedir ağaçlarıyla anılıyor. Suçatı Köyü'nde yaşayan Mustafa Gürocak ile Özcan Gürocak, uzmanların bin yaşını bulduğunu söylediği sedir ağacını metre ile ölçtü. 10 asrı bulan yaşı ile hala dimdik ayakta duran sedir ağacı 7 metre 20 santimetre geldi.
Sedir ağacını ölçerken zorlandıklarını söyleyen Mustafa Gürocak, ağacı görenlerin hatıra amacıyla fotoğraf çektirdiklerini ifade etti.
Kahramanmaraş Kent Haber, 18.07.2008
|
|
TURİSTİ NEREDE AĞIRLAYACAĞIZ?

Cendere Köprüsü'nde turistlerin
mola vereceği,
dinleneceği bir tesisimiz bile yok,olan da yıkılmış
harabeye dönmüş vaziyette.
Nemrut Dağı Milli Park alanında 20 yıldan bu yana
gözle görülür bir icraat yapmayan Orman Bakanlığı,
Turizm Bakanlığı ile diğer Bakanlık ve kurumlar
olumsuzluğa gelince aslan kesilerek Cendere
Köprüsü'nde 30 yıldan bu yana turistlere hizmet veren
çay ocağının kapısını bir daha açılmamak üzere
sağlam kilit vurdular. Kahta İlçesi'nde Romalılar
döneminden kalma 2 bin yıllık tarihi Cendere Köprüsü
yakınında bulunan çay ocağı, Orman Genel Müdürlüğü
yetkilileri tarafından yaklaşık 4 ay önce turizm
sezonunun başlanacağı göz önünde bulundurulmadan
kapısına kilit vuruldu. Nisan ayından bu yana tarihi
köprüyü görmeye gelen yerli ve yabancı turistler
burada mola verirken,su,çay,kola,çerez ve benzeri
türden aperatif gıda bulamamalarından ayrıca lavabo
ihtiyaçlarını karşılayamamaktan dolayı perişan
oluyorlar. Daha önce bir işletmeci tarafından
işletilen tesiste buraya gelen yerli ve yabancı
turistlerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak hizmetler
veriliyordu. Çay ocağı kapatılınca bir zamanlar
turistlerin yoğun olarak uğrak yeri olan bu mekan
şimdilerin korku filmlerdeki ıssız sahnelerin
çekildiği mekanlara benzedi. Köprüyü gezmeye gelen
yerli ve yabancı turistlerin mağduriyeti de devam
ediyor. Tesisin kapalı olduğunu gören turistler
burada mola verdikleri halde ihtiyaçlarını
gideremiyorlar. Tesisin bir an önce açılmasını
isteyen bir Turist grubu rehberi sitemini şöyle dile
getirdi “ Orman Bakanlığı'nın, Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu'nun, Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın
kısacası devletin tüm kanun ve yönetmelikleri bu
Cendere Köprüsü'ne mi uygulandı. Altı üstü bir çay
ocağı. Getirdiğimiz gruplar burada mola veriyor. Dut
ağaçlarının gölgesinde bir çay içip 10 dakika
dinlenip bazı ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Ondan
sonra ayrılıp gidiyorduk. Duyduğuma göre mahkeme
kararı ile kapatılmış diyorlar. Sebebi de SİT alanı
olmasından dolayıymış. Kardeşim İstanbul’da Acarkentler, Muğla’da denizi doldurup ruhsat alanlar
dururken 30 yıl boyunca çalışan ve buraya hep artısı
olan bir çay ocağından ne istediler bilemiyorum.
Burada da olumsuzluklar turistleri etkiliyor “dedi.
Tesisi işleten Mehmet Karadoğan ise bu konuda hiç
yorum yapmayarak “ Burası daha önce kardeşimin
tapulu arazisiydi. Burada bir çay ocağı açıp
yaklaşık 30 yıl boyunca yaz sezonunda
çalıştırdık. Cendere Köprüsü ve etrafını sürekli
temiz tuttuk. Köprüye zarar verilmemesi için 30 yıl
adeta gönüllü bekçilik yaptık, kanunlara saygılıyız.
Devlete boynumuz kıldan incedir. Yapacağımız bir şey
yok, devlet aç emri verirse hemen temizliğini yapar
hizmet sunmaya başlarız.Yoksa da kapalı kalacak”
dedi.
Adıyaman Haber, 18.07.2008
|
|

|
PARİS'TE İSLAM SANATI RÜZGARI
Dünyanın en önemli sanat koleksiyonlarından birisine ev sahipliği yapan Paris'teki ünlü Louvre Müzesi'ne İslam sanatları galerisi açılıyor.
2010 yılında açılması planlanan galeri, 86 milyon Avro'ya mal olacak. 3 bin metre karelik bir alana sahip olacak galerinin çatısı, 'rüzgarda dalgalanan peçeye benzeyen bir camla kapatılacak.
Her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği müzede, 7 ile 19'uncu yüzyıl arasına ait yaklaşık 10 bin parça İslam eseri bulunuyor. Seramik ve cam örneklerinden Osmanlı eserlerine kadar pek çok parçayı kapsayan koleksiyonun büyük bölümü 20 yılı aşkın süredir müzenin depolarında saklanıyor.
Müze yetkilileri, sergilenecek parçaların pek çoğunun ilk kez ziyaretçilerin önüne çıkartılacağını söylüyor.
Yeni Şafak, 18.07.2008
|
|
KONYA YAZMA ESERLERE 332 ESER DAHA
Elazığ Müzesi'nden Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ne, 332 adet el yazma eser devri yapıldı.
Selçuklu ve Beylikler devri kitapların da bulunduğu eserler, Kuran'ı Kerim, berat ve tarihi belgelerden oluşuyor. Konya Yazma Eserler Kütüphane Müdürü Bekir Şahin, 1301 yılında yazılan bir Kuran'ı Kerim'in bulunduğunu belirterek, "1301 yılında yazılmış bu eser 67'ye 101 santim ebatlarında, dikdörtgen ve tek sayfa şeklinde yazılan Kuran'ı Kerim dikkat çekmektedir. Bu Kuran'ı Kerim, hasır dokusu formunda, satırlar yatay ve dikey olarak tasarlanmış, 'gubari' hat tekniğiyle yazılmıştır. Eşine az rastlanan nadir bir eserdir" diye konuştu. Bu eserlerle birlikte Konya Yazma Eserler Kütüphanesi'ne devredilen kütüphane sayısının 54'e çıktığını söyleyen Şahin, "Devraldığımız bu eserlerin bakım, onarım ve dijital kopyası yapılarak, kısa bir süre içinde okuyucunun hizmetine sunulacaktır" dedi.
Merhaba Gazetesi, 18.07.2008
|
|
YOL ALTINDAN MAĞARA ÇIKTI
Malatya’nın Akçadağ İlçesi'nde, bölünmüş yol
çalışmaları sırasında jeolojik yapıya sahip olan
doğal bir mağara ortaya çıkarıldı.
Antalya’daki Damlataş Mağarası’na benzediği bildirilen mağaraya
giderek incelemelerde bulunan Arkeoloji Müzesi
Müdürü İzzet Esen ve arkeolog Ziya Kılınç, mağaranın
jeolojik dönemden kalma bir mağara olduğunu
belirterek Malatya’da ilk defa doğal bir mağaranın
ortaya çıktığını söyledi. Esen, “Mağara doğal
oluşumdan meydana gelmiş. Sarkıt ve dikitlerden
oluşan bir mağara. Buranın SİT alanı ilan edilmesi
Sivas Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na
teklif edeceğiz. Tokat-Pazarcık, Alanya’daki Dim ve
Damlataş Mağarası ile benzerlikler taşıyor” dedi.
Türkiye Gazetesi, 18.07.2008
|
|
 |
A.Ü. BİLİNMEYEN TARİHİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARIYOR
Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri ve öğrencileri tarafından gerçekleştirilen Kyzikos Antik Kenti kazılarında Türkiye'deki 3 antik tiyatrodan en büyüğü gün ışığına çıkarıldı.
Bandırma İlçesi'ndeki Kyzikos antik kentinde kazılar başladı. Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden Yrd.Doç.Dr. Nurettin Koçhan başkanlığındaki kazı heyeti, antik kenti gün ışığına çıkarmak için çalışmalara başladı. Kyzikos Kralı'nın bin 800 yıllık antik kentindeki kazılara başkanlık yapan Yrd.Doç.Dr. Nurettin Koçhan, 2.5 kilometre uzunluğundaki antik kent kazı alanında 7 bin 500 metrekare alanda kazı yapacaklarını belirtti. Kültür Bakanlığı ve Erdek Belediyesi'nin katkılarıyla bu yıl üçüncü defa kazılara başladıklarını anlatan Koçhan, Bakanlığın kazılar için 130 bin YTL ödenek verdiğini söyledi.
Kyzikos antik kentinde ilk kazının 1988 yılında Prof.Dr. Abdullah Yaylalı başkanlığında yapıldığını sonra yarım kaldığını anlatan Koçhan, şöyle konuştu: "Antik kentte MÖ 546'da Pers'ler, Lydia krallığı, MÖ 387'de Spartalı devlet adamı Antalkidas, burada yaşadı. Kyzikos Asya'da dünyanın önemli ticaret merkezi oldu. Makedonyalı Büyük İskender MÖ 334'de burasını ele geçirdi. Kyzikos antik kentinin en parlak dönemi Roma İmparatorluğu'na bağlandığı zaman MÖ133'dir. Burası Efes antik kentinden daha önemli bir antik kenttir. Türkiye'deki 3 büyük antik tiyatronun en büyüğü buradadır ve biz bunu gün ışığına çıkardık. İmparator Hadrianus'un tapınağını bulduk."
Antik kentte yapılan çalışmalarda dün Roma Kralı'nın arslanlı çeşmesi, frizler, Kyzikos paraları, lahitler ve tapınak çıktı. Kazılar ağustos ayı sonuna kadar sürecek. Antik kenti her gün yerli ve yabancı yüzlerce turist ziyaret ediyor.
Erzurum Gazetesi, 18.07.2008
|
|
NÜ TABLOLAR PROTOKOLE TAKILMIŞ
Ressam Sema Sanal öncülüğünde Hazine Müsteşarlığı
Hikmet Esen Konferans Salonu’ndaki karma resim
sergisinde yer alan “nü" eserlerin, “protokol"e
takıldığı bildirildi. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek,
söz konusu sergiden herhangi bir eserin
çıkarılmadığını belirtti ve “Sema Sanal’a, sergi
tarihinden bir gün önce salona getirilen eserlerden
bazılarının, sergi talebi esnasında ‘dilekçe ekinde
verilen fotoğraflardaki eserlerle aynı olmadığı’
görülmüş ve kendileri ile yapılan protokol
kurallarına uyulması gerektiği hatırlatılmıştır"
dedi.
Çayyolu Platformu gönüllülerinin, ressam Sema
Sanal öncülüğünde 27 Mayıs’ta yaptığı karma resim
sergisi açılışı öncesinde “nüö resimlerin
kaldırılmasına ilişkin tartışmalar sürüyor.
Sergideki “nüö resimlerin kaldırılmasına ilişkin
daha önce yapılan açıklamada, Hazine
Müsteşarlığı’nın Sanat Galerisi’nin sözleşmesinde
yer aldığı ifade edilen “Galeride sergilenecek
eserlerin, politik ve ideolojik amaçlara yönelik,
manevi değerler ve inançlar gibi hususları
zedeleyici, ulusal değer yargılarını küçültücü,
kışkırtıcı, sömürücü, gelenek ve göreneklere aykırı
olmaması gerekmektedir" maddesi gerekçe
gösterilmişti.
Konuyla ilgili olarak CHP Muğla Milletvekili
Fevzi Topuz’un soru önergesini yanıtlayan Devlet
Bakanı Mehmet Şimşek, sergiden herhangi bir eserin
kaldırılmadığını bildirdi.
Hazine Müsteşarlığı Hikmet Esen Konferans
Salonu’nun esas olarak, Devlet Bakanlıkları ile
Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığının
ulusal ve uluslararası resmi toplantıları için
kullanıldığını belirten Bakan Şimşek, söz konusu
salonun fuaye alanı, Müsteşarlık Mensupları ile
yakınlarının resim, ebru, tezhip, el sanatları,
seramik, çini, hat sanatı, fotoğraf gibi
çalışmalarını sergilemelerine destek olmak amacıyla
sanat galerisi olarak da kullanıldığını kaydetti.
Sema Sanal’ın, yazılı talepte bulunarak Hazine
Müsteşarlığı Hikmet Esen Konferans Salonu
fuayesinde, yağlı boya tekniği ile yapılan
çalışmalarını 2008 yılı içerisinde sergilemek
istediğini bildirdiğini ifade eden Bakan Şimşek,
bunun üzerine 27 Mayıs - 6 Haziran 2008 tarihleri
arasında fuaye alanının Sanal’a tahsis edildiğini
kaydetti.
Eser sahiplerinin, kendi tercihleri doğrultusunda
“nü" olarak vasıflandırılabilecek resimlerin de
içinde bulunduğu 90 parça eseri iki hafta süreyle
fuayede sergilendiğini ifade eden Bakan Şimşek,
şunları belirtti:
“Dolayısıyla, hangi eserlerin sergileneceğine
karar veren, bunları sergileyen ve serginin son
gününe kadar sergilenen eserleri sergi sonunda
eksiksiz alıp götüren de sergi sahipleridir.
Açılışta ya da daha sonra herhangi bir eserin Hazine
Müsteşarlığı tarafından sergiden kaldırılması ya da
indirilmesi söz konusu değildir. Ancak, Sema
Sanal’a, sergi tarihinden bir gün önce salona
getirilen eserlerden bazılarının, sergi talebi
esnasında ‘dilekçe ekinde verilen fotoğraflardaki
eserlerle aynı olmadığı’ görülmüş ve kendileri ile
yapılan protokol kurallarına uyulması gerektiği
hatırlatılmıştır"
Radikal, 18.07.2008
|
|
TARİHİ ESERLER KORUMA ALTINDA
Bartın merkeze bağlı Akgöz
Köyü'nde bulunan Roma ve
Bizans dönemine ait 3 adet tarihi eser, Amasra
Müzesi tarafından koruma altına alındı.
Amasra Müzesi Uzmanı Sanat Tarihçisi Arzu Cicibaş,
Akgöz Köyü'nde nicelemeleri sırasında tespit ettiği
tarihi eserleri Amasra Müzesi'ne kazandırdı.
Cicibaş'ın tespit ettiği tarihi eserlerin
değerlendirilmesinde sütun kaidesi ve sütun
başlığının Bizans dönemine, yarım lahit kapağının da
Roma dönemine ait olduğu belirlendi.
Tarihi eserler, Akgöz Köyü muhtarı Bahri Atak'ın nezaretinde Cicibaş tarafından Bartın Belediyesi araçlarıyla köyden alındı.
Amasra Müzesi'ne kazandırılan tarihi eserler müzenin bahçesinde sergilenmeye başlandı.
Bartın Kent Haber, 18.07.2008
|


|
|
'HAYDARPAŞA MANHATTAN' İÇİN İLK ADIM ATILDI

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Hükümet
tarafından hazırlanan ve sivil toplum kuruluşlarının
tepkisini çeken “Haydarpaşa Manhattan” projesi için
Haydarpaşa Garı ve çevresini kapsayan 110 hektarlık
alan için ilk ihaleyi açtı.
Kamuoyunun büyük tepki gösterdiği proje, 2004
yılında gündeme geldi. 17 Eylül 2004’te kabul edilen
5234 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un
Geçici 5. maddesiyle, Haydarpaşa ve çevresiyle
ilgili devir ve imar yetkilerini hükümet üzerine
aldı.
Yapılacağı iddia edilen 70 katlı gökdelen otellerle
Haydarpaşa’nın, gökdelenleriyle ünlü Manhattan’a
benzeyeceği için kamuoyunca “Haydarpaşa Manhattan”
adı takılan proje, uzun aradan sonra yeniden gündeme
geldi. Bugüne kadar hükümetin bir projesi olarak
bakılan işe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) de
önceki gün yaptığı ihaleyle dahil oldu. İBB Şehir
Planlama Müdürlüğü’nün söz konusu işle ilgili ihale
ilanında işin adı şöyle tanımlandı: “1/5000 ölçekli
Haydarpaşa Gar, Liman ve Geri Sahası
K.A.N.İ.P.(koruma amaçlı nazım imar planı) ve 1/1000
Ölçekli Haydarpaşa Gar, Liman ve Geri Sahası
K.A.U.İ.P.’ye (koruma amaçlı uygulama imar planına
Yönelik Analitik Etüdler, Danışmanlık ve 3-Boyutlu
Kent Modelleme.”
İşin süresi 120 gün olarak belirlenen söz konusu
ihale ilanında ayrıca alınacak olan hizmetin
niteliği ve türü için de şöyle denildi:
“İBB sınırları dahilinde Haydarpaşa Gar, Liman ve
Geri Sahasını Kapsayan 110 Hektarlık Alanda Özel
Uzmanlık Gerektiren Araştırma İnceleme Etüd İşi.”
Belediyenin şartnamesine göre yüklenici firma, söz
konusu iş için sekiz şehir plancısı, iki mimar, iki
harita mühendisi, bir peyzaj mimar, bir sosyolog ve
bir sanat tarihçisini bu iş için çalıştıracak.
İBB Basın Danışmanlığı yetkilileri ihale konusu işin
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na ait olduğunu,
yapılan bir protokol gereği ihaleyi İBB’nin
yaptığını, ihale bedelinin bakanlık tarafından
ödeneceğini söyledi.
Söz konusu işin tarafı olmadıklarını belirten
yetkililer, açık ihaleye sadece, İBB’nin bir şirketi
olan Bimtaş-Boğaziçi Peyzaj İnşaat Müşavirlik Teknik
Hizmetler Sanayi Ticaret AŞ’nin teklif verdiğini,
teklif zarfının ise teklif dosyası incelendikten
sonra açılacağını söyledi.
Haydarpaşa bölgesinde yapılacak projenin detayları
bugüne kadar net olarak açıklanmadı. Meslek odaları
ve sivil toplum kuruluşları yetkililerin tatmin
edici açıklama yapmasını isterken, projeyle birlikte
Kadıköy ve Üsküdar’a gelecek yaklaşık bir milyon
insanı bölgenin kaldırmayacağını, altyapının
yetmeyeceğini, tarihi dokunun elden gideceğini
savunuyor. Şehir plancıları yüksek ve geniş binaları
içeren projenin, İstanbul’un siluetini ezeceğini,
zeminin sağlamlaştırılması için çakılacak kazıkların
bölgeyi tahrip edeceğini iddia ediyor.

Proje bitiminde bu Haydarpaşa
bu görüntüye kavuşacak.
Milliyet, Haber: Mehmet Demirkaya, Fotoğraf: Murat Öztürk, 18.07.2008
|
|
ORTAYLI: TAHT SULTAN İBRAHİM'İN DEĞİL
Şarkıcı Yeşim Salkım'ın, "Sen Nasılsan Öyleyim" adlı albümü için Sepetçiler Kasrı'nda çektiği klipte kullandığı tahtın gerçek olmadığı ortaya çıktı.
Salkım klip için, "Deli" lakaplı 18'inci Osmanlı Padişahı İbrahim'in tahtını, özel izinle Topkapı Sarayı'ndan getirttiğini iddia etmişti. Ancak Topkapı Sarayı Müdürü tarihçi İlber Ortaylı, habere "Saraydan taht çıkar mı" diye tepki gösterdi. Osmanlı padişahlarından Sultan İbrahim'in adının başına "deli" lakabının konmasının da yanlış olduğunu söyleyen İlber Ortaylı şöyle konuştu:
"Topkapı Sarayı'nda bütün padişahların çıktığı bir taht var. Sultan İbrahim'e ait özel bir taht yok. Bir padişahın adının önüne 'deli' lakabını takmak terbiyesizliktir, saygısızlıktır. Herhangi bir oyuncu için saraydan bir şey çıkar mı? Bu konu ile ilgili yazılı bir açıklama da yapacağım."
Sabah, Haber: Duygu Toprak, 18.07.2008
|
|
ALLIANOI SULARA GÖMÜLMESİN

İzmir’in Bergama İlçesi'ndeki Yortanlı Barajı’nın
suları altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan Allianoi Antik Kenti’nin kurtarılması amacıyla
çeşitli meslek kuruluşlarının temsilcilerinden
oluşan Allianoi Girişim Grubu, kazıların yeniden
başlatılmasını ve alternatif çözüm önerilerinin
geliştirilmesini talep eden 5 bin 518 dilekçeyi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderecek.
Girişim Grubunun Dönem Sözcüsü Avukat Hilal Küey,
İzmir Tabip Odasında düzenlenen basın toplantısında,
İzmir 2 No.lu Koruma Kurulunun rölöve çalışmalarını
yetersiz bulan kararını ve son gelişmeleri
değerlendirdi.
Küey, 10 yıl kazı başkanı ve danışman olarak
görev yapan Ahmet Yaraş’tan bilgi, belge ve yazılı
görüş talep edilmesini olumlu bulmakla birlikte
kararın "buluntuların mil tabakası ile kaplanarak
korunması" konusunun bir kez daha altını çizdiğini,
bu yöntemin kabul edilemez olduğunu belirtti. Küey,
"Bu nasıl bir koruma anlayışıdır, biz koruyamadık,
belki toprak korur mantığının bilimsellik
neresindedir?" diye sordu ve mille kaplamanın
"koruma" olduğunu savunan karara karşı açtıkları
davanın sürdüğünü kaydetti.

Bölgenin 1. derecede arkeolojik sit olduğunu
vurgulayan Küey, "gün ışığına çıkan kaplıca
odalarının ve şifalı suların baraj altında kalmasına
izin vermeyeceklerini" söyledi. Küey, Türkiye’deki davaların sürmesine karşın, iç
hukuk yollarının uzun zaman alması gerekçesiyle
konuyu AİHM’e taşıdıklarını hatırlatarak,
başvurularının, AİHM’e yapılan "kültürel mirasın
korunması" konulu ilk başvuru olma özelliğini
taşıdığını belirtti.
AİHM’in davaya bir numara ve isim verdiğini ve
kendilerinden bazı eksik belgeleri talep ettiğini
anlatan Küey, "AİHM, davamızın bakılabilirliğini
kabul etmiş oldu, bunun büyük bir adım olduğunu
düşünüyoruz" diye konuştu.
EGEÇEP Dönem Sözcüsü ve Girişim Grubunun jeofizik
mühendisi üyesi Erhan İçöz de buluntuların toprakla
kapatılmasının yer bilimin tüm ilke ve kurallarına
aykırı olduğunu kaydetti. İçöz, buluntuların çamurla
kaplanıp barajın su tutması durumunda, suyun
yetersizliği nedeniyle Allianoi’nin bazen su
üzerinde bazen de su altında kalacağını ifade
ederek, hareketli su tablasının sonuçta eserlere
zarar vereceğini belirtti.
Çiğli Belediye Başkanı Danışmanı Alime Mitap ise
toplanan imzaların muhataplarınca dikkate
alınmasını, kazıların yeniden başlamasını arzu
ettiklerini söyledi.
Radikal, 18.07.2008
|
|
ATHENA TAPINAĞI BÜROKRASİ KURBANI
İzmir Büyükşehir
Belediye Meclisi, 9 ay önce Foça’daki Athena
Tapınağı’nın gün ışığına çıkarılmasını da içeren
Arkeo Kent Projesi’nin İZSU tarafından yapılmasını
kararlaştırdı.
İZSU yönetimi, daha önce onayladığı projeyi,
bürokratik nedenlerle, henüz başlama aşamasında
gündeminden çıkardı. Büyükşehir’in yeni yöntem
bulacağı belirtildi.
Milliyet Ege, 18.07.2008
|
|

 |
KAVAK'TAKİ SELÇUKLU KERVANSARAYI AHIR OLMAKTAN KURTARILIYOR
Selçuklu İmparatorluğu'nun Samsun'daki tek mirası Selçuklu Kervansarayı, ahır olmaktan kurtuluyor.
Ahır ve depo olarak kullanılan tarihi kervansaray, restore ediliyor.
Kavak İlçesi Çakallı mevkiinde bulunan ve köy tüzel kişiliğine ait 13. yüzyılda inşa edilen kervansaray, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izni ile eski ihtişamına kavuşacak.
Konuyla ilgili açıklama yapan Samsun Müze Müdürü Muhsin Endoğdu, kervansarayın orijinal şeklinin tespiti için uzman görevlendirdiğini söyledi.
Yapı çevresinde araştırma kazısı yaptıklarını bildiren Endoğdu, "Yapının büyük olması sebebiyle iç kısımlarında ve dış duvarlarının orijinal şeklini ortaya çıkarmak istedik. Bunun için bakanlık izinli sondaj kazıları yaptık. Çalışmalarınızı rapor edip ilgili kurula gönderdik. Kurul kararına göre restorasyon çalışmaları başlayacak." şeklinde konuştu.
Zaman, Fotoğraflar: haberler.com, 17.07.2008
|
|
ARKEOLOJİK KAZILARDA İSKELET BULUNDU

Sivas Belediyesi, Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) ve İl
Müze Müdürlüğü tarafından Medreseler Bölgesi'nde
yapılan kazı çalışmalarında iki insan iskeleti
bulundu.
Edinilen bilgiye göre, Sivas Belediyesi'nin Kent
Meydan Projesi kapsamında Şifaiye, Çifte Minareli ve
Buruciye Medreseleri ile Kale Camii etrafında
yapılan arkeolojik kazı ve çevre düzenleme çalışması
sırasında, hangi dönemde yaşadığı henüz
belirlenemeyen iki insan iskeleti bulundu.
Kazı sorumlularından CÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim
Üyesi Başak Akay, yerin yaklaşık 1.5 metre altındaki
kazı çalışmaları sırasında üst üste yatırılmış
şekilde bulunan iskeletlerin, Antropoloji Bölümü'nde
inceleneceğini söyledi. Akay, "Arkadaşlarımız kazı
sırasında kafatası parçalanmış bir iskelete
rastladı. Biz de kazıları genişleterek tüm vücudu
çıkardık. Baktığımızda ikinci bir iskelete
rastladık. Üst üste yatırılmış şekilde bulunan
iskeletlerden birinin 10 yaşlarında, diğerinin ise
yetişkin bir insana
ait olduğunu tahmin ediyoruz" dedi.
İskeletlerin üzerinden boncuk ve yüzük gibi bir
cismin çıkmadığını da belirten Akay, "İskeletlerin
cinsi ve dönemine ait herhangi bir bulguya
rastlamadık. Ancak bu iskeletler gerekli muhafaza
sonrasında, büyük olasılıkla Antropoloji Bölümü'ne
gönderilecek. Ölüm nedenleri, cinsiyetleri ve ne
zaman öldükleri konusunda araştırma yapılacak"
şeklinde konuştu. İskeletlerin yatış şekli itibarı
ile Hıristiyan dinine mensup insanlara ait olduğunu
düşündüklerini de kaydeden Akay, konuşmasını şöyle
sürdürdü:
"Hıristiyan inancına göre ölüler başları batıya
dönük olarak defnediliyor. Bir de elleri çapraz
yapılırken, ayakları da üst üste konuluyor. Ama
dönemi konusunda bir bulgu yok. Ermeni midir?
Bizanslı mıdır? Onu bilemem. İskeletlerin üzerinde
bir bulguya rastlasaydık bize hangi dönemde
yaşadıkları konusunda ipuçları verebilirdi."
Akay, toplu mezar ihtimaline karşı bulunan iki
iskeletin çevresinde kazı çalışması yaptıklarını
ancak başka iskeletlere rastlamadıklarını söyledi.
Arkeolojik kazı yapılan Şifaiye Medresesi 1217
yılında Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus
tarafından, Çifte Minareli Medrese 1271 yılında
Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından,
Buruciye Medresesi 1271 yılında Anadolu Selçuklu
Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında
Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından ve
Kale Camii ise III. Sultan Murat'ın vezirlerinden
Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında
yaptırılmıştı.
Sivas Kent Haber, 17.07.2008
|
|
MÜHÜRLÜ MAĞARANIN SIRRI
Amerika kıtasının bir
zamanlar en büyük yerleşimi olan yüksek piramitleri
ve geometrik tapınaklarıyla ünlü Teotihuacan’daki
mühürlü mağarada antik bir uygarlığın sırları
yatıyor
Farklı ülkelerden uzmanların yer aldığı bir ekip,
temmuz ayı sonunda, Dünya Mirası Listesi’ndeki
Teotihuacan’ın en önemli kalıntılardan biri olan
Piramide del Sol’da (Güneş Piramidi) çok önemli bir
çalışma gerçekleştirecek. Ekip, esas olarak,
piramidin altında bulunan insan yapısı tüneli ve
halihazırda mühürlü halde olan bir mağara sistemini
inceleyerek, burada insan kurban etme gibi
ritüellerin gerçekleştirildiğine dair teorileri test
etmeye çalışacak.
Teotihuacan arkeoloji müdürü Alejandro Sarabia bu
tünelin ibadet amaçlı kullanıldığını ve tünelin
sonunda da adakların sunulduğunu ifade etti. Sarabia,
piramidin 6 metre altındaki, 90 metre uzunluğunda ve
2,5 metre tavan yüksekliği olan tüneldeki
çalışmalarda Meksikalı, Amerikalı ve Japon
arkeologlardan oluşan ekibe liderlik edecek.
“Teotihuacan’da yaşayanların neden mağarayı
mühürleme ihtiyacı duyduğunu ortaya çıkarmak
istiyoruz” şeklinde konuşan Sarabia, “Mağarada
yapılacak kazılar, Teotihuacan’da ne olduğuna dair
ipuçları sunabilir” dedi.
Teotihuacan, en şaşaalı dönemi olan MS 150-450
yılları arasında, farklı etnik kökenlerden 200 bin
kişiye ev sahipliği yapıyordu. Teotihuacan’ın o
dönemde, Roma dahil bugünkü herhangi bir Avrupa
şehrinden daha büyük olduğu düşünülüyor. Ancak daha
sonra yedi ya da sekizinci yüzyıl civarında,
muhtemelen bir isyan sırasında ateşe verildikten
sonra terk edilmiş.
Bundan binlerce yıl sonra tarih sahnesine çıkan
Aztekler kutsallığına inandıkları şehri güneşin
yaratıldığı yer olarak tanımlıyor, oraya
“Ölümlülerin tanrı olduğu yer” diyordu.
Piramidin altında yer alan tünel,1971 yılında, taban
kenarı 224 metre olan piramide ışık ve ses sistemi
yerleştirilirken şans eseri ortaya çıktı. İlk
incelemelerden sonra doğal mağara olarak bırakıldı
ve iki yıl boyunca mühürlü kaldı. Bilgilerin büyük
bir kısmı ise, mağarayı keşfeden arkeoloğun
ölümüyle, tekrar karanlığa gömüldü.
Işık olmadığı ve kötü bir girişi olduğu için tünel
yapılacak kazı çalışmalarının ustalık gerektirdiğini
belirten Sarabia, “Eğer ne olduğunu, neden ve nasıl
olduğunu bulabilirsek, Güneş Piramidi’nin ve genel
olarak şehrin tarihiyle ile ilgili daha detaylı
bilgilere ulaşabiliriz” dedi. Mağaranın gündelik
etkinlikler için kullanılmadığını ve muhtemelen
sadece belli bir kesimin erişim hakkı olduğunu
vurgulayan ekip lideri, “mağaranın kurban ayinleri,
dans veya benzer ritüeller için kullanılmış
olabileceğini rahatlıkla düşünebiliriz” dedi.
Teotihuacan’daki insan kurban etme pratiğinin
izlerine şehrin birçok noktasında rastlamak mümkün.
Bunlar arasında en çarpıcı olanı ise, Güneş
Piramidi’nin dört köşesinde bulunan çocuk mezarı
kalıntıları.
Taraf, 17.07.2008
|
|
"HASUNİ MAĞARALARI TURİSTİK HALE GELSİN"

Silvanlılar, Orta Çağın ilk yerleşim merkezi olan Hasuni mağaralarının turistik hale gelmesini istedi.
Hasuni mağaraları Silvan'ın doğusunda kalıp
şehirden 7 Km. uzaklıkta bulunan Ha¬suni mağaraları
inanılmayacak bir güzelliğe sahiptir. Çok eski bir yerleşim merkezi olan Hasuni'de yaklaşık olarak 300'e yakın mağara vardır.
Bu mağaraların içinde bir mağarada diğer bir
mağaraya su gitmesi için taşlardan tertibatlar
yapılmış. Taşlar ve kaya parçaları yontulmak suretiyle
o dönem su ihtiyaçlarını karşılamak için kuyular,
oturma yerleri ve yataklar yapmışlar.
Turistlerin yol güzergahı üzerinde bulunan
ancak bugüne kadar bu¬raya her hangi bir bakım
yapılmadığından ve yol kenarına Hasuni Mağaralarını
gösterir. Tabelalar konulmadığı için turistler burayı
görmeden geçmektedirler. 1990 yılında Hasuni
mağaralarının hemen yanında Diyarbakır Eski Eserler
ve anıtlar bölge müdürlüğünce bir arkeoloji
çalışması yapılmış ve küçük bir kentin izine
rastlanılmıştır.
Tarih kokan Silvan'ın tarihi yapılarına olan
ilgisizlikten ve sorumsuzluktan dolayı yetkililere
tepkili olan Silvanlılar, ortaçağın ilk yerleşim
yeri olan 300 mağaralı Hasuni Mağarası turizm'e
kazandırılmasını isteyerek, tepkilerini şöyle dile
getirdiler:
“Belediye'nin ve kaymakamlığın ilçe'nin
tarihini tanıtmakla ve yerli ve yabancı turistlere
ilçemize çekmekle çok pasifler. Bugün Hasuni
Mağaraları Ortaçağın ilk yerleşim yerlerinden
biridir. Hasuni mağaraları gölgesinde bulunan moloz
yığınlarının oradan toplanmasını istiyoruz. Türkçe
ve İngilizce Hasuni Cave's diye büyük tabelalar yola
bırakılıp yabancı turistleri Hasuni mağaralarına
çekmek gerekir. En azından yılda bir defa Hasuni
mağaraları dibinde bir dizi etkinlikler düzenlenip
ilçe'deki tarihi önemin vurgulanması gerekir. Silvan
tarihinin tanıtımı ve Hasuni Mağaraları için farklı
farklı tanıtım broşürlerin basılması gerekir. Hasuni
mağaralarına çıkmak için yolların yapılması gerekir.
Tarihi değerlerimiz bizlere bırakılan miras
değildir. Kısa zamanda Hasuni mağaraları etrafında
çevre düzenlemesinin yapılmasını istiyoruz. Hasuni
mağaraları ve diğer tarihi yapılarımız bizlere
bırakılan ve geçmişe sapasağlam devretmemiz gereken
emanetlerdir. Emanete hıyanet edilmemeli” diye tepki
gösterdiler.
Haber Diyarbakır, Haber: Ferhat Parlak,
17.07.2008
|
|
SELİMİYE 'PISA KULESİ' Mİ OLDU?

Mimari şaheseri
Selimiye Camii’nin
dört minaresinden birinde 30 yıldan beri gözlenen
‘eğrilik’ araştırılıyor. Edirne
Vakıflar Bölge Müdürü
Hüseyin Özer,
“Yaklaşık 30 yıldır İstanbul istikametinden kente
girişte sol arka minarede bir ‘eğrilik’ var. Daha
önce bu istikametten camiye bakıldığı zaman sanat
eseri iki minareli gibi gözükürdü. Ancak sol arka
minaredeki eğrilik, caminin estetiğini bozuyor”
dedi.
Özer’e göre eğriliğin nedeni, bir süredir süren
tadilat çalışması sayesinde anlaşılacak: “İki
minarenin külah ve aleminin tadilatı tamamlandı.
Eğrilik olan minaredeki külah ve alemin
yenilenmesine kısa sürede başlanacak. Minarenin taş
kısmında hiçbir sorun yok. Sorunun alem ve külahın
üzerine bindiği seren direğinde olduğunu tahmin
ediyoruz. Tabii bu külah ve alemin indirilmesinin
ardından daha da netleşecek. Seren direğinden
kaynaklandığı kuvvetli bir sebep. Çünkü, 4 metrelik
ve 150 kilogramlık bir alemi üzerinde taşıyan bu
direkler, rüzgarların da etkisiyle eğilmiş
olabilir.” Özer, eğriliğin nedeni bulununca en kısa
sürede düzeltileceğini de belirtti.
Türk mimari sanatının doruk noktası olan camiinin
temeli 1568’de atıldı. 1575’te tamamlanan cami 70.89
metrelik dört görkemli minareyle çevrili.
Minarelerin ikisinde, üç şerefeye birbirinden ayrı
merdivenlerle çıkılabiliyor. Mimar Sinan’ın “Ustalık
eserim” dediği cami yekpare mermerden yapılan
minberiyle de ünlü.
Radikal, 17.07.2008
|
|
İSTANBULLULAR SAATLİ BOMBANIN ÜZERİNDE

İstanbul
halkı büyük bir tehlike ile karşı karşıya!
Başbakan’ın da ofisinin bulunduğu Dolmabahçe
Sarayı’nın tarihi havalandırma boşlukları 2 yıl önce
yapılan kanalizasyon hatası nedeni ile tamamen doldu
ve metan gazı sızmaları başladı. Bölgeden yayılan
pis kokuların nedenini araştırırken, Türkiye’nin
önemli kültürel miraslarından olan Dolmabahçe
Sarayı'nın metan gazı patlaması ile karşı karşıya
olduğu ortaya çıktı. Tarihi binanın havalandırma
tünelleri Haliç kolektörlerinin iki yıl önce arıza
yapması ile lağım ile dolmaya başlamış ve gelinen
noktada bu tüneller tamamen tıkanmış. Yerin altında
sıkışan binlerce ton lağımdan çıkan metan gazı ise
adeta Dolmahçe’nin altında saatli bir bombaya
dönüştü.
Dolmabahçe Sarayı ve Beşiktaş
sahili olmak üzere, Tophane’den Ortaköy’e uzanan
geniş bir alanda yayılan ağır kokunun nedenin metan
gazı olduğunu bakanlık, belediye, Saray yönetimi ve
İSKİ biliyor. Sadece vatandaşların haberi yok.
Ayrıca bu konuda alınan tedbirlerin yetersiz olduğu
belirtiliyor. Gaz salınımı sırasında olası bir
kıvılcım ya da sıkışma sonrası yaşanabilecek bir
patlamanın faciaya dönüşmesinden endişe ediliyor.
İstanbul’un göbeğinde binlerce kişinin hayatının
tehlikede olduğu vurgulanıyor.
İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural
olayı doğrulayarak, havalandırma boşluklarının
teknik sorunlardan dolayı tıkandığını ve metan gazı
patlaması yaşanmaması için belirli saatlerde gaz
salımı yapıldığını söyledi. Beşiktaş Belediye
Başkanı İsmail Ünal ise konunun üzerinde ısrarla
durduklarını ve defalarca İSKİ’ye müracaat
etmelerine rağmen bir sonuca ulaşamadıklarını
belirtti. Konunun kendi yetki alanlarında yer
almadığını ifade eden Ünal, sorunun acilen çözülmesi
gerektiğini vurguladı.
Dolmabahçe Sarayı yönetimi ise
binanın etrafında yayılan kanalizasyon kokusunun
İSKİ'nin açtığı kanallardan kaynaklandığını
açıkladı. Kanalizasyon çalışmaları sırasında bu
kanallardan bazılarının tıkandığını belirten
yönetim, kanallardan doğabilecek metan gibi çeşitli
gazların tahliyesinin yapıldığını doğruladı.
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da
geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama da Dolmabahçe
Sarayı'nın can damarı sayılan havalandırma
boşluklarının tıkalı olduğu yönünde söylentilerin
varlığına dikkat çekmişti. Günay, uzmanların bu
konuda acilen bilimsel çalışma yapmasını da
istemişti. Ayrıca Günay, "Swissotel lahit, Gökkafes
mezar taşı" diyerek bu konudaki suçun, sarayın
üstündeki otellere ait olabileceğini ima etmişti.
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi
öğretim üyesi ve ICOMOS üyesi Prof.Dr. Afife Batur
da acilen gereken araştırmaların yapılmasının
önemine dikkat çekerek "Havalandırma boşlukları yeni
teknikler kullanılarak açılabilir, sadece bu
konudaki gerekli adımların acilen atılması
gerekiyor" dedi.
Habertürk, 17.07.2008
|
|
DEVRİK AĞACIN ALTINDA ANTİK KENT KALINTISI
Fethiye Ölüdeniz Tabiat Parkı"nda
devrilen Kızılçam ağacının kökleri altından tarihi
bir yapının duvar taşları çıktı. Kalıntıların
bölgede, MS 5. yüzyılda kurulan antik Symbola
kentindeki bir kiliseye ait olduğu kaydedildi. Özel
Çevre Koruma ve Birinci Derece Doğal sit alanı olan
tabiat parkında, büyük bölümü sular altında kalmış
antik kentin, bilimsel ve arkeolojik kazılarla gün
yüzüne çıkartılmasını bekleyen turizmciler, bu
sayede 2006’da dünyanın en iyi kumsalı seçilen
Ölüdeniz"in kıymetinin daha artacağını belirtti.
Birgün, 17.07.2008
|
|
SERGİNİN YILDIZI HADRIAN'IN BAŞI OLDU
İngiltere’nin başkenti Londra’daki British Museum, Roma İmparatoru Hadrianus’u konu alan bir serginin açılışına hazırlanıyor.
24 Temmuz’da açılacak serginin bir numaralı parçası, 2000 Ağustosu’nda Burdur’daki Sagalassos antik kentinde bulunan 5 metrelik mermer Hadrianus heykelinin başı olacak.
Burdur’un Ağlasun İlçesi yakınlarındaki Sagalassos antik kentinde geçen yıl bulunan İmparator Hadrian başı, Londra’daki British Museum’da açılan "İmparator Hadrianus" sergisinin yıldızı oldu. Tamamı 5 metre olduğu tahmin edilen heykelin 70 cm boyunda ve yarım ton ağırlığındaki başı, dün sergiye yerleştirildi. Hürriyet’e konuşan British Museum Basın Sorumlusu Hannah Boulton, eserin, Türk yetkililerin izniyle 26 Ekim’e kadar sergileneceğini söyledi.
MS 117 ile 138 yılları arasında Roma İmparatorluğu yapmış olan Hadrian’ın Anadolu’da pek çok eseri bulunuyor. Edirne şehrini de kurduran Hadrian’a ait dev heykel başı, Sagalassos antik kentinde 17 yıldır devam eden kazılarda keşfedilen en önemli eser olmuştu. İmparatorun ölümünün ardından bölge halkı tarafından onun anısına yapılan bir tapınağın girişine dikildiği sanılan heykelin, 7’nci yüzyılda yaşanan bir depremde yıkıldığı tahmin ediliyor.
Heykelin 2007’de çıkarılmasının BBC’de yayınlandığını aktaran Burdur Müzesi Müdürü Hacı Ali Ekinci, British Museum’un Hadrian sergisi düzenlediğine dikkat çekerek Hürriyet’e şunları söyledi:
"Birçok ülkeden Hadrian’a ait eserleri topluyorlar. Ancak bizim heykeli müzenin girişine, bir sunum heykeli olarak koyacaklar. Bakanlığımızla yazışmalar sonrasında 14 Temmuz’da gelip eseri bizden aldılar. Bu şehrimiz için güzel bir tanıtım olacak."
Hürriyet, 17.07.2008
|

|
|
388 BİN OSMANLI ASKERİ SALGINDAN ÖLMÜŞ
Prof.Dr.
Hikmet Özdemir'in Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı
ordusunun kayıpları üstüne gerçekleştirdiği 'Osmanlı
Ordusu 1914-1918' başlıklı araştırması, ABD'de Utah
Üniversitesi tarafından yayınlandı. Prof. Özdemir'in
araştırması, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı askeri
kayıplarındaki bilinmeyen gerçeği ortaya çıkardı.
Özdemir, kitabında, 1. Dünya Savaşı'nda Ermeni
kayıpları hakkında dönemin Osmanlı hükümetine
yöneltilen suçlamaların haksızlığını belgelerle
ispatlıyor. Askeri tarih alanında dünya literatürüne
katkı olarak kabul edilen ve bir ilk olan
araştırmaya göre, Osmanlı askeri kayıplarının yüksek
oluşundaki gerçek neden, çatışmalar değil, savaş
bölgesinde özellikle Doğu Anadolu vilayetlerinde baş
gösteren ve beklenmedik bir hızla yayılan tifüs
salgını.
En yüksek ölümlerin gözlemlendiği Doğu Anadolu'da
askeri hastane kayıtlarına göre 3. Osmanlı
Ordusu'nda 116 bin asker, 2. Osmanlı Ordusu'nda 67
bin asker olmak üzere toplam 183 bin asker
hastalıktan öldü. Suriye Cephesi'nde Cemal Paşa
komutasındaki 4. Osmanlı Ordusu'nda hastalıktan ölen
asker sayısı ise 65 bin. Araştırmada yer alan bu
sayıların askeri hastane kayıtlarına dayandığına
dikkat çeken Özdemir, hastanelere ulaşamadan
yollarda ölümlerle, asker kaçakları arasındaki
ölümlerin bilinemediğini, bu nedenle gerçek sayının
'çok daha yüksek' olduğunu vurguluyor. İngiltere,
İsviçre ve Türkiye'de Genelkurmay arşivinde
gerçekleştirilen bu çalışmanın dönemle ilgili
literatür açısından bir diğer önemli katkısı, o
sırada savaş alanında oturan veya bulunan sivil halk
arasındaki ölümlerin önemli bir nedenini (tifüs
salgını) de ortaya koyması. Utah Üniversitesi
tarafından dağıtıma verilen 274 sayfalık kitap,
dünyanın en büyük kitap pazarı olan Amazon'da
Türkiye ile ilgili çok satan kitaplar listesinde
birinci sırada yer alıyor
Zaman, 17.07.2008
|
|

|
ULUCAMİ RAMAZAN'DA AÇILACAK
Saltuklu Emiri Nasuriddin Muhammet tarafından 1179 yılında yaptırılan ve Erzurum'un en büyük camisi olan Ulu Camii'nde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları son sürat devam ediyor.
Restorasyon çalışmaları kapsamında cami duvarlarının iç ve dış döşemeleriyle, ahşap ve ısıtma sistemleri yenileniyor.
Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri, restorasyon ihalesinin geçtiğimiz Mart ayında yapıldığını anımsatarak, "Çalışmalara başlanması noktasında yer teslimini 7 Mayıs tarihi itibariyle yaptık. Restorasyon çalışmalarının Ramazan ayı başlangıcına kadar sona erdirilmesini planlıyoruz." dediler.
Ulu Camii'nde başlayan bakım ve onarım çalışmaları kapsamında, caminin iç ve dış duvarları elden geçirilirken, ahşap döşemeler ve ısıtma sistemleri yenileniyor. Ayrıca caminin arka kısmında tamirat işlemlerinin de yürütüldüğünü dile getiren konu ile ilgililer, "Camimizin pencereleri baştan aşağı yenilenecek ve çatıda ısı izolasyonu yapılacak. Camide bulunan metal kapılar, ahşap haline getirilecek. Yenileme işlemleri büyük ölçüde tamamlandı. Ayrıca caminin dört bir yanında çevre düzenlemesi yapılacak" diye konuştular.
Erzurum Gazetesi, 17.07.2008
|
|
ARAP BABA'NIN MUMYASIZ NAAŞI 700 YILDIR ÇÜRÜMÜYOR

Harput Mahallesi'ndeki Arap Baba türbesi içinde
bulunan ve mumyalanmadığı halde yaklaşık 700 yıldır
bozulmayan ceset, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün izni
ile bilim adamları tarafından türbeden alınarak
incelenmek üzere Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesi'ne götürüldü. Mumyalanmadığı halde bu
kadar uzun süre bozulmadan duran naaşın sırrının
çözülmeye çalışılacağı belirtildi.
Elazığ’ın Harput Mahallesi'nde bulunan Arap Baba
türbesine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni ile dün
gelen bilim adamları, türbede bulunan ve yaklaşık
700 yıllık olduğu tahmin edilen Arap Baba’nın
sanduka içerisindeki naaşını alarak Fırat
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne götürdü. 700
yıl geçmesine rağmen mumyalanmadığı halde bozulmadan
duran naaşın sırrının, yapılan incelemelerde ortaya
çıkarılmaya çalışılacağı belirtildi. Üniversitede
yapılacak olan çalışmalarda, Arap Baba’nın kesin
yaşının da tespit edileceği belirtildi.
Elazığ’ın Harput Mahallesi'nde bulunan Arap Baba
Türbesi'ndeki Arap Baba'nın naaşı, yıllardır
ziyaretçilere açık tutuluyordu. Türbenin içinde cam
bir bölmede sergilenen naaşın başında bir görevli
duruyor. Yeşil örtü ile üzeri kapalı olan naaşı
görmek isteyenler örtüyü kaldırarak bozulmadan duran
naaşı görebiliyordu. Naaşın kafa kısmı ise gövdeden
kesilmiş olarak yanında duruyordu.
Elazığ Valisi Muammer Muşmal, Vakıflar Genel
Müdürlüğü'nden gelen bir ekibin naaşta bozulma olup
olmadığını incelemek için naaşı türbeden alıp
Hastaneye götürdüklerini doğrulayarak, “Bir ara
naaştan bir koku geldiği yönünde şikayetler oldu.
Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü inceleme
yapmak için böyle bir yola başvurmuş olabilir.
İncelemeden sonra naaşı yerine bırakacaklar” dedi.
Naaşın bundan sonra açık olarak sergilenip
sergilenemeyeceği yönündeki bir soruya ise Vali
Muşmal, “Benim fikrim naaşın diğer cesetler gibi
toprağa gömülmesinden yana. Müftü Bey de böyle
olmasını uygun gördü. Ancak buna bilim adamları
karar verir” diye konuştu.

Bazı kaynaklara göre Arap
Baba Harput
velilerinden. Gerçek adı Yusuf olup, babasının adı Arabşah’tır. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur.
Doğum tarihi ve yeri belli değildir. On üçüncü
asırda yaşadığı rivayet edilen Arap Baba, Harput’un
fethi için gelen Selçuklu kumandanlarından olup,
aynı zamanda büyük bir velidir.
İslamiyeti yaymak için bazan kılıç kullanan Arab
Baba, çoğu zaman insanlara doğru yolu göstermek için
vaaz ve nasihatlerde bulundu. Sık sık, “Kılıçla
geldim kalemle gideceğim” dediği belirtiliyor. Vefat
tarihi belli değildir. Arab Baba’nın türbesi 1279
tarihinde yapılmıştır. Türbenin alt katında kabir
odası, üst katında ise ziyaret edilen sanduka
vardır. Arab Baba’nın kabrinin bir özelliği de
naaşının herkes tarafından görülebilecek şekilde
açıkta olmasıdır. Türbe içinde üzeri yeşil kumaşla
örtülü camdan bir sanduka içerisinde bulunan Arap
Baba, çürümemiş cesedi ve kesik başı ile büyük bir
ilgi toplamaktadır. Çürümemiş cesedi görmek isteyen
ziyaretçilere, sandukanın örtüsü açılarak
gösterilmektedir.
Yaygın inanışa göre, çok eski yıllarda Harput’ta
büyük bir kuraklık başlamış, yağmurlar yağmaz, otlar
yeşermez olmuş. İnsanların yağmur duasına çıkmaları,
yalvarıp yakarmaları fayda etmemiş.
| |