|
26 Kasım - 2 Aralık 2006
|
|
AYASOFYA'DA SARI-KIRMIZI TARTIŞMA
Ayasofya'nın şimdi de rengi tartışılıyor. AKP'li Atilla Başoğlu'nun 'Gülkurusu, Ortodoks kilisesinin rengi' iddiasından sonra Bakan Atilla Koç da müzenin sarıya boyanacağını söyledi. Uzmanlar ise sarıya da, kırmızıya çalan gülkurusuna da karşı!

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Ayasofya Müzesi'nin sarıya boyanacağı yönündeki açıklaması tartışma yarattı. Uzmanlara göre, daha önce de tartışmalara neden olan yapının gerçek rengi, kırmızı tuğla, Horasan harcı ve derz malzemelerinin doğal renklerinden oluşuyor.
Koç'un açıklamalarının ardından Ayasofya Müzesi uzmanlarına rengin değişmesine yönelik bir bilgi ulaşmadı. Ancak İstanbul Rölöve Anıtlar Müdürlüğü bu konudaki çalışmalarını sürdürüyor.
Müzenin boyasının dış etkenlerle bozulduğunu, yeni bir boya yerine derzli orijinal haliyle kalmasının daha doğru olacağını savunan uzmanlar, şunları söyledi:
"Renk değiştirerek tartışmalara yeni bir boyut kazandırmaktansa, yapıyı orijinal haline döndürmek daha doğru olur. 1982-1988 yılı onarımlarında Ayasofya'nın cephesinin sıva yerine mermerle kaplanması düşünüldü. Ancak doğu yönüne yerleştirilen iki mermer plak çirkin bir görünüm oluşturunca bundan vazgeçildi. Sonunda dış duvarların sıvayla korunmasının daha doğru olacağı kararlaştırıldı ve gülkurusu rengine boyandı."
Uzmanların verdiği bilgilere göre, Sultan Abdülmecid döneminde İtalyan mimar G.T. Fossati, Ayasofya'nın dış cephesini iki kez baştan başa sarı ve kırmızı şeritler halinde boyamış. Cumhuriyet döneminde ise yapının rengi soluk sarıya dönüştürüldü. Uzun yıllar bu renkte kalan Ayasofya'nın cephesi 1982-88 yılları arasındaki onarımda gülkurusuna boyandı. Bu renk aynı dönemde kilise rengi olduğu iddiasıyla tartışmalara yol açtı.

AKP Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun Ayasofya'nın gülkurusu olan dış cephe rengi için "Ortodoks kilisesi rengi" iddiasının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, "Gelecek yıl sarıya boyatacağız" demişti.
Yasal mevzuat uyarınca Ayasofya'nın rengini değiştirmek için İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca karar alınması ve kurulun kararına dayanak olması bakımından bilimsel bir komisyonca rapor hazırlanması gerekiyor.
Milliyet, 02.12.2006
|
|
LEONARDA DA VINCI ARAP KÖKENLİ Mİ?
İtalyan antropologlar, Leonardo da Vinci'nin el yazmaları ve tablolarını inceleyerek ressamın işaretparmağının izini çıkardı.
Chieti Üniversitesi Antropoloji Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Luigi Capasso, üç yıllık bir çalışmayla, sanatçının 52 eserindeki 200'e yakın parmak izi kalıntısının incelenerek birleştirilmesi sonucu elde edilen parmak izinin iki önemli sorunun yanıtına ışık tutabileceğini düşünüyor. Parmak izinin yardımıyla "Da Vinci'nin diyeti" ile "annesinin Arap kökenli olup olmadığı" araştırılacak. Çek Cumhuriyeti'nde "Anthropologie" isimli bir dergide yayımlanan çalışmanın aşamaları da 30 Mart'a kadar Chieti kentinde sergilenecek.
Çalışırken çoğu zaman atıştıran Da Vinci'nin elyazmaları ve resimlerinin üzerinde bulunan kan, tükürük ve yemek izleri de araştırmaya veri oluşturuyor. Bu veriler, Da Vinci'nin insani tarafını aydınlatmak için büyük öneme sahip. Capasso'ya göre çalışma, bugüne kadar eserlerinden sadece dünyayı ve geleceği nasıl gördüğünü bildiğimiz Da Vinci hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olabilmek için büyük bir fırsat.
Her etnik grubun kendine özgü parmak izi karakterine sahip olduğunu belirten uzmanlar, Da Vinci'nin parmak izinin Arap özellikleri taşıdığını saptadı. Bu bulgu, Da Vinci'nin annesinin İstanbul'dan İtalya'ya getirilen Arap kökenli bir köle olduğu şeklindeki iddiayı destekliyor.
Bazı uzmanlar da bulunan parmak izlerinin Da Vinci'ye değil, zaman içinde tablolara ya da elyazmalarına dokunan kişilere ait olabileceğini ileri sürüyor. Ancak Capasso'ya göre, resmin yapılması sırasında ıslak mürekkebi temizlerken oluşan lekeler gibi Da Vinci'ye ait olduğundan şüphe edilmeyecek izlerin varlığı göz ardı edilmemeli.
Da Vinci'nin parmak izi için mektup ve resimleri incelendi. Her etnik grubun kendine özgü parmak izi karakterine sahip olduğunu belirten uzmanlar, Da Vinci'nin parmak izinin Arap özellikleri taşıdığını saptadı.
Milliyet, 02.12.2006
|
 |
KATKI

Anadolu'da - Yeniden - Kentsel Rönesans
Doç.Dr. Mehmet TUNÇER
|
|

|
ÜSKÜDAR'DA ANTİK LİMAN
Marmaray Projesi’nin Üsküdar Meydanı kazılarında bir liman ve kilise temeline benzeyen yapı bulundu. Limanın Roma ya da Erken Bizans dönemine, bina temelinin ise Geç Bizans dönemine ait olduğu sanılıyor.
İstanbul Boğazı’nın her iki yakasındaki demiryolu hatlarını birleştirecek Marmaray Projesi kazılarının Üsküdar ayağında, kentin geçmişiyle ilgili önemli buluntulara ulaşıldı. Bu keşiflerin en önemlisi, Roma ya da Erken Bizans dönemine ait olabilecek liman kalıntıları. Rıhtıma ait olduğu düşünülen küp şeklindeki monoblok taşlar ve inşasında hidrolik harç kullanılan yapılar, meydandaki III. Ahmet Çeşmesi’nin güneyinden başlıyor. Ve Mihrimah Sultan Camii’nin altına doğru ilerliyor. 1203 yılında IV. Haçlı Seferi’nde donanmanın Üsküdar’a demirlemiş olması liman olasılığını güçlendiren bir bilgi.
Bir kilise temeline benzeyen apsidal yapı ise Üsküdar kazılarında ulaşılan en önemli mimari kalıntı olarak yorumlanıyor. Tarihi çeşmenin güneydoğu bölümünde ortaya çıkarılan ve payeli bazilika olarak da tanımlanan yapı, 11 ila 13. yüzyıla, Geç Bizans dönemine tarihleniyor. Bu yapının altında düzenli şekilde gömülmüş 20’den fazla insana ait iskeletin menşei henüz belli değil. Kazıyı yüreten İstanbul Arkeoloji Müzeleri arkeologları, liman ve apsidal yapıyla ilgili daha çok veri elde edebilmek için 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Eserlerini Koruma Kurulu’na başvurarak, proje sahibi Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü’nden (DLH), kazı alanının genişletilmesini talep ediyor.
Marmaray kazılarında, ortaya çıkarılan buluntular dikkatleri aynı bölgedeki Bizans dönemi yapılarına da çekti. İstanbul Arkeoloji Müzesi kesin sonuçlara ulaşabilmek için kazı alanının genişletilmesini istiyor.
Milliyet, Haber: Gökhan Tan, 02.12.2006
|
|
'SANAT TARİHİNDE GENÇLER' SEMİNERİ
İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 'Sanat Tarihinde Gençler' Semineri 13-15 Aralık 2006 tarihlerinde İTÜ'nün Taşkışla Binası'nda bulunan Mimarlık Fakültesi, 127 no.lu Salon'da gerçekleştirilecek.
Seminerde toplam 35 bildiri sunulacak.
TAYHaber, 02.12.2006
|
|
TEKİRDAĞ'DA TARİHİ EVLERE KREDİ İÇİN EVSAHİPLERİ BAŞVURU YAPMADI
Tekirdağ Valisi Aydın Nezih Doğan, tarihi evlerin ihyası amacıyla Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından verilmesi planlanan kredi için ev sahipleri tarafından hiçbir başvuru yapılmadığını söyledi.

Doğan, Tekirdağ merkezde tescilli 304 civarında tarihi ev bulunduğunu ve bunlardan 60 kadarının yangın ve çeşitli nedenlerle yıkıldığını belirterek, ayakta kalanları kurtarabilmek adına çalışmaların sürdürüldüğünü bildirdi. Tarihi evlerin ihyası için öncelikle evlerin sahipleri ve ilgili kuruluşların, tarihi dokuyu canlandırma, yaşatma adına istekli ve kararlı olmaları gerektiğini ifade eden Doğan, şunları kaydetti:
''2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TOKİ arasında yapılan protokole göre, TOKİ'nin kullandırdığı kredilerin yüzde 10'unu tarihi eser sahiplerine kullandırma zorunluluğu getirildi. Tarihi ev sahipleri bu konuda yapılan girişimlere rağmen, kredi alma konusunda istekli davranmıyorlar. Kredi şartları oldukça uygun. Bu krediler yıllık yüzde 4 faizli, evin bitiminden 3 ay sonra geri ödemeli ve eşit 120 taksit (10 yıl) ödemelidir. Bu kredi tutarı, evin maliyet fiyatının yüzde 70'i kadardır.''
Kültür ve Turizm Bakanlığının çıkardığı ''Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı Yönetmeliği'' gereği bütün belediyelerin tahsil ettikleri emlak vergilerinin yüzde 10'u kadar bir meblağın Özel İdare adına açılan bir hesapta toplandığını bildiren Doğan, Özel İdare hesabında halen 1 milyon 206 bin YTL bulunduğunu ve il genelinde hiçbir belediyeden eski evlerin onarımı konusunda bir proje gelmediğini belirtti. Doğan, Özel İdare hesabında toplanan paraların belediye tarafından gerçekleştirilecek, kamulaştırma, projelendirme ve tarihi evlerin bulunduğu sokak sağlıklaştırma konularında, valilik denetiminde kullanılacağını kaydetti.
Kültür ve Turizm Bakanlığınca ''Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Yardım'' amaçlı çıkarılan bir yönetmelikle, gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetlerinde bulunan taşınmaz kültür varlıklarının, röleve, restorasyon, projelendirmesi ve uygulanması için yapılan masrafın yüzde 50'sinin hibe şeklinde ödenmeye başlandığını bildiren Doğan, ''Bu konuda müracaat eden 40 kişiden sadece birisi tüm istenen belgeleri tamamlamış ve zikredilen hibeyi almıştır. 2006 yılında 39 müracaatçı için Bakanlıkça tekrar bir değerlendirme yapılmış ve 8'ine proje desteği sağlanmasına karar alınmıştır'' dedi.
Tarihe sahip çıkmak, evleri tarihi özellikleri ile kazandırmak için öncelikli olarak ev sahiplerinin istekli olması gerektiğini ifade eden Doğan, tarihi evlerin ihyası için TOKİ tarafından verilmesi planlanan kredi için ise ev sahipleri tarafından hiçbir başvuru yapılmadığını sözlerine ekledi.
Turizm Gazetesi, 01.12.2006
|
|
'KÜLTÜR MİRASLARININ KORUNMASINDA İTALYAN MİMARİ RESTORASYON VE KENTSEL DÖNÜŞÜM DENEYİMLERİ, MALZEMELERİ VE TEKNOLOJİLERİ'
İstanbul'un 2010 yılı için Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi nedeniyle yapılacak olan restorasyon çalışmaları ve projeleri gözönüne alınarak "İtalyan Başkonsolosluğu" ve "İtalyan Ticaret Merkezi" tarafından, "İstanbul 2010 Girişim Grubu" işbirliği ile 12-13 Aralık 2006 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi sarayı'nda bir seminer ve workshop düzenlenecek.
Bu seminerde, İtalya'daki mimari restorasyon ve kentsel dönüşüm konusunda uzman danışmanlar, üniversitelerden profesörler ve özel firma yetkilileri İtalya'da ve Dünya'da uyguladıkları teknolojik yenilikleri, kullanılan malzemeleri ve deneyimlerini, İstanbul'daki ve Türkiye'deki kültür miraslarının konservasyonunda ve restorasyonunda uygulanması amacı ile, Türkiye'de bu sektörde faaliyet gösteren firmalara, mimarlara, kamu yetkililerine ve üniversite camiasına aktaracaklardır.
'Kültür Miraslarının Korunmasında İtalyan Mimari Restorasyon ve Kentsel Dönüşüm Deneyimleri, Malzemeleri ve Teknolojileri' semineri ve ikili görüşmeleri, Türk ve İtalyan firmalarını ve yetkililerini biraraya getirerek karşılıklı işbirliklerinin kurulması amacıyla düzenlenmektedir.
Mimarlar Odası, 01.12.2006
|
 |
|
'CUMHURİYET DÖNEMİNDE GEÇMİŞE BAKIŞ AÇILARI (KLASİK VE BİZANS DÖNEMLERİ)'
Koç Üniversitesi, Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi, 09-10 Aralık 2006 tarihleri arasında 'Cumhuriyet Dönemi'nde Geçmişe Bakış Açıları (Klasik ve Bizans Dönemleri)' başlıklı bir sempozyum düzenliyor.
Yurt içi ve yurt dışından katılan toplam 13 akademisyenin bildiri sunacağı sempozyumda simultane çeviri yapılacak.
TAYHaber, 01.12.2006
|
HOLLANDA ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KÜTÜPHANESİ YENİDEN AÇILIYOR
İstanbul Hollanda Araştırma Enstitüsü Kütüphanesi 01 Aralık 2006 itibariyle yeniden açılıyor. Kütüphanenin reorganizasyon çalışmaları halen devam etmekte olduğu için açılış saatlerinin öğleden sonra 14.00- 16.00 arası ile sınırlı tutulduğunu belirten yetkililer, ziyaretçilerin gelmeden önce telefonla randevu almaları gerektiğini belirtiyorlar.
TAYHaber, 01.12.2006
|
|
KORUMA KURULLARI ALANYA'DA TOPLANDI
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürleri ile Raportörleri Koordinasyon ve Çalışma Toplantısı, Alanya, Konaklı Timo Otel'de başladı. Toplantı 3 Aralık tarihinde sona erecek.
Dün gerçekleştirilen toplantıya Alanya Kaymakamı Hulusi Doğan, Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, Koruma Kurulu Genel Müdürü Oran Düzgün ve Koruma Kurulu Bölge Müdürleri ve çalışanları katıldı. Toplantıda açılış konuşmasını Başkan Sipahioğlu yaptı. Sipahioğlu, böylesine kültürel bir toplantının Alanya'da gerçekleşmesinin mutluluğu içerisinde olduğunu belirterek, "Son 8 yıldır Alanya'da bulunan koruma kurulunun en büyük destekçisiyiz. Bütün koruma kurullarının baş belaları yerel yönetimlerdir. Ancak biz çatışmacı değil destekleyici olduk. Alanya'da Selçuklu eserlerinin mirasçısıyız. Alanya Kalesi'nde yapılan kazı çalışmalarına da destekler vermekteyiz. Selçuklu'nun bahçesini Türk turizmi ve Alanya turizmine kazandıracağız. Bizler sizlerin yapacağı çalışmalarda her zaman yanınızdayız" dedi.
Sipahioğlu'nun ardından konuşan Kaymakam Doğan, Alanya'da kültür ve tabiatı koruma konusunda son derece hassas davranıldığını, çok güzel projeler hazırlanmış olduğunu belirtti. Kaymakam Doğan, "Alanya turizm ve kültür markasıdır. Çok eskiye dayanan tarihi bir şehir olma özelliğiyle bazı hassasiyetleri korumak gerekiyor. Alanya Kalesi çok önemli kaleler arasında yer alıyor. Benim sizlerden bir isteğim, Alanya Kalesi içerisinde Selçuklular'ın yaşantılarını yansıtacak bir ortamın hazırlanması burası için çok iyi olacaktır" dedi.
Koruma Kurulu Genel Müdürü Orhan Düzgün yaptığı açıklamada, ülkenin tarihsel ve kültürel yönden çok büyük mirasa sahip olduğunu söyledi. Düzgün, "Bu mirasları korumak siz koruma kurullarına aittir. Ülke genelinde 28 koruma kurulu oluşturuldu. Daha önce en büyük sıkıntımız dosya fazlalığıydı. Koruma kurullarının arttırılmasıyla bu sorun ortadan kalktı ancak bu sefer personel sıkıntısı meydana geldi. Personel sıkıntısına rağmen işlerinizi etkin bir şekilde sürdüreceğinize inanıyorum" dedi.
Alanya Haber, Haber: Ahmet Gülcan, 01.12.2006
|
|
BATIKTA ROTA ÇANAKKALE
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü'nün başkanlığında Ege ve Akdeniz'de sualtı kültür mirası tespitine yönelik sürdürülen çalışmalar sonucunda 30 batık ve 3 sualtı ören yeri tespit edildi.
DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Sualtı Arkeoloğu ve projenin başkanlığını yürüten Yrd.Doç.Dr. Harun Özdaş, `Ege'nin Kayıp Denizciliği' adı altında iki yıl önce başlatılan projenin ilk etabının tamamlandığını açıkladı. Yrd.Doç.Dr. Özdaş, 2005 yılında Çeşme'de başlayan projenin Türkiye'de sistematik ve bilimsel olarak bugüne kadar sualtı mirasının ortaya çıkarılmasına yönelik ilk çalışma olduğunu ileri sürdü. Yrd.Doç.Dr. Özdaş, projenin eski çağlarda batan gemilerin ve sualtında kalan yerleşim yerleri ile diğer kalıntıların ve kültür varlıklarını tespit etmek amacıyla başladığını vurguladı. İlk etabı Çeşme'de başlayan, Ayvalık'ta sona eren proje kapsamında 30 tekne batığı, 3 batık ören şehri tespit ettiklerini kaydeden Yrd.Doç.Dr. Özdaş, en fazla 60 metre derinliğe kadar inebildiklerini ve Piri Reis Gemisi'ni kullandıklarını söyledi. Daha öhce yaptıkları literatür ve yaşayan kaynaklardan edindikleri bilgilerle birlikte çalışma alanlarını daralttıklarını, yüksek teknoloji kullandıklarını anlatan Yrd.Doç.Dr. Özdaş, özellikle İzmir'in sualtı mirası açısından çok zengin olduğunu vurguladı. Yrd.Doç.Dr. Özdaş, ayrıca eski çağ denizcilerinin yaşamları, kullandıkları gemiler hakkında da detaylı bilgiler elde etmeyi amaçladıklarını dile getirdi. Projenin ikinci etabında Antalya'nın doğusu, Antalya-Mersin arası ve Çanakkale ile devam edeceklerini açıklayan Yrd.Doç.Dr. Özdaş, projenin toplam 5 yıl süreceğini, TÜBİTAK, DEÜ ve Deniz Ticaret Odası'ndan maddi destek aldıklarını, sağlanacak destekle daha uzun süreli çalışmanın mümkün olduğuna işaret etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan da aldıkları izinle projeyi yürüttüklerine dikkat çeken Yrd.Doç.Dr. Özdaş, proje kapsamında akademik personel, öğrenci olmak üzere 15 kişinin çalıştığını kaydetti.
Burası Çanakkale, 01.12.2006
|
 |
|
"KÜLTÜR BAKANI KÜLTÜRE KIYIYOR"
Trabzon, kültürüne sahip çıkmak için bir araya gelirken Kültür Bakanı Koç kamuoyunun tepkilerini hiçe sayarak eski Valilik binasının boşaltılması talimatını verdi. Bakan Koç’un vermiş olduğu bu karar, geçtiğimiz hafta Trabzonlu sanatçıların tepkisine hak vererek binanın boşaltılmasını durduran Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak’ı da zor durumda bıraktı. Gelişmeler karşısında Bakan Özak’ın nasıl bir tavır takınacağı merak ediliyor.
Ortahisar’daki eski Valilik binasının boşaltılmasına karşı oluşturulan Trabzon Kültür ve Sanat Platformu’nun harekete geçmesiyle birlikte oluşan duyarlılık tam meyvesini veriyorken Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un talimatıyla umutlar suya düştü.
Trabzon’da kültür ve sanat kurumlarının sistemli bir şekilde ortadan kaldırılmasına karşı büyük sıkıntı duyan sanatçı ve aydınlar son gelişme üzerine Trabzon Kültür ve Sanat Platformu’nu kurmuş ve aldıkları karar gereği Bakan Özak’la görüşmüştü. Bakan Özak’ın gelişmelerden haberi olmadığı şeklindeki açıklaması ve hemen ardından verdiği talimatla eski Valilik binasının boşaltılmasının önüne geçilmişti. Bakan Özak ve Trabzon kamuoyunun yoğun tepkisi tam sonuç verdi denilirken Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç dün Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yetkililerine verdiği talimatla binanın derhal boşaltılmasını istedi. Bu gelişmeler yaşanırken karardan habersiz bir şekilde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir araya gelen siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri yaptıkları toplantının ardından şu deklarasyonu yayınlamışlardı:
“Adliyenin bazı birimlerinin ya da başka kurumların geçici ya da sürekli olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurarak Ortahisar’daki Kültür Merkezi binasının bir kısmının adliyedeki bazı birimlere devredilmesini talep etmiş, bu talep Kültür Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir. Adliyenin bazı birimlerinin ya da başka kurumlarının geçici ya da sürekli olarak Kültür Merkezi’ne taşınması kültür merkezindeki sanat ve kültür mekanları ile kütüphanenin kapatılması asla kabul edilemez, Ortahisar tarih, sanat ve kültür kompleksi olarak kalmalıdır. Bu karar, kurumların bütünlüğüne darbe vurmakta kültür ve turizm bölgesi olarak planlayıp projelendiren Ortahisar’ın tarihsel kimliğini zedelemekte; daha çok ihtiyacımız olan kültür ve sanat mekanlarının ortadan kaldırılmasına yol açmaktadır.
Böyle bir kararı, Ankara’da Trabzon gerçeğinden habersiz bürokrat ve siyasetçiler değil Trabzon kamuoyu ve halkı verebilir. Trabzon halkı bu kararı verenlerin kendi memleketleri için de bu kadar kolay hareket edip edemeyeceklerini merak etmektedir. Trabzon Adliye binasının yetersizliği ortadadır. İstinaf Mahkemesi’nin gelecek olması ile de bu yetersizlik daha da büyüyecektir. Sorunun çözümü yeni bir adliye binasının yapımına bağlıdır.
Trabzon sahipsiz değildir. Trabzon kamuoyu, tarihini, sanat ve kültürel kimliğini savunmakta kararlıdır. Gerekli bütün idari ve hukuki girişimler yapılacak kararın iptali için hukuki girişimler yapılacak, kararın iptali için hukuki süreç başlatılacaktır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı devir kararını geri almaya, Başta Bayındırlık ve İskan Bakanı Sayın Faruk Özak olmak üzere, iktidar ve muhalefet milletvekillerini, yerel yönetim, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcilerini kararın geri alınması için gerekli ağırlığı koymaya çağırıyoruz”
Yukarıdaki deklarasyonu imzalayan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri ise şunlar;
“Anavatan Partisi, ADD, CHP,ÇYDD,DSP,Eczacılar Odası, Foto Forum, İşçi Emeklileri Derneği, Jeofizik Mühendisleri Odası, Kamu-Sen, Kardoğa Fedarasyonu, KESK, Kıyı Dergisi, Mimarlar Odası, Mesander, MHP, ÖDP, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, Trabzon Sanayici ve İşadamları derneği, Türkiye Spor yazarları Derneği, Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği, Türk Ocakları, Tüketiciler Derneği, Tüm-Bel-Sen, Osman Cudi Yılmaz, Nadiye Solmaz, Veysel Usta”
Taka Gazete, 01.11.2006
|
 |
YENİ ANTİK KENT DOĞUYOR
Uludağ Arkeolojik Araştırmalar Merkezi, Bodrum Gümüşlük'te yürüttüğü kazı çalışmalarında Efes'e benzer bir kentin kalıntılarına ulaştı.
Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı ve aynı zamanda merkezin müdürü Prof. Dr. Mustafa Şahin, bu yıl Bakanlar Kurulu'ndan aldıkları izinle Gümüşlük'te başlattıkları kazılardan, MÖ 8. yüzyıla tarihlendirdikleri çok sayıda buluntu elde ettiklerini ve bunlara göre Myndos kentin ilk kurulduğu tarihin MÖ 350 değil de, çok daha öncesi olduğunu söyledi.
Buluntular arasında yer alan 17 satırlık bir kitabenin de önemli olduğunu, buna göre Myndoslular'ın bazı komşu kentlere ticarette vergi muafiyeti sağladığını dile getiren Prof. Dr. Şahin, kazıların daha ilk sezonda bu kadar verimli geçmesinin, antik Efes benzer görkemde bir kentin ortaya çıkacağı konusunda umut verdiğini söyledi.
UÜ Arkeolojik Araştırmalar Merkezi'nin Bodrum Gümüşlük'te yaptığı kazı çalışmaları, Uludağ Üniversitesi öğrencileri tarafından adım adım fotoğraflanıyor. Kazılarda bugüne kadar elde edilen buluntuların fotoğrafları, rektörlük girişinde sergileniyor.
Kazılarda 8 üniversiteden toplam 40 öğrenci görev yapıyor. Öğrenciler arasında Slovakya, Fransa ve Almanya'daki çeşitli üniversitelerde okuyan yabancı öğrenciler de bulunuyor.
Bursa Hakimiyet, 01.12.2006
|
|
PATRONA HAMAMI RESTORASYONU BAŞLADI
Tarihi Patrona Halil Hamamı restore edilerek İstanbul kültür hayatına kazandırılıyor.
İstanbul İl Özel İdaresi'nin bütçesinden ayrılan kaynakla, Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt döneminde yaptırılan hamam, aslına uygun bir şekilde restore edilecek ve güçlendirme çalışması yapılacak. Restorasyon çalışmaları, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya ve İstanbul İl Kültür Müdürü Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili'nin gayretleriyle başladı. II. Beyazıt Hamamı, Patrona Halil'in hamamda tellaklık yapması dolayısıyla Patrona Halil Hamamı olarak da biliniyor. 500 yıldır ayakta bulunan yapının hayata kazandırılmasının İstanbul için çok önemli olduğunu söyleyen Vali Muammer Güler, "İstanbul İl Özel İdaresi buranın onarımı için yaklaşık 3,5 trilyon liralık bir kaynak ayırdı. Ayrıca, il özel idaresi, kültür-sanat için son 4 yılda 50 trilyon liralık bir kaynak harcadı. Bu kaynakla İstanbul'da türbe, saray, cami gibi birçok eser yeniden hayata kazandırıldı." dedi.
Zaman, 01.12.2006
|
|
UNESCO'DAN TARİHİ SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ'NİN KORUNMASINA DESTEK
Merkezi Paris'te bulunan Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Örgütü (UNESCO), İstanbul'daki Süleymaniye Kütüphanesi'nin korunmasına destek vereceğini açıkladı.
UNESCO'nun, yaklaşık 100 bin tarihi el yazmasını arşivinde bulunduran Süleymaniye Kütüphanesi'nin korunması ve restorasyonu için önümüzdeki dönemde 500 bin Euro civarında maddi destek sağlaması bekleniyor.
UNESCO Genel Sekreteri Koçhiro Matsura ve Türkiye'nin UNESCO nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Numan Hazar, 'Süleymaniye Kitap Hastanesi Projesi'ne ilişkin işbirliği anlaşmasını dün düzenlenen bir törenle imzaladı. Törene, Kültür Bakanlığı İslam Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi temsilcisi Dr. Halit Eren de katıldı. Filozof ve hekim İbni Sina'nın yaklaşık 300 civarında elyazmasını arşivinde bulunduran kütüphane, dünyanın bu alanda en önemli kültürel miraslarından birisini teşkil ediyor. Proje kapsamında, dünya kültür mirasının önemli bir bölümünü teşkil eden İslam kültürünün korunması amacıyla kütüphanedeki eserlerin korunması ve restorasyonuna destek sağlanacak ve kütüphanedeki mevcut birimlerin modern standartlara göre eğitim programlarıyla geliştirilmesi hedef alınacak.
Kitap Hastanesi Projesi çerçevesinde, aynı zamanda dünyadaki benzer kuruluşlarla daimi işbirliği sağlamak suretiyle bunların tecrübe ve hizmetlerinden yararlanarak, karşılıklı olarak tecrübelerin ve eğitimcilerin değişimi yapılacak. UNESCO'ya üye ülkelerden gelen uzmanlar ve katılımcıların, becerilerini geliştirmek ve kursiyerleri tarihi yazmaların tamiri ve korunması konusunda eğitmek üzere restorasyon faaliyetlerinin yanı sıra laboratuvarda eğitim amaçlı kurslar düzenlenecek. UNESCO nezdindeki Büyükelçi Hazar, törende yaptığı konuşmada, "İmzalanan anlaşmanın Türkiye ve UNESCO arasındaki yoğun işbirliğinin önemli göstergelerinden birisi olduğunu ifade etti.
Zaman, 01.12.2006
|
|
DÜNYA MÜZE SARAYLAR BİRLİĞİ KURULUYOR
Dolmabahçe Sarayı'nın 150. yılı kutlamaları çerçevesinde geçen hafta Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen sempozyumdan dünya müze sarayları birliği kurulması sonucu çıktı.
25'i dış ülkelerden toplam 120 bilim adamının katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda dünyadaki müze sarayların ortak platforma kavuşmasının önemine değinildi. Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi: "Bakım ve restorasyon teknikleri açısından bilgi ve eğitim alışverişi sağlanmalıdır. Türkiye'deki tarihi eserlerle ilgili kuruluşlar arasında koordinasyon sağlayan bir yapı oluşturulmalıdır. Bilgi, belge ve teknik alışveriş zemini kurulmalıdır. Bu zeminde Dolmabahçe'deki restorasyon deneyimi Türkiye'deki diğer benzeri kurumlara yaygınlaştırılmalıdır. Üniversitelerle işbirliği geliştirilmeli ve Milli Saraylar Araştırma Merkezi olarak bir enstitü kurulmalıdır. Dolmabahçe'deki Hazine-i Hassa Arşivi bilim dünyasına kazandırılmalıdır."
Zaman, 01.12.2006
|
|
PİRAMİTLERİN TAŞI SENTETİK İDDİASI
ABD’deki Drexel Üniversitesi’nden Michel Barsoum ve Fransa Ulusal Havacılık Araştırmaları Ofisinden Gilles Hug, Mısır piramitlerinin taşlarının sentetik esaslı "jeopolimer" olduğunu ve beton gibi döküldüğünü öne sürdü.
Araştırmacılar, X ışını taraması gibi yeni teknikler kullanarak elde ettikleri bulgularda Gize piramitlerindeki taşların daha önce çıkarıldıkları öne sürülen Tura ve Maadi ocaklarındakinden farklı olduğu sonucuna vardı. Araştırmacılara göre taşları yapmak için doğal kalkere bağlayıcı unsur ilave edildi. Suda çözünen kaolinitik kil katılan kalkere, daha sonra sönmüş kireç eklendi.
Hürriyet, 01.12.2006
|
|
OSMANLI ESERLERİ HOLLANDA'YA GİDİYOR
Hollanda'nın en büyük kültür merkezlerinden Amsterdam'daki tarihi De Nieuwe Kerk Kilisesi, İstanbul üzerinden Osmanlı kültürünü anlatan 'İstanbul: Şehir ve Sultan' isimli sergiye ev sahipliği yapacak.
Osmanlı kültürünü tanıtmayı amaçlayan sergi, 16 Aralık'tan itibaren görülebilecek. Sergide çoğu Topkapı Müzesi'nden olmak üzere Türk-İslam Eserleri Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi ve Sabancı Müzesi'nden 300 eser yer alıyor. Bu eserler arasında padişahların portreleri, kaftanlar, halılar, sultanlara sunulmuş hediyeler, bilim ve edebiyat eserleri, hatlar, önemli tarihi olayları anlatan resim ve minyatürler, çiniler, mistik objeler, nargileler ve müzik enstrümanları var. Sadece kral ve kraliçenin törenleri ile büyük sergiler için kullanılan De Nieuwe Kerk, Hollanda'nın en büyük kültürel merkezlerinden biri. Son yıllarda farklı dinleri ve kültürleri tanıtmayı amaçlayan mekanda daha önce 'İslam Sanatı', 'Fas', 'Aztek' gibi her biri 150 bin ila 250 bin ziyaretçiyi ağırlayan sergiler açılmış. İstanbul'dan Hollanda'ya giden eserler, klasik müze anlayışından farklı bir düzenlemeyle izleyici karşısına çıkacak. De Nieuwe Kerk, eserleri çarşı, kahvehane, hamam, yalı, mezarlık, cami, tekke, saray gibi farklı mekanları anlatan 12 ayrı bölümde sunacak. Sergi kapsamında müzik, söyleşi ve film gösterimleri önemli yer tutuyor. Farklı dillerde açıklama yapılacak kulaklıklarla gezilebilecek sergi, 15 Nisan'a kadar sürecek.
Zaman, Haber: Rengin Ege, 30.11.2006
|
 |
|
LOUVRE'DA 10 TÜRK
Louvre Müzesi'nde 14-17 Aralık arasında düzenlenecek Uluslararası Geleneksel Plastik Sanatlar Sergisi'nde 10 Türk sanatçı eserleriyle Türkiye'yi temsil edecek.
Fransız Ulusal Güzel Sanatlar Kurumu'nun her yıl düzenlediği sergiye Nurhilal Harsa, Ahmet Rüştü Doğan, Serdar Leblebici, Korkut Uluğ, Akın Yıldırım, Hakan Esmer, Semih Kaplan, Kemal Uludağ, Selçuk Yılmaz ve Saime Dönmezer katılacak.
Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sanatçıların seramik, heykel, resim ve özgün baskı dallarında 800'den fazla eserinin izleyiciye sunulacağı sergide, Türk sanatçılar 27 eserle yer alacak.
Radikal, 30.11.2006
|
TARİHİ DÖNERTAŞ YENİDEN DÖNÜYOR
İzmir'in yaklaşık 200 yılına tanıklık eden Dönertaş sebili, Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edildi.
Kemeraltı veya diğer adıyla Sinanzade, Çakaloğlu Hanı yanındaki Gaffarzade, Kestelli'deki Katipoğlu ve Dönertaş olmak üzere türlerinin son temsilcileri olarak kalan dört sebilin şehir yaşamına döndürülmesi için harekete geçen belediye, Dönertaş ve Gaffarzade sebillerinin restorasyonunu üstlendi. Dönertaş sebilinin Anafartalar Caddesi'ne bakan cephesindeki çeşmenin tesisatı yenilendi. Muslukları da önümüzdeki günlerde takılacak. Yıllar sonra sebile ismini veren dönertaş da dönmeye başladı. Gaffarzade sebilinin ise mermerleri temizlendi, çatısı yenilendi, içi temizlenerek doğramaları değiştirildi.
Zaman, 30.11.2006
|
 |
RAMSES'İN SAÇINI ÇALMIŞLAR
Fransa’da Jean-Michel Diebolt adlı postacı, Mısır Firavunu İkinci Ramses’e ait olduğunu iddia ettiği saçları internette satmaya kalkışınca, Fransa ile Mısır arasında krize neden oldu. Ramses’in mumyasını 30 yıl önce onarım için Fransa’ya gönderen Mısır, "Eğer satışa çıkan saçlar gerçekse bu bir skandaldır ve iki ülke ilişkileri ciddi bir hasara uğrar" diye uyarıda bulundu.
Fransa'da Jean-Michel Diebolt adlı postacı, Mısır Firavunu İkinci Ramses’e ait olduğunu iddia ettiği saçları internette satışa çıkarınca önceki akşam gözaltına alındı. 50 yaşındaki postacı, Diebolt Ramses’in saç ve sargılarını, 1976 ve 1977 yıllarında Grenoble’da yapılan mumya analiz ve onarımı çalışmalarına katılan babasından aldığını söyledi. Polis, postacının evinde yaptığı aramada, Ramses’e ait olduğu düşünülen saç ve sargıların konulduğu minik poşetler buldu. Sorgusu süren postacı Diebolt’un suçu gizlemekten yargılanabileceği belirtildi.
Ramses’in halen Kahire Müzesi’nde muhafaza edilen mumyası, 30 yıl önce meydana gelen bozulmanın araştırılması amacıyla Fransa’ya gönderilmişti.
Mısır’ın tarihi eserlerden sorumlu en yetkili kişisi olan Tarihi Eserler Yüksek Konseyi Başkanı Zahi Hawass, Fransa’nın bu konunun soruşturmasında Mısır ile tam bir işbirliği yapması gerektiğini söyleyerek aksi takdirde ilişkilerin bozulacağını söyledi. Soruşturmada "tam bir şeffaflık" istediklerini belirten Zahi Hawass, "Soruşturmanın sonuçlarını bekleyelim. Ancak eğer bu saçlar gerçek çıkarsa, bu parçaların derhal Mısır’a iade edilmesi gerekiyor. Bu tür eserlerin korunması için Fransa ile Mısır arasında resmi bir anlaşma bulunuyor" dedi.
Mısır’ın başında MÖ 1290’la 1224 yılları arasında 66 yıl boyunca firavun olarak kalan İkinci Ramses, Hititler’le girdiği meydan savaşından sonra, dünyanın ilk yazılı anlaşması olan "Kadeş Barışı"nı yaptı. Ramses’in mumyası, 1976’da onarım için Fransa’nın başkenti Paris'e getirildiğinde "devlet töreni" ile karşılanmıştı.
Hürriyet, 30.10.2006
|
|
IV. MUSTAFA'NIN SORGUCU SATILIYOR
Alif Art sanatevi tarafından 3 Aralık 2006 Pazar günü Esma Sultan Yalısı’nda saat 14’te gerçekleştirilecek olan "Osmanlı ve Karma Sanat Eserleri Müzayedesi"nde birbirinden değerli koleksiyonluk eserler açık artırmaya çıkıyor..
Çok sayıda değerli koleksiyonların satışa sunulacağı müzayedede, Osmanlı Padişahı IV. Mustafa’nın kavuğunun üzerinde yer alan Sultan II. Mahmud dönemi 50 karat elmas kakmalı sorguç 130 bin YTL’den satışa sunulacak. Sultan III. Abdülhamid’in kızı Naime Sultan için özel olarak yapılan tuğralı gümüş sini ise 150 bin YTL’den satılacak. Türk resminin ustalarından Şevket Dağ’ın "Ayasofya Camii Son Cemaat Mahalli" adlı tablosu 90 bin YTL’den satışa çıkarılırken, bir eşi Koç Holding koleksiyonunda bulunan Fabius Brest’in "Hippodrom" isimli tablosu teklif usulüyle sanatseverlerin ilgisine sunulacak.
Hürriyet, 30.11.2006
|
 |
 |
NEW YORK METROPOLITAN'DA ULUBURUN BATIĞI SERGİSİ
Tarihin en eski batığı olarak bilinen Uluburun batığından çıkarılan orijinal eserler, dünyanın en büyük müzelerinden New York’taki Metropolitan Müzesi’nde sergilenmek üzere ABD’ye gönderilecek. Eserler arasında, Kraliçe Nefertiti’nin altın mührü ve kadehi ile takıları da bulunuyor.
Antalya’nın Kaş İlçesi açıklarında 1982 yılında bir süngerci tarafından bulunan ve 1984’te başlatılan su altı kazı çalışmalarının ardından 1993’te tamamen çıkartılarak Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlayan Uluburun batığının Amerika turnesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca organize edildi. Eserlerin 2008’in Kasım ayından 2009 şubatına kadar, Metropolitan’ın yanı sıra Dallas ve Atlanta Müzeleri’nde kalacağı açıklandı.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız şunları söyledi: "Dünyanın dört bir yanından gelecek eserlerle birlikte sergileyeceğimiz 3 bin 600 yıllık eserler şimdiden Amerikalı meslektaşlarımızı heyecanlandırmaya başladı. Türkiye’nin kültür hazinelerini tanıtmanın gururunu yaşayacağız. Eserleri en az 1 milyon kişinin ziyaret edeceğini tahmin ediyor."
Hürriyet, Haber: Yaşar Anter, 30.11.2006
|
|
EL HALILARI AYASOFYA'DA SERGİLENECEK
Manisa Yuntdağ bölgesinde bulunan Örseli köyünde dokunan el halıları, 1-12 Aralık arasında Ayasofya Müzesi'nde sergilenecek.
Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk, yaptığı açıklamada, "Küçücük bir köyden ihraç edilen halıların sergisini açıp dokuyan hanımların emeklerini ve Türkiye ekonomisindeki yerlerini göstereceğiz." dedi. Öztürk, "Halıların özel ve kök boyalarla yapılan otantik motifleri, stat kadar büyük olmayan bir köyden çıkıyor." şeklinde konuştu.
Zaman, 30.11.2006
|
LAVUARIN RESTORE EDİLMESİNDEN VAZGEÇİLDİ
Mimarlar Odası Zonguldak Şube Başkanı Turan Demirtaş, daha önce yaptığı açıklamalarda Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) ait lavuarı (kömür yıkama yeri) restore edebileceklerini söylediğini, ancak tahrip edildiği için bu kararlarından vazgeçtiklerini belirtti.
Demirtaş, "Lavuar ana binası kültür mirası olarak tescil edilsin, kamu malı olarak kalsın, endüstri binası dokusu korunarak restore edilsin, yapılacak ticarethaneler sinema, tiyatro, sergi salonları içinde yapılsın istedik. Ama gördük ki, bina restore edilemeyecek kadar zarar görmüş durumda. Bu nedenle daha önce söylediğimiz restore işini yapmamız mümkün değil. Verdiğimiz sözü yerine getiremediğimiz için halkımızdan özür diliyoruz" dedi.
Değişim Medya, 30.11.2006
|
 |
LAHİT YERİNE DUVAR ÇIKTI
İznik'te ortaya çıkan iki lahit mezarın ardından başlatılan arkeolojik kazılarda Roma dönemine ait istinat duvarının kalıntısı bulundu.
İki hafta önce İznik'te Güney Çevre Yolu yakınlarında ortaya çıkarılan lahit mezarların ardından Müze Müdürlüğü'nce Abdulvahap Tepesi Köfüönü Mevkii'nde başlatılan arkeolojik kazı çalışmasında, Roma dönemine ait olduğu sanılan istinat duvarı kalıntılarına ulaştı.
Jandarmanın sağladığı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen kazı öncesi bölgede lahit mezarların bulunduğu yönünde duyumlar aldıklarını ifade eden yetkililer, "Defineciler uzun süre önce burada kaçak kazı girişiminde bulunmuş ve daha önce bulduğumuz iki lahit mezardan birinde, yan duvar delinerek diğer bir lahit mezara geçilmek istenmiş. Bunun üzerine bölgede kazı çalışması başlattık ve karşımıza taşlarla örülmüş bir set çıktı" açıklamasında bulundu.
Abdulvahap Tepesi'ndeki kazı çalışmasında ortaya çıkarılan istinat duvarının Roma dönemine ait olduğunu ifade eden yetkililer, "Bu duvar da, daha önceden açılmış yeraltı mezarını desteklemek amacıyla yapılmış" diye konuştu.
Bu arada, kazı çalışmasının ardından Köfüönü Mevkii'ndeki arkeolojik alan toprakla kapatıldı.
Bursa Hakimiyet, 30.11.2006
|
|
FELSEFECİLER ESTETİĞİ TARTIŞTI
SANART-ODTÜ işbirliğiyle Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Türkiye Estetik Kongresi’nde ülkemizde sanatın, estetiğin ve sanat felsefesinin kat ettiği aşamalar ve geldiği yer ile birlikte sanata, sanatçıya ve izleyiciye verilen değer hakkında sanatçılar ve akademisyen düşünürler tarafından bildiriler sunularak tartışmalar yapıldı. 22-23-24 Kasım 2006 tarihlerindeki kongrede, 7 ayrı salonda eşzamanlı oturumlarla, toplam 165 bildiri sunuldu. Kongre, katılım ve bildiri sayısıyla Türkiye’de Estetik ve Sanat Felsefesi üzerine şimdiye kadar düzenlenen en büyük etkinlik oldu.
Ulusal düzeyde düzenlenen Türkiye Estetik Kongresi, 9-13 Temmuz 2007’de Ankara’da yine SANART tarafından düzenlenecek XVII. Uluslararası Estetik Kongresi öncesi ülkemizdeki sanatla ilgilenen düşünür akademisyenleri buluşturarak görüş alışverişi yapabilecekleri ve tecrübelerini birbirlerine aktarabilecekleri eşsiz bir ortam sağladı.
Sanat ve estetikle ilgili her alandan görüş bildirildi. Kongrede üç gün boyunca tartışılan konu başlıkları; Türkiye’de Yaşam, Kültür, Sanat ve Estetik, Felsefe ve Hakikat, Çevre, Kent, Mimari, Malzeme, Deneyim, Kamusal Alan, Tüketim, Estetik Duyarlık, Estetik Yargı, İmgelem, Taklit, Algı, Modernizm, Postmodern Durum, Endüstriyel Tasarım, Moda, Günlük Yaşam, Teknoloji, Tiyatro, Sinema ve Tıpta Estetik, Müzik Beğenisi, Resim, Mizah, Görsel Deneyim, Roman, Fotoğraf ve Afiş.
Sanatsal faaliyet dendiğinde ilk akla gelen ve hemen hemen herkesi içine alan edebiyat konusunda Bilkent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Ekin Murat Çelik, Türk edebiyatının dünya edebiyatıyla bağlarını Ferit Edgü’nün minimalist öykülerini değerlendirerek düşünme denemesi yaptı. Edgü’nün minimal öykülerinin Türk edebiyatında estetik bir dönüşüme işaret ettiğini bildiren Ekin Çelik, burada konuya önem veren gerçekçi edebiyatın yerini biçime, anlatı özelliklerine önem veren edebiyata bıraktığını ifade etti.
Sanatın yine tüm insanların paylaştığı bir alanı olan müzik üzerine “Udu” başlıklı bir bildiri sunan Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Resim Bölümü’nden Zafer Baykal müziği insan tininin en yüksek ifadesi olarak tanımladı. Günümüzdeki “performans art” ve “protest art” biçimlerinin Afrika’daki izini süren Baykal, Nijer ve Nijerya’da Hausa ve İgbo kabileleri tarafından kilden yapılmış çömlek perküsyon aletinin form ve müzikalite özelliklerini ve gelişimini anlattı.
Kongreye, sanat felsefecileri büyük bir ilgi gösterdi. Felsefe tarihinde sanat felsefesinin ortaya çıkışı ve gelişimi hakkında bir başlangıç noktası olan Kant’ın “Yargı Yetisi’nin Eleştirisi”nden ilk söz eden Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Şahan Evren oldu. Sanat felsefesinin felsefe tarihinde ortaya çıkışını Kant’ın görüşlerini romantiklerle karşılaştırarak açıklamaya çalışan Evren, bildirisiyle ülkemizde sanat felsefesi hakkındaki önemli boşluğa dikkat çekti.
Dicle Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Metin Bal sanat felsefesinin gelişimini Schelling’ten sonra tarihsel bir sırayla ilk kez kaleme alan Hegel’e yakıştırılan sözde “sanatın sonu”nun ne anlama geldiğini açıklamaya çalıştı.
Sanat felsefesi hakkında modernlerin görüşüne en sert eleştiriyi yaparak postmodernlerin bile esin kaynağı olmuş Martin Heidegger’in sanat anlayışını Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Özgür Aktok tanıttı. Sanat yapıtlarında deneyimlenen hakikatin, bilimin hakikat anlayışından farkına dikkat çeken Aktok Klasik mimesis kuramının sorunlarını Heidegger’e dayanarak aşmaya çalıştı.
Estetik ve sanat felsefesiyle ilgili olarak yapılan en ilgi çekici oturumlardan biri Yeni-Marksist toplumsal kuramın bir okulu olan Frankfurt Okulu’nun üyeleri Adorno ve Marcuse’nin görüşlerinin anlatıldığı bildirilerdi. Horkheimer yanında Frankfurt Okulu’nun en etkili düşünürlerinden Adorno üzerine konuşan Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Tayfun Torun kültür endüstrisinin bireyler ve toplumsal yapı üzerindeki etkisi ve bu etkinin sanatın anlam içeriğini yozlaştırması üzerine Adorno’nun düşüncelerini bildirdi.
Frankfurt Okulu’nun üçüncü büyük temsilcisi, 68 kuşağının İncil’i “Tek Boyutlu İnsan” yapıtıyla çağa damgasını vuran Herbert Marcuse’nin estetiği yeni bir uygarlığın temeli olarak değerlendirmesini Dicle Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Doğan Barış Kılınç yaptı. Marcuse’den hareketle Schiller’in “oyun kuramı”na dayanarak yeni bir uygarlıkta estetiğin nasıl özgürleştirici bir rol oynadığını açıklamayı denedi. “Emek” ve “boş zaman” kavramları üzerinden yaptığı tartışmayla, Kılınç, Karl Marks’tan etkilenen Marcuse’nin özgürlükler alanını zorunluluklar alanıyla bağdaştırmasına açıklık getirmeye çalıştı. Kılınç, Marcuse’nin “Eros ve Uygarlık” adlı kitabından bir sözle bildirisini tamamladı: “Bugün yaşam için kavga, Eros için kavga, politik kavgadır.”
Ülkemizde Estetik ve Sanat Felsefesi konusuyla ilgili ilk çalışmaları kendi yapıtlarıyla başlatan, bugüne kadar sürdüren ve sürdürmeye devam eden düşünür, emekli akademisyen Prof. Dr. İsmail Tunalı, sanat felsefesiyle ilgili oturumları büyük bir dikkatle dinledikten sonra genç felsefeciler hakkındaki görüşlerini kısaca şöyle özetledi: “Bu kongredeki sunumlar Avrupa’nın herhangi bir seçkin üniversitesinde söz konusu olabilecek nitelikteydi. Bunun özellikle vurgulanması gerekir. Aydınlanma insanı köle yapmıştır. İnsanlık kültür endüstrisinin kölesi durumuna gelmiştir. İnsanlık aydınlanma sonucu aklın kölesi olmuştur. Oysa şunu hatırlatmak gerekir ki ‘insan oynadığı sürece insandır.’ Yarınki Türk kültür ve felsefesinin liderleri sizler olacaksınız. Ben bunu bugün burada apaçık gördüm. Biz felsefeciler bir zamanlar Türkiye’de yoklukla mücadele ettik. Elbette bunlar henüz yazılmadı ancak birlikte görev yaptığımız hocalarınız bunları iyi bilirler. Bugünkü kuşak 68 kuşağının sokaklarda yaptığı hareketi büyük bir atılımla düşünsel platformda yapıyor. Ben şahsen kongreye pesimist olarak geldim ancak optimist olarak dönüyorum. Bunları yazacağım da. Ayrıca bende bu duyguları uyandırdınız, tebrik ederim.”
Evrensel Gazetesi, 30.11.2006
|
|
NOEL BABA KİLİSESİ'NDEKİ İKON YENİLENİYOR
Demre İlçesi'ndeki Noel Baba Kilisesi´nde 2004 yılında gün ışığına çıkarılan ikonun restorasyon çalışmasına başlandı.
Arkeolog Restoratör Rıdvan İşler yaptığı açıklamada, kilisenin kuzey batısında yer alan ikonda Meryem Ana´nın kucağında Hazreti İsa ile birlikte resmedildiğini kaydetti. İkonun MS 12. Yüz Yıl´a ait olduğunu belirten İşler, şöyle konuştu:
´´İkon bulunduğu zaman duvardan ayrılmış durumdaydı. Kazı Başkanı Prof. Dr. Yıldız Ötüken´in isteği üzerine ikonu önce bir alçı zemine aldık. Daha sonra bir panoya yerleştirdik. Üzerinde iki aydır çalışıyoruz. Çalışma tamamlanınca Antalya Müzesi´ne teslim edeceğiz. Gelecek yıl bir ay daha resim üzerinde çalışacağım.´´
Gazete Bir, 30.11.2006
|
|
ARKEOLOJİ MÜZESİ BAHÇESİ'NDE MANGAL KEYFİ
Samsun Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi’nin bahçesinde bazı müze görevlilerinin mangalda balık yapması şikayet konusu olunca Valilik inceleme başlattı.
Samsun’da geçen pazar günü meydana gelen olayda, adının açıklanmasını istemeyen bir mimar Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi’nin bahçesinde görevlilerin mangal yakıp balık pişirdiğini görünce amatör fotoğraf makinesiyle bu durumu görüntüledi. Pazartesi günü bu fotoğrafı Valiliğe vererek şikayette bulunan mimar, müze bahçesindeki bu görüntüden büyük üzüntü duyduğunu belirtti.
Samsun Valiliği konuya ilişkin fotoğraflar üzerine olayla ilgili inceleme başlattı.
Turizm Habercisi, 30.10.2006
|

|
|
İNCE BURUN İLE GERZE KÖŞK BURNU ARASINDAKİ BÖLGE ARTIK SİT ALANI DEĞİL
Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, daha önce Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararı ile belirlenen sit alanlarının daraltıldığını söyledi.
Sinop Kültür ve Turizm İl Müdürü Hikmet Tosun, İnce Burun ile Gerze Köşk Burnu arasında kalan ve daha önce koruma altında bulunan alanlardaki dalış yasağının kaldırılmasının, bölge turizmi açısından önemli olduğunu söyledi. Daha önce yasak nedeniyle yurt içi ve yurt dışından gelen bazı talepleri karşılayamadıklarını belirten Tosun, bu gelişme sonrasında bölgeyi dalışlara açacaklarını bildirdi. Bunun önemli bir turizm potansiyeli yaratacağını ifade eden Tosun, şunları kaydetti: ''Çok sayıda batık olan Paşa Tabyaları ve Korucuk Tabyaları denilen bölgenin haricinde kalan yerlerdeki sit alanı kısıtlamasının kaldırılmasını turizm açısından önemsiyoruz. Çünkü daha önce özellikle dalış amaçlı gelen talepleri karşılayamıyorduk. Bu gelişme ile bölge dalışlara açılacak. Bu konudaki potansiyeli en iyi şekilde kullanmak istiyoruz.''
Turizm Gazetesi, 30.10.2006
|
|
KULLANILMAYAN KONAK YENİDEN RESTORE EDİLECEK
Yozgat'ta kamulaştırılarak 1981 yılında restore edilen ve kullanılmadığı için tahrip olan tarihi Karslıoğlu Konağı yeniden restore edilecek. Arkeoloji Müzesi'ne dönüştürülmesi planlanan konağın altındaki su kaynağının kurutulamaması nedeniyle müze projesinden vazgeçildi. Kullanılmadığı için büyük bölümü tahrip olan konak yeniden restore edilecek.
Yozgat Valisi Amir Çiçek, “Karslıoğlu Konağı'nın kullanılır hale gelmesi yönünde çalışma yapacağız. Önümüzdeki yıl her iki konakla ilgili proje hazırlayıp, bakanlığa sunarak, ziyaretçilere açılmasını sağlayacağız” dedi. Yozgat'ta yeni bir müzenin kurulması gerektiğini de vurgulayan Vali Çiçek, şunları söyledi: ''Yozgat'ın tarihi mirası çok zengin. Biz bazı arkeolojik eserleri arkeoloji müzesi olmadığı için teşhir edemiyoruz, Anadolu Medeniyetler Müzesi'ne gönderiyoruz. Yozgat merkez ve ilçelerinde bulunan arkeolojik eserlerin Yozgat'ta teşhir edilmesini istiyoruz. Yozgat'ta arkeoloji müzesi kurulması için bakanlığa teklifte bulunduk.'
Turizm Gazeetsi, 30.10.2006
|
|
BAĞDAT KÖŞKÜ RESTORE EDİLİYOR
Topkapı Sarayı'nda bulunan Bağdat Köşkü'nde restorasyon çalışmaları başladı. İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü denetiminde gerçekleştirilen çalışmanın masrafı İstanbul İl Özel İdaresi'nin idare bütçesinden karşılanıyor.
Yaklaşık bir yıl sürecek restorasyon çalışmalarında, orijinal mimariye sadık kalınarak, zemin ve yapının güçlendirilmesi, çini onarımları, çatı kurşun örtüsü, iç ve dış cephe onarımları, kalemişi ve altın varak süslemeleri gibi çalışmaları yapılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait tarihi yapıların rölöve, restorasyon ve restitüsyon çalışmaları hakkında açıklamalarda bulunan İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya, "İstanbul'da 15 binden fazla tarihi eser var. Bu yapıların büyük bir çoğunluğu da onarılmayı bekliyor. İdare olarak, hepsi birbirinden değerli bu tarih ve kültür hazinelerinin restore edilerek tekrar hayata kazandırılması için geniş bir çalışma başlattık." şeklinde konuştu. Sarayın IV. avlusunda bulunan köşk, 17. yüzyılda, IV. Murat'ın Bağdat seferinin anısına yaptırılmış. Osmanlı klasik saray mimarisinin son örneklerinden biri olan köşkün restorasyon çalışmaları yaklaşık 900 bin YTL'ye mal olacak ve 2007 yılı içerisinde ziyarete açılacak.
Zaman, 29.11.2006
|
|
TAŞKÖPRÜ'DE RESTORASYON ÇALIŞMALARI TAMAMLANIYOR
Kastamonu`nun Taşköprü İlçesi`nde bulunan Taş Camii, Şeyh Hüsamettin Tekke Camii ve Türbesi`nde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından başlatılan restore çalışmaları tamamlanıyor.
İhaleyi 543 bin 300 YTL proje bedeli ile alan Nilşen İnşaat A.Ş. her iki camiyi de önümüzdeki aylarda hizmete açmayı planlıyor. Kapasite olarak ilçenin en büyük camisi olan ve 17. yüzyıl`da Karamustafa Paşa tarafından yaptırılan Taş Camii ile 1291`de Çobanoğulları Beyliği hükümdarlarından Muzafferettin Yavlak Aslan`ın inşa ettirdiği Şeyh Hüsamettin Tekke Camii ve Türbesi`nde restorasyon çalışmaları hızlandı.
Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan`da 1997 yılında kamulaştırması yapılan her iki caminin de restorasyon çalışmalarıyla birlikte görüntü kirliliğinden kurtulacağını ve yetersiz olan avlu ihtiyaçlarını giderileceğini belirtti.
Kastamonu Postası, 29.11.2006
|
|

|
UYUŞTURUCU VE TARİHİ ESER OPERASYONU
Bilecik'in Osmaneli İlçesi'nde yapılan operasyonda, bin 685 gram kubar esrar ve ruhsatsız av tüfeği ile tarihi eser ele geçirildi.
Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, Ericek Köyü'nde, Hasan A. ile Selami A.'nın evinde arama yaptı. Evde bin 685 gram kubar esrar, 1 ruhsatsız av tüfeği ve 1 çift kırma av tüfeği ele geçirildi. Hasan A. çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konulurken, köyde bulunmayan Selami A.'nın yakalanması için çalışmaların devam ettiği bildirildi.
Öte yandan, Ericek Köyü'nde yaşayan Hüseyin A.'nın evinde ise, topraktan yapılma 1 adet 8 cm boyunda vazo ve 1 adet 8 cm boyunda testi ele geçirildi.
Bilecik Kent Haber, 29.11.2006
|
|
RESTORASYON ÇALIŞMALARINDA SONA DOĞRU
Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, 2006 yılında ilde 5 ayrı proje yürüttüklerini söyledi.
Sinop'ta Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak 2006 yılında 5 ayrı projede faaliyetlerin sürdüğünü belirten Hikmet Tosun, "Çalışmalarımız kapsamında Sinop Arkeoloji Müzesi'nin teşhir işi tamamlanmış olup, bu yıl içerisinde turizme açılmıştır. Gerze Yakupağa Konağı'nın 177 bin YTL'si bakanlığımızdan, 100 bin YTL'de İl Özel İdaremiz'den karşılanmış, tavan işlemeleriyle ilgili bölümü Trabzon Röleve Müdürlüğü tarafından hazırlanmaktadır. Bu bölümde tamamlandığında, önemli bir tarih mirasımız olan konak hizmete açılacaktır. Boyabat Kalesi yeraltı geçidi çıkış yolu için bugüne kadar 95 bin YTL harcanmış olup, 45 bin YTL daha bakanlığımızdan beklenmektedir. Bir ayrı projemizde Boyabat Kalesi'nin onarım ve restorasyon işidir. 35 bin YTL'ye ihale edilen çalışma şu anda devam etmektedir. Bir diğer çalışmamız ise Sinop Kalesi'nin röleve ve restorasyon projeleridir. Kale ve surlarının projeleri tamamlanmış olup, kale surları içerisinde yer alan tarihi cezaevindeki bir bölüm ise sorun arz etmektedir. Bu da kurulda beklemektedir" diye konuştu.
Sinop Kent Haber, 29.11.2006
|
|
YEDİKULE ZİNDANLARI KONGRE VE KÜLTÜR TURİZMİNE AÇILACAK
İstanbul Fener ve Balat'taki 234 tarihi binanın 150'sinin turizme kazandırılmasını hedefleyen projeye yakında başlanacağını duyuran Fatih Belediyesi, Yedikule Zindanları'nın bulunduğu bölgede ise 100 dönümlük araziye kongre ve kültür turizmine yönelik bir tesis inşa edileceğini açıkladı.

Dünya gazetesine açıklamalarda bulunan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, İstanbul'da kongre turizminin gelişimine bağlı olarak kongre merkezlerine duyulan ihtiyacın arttığını belirterek, Fatih Belediyesi olarak bu ihtiyaca cevap verebilecek yeni bir projeye imza atmak istediklerini söyledi. Yedikule Zindanları'nın bulunduğu bölgede kongre turizmine uygun bir araziye sahip olduklarını kaydeden Demir, bölgede dünya çapında hizmet verecek bir merkez inşa etmeyi planladıklarını kaydetti.
Demir şöyle devam etti: "Bu araziyi Kültür Bakanlığı bir şirkete kiralamıştı, ancak mahkeme iptal etti. Yarısı büyükşehire diğer yarısı ise Ulaştırma Bakanlığı'na ait bu 100 dönümlük arazi yenileme alanı ilan edildi. Arsa şu anda hukuken bizim. Şu günlerde Avam Projesi'nin ihalesi yapılan araziye Marmara Denizi'yle de bağlantılandırılacak bir proje düşünüyoruz. Merkez inşa edilirken hangarlar korunacak. Deniz ulaşım bağlantısı yapılırsa bu merkez İstanbul turizmi için çok ciddi gelir getirecek. Projenin bir diğer önemli özelliği ise havaalanına olan yakınlığı."
Daha önce "Ayvansaray Kültür ve Turizm Güzergahı" projesini başlatan Fatih Belediyesi’nin bu projesi ise Edirnekapı'dan başlayarak, Kahire Müzesi, Mihriban Sultan Camii, Tekfur Sarayı, Anemas Zindanları, Emir Buhari Tekkesi, Türk Mahallesi ile biten yürüme mesafesi 4.5 saat süren bir güzergahı kapsıyor. Bölgedeki tarihi yapıların bir güzergah üzerinde konumlandırılmasını hedefleyen 20 trilyon lira bütçeli Ayvansaray projesine TUROB ve TÜRSAB'ın da sıcak baktığı belirtiliyor.
"Ayvansaray Kültür ve Turizm Güzergahı" projesi kapsamında Türk Mahallesi'ndeki Osmanlı mimarisini taşıyan tarihi evlerin restorasyonu için KİPTAŞ'la görüşmeler yapıldığını ifade eden Başkan Demir, "Burada birkaç butik otel yapacağız. Fransız Sokağı'ndan daha otantik bir mahalle yaratmayı planlıyoruz. Bu mahalle aynı zamanda Fatih'in küçük bir minyatürü gibi olacak. Yerli ve yabancı turistlerin konaklayacağı bu otellerle İstanbul turizmine katkıda bulunacağız. Restorasyonu tamamlanan zindanları da sergi alanı olarak değerlendirmeyi düşünüyoruz" diye konuştu.
Fatih'teki projeler için bugüne dek yaklaşık 30 milyon YTL'lik bütçe alındığını dile getiren Demir, Balat ve Fener'deki 150 binanın rehabilitasyonu için ise AB'den 7 milyon avroluk kaynak sağlandığını söyledi. Fener ve Balat'ın sadece proje bedelinin 2 milyon YTL'ye mal olduğunu kaydeden Demir, 2008 yılından sonra tamamlanması hedeflenen bu bölgenin de Ayvansaray projesinin devamı olacağını söyledi.
Turizm Gazetesi, 28.11.2006
|
|
BİR DÜNYA MİRASI: PAMUKKALE / HIERAPOLIS
25 - 26 Kasım 2006 tarihlerinde , Denizli - Pamukkale ‘de toplanan, Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği, Mimarlar Odası 40. Dönem, 1. Merkez Danışma Kurulu, Pamukkale / Hierapolis’e ilişkin gözlemlerde bulundu, Mimarlar Odası Denizli Şubesi tarafından verilen bilgileri değerlendirdi ve bir sonuca vardı.

Pamukkale / Hierapolis 1980 yılında “Birinci Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı” olarak ilan edildi. 1987 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Miras listesine giren alan, uluslararası toplumun dikkatini daha da çok çekmeye başladı.
1950’li yıllarda yıllık ziyaretçi sayısı yaklaşık olarak 10 bin kişi olan Pamukkale’de bu sayı 1990’lı yıllarda büyük oranda artmaya başlamış ve 2000’li yıllarda 1,5 milyon kişiye ulaştı. Gerek bu artışın yarattığı olumlu ve olumsuz etkileri bir plan bütünlüğü içinde yorumlamak ve değerlendirmek, gerekse alanın bir bütün olarak korunması, geliştirilmesi ve sunulmasını sağlamak amacıyla Denizli Valiliği tarafından devlet desteği sağlanarak 1991 yılında “Pamukkale Koruma Amaçlı İmar Planı” hazırlatıldı ve plan aynı yıl onaylanarak yürürlüğe girdi.
Koruma Amaçlı İmar Planı'nın hedefleri arasında koruma ve kullanma arasında bir denge kurulması, arkeolojik araştırmaların diğer düzenlemelerle eşgüdüm içinde yürütülmesi, travertenlerin görsel ve yapısal güçlendirilmesi, kültür varlıklarının onarımı için önceliklerin saptanması, mevcut konaklama tesislerinin kaldırılması, yönetim planının hazırlanması, termal su dağıtım sisteminin sağlıklaştırılması, ziyaretçilerin travertenlere girmesinin engellenmesi ancak onların “su” ile buluşmasını sağlamak amacıyla rezerv kullanım alanları oluşturulması gibi hususlar bulunmakta.
Koruma Amaçlı İmar Planı'nın onaylanmasından on yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti ve Dünya Bankası'nın ortak etkinliği olan “Türkiye’nin Kültür Mirası Projesi” kapsamında 2002 yılında “Pamukkale / Hierapolis Sit Alanı Yönetim Planı” hazırlatıldı. Planın hedefleri, sit alanı için bir yönetim sistemi oluşturmak, koruma, geliştirme ve sunum hedeflerinin operasyonel, yönetsel ve parasal alt yapılarını oluşturarak sürekliliğini sağlamak, etkili bir sit alanı sunumu ve anlatımı için yeni bir bakış açısı yaratmak ve yerel toplumun bu olguya katılımını sağlamak olarak belirlendi. Ancak yönetim planı, merkezi ve yerel yönetim birimleri arasındaki yetki karmaşası başta olmak üzere değişik nedenlere bağlı olarak uygulamaya aktarılamadı. Bu olumsuzluk yapılan uygulamaların hizmete açılmasında sorunlar yaratmış ve yaratmaya devam etmekte.
Bu iki önemli belgenin hazırlanmasından sonra, alanda değişik parasal kaynaklar kullanılarak uygulamalar başlatıldı ve halen sürdürülmekte. Ancak bu uygulamaların, Pamukkale / Hierapolis’in gerektirdiği nitelik, duyarlılık, ölçek ve hıza henüz ulaşamadığı da anlaşılmakta. Uygulama projelerinin hayata geçirilmesinde ise, malzeme seçimi, işçilik ve projeye uygunluk gibi konularda eksiklikler olduğu gözlendi.
Bu değerlendirmeler ışığında Mimarlar Odası bir bölümü daha önce değişik ortamlarda dile getirilen hususların, dünya mirası Pamukkale / Hierapolis’in korunması ve geliştirilmesi süreçlerine önemli katkılar sağlayacağını düşünmekte ve özet olarak şu düşünceleri benimsemekte: Bir mirasın korunması ve yaşamının sürdürülmesinin, öncelikle onunla birlikte yaşayan, onu kimliğinin bir parçası olarak gören yerel unsurların bu mirası sahiplenmesi ve benimsemesi ile gerçekleşebileceğine inanmakta toplum ile mimari miras arasındaki barışıklığın oluşturulması için gerekli önlemlerin alınarak hayata geçirilmesini desteklemekte ve oda politikalarının doğal bir sonucu olarak Pamukkale / Hierapolis’in korunması, değerlendirilmesi, yönetimi ve sunumuna ilişkin süreçlere gerekli katkıyı sağlamayı başta Denizli Şubesi olmak üzere başından bu yana bir görev olarak görmekte.
Arkitera, 28.11.2006
|
|
NİĞDE MÜZESİ PİLOT MÜZE SEÇİLDİ
Ulusal ve Yerel Müzeler olarak ayrılması düşünülen Müzeler ile ilgili ilk pilot çalışma Niğde Müzesi'nde başlatıldı. Gazeteci yazar Ömer Fethi Gürer’in sorularını yanıtlayan Niğde Müze Müdürü Fazlı Açıkgöz Niğde Müzesi'nde bulunan envantere kayıtlı tüm eserlerin hazırlanan program çerçevesinde dijital ortama aktarılacağı açıklandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile ABD Büyükelçiliği Halkla ilişkiler bölümünün ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında ülke genelinde başlatılan çalışmalarda Niğde Müzesi pilot müze seçilerek çalışmalara geçildi.
Proje, özet olarak Türkiye’nin zengin kültürel varlıklarının korunması, bilgisayar envanter sisteminin geliştirilerek bunun diğer yerel yönetimlere bağlanacak müzelere örnek olarak kullanılması, bununla beraber yerel yöneticilerin ve müze koleksiyonundaki eserlerinin korunması, restorasyonu ve bakımı ile ilgili seminerler düzenlenmesi olarak tanımlanıyor.
Niğde Müze Müdürü Fazlı Açıkgöz 6 bölümden oluşan müzede bulunan eserlerin önemli değerde olduğunu ve Niğde Müze'sinin "Pilot Müze" seçilmiş olmasının dikkate değer bulunduğunu söyledi.
Niğde Müzesi'nde yer alan eserler ise şöyle sıralanıyor:
I.SALON: Niğde Bölgesi'nde arkeolojik kazı çalışmaları yapılan Bor Pınarbaşı Höyük, Bor Bahçeli Köşk Höyük ve Tepecik Höyüğü ile Türkiye’de ilk defa gerçekleşen Kalatepe Obsidyen Atölyesi kazısında bulunan Obsidyen aletler 1.nci vitrinde sergilenmekte ve bölgedeki Obsidyen kaynakları hakkında bilgi verilmektedir. Niğde Bor İlçesi Bahçeli Roma Havuzu yanında yer alan Köşk Höyük'te 1982 yılından bu yana devam eden arkeolojik kazılarda elde edilen Neolitik ve Kalkolitik çağlara ait eserler,mezar buluntuları, tanrı ve ana tanrıçalar (Kubaba), Antropomorfik vazo ve Kalkolitik Ev (MÖ 4883) birebir ölçeğinde adapte edilerek buluntularıyla sergileniyor. Bu nedenle bu salona Köşk Höyük Salonu denilmektedir.
II.SALON: Bu salonda İlk Tunç Çağı (MÖ III Bin) büyük vitrinde, Asur Ticaret Kolonileri Çağı (MÖ II. Bin) da 2.nci büyük vitrinde tanıtılmaktadır.
Niğde İli Çamardı İlçesi Celaller Köyü Göltepe Höyüğü'nde yapılan kazılarda bulunan İlk Tunç Çağı'na ve madencilere ait buluntular, höyüğün hemen karşısında bulunan Antik Kestel Kalay Ocağı'nın galeri girişi canlandırması ve maden buluntuları; Aksaray Acemhöyük kazısında bulunan İlk Tunç Çağı'na ait buluntular ile Niğde Ulukışla İlçesi Darboğaz kazasında bulunan İlk Tunç Çağı'na ait buluntular 1.nci büyük vitrinde sergilenmektedir.
Anadolu Kültepe’den sonra Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait Karum’lardan birisi olan Acemhöyük’te (Puruşhanda) yapılan arkeolojik kazılarda bulunan saray buluntuları 2.nci büyük vitrinde sergilenmektedir.
III.SALON: (MÖ 1. Bin) Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Anadolu’da ortaya çıkan Geç Hitit şehir devletleri olan Nahita ve Tuvanuva Krallıkları Dönemi'ne ait Hitit Fırtına Tanrısı Steli, Hitit Bereket Tanrısı Steli, Hitit Hiyeroglifi Kitabeleri, Göllüdağ Aslanı, Kaynarca Tümülüsü buluntuları, Frig Çağı Seramikleri ve boğa başı kabartmaları, Pithos bu salonda sergilenmektedir. Ayrıca Göllüdağ fotoğraf ve çizimleri de tanıtılmaktadır. Göllüdağ Niğde’nin 20 km. kuzeyinde, Bozköy ile Kömürcü Köyü arasındadır. Göllüdağ’da Hititlerden kalma bir kentin kalıntıları yanında Surların çevirdiği alanda bir de krater gölü oluşmuştur. Kalıntılar arasında caddeler, yapılar, aslan kabartmaları bulunan 110 x 260 m boyutunda saray ya da tapınak olduğu sanılan bir yapı olması bölgeyi dikkat çekici kılmaktadır.
IV. SALON: İl sınırları içerisinde yapılan Tepebağları, Porsuk Höyük ve Acemhöyük kazılarında bulunan Hellenistik Çağa ait buluntular,müzeye satın alım yoluyla ve kaçak kazılarda ele geçirilen Roma Çağı'na ait pişmiş toprak ve cam eserler, mühür baskıları; Bizans Çağı'na ait buluntular, Roma Çağı'na ait heykelcikler bu salonda da ki vitrinde sergilenmektedir.
Salonun diğer bölümünde ise, MS II. yy Roma İmparatorluğu dönemine ait Antik Tyana Ören yerinde bulunan Eros, Herakles, Torso, Alınlık parçaları,Gorgo (Medusa) kabartması, lahit parçası gibi yüksek kabartmalı heykeltıraş eserleri, Divarlı mezar küpü, Roma Çağı mezar stelleri sergilenmektedir.
V.SALON: A)SİKKE REYONU: Sikke basımı tekniği ve genel tanımlar iki pano ile tanıtılmaktadır.Salonda 6 büyük duvar vitrini içerisinde kronojik sırayla Grek, Roma İmparatorluk, Kapadokya Bölgesi, Bizans, İslami ve Osmanlı Dönemi'ne ait sikkeler ve Gümüşköy ve Tepebağları defineleri sergilenmektedir. B)MUMYA REYONU: Aksaray Ihlara Vadisi'nde bulunan ve MS X. yy'a ait Rahibe Mumyası ile Aksaray Çanlı Kilise kaçak kazısı sonucunda bulunan X. yy.‘a ait tarihlenen 4 adet çocuk mumyası sergilenmektedir.
Ayrıca; MS 19 .yy.’a tarihlenen Karamanlıca Mezar Kitabesi ile II Abdülhamit dönemine ait Osmanlı Arması mumya teşhiri karşısında bulunmaktadır.
VI SALON: Bölgemizde kaybolmaya yüz tutan etnografik kültürü tanıtan salonda silahlar, el yazmaları ve yazı takımları, İlhanlı dönemine ait Sungurbey Camii ahşap kapısı ve pencere kanatları, rahle ve mihrap şamdanları, mutfak eşyaları ile kahve kültürüne ait eserler, aydınlatma gereçleri, kapı tokmakları ile kilitler, alemler, mankenlerle teşhir edilen Eski Niğde evi köşesi, kadın takıları, halılar, kilimler, Kaçkar Türklerine ait kabartmalı sini de sergilenmektedir.
TAYHaber, Ömer Fethi Gürer, 28.11.2006
|
|
ULUBORLU MÜZESİ 2 AY İÇİNDE FAALİYET GEÇECEK
Isparta Turizm ve Kültür Müdürü Abdullah Kılıç, Isparta'nın Uluborlu İlçesi'nde 2005 yılında yapımı tamamlanan müzenin 2 ay içerisinde hizmete gireceğini söyledi.
Turizm ve Kültür İl Müdürü Abdullah Kılıç, Isparta Müzesi ve çevre ilçelerde bulunan müzelerden takviyelerle Uluborlu Müzesi'ni doldurup en kısa sürede hizmete açmayı planladıklarını belirtti. Uluborlu Müzesi'nde özellikle etnografik ve arkeolojik eserlerin sergileneceğini ifade eden Kılıç, "Şu anda Uluborlu İlçesi'nden de eserler toplanıyor. Turizm ve Kültür Bakanlığı'ndan ekipler gelerek Uluborlu Müzesi'ni inceledi. Ekipler tüm çalışmaları yaptı ve plan, projeler çizildi. Müzede yaklaşık 10 kişi çalışacak. Şu anda müzenin dış cepheleri boyanıyor" dedi.
Turizm Gazetesi, 28.11.2006
|
ANADOLU HİSARI İÇİNDEN GEÇEN YOL KALDIRILIYOR
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, Anadoluhisarı ve Rumelihisarı ile çevresinde yapılacak planlama, projelendirme ve altyapı protokolünü kabul etti.
Protokol çerçevesinde, 1451 tarihli mezar taşlarının bulunduğu ve İstanbul'daki ilk Osmanlı-Türk şehitliği olarak bilinen Nafi Baba ile Fatih Sultan Mehmet'in namaz kıldığı yer olarak bilinen "Dua Tepesi" yeniden düzenlenecek. 1390 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadoluhisarı'nın içinden geçen yol iptal edilecek.
Sabah, Haber: Serdar Canıpek, 29.11.2006
|
|
TARİHİ CAMİ HAYAT BULACAK
Bursa, Yenişehir'de 17 Ağustos depreminde büyük hasar gören ve 1999 yılından bu yana ibadete kapalı olan tarihi Sinanpaşa Camii'nde restorasyon çalışmaları başladı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 604 bin YTL'ye ihale edilen onarım işi sürüyor. Restorasyon ihalesini kazanan Usra firmasının sahibi Ramazan Uslu'dan çalışmalarla ilgili bilgi alan Belediye Başkanı Bülent Hamdi Cingil, "1999 yılından bu yana kapalı olan caminin yeniden ibadete açılmasıyla ilgili epey uğraştık. Nihayet ihale edildi ve inşaat başladı. İhale gereği çalışmalar 20 Aralık'ta sona erecek" dedi. Babasultan Camii'nde yapılan tadilatın tamamlandığını da dile getiren Başkan Cingil, "Çalışmalar bitti ve şimdi kesin kabulü yapılacak. Göreve geldiğimizde tarihin bizler için son derece önemli olduğunu belirtmiştik. Bunun üzerinde hassasiyetle duruyoruz. İlçemizde bulunan tüm tarihi yapıları elden geçireceğiz ve bizden sonraki neslimize sağlam bir şekilde teslim edeceğiz" şeklinde konuştu.
Bursa Hakimiyet, 28.11.2006
|
 |
|
IRCICA, KUDÜS'TEKİ OSMANLI ESERLERİNİ RESTORE EDECEK
Bosna-Hersek'in kültürel mirasını korumak amacıyla 'Mostar 2004' projesini gerçekleştiren İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), bu kez Kudüs için harekete geçti.

Üç semavi dinin kutsal saydığı Kudüs'ün Osmanlı'dan kalma ve önceki dönemlere ait tarihi yapıları tek tek restore edilecek. Uluslararası akademik çevrelerle işbirliği yapan merkez, yenileme çalışmasını 2015'e kadar tamamlamayı hedefliyor. IRCICA Genel Direktörü Dr. Halit Eren ve İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun öncülük ettiği proje, Kudüs'ün sur içindeki bölümünü kapsıyor. Aksa Camii, Kubbet-üs Sahra ve Harem-i Şerif'i de içine alan bölgede, tahrip olmuş pek çok medrese, cami ve çeşme var.
Kudüs'teki İslam eserlerinin ihyası için ilk etapta yapılması gereken; bölgede nasıl bir çalışma yürütüleceğinin tespiti. Bunun için İtalya, Bosna-Hersek, Amerika ve Filistin'den gelen uzmanlar, IRCICA çatısı altında bir araya geldi.
Kudüs'teki İslam eserlerinin ihyası için ilk etapta yapılması gereken; bölgede nasıl bir çalışma yürütüleceğinin tespiti. Bunun için İtalya, Bosna-Hersek, Amerika ve Filistin'den gelen uzmanlar, IRCICA çatısı altında bir araya geldi. IRCICA Genel Direktörü Halit Eren, 'Mostar 2004' projesiyle yaşadıkları 10 yıllık tecrübeden hareketle bu fikri hayata geçirdiklerini söylüyor: "Geçen sene Ekmeleddin Bey'le Kudüs ziyaretimizin sonucunda bu fikir ortaya çıkmıştı. Sadece bizden değil, aslında akademik camiadan geldi böyle bir teklif. Mostar, onlar için de bir örnek oldu. Biz de gerekli girişimleri yapıp IRCICA olarak projeyi başlattık."
2015'e kadar bitirilmesi hedeflenen proje kapsamında akademik camiadan fikir üretmesi beklenecek. Önce ilgili bölümlerde okuyan doktora öğrencileri ve hocalar proje hazırlayacak, ardından projeler hayata geçirilecek. Bu arada İstanbul ve Kudüs merkezli olmak üzere mümkün olduğunca yoğun atölye çalışmaları düzenlenecek. Restorasyon için proje hazırlayacak akademisyen ve öğrencilerin Kudüs'ü ziyareti de söz konusu. Çünkü restore edilecek yapının yanı sıra çalışacakları mekanı ve şartları da tanımaları gerekiyor. 'Kudüs 2015'in Türkiye ayağının önemli destekçilerinden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Görevlisi Prof. Zeynep Ahunbay, sur içi denen bölgede pek çok tarihi yapıyla düzensiz binaların iç içe olduğunu ve bunları tespit edip ayrıştırmak gerektiğini söylüyor: "Çalışmaların ne kadar süreceği, alternatif şeyler yapılıp yapılamayacağı ancak mekanı görünce netleşecek şeylerdir. Bunun için mutlaka projede çalışılırken Kudüs'e gitmek gerek. Aslında yazın gidilmesi planlanmıştı, çatışmalar dolayısıyla gidilemedi."
'Kudüs 2015' için farklı aşamalarda farklı yerlerle işbirliğine girebileceklerini söylüyor Halit Eren. İlk etapta yanlarında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), İtalya Bari Politeknik Üniversitesi ve Filistin El-Kuds Üniversitesi var. İtalya Bari Politeknik Üniversitesi'nden Prof. Atillio Petruccioli ve Amerika'dan Jon Calame, 'Mostar 2004'te de bulunmuş isimler. El Kuds Üniversitesi'nden Mervan Ebu Halef ise belki de ekipteki en heyecanlı kişi. Umut ve umutsuzluk arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Projeye dair heyecanını "Kudüs şu an işgal altında; ama İsrail hiçbir zaman ilmi ve kültürel çalışmaları durduramayacak." sözleriyle ifade etse de İsrail'in zorluk çıkarma ihtimalini hesaba katıyor. Yine de "Bütün dünya İsrail'den yana değil ya!" diyor; "Bize de destek verecek devletler olacaktır eğer İsrail bir sorun çıkarırsa.". Ebu Halef, Kudüs'ün, bütün dünyanın ve bütün dinlerin ilgi alanına girdiği için, özellikle tarihi ve kültürel çalışmalar noktasında özel bir değerlendirmeyi hak ettiğini düşünüyor.
Üç bin yıllık tarihe sahip Kudüs'te Hıristiyanlık, Musevilik ve İslamiyet için önemli referanslar var. Hazreti Süleyman tarafından inşa edilen Süleyman Mabedi'nin burada olmasının yanı sıra Hz. İsa'nın göğe yükseldiği yer de Kudüs sınırları içerisinde. Müslümanların ilk kıblesi ve Hz. Muhammed'in miraca çıktığı Mescid-i Aksa ile Emeviler döneminde yapılan ve İslam uygarlığının, inşa edildiği haliyle ayakta kalan, en eski yapısı olarak bilinen Kubbetüssahra da burada. İsra Suresi'nin 'barekna havlehu' (etrafını mübarek kıldık) diye tasvir ettiği şehirde Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem ve Eski Ahit'te peygamber olduklarından bahsedilen 120 isim medfun.
Zaman, Haber: Elif Tunca, 28.11.2006
|
|

|
GELİNLİK GİYEN İLK SULTANIN SİNİSİ SATIŞTA
Alif Art'ın düzenlediği Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleşecek müzayedenin en pahalı ve en gözde parçası Sultan Abdülhamid'in kızı Naime Sultan'a ait tuğralı gümüş sini...
150 bin YTL'den satışa sunulacak olan tuğralı sini, Sultan 2'nci Mahmud tarafından kızı Naime Sultan için yaptırılmış. Naime Sultan, tarihte beyaz gelinliği giyen ilk Türk kadını olarak tanınıyor.
Vatan, 28.11.2006
|
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI ANTİK KENTİ ORTAYA ÇIKARDI
Muğla'nın Yatağan İlçesi'ne bağlı Bozarmut beldesinde geçtiğimiz yıl jandarma ekipleri tarafından düzenlenen ve 18 parça tarihi eserin ele geçirildiği operasyon, bir antik kentin bulunmasını sağladı.
Stratonikeia antik kenti kazı başkanı Prof. Çetin Şahin, ele geçirilen eserlerden yola çıkarak yıllardır aranan Koreia antik kentinin, Yatağan'a bağlı Bozarmut beldesinde olduğunu saptadı. Prof. Şahin, Koreia'nın çok önemli bir kent olduğunu belirterek, bölgede, Muğla Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılması gerektiğini söyledi.
Sabah, Haber: Osman Akça, 28.11.2006
|
|
KIRKLAR MAĞARASI DAĞCILARI BEKLİYOR
Gümüşhane'nin Köse İlçesi'ndeki Kırklar Mağarası'nda incelemeler yapan Vali Enver Salihoğlu, mağaranın dağcılar için ideal bir mağara olduğunu söyledi.
Yaklaşık 1.5 saat mağara içerisinde kalan Vali Salihoğlu ve beraberindekiler zaman zaman tehlikeli anlar yaşadılar. Mağara çıkışında bir açıklama yapan Gümüşhane Valisi Salihoğlu “Mağara çok muhteşem. İçerisinde sarkıt ve dikitleri çok güzel. Ancak oldukça da tehlikeli” dedi. Vali Salihoğlu şöyle dedi: “Mağara içerisinde gezebilmek için dağcılık malzemesi gerektiriyor. O bakımdan herkes giremez. Engel ve tehlikeli bölümler var. Ancak, dağcılar için çok ideal bir mağara. Dikitler, sarkıtlar çok güzel oluşumlar var. Mağara incileri çok güzel. Ayrıca içerisinde su var. Havası çok temiz, herhangi bir risk yok. Mağara severlerin ziyaretine açılması gerekiyor. Zorluk tehlikesi yüksek ama güvenlik açısından tehlike yok. Macerasever herkesin gezmesini tavsiye ediyorum.”
Vali Salihoğlu, mağaraya yürüme yolu yapılarak, içinin ışıklandırılacağını da sözlerine ekledi. Köse İlçesi Salyazı Beldesi’ndeki Kırklar Mağarası 6 yıl önce çobanlar tarafından bulunmuştu.
Gümüşhane Kent Haber, 27.11.2006
|
 |
 |
NEBRA GÖKYÜZÜ DİSKİ BASEL'DE IŞILDIYOR
Evrenin en eski anlatımlarından biri olan "Nebra Gökyüzü Diski" Basel Tarih Müzesi’nde teşhir edilmeye başlandı. Basel’in diskin geçmişinde önemli bir yeri var, burası diskin Almanya’dan çalındıktan sonra polis tarafından ele geçirildiği yer. Son yılların en önemli arkeolojik keşiflerinden birisi olarak kabul edilen Nebra Diski, aynı zamanda Bronz Çağı eserlerinin sunulduğu bu serginin en önemli parçası. Bronz üzerine altın kaplamalar ile yapılmış 3600 yıllık bu eserin, ay ve güneş takvimlerini gösteren bir tür astronomik saat olduğu düşünülüyor. 32 cm çapında ve yaklaşık 2 kg ağırlığındaki disk, eski Doğu Almanya’da, Nebra yakınlarında bir kaçak kazıda bulundu. Birçok tümülüs içeren bu bölge arkeologlarca da çok iyi bilinmekte “gömülmüş tarih kitabı” olarak tanımlanmakta idi.
Kaçak kazı sonucu 1999 yılında bu eseri bulan iki kişi üç yıl sonra Basel’de, Hilton Oteli’nde diski satmak için pazarlık yaparlarken İsviçre polisi tarafından tutuklandılar. Eserin Almanya’ya iadesi için görüşmeler henüz devam etmekte.
Swissinfo, Haber: Urs Maurer, 22.11.2006
|
|
KENTTE DOĞAL DOKUYU KORUMA ÇABASI
Kentlerin doğal dokusunun korunmasına yönelik çabalar artıyor. 200'e yakın belediye başkanı, Ankara'nın Beypazarı İlçesi'nde yapılan Tarihi Kentler Birliği Toplantısı'nda biraraya gelerek, kentsel dönüşüm projelerini değerlendirdi. Kentlerin tarihi, kültürel ve doğal dokusunun korunmasına yönelik projelerin ele alındığı toplantıda, ağırlıklı konuyu şehirlerin daha iyi yaşanabilir hale getirilmesi oluşturdu.
Tarihi Kentler Birliği Başkanı Mehmet Özhaseki, "Birliğin amacı yerel yöneticilerle kentlerin yaşanabilir hale getirilmesini değerlendirmek" dedi.
ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ise bu konuda, "Avrupa Konseyi'nin önerisiyle kurulan birliğin bu toplantıları hem yerel yöneticilerin buluşmalarını hem de projeleri birlikte ele almalarını sağlamaktadır" diye konuştu.
Kentsel dönüşüm için Beypazarı'nın seçilmesi ise tesadüf değildi. Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş, "Biz Beypazarı'nı tarihi dokumuzu canlandırarak ve yöresel ürünlerimizi pazarlayarak bu hale getirdik" dedi.
Trt/Haber, 27.11.2006
|
|
KARACA MAĞARASI'NDA TURİZM SEZONU SONA ERDİ
Gümüşhane'nin Torul İlçesi'ne bağlı Cebeli Köyü'ndeki Karaca Mağarası, 5 ay süreyle ziyarete kapatıldı.
İl Özel İdare Genel Sekreteri Hasan Pir, gazetecilere yaptığı açıklamada, her yıl 15 Nisan'da ziyarete açılan Karaca Mağarası'nın, Kasım ayında kapatıldığını belirtti. Mağaranın kapalı kaldığı 5 aylık sürede bakıma alındığını ifade eden Pir, "Karaca Mağarası 15 Nisan 2007'de yeniden ziyarete açılacak. Bu süreye kadar mağaranın yürüme parkurları ve elektrik hatları gözden geçirilecek" dedi.
Pir, Karaca Mağarası'nı bu sezon 16 bin 553'ü öğrenci, 30 bin 850'si yerli ve 15'i de yabancı uyruklu olmak üzere toplam 47 bin 418 kişinin ziyaret ettiğini belirterek, bu ziyaretlerden 125 bin 681 YTL gelir elde edildiğini kaydetti.
Haber Ekspres, 27.11.2006
|
|
TARİHİ GÖKMEDRESE'NİN ZEMİNİ GÜÇLENDİRİLİYOR
Sivas'taki, Selçuklular döneminde yapılan Gökmedrese'nin altında bulunan bataklığın, tarihi yapının statik dengesini bozduğu belirlendi.
Ancak temelin ardıç ağaçlarıyla beslenmesinden dolayı çökmenin dengeli şekilde olduğu belirtildi. Yapılan çalışmalarla tarihi binanın zemini güçlendirilecek, daha sonra restorasyonu yapılacak.
Sivas'ta restorasyon çalışmalarının yapıldığı tarihi eserleri gezen Vali Veysel Dalmaz ilk olarak 1271 yılında Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılan Gökmedrese'ye giderek burada binanın gerçek zeminini bulmak ve güçlendirmek amacıyla başlatılan çalışmalar hakkında Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlisi Burhan Bilget'ten bilgi aldı. 6.5 metre altında bulunan bataklığın tarihi binanın statik dengesini bozduğu, bu nedenle de medresenin 733 yıllık dönemde dibe doğru çökme yaşadığı belirlendi. Ancak temelin ardıç ağaçlarıyla beslenmesinden dolayı çekmenin dengeli şekilde olduğu belirtildi. Yapılan kazı çalışmaları doğrultusunda tarihi binanın ilk önce zemininin güçlendirileceği daha sonra ise restorasyon çalışmalarına geçileceği ifade edildi. Bu eserlerin çok önemli ve değerli olduğunu belirten Vali Veysel Dalmaz, "Sivas tarihi eser bakımandan oldukça zengin bir ilimiz. Gökmedrese kapı girişi mermerle işlenmiş yegane eserlerden biridir. Şu anda ilk önce zeminle ilgili çalışmalar var. Daha sonrada üst kısmın restorasyonuna geçilecek. Burası 14 aylık bir süre içinde tamamlanacak ve müze olarak kullanılacak. Genç nesildeki tarih bilincini geliştirmemiz lazım. Tarihi toprak altına gömmemeliyiz" dedi.
Vali Dalmaz daha sonra restorasyon çalışmaları devam eden Güdük Minare, Pulur Camii, Çukurpınar Camii ve İnönü Müzesi'nde incelemelerde bulundu.
Vatan, 27.11.2006
|
|
BEREKET ŞAH'TAN KUR'AN BAĞIŞI
İslamiyetin 3. Halifesi Hz. Osman'a ait, deri üzerine işleme, paha biçilemeyen Kuran-ı Kerim'in 28 sayfalık bölümü, Osmanlı Sultanı Abdülmecit'in torunu Bereket Şah tarafından Konya Mevlana Müzesi'ne bağışlanacak.
Mevlana Müzesi Müdürü Erdoğan Erol, sekreteri aracılığıyla kendisiyle bağlantıya geçen Şah'ın, müzeye gelerek İslam tarihinin ilk dizili nüshalarından olan Kuran-ı Kerim'i teslim edeceğini açıkladı. Şah'ın Kuran-ı Kerim'i müzeye bağışladığını ifade eden Erol, "Herhangi bir para talebinde bulunulmadı" dedi. Erol, 28 sayfalık Kuran-ı Kerim'in müze görevlilerince gerçek olup olmadığının incelenmesinin ardından müzeye kabul edileceğini söyledi.
Hz. Osman'a ait olan Kuran-ı Kerim'in parçalarından birinin Topkapı Sarayı'nda sergilendiğini ve kutsal emanet sayıldığını söyleyen Erol, tarih uzmanlarının, diğer parçaların da Rusya ve Hindistan'da bulunduğunu bildirdiklerini ifade etti.
3. Halife Hz. Osman'ın kişisel eşyası olan Kuran-ı Kerim, İslam tarihindeki ilk dizili (musaf) Kuran-ı Kerim örneklerinden sayılıyor. Hz. Osman'ın şehit olduğu sırada okuduğu rivayet edilen ve paha biçilemeyen Kuran-ı Kerim'in tarihsel önemi bulunuyor. Topkapı Müzesi'nde sergilenen Kuran'ın da Hz. Osman döneminden kaldığı belirtiliyor.
Milliyet, Haber: Mithat Yurdakul, 27.11.2006
|
|
HOCANIN KAŞIĞINI TAHTADAN YAPTILAR
Konya’nın Akşehir İlçesi’nde Nasreddin Hoca’yı göle yoğurt çalarken ve bindiği dalı keserken gösteren heykellerin kaşık ve balta bölümleri bir süre önce kırılarak çalındı. Heykeltıraş Cemil Gültepe’nin yaptığı Gülmece Parkı’ndaki heykellerin çalınan kaşık ve baltasına Akşehir Belediyesi ilginç bir çözüm buldu.
Belediye, Hoca’nın yeni kaşık ve baltasını ahşaptan yaptırıp polyester yapıştırıcı ile yerlerine yapıştırdı. Kafeterya işletmecisi Işık Yüce, "Heykellere sık sık zarar veriliyor. Daha önce baltayı 2 kez, kaşığı ise 5 kez kırarak çaldılar" dedi.
Hürriyet, Haber: Atilla Memiş, 27.11.2006
|
|


|
MEZAR BULUNTULARI
İNKA ÖNCESİ BİR ŞEHRİ
ORTAYA ÇIKARDI
Kuzey Peru’da araştırmalar yapan arkeologlar 1000 yıllık olağanüstü bir mezar kompleksi buldular.
Inka öncesi, Sikan Dönemi’ne ait bu yapının içinde 20 mezar bulunuyor. Buluntular arasında, seramik eserler ve maskların yanısıra, daha önce hiçbir zaman in situ bulunamamış ve “tumis” adı verilen seremoni bıçaklarından 12 adet bulundu.
Sikan Kültürü yaklaşık MS 800 – 1300 yılları arasında varlığını sürdürdü ve metal işçiliğinde çok ileri idiler. Projede çalışan arkeologlar buluntuların, bu kültürü daha iyi tanınmasını sağlayacağını düşünüyorlar.
Peru’nun El Comercio Gazetesi’ne demeç veren Izumi Shimada “Burası dini bir şehir, kutsal bir yerleşim. Dolayısıyla her kazı noktası bir mezarlık olarak karşımıza çıkıyor, bu da Sikan’ın oldukça organize bir yapısı olduğunun belirtisi” dedi.
ABD’de, Güney Illinois Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Shimada 25 yıldır Sikan yerleşimlerini kazmakta. Son kazısı Sikan Milli Müzesi ile ortak yürütülen bir kampanya idi.
Kazılan yerleşim Peru’nun kuzey sahilinde, Ferrenafe yakınlarında yer alıyor.
Mezar kompleksindeki buluntular arasında gümüş, bakır ve altından yapılmış masklar, göğüs süsleri bulunmakta. 30 m uzunluğunda bir piramitin altında gömülü olarak bulunan 20 li yaşlarındaki bir kadının yanında ise mezar hediyesi olarak Sikan tanrılarının heykelleri ile seramik ve altın objeler ele geçti.
BBC News, 22.11.2006
|
|
BURHANİYE'DEKİ SEKLİK DEDE'NİN MEZARI TALAN EDİLDİ
Balıkesir'in Burhaniye İlçesi'nde bir tepeye adını veren Seklik Dede'nin mezarı talan edildi. Defineciler tarafından yapıldığı tahmin edilen mezar talanı, çevrede tepki topladı.
Balıkesir'in Burhaniye İlçesi'ne bağlı Şarköy yakınlarındaki bir tepeye adını veren Seklik Dede'nin mezarının talan edilmesi, tepkilere neden oldu. Seklik Tepe'de bulunan mezarın kazılması, belediye görevlilerinin tepede bulunan televizyon vericilerini kontrol etmeye gitmesiyle ortaya çıktı. Belediye elektrik işleri sorumlusu Bülent Erkol, Seklik Dede mezarında çok sayıda insanın dua ettiğini söyledi.
Tepeye adını veren Seklik Dede'nin mezarının kaç yıllık olduğunun bilinmediğini belirten Erkol, "Şarköy'ün yaşlıları, mezarın kaç yıllık olduğunu bilmiyor. Çok sayıda insan, buraya çıkarak dua ediyordu. Seklik Tepe'deki orman yangını gözetleme kulesinin bitişiğinde bulunan Seklik Dede'nin mezarı, kendini bilmezler tarafından kazılmış. Muhtemelen defineciler kazmış olmalı. Ekim ayının sonuna kadar, yangın gözetleme kulesinde bekçi vardı. Bekçi görevi bıraktıktan sonraki birkaç gün içinde kazılmış olmalı. Mezarda ne ararlar bilemiyorum. Olayın duyulması ilçede tepkilere neden oldu" dedi.
Heryerden Haber, 27.11.2006
|
 |
|

|
GECE KAÇAK KAZI YAPAN 3 KİŞİYE SUÇÜSTÜ
Kayseri’de define bulmak için gece kaçak kazı yaptıkları öne sürülen 3 kişi suçüstü yakalandı.
Kaçak kazı yaptıkları iddia edilen 30 yaşındaki Ufuk Ş., 50 yaşındaki İlhan Y. ve29 yaşındaki Ramazan H. devriye gezen jandarma ekiplerince suçüstü yakalandı.
Kaçak kazı yapılan bölgede kazma, kürek, kova, çekiç, murç ve keski ele geçirildi. Kazıda kullanılan aletlere el konulurken, gözaltına alınan 3 define avcısının sorgusu sürüyor.
Heryerden Haber, 27.11.2006
|
|
OSMANLI ESERLERİNİ TAHRİP EDEN ÜLKELER
Hollandalı Osmanlı araştırmacısı ve UNESCO'nun Balkan danışmanı Prof. Dr. Machiel Kiel, Balkanlardaki Osmanlı izlerinin hızla yok olduğunu belirterek, ''Arnavutluk, Macaristan ve Sırbistan, Osmanlı eserlerini en fazla tahrip eden ülkelerdir'' dedi.
Kiel, yaptığı açıklamada, 1959'dan beri O |