Haberler logo Eylül '07 Arşivi

30 Eylül - 6 Ekim2007
KATKI


Tarihi Eser Kaçakçılığını, Yağmayı, Talanı Önlemek İsteyenlere Küçük Bir El Kitabı:


İTALYA'NIN ESKİ ESER KAÇAKÇILIĞI İLE MÜCADELESİ



TC Kültür ve Turizm Bakanlığı
yetkililerine ithaf olunur.




İtalya, son birkaç yıl boyunca uluslararası eski eser kaçakçılığına yönelik çok büyük ve koordine bir mücadele içinde. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki büyük alıcılara ve müzelere yönelik bu çaba, Avrupa’nın birçok ülkesinde de etkili olmakta.

Olaylar zinciri Pasquale Camera'nın, 31 Ağustos 1995'de, bir trafik kazasında ölümü ile başladı. Arabada bulunan eski eser resimlerinin ve belgelerin izini süren İtalyan polisi, İsviçre polisi ile işbirliği içinde Cenevre’de bir depoya baskın düzenledi. Bu depoda yüzlerce kaçak eserin yanısıra belgeler ve başka fotoğraflar ele geçti. Belgelere dayanarak, Ocak 1997'de, Giacomo Medici tutuklandı. Yine aynı fotoğraflarla 2001 yılında uluslararası eski eser kaçakçısı Robert Hecht, ardından 2005 yılında Getty Müzesi kuratörü Marion True aleyhine davalar açıldı ve fotoğraflardan tesbit edilen eski eserlerle birçok ABD müzesi kıskaca alındı.

 

İtalya’nın bu atağı TAY Haber’de ilk olarak 26 Haziran 2006 tarihinde “YÜZYILIN DAVASI 'BASTA RUBARE!'" başlığı ile duyuruldu.

http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=1557&html=haber_detail_tu.html&layout=web



İlk olumlu gelişmelerden biri 27 Temmuz 2006 tarihinde yaşandı. Boston Güzel Sanatlar Müzesi İtalya’nın istediği bazı parçaları iade etmeye karar verdi.

http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=1965&html=haber_detail_tu.html&layout=web



9 Ekim 2006'da oklar Cleveland Müzesi’ne döndü. İtalya, bu müzenin satın aldığı kesin olan kaçak eserleri geri almak için dava açmaya hazırlandığı belirtti.

http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=2722&html=haber_detail_tu.html&layout=web



Tüm bu süreci detayları ile anlatan genel bir başka özeti ise http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=3192&html=haber_detail_tu.html&layout=web sayfasında okuyabilirsiniz. 14 Aralık 2006 tarihli bu haberin altına şöyle bir yorum yazmışız:

 

"Yukarıda okuduğunuz tüm olaylar ve davalar ile ilgili gelişmeler daha önce TAY Haber'de defalarca yazıldı. Bizim yayınlarımızdan bağımsız olarak, İtalya ve Yunanistan'ın bu tavrı yaklaşık bir yıldır tüm Avrupa ve ABD basınının en önemli konularından biri, bu konuda yüzlerce haber ve makale yayınlandı.

 

Yine yukarıda geçen tüm isimler; Getty Müzesi, Metropolitan Sanat Müzesi, Shelby White ya da Boston Güzel Sanatlar Müzesi Türkiye'den kaçırılmış yüzlerce eski esere sahipler. Ayrıca Marion True, Robert Hecht, Robin Symes'ın yıllardır Türkiye'den kaçırılan eserlere aracılık ettikleri zaten biliniyor. Bu eserlerin neler oldukları da belli, listeleri bile mevcut. Örnek vermek gerekirse; Perge'den çıkma Herakles heykelinin üst yarısı Levy ve White koleksiyonunda, alt yarısı ise Antalya Müzesi'nde; Boubon antik şehrinden kaçırılan bronz Valerianus heykel başı Getty Müzesi'nde; yine Boubon'dan kaçırılan Lucius Verus bronz heykeli Levy ve White koleksiyonunda.

 

İtalya'nın ve onun izinden giden Yunanistan'ın hem tavrını, hem de bu tavrın sonuçlarını yukarıda okudunuz. En önemli yaklaşımları ise, TAY Haber'de yayınlanan "Koparılan Sayfalar" isimli yazı dizisinin son bölümünde de söz ettiğimiz, "iade karşılığında ödünç verme" sistemi ve bu jeste rağmen iadeye yanaşmayanlara karşı sert yaptırımlar.

 

Yukarıdaki yorumda da kısaca vurguladığımız gibi, bu mücadelede İtalyan hükümeti birkaç ana noktada yoğunlaşmaktaydı, bunlar:

 

  • Küçük kaçakçılar veya aracılarla uğraşmak yerine, alıcılara yönelmek.

  • Bu faaliyet için, tek tek mücadele yerine Bakanlık içinde özel bir uzman ekip kurulması.

  • Avukat ve uzmanlardan kurulu bu küçük gruba Bakan ve Başbakan tarafından sağlanan otonomi ve tam destek.

  • İtalya’dan kaçırılımış eski eser satın aldığı belirlenen nihai alıcılarla “ceza veya ödül” ilişkisi kurmak, bunlardan “ceza” kısmı şu maddelerle özetlenebilir:

 

         1.      Kazı izinlerinin iptali

         2.      Kültürel ambargo

         3.      İsmi belirlenmiş müze müdürlerinin, aracıların ve yetkililerin “persona non grata” 

                 (istenmeyen kişi) ilan edilerek ülkeye girişlerinin yasaklanması.

         4.      Yine, ismi belirlenmiş, suçu sabit yabancı yetkililere dava açılması.

 

  • Buna karşılık, “ödül” olarak da işbirliği içinde, talep edilen eserleri iade eden müzelere, bu iyiniyetlerine karşılık “uzun süreli ödünç eser verme” politikası uygulanmakta idi.

  • Hepsinden önemlisi, bu planın tümünün, hiçbir ödün vermeksizin, çok hızlı sürdürülmesiydi. Örnek vermek gerekirse, Getty Müzesi ile sürdürülen görüşmeler 2006 yılında bir tür pazarlık haline dönüştüğünde, İtalyan yetkililer görüşmeleri tek taraflı olarak durdurdular. Hemen hemen 8 ay sonra, Getty Müzesi yeniden İtalya Kültür Bakanlığı’na başvurarak, tüm şartları kabul ettiğiri bildirdi.

 

İtalya, bu çabalarının karşılığını oldukça kısa bir zamanda ve çok az bir bedel ödeyerek aldı. ABD'de bulunan müzelerin tümü şartları kabul ederek eski eserlerin iadesi anlaşmalarını imzaladılar. Yaklaşık 200 eser ya iade edildi veya bu yılın sonuna kadar iade edilecek. En büyük sorunu çıkartan Getty Müzesi’de, aşağıdaki haberde okuyacağınız gibi, sonunda iade şartlarını kabul etti. İtalya Kültür Bakanlığı’nın Getty’e uzun süreli ödünç vermeyi kabul ettiği eski eserler ise çok manidar: İsviçre’deki baskında ele geçen kaçak kazılarla bulunmuş eski eserlerin 90 tanesi 5 yıllığına Getty Müzesi’ne ödünç verilecek. İşin en ilginç yanı, İtalya’nın bu başarıyı hemen hiçbir dava açmadan kazanması. Yukarıda maddeler halinde yazdığımız “ceza” tehditleri o denli etkili oldu ki davalara gerek kalmadı.

 

Öte yandan, bu tavrının en önemli yan etkilerinden birisi de, uluslararası eski eser tacirlerinin artık eskisi kadar rahat davranamaması. Herhangi bir müzayede firmasında veya aracıda ortaya çıkan bir antikaya, artık “Belki İtalya’dan gelmiştir, menşei belli mi?” sorgusu ile yaklaşılıyor.

Ey "sağır sultanlar", duyuyor musunuz? "Orada kimse var mı?"

 

Ali Yamaç



Nano-Yorum:

TAY Haber'in "Sayfabaşı Güzeli" yazarlarından Ali Bey'in saflığı hep beni derinen üzmüştür zaten...


Yahu Değerli Üstad, iyi güzel oturup araştırıp yazmışsınız da, allah rızası için hangi "bakanın ya da başbakanın bu işe tam destek" verebileceğini de bir zahmet söyleseydiniz ya!

Göbeğinden bağlı bir ekonomiyle "nihai alıcılara" nasıl yöneleceklerini de bi zahmet belirtseydiniz ya!

Böyle kişilikli bir kültür politikası yürütecek bir bakanlık mı var Türkiye'de? Yoksa ben mi körüm...

Olmadı Ali Beyciğim olmadı!

S.B. Sinirli


İTALYA VE GETTY MÜZESİ ANLAŞMA SAĞLADI






İtalyan yetkililer, geçen hafta Getty Müzesi ile imzalanan anlaşma sonucunda, daha önce İtalya’dan kaçırılan ve hala Getty Müzesi’nde bulunan 40 eserin iade edilmesine karşılık bu müzenin kuratörü Marion True aleyhine açtıkları davadan vazgeçtiklerini açıkladılar.

 

Öte yandan, devletin davadan çekilmesine karşılık, İtalya’dan kanunsuz kazılarla ve kaçak yollardan çıkartıldığını bile bile, müzesi adına bu eski eserleri satın alan True aleyhine açılan kamu davası devam edecek. Anlaşmanın İtalya’da, Kültür Bakanlığı binasındaki imza töreninden sonra basına bir demeç veren devlet avukatı Maurizio Fiorilli, bu anlaşmadan sonra True’nun durumunun eskisi kadar ciddi olmadığını, eserlerin iadesinin davada hafifletici neden olacağına inandığını belirtti.

 

Fiorilli, Amerikalı sanat eserleri tüccarı Robert Hecht aleyhine açılan davanın ise, herhangi bir değişikliğe uğramadan süreceğini, Hecht’in elde ettiği tüm kaçak eserleri uluslar arası piyasaya sürmesi ile art niyetinin sabit olduğunu vurguladı.

 

Getty Müzesi Müdürü Michael Brand ise, bir yıldır süren görüşmelerin sonunda imzalanan bu anlaşmanın, İtalya’nın ülkesinden yapılan eski eser kaçakçılığını ortadan kaldırmak için sürdürdüğü çok büyük kampanyanın bir parçası olan bu davaları sona erdireceğine inandığını belirtti.

 

İtalya, bu anlaşmanın dışında halihazırda iki Amerikan müzesi ile ellerinde bulunan Yunan, Roma ve Etrüsk eski eserlerinin iadesi ile ilgili anlaşmalar imzalamış durumda. Getty ile imzalanan anlaşmaya göre bu müzede bulunan ve üzerinde anlaşma yapılan tüm eserler yıl sonuna kadar İtalya’ya geri gönderilecek. Bir tek MÖ 5. yüzyılda yapılmış Afrodit heykeli teşhir için 2010 yılına dek Getty’de kalacak. Getty Müzesi, sadece bu heykele 1988 yılında 18 milyon dolar ödemişti.

 

Öte yandan, Brand, Getty Müzesi’nden iade edilecek eserlerle müzenin koleksiyonlarında ciddi bir boşluk olacağını, bu boşluğun da İtalya Kültür Bakanlığı’nın vermeyi taahhüt ettiği uzun dönem ödünç eserlerle telafi edileceğini belirtti.

AP, Haber: Ariel David, 26.09.2007

OSMANLILAR SOTHEBY'S'DE

 

Sotheby’s Müzayede Şirketi’nin her yıl iki defa düzenlediği İslam Dünyası Müzayedesi’nin 2007 yılının ikinci müzayedesinin kataloğu, “Arts of the Islamic World, including Fine Carpets and Textiles” ismi ile yayınlandı. 24 Ekim 2007 günü Londra’da yapılacak olan bu müzayedede 413 parça eser var. Müzayedenin ağırlığı Afganistan, İran ve Hindistan menşeli eserlerde. Osmanlı eserleri ise, geçtiğimiz yıllardan farklı olarak, çoğunlukla 18. ve 19. yüzyıllara ait.

 

Sotheby’s’in Anadolu çıkışlı eski eserlere karşı temkinli duruşu hemen dikkat çekiyor. Yine de, müzayedede satışa sunulan 20'den fazla İznik çinisinin içinde yer alan, tümü 1575 tarihli, menşei ve eski sahipleri belirtilmemiş beş adet İznik karo ve mimari parçanın bir miktar rahatsız edici olduğunu söyleyebiliriz.

 

Katalogdan seçtiğimiz bazı ilginç parçalar şunlar:


No 29: 

3. Murat için hazırlanan Siyer-i Nebi’den minyatürlü bir sayfa. İstanbul’da, 1594 yılında hazırlanan altı ciltlik bu Siyer-i Nebi’de toplam 814 minyatür mevcuttu. Bugün 1., 2. ve 6. ciltler Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde, 3. cilt New York Halk Kütüphanesi Spencer Koleksiyonu’nda, 4. cilt ise Dublin’de, Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunuyor. 4. cilt ise kayıp. Bir Osmanlı prensesine verildiği iddia edilen bu cilte ait minyatürler tüm dünyaya dağılmış durumda. Satışa sunulan bu minyatür de 4. ciltten çıkma. Yine bu ciltten çıkmış minyatürler bugün British Museum’da, Berlin İslam Sanatı Müzesi’nde, Paris, Arap Dünyası Enstitüsü’nde ve Kopenhag’da David Koleksiyonu’nda yer almaktalar.

 

30,000 - 40,000 Pound

 

Önceki sahipleri: 3. Murad

                         1753'de Prenses Rukişah

                         1939'da Kahire, R.G. Gayer - Anderson





No. 267

Sultan 2. Mehmed’in yağlıboya portresi, Gentile Bellini kopyası. Erken 15. yüzyıl. Bellini'nin Fatih Sultan Mehmed’in, şu anda Londra, National Gallery’de bulunan 25 Kasım 1480 tablodan esinlenerek, hemen akabinde yapılmıştır. Bahsi geçen bu Bellini tablosu ise, babasının ölümünden hemen sonra oğlu Sultan 2. Beyazıd tarafından sayışa çıkartılmış ve Venedik’li tüccarlar tarafından alınarak önve İtalya’ya, ardından İngiltere’ye götürülmüştür.


200,000 - 300,000 Pound

Ölçü: 21 x 16 cm

 

Önceki sahipleri: Thomas Agnew & Sons Ltd., London, 1931;
                         Jackson-Higgs Koleksiyonu, New York;
                         Satış, New York, American Art Association, Aralık 1932;
                         Baron Waldemar von Zedtwitz Koleksiyonu, New York, 1962.



 


No. 268

Osmanlı gümüş ve altın yaldız tas, Türkiye, yaklaşık 1500.

 

70,000 - 100,000 Pound

Çap 12 cm

 

Lagonico Koleksiyonu’ndan



 


No. 271


Iznik tabak, yaklaşık 1530-40
 
150,000 - 200,000 Pound

Çap: 36.5cm





No. 272

Iznik tabak, yaklaşık 1575

20,000 - 25,000 Pound

Çap: 28.2cm





No. 284

Iznik duvar karosu, yaklaşık 1575


18,000 - 25,000 Pound

Ölçü: 27.5 x 27.5cm.




TAYHaber, Ali Yamaç, 05.10.2007

CHU DAU SERAMİKLERİNİN ESRARENGİZ KADINI

 



Vietnam’lı Bui Xuan Nhan ve yeğeni Vietnam’ın Gia Loc Bölgesi ile ilgili arşiv düzenlerlerken ilginç bir belge ile karşılaştılar: 1980 yılında Japon Konsolosluğu Kültürel Ataşesi, Vietnam Komunist Parti Sekreterliği'ne yazdığı bir mektupta ilginç sorular vardı. Mektupta açıklandığına göre, Topkapı Sarayı’nda bulunan bir mavi-beyaz vazonun üzerinde “Thai Hoa hükümdarlığının sekizinci yılı, Nam Sach Bölgesi, Bui Thi Hy yazdı” yazıyordu. Bu, 1450 yılı demekti. Ataşe, Nam Thanh Eyaleti'nin hangi kısmının 15. yüzyılda “Nam Sach” olarak anıldığını soruyor ve Bui Thi Hy’nin bu sanatı nasıl öğrendiğinin ve antik fırınların araştırılması için yardım istiyordu.

 

Bu mektuptan önce, Chu Dau seramikleri olarak bilinen bu gruba dair hemen hiçbir şey bilinmiyordu. Japon ataşenin başvurusunun ardından, 1983 yılında bölgede yapılan araştırma kazılarında seramik fırınları bulundu. Uzun süren araştırmalardan sonra artık arkeologlar bu bölgedeki seramik geleneğinin 15. yüzyılda başladığını ve yaklaşık 200 yıl kadar sürdüğünü biliyorlar.

 

Ateşenin sorduğu diğer sorunun cevaplanması ise çok daha zor oldu. Topkapı Sarayı’nda bulunan seramik vazoda imzası olan Bui Thi Hy isimli kadına ait hiçbir bilgi yoktu. Uzun araştırmalardan sonra Bui sülalesinin kayıtları bulundu. Kayıtlar başka kayıtları takip etti ve nerede ise 20 yıllık bir araştırmadan sonra kumaş üzerine yazılmış en eski soy listeleri bulundu. Bu kayıtlarda 1420 yılında doğan Bui Thi Hy ile ilgili bilgiler vardı. Yıllıklara göre edebiyat ve yazı konularında üstün becerileri olan Bui Thi Hy nin çizime de doğuştan yeteneği vardı. Dang Si isminde zengin bir seramikçi ile evlenmiş ve ardından seramikçi olarak çok ünlenmişti. Hiç çocuğu olmayan Bui Thi Hy çok başarılı ve zengin bir insan olarak 79 yaşında, 1499 yılında ölmüştü.

 

Topkapi Sarayı’nda bulunan vazo 1450 tarihli ve bu bölgeye ait dünyadaki en eski örnek olma özelliğine sahip. Form tamamen Vietnam özelliği olsa da üzerindeki motiflerde Yuan-Çin etkisi görülmekte. Bu türün dünyadaki ikinci en eski örneğine ancak 100 yıl kadar sonra rastlanıyor.

vietnamnews.vnagency.com.vn, Haber: Nguyen My Ha ve Ta Quynh Hoa, 30.09.2007




Nano Yorum:

Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır. Bugüne kadar görev yapan tüm çalışanların ve müdürlerin çalışmalarını ve zor şartlarda gösterdikleri çabayı takdirle karşılıyoruz. Ancak bu örnek, envanter çalışmalarının önemini bir kez daha gösteriyor. Daha önce de defalarca yazdığımız gibi, mutlaka ve ivedilikle müze envanter sistemlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

SUADA HİKAYESİ





Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü İstanbul Boğazı’nın tek adasında bulunan tesislerde yangın çıktı. Yangın deniz itfaiyesi tarafından uzun süren çalışmalar sonrasında söndürüldü. Neyse ki, can kaybı yaşanmadı.





Ancak bu haberin bizi ilgilendiren kısmı, bugünlerde adı “Suada” olan adanın ilk sahibinin hassa mimarı Sarkis Balyan olmasıydı. Kuruçeşme sahilinden 160 m açıkta olan adanın daha önce ne amaçlarla kullanıldığı bilinmiyor. Bilinen, Sultan Abdülaziz'in bu adayı (1860'larda) Dolmabahçe Sarayı ile Ortaköy Camii'ni de inşa eden Balyan kardeşlerden saray mimarı Sarkis Balyan'a (1831-1899) hediye ettiği. Sarkis Balyan adanın çevresini duvarla çevirdi ve tam ortasında iki katlı bir köşk inşa etti. Ölümünden sonra köşk yandı, mirasçıları da "Balyan Adası"nı Şirket-i Hayriye'ye kiraladı. Burası Boğaz vapurları için kömür deposu haline getirildi ve "Kömür Adası" olarak anılmaya başladı.

Şirket-i Hayriye'den sonra Şehir Hatları İşletmesi tarafından da kömür deposu olarak kullanıldı. 1958'de Galatasaray Spor Kulübü adanın mülkiyetini Sarkis Balyan'ın mirasçılarından satın aldı. Aslında 3 bin 831 metrekare olan bu kayalık, Galatasaray Kulübü’nün adanın güneyindeki denizi 2 bin 17, kuzeyindeki denizi ise 1052 metrekarelik bir duvarla çevirmesiyle 6 bin 900 metrekareye çıktı. Duvarın içinin bir bölümü yüzme havuzu haline getirildi. Bir bölümü dolduruldu. 1978'de bu dolgu bölümlerin yıkım kararı çıktı ise de sonra karar uygulanmadı. Çok bilinen tanımıyla "Galatasaray Adası", şimdilerde üç parselden oluşuyor.






Doğal ve tarihi SİT alanı olan Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde bulunan ada, Başbakan Erdoğan ve 7 bakandan oluşan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu’nca 15 Ekim 2004 tarihli karar ile çok katlı imara açıldı. SİT alanı olduğu için Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Boğaziçi İmar Müdürlüğü ve 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan sırasıyla onay alınarak hazırlanması gereken planlar, tersi bir uygulamayla direkt Başbakan’a bağlı Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu’na sunuldu.

 

Uzmanlar, “Prosedüre uygun olmayan süreç izlenmiş” derken, Galatasaray Adası’na yapılacak binanın planını henüz tamamlanmadığı belirtildi. 1945’te kullanım hakkı Galatasaray Spor Kulubü’ne geçen adayla ilgili projeyi ise Unit AŞ hazırladı. Karar ile onanan Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörüm Bölgeleri Nazım ve Uygulama İmar Planları’nın Galatasaray Adası ile ilgili bölümünde yapılan plan tadilatı, Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından 3 Şubat 2005’te askıya çıkarıldı.

Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Eyüp Muhçu o dönemde yaptığı açıklamada, planın gerçekleşmesi durumunda, Kuruçeşme’den Anadolu Yakası’ndaki Kuleli Askeri Lisesi’ni görmenin mümkün olmayacağını söyledi. Muhçu, Büyükşehir Belediyesi ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na gönderdiği yazı ile kararın ilgili yerel yönetimlere danışılmadan alındığı ve SİT alanında çok katlı yapılaşmaya yol açtığı iddialarıya kararın iptalini istedi.






Muhçu, karar metninde Galatasaray Kulübü’ne ait 3 adet parselden bahsedildiğini ancak kulübün aslında tek parsele sahip olduğunu ileri sürerek plan tadilatı ile ilgili şu iddialarda bulundu: “Boğaziçi İmar Müdürlüğü kendilerine ulaşan kararı askıya çıkardı ancak bunun suç olduğunu bildikleri için Kurul’a konuyu yasa uyarınca yeniden görüşmeleri için yazı yazdı. Düşünebiliyor musunuz, bir Başbakan ve 7 bakan oturuyorlar, ‘ilgililerin yaptığı planı’ onaylıyor. Ayrıca Galatasaray Kulübü’ne ait 1 parsel var ancak, kulüp adanın tümünü kullanıyor. Kurul kararında da kulübün 3 parsele sahip olduğu belirtiliyor. Halbuki diğer parseller Hazine’ye ait. Maliye Bakanlığı görüşü de alınmadan, kulüp mülkiyetindeymiş gibi işlem gösteriyorlar. Boğaziçi gibi öngörünüm ve sahil şeritlerinde konut yapılaşmasına bile izin verilmeyen bir doğal ve tarihi SİT alanında, yapılaşmayı denizin içine kadar uzatan böylesi bir plan tadilatı son derece sakıncalı bulunmaktadır.”

 

Kıran Mimarlık’a hazırlatılan projede, toplantı salonu, sergi, konser, gösteri, spor, eğlence ve restoranlar bulunuyor. Adanın üzerine çelik konstrüksiyonla bağlanacak gemi şeklindeki proje, 5 bin metrekare kapalı alan, 85 metre uzunluk ve 3.5 kat, 9.5 metre yükseklikte bulunuyor. Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları ile birçok köşk ve kasrın yapımına imza atan "hassa mimarı" Sarkis Balyan’ın, yıllar önce yazlık evinin bulunduğu Galatasaray Adası’na gidip geldiği çatanası (bir tür buharlı tekne) mimar Hakan Kıran’a ilham kaynağı olmuş. Kıran’ın birinci seçilen projesi, çelik direkli, sağa sola dönebilen ve adayı kaplayan bir gemi görünümünde.

 




Bakalım yangının sonucu ve projenin akıbeti ne olacak? Ama bana kalırsa, "Suada" olmadan önce "Buzada" olarak anılan ada, dili olsaydı muhtemelen "Gölge etmeyin başka ihsan istemem" derdi.

TAYHaber, Yazı: Ayşe Didem Bayvas, Kaynak-Foto: S.Demirkol, Milliyet, besiktasliyim.net, Tercüman, ultraslan.org, 06.10.2007

MÜZİK MÜZESİ HAYALİ GELECEK YILA KALDI





Türkiye'nin Müzik Müzesi hayali bu yıl da gerçekleşemiyor. Geçtiğimiz haziran ayında Üsküdar'daki eski Tekel Deposu'nda açılması planlanan müze, yapılan yer değişikliği nedeniyle ziyaretçilerine kapılarını 2008 yılında açabilecek.

 

Fotoğraf Altı: Geçtiğimiz haziran ayında Üsküdar'daki eski Tekel Deposu'nda açılması planlanan Türkiye'nin ilk ve tek Müzik Müzesi, ziyaretçilerini gelecek yıldan itibaren Gülhane'deki İslam Teknolojileri Müzesi içinde ağırlayacak.

 

Ağustos 2006'da Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bünyesinde kağıt üzerinde kurulan Müzik Müzesi, birkaç ay önce Tabiat Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne devredilmişti. Ardından müzenin Gülhane'de kurulmasına karar verildi ve Topkapı Sarayı Sur-ı Sultani içinde yer alan İslam Teknolojileri Müzesi'nde 300 metrekarelik bir bölüm ayrıldı. Tabiat Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, daha çok ziyaretçi çekmek için müzeyi Sultanahmet'teki müzeler bölgesine almaya karar verdiklerini belirtiyor. Müzeye konulacak enstrümanları toplama işlemi ise halen devam ediyor. Müzik Müzesi çalışmalarını yürüten etnomüzikolog Oğuz Elbaş, müzenin yer değişikliği konusunun kendi bilgisi dahilinde olmadığını söylüyor. Topkapı Sarayı, Mevlevihaneler ve yurdun çeşitli müzelerinden çalgı aleti toplama işleminin devam ettiğini belirten Elbaş, özel koleksiyonlardan da çalgı alacaklarını ifade ediyor. Müzenin İslam Teknolojileri Müzesi bünyesinde açılmasını da değerlendiren Elbaş, "Ben olaya olumlu bakılmasını istiyorum. Bu bir başlangıç. Elimizde ne var ne yok, insanlara ne anlatıyor, insanlar bundan nasıl faydalanıyor bir görelim. Önce bir başlayalım." diyor.

 

Müzik Müzesi'nin hikayesi eskilere dayanıyor. Açılması yıllardır dillendirilen müzeyle ilgili en somut adımlar ise geçtiğimiz yıl atıldı. Kültür Bakanlığı ve Bilkent Üniversitesi işbirliği ile 29-31 Mayıs 2006 tarihleri arasında düzenlenen "Uluslararası Tarihsel Süreç İçinde Türkiye'de Müzik Kültürü ve Müzik Müzesi Kongresi"nde bu konu enine boyuna tartışıldı ve böyle bir müzenin açılmasına karar verildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bünyesinde Bakanlar Kurulu kararıyla kurulan Türkiye'nin ilk ulusal müzik müzesi için Üsküdar'daki eski Tekel Deposu tahsis edildi. Bina yeniden düzenlenip 2007 yılı başında hizmete girecekti. Fakat bunlar gerçekleşmedi.

 

Gülhane'de açılacak Müzik Müzesi'nin yaşayan bir müze olması hedefleniyor. Türk müzik sanatı ve kültürü üzerine araştırma ve inceleme yapan yerli ve yabancı müzikolog, etnomüzikolog ve akademisyenlere bu alanda bilgi, belge ve dokümanlara ulaşma imkanı sağlayacak olan müzede, çalgılar, notalar, arşiv kayıtları ile müzikle ilgili tüm etnografik materyaller yer alacak. Bakanlığa ait çeşitli müzelerdeki materyallerin yanı sıra yurtiçindeki ve dışındaki özel çalgı koleksiyonları, plaklar ve dokümanlar da satın alma ya da hibe yoluyla müze envanterine kazandırılacak. Teşhir edilen her tür tarihi enstrümanın onarımlarının yapılacağı ve ses kayıtlarının satışa sunulacağı müzede alanında uzmanlaşmış 15 sanatçıdan oluşan özel bir araştırma ve uygulama topluluğu da görev yapacak.

 

Müzik Müzesi için belirlenen ilk mekan olan Üsküdar'daki eski Tekel binasının durumunun ne olacağı da şu an için belli değil. Genel Müdür Orhan Düzgün, bakanlığa devredilen binanın hangi amaçla kullanılacağı konusunda Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile önümüzdeki günlerde detaylı bir toplantı yapacaklarını söylüyor. Bina, Kültür Bakanlığı'na devredileli yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen halen resmi devri Tekel'den alınmış değil. Devir işleminin gerçekleşmemesinin nedeni ise bakanlığın binayı koruyacak yeterli güvenlik kadrosunun bulunmaması. Binanın güvenliği halen Tekel görevlileri tarafından sağlanıyor.

Zaman, Haber: Ali Pektaş, 06.10.2007

OSMANLIYA AİT BELGELER 3 KITADA TAPU ANLAŞMAZLIKLARINI ÇÖZECEK

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi (VAYS) projesiyle Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait yaklaşık 12 milyon belgeyi dijital ortama aktarıyor. Bu yılın sonuna kadar tamamlanması planlanan VAYS projesi ile Osmanlı vakıf belgeleri, 3 kıtada tapu anlaşmazlıklarının hakemi haline gelecek.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü, VAYS projesinde, tarihi belgelerin en üstün teknolojiler aracılığıyla koruma altına alınması ve araştırmacıların hizmetine sunulması amacıyla 2005 yılında uygulama çalışmalarına başladı. VAYS projesi ile vakıfların amaçlarına göre yaşatılmaları ve mal varlıklarının korunabilmesi için gerekli arşiv yönetim sisteminin kurulabilmesi, vakıflarla ilgili her türlü bilginin derlenerek bilgisayar ortamına alınması, Selçuklu, beylikler ve Osmanlı dönemi kültür ve medeniyetine ait bilgi ve belgelerin internet ortamına açılarak Türk ve dünya kamuoyu ile paylaşılması hedefleniyor. Proje kapsamında, vakıfların elindeki vakfiye, zeyl vakfiye, ilan, hüccet, berat, ferman, emir, hüküm, ahkam kayıtları, hudutname, kayd-ı hakani, ilmühaber, her türden temessük (senet) kayıtları, mahkeme, şura, encümen, meclis, komisyon kararları, tafsil, hurufat, atik şahsiyet (hazine esas kaydı) ve yeni şahsiyet kaydı türünden Arapça olanların Türkçeye çevirisi ile Osmanlıca olanların transkripsiyonları yapılarak bilgisayara aktarılıyor. VAYS projesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, İstanbul Bölge Müdürlüğü Arşivi ve İstanbul Müftülüğü bünyesinde bulunan kayıtları ile mikrofilm çekimi ile dijital ortama aktarılıyor. Çalışma kapsamında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde bulunan 4 bin 190, İstanbul Müftülüğü'ndeki 10 bin, Milli Kütüphane bünyesinde iken Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne devredilen 8 bin 609 defter ile birlikte Türk Tarih Kurumu, Süleymaniye Kütüphanesi, Topkapı Sarayı Müzesi ve Türk İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan vakıflarla ilgili belge ve defterlerin dijital ortama aktarılması işlemleri tamamlandı. Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığı'nda bulunan 8 milyon 470 bin 726 defterden 2 milyon 100 bininin dijital kopyaları alındı. Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'ndaki 6 milyon 370 bin 726 defterin dijitalleştirme çalışmaları sürüyor.

 

1460 yılından beri el atılmayan Osmanlı tapu arşivleri, bilgisayar ortamına aktarılıyor. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve İstanbul Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü, padişah fermanlarıyla sadece kişi isimlerinin yer aldığı Osmanlı tapularını Türkçeye çeviriyor ve tapuları tarayıp mikrofilmlerini çekiyor. Osmanlı tapu kayıtları sadece Türkiye'nin toprakları ile sınırlı değil. Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü topraklarda şu an 28 devlet var. İstanbul Tapu Kadastro Bölge Müdürü Adnan Cevher, Osmanlı tapu arşivlerinde Kıbrıs'tan Filistin'e, Mısır'dan Bosna'ya kadar birçok ülkenin kayıtlarının bulunduğunu anlattı. Tapuların bilgisayara aktarılması çalışmalarında, diğer ülkelerdeki gayrimenkullerin tapu kayıtlarının da ele alındığını ifade eden Cevher, "Osmanlı'nın hüküm sürdüğü topraklarda kurulan devletler, kendi ülkelerindeki anlaşmazlıklarda bile Osmanlı tapularını kaynak kabul ediyor. Tapular bilgisayar ortamına aktarılınca, Osmanlı tapuları, 3 kıtada tapu anlaşmazlıklarının hakemi haline gelecek." diye konuştu.

 

Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, "Proje sonunda yıllar boyu karanlık kapılar ardında kalmış birbirinden değerli milyonlarca belge gün ışığına çıkmış ve bu belgelerin içerdiği bilgiler tüm insanlığın istifadesine sunulmuş olacak." dedi.

Zaman, Haber: Yasin Kılıç, 06.10.2007

EFSUNLU TABLONUN ŞİFRESİ

Tarih boyunca pek çok badire atlattı. Kumarhane oldu, yandı, kaderine terk edildi... Ama hala sapasağlam ayakta! Bu gibi sebeplerden dolayı da uzun yıllardan beri eski Yeniköylüler tarafından 'Efsunlu Yalı' olarak adlandırılıyor.





Sait Halim Paşa Yalısı'na ismin verilmesindeki sebeplerden biri de yalıdaki Çölde Av isimli yağlı boya tablo. Eni 5.65, boyu 7.76 metre olan bu tablo, Türkiye'deki en büyük tablolardan biri. O da şans eseri yangından hiç zarar görmeden kurtulmuş. Mısır çöllerindeki bir av sahnesinin resmedildiği eser, Felix Auguste Clement'e ait. Aynı zamanda yalının iç mimarı olan Clement, Sait Halim Paşa'nın hem çok yakın dostu hem de av arkadaşıymış. Zaten resimde ortada duran kişi de Paşa'nın ta kendisi. Yerde yatan sarı saçlı ve bıyıklı kişiye dikkat ederseniz, o da Clement. Sanatçı tabloyu 1865 yılında Mısır'da yapmış. O büyüklükte bir resmin, Mısır'dan buraya nasıl getirilip, yalıya sokulduğu hala tartışma konusu. Clement ile Sait Halim Paşa'nın tanışıklığına gelirsek... Sait Halim Paşa, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunu oluyor. Clement de Kavalalı'nın Mısır'daki evinin mimarı. Sait Halim Paşa yalısıyla ilgilenmek için Mısır'dan İstanbul'a gelmiş. Gelirken de bu resmi getirmiş. Ayrıca yalının tavan işlemelerinden merdiven basamaklarına kadar her ayrıntıyı kendisi yapmış. Tablonun en büyük özelliklerinden biri kullanılan perspektif teknikleri. Eserin bulunduğu odanın hangi köşesinden bakarsanız bakın, resimdeki atlardan biri gözlerini sizden ayırmıyor. İster istemez hep o atla göz göze geliyorsunuz. Bir diğer atın ön bacağı da aynı şekilde sizi takip ediyormuş gibi duruyor. Her ne kadar bu çok sık uygulanan bir resim tekniği olsa da, belki de mahalleli yalıya "Efsunlu," demekte çok da haksız değil.

 

1995 yılında meydana gelen yangın nedeniyle Çölde Av tablosuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulunamıyor. Yalının konsept danışmanı ve marka yöneticisi Yelda İpekli, bu yangın sırasında temel kaynakların yandığını anlatıyor: "Yalıyla ilgili pek çok bilgi, yalıyla birlikte yanmış. Sonradan yapılan araştırmalar da çok sınırlı." Tablonun tarihi değerinin yanı sıra sanatsal değeri de dikkat çekici. Oryantalist bir anlatıma sahip olan eser, çok figürlü bir kompozisyona sahip. Sizi takip eden atların yanı sıra farklı perspektif oyunları da yapılmış. Bunun için tablonun karşısına geçip biraz zaman geçirmeniz gerekiyor. Resmin her köşesinden farklı bir şifre çıkacağına emin olabilirsiniz...

 

Sait Halim Paşa Yalısı'nın 2004'te Göçtur Turizm A.Ş.'ye kiralanmasından sonra, yalıdaki paha biçilemeyen eserler Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Yıldız Sarayı Müzesi depolarına taşındı. 367 eser tek tek götürüldü. Ancak Çölde Av, çok büyüktü ve neredeyse duvarla bütünleşmişti. Onu çıkarmak, hem yalının duvarına hem de resme zarar verecekti. Bu nedenle resim yerinden oynatılamadı. Böylece tablo, ait olduğu yerde gizemini korumaya devam ediyor...

 

Yalıdaki en önemli orijinal eser olan Çölde Av, yalının en önemli mekanlarından biri olan Selamlık bölümündeki Tören Salonu'nda yer alıyor. Kahire mimarisinin özelliklerini taşıyan bu salon, şu an boş dursa da kimi zaman özel yemekler ve toplantılar için kullanılabiliyor.

 

Rıhtımındaki iki arslan heykelinden dolayı 'Arslanlı Yalı' olarak da anılan Sait Halim Paşa Yalısı, neo-klasik tarzda inşa edildi. Sakin dış görünüşüne karşın, dekorasyonunda ağır arabesk unsurlar kullanıldığından, küçük bir Arap sarayını da andırıyor. Sait Halim Paşa Yalısı'nın bilinen ilk sahipleri Düzoğulları Ailesi. Yalının 1863'te Aristarhis Ailesi'nin eline geçtiği tahmin ediliyor. Bilindiği kadarıyla, Aristarhis Ailesi yalıyı tamamen yıktırıp, yeniden inşa ettirmişti. Yalı, Aristarnis Ailesi'nden sonra 1876 yılında Prens Abdülhalim Paşa tarafından satın alındığında harap haldeydi ve Çanakkaleli mimar Petraki Adamandidis'e yaptırıldı. Böylece yalı bugünkü halini aldı. Abdülhalim Paşa'nın ölümünden sonra yalı, paşanın dokuz çocuğuna kaldı. Sait Halim Paşa ise kardeşlerinin hisselerini satın alarak 1894'te yalıya sahip oldu. Yalı, en güzel zamanlarını Sait Halim Paşa zamanında yaşadı. Sonra da bilinen talihsizlikler başına geldi. Yalının 1998'de başlayan yenileme çalışmalarında ise yalının yangından önceki değil, 1890'lardaki görünümü temel alındı.

Sabah, 06.10.2007

HIZLI TREN TARİHE ÇARPTI

 

Eskişehir'in İnönü İlçesi'nde devam eden hızlı tren hattı çalışmaları sırasında MÖ 6. yüzyıla ait iki tümülüse rastlandı. Hızlı tren inşaat çalışmalarının kısa süreli olarak durdurulduğu 200 metrekarelik alanda Arkeoloji Müzesi görevlileriyle AÜ Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyeleri birlikte kazı yapıyor.


AÜ Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Oğuz Alp, "Mezarların erken klasik döneme ait olduğu tahmin ediyoruz. İki mezar binasının birinin üzerinde hızlı tren hattı geçiyor. Toplam 200 metrekarelik bir alanda kazı yapacağız" dedi. Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürü Dursun Çağlar çalışmaların yaklaşık bir ay süreceğini, kazının hızlı tren çalışmalarını aksatmayacağını söyledi.

Radikal, 06.10.2007

"AKP TARİHE SAHİP ÇIKMIYOR"

 

İstanbul'da Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı başta olmak üzere kente ruh katan çok sayıda ünlü anıt yok olmanın eşiğinde. AKP'nin, kentteki birçok yapıyı onarmasına karşın 79 yıllık Cumhuriyet Anıtı'na gerekli ilgiyi göstermemesini eleştiren uzmanlar, bu anıtların acilen restore edilmesini istiyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi, Resim ve Heykel Müzesi Müdürü Prof. Dr. Ferit Özşen, Cumhuriyet Anıtı'nın durumunun belirlenmesi amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş tarafından 2005 yılında görevlendirildiğini belirterek "Geçen yıl bir rapor hazırlayıp sundum. Bu raporda da belirttiğim gibi anıt çok kötü durumda, yer yer erimeler var. Acilen rölevesi alınmalı. Sonra da restorasyonu yapılmalı" dedi. Raporun ardından İBB'den kendisine herhangi bir geri dönüş olmadığını anlatan Özşen, sadece Cumhuriyet Anıtı'nın değil İstanbul'daki çok sayıda anıtın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Özşen, anıtlarının çoğunun bakımsızlıktan harap halde olduğuna işaret ederek " Bazı yetkililer, bu anıtları temizlemek için boya kullanma yoluna gidiyor. İyi niyetle yapılsa da anıtları boyamak yanlış, boya eseri yıpratıyor. Bunun yerine su ve sabun ile düzenli temizlikleri yapılmalı, bunun için özel bir ekip oluşturulmalı" diye konuştu. Ferit Özşen, heykellerin üzerine yazı yazan gençlere de "Lütfen bu anıt ve heykellere eserlere zarar verecek yazı ve resimlerden kaçının. Sanatınızı boş duvarlarda sergileyin" çağrısında bulundu.

İstanbul İl Genel Meclisi'nin CHP'li üyesi Hasan Toksöz de konuyla ilgili olarak 2 yıl önce il genel meclisine bir önerge verdiklerini anımsatarak " Cumhuriyet Anıtı'nın bakımsız halde olduğunu, kaidelerinde dökülmeler meydana geldiğini, bu nedenle acilen restorasyonunun yapılması gerektiğini belirtmiştik.

Bu önerge, İstanbul Valiliği tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne iletilmiş, belediyeden gelen yanıtta da 'Söz konusu yere gidilerek yapılan inceleme sonucunda anıtın genel durumunun iyi olduğu, restorasyona gerek olmadığı' ifade edilmişti" açıklamasını yaptı. Oysa anıtın gerçekten de restorasyona ihtiyaç duyduğunun altını çizen Toksöz, AKP yönetiminin bu konuyla ilgilenmemesini eleştirdi. Toksöz, şöyle devam etti:

"Atatürk ve arkadaşlarının heykelini bile hazmedemiyorlar. İstanbul'da birçok eseri onarırken Cumhuriyet Anıtı'na aynı ilgiyi göstermemek art niyet göstergesidir. Anıta dokunmayalım, ne olursa olsun mantığındalar. Hatta bence bu durum Atatürk'e olan düşmanlıklarının bir yansıması."
Cumhuriyet Anıtı bir simge

Taksim Meydanı'nın simge yapısı Cumhuriyet Anıtı, Cumhuriyetin ilanının ardından, Milli Mücadele'nin önemini vurgulamak amacıyla 1928'de İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırıldı.

Yapımı 2.5 yıl süren, 11 metre yüksekliğindeki anıtta malzeme olarak taş ve bronz kullanıldı. Dairesel bir meydanın ortasına dikilen anıtın iki yüzünde bronz figürler yer alıyor. Anıtın bir yüzü Cumhuriyet Türkiye'sini, diğer yüzü ise Kurtuluş Savaşı'nı simgeliyor.

Cumhuriyet, 05.10.2007

"OSMANLI MİMARİSİNİN KORUNMA, RESTORASYON VE YENİDEN KULLANIMI" SEMPOZYUMU

 

Hollanda Araştırma Enstitüsü ve Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Anadolu Medeniyetleri ve Kültürel Miras Yönetimi Yüksek Lisans Programı tarafından düzenlenen "Osmanlı Mimarisinin Korunma, Restorasyon ve Yeniden Kullanımı. Türkiye, Doğu Akdeniz ve Balkanlar'dan Uygulama ve Problemler" Sempozyumu 9 Ekim 2007 tarihinde, 10:00 - 17:30 arasında Hollanda Araştırma Enstitüsü'nde gerçekleştirilecek.

TAYHaber, 05.10.2007

KAZILARDA BULUNAN TABLET, SİVAS TARİHİNİ 300 YIL GERİYE GÖTÜRDÜ

 

Sivas'ta Hitit dönemine ait olduğu belirlenen alanda yapılan kazı çalışmalarında bulunan yazılı tablet, ilin yerleşik hayatını 300 sene geriye götürdü. Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Sivas'ın bilinen yazılı tarihi ise MÖ 1500'lü yıllara dayanıyordu.

Sivas'ın Yıldızeli ilçesine bağlı Kayalıpınar Köyü yakınlarında 2005 yılında başlanan kazı çalışmalarına, sonbaharın gelmesiyle birlikte ara verildi. Kazı Sorumlusu Andres Müller tarafından yürütülen çalışmalarda Hititler dönemine ait çok önemli bulgulara rastlandı. Büyük bir külliyeye ait 2 yapının içinde yapılan çalışmaların ilk senesinde bir tanrı kaya kabartması bulunmuştu. Kazıda şimdiye kadar keşfedilen en eski buluntu ise MÖ 4 bine tarihlenen bir damga mühür oldu. Bu sene yapılan kazılarda ise çanak, çömlek ve tunçtan yapılmış ok uçlarına rastlandı.

haberler.com, 05.10.2007



MOTOSİKLETTE 'ÜÇ HAVARİ' HEYKELİ YAKALANDI

 

Uşak'ta bir kişi, tarihi eser kaçakçılığından yakalanarak gözaltına alındı.

Uşak'ın Banaz İlçesi'ne bağlı Kızılhisar Köyü'nden İ.Y.'nin (36) kullandığı 64 KN 831 plakalı motosikletin sepetinde yapılan kontrolde bir adet "üç havari" heykeli ele geçirildi. İfadesi alınan zanlı İ.Y., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

haberler.com, 05.10.2007

MENEKŞE SOKAK KURTARILIYOR

 

 

Ordu'da yüzyıl başından kalma Ermeni, Rum ve Osmanlı mimarisinin hakim olduğu evlerin bulunduğu Taşbaşı Mahallesi'ndeki Menekşe Sokak, Ordu Belediyesi'nin yapacağı çalışmalar sonunda tarihin yaşandığı sokağa dönüştürülecek. 

Osmanlı evleri, Rum kilisesi ve ermeni mimarisinin hakim olduğu evlerin bulunduğu sokağın günümüze tarihi özellikleriyle kazandırılması amacıyla Ordu Belediyesi'nin başlattığı kamulaştırma çalışması sonuçlandı. Belediye, tarihi evleri yeniden ortaya çıkarmak amacıyla sokağı tamamen kamulaştırırken, Tarihi Kentler Birliği ve Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı'nın (ÇEKÜL) desteğiyle proje çalışmalarını da hızla sürdürüyor. 

Konuyla ilgili bilgi veren Belediye Başkanı Seyit Torun, Menekşe Sokak’ta bulunan tarihi evlerin yeniden restore edileceğini, yıkılanların yerine ise yeniden aslına uygun şekilde yapılacağını belirtti. Tüm çalışmalar bittiğinde sokağın yüz yıl başında kalma tarihi bir sokak haline dönüşeceğini belirten Başkan Torun, "Proje çalışmalarını yılbaşına kadar bitirmeyi hedefliyoruz. Bu çalışmayı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile eşgüdüm halinde sürdürüyoruz. Menekşe Sokak'ta yapılacak çalışma Ordu'daki tarihi dokunun korunması ve yaşatılmasında önemli bir başlangıç olacak. Bu projenin tam olarak amacına ulaşabilmesi için bütün dokunun restore edilmesi gerekiyor. Eğer Ordu'nun bir turizm kenti olmasını istiyorsak iş adamlarına ve buradaki mülkiyet sahiplerine önemli katkısı gerekiyor. Bunun için işadamlarından ve odalardan destek bekliyoruz" dedi.

Ordu Kent Haber, 05.10.2007

SU ARARKEN MEZAR BULDULAR

 

Hatay Arkeoloji Müzesi Müdürü Faruk Kılınç, Erzin İlçesi'nde Aslantaş Barajı'ndan İskenderun'a su getirmek için çalışma yapan DSİ ekiplerinin tarihi özellikleri bulunan ''oda mezar'' bulduğunu belirtti.

 

''Oda mezar''ın iş makinelerinin darbesi sonucu hasar gördüğünü ifade eden Kılınç, Arkeolog Demet Kara ile 3 görevlinin inceleme yaptığını söyledi. Yeşiltepe Köyü yakınlarında bulunan ''oda mezar''ın ilk etapta Geç Roma dönemine ait olduğunun saptandığını kaydeden Kılınç, ''Çalışma sırasında iş makinelerinin darbesi dolayısıyla mezarın bazı bölümleri hasar görmüş. Mezarlık içinde seramik ve camdan yapılmış gözyaşı şişeleri, insan kemikleri bulundu. Bakanlığa durumu bildirdik. Alacağımız izin ve ödenekle oda mezar ve çevresinde kazı başlatacağız'' dedi. Kılınç, bulunan oda mezarın etrafının güvenlik amacıyla çevrildiğini, DSİ'nin çalışmalarına ara verdiğini bildirdi.

Hatay Gazetesi, 05.10.2007



TARİHİ KENTLER BİRLİĞİ 2008 TOPLANTISINI OSMANGAZİ'DE YAPACAK

 

2008'in Mart ayında yapılması planlanan Tarihi Kentler Birliği toplantısı, TKB'nin Şanlıurfa Buluşması'na katılan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe'nin burada yaptığı davet üzerine gerçekleşecek. Belediye Başkanı Recep Altepe, toplantıyla ilgili son ayrıntıların; Birliğin İstanbul'daki merkezi olan Şerifler Yalısı'nda Prof.Dr. Metin Sözen başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda netleştirildiğini bildirdi. Mart 2008'de yapılması planlanan toplantıda, Osmangazi Belediyesi'nin tarihi mirası koruma çalışmaları ve bağlamdaki örgütlenme, işlevlendirme, röleve ve restorasyon projesi hazırlama, kent belleği oluşturma, somut olmayan kültürlerin desteklenmesi, kent kültürünün oluşturulması/ortaya çıkarılması gibi çalışmaları ayrıntılı olarak ele alınacak. TKB'nin Osmangazi Buluşmasında tarihi mirası koruma çalışmaları sadece teorik olarak işlenmeyecek. Konuklar aynı zamanda Osmangazi Belediyesi'nin restore ettirdiği kültürel varlıkları da yerinde görecek. 3 gün sürmesi planlanan toplantının son iki günü yerinde inceleme ile geçecek. Konuklar iki gün boyunca, restorasyonu tamamlanan veya devam etmekte olan; Bursa Surları, Sur Kapıları (Saltanat Kapı, Fetih Kapı, Yer Kapı, Zindan Kapı), Karabaş-ı Veli Kültür Merkezi, Haraççıoğlu Medresesi, Gökdere Medresesi, Seyyid Usul Tekkesi, Geyve Han, Galle Han, Tuz Han, Tuz Pazarı, Uzun Çarşı, Okçular Çarşısı, Ertaş Çarşısı, tarihi Merinos Tren İstasyonu, Abdal Camii ve Türbesi'nde yerinde inceleme yapılacak. Tarihi Kentler Birliği katılımcıları, Osmangazi Belediyesi'nin sokak dokusu düzenlemesi yaptığı; Üftade Sokağı, Osmangazi Çıkmazı ve Kayhan Caddesi gibi bölgelerde de inceleme yapacak.

haberler.com, 05.10.2007

DEVLET TESCİLLİ BİNALARA PARA VERİYOR, KİMSENİN HABERİ YOK

 

Yıpranmış ve onarım bekleyen özel mülkiyetli tescilli yapıların korunması için Kültür ve Turizm Bakanlığı 250 bin YTL'ye kadar nakit yardımında bulunuyor. Ancak ne yönetmelikten ne de Bakanlığın uygulamasından kimsenin haberdar olmadığı ortaya çıktı. Antalya'da bugüne kadar mülkünün tamir ve onarımını yaptırmak için 4 kişi başvuruda bulundu.

 

Yönetmeliğin tarihin yeniden ayağa kaldırılabilmesi için şans olduğunu savunan Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim Acar, tescilli binası olanları bu imkandan faydalanmaya çağırdı. Bakanlıklarının proje için 50 bin YTL, proje uygulaması için de 200 bin YTL olmak üzere 250 bin YTL'ye kadar nakdi yardımda bulunduğunu belirten Acar "Kaleiçi, Antalya tarihinin izlerini taşıyan bir yerleşim. Burayı ayağa kaldırmak lazım. Kaleiçi'nin ayağa kaldırılması turist için de turizmci için de güzel olur. Kültür turizmi mesafe alır." dedi. 

 

Antalya kent merkezindeki en önemli tarihi ve kültürel miras olarak gösterilen Kaleiçi'ndeki bazı binaların sahibi bulunmuyor. Bazısı ise sahibi tarafından terk edilmiş durumda. Bazı binalarda ise halen oturanlar bulunuyor. İçinde 700'e yakın tarihi bina ile 40 anıtsal yapı barındıran Kaleiçi'nde, Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Yardım Sağlanmasına Dair Yönetmelik hakkında bilgisi olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Çok az sayıda insan yönetmelikten haberdarken, çoğu semt sakini yıkılmaya yüz tutan evlerinin devlet tarafından onarılmasını bekliyor. Semt muhtarları yönetmelikten haberi olmayan vatandaşın evini çürümeye terk ettiğini söylüyor. Muhtarlar kendilerinin bile yönetmelikten haberdar olmadıklarını söylüyor. 1998 senesinde evini kendi parası ile onardığını anlatan Barbaros Mahallesi Muhtarı Mehmet Gözübüyük, parası olmayan bazı vatandaşların ise onarım yaptıramadığı için tescille binalarının gözleri önünde çürüdüğünü söyledi. Tuzcular mahallesi muhtarı Serdar Söyler ise düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: "Bu yönetmelik güzel, keşke bu konudan 2 yıl önce haberimiz olsaydı. Vatandaşı bire bir ilgilendiren konularda çıkan yönetmelikler muhtarlara bildirilse. O zaman bizler de Kaleiçi'nde parası olmadığı için binasını onaramayanlara duyururduk. Böylece Kaleiçi de güzelleşirdi. Böyle bir yönetmeliğin olduğunu mahalle sakinlerimize duyurmaya başlayacağız.

TürkiyeTurizm.com, 05.10.2007

XI. ORTAÇAĞ-TÜRK DÖNEMİ KAZI SONUÇLARI VE SANAT TARİHİ ARAŞTIRMALARI SEMPOZYUMU

 

Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü tarafından ilki 1997 yılında düzenlenen "Ortaçağ-Türk Dönemi Kazı Sonuçları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyumu"nun onbirincisi, 17-19 Ekim 2007 tarihleri arasında İzmir'de gerçekleştirilecek.

 

Sempozyum, yaptığı çok sayıda bilimsel çalışma ve etkinlikle Sanat Tarihi araştırmalarına önemli katkılar sağlayan, çok sayıda bilim adamının yetişmesinde emeği bulunan, ayrıca “Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları Sempozyumu”nun öncülüğünü yapan, Bölümün kurucusu Prof.Dr. Rahmi Hüseyin Ünal’a armağan olarak düzenlenecek.

 

Sempozyum bildirileri ise daha sonra bir kitapta toplanacak.

TAYHaber, 05.10.2007

KALE PROJESİ ADIM ADIM İLERLİYOR

 

Adıyaman'ın tarihi Hısn-ı Mansur Kalesi'ni kurtarmak için başlatılan proje kapsamında evlerin yıkım işleri devam ediyor.

 

Adıyaman Belediyesi tarafından yürütülen kale projesi kapsamında 15 evin daha istimlak edilerek yıkımı gerçekleştirildi. Fen İşleri Müdürlüğü'ne bağlı ekipler proje kapsamında bugüne kadar 65 evin yıkımını yaptı. Yapılan çalışmalar neticesinde 15 evin daha yıkımı yapılarak, projenin gerçekleşmesi için çalışmaların devam ettiği bildirildi.

 

Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, kale çalışmalarının hızlı bir şekilde yürütüldüğünü dile getirerek, "Kale Projesi'ni hayata geçirmek amacıyla çalışmalarımıza ivedi bir şekilde devam ediyoruz. Söz konusu projemizi en kısa zamanda gerçekleştirerek hizmete sunacağız. Bizim için önemli olan günlük çözümler değil, kalıcı çözümlerdir. Çünkü biz ilimizin bugününü değil, geleceğini düşünüyoruz" şeklinde konuştu.

Adıyaman Kent Haber, 05.10.2007

OSMAN HAMDİ BEY PRIENE KAZI EVİ'NDE BULUNDU

 

Osman Hamdi Bey'in, Söke'ye bağlı Güllübahçe Beldesi'nde bulunan antik kent Priene'de ilk kazı çalışmalarını denetleyen isim olduğu ortaya çıktı. Elde edilen verilerden yola çıkılarak, Priene antik kentinin gün ışığına çıkarılmasında, ünlü ressam ve Çağdaş Türk Müzeciliği'nin gerçek kurucusu olarak kabul edilen Osman Hamdi Bey'in büyük katkısı olduğu düşünülüyor.

 

Sadrazam İbrahim Ethem Paşa'nın oğlu olan Osman Hamdi Bey, Paris'te resim ve arkeoloji eğitimi alan ve 1869'da yurda döndükten sonra 1881 yılında Müze-i Hümayun Müdürlüğü'ne atandı. Bu alanda devrim sayılabilecek eski eserlerimizin yurt dışına götürülmesini yasaklayan kanunu yürürlüğe koyan ünlü ressam Osman Hamdi Bey, 1895 yılında Söke'ye gelerek Alman Kazı Ekibi'nin Priene'de çalışmalarını denetlediği ortaya çıktı. Güllübahçe Belediye Başkanı Yılmaz Salbaş, beldesi ile ilgili başlatmış olduğu fotoğraf arşiv çalışmalarında ünlü ressam Osman Hamdi Bey'in 1895 yılında ilk kazı çalışmalarını başlatan Alman Kazı Ekibi Başkanı Arkeolog Wiegand, Schrader, Siemens ve kızı ile çekilmiş resimleri bulundu. Sökeli fotoğraf sanatçısı Cevdet Üzüm tarafından gün ışığına çıkarılan fotoğraf büyütülerek Güllübahçe Belediyesi'ne asıldı. Bu yılki kazı çalışmalarını geçtiğimiz hafta içerisinde tamamlandığını söyleyen Belediye Başkanı Yılmaz Salbaş, "MÖ 4. yüzyıl antik dönemlere kadar uzanan gerek Athena Tapınağı gerekse kanalizasyon sisteminin kurulması ile ilk kentleşme mimarisinin izleri ile bilinen Priene kentimizde Osman Hamdi Bey'in izine rastladık. Bunun fotoğraflarla da desteklenmesi bize bu yıl ki kazı dönemin sonunda ayrı bir heyecan ve keyif verdi. Onun 1895 yılında kazı çalışmaları için geldiği ve beldemizde kaldığı kazı evi bugün halen orjinal haliyle yine kazı evi olarak hizmet veriyor" dedi.

Haber Ekspres, 06.10.2007

ABD'DE 1720 YILI YAPIMI KEMAN SATIŞTA

 

İtalyan Giuseppe Antonio Guarneri'nin 18'inci yüzyıldan günümüze gelen bir kemanı, gelecek hafta New York'taki Christie's müzayede salonunda satışa çıkarılacak.

Kemanları, adının Latince haliyle; yani "Guarnerius" olarak anılan İtalyan usta Giuseppe Antonio Guarneri, keman yapımında eşi bulunmaz bir isim olan Stradivarius'un tek rakibi...

İmzasını taşıyan kemanlar, dünyaca ünlü keman virtüözlerince çalınmış olan Guarneri'nin, satışa çıkarılan 1720 yılı yapımı kemanının, 550 bin dolardan fazla bir fiyata alıcı bulması bekleniyor. Müzayedede kemanın yanı sıra, farklı ustaların imzalarını taşıyan bazı gitarlar da satışa çıkacak.

Trt/Haber, 05.10.2007

3240 YILLIK ANTİK BARAJ

 

Çorum'a 45 kilometre uzaklıktaki Alacahöyük Antik Kenti'nde MÖ 1240 yılında yaptırılan Hitit Barajı yüz yıllardır tarım alanlarının sulamasında kullanılıyor. Bu yılki kuraklık Hitit Barajı sayesinde hissedilmedi bile.

 

 

Çorum'un Alacahöyük Antik Kenti'nde MÖ 1240 yılında yaptırılan ve Tanrıça Hepat'a ithaf edilen Hitit Barajı, yüz yıllar sonra yeniden tarım alanlarının sulamasında kullanılıyor. Alacahöyük'teki arkeolojik çalışmaların başkanlığını yapan Prof.Dr. Aykut Çınaroğlu, Hititlerin Anadolu'da MÖ 1200'lü yıllarda yaşanan kuraklık üzerine Orta Anadolu'da 11 vilayete 13 baraj inşa ettirdiğini belirtti. Çınaroğlu, "Bu barajlardan Alacahöyük'teki hariç hepsi işlevini yitirdi. Alacahöyük'teki baraj ise kaynak suyu gövdesi içinden çıktığı için bu su, günümüze kadar akmaya devam etmiştir" dedi.

Prof.Dr. Çınaroğlu, şu anda yaklaşık 15 bin metreküp suyun barajda bulunduğunu ifade ederek, bu suyu bölge halkının tarım arazilerinde kullanmaya başladıklarına dikkat çekti. Çınaroğlu, "3240 yıl sonra ilk kez antik bir baraj asıl işlevini yürütüyor" diye konuştu. Alacahöyük Belediye Başkanı Hüseyin Saykan, bölgede kuraklık yaşandığını ifade ederek, ancak 3240 yıl önce Hititler tarafından yaptırılan baraj sayesinde arazilerini suladıklarını kaydetti. Hitit Barajı'ndan sağlanan suyla bölgede 350 dönüm tarım arazisinin sulandığını anlatan Saykan, 2 bin 468 nüfuslu beldede baraj suyunun 2002 yılından beri tarım arazilerinin sulanmasında kullanıldığını bildirdi.

Barajdan sağlanan suyla bölgede, fasulye, mısır ve domates yetiştiriciliği yapıldığını belirten Saykan, suyun yaz ve kış hiç azalmadığını, hep aynı seviyede aktığını, yaşanan kuraklığın ise baraj sayesinde bölgede en aza indirgendiğini söyledi. Başkan Saykan, baraj suyunun içilebilir durumda olduğuna da dikkat çekerek, beldenin içme suyu ihtiyacını açtıkları kuyularla sağladıklarını, ileride yaşanabilecek bir su sıkıntısı halinde baraj suyunu içme suyu olarak kullanabileceklerini dile getirdi.

Bugün, 05.10.2007

BERGAMA'NIN ZEYTİNBAĞ BELDESİNDE SİT ALANI SORUNU

 

Bergama'ya bağlı Zeytindağ beldesinde, 1. derece SİT alanı içinde bulunan Kazıkbağları Mahallesi'ndeki bazı bina sahipleri hakkında, Bergama müze görevlileri ve jandarma ekiplerinin rapor tuttuğu bildirildi.


Zeytindağ Belediye Başkanı Feridun Ergün, Bergama Müze Müdürü Adnan Sarıoğlu ve Bergama İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Murat Özer'i makamlarında ziyaret ederek bu soruna çözüm bulunması konusunda yardım isterken, şu açıklamada bulundu:


"İzmir-Çanakkale karayoluna yakın Kazıkbağları Mahallemizde 30'a yakın bina sahibi hakkında Bergama müze görevlileri ve jandarma ekipleri rapor düzenlemişler. Bu bölge 1978 yılında SİT alanı ilan edildi. Söz konusu binalar bu tarihten önce de vardı. Biz doğanın tahrip edilmesini, tarihi ve kültürel mirasın yok olmasını istemeyiz. Orada yeni yapılan ev ve işyeri yok. Daha önceden oturan insanlarımızın da mağdur edilmesi bizi üzüyor. Evler mühürlense mahkemeden yıkım kararı gelse görevimden istifa eder yine orada yaşayan insanların binalarını yıkmam."

Haber Ekspres, 05.10.2007

ERZURUM'UN KAPALIÇARŞI'SI BAKIMA MUHTAÇ

 

1870 yılında yapılan Hacılar Hanı duyarsızlıkla gündemde. Ayazpaşa Mahallesi’nde bulunan ve Hacı Abdurrahman tarafından 1870 yılında yapılan Hacılar Hanı'ndaki tarihi işyerleri duyarsızlık sonucu kapılarına kilit vurdu. Yıllarca Erzurum halkına hizmet veren tarihi mekanların yıkılma tehlikesi ile baş başa bırakılması vatandaşın tepkisine neden oluyor.

 

Bir çok işyeri, depo olarak kullanılırken, bir çoğu da kullanılmaz durumda. Hacılar hanında bulunan tarihi işyerleri üzerine değişik işyerlerinin inşa edilmesi ve tarihi eserlerin orijinalliğinin bozulması tepkilere neden oluyor.

 

Hacılar Hanı'nda faaliyet gösteren esnaf tarihi eserler konusunda duyarlılık beklediklerini belirterek, belediyenin konuyla ilgili çalışma başlatmasını istediler. İşyerlerinin restore edilmesini isteyen esnaf, yıllara değil ,ilgisizliğe yenik düşen Hacılar Hanı'nın restore edilerek, Erzurum’a kazandırılmasını istiyor.

 

Ayazpaşa Mahallesi’nde bulunan ve Hacı Abdurrahman tarafından 1870 yılında yapılan Hacılar Hanının dikdörtgen planlı olan bir ana, bir de yan giriş kapısı bulunuyor. Avlu kenarındaki odaların, giriş kapıları kemerli olan han, dikdörtgen ayaklara oturmakta. Günümüzde işyeri olarak kullanılan hanın içinde yirmidört dükkan bulunuyor.

Erzurum Gazetesi, 05.10.2007

GÜMÜŞ SİKKELER DEPODA BEKLEMEYECEK

 

 

Arkeoloji Müzesi Müdür Vekili Ahmet Beyazlar, Zeugma Definesi Envanteri ve Tanıtım Projesi sayesinde Zeugma Antik Kenti'nden çıkarılan ve çok az bir bölümü müzede sergilenen gümüş sikkelerin depolarda beklemekten kurtulacağını söyledi. Beyazlar, "Türkiye-Suriye Bölgelerarası İşbirliği Programı" kapsamında hazırladıkları projenin kabul edildiğini belirtti. Bütçesi 51 bin dolar olan ve 8 ay sürecek proje kapsamında, Zeugma Antik Kenti'nden Gaziantep Arkeoloji Müzesi Başkanlığı'nda, 2000 yılında yapılan kazılarda bulunan gümüş sikkelerin temizleneceğini, onarılacağını, envanterinin çıkarılacağını ve kayıt altına alınacağını ifade eden Beyazlar, "Şu anda müzemizde bu sikkelerin yaklaşık 30 tanesi sergileniyor. Toplam sikke sayısı ise 2 bin 500 civarında. Kazı sırasında bulunan sikkelerin bir kısmı mekanik temizliği yapılarak müze deposunda muhafaza altına alınmıştı" dedi. "Hazırlanan proje çerçevesinde müzedeki ve arazideki iş yoğunluğu nedeniyle envanteri çıkarılamayan sikkeler envanteri yapıldıktan sonra sergilenmeye başlanacak" diyen Beyazlar, "Proje sayesinde Zeugma Antik Kenti'nden çıkarılan ve çok az bölümü müzede sergilenen gümüş sikkeleri depolarda beklemekten kurtaracağız" şeklinde konuştu.

Beyazlar, "Türkiye-Suriye Bölgelerarası İşbirliği Programı"nın temel amacının Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik, sosyal, kültürel ve bilimsel işbirliğini geliştirmek olduğunu ifade etti. Bu çerçevede, envanteri çıkarılan sikkelerin proje kapsamında Halep Müzesi'nde de geçici olarak sergilenmesinin hedeflendiğini bildiren Beyazlar, şunları anlattı: "Böylelikle iki ülke arasındaki kültürel ve sosyal ilişkilerin daha da artması bekleniyor. Türkiye ve Suriye arasında kültürel alanda da birçok benzerlik olduğunu biliyoruz. Bu açıdan programın kültürel ilişkilerimizin gelişmesine katkı sağlayacağı düşünülüyor.''

Gaziantep 27 Gazetesi, 05.10.2007



Madonna of the Yarnwinder, 1501

DA VINCI'NİN MERYEM'İ BULUNDU

 

Leonardo da Vinci'nin, İskoçya'daki Drumlanrig Şatosu'ndan 2003 yılının ağustos ayında çalınan 'Madonna with the Yarnwinder' (Yarnwinder'li Meryem) adlı tablosu bulundu.

 

İskoçya polisi tarafından yapılan açıklamada tablonun, Glasgow'daki bir adreste ele geçirildiğini, olayla ilgili olarak üç İngiliz ve bir İskoç'un tutuklandığını belirtildi.

Uzmanların 65 milyon dolar değer biçtiği tablonun, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) aranan sanat eserleri listesinin ilk 10'u arasında bulunduğu kaydedildi.

Radikal, Fotoğraf: wikipeida.org, 05.10.2007




HAFTANIN HABERİ



EVLERİNDE DEFİNE ARARKEN TOPRAK ÜZERLERİNE GÖÇTÜ

 

Tekirdağ’ın Saray İlçesi’ne bağlı Bahçedere Köyü’nde, oturdukları evde define gömülü olduğunu düşünen Vahit Zayım (61), İstanbul’da Mali Müşavir olarak çalışan oğlu Kazım Zayım (35) ve arkadaşı Cemal Bayrak (35) yaklaşık 3 ay önce gece saatlerinde evin içinde kazı yapmaya başladılar.

Çıkan toprağı kovalarla bahçeye döken defineciler, köylülerin şüphelenmemesi için toprağa gübre görünümü verdi. Genişliği 4, derinliği 10 metreye kadar ulaşan çukurda su çıkmasına rağmen kazı devam ederken toprak kaydı. Yaklaşık 2.5 saat süren çalışmaların ardından, Vahit Zayım ve Cemal Bayrak yaralı olarak kurtarıldı. Zengin olma hayaliyle kazı yapan evli ve 2 çocuk babası Kazım Zayım’ın cansız bedeni ise 4 saat sonra göçük altından çıkartılabildi.
 

Hürriyet, Haber: Mehmet Yirun - Şenol Aksoy, 05.10.2007


"ANİ'DE RESTORASYONLAR BAŞLAMALI, YAPILAR TEHLİKE YARATIYOR"





Kars'taki tarihi Ani Harabeleri'nde yıllardan beri yapılan restorasyonlar hep tartışma konusu oldu. Aslına uygun yapılmadığı iddia edilen yapıların tehlike yarattığını söyleyen Doç.Dr. Yaşar Çoruhlu, tarihi kentte restorasyonların bir an önce başlaması gerektiğini vurguladı.

 

Ermenistan sınırında bulunan tarihi Ani Harabeleri, yüzyıllar boyunca hem doğanın hem de insanların tahribatına uğradı. Döneminin İstanbul'u olarak tanımlanan ve hem ekonomik, hem dini, hem de ticari merkez olan Ani Kentinden geriye sadece 21 eser kaldı. Bunlar da üzerlerinden geçen bin yılların ağırlığına dayanmaya çalışıyor. Doğal tahribatın yanı sıra bundan birkaç yıl ötesine kadar hemen karşı tarafta bulunan Ermenistan'daki taş ocaklarında patlatılan dinamitlerin de zarar verdiği tarihi eserler bir yandan yanlış restorasyonun kurbanı oldular. Şimdiye kadar yapılan restorasyonları beğenmeyen Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2002 yılında durdurduğu çalışmaları bu kez bilimsel bir ortamda hazırlanan projeler eşliğinde yürütecek. Dinamitlerin en çok zarar verdiği Ebul Manucahr Camii ile Tigran Honents Kilisesi (Resimli Kilise) için 2 ayrı proje hazırlandı ve kabul edildi. Bu projeler ışığında iki tarihi mabede 'aslına uygun olarak' restorasyon çalışmaları yapılacak.

 

İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi ve Ani Harabeleri Kazı Çalışmaları Grup Başkanı Doç.Dr. Yaşar Çoruhlu, restorasyonların ihale sistemiyle yapıldığını ve bunun da bazı aksaklıkları meydana getirdiğini vurgulayarak, "Biz buraya gelmeden evvel surlarda bir takım onarımlar yapılmış. Selçuklu sarayında onarımlar yapılmış ve bunlar ihale sistemiyle yapılmış. İhalelerin tarihi eserlerin aleyhine olan bir yönü de var. Çünkü ihalede iş, en az parayla yapan kişiye verilir. Bunun da bazen olumsuz yanları var. Bir de buradaki restorasyonda burada köylerdeki işçileri kullanılıyor. Oysaki eğitimli insanların restorasyonlarda çalışması lazım ve uzmanlar tarafından kontrollerin yapılması gerekiyor. Ama öyle olduğunu zannetmiyorum. Birçok yerde bu iş kalfalara, ustalara bırakılmış. Bu da belki Türkiye'nin genel bir sorundur. Çünkü ülkede restorasyon eğitimi henüz çok gelişmiş değildir, yeterince yetişmiş uzman eleman yoktur, bu da tabi buraya aşırı olarak yansıyor. Kars'ın imkanları biliniyor, ulaşım zorlukları, malzeme bulma zorluğu var. Hatta bazı malzemeleri burada bulamadık, İstanbul'dan getirmeye çalışıyoruz. Böylece iş uzun sürüyor. Bu işleri konuşurken Kars'ın imkanlarını da düşünmek lazım." şeklinde konuştu.

 

Bunun için bazı aksaklıklar olduğunu ve bu aksaklıklardan ders alındığını dile getiren Çoruhlu, 2 proje hazırlandığını kaydetti. Bu projelerden birisinin Ebul Manucahr Camii'nin diğerinin de Resimli Kilisesi'nin (Tigran Honents) restorasyonu olduğunun altını çizen Çoruhlu sözlerini şöyle tamamladı: "Bunların uygulama projeleri hazırlandı, ben de inceledim, oldukça bilimsel olarak hazırlanmış çalışmalar. Ama tabi bu işte önemli olan uygulama safhası. O bilimselliği uygulamaya ne kadar yansıtabileceğiz. Biz de inşallah bunları denetlemeğe çalışacağız. Bir yandan da bu çalışmaların bir an önce başlamasını istiyoruz, çünkü bu yapılar tehlike arz edecek duruma gelmek üzeredir

TürkiyeTurizm.com, 05.10.2007

SULTANAHMET'TE NELER OLUYOR?

 

Sultanahmet İstanbul’un en önemli tarihi merkezi. Ayasofya ve Sultanahmet camileri dışında, Yerebatan sarnıçları, Topkapı Sarayı da bu meydana açılıyor.


Ramazan nedeniyle popülizm sevdasına kapılan Eminönü Belediyesi yıllardır bir ay için de olsa bu turistik merkezin canına okuyor.


Neyse ki bir ay çabuk gelip geçtiği için hasar o kadar da büyük olmuyor.


Ancak Sultanahmet’in tam orta yerindeki, eski cezaevi yeni otelin “ek tesisleri” inşaatı var ki, işte o tam bir cinayet. Üstelik Ramazan eğlencesi rezaleti gibi bir ayda gelip geçmeyecek, ömürler sürecek bir rezalet.


Buradaki otel ek tesis yapmak amacıyla tarihin üzerine betonlar döküp inşaat yükseltiyor.


Sorduğunuzda altta kalan bölümün “arkeoloji müzesi” gibi korunacağı ve sergileneceği söyleniyor ama bu yeterli değil. Çünkü sonuçta tarihi merkezin ortasında bir beton yükseliyor.


Çok merak ediyorum bu otelin sahibi kimdir, bugüne kadar ne yapmıştır, bu izinleri alabilmek icin, Anıtlar Kurulu gibi bir kaleyi geçebilecek kadar iyi ilişkileri kimlerle kurmuştur?


Ve İstanbul’un sahipleri bir tarihin beton binalar altına gömülmesine nasıl göz yummaktadır?


Bu ülkenin “diğerlerinden farklı” olduğuna inanılan Turizm Bakanı bu olaydan haberdar mıdır?


İsteyen cevap verebilir.


Bu köşe açık.
Vatan, Yazı: Can Ataklı, 04.10.2007

POMPEIPOLIS'TE BU YILKİ KAZILAR TAMAMLANDI

 

Kastamonu'nun Taşköprü İlçesi Zımbıllı Tepesi'nde, MÖ 64 yılında Roma İmparatorluğu idaresine geçmesiyle başkenti Pompeipolis Antik Kenti`ni gün yüzüne çıkarmak için yürütülen kazı çalışmalarının 2. etabı sona erdi.

 

AKP Kastamonu Milletvekili Hasan Altan, yaptığı açıklamada, "Taşköprü`nün ekonomik kurtuluşu" projesi olarak tanıttığı ve iki Kültür Bakanı`nın ilçeye ziyaretleri sonucu ancak 2006 yılında ilk kazması vurulan antik kentin, Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Roma ve Doğu Roma dönemine de ışık tutması bekleniyor.

 

Karadeniz Bölgesi'nde tek arkeolojik kazı konumundaki projenin bu yılki çalışmalarında kandil, toka, kanalizasyon şebekesi, hamam ve Agustos tapınağı bulundu. Yürütülen jeofizik çalışmaları kapsamında ise tiyatro, pazaryeri ve sütunlu caddelerin yeri tespit edildi.

 

Geçtiğimiz yıl ulaşılan mozaik ve seramikler ise biraz daha gün ışığına çıkarıldı. İkinci yılı tamamlanan Pompeipolis kazıları Taşköprü Belediyesi`nin destek ve katkıları ile gerçekleşti.

Kastamonu Postası, 04.10.2007

MÜZE DENETİMLERİNDE 32 PERSONEL CEZA ALDI

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, geçtiğimiz yıl başladığı müze denetimlerinde, görevi kötüye kullandıkları ve ihmal ettikleri gerekçesiyle 32 personeline ceza verdi. Bu personelden ikisi ise tutuklandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, uzun yıllardır denetlenmeyen Bakanlığa bağlı müzeleri 2006 yılının Mayıs ayından itibaren denetlemeye başladı.

Bu denetimlerde, medyada da tartışılan Uşak Müzesi'ndeki Karun Hazineleri'nin en değerli parçası Kanatlı Denizatı Broşu'nun sahtesiyle değiştirilerek çalındığı ortaya çıkmıştı. Daha sonra denetimlere hız veren Bakanlık kendisine bağlı 95 müzeden, 66 müzenin denetimlerini sonuçlandırdı.

 

Denetimler sonucunda 32 personel ceza aldı. Ceza alan personelin 2'si tutuklanırken, 16'sına bedel ödettirme, 5'ine görev değişikliği, 4'üne adli ve idari soruşturma, 3'üne kınama cezası, 2'sine de uyarı verildi.

Bakanlığa bağlı Teftiş Kurulu Başkanlı Müfettişleri denetimlerinde, 2006 yılı Mayıs ayında başlatılan sayım ve genel teftiş çalışmaları kapsamında, 25 Eylül 2007 tarihi itibariyle denetlenen 66 müze şöyle:

"-Aksaray Müzesi, Amasya, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara Etnografya Müzesi, Ankara Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Müzesi, Antalya, Antalya Side Müzesi, Aydın Aphrodisias Müzesi, Balıkesir Bandırma Müzesi, Bitlis Ahlat Müzesi, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çorum, Yozgat, Kütahya, Muğla Fethiye Müzesi, Samsun, Kayseri, Muğla Milas Müzesi, Kocaeli, Van, Trabzon, Bartın Amasra Müzesi, Gaziantep, Giresun, Manisa, Kars, Diyarbakır, Konya, Hatay, Muğla Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Rize, Zonguldak Ereğli Müzesi, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Malatya, İzmir, Karaman, Isparta Yalvaç, Isparta, Antalya Alanya Müzesi, İzmir Efes Müzesi, Adana, Afyonkarahisar, Aydın, Aydın Milet Müzesi, Balıkesir Kuvayi Milliye Müzesi, Bilecik Söğüt Müzesi, Burdur, Çankırı, Denizli, Edirne, Eskişehir, Erzurum, İstanbul Türbeler Müzesi, Kırklareli, Mardin, Muğla, Muğla Marmaris Müzesi, Nevşehir, Ordu, Sakarya, Tekirdağ, Uşak Müzesi, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi."

haberler.com, 04.10.2007

GAP BÖLGESİNDEKİ KÜLTÜREL MİRAS PROJELERİ

 

GTO AB Bilgi Bürosu Koordinatörü Figen Öğüt Çeliktürk, GAP bölgesindeki kültürel mirası destekleme çalışmalarının bitme aşamasına geldiğini belirtti.

Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Avrupa Birliği (AB) Bilgi Bürosu Koordinatörü ve GTO Genel Sekreter Yardımcısı Figen Öğüt Çeliktürk, Avrupa Komisyonu tarafından GAP İdaresi Başkanlığı'nca kültürel miras ve turizmi desteklemek amacıyla açılan ''Kültürel Mirası Geliştirme Programı'' çerçevesinde sürdürdükleri 2 projenin, yakında tamamlanacağını söyledi.

 

Çeliktürk, yaptığı açıklamada, AB'den sağladıkları hibe fonlarla yürüttükleri projelerle GAP bölgesinin sahip olduğu kültürel mirası korumayı ve tanıtmayı, bölgeye daha fazla yerli ve yabancı turist çekmeyi amaçladıklarını belirtti. Çeliktürk, GAP Kültürel Mirası Geliştirme Programı kapsamında yürüttükleri "Nizip-Zeugma, Rumkale ve Halfeti'nin Turizm Etkinliğinin Artırılması Projesi" ve "Güneydoğu Anadolu Tanıtım Projesi"nin bitme aşamasına geldiğini kaydetti. GAP bölgesinin çok zengin bir kültürel mirasa sahip bulunduğunu, bu mirasın korunması ve değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Çeliktürk, şunları söyledi:

"Günümüzde turizm, ekonomik anlamda büyük önem kazandı. Yaptığımız çalışmalarla öncelikle turizmin bölge ekonomisi için çok önemli olduğunu bölgede yaşayanlara benimsetmeye ve bölgenin turizm potansiyelinin ekonomik olarak değerlendirilmesini sağlamaya çalışıyoruz. GAP bölgesindeki tarihi, doğal, kültürel ve çevresel yapının korunmasını sağlamak da başka bir amacımız. Turizm etkinliğinin sürdürülebilir olması öncelikle korumayı gerektiriyor. Bu nedenle çalışmalarımız kapsamında bölge halkını her bakımdan bilgilendirmeye büyük önem veriyoruz."

Projelerin ekim ayı içerisinde tamamlanmasının planlandığını dile getiren Çeliktürk, projeler kapsamında oluşturulan Mozaik Okulu'nun gelecek yıl eğitim vermeye başlayacağını belirtti. Çeliktürk, bu yıl içerisinde mozaik sempozyumu gerçekleştirdiklerini, tanıtım broşürleri ve turist rehberleri ile yöresel müzik çalışmasında bulunduklarını da sözlerine ekledi.

haberler.com, 04.10.2007

İSTANBUL'UN PORTLARI





Bir süre öncesine kadar, İstanbul'da "Port" denince aklımıza Galata ve Haydarpaşa geliyordu. İmar planlarına karşı açılan davalar, Haydarpaşa İnisiyatifi üzerinden şekillenen toplumsal muhalefet, ihale süreçleri ve ihaleleri kazanan ünlü işadamları ile (özellikle gözlükleri ile ünlü İsrailli işadamı o sıralar çok popülerdi) sürekli gündemimizde yer alan Galataport ve Haydarpaşaport zamanla gündemimizden düştü.

Kamuoyunda yapılan şehircilik tartışmalarının başlıca konusu olan, hatta ulusal basında çoğu kez manşete taşınan bu iki porttan sonra bir yenisi ortaya çıktı: "Seaport". Bugünlerde gazetelerde övgü dolu haberler ile tanıtımı yapılan Seaport, yani Zeytinburnu Kazlıçeşme'de 470 hektar dolgu alanı üzerine inşa edilecek olan yeni kruvaziyer liman projesi, tartışmaları yeniden hareketlendirdi.

Galataport ve Haydarpaşaport kruvaziyer liman projeleri ile karşılaştırıldığında daha bir kruvaziyer limana benzeyen projede, süreç, geçtiğimiz yıl Ataköy-Zeytinburnu Sahil Bandı Turizm Bölgesi'nde Maliye Bakanlığı'nın açtığı ihale ile başladı. İhale şartnamesinde kazanan firmanın bir yıl içinde imar problemlerini çözmesi gerektiği belirtilirken ihale sonrası nasıl bir proje ortaya çıkacağı aşağı yukarı tahmin ediliyordu. İhaleyi kazanan firma da ihalenin sonuçlanması ile birlikte hazırladığı proje ve imar planıyla, bu konuda yanılmadığımızı gösterdi.

Kıyı Kanunu'nda 2005 yılında yapılan değişiklikle getirilen ve tüm port tartışmalarının başlangıcı olan Kruvaziyer Liman tanımı böylece bir tartışmayı daha tetiklemiş oldu. Yapılaşmanın yasak olduğu kıyı alanlarında konut hariç her türlü fonksiyonun yer almasına izin veren Kıyı Kanunu uyarınca hazırlanan projede her türlü kentsel fonksiyona yer verilerek, ülkemiz kıyılarının Kıyı Kanunu'nun 6. maddesi ile nasıl tehdit edildiği bizlere bir kez daha gösterilmiş oldu.

Geçtiğimiz ay Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca onaylanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde askıya çıkan planlarla birlikte 144 hektarı mevcut, 326 hektarı öneri olmak üzere 470 hektar dolgu alanı üzerine kurulacak turizm tesisinde, 705.000 m2 kapalı alan içinde alışveriş merkezinden fuar alanına, kongre merkezinden konaklama tesislerine, ofis binalarına, spor merkezlerine ve yat limanına kadar akla gelebilecek her türlü aktiviteye izin verildi. Denizde mevcut kıyı çizgisinden itibaren 500 m. dolgu yapılmasını öngören projede, deniz alanı kullanımı da hesaba katıldığında 1 milyon metrekare üzerinde bir alanın kullanımına imkan tanındı.

İstanbul'un tarihi siluetini olumsuz etkileyecek Seaport projesine ihtiyaç var mı? Kruvaziyer turizmi Türkiye'de çok büyük ilerlemeler sağlayamasa da, özellikle Akdeniz Çanağı içerisinde önemli bir potansiyel ve uzmanlarına göre İstanbul bu potansiyelden hiç yararlanamıyor. Uzmanların görüşlerine göre İstanbul aynı anda on kruvaziyer geminin yanaştığı bir limana ihtiyaç duyarken kentte şu an böyle bir tesis bulunmuyor. Seaport bu ihtiyaca cevap verebilecek mi? Görünen o ki, aynı anda 12 kruvaziyer geminin yanaşabileceği bir kruvaziyer liman olması ile Seaport bu potansiyeli taşıyor. Ancak Seaport projesi ve imar planı akla yeni sorular getiriyor.

Tarihi Yarımada'nın hemen yanı başında ve İstanbul'un bir türlü korumayı beceremediğimiz surlarının dibinde yer alan proje, İstanbul siluetini ve Tarihi Yarımada'yı nasıl etkileyecek? Projenin deniz içinde 500 m. ilerlemesini öngören ve bu alana birçok fonksiyon verilmesini sağlayan imar planları yakın çevresini nasıl etkileyecek? Deniz ekosistemine etkisi ne olacak? Ve en önemlisi her türlü ihtiyacını içinde barındıran ve müthiş bir ranta konu olacağı su götürmeyen böyle bir projenin İstanbulluya getirişi ne olacak?

Tarihi Yarımada'nın hemen yanında yer alması düşünülen böyle bir projenin uygulanması, Tarihi Yarımada siluetinde onarılmaz yaralar açarken getirdiği yoğun kullanım ile de surların tahribi sürecini hızlandıracaktır. Bu projede de benzerlerinde olduğu gibi noktasal kararlar ile uygulama yapılması planlanırken, çevre yapılaşma koşulları ve çevresinde yaratacağı baskı dikkate alınmamıştır. Proje bir yandan Tarihi Yarımada siluetini olumsuz etkileyecek, diğer yandan tarihi doku içerisinde ve sur tecrit alanında da yapılaşma baskılarına neden olacaktır. Yoğunluk ve deniz içerisinde 500 metreye varan dolgu, siluete duvar etkisi yaratarak hemen yanında yer aldığı kentsel sit alanına ait özgün yapılaşma değerlerinin yok olmasına neden olacaktır.

Getirilen fonksiyon ve yapılaşma değerleri Anayasa ve Kıyı Kanunu'nun öngördüğü kıyıların kamu kullanımında olması esasına tamamen aykırı bir durum ortaya çıkacaktır. Seaport ile kentsel sit alanı için yapılan Tarihi Yarımada İmar Planları bir bütünlük sağlayacak şekilde ele alınmazken, bu noktasal plan kararı ile Tarihi Yarımada'nın üzerindeki baskı artacak ve korunması da güçleşecektir.

İstanbul'un böylesine büyük bir kruvaziyer limana ihtiyacı olduğu uzmanların kabulü olmasına karşın yer seçimi, getirilen fonksiyonlar ve dolgu alanının büyüklüğü nedenleriyle Seaport projesine onay vermek, İstanbul'a yapılacak yeni bir ihanetten başka bir anlama gelmeyecektir. İstanbul'un taşıdığı turizm potansiyelini ve bu potansiyeli göz önüne alarak yapılan projeleri inkar etmenin yanlışlığı kadar, İstanbul'a onarılmaz zararlar verecek olan bir projeyi kabul etmek de yanlış olacaktır.

Diğer taraftan, her türlü ihtiyacını kendi içinde karşılaması planlanan projenin İstanbul'a getireceği katkı ise proje alanının kendi sınırları içerisinde saklı kalacaktır. Kullanıcısına tüm alışveriş ve konaklama imkanlarını sunan proje, bir taraftan İstanbul'a ve İstanbulluya da kaçınılmaz olarak hizmet verirken tüm faaliyetlerini kendi içinde tanımlamakta ve İstanbul esnafının kruvaziyer turizmden alacağı payı minimize etmektedir. Bu nedenle, proje karşısında ilk tepkiyi vermesi gerekenlerden biri de İstanbul Ticaret Odası olmalıdır. Gelen turistlerin faydalanacağı her türlü ticari faaliyeti barındıran böyle bir tesis Oda üyeleri için önemli bir kaynağın tek elde toplanması anlamına gelecektir ki, bu da turizm gelirlerinden Oda üyelerinin yararlanamaması anlamına gelmektedir.

Görünen o ki, basınımız projeyi çok beğenmiş ve övgüler düzüyor. Fakat övgülerin arkasından bizim sorduğumuz soruların cevaplarına yer verilmediği ve projenin uygulanması halinde Marmara Denizi'nde yer alacak olan büyük kütlenin hesaba katılmadığı görülüyor. Diğer yandan, proje sahibi firma, ticari kaygıları ve yaptığı yatırımın büyüklüğü nedeniyle 49 yıllığına kiraladığı alanda karını maksimize etmek için her türlü ayrıcalıklı imar hakkını ve iznini kullanmak istiyor.

İstanbul'un portlarında yeni bir tartışma daha başladı ve bakalım bu tartışma bizlere İstanbul'da port yapmak konusunda daha neler gösterecek. Altının çizilmesi gereken şu: Kıyı Kanunu'nda yer alan Kruvaziyer Liman tanımı değiştirilmeden ve Anayasamızın kabulü olan kıyıların kamu kullanımında olması esası tekrar vurgulanmadan, ülkemiz kıyılarının karşılaştığı tehditler devam edecektir.
Birgün, Yazı: Tayfun Kahraman, 04.10.2007

TARİHE BETON GÖLGESİ

 

 

İslami eser olarak Türkiye'nin ve dünyanın en önemli ahşap Mevlevihane'si, tarihi görünümünü gölgeleyen betonarme yapıdan kurtarılmayı bekliyor.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yaptırılarak turizme Vakıf Eserleri Müzesi olarak kazandırılan Mevlevihane, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin gözde mekanlarından oldu. Bu özelliği ile önemli bir yere sahip olan Mevlevihane, bir başka yönü ile de dikkat çekiyor. Mevlevihane ile Muslu Ağa Köşkü arasında kalan Verem Savaş Dispanseri, Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürlüğü ve 7 Nolu Behzat Sağlık Ocağı'nın bulunduğu bakımsız betonarme bina tarihi iki mekanı adeta boğuyor. Ayrıca tarihi mekanla iç içe olan eski evler de tarihi görüntüyü bozan bir başka unsur. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen'de Mevlevihane'nin görüntüsünü bozan betonarme binanın kaldırılarak, çevreyle bütünleşmesini istediklerini söyledi.

 

Sözen, merhum Vali Recep Yazıcıoğlu zamanında Bey sokağını seçerek evlerin dış cephesi ile ilgili restorasyon çalışması yapıldığını hatırlatarak, "O yıllarda evlerin dış cephesinde çalışma yapıldı. Daha sonra bu sürede harap olan Mevlevihane ayağa kalkınca bey sokağı ile hemen Mevlevihane'nin arkasında bulunan sokak gündeme alınmıştı. Oranın proje ihalesi bitmek üzere. Ayrıca Mevlevihane'nin görüntüsünü bozan betonarme binanın da kaldırılarak çevreyle bütünleşmesini istiyoruz. Sokakta iyileştirme yapılıp, beton bina da kaldırılırsa, o alanın saat kulesi ve Mevlevihane'nin tarihi yapısı ile bir tarihi mekan oluşturmak mümkün. Böylelikle, Sulusokak Çarşısı gibi, o bölgenin de odak noktası olmasını bekliyoruz" dedi.

Tokat Kent Haber, 04.10.2007

UZMANLAR NAKŞ-İ RÜSTEM'DEKİ BOYALARI TARTIŞIYOR

 

Arkeolog ve Parseh ve Pasargadae Araştırma Vakfı eski yöneticisi Muhammed Taki Atai, güney Iran’da, Nakş-i Rüstem’de bulunan Akhamenid mezarlarında kullanılan boyalarla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.

 

 

Bu keşif, 2003 yılında Büyük Darius'un mezarının dış yüzeyinde, yağmur suları ile akan kalker tabakalarının temizlenmesi sırasında yapılmıştı. Ataii’nin açıklamasına göre mezar yüzeyindeki çivi yazıları orijinalde çivit mavisi boyalı idi ve yüksek kabartmaların çoğunda da boya izleri vardı. Ataii “Örneğin buradaki kabartmada Darius’un sakalı ve bıyığı mavi idi. Aslında, Akhamenid kabartmalarının renkli olduğunu uzun zamandır biliyorduk. Örneğin Persepolis’te bulunan kabartmalarda Darius’un sakalı tümü ile lapis lazuliden yapılmıştı. Ne yazık ki bu taşlar Makedonlar tarafından yağmalanmış.” dedi.

 

Açıklandığına göre Nakş-i Rustem’deki kabartmalarda Darius’un saçları siyah, gözleri, dudakları ve ayakkabıları ise kırmızı, elbiseleri için ise birçok farklı renk kullanılmış.

 

Bu arada, yeni inşa edilmekte olan ve mezarın yakınından geçecek bir demiryolunun titreşiminin, bu mezara telafi edilmeyecek zararlar vereceğinin anlaşılması üzerine demiryolu projesinin değiştirilmesine karar verildi.  

tehrantimes.com, 27.09.2007

METROPOLİS'TE ÖZEL YERLEŞİM

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle Trakya ve Dokuz Eylül Üniversiteleri tarafından ortaklaşa yürütülen Metropolis kazılarının, 2007 dönemi çalışmaları kapsamında önemli buluntulara rastlandığı bildirildi.

Trakya Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Serdar Aybek başkanlığında, Torbalı Belediyesi ile Philip Morris - Sabancı ortaklığı tarafından da desteklenen 2007 kazıları, sona erdi. Türk, Alman ve Norveç ekipleri tarafından gerçekleştirilen Metropolis 2007 kazılarında, Myken Dönemi’nden (MÖ 13. yüzyıl) Bizans Dönemi’ne (MS 6 yüzyıl) kadar olan döneme ilişkin önemli buluntulara rastlandı. Özbey ve Kaplancık köyleri arasındaki Bademgediği Kalesi’nde yapılan kazılarda, 3500 yıl önce Torbalı insanlarının kullandıkları malzemeler ve yaşam alanları belirgin şekilde ortaya çıkarılırken bu dönemde Tepeköy de dahil olmak üzere, Torbalı Ovası’ndaki gölün çevresinde 10’a yakın küçük yerleşim birimi bulunduğu belirlendi. Yeniköy ve Özbey köyleri arasında bulunan Metropolis antik kentindeki kazıların, tiyatro çevresinde yoğunlaştığı, 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılan alanda, tiyatro öncesi ve sonrasına ait birçok yapı katının ortaya çıkarıldığı öğrenildi.

Özellikle Arkaik Dönem’e (MÖ 6. yüzyıl) ait kalıntıların, bu dönemde kentin sadece tepede değil yamaçlarda da var olduğu, Metropolis’in tahmin edilenden daha geniş bir alana yayıldığı belirlendi. Ayrıca, Roma Dönemi’nde (MS 2. yüzyıl) tiyatronun çevresinde zengin evlerinin olduğu özel bir yerleşime ait mimari kalıntılar da ortaya çıkarıldı. Eserler, İzmir Arkeoloji Müzesi’ne teslim edildi.

Akşam, 04.10.2007

"NOEL BABA KALIN GİYSİLERİ ÇIKARMALI"

 

Demre’deki Noel Baba Kilisesi’nin restorasyonu için gereken herşeyin yapılacağını açıklayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Akdenizli ve Demreli bir Noel Baba imajı yaratılması gerektiğini söyledi.

Demre’deki kilisenin Türk turizmi açısından çok önemli bir unsur olduğunu söyleyen Günay, “Restorasyon için ön çalışma başlatıldı. Görüşmeler sürüyor. Bu çalışmanın tamamlanmasının ardından bir açıklama yapacağız” dedi.

Noel Baba’nın imaj değişimi için gerekirse uluslararası bir yarışma açılabileceğini de dile getiren Günay, “Noel Baba, Kuzey Avrupa ülkelerinin ve Coca-Cola’nın yarattığı figürden, imajdan kurtarılmalı. Demre’de Noel Baba’nın doğum günü olan 6 Aralık’ta bile denize girilebiliyor. Noel Baba’ya sırtında kalın giysileriyle, kuzey ülkelerinin simgesi olan imajdan kurtarılması gerektiğini düşünüyorum’’ dedi.

Akşam, 04.10.2007

MÜZE BAHÇESİNE 15 ALTIN KARŞILIĞI DEFİN YAPILMIŞ

 

Konya’daki Mevlana Müzesi’nin bahçesinde bulunan mezar taşlarının sırrı çözülüyor.

Müze Müdür yardımcısı Doç.Dr. Naci Bakırcı, müzeye 13’üncü yüzyıldan bu yana 400’e yakın defin yapıldığını belirlediklerini söyledi. Bakırcı, mezarlardan bazılarının 15 altın karşılığında müze bahçesine defnedilen zenginler ve şehrin önde gelenlerine ait olduğunu belirtti. Doç. Bakırcı, müze bahçesinde bulunan mezar taşlarının teker teker incelendiğini, müze arşivinin tarandığını belirterek şöyle konuştu:

"Yaklaşık 2 yıldır mezar taşları üzerinde çalışma yapıyoruz. Tespitlerimize göre 13’üncü yüzyıldan dergáhın müze olarak hizmete girdiği 1926 yılına kadar gül bahçesine 400’e yakın defin yapılmış. Defnedilenler arasında genellikle Mevlana’nın soyundan gelenler, valideler, neyzenler ve dergáha hizmet edenler bulunuyor. Ancak 15 altın karşılığında müze bahçesine defnedilen zengilerin de bulunduğunu tespit ettik. Bu durum, doğrusunu söylemek gerekirse bizi şaşırttı. Zenginler ve şehrin önde gelenleri, Mevlana’nın sandukasının da bulunduğu o zamanki dergáha yakın bir yerde gömülerek, öldükten sonra Mevlana’ya yakın bir yerde yatmak istemiş olabilir."

1926 yılında müzeye dönüştürme çalışmalarının ardından bahçede bulunan çok sayıda mezar taşının özensiz bir şekilde yerinden kaldırıldığını, bazılarının bu sırada zarar görüp, kaybolduğunu anlatan Doç. Bakırcı "Bahçeye gömülen zengin ve şehrin önde gelenlerine ait mezar taşlarının 1926 yılından sonra yerinden çıkarılıp ölenlerin yakınlarına verildiği yönünde bir bilgiye de ulaştık. Ancak bu veri henüz çok net değil" dedi.

Hürriyet, Haber: Kerem Pulgat, 04.10.2007

TUTANKAMON'UN YÜZÜ İLK KEZ HALKA AÇILIYOR

 

Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi Başkanı Zahi Hawass yaptığı açıklamada, firavun Tutankamon'un mumyasının yüzü görünür bir şekilde cam vitrin içerisinde sergileneceğini belirtti. Hawass "Mezarına girerek ilk kez Tutankamon'un yüzünü görme şansını bulacaksınız. Bu tarihte bir ilk" dedi. Mısır'ı MÖ 1361 yılından 1352'ye kadar yöneten Tutankamon'un genç yaşta öldüğü biliniyor. Tahta çıkma hakkını ünlü kral Akhenaton ile kraliçe Nefertiti'nin kızı Prenses Ankhesenpaaten'le evlenerek elde etmişti. Mezarı 1922'de İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından keşfedilmişti. Mısır'ın Luxor kentinde bulunan mezarın halka açılması için tarih ise henüz verilmedi.

Sabah, 04.10.2007

RESİM VE HEYKEL SPONSOR BEKLİYOR

 

Resim Heykel Müzeleri Derneği'nde zor günler... Derneğin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Leyla Belli, Beşiktaş'taki Resim ve Heykel Müzeleri binasındaki yerlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını, kısıtlı imkanlarla bir yer tutup çalışmalarını burada sürdürmeye çalıştıklarını söyledi. Üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerine girmek isteyen öğrencilere eğitim ve portfolyo hazırlama kursları vererek ayakta durmaya çalıştıklarını da belirten Belli, her yaştan öğrenciye daha fazla eğitim verebilmek istiyor. Dernek, gençlerin sanata olan ilgisini büyütmek için gönüllülerin yardımlarını bekliyor.

Sabah, Haber: Bedia Ceylan Güzelce, 04.10.2007

AKM'Yİ YIKACAK YASA MECLİS'TE

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları için tasarlanan ama AKM'nin yıkılmasına ilişkin düzenlemeleri de içeren kanun tasarısı bir kez daha Meclis'te. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, geçen dönem görüşmeleri tamamlanamadığı için kadük (hükümsüz) kalan kanun tasarısını aynen benimsedi. Komisyondaki görüşmelerin tartışmalı geçmesi sonucu değiştirmedi. Geçen dönem de komisyondan geçen tasarı, Meclis'e sevk edilmiş ama görüşülememişti.


Tasarı, 2010 çalışmaları için gerekli mekanizmaların kurulması ve m