| Temmuz '09 Arşivi | |
|
26 Temmuz - 1 Ağustos 2009 |
|
|
LEVANTEN KÖŞKLERİ KORUMA ALTINDA
Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır, ilçeyle özdeşleşen Levanten köşklerinin durumlarının belirlenmesi amacıyla çalışma başlattıklarını söyledi. Sındır, bu kapsamda, mülkiyeti belediyeye ait Dramalılar Köşkü’nü turizme yönelik bir merkez haline getireceklerini belirtti. Ege’nin pamuk, üzüm, incir gibi ürünlerini ihraç eden veya ipek yoluyla gelen ürünleri getiren ticaret adamlarının Bornova’da yerleştiğini, zamanla bu köşklerin yapıldığını kaydeden Başkan Sındır, bu tarih kokan köşkleri gelecek kuşaklara da aktarmak istediklerini ifade etti. Levanten köşkleri hakkında üniversiteden uzmanların yaptığı bir çalışma bulunduğunu, bunun genişletileceğini bildiren Sındır, “Bornova’daki Levanten köşklerinin birçoğu kullanılıyor. Bakım, onarım isteyen köşkler hakkında da çalışma yapılacak veya yapılacak çalışmalar desteklenecek” dedi.
Milliyet Ege, Haber: Medat Şenay, 01.08.2009 |
![]() |
|
OSMANİYE'DE 1400 YILLIK KALE KENT BULUNDU
Osmaniye'nin güneyinde, yerleşim alanına yakın noktada, 1400 yıllık kale kent bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle, Yaveriye Mahallesi sınırlarında, yer altında kalmış antik kentte yüzey araştırması yapan Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi ekipleri çalışmalarını tamamladı. Fakültenin, Arkeoloji
Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Füsun Tülek,
bölgede, Süleyman Demirel Üniversitesi'nden davet
ettikleri jeofizik ekibinin de zemin etüdü
çalışmasını yaptığını, bu çalışmaların ardından, söz
konusu yerde kazı yapılabileceğini içeren raporu
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunduklarını bildirdi.
Tülek, Emevi
mimarisinde, ''Mısır'' denilen yapı türlerinden kale
kentler olduğunu, bu yapının içerisinde ''saray
yapısı'', ''cami'', ''suk'', ''hamam'' ve askerlerin
kışlaması için yapılar yer aldığını tespit
ettiklerini söyledi. Turizm Gazetesi, 31.07.2009 |
|
![]() |
KEMER KIYI ŞERİDİ ALTINDA HAZİNE YATIYOR
Antalya'nın Kemer İlçesi'nde 40 kilometrelik kıyı şeridinde yapılan su altı taramaları sonucunda Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait kalıntılar ile Bronz çağından taş malzemeler bulundu. Sualtında bulunan bütün eserlerin koordinatları alınırken, yerleri plan ve uydu fotoğraflarına işlendi. Vatan, 31.07.2009 |
|
UŞAK'TA KRAL MEZARINI AÇARKEN YAKALANDILAR
Uşak jandarması, merkeze bağlı Güre Beldesi’nde Karun Hazineleri’nin bulunduğu SİT alanında tarihi eser kaçakçılarının kazı yapacağı ihbarı üzerine harekete geçti. Teknik takibin ardından tarihi eser kaçakçılarının Kenan Kalesi mevkiinde olduğunu belirleyen jandarma, önceki gece baskın yaparak 8 kişiyi kazı aletleriyle birlikte suçüstü yakaladı. Tarihi eser kaçakçılarının üç metre derinliğinde çukur açtıkları, iple girdikleri çukur içerisinde Lidya dönemine ait bir kral mezarı buldukları ve mezarı açmak üzere oldukları tespit edildi. Kral mezarı koruma altına alındı. Hürriyet, 31.07.2009 |
|
|
DENİZ ALTINDA HAZİNE BULDULAR
Alman hazine avcıları Martin Wenzel ve Klaus Kepler'ın, Borneo Adaları açıklarında batmış bir korsan gemisinde 1.5 ton ağırlığında altın, gümüş ve değerli mücevher buldu. Sabah, 31.07.2009 |
|
![]() |
500 YILLIK HAMAM TURİZME AÇILACAK
Muğla'da 500 yıllık Sekibaşı Hamamı, turizme kazandırılacak. Restorasyon çalışmasının sürdüğünü belirten Belediye Başkanı Osman Gürün, “Kültür envanterini burada toplayacağız. Araştırmacılar çalışabilecek. Sergilere, müzik dinletilerine ev sahipliği yapacak. Bu sayede hamamın çevresi de hareketlenecek. Bölge, yerli ve yabancı turistlerin ziyaret mekanına dönüşecek” dedi.
Restorasyon ihale bedelinin 142 milyon 68 bin TL olduğunu ifade eden Gürün, sözlerini şöyle tamamladı: “120 günde bitecekti. Ancak temizlik esnasında çıkan pürüzler nedeniyle projede ufak tefek değişiklikler oldu. Bundan dolayı 1 ay bir gecikme oldu. Son yaptığımız tespite göre 11 Ağustos’ta restorasyon işi bitecek ve tarihi hamam belediyemize teslim edilecek.” Milliyet Ege, 31.07.2009 |
|
HÖYÜKTE SAVAŞ
KALINTILARI BULUNDU
Mersin'in Toroslar İlçesi'nde yer alan ve dünyada tarımın ilk yapıldığı bölge olarak da bilinen höyükte İtalya'nın Lecce Üniversitesi ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen kazı çalışmaları devam ediyor.
Lecce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. İsabella Caneva başkanlığında 32 kişilik bir ekiple yürütülen kazılar kapsamında MS 10. yüzyılın sonlarına ait olduğu belirtilen demir bir kılıç ile hançer bulundu. Höyüğün zirve noktasında yer alan ve Ortaçağ'a ait olduğu belirtilen kalenin iç kısmındaki yerleşim bölgesinde bulunan kılıcın 90 santimetre uzunluğa, 6 santimetrede genişliğe sahip olduğu belirtildi.
Söz konusu kalıntıların
da kaleye yönelik bir saldırı esnasında korunma
amacıyla kullanıldığı ihtimali üzerinde bulunuluyor.
Kazı çalışmalarıyla ilgili olarak İHA muhabirinin
sorularını yanıtlayan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi
Öğretim Üyesi Doç.Dr. Gülgün Köroğlu, Yumuktepe'nin
968 yılına kadar Müslüman Araplar'ın hakimiyeti
altında olduğunu ve burada Tarsus başkent olmak
üzere bir yerleşim kurulduğunu ancak bölgenin daha
sonra Bizanslılar tarafından ele geçirildiğini
anlattı.
Kazılarla birlikte kılıç ve hançer gibi silahların gün ışığına çıkartıldığını kaydeden Köroğlu, höyüğün zirve noktasındaki çalışmalara yoğunlaşarak, ölmüş askerlere ait iskeletlere de ulaşmayı tahmin ettiklerini dile getirdi. Bulunan kılıcın kendileri için çok değerli olduğunu ve kazılar kapsamında ilk kez böylesi bir bulguya ulaştıkları bilgisini de veren Köroğlu, kılıcın aynı zamanda da Yumuktepe'nin mimarisi ve tarihiyle ilgili bulunan ilk kalıntı olarak da öne çıktığını söyledi.
Köroğlu, "Bu kalıntı bize bölgeye yönelik bir düşman saldırısı olduğunu gösterecek. Biz de çalışmalarımızı bu yönde yoğunlaştıracağız" diye konuştu.
Yumuktepe Höyüğü'nün 'açık hava müzesi' haline dönüştürülmesi yönündeki çalışmaları da değerlendiren Çalışkan, açıklamasını şöyle sürdürdü; "Açık hava müzesi öyle 6 aylık, 1 yıllık çalışmaların sonucunda olmaz. Burada kazıların tamamen tamamlandıktan sonra, höyükteki yaklaşık 33 tabaka gün ışığına çıktığında bu işlemler yürütülüyor. Ancak şu anda böylesi bir durum söz konusu değil."
Yumuktepe Höyüğü'ndeki ilk kazı çalışmaları 1936-1937 yılları arasında İngiliz arkeolog Jhon Garstang başkanlığında başlatıldı. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte ara verilen kazılara, 1946'da yeniden başlandı ve 1947 yılında sonuçlandırıldı. 1992 yılında hazırlanan ve 1993 yılında başlatılan 'Yumuktepe Arkeolojik Kazısı' çalışmaları da her yaz düzenli bir şekilde sürdürülüyor. Mersin'in atası olan Yumuktepe, 9 bin yıl önce höyüğün çekirdek tabakasını oluşturan Neolitik çiftçiler tarafından oluşturuldu.
Ardından gelen yerleşimlerle tepe zaman içerisinde 23 metre yükseldi. Teraslı evle, önceki kalıntıların üzerine yollar inşa edildi ve böylece tabakalanma daha karmaşık bir hal aldı. Uygun konumunu, doğal kaynaklara ve ticaret olanaklarına borçlu olan yerleşim bölgesi, Orta Çağ'a kadar kesintisiz iskan edildi ve Anadolu platosu, Doğu Akdeniz ve diğer Akdeniz ülkeleriyle ilişkisini sürdürdü. Mersin Kent Haber, 30.07.2009 |
|
|
16 BİN YILLIK TANRIÇA
FİGÜRÜ BULUNDU Radikal, 30.07.2009 |
|
|
46 TARİHİ ESER
TESCİLLENDİ
Kültür Turizm Bakanlığı'na bağlı Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu tarafından Şırnak'ta bulunan 7 tarihi ve kültürel yapının tescili yapıldı. Şırnak Kültür ve Turizm İl Müdürü M. Sıdık Çelik, tescillenen son 7 tarihi yapı ile bir Şırnak'ta tarihi ve kültürel yapı sayısının 46'ya çıktığını söyledi. Müdür Çelik, şöyle devam etti: "Koruma Bölge Kurlu toplantısı geçtiğimiz günlerde Elazığ'da yapıldı. Bir başkan ve bir başkan yardımcısı ile 6 üyenin katıldığı toplantı da Şırnak'ta bulunan 7 tane tarihi ve kültürel değerimiz tescillendi. 06.07.2009 tarihlerinde yapılan toplantıda Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi'ne bağlı Damlarca Köyü'nde bulunan Kubbe-i Benzerçio, Zaviye yapısı ve Feka Teyran Camii, Uludere İlçesi'nde bulunan Elamun Kilisesi, Güçlükonak'a bağlı Dağyeli Köyü'nde bulunan Han'ın, Güçlükonak İlçesinde bulunan Alidino Kasr'ın ve son olarak da Güçlükonak'ın Koçtepe Köyünde bulunan Pavan Köprüsü'nün tescilli yapıldı" dedi.
Tescillenen tarihi eserlerin tamamen köy tüzel kişiliğine ait olduğunu kaydeden Müdür Çelik, "Bu eserlerin korunup gelecek kuşaklara aktarılması gereken tarihi eserlerdir. Resmi kişilerin dışında her vatandaşın tarihi özelliği olan bu değerli yapılara sahip çıkmasını istiyorum. Bu yapıların periyodik olarak rölövelerinin yapılarak restitüsyon ve restorasyonlarının yapılması gerekir" dedi.
Şırnak Kent Haber, 30.07.2009 |
|
|
AKLIN YOLU BİR: SULUKULE
SULUKULELİYLE SULUKULE! Radikal, 30.07.2009 |
|
|
KİLİSEBÜKÜ'NE TESİS İZNİ
ÖFKELENDİRDİ Hürriyet, 30.07.2009 |
|
|
SİNAGOGA DESTEK
İsrail’in İzmir doğumlu Büyükelçisi Gabby Levy, İzmir Valisi M. Cahit Kıraç ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu ziyaret ederek, harap sinagogların onarımı konusunda destek istedi. Levy, "İzmir, Musevi kalıntılarının en çok olduğu kent. En eski sinagoglarımız burada bulunuyor. Ancak bu sinagogların yeniden ele alınması gerekiyor çoğu harap halde bunların ele alınması turizm açısından da çok önemli. Biz İzmir’de bulunan sinagogların ayağa kaldırılması için bir takım girişimlerde bulunduk" dedi. |
![]() |
|
DEFİNEYİ BULDULAR, JANDARMAYA BASILDILAR
Bir ihbarı değerlendiren jandarma, Kandıra bölgesinde izinsiz kazı yapıldığı ve define bulunduğunu öğrendi. Kandıra’nın Sarnıçlar Köyü Karagöller Mahallesi’nde iş makineleri kullanılarak define arayanlar, gerçekten de aradıklarını bulmuşlardı. Kazıda Helenistik ve Roma dönemlerine ait altın objeler, sikkeler, heykelciklerden oluşan paha biçilmez bir define bulunmuş ve defineciler tarafından hemen paylaşılmıştı.
İl Jandarma Komutanlığı çok sayıda ekip oluşturarak Kandıra ilçe merkezi ve Kartepe İlçesinin bazı köylerinde eşzamanlı baskınlar düzenledi, toplam 22 kişinin ev ve işyerlerinde arama yaptı. Aralarında hafriyatçılık yapan Aşır K., esnaf Rasim T., kömürcü Yüksel ve ormancı Cemil adlı kişilerin de bulunduğu 22 kişinin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda, kazıdan çıkan defineden 131 parça tarihi eser ele geçirildi. Ancak definenin tam olarak kaç parçadan oluştuğu anlaşılamadı. Soruşturma kapsamında yeni gözaltılar ve yeni baskınların olabileceği, gözaltı sayısının 40’ı geçebileceği belirtiliyor.
Define baskınları Kandıra’da adeta şok etkisi yarattı. İlçenin tanınmış isimlerinin define olayına karışması, jandarma tarafından gözaltına alınması Kandıra’nın sakin havasını bir anda değiştirdi. İddialardan biri de hafriyatçılık yapan kişilerin kandırıldığı, kazının resmi izinle yapıldığı söylenerek iş makinelerinin kiralandığı yönünde. İş makinesiyle define aranması ve nokta atışı yaparcasına tam yerinde bulunması da olayın dikkat çekici başka boyutu. İl Jandarma Komutanlığı’nın konuyla ilgili olarak bugün veya yarın resmi açıklama yapması bekleniyor. Özgür Kocaeli, 30.07.2009
İl Jandarma Komutanlığının bir ihbar üzerine ortaya çıkarttığı Kandıra’ya bağlı Sarnıçlar Köyü mevkiindeki izinsiz define kazısı ve tarihi eser kaçakçılığı olayında gözaltına alınan 31 kişiden 10’si dün adalete teslim edildi. Jandarma’nın “Tarihi eser kaçakçılığı amacıyla organize suç örgütü” kurmakla suçladığı sanıklar arasında, Kandıra’da çok geniş kesim tarafından tanınan kişiler de bulunuyor.
Define avcılığı ve tarihi eser kaçakçılığı olayı, Kandıra’da pek çok rivayete de neden oldu. Olayın boyutlarının çok büyük olduğu, uzun yıllardan beri çok büyük bir gömünün peşinde olan şebekenin, Sarnıçlar Köyü’nde gerçekten çok büyük çaplı bir define bulduğu ve bu müthiş definenin büyük ölçüde yağmalandığı konuşuluyor. Özgür Kocaeli, 31.07.2009 |
|
|
|
RUMLARDAN AYASOFYA İLANI
Kıbrıslı Rumlar, Ayasofya Müzesi'nin kiliseye dönüştürülmesi için kampanya başlattı.
Cyprus Mail gazetesinin "ilanlar sayfasında "AB Parlamentosu, Ayasofya'nın yeniden bir Ortodoks Kilisesi'ne dönüştürülmesi için Türkiye'ye baskı yapmakta." deniliyor.
İlanda ayrıca, "Parlamento 1 milyonluk imza kampanyasına ihtiyaç duymaktadır. İmza sonrasında Türkiye’nin AB üyeliğine ön şart olarak Ayasofya'nın kiliseye dönüştürülmesi konacak " ifadesi kullanılıyor Bugün, 30.07.2009 |
|
'TARİH YANLIŞI' DÜZELTİLİYOR
Erzurum'un en önemli yapılarından biri olan medrese de şimdiye kadar çimento harç, eserin yapısı ile uyuşmayan sıradan tahta kapı ve pencereler ile mermerler kullanıldığı belirlenmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, tüm bu yanlış uygulamaları ortadan kaldırmak üzere çalışma başlattı.
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce hazırlatılan ve Koruma Bölge Kurulu'nca onaylanan proje kapsamında; iç ve dış mekanda yer alan taş bloklar arasındaki çimento harçlı derzler temizlenerek hidrolik kireç harçla derz yapımına başlandı. Yapı içinde bulunan mekanlarda sıva raspaları yapılarak, hidrolik kireç harçla yeniden sıvanacak.
Medrese yapısına uygun olmayan kapı, pencereler sökülerek yerlerine yapıyla uyumlu ahşap kapı ve pencere doğramaları takılacak. Abdest mahallinde bulunan mermer duvar ve döşeme kaplamalar sökülerek yeniden yapılacak.
Restorasyonun 2010'da tamamlanacağını belirten Erzurum Rölöve ve Anıtlar Müdürü Suat Bakır, 29 Nisan 2009 tarihinde yer teslimi yapıldığını fakat fiili olarak restorasyon çalışmalarına yeni başlandığını bildirdi.
Restorasyon çalışmalarına 949 bin TL'lik ödenek ayrıldığını ifade eden Bakır, ihalede yüksek bir kırım olduğunu artan parayla da bakanlığın izniyle bitmeyen kısımlara keşif ilavesi yapılacağını söyledi.
Bakır, "Esere hiçbir zarar vermeden üst örtü, çatı, zemin, doğrama, vitrinler, alttan ısıtma sistemi ve elektrik panoları ile kablolarının kaldırılması gibi çalışmalar yapılacak. Özellikle görüntü kirliliği oluşturan duvarlardaki renkli taşlar da temizlenecek. Tarihi dokuya hiçbir şekilde zarar gelmesini istemiyoruz. Bu yüzden çok özenle çalışıyoruz. Bunun yanında, İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkezi'nden gelecek uzmanlar tarafından yapılacak incelemelerden sonra Portal Kapı (taş kapı) ve mukarnas işlemeli kubbelerde çalışmalar başlayacak." diye konuştu.
Restorasyon çalışmalarının 24 Ocak 2010 tarihinde biteceğini açıklayan Bakır, Erzurum'un adeta sembolü haline gelen tarihi medresenin tarihi dokusu korunarak, gelecek nesillere aktarılacağını sözlerine ekledi.Erzurum'a gelen yerli ve yabancı turistlerin ilk olarak Anadolu'nun en büyük medresesi olan Çifte Minareli Medrese'yi ziyaret ettiği bildirildi.
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Erzurum'un sahip olduğu turizm potansiyeli ile yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği yerlerin başında ise tarihi eserler ile tabiat güzellikleri geliyor. Tortum Şelalesi, Çoruh Nehri, Aras deltası ziyaretçilerin en çok görmek istediği doğa harikası olarak değerlendirilirken, tarihi eserler arasında da Çifte Minareli Medrese, Yakutiye Medresesi, Erzurum Kalesi, Üç Kümbetler, Saat Kulesi, Aziziye ve Mecidiye Tabyaları ile Lalapaşa Camii geliyor. Erzurum Gazetesi, 30.07.2009 |
|
|
TARİHİ ESER MERAKI MÜZEYE DÖNÜŞÜYOR
Bir merak sonucu tarihi eser toplamaya başlayan demir doğramacı Ahmet Tuz’un evinin bahçesindeki eserler, belediyenin kuracağı müzede sergilenecek.
Türkiye Gazetesi, 30.07.2009 |
|
|
ZAMANIN YÜZ BEKÇİSİ BİR ARADA
Şehirlerin en tanıdık, en kucaklanası, en
kibirsizleridir. Uzun gölgelerinin eşiğinde
heyecanlı buluşmalar olur. Yönler onlara göre
söylenir, tarifler onlardan yardım alır. Kentin
bilgisi biraz da onlarda saklıdır. Buna karşılık
hepsi de kendi öyküsünü sessizce tıklatır. Vakti
gelince de anlatır. İstanbul'da, Siirt'te,
Ankara'da, Erzurum'da, Diyarbakır'da Antalya'da,
Amasya'da, Hatay'da, Yozgat'ta, Trabzon'da... Sözünü
ettiğimiz, Türkiye'nin dört bir yanında tik
taklarının kışkırtıcı davetine hayır diyemediğimiz
saat kuleleri. Kimi ahşap köşklü, kimi balkonlu,
kimi türlü türlü taştan bezemeli kentin kimliğine
dokunmuş eşsiz kuleler. Pek çoğu için dönemin
şairleri beyitler yazmış, tarih düşürmüş. Öyle ki
Adana'daki Büyük Saat için dönemin şairlerinden Fani
Efendi bakın ne diyor: "Bu muazzamn eserdir ki,
misli yok, naziri yok/ Zahiren saat çalar, manen
hükümet seslenir/ Ol cenabı Abidin'e eyler dua; /
Çünkü andan ruz-u şeb vakt-i ibadet seslenir."
Türkiye'nin kent meydanlarında yükselen saat kuleleri bir kitaba girdi. Meltem Cansever'in Türkiye'nin Kültür Mirası 100 Saat Kulesi (NTV Yayınları) adıyla hazırladığı eser, ülkemizdeki saat kulelerinin hikayesini anlatıyor. Saat kulelerinin davetkar edasına, sesine kendini kaptırmış Cansever, kulelerin tek tek fotoğraflarının yer aldığı kitapta, efsaneleriyle, kulaktan kulağa anlatılan hikayeleriyle okuru bu eşsiz dünyaya çağırıyor. Cansever, hazırladığı kitabın amacını ise şöyle anlatıyor: "Öncelikle tarihi saat kulelerinin eşsiz mimari ve kültürel değerlerini hatırlamak üzere ülke çapında gezintiye çıkmak, bu olağanüstü yapıların birkaç istisna dışında acınası hallerine dikkat çekmek ve çağdaş saat kulelerinin izini sürmek."
II. Abdülhamid tahta çıkışının 25. yılında
vilayet ve sancaklarda kendi adına çok sayıda büyük
saat yapımını emreder. 30. cülus yılında da
Anadolu'nun birçok şehrinde yeni saat kuleleri inşa
edilir. Anadolu'da saat kulelerin yaygınlık
kazanması Batılılaşma hareketine denk düşer.
İmparatorlukta her çeşit saat revaçta iken 19. yy
kadar kule saatlerinin olmaması dikkat çekmiştir. Bu
konuda türlü türlü rivayetler var. Yazar Adnan
Adıvar bu duruma sebep olarak 'müezzin, muvakkit ve
kayyımlerin ehemmiyetinin azalacağını', Dolmabahçe
Sarayı Saat Müzesi kurucusu Şule Gürbüz ise 'kule
saatlerinin ilk yıllarında hiçbir zaman ezan
saatlerinin getirdiği kesinliği sağlayamadığını,
muvakkitlerin bunu harfi harfine yapabildiğini'
söylüyor. Kentlerin bu sessiz tanıklarının aslında söylediği çok şey var. Hemen hepsi şehrin mimari yapısını yansıtan bir üsluba sahip. Bazen şehrin tam göbeğinde, bazen tepesinde tik taklarından örülmüş bir dünyada onlar kendi hallerindeler. Kulelerin pek çoğu restorasyona muhtaç desek yeridir. Ehline düşen gül, düşmeyenin kül olacağını söylemek keramet değil haliyle. Zaman insanoğlu için hala sırrını korusa da, kent meydanlarında yükselen saatler o yerin simgesi, gurur kaynağı. Kitabın sayfaları arasında ilerledikçe Anadolu'nun ilk saat kulesi olan 1797 tarihli Safranbolu Saat Kulesi'nden tutun da barometre ve termometre olarak da hizmet veren Yıldız ve Dolmabahçe kulelerine uzanan bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Ahmet Haşim'in 'Müslüman Saati' adlı yazısında İstanbullu için istilaların en gizlisi olarak gördüğü alafranga saatin gelişiyle ilgili yakınmalarına biraz hak veriyorsunuz.
100 Saat Kulesi adlı kitabı okuduktan sonra, zamanın geçişini dev cüssesiyle gösteren bu kulelere Tanpınar'ın 'Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında/ Yekpare geniş bir anın/ Parçalanmış akışında' dizelerini ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün kahramanı Muvakkit Nuri Efendi'nin dilinden "zaman ve mekan insanla mevcuttur!" sözlerini fısıldamak düşer. Bu sayede zamanın insanı ürperten ilerleyişine inat, içiniz biraz rahatlayabilir. Zaman, Haber: Musa İğrek, 30.07.2009 |
|
|
KAZILARLA DIONYSOS
TAPINAĞI'NIN NE ZAMAN İNŞA EDİLDİĞİ ARAŞTIRILIYOR
Doç.Dr. Hüseyin Sabri Alanyalı kazı çalışmalarını, kaynaklarda Dionysos ismiyle bilinen alanda sürdürdüklerini söyledi. Tapınağın kaç yılında inşa edildiği ve ekleme sütunların ne zaman yapıldığı konusunda net bilgiye sahip olmadıklarını ifade eden Alanyalı, ilk etapta sondaj çalışması yaptıklarını ifade etti. Kazı çalışmalarını kuyumcu titizliğiyle devam ettirdiklerini kaydeden Alanyalı, "Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte tapınağın, Roma döneminde fonksiyonunu yitirerek bir dükkan olarak kullanılmış olabileceğini tahmin ediyoruz. Net bilgilere kazı tamamlanınca ulaşacağımıza inanıyorum." dedi.
Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Sanat Tarihi araştırma görevlisi Şener Yıldırım da tapınağın 'Geç Antik' döneme ait olup, 5'nci yüzyıla ait olduğunu tahmin ettiklerini kaydetti. Şener Yıldırım, dış yüzeyi yarım sütunlarla çevrili tapınağın Pseudo-periptoros (cella'nın bir dizi sütunla çevrili olması) planıyla yapıldığını bildirdi.
Side Antik Kent'te ilk kazı çalışması 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel tarafından kısıtlı imkanlarla başlamıştı. Türkiye'de Efes'ten sonra ikinci sırada kazı çalışması yapılan Side'de Mansel'den bayrağı İstanbul Üniversitesi'nden Prof.Dr. Jale İnan aldı. Kazı çalışmaları 1965 ile 1983 yılları arası Perge'ye kaydı. Side Antik Kent'te 1983-2008 yılları arası kazı, rölöve ve konservasyon çalışmasını Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlisi Dr. Ülkü İzmirligil yürüttü. Bu yıl Bakanlar Kurulu kararıyla Side kazıları Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç.Dr. Hüseyin Alanyalı ve eşi Doç.Dr. Feriştah Alanyalı'ya devrildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına kazı temsilciliğini ise arkeolog Yaşar Ünlü yapıyor. Yaşar Ünlü, 4 Eylül'de sona erecek kazı çalışmaları için bu yıl 120 bin TL ödenek ayrıldığını bildirdi. Side'de Dionysos dışında Men, Baküs ve Apollon tapınakları bulunuyor. haberler.com, 29.07.2009 |
|
|
"MEDRESE RESTORASYONUNDA MOZAİK VE BETON MU
KULLANILIR?"
Tokat'taki temaslarına kentin tarihi ve turistik yerlerini gezerek devam eden Bakan Günay, Taşhan, Gök Medresesi (Müze) ve Sulusokak Çarşısı'nda bulunan Arastalı Bedesten, Çukur Medrese, Deveciler Hanı'nı ziyaret etti. Müze ziyaretlerinde 70 yıldır bakırcılık yapan 80 yaşındaki Mustafa Yıldız'ın yaptığı el işi bakırları inceleyen Bakan Günay, Tokat yazmasına tahta kalıpla baskı yaptı.
Sulusokak Çarşısı'nda bulunan tarihi mekanları incelemelerini sürdüren Bakan Günay, Arastalı Bedesten'in müze olmasını arzu ettiklerini söyledi. Bakan Günay, Arastalı Bedesten'i Vakıflar Genel Müdürlüğü ve ilgili Devlet Bakanı'ndan müze yapmak için istediklerini belirterek, "Tokat'taki bütün siyasi arkadaşlarımızın yardımına ihtiyacımız var. Burayı bize makul ve sembolik bir bedelle müze için tahsis edelerse, müze olmanın da bir külfetli var teşhir ve tanzim için masraf yaparız. Tokat'ın bu tarihi merkezini kaldıracak olan bir kültür girişimini başlatabiliriz. Ama henüz bu başvurumuzdan sonuç alamadık" dedi.
Gezisine koşar adımlarla devam eden Bakan Günay'ı basın mensupları takip etmekte zorluk çekti. Bu arada yoldan geçmekte olan çocuklarla yakından ilgilenerek fotoğraf çektiren Bakan Günay, daha sonra restorasyon çalışmaları devam eden Deveciler Hanı'nda yetkililerden bilgi aldı. Buradan Çukur Medrese'ye geçen Bakan Günay, eserlerin onarımında beton mozaik karışımını görmesi sonucu müteahhidi sordu. Bakan Günay, "Burayı kim yaptı? Güzel değil ama" dedikten sonra basını dışarı çıkararak odada yetkililere sitemlerini dile getirdi. Bakan Günay ayrıca, gündüz saatlerinde Çukur Medrese'nin dış mekan ışıklarının gündüz saatlerinde neden yandığını sordu. Yeni Şafak, 29.07.2009 |
|
|
İLK LATİN HARFLİ TÜRKÇE METİN 16. YÜZYILDA YAZILDI
Latin harfleriyle yazılan ilk Türkçe metnin, 1800’li yıllarda yazıldığı yönündeki bilgi, araştırmacı Fehmi Dinçer tarafından çürütüldü. Dinçer yaptığı araştırmada, Türk tarihinde ilk Türkçe metnin, 1553 tarihinde yazıldığını ortaya çıkardı. Böylece 19. yüzyılda yayımlandığı sanılan Latin harfli ilk Türkçe metnin, 16. yüzyılda yayımlandığı belirlendi. Dinçer’in bu yeni bulgusuna, Türk Dili Kurumu Başkanı Prof.Dr. Şükrü Haluk Akalın’dan da bir kutlama mesajı geldi.
“Göktürk (Orhun), Uygur, Arap alfabeleriyle başlayan süreç, Latin alfabesiyle nihai haline ulaşmıştır. ‘1928 yılında başlayan sürecin öncesinde Latin harfli Türkçe metinler var mıdır?’ sorusunun yanıtını aramaya çalıştığımda karşıma ilginç bir kişi çıktı.”
Milliyet, Haber: Önay Yılmaz, 29.07.2009 |
|
|
ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASINDA BİR ÇOCUK İSKELETİ BULUNDU
Erzincan'ın Üzümlü İlçesi'ndeki Altıntepe'de yapılan arkeolojik kazı çalışmasında, bir çocuğa ait iskelet bulundu.
Urartu dönemine ait yerleşim yeri olan Altıntepe'deki kazı çalışmalarını yürüten Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mehmet Karaosmanoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, çocuk iskeletini, temeli taş ve üzeri kerpiç duvar olan bir evdeki kazıda, duvar dibine diz çökmüş, sağ eli yüzünde, sol eli öne doğru uzanmış halde bulduklarını söyledi.
İskeleti bulunan çocuğun, yaşanan bir depremde öldüğünü tahmin ettiklerini ifade eden Karaosmanoğlu, şunları kaydetti: "İskelet bir mezar içerisinde değil. Ayrıca bulduğumuz şekil itibarıyla da iskeletin bir tabi afetten kaldığını düşünüyoruz. Dönemini bilemiyoruz ancak Urartu'dan sonra olabileceğini sanıyoruz. Araştırma yaptıracağız. Yurt dışında veya Türkiye'deki üniversitelerle irtibat kurup, iskeletin kaç yıllık olabileceğini tespit ettireceğiz. Bölgede kral mezarları da mevcut ancak bu kazılarda herhangi bir toplu ölüme rastlanılmadı. Öte yandan, bulunan iskeletin kulak bölümünde küpeler olması, iskeletin bir kız çocuğuna ait olduğu ihtimalini de artırıyor." Zaman, 29.07.2009 |
|
|
AŞIK VEYSEL'E TAKKELİ HEYKEL
“Önceki heykel çok küçüktü ve fark edilmiyordu. Elimizde daha önce Erciyes Üniversitesi tarafından yapılan bu heykel vardı. Daha büyük olduğu için bu heykeli koymaya karar verdik. Aşık Veysel Derneği’nin kuruluşunda benim de katkım var. Halen bu derneğin üyelerinden biriyim. Onun yaşamında hiçbir zaman ayrımcılık olmadı. Biz de bu heykeli koyarken başka hiçbir amaç gütmedik.”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız, Sivas Şarkışla’da 3 ay önce kaldırılan Aşık Veysel heykeli yerine yaptırılan takkeli heykele tepki gösterdi. Balkız, Aşık Veysel’e takke giydirmekle onu Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanları geleneğinden koparmanın amaçlandığını belirterek, şöyle konuştu:
Şarkışla’da düzenlenen Aşıklar Bayramı’nda takke krizi yaşanmış, Aşık Veysel’in takkeli heykeli sivil toplum örgütleriyle belediyeyi karşı karşıya getirmişti. Görüşmeler sonucunda parktaki heykelin Etnografya Müzesi’nden getirilecek bronz bir heykelle değiştirilmesine karar verilmişti. Tartışmalı heykeli, Kayseri Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Azeri kökenli İsmail Hüseyinov’un yaptığı belirlendi. DHA Muhabiri’ne açıklamalarda bulunan Hüseyinov, küçük olduğu gerekçesi ile kaldırılan heykeli de, tartışmalı takkeli heykeli de kendisinin yaptığını belirterek şunları söyledi: “Biz ilçeden gelen Kaymakamlık görevlilerine bereli veya fötr şapkalı heykelinden hangisini yapmamızı istedikleri konusunda tercih sunduk. Onlar başında bereli olanı yapmamızı istediler. Heykel tamamlanana kadar da kontrol ettiler.” Milliyet, 30.07.2009
Radikal, 31.07.2009 |
|
|
TARİHİ KATLETTİLER
Tarihi kıyım, tapuda "Beyoğlu
Kılıçali Paşa Mahallesi, Kumrulu Sokak, 137 pafta,
45 ada, 39 parsel" olarak görülen arsada yaşandı.
Zengin bir Yunan işadamı ile Türk eşi Nilüfer
Çağlar, bir süre önce, sahibi oldukları bu arsaya
apartman yapmak için çalışmalara başladı. İnşaatla
ilgili tüm işlemleri Atina Haber Ajansı Türkiye
Muhabiri Alkis Kurkulas ve gayrimenkul işleriyle
uğraşan eşi Marilena Kurkulas takip etti. Ancak bu
apartman için
İstanbul Cihangir'de 1930'lu yıllardan
sonra yapılan ve surların üzerine oturtulan diğer
apartmanlardan farklı bir proje çizildi. Apartmanın
benzerlerinden iki kat yüksek yani 8 katlı olması,
dairelerin de emsallerine göre daha büyük tutulması
planlandı. Bunun için, sokak boyunca sapasağlam
ilerleyen 800 yıllık surların, arsa sınırları
içindeki kısmı yerle bir edildi. İnşaat alanı saç
levhalarla kapatıldıktan sonra, arsadaki Bizans
döneminden kalma hamam da yıkıldı. Genellikle gece
yapılan çalışmalara, ağaçların sökülmesi de eklendi.
Sargın İnşaat tarafından Beyoğlu Belediyesi'nden 27
Şubat 2009'da alınan ruhsatla sürdürülen inşaat, hem
belediyeye, hem de 2 Numaralı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu'na şikayet edildi.
Bölgenin 1993'te sit alanı ilan edildiğini, bu nedenle her türlü tadilat ve inşaat izninin Koruma Kurulu tarafından verildiğini belirten Beyoğlu Belediyesi şu açıklamayı yaptı: "Koruma Kurulu izin verirse, biz de ruhsat vermek zorundayız. Bu arsaya 28 Ekim 1998'de inşaat için izin verildi. Kurul 31 Mart 2006'da, parseldeki eski yapıları tarihi eser olarak tescilledi. Mülk sahibi 2006'nın Ağustos ayında inşaat projesi hazırladı. 3 Ekim 2006'da 'tarihi kalıntıların muhafaza edilmesi' şartıyla inşaat ruhsatı verildi. Ancak arsadaki sarnıç ve diğer tarihi eserler nedeniyle hafriyat durduruldu. Bu sarnıç ve diğer kalıntılar 15 Mayıs 2008'de eski eser olarak tescillendi ve yapımcı firmadan bunları koruyacak şekilde proje istendi. Yapılan tadilat projesi 10 Eylül 2008'de onaylandı. Belediyemiz 27 Şubat 2009'da yeni bir inşaat ruhsatı verdi." Sabah, 29.07.2009 |
|
|
İSTİMLAK OLMAZSA KAZILAR DURACAK
Muğla’nın Yatağan
İlçesi’nde bulunan ve dünyaca ünlü Stratonikeia
Antik Kenti’ndeki kazı çalışmaları istimlak engeline
takıldı. Hürriyet, 29.07.2009 |
|
|
YENİLENEN KONAĞA ÜÇ YILDIR GİRİLMİYOR
Turgut Yardımlaşma Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Dalgıç, böyle giderse konağın restorasyondan önceki harabe haline döneceğini söylüyor. Dalgıç, yetkilileri göreve davet ediyor, şöyle diyor: “Kültür turizmine kazandırılması için ne bekleniliyor anlamış değiliz. Yenilendikten sonra eski Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ziyaret etmişti. Ardından kapısı bir daha açılmadı. Yatağan-Milas Karayolu’nun Turgut Beldesi Kavşağı’nda (Osman Hamdi Bey Evi’ne Gider) yazılı tabelalar var ama işe yaramıyor. Çünkü kapı duvar. Anahtarın kimde olduğu belli değil. Hiçbir koruma tedbiri, güvenliği, bekçisi yok. Koca konak Allah’a emanet. Kültürevi ve müze olarak bir an önce faaliyete geçmesini istiyoruz.”
Milliyet Ege, Haber: Cavit Yıldırım, 29.07.2009 |
|
|
HOŞAP KALESİ'Nİ GÖRDÜNÜZ MÜ?
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Mehmet Top'un başkanlığında 2 yıl önce başlatılan kazı çalışmaları 40 kişilik ekiple hızlı bir şekilde devam ediyor.
Zor doğa koşulları altında kazı çalışmasını
yaptıklarını belirten Mehmet Top, 4 alanda
sürdürülen çalışmalarda hamam ve harem odalarına
ulaştıklarını söyledi. "Kuzeyde ve güneyde odalar şeklinde bulunan mekanlarda alçı süslemeleri ve kalem işi süslemeler açısından son derece değerli buluntular elde ettik. Kazı çalışmaları ile birlikte onarım çalışmaları da devam ediyor. Yeni mekan tanımlamaları, yeni bulduğumuz buluntularla Hoşap Kalesi'nin özellikle 17. yüzyıldan daha erkene gidebilecek tarihsel bir dokuya sahip olduğunu gösteren bazı bulgulara ulaştık."
Tüm ilgililerden Hoşap Kalesi ile ilgili destek beklediklerini anlatan Mehmet Top, "Van kış memleketi ve yoğun geçen kış nedeniyle çıkardığımız süslemelerin ve mekanlar tahrip oluyor. Acil koruma önlemleri için bize olanak verilmesi gerekiyor." dedi.
1643 yılında Mahmudi Beyleri tarafından kayalıklar üzerine yaptırılan kartal yuvası görünümündeki Hoşap Kalesi Van'da en çok ziyaretçi çeken tarihi yapılardan biri.
Kale ile ilgili efsane de ilginin artmasına neden oluyor. Efsaneye göre, bu müthiş yapıyı inşa eden mimarın elleri, başka bir kale daha yapamasın diye o dönemim geleneğine göre kesiliyor. Trt/Haber, 28.07.2009 |
|
![]() |
AKÇAKOCA'DA 130 YILLIK CAMİ YENİDEN İBADETE AÇILDI
Düzce'nin Akçakoca İlçesi Hemşin Köyü'nde, 130 yıllık tarihi Hemşin Köyü Camii restore edilerek yeniden ibadete açıldı.
Açılış etkinliklerine, Bulgaristan ve Romanya'dan gelen davetliler de katıldı. Yıllardır atıl durumda kalan tarihi cami, restore edilerek yeniden ibadete açılmasından dolayı yapılan törene Akçakoca Kaymakamı Savaş Tuncer, Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak, İl Kültür ve Turizm Müdürü Özcan Budak, Romanya ve Bulgaristan halk dansları toplulukları ile çevre il ve ilçelerden gelen vatandaşlar katıldı. Caminin ibadete açılması nedeniyle yapılan törene katılan İlçe Kaymakamı Savaş Tuncer, caminin gezilmesi esnasında ilçeye gelen Bulgaristan Halk Dansları Topluluğu üyelerini de cami içerisine davet ederek, restore edilen camiyi tanıttı. Akçakoca Kaymakamı Tuncer, caminin çivi kullanılmadan "çantı'' tekniği ile yapıldığını söyledi. Caminin restorasyonu için 4 yıldır çalışma yapıldığını belirten Tuncer, sadece caminin restorasyonu değil, çevre düzenlemesi ile önünden geçen derenin de ıslahının yapıldığını belirtti. Zaman, Haber: Ercan Yıldız, 28.07.2009 |
|
FATİH'İN DÖKÜMHANESİ TABELAYLA TANITILACAK
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethi sırasında top güllelerinin döküldüğü Kırklareli'nin Demirköy İlçesi'ndeki dökümhanenin tanıtımı için tabela dikildi.
Demirköy Doğayı ve Kültürel Değerleri Koruma Derneği Başkanı Sırrı Tayan, Demirköy'e 4 kilometre uzaklıktaki tarihi Demirköy Dökümhanesi'ni görmek amacıyla yurtiçi ve dışından çok sayıda turistin ilçeye geldiğini söyledi. Dönemin en ileri teknolojisiyle döküm yapılan, Demirköy Tophane-i Amiriye İşletmeleri olarak anılan dökümhanede, 15. yüzyıl ortalarından 19. yüzyıl sonlarına kadar aralıksız üretim yapılması dikkati çekiyor.
Gelen yerli ve yabancı turistleri bilgilendirecek hiçbir görevlinin bulunmadığını aktaran Tayan, bu sorunu çözmek için tarihi Demirköy Dökümhanesi'ni tanıtıcı tabela hazırladıklarını belirtti. Tarihi ve kültürel yerlerin tanıtımının da en az korunması kadar önemli olduğunu söyledi. Zaman, 28.07.2009 |
![]() |
![]() ![]() |
HER KÖŞEDEN TARİH FIŞKIRIYOR
Birçok medeniyete ev sahipliği yapan serhat kenti Kars'ın her yerinden tarih fışkırıyor. Selim İlçesine bağlı Kekeç Köyü'nde de bir Ermeni mezarlığı bulundu.
Tarihi Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Katerina Köşkü ve daha onlarca tarihi geçmişe sahip yapıtların bulunduğu Kars'ın her yeri adeta tarih kaynıyor.
Bugüne kadar sayısız top mermisinin ya inşaat kazılarında ya da sellerle toprak üstüne çıktığı kentte bir çok medeniyete ait tarihi eserler de sıkça bulundu.
Kars Müzesi'nde geçmişi gün yüzüne çıkaran eserlerin bulunması da serhat kenti Kars'ın tarihinde ne kadar önemli olaylara ev sahipliği yaptığını gözler önüne sermeye yetiyor.
Birçok köyde tarihi kalıntılara rastlamak mümkün. Selim İlçesine bağlı Kekeç Köyünde de harabe halinde bir Ermeni mezarlığı bulundu. Altın arama uğruna tarumar edilen mezarlığın yerinde yeller eserken yazılar ve resimlerin bulunduğu mezar taşlarının varlığı göze çarpıyor. Köylüler bazı kişilerin uzun yıllar önce özellikle geceleri bu mezarlığı hazine uğruna tarumar ettiklerini söyleyerek bu mezarlığa sahip çıkılmasını istediler. Kars Kent Haber, 28.07.2009 |
|
DEFİNE AVCILARI ÇANLI KÖPRÜNÜN AYAKLARINI KIRDI
Uşak'ta Selçuklulardan kalma 800 yıllık Çanlı Köprü, define avcılarının kazıları yüzünden yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. "Ayaklarında altın saklı" dedikodusu nedeniyle define avcılarının hedefi haline gelen köprü, üstüne kurulu olduğu Dokuzsele Deresi'nin taşıdığı kimyasal atıklardan da nasibini alıyor. Kültür ve Turizm İl Müdürü Şerif Arıtürk ise, köprünün bakımının Karayolları Genel Müdürlüğü'ne ait olduğunu söyledi. |
![]() |
|
|
COSTA GAVRAS'A KİLİSE ONAYLI SANSÜR
"Z", "Kayıp", "Amen" ve Sıkıyönetim" gibi filmleriyle büyük beğeni toplayan Yunanistanlı yönetmen Costa Gavras'ın belgeseli Yunan Ortadoks Kilisesi'nin sansürüne takıldı.
Onarımı tamamlanan Akropol'deki müzede gösterilen belgeselde Yunanistan'daki Pantheron Anıtı'nın ilk hristiyanlar tarafından tahrip edilişini anlatan, 1 dakika 40 saniyelik bölümün "bazı kişilerin rahatsız olması" nedeniyle çıkarıldığı öğrenildi. Ünlü yönetmen Gavras ise olayı "kabul edilemez bir sansür" olarak nitelendirdi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Gavras sansürden Yunan Ortadoks Kilisesi'ni sorumlu tuttu. Devletin kilisenin baskısına boyun eğmesini "üzücü" bulduğunu belirten Gavras, belgeselinin tarihsel olarak kanıtlanmış olayları anlattığını söyledi.
Müze yetkilileri "olayın bir sansür olmadığını" belirtiyorlar. Mecliste de gündeme gelen sansür konusunda hükümet sessizliğini koruyor. Haber Sol, 28.07.2009 |
|
HALİKARNAS MOZOLESİ MALTA LİMANINA TAŞ OLDU Vatan, 28.07.2009 |
|
|
BANKSY İÇİN ÖZEL MÜZE GECELERİ
İngiliz anonim sanatçı Banksy'nin sanat tarihini 'ti'ye alırken politik mesajlar da vermekten çekinmeyen yapıtlarını içeren Bristol Kent Müzesi sergisi, açıldığı tarihten bu yana 200 bin sanatseveri kendisine çekince uzatıldı. Sabah, 28.07.2009 |
|
|
KAKLIK MAĞARASI YENİLENİYOR |
|
|
|
ROMA DÖNEMİNİN TIP ALETLERİ 98 YIL SONRA YURTTA
Amerikalı cerrah Robert Stephens, koleksiyonunda sakladığı 98 yıl önce Sardis Antik Kenti'nde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan Roma döneminden kalma 13 parça tarihi eseri, Türkiye'ye teslim etti. Turist Rehberleri Birliği, eserlerin Türkiye'ye iadesi nedeniyle Arkeoloji Müzesi'nde tören düzenlendiğini açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Şenay Başer, iadenin dünya kültür mirasının korunması adına örnek bir davranış olduğunu belirtti. Stephens da muayenehanesinin duvarında sergilediği eserler ait olduğu topraklara geri döndüğü için çok mutlu olduğunu belirtti. 1911'de çıkarılan ve Harvard Üniversitesi'nde okuyan bir öğrenci tarafından kaçırılan 13 parça tıp aletini, cerrah Stephens da 35 yıl önce satın almıştı. Sabah, 28.07.2009 |
|
KESKİN SİRKE
Bolu İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucunda, Gerede de tarihi eser niteliği taşıyan 4 adet gözyaşı şişesi, 1 adet toprak koku kabı, 1 adet buhurdanlık, 1 adet pirinç haç ve 1 adet pirinç hızma ele geçirildi. Bolu Olay, 28.07.2009 |
|
![]() ![]() |
POMPEIOPOLİS KAZISI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GİBİ
2006 yılında bu yana Prof.Dr. Latife Summerer başkanlığında sürdürülen Taşköprü Pompeiopolis kazılarının ekibi Birleşmiş Milletleri aratmıyor.
Kazıyı yürüten ekipte Almanya, Belçika, İtalya, Fransa, Yunanistan gibi ülkelerden bilim adamalarına Türk bilim adamı ve öğrencilerde eşlik ediyor. Çok uluslu bu bilimsel ekip ise ortak bir amaç, Pompeiopolis kazısı etrafında toplanmış durumda.
Bu yıl Pomepiopolis’te gerçekleştirilen arkeolojik kazılara Türkiye’deki üniversitelerin değişik bölümlerinde okuyan 9 öğrenci de katılıyor. Çoğunluğu Kastamonulu olan öğrenciler, Kastamonu Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversiteleri’nden olup Harita Mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Orman Mühendisliği, Halkla İlişkiler ve Çalışma Ekonomisi gibi bölümlerde okuyorlar.
Önümüzdeki yıllarda Erasmus Projesi kapsamında yurt dışına gitmeyi planlayan Türk öğrenciler, çok uluslu bir arkeoloji heyeti içerisinde yer almalarını yabancı dillerini geliştirmek amacıyla olduğunu ifade ettiler.
Öğrenciler, “Hem yabancı dilimizi geliştiriyoruz hem de bir noktada yabancıların bilimsel çalışma, yöntem ve hayata bakışları hakkında da fikir sahibi oluyoruz. Arkeoloji ve kazı yapmak farklı, zor ama ve zevkli bir uğraş. Çoğumuz Kastamonulu ve Taşköprülüyüz. Pompeiopolis kazılarında çalışmaktan mutluluk duyuyoruz” dediler.
Bilimsel kazının başkanlığını yürüten Prof.Dr. Latife Summerer’de Pompeiopolis kazılarının hem ekip hem de yapılan iş olarak geçmişle gelecek arasında kurulan bir bağ, aynı zamanda da birçok kültürü yan yana getiren bir kültür köprüsü olduğunun altını çizdi. Kastamonu Postası, Haber: Murat Karasalihoğlu, 28.07.2009 |
|
8 ÜLKEDEN 60 ARKEOLOG TROYA'DA
Homeros'un anlattığı efsanelerin
beşiği olan antik kent Troya'daki 21'inci dönem
uluslararası arkeolojik kazıları başladı. Alman
Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ernst
Pernicka'nın başkanlığını yaptığı çalışmalara;
Almanya, ABD, Bulgaristan, İngiltere ve Hollanda
gibi 8 ülkeden 60'a yakın bilim adamı katılıyor.
Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Alman Arkeolog Prof.Dr. Ernst Pernicka, Troya Müzesi'nin kurulmasının, herkesin ortak düşüncesi olduğunu söyledi. Pernicka, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Troya Müzesi ile ilgili aldığı kararların ve attığı adımların kendilerini mutlu ettiğini belirtti. Bu yaz içerisinde uluslararası mimarlık yarışmasının açılması için önemli adımlar atıldığını vurgulayan Pernicka, şöyle devam etti: "Tabii bunun ötesinde, müze olduktan sonra Troya hazinelerinin ve başka yerlerdeki Troya eserlerinin buraya gelmesi konusunda bizim bir umudumuz olabilir, fakat biz konuyla ilgili karar verici merci değiliz. İş tümüyle politikacıların kararına kalıyor. Ancak tabii ki herkesin amacı ve tek isteği, müzenin kurulmasıyla birlikte bu eserlerin Troya Müzesi içinde sergilenmesidir.'' Öncelikle Avrupa yazılı edebiyatının ilk olaylarının geçtiği yerin burası olduğunu hatırlatan Alman Arkeolog, "Arkeolojinin başlangıç ve bilim olma noktası burası. Troya dünya kültür mirasında çok önemli bir yere sahip'' dedi. Sabah, 28.07.2009 Sabah, Haber: Evrim Altuğ,
29.07.2009 Sabah, Haber: Evrim Altuğ,
30.07.2009
Sabah, Haber: Evrim Altuğ, 31.07.2009
Uzun yıllardır Çanakkale'de kurulması beklenen Troya Müzesi için somut adım atıldı.
Müzenin kurulması için gereken protokol Çevre ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çanakkale Valiliği arasında imzalandı. Müzenin kuruluşu, Troya Tarihi Milli Parkı içerisinde kamulaştırılan 100 dönümlük bir araziye yapılacak müze, yarışma sonucu ortaya çıkacak projenin uygulanmasıyla gerçekleştirilecek. Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinasi Haznedar, Troya Troya Antik Kenti Uluslararası Mimari Proje Yarışması ile yapılması planlanan Troya Müzesi'nin sekretaryasının Çanakkale'den yürütüleceğini söyledi. Zaman, 31.07.2009
Troya Müzesi'nin
kurulması için gereken protokol, Çevre ve Orman
Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çanakkale
Valiliği arasında önceki gün imzalandı. SABAH'ta dün
sona eren Anadolu Efsanesi: Troya adlı dört günlük
yazı dizisiyle de gündeme taşınan müze, Troya Tarihi
Milli Parkı içerisinde kamulaştırılan 100 dönümlük
bir araziye yapılacak. Müze, düzenlenecek mimarlık
yarışması sonucu ortaya çıkacak projenin
uygulanmasıyla gerçekleştirilecek. Sabah, 01.08.2009 |
|
|
AYASOFYA'NIN DİĞER
MELEKLERİ DE GÜN IŞIĞINA KAVUŞACAK
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ayasofya Müzesi’ndeki mozaik yüzü 160 yıl sonra gün ışığına kavuşturulan Kerubim (Serafim) meleğiyle ilgili basın toplantısı yaptı. Ayasofya Müzesi’nde, çok sayıda yabancı basın mensubunun da katıldığı toplantıda konuşan Günay, “Tüm yaşamım boyunca ilk defa bu kadar heyecan verici bir çalışmanın içinde yer alıyorum. İlerleyen zamanlarda iskelenin yeniden kurulması halinde diğer üç melek figüründe de aynı çalışmayı yapmayı planlıyoruz” dedi.
Basın toplantısını “Tarihi bir gün” olarak niteleyen Günay, şunları söyledi: “Kubbenin kuzeydoğu çeyreğinde yapılan bu çalışma, Ayasofya ve sanıyorum Hıristiyan teolojisi için çok önemli bir çalışma. Serafim olarak tabir edilen, cennetin bekçileri olarak bilinen ve en üst düzeydeki melek kabul edilen tasvirlerden birinin mozaik yüzü ortaya çıkarıldı. Bu değerli eserin 900 ile 1300 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor. Tam olarak hangi döneme ait olduğu malzemeler üzerindeki çalışmalardan sonra tespit edilecek. Bu figürlerden 3 tane daha bulunuyor. Daha önceki dönemlerde diğer üç melek figüründe bu çalışmanın yürütülmemiş olması bir eksiklik. Şimdi belki bir vadede tekrar dönüp onları açacağız. Bunları en son Sultan Abdülmecit ve Mimar Fossati görmüş. 160 yıl sonra bugün ilk defa hepimiz tanıklık edip dünyaya duyurmuş olacağız. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da dünyadan ve Türkiye’den gelenlerin görmesine olanak vereceğiz. Dünyaya tekrar bu önemli mabedin, emanetin, müzenin farkında olduğumuzu duyurmaya ve hissettirmeye çalışacağız. Uzmanlarımızın verdiği bilgilere göre başka yerlerde de tasvirler bulunuyor. Dünyaya aynı heyecanı yaşatacak yeni tasvirlerin, yeni buluntuların çıkacağını düşünüyorum. Hayalim dünyadaki en önemli tarihsel yapılardan biri olan Ayasofya’nın her şeyini öğrenmek, korumak ve dünyaya tanıtmak.” Hürriyet, Haber: Serkan Akkoç, 27.07.2009 |
|
|
Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam): İKİBİN(S)ON |
|
|
"AKM 2010'A YETİŞMEYECEK"
Bakan, konu hakkında şunları söyledi: “İstanbul’da AKM’yi ‘aman yıkmayın, onarın’ dediler. Onarım konusunda fevkalade kapsamlı bir çalışma yapıldı. Hatta fazla kapsamlı bir çalışma yapıldı ve çok uzadı. Geçen hafta 60 milyon TL’nin üzerinde bir ihale gerçekleştirildi. Bina yıkılmıyor ama bütünüyle, ısıtması, aydınlatması, soğutması, salon düzeni, girişi-çıkışı modern, çağdaş konsept içerisinde yenilenecek idi. Tam bu eşikte, ‘gişelerin yeri orada olmasın, merdivenler buradan olmasın’ diye bir itirazda bulundu, bazı kültür-sanat mensubu arkadaşlarım. Yargı durdurdu.’’ Bu süreç devam ederse projenin 2010’a yetişmeyeceğini belirten Günay, “Bunu anlamak mümkün değil. AKM’nin göreceği en kapsamlı, en çerçeveli ve tamamen bilim sanat insanlarının elinden çıkmış bir proje uygulanacaktı. Yargı katiyen derinliğe inmeyen bir bilirkişi raporuyla durdurdu’’ dedi.
Taraf, 27.07.2009
AKP’nin Kongre Vadisi ile birlikte değerlendirerek dönüştürmeye çalıştığı Atatürk Kültür Merkezi, hem hükümetin hem de 2010 Kültür Başkenti İstanbul Ajansı’nın başına iş açtı. Yıkım isteyen AKP’nin karşısında durarak kültürel bir talanı durduran sanat örgütleri yenileme çalışması adı altında yapılacak dönüştürmeye de dur dediler ve davayı kazandılar.
Kültür-Sanat-Sen’in Ocak ayında açtığı dava sonuçlandı ve İstanbul 9. Bölge İdare Mahkemesi 2010 Kültür Başkenti Proje Ajansı’nın denetimindeki yenileme çalışmalarında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Böylece sanat örgütlerinin başından bu yana ortaya koyduğu, ‘Koruma Kurulu Kararı ile kültürel varlık sayılan AKM’nin üzerinde Kurul’un düzenlediği değişiklikler dışında herhangi bir değişiklik yapılamayacağı’ sav da yargı yoluyla onanmış oldu.
2010 Ajansı Kentsel Uygulamalar Direktörü Korhan Gümüş ise kararla binanın 2010 için kullanımının aksayabileceğini ancak hedefin 2010’a yetişmesinden ziyade dört dörtlük yapılması olduğunu savundu.
Haber Sol, 28.07.2009 |
|
|
Türkiye, hele İstanbul, neresine kazma vursan; kazma vurana kendini başka bir tarihi değer ile sunan, efsane bir ülke ve muhteşem bir şehirdir. Bu konuda, bizi herkesin kıskanacağı kadar, bariz bir şekilde armut pişmiş, ağzımıza düşmüştür.
Ancak biz bu konuda ağzının tadını bilen ve bu lezzettin sefasını sürebilen bir millet hiç değilizdir. Bu ülkenin arkeolojik verilerine ne kadar müze yapılacak olsa; yetmeyeceği de kesindir. Ne kadar kazı yapılsa, arkasının geleceği de kesindir. Bu topraklar üzerinde, neredeyse bizlerden başka her medeniyet yaşamıştır. Bu itibarla gün ışığına çıkan bazı değerleri yerinde teşhir etme fikri, pek de yabana atılacak cinsten bir çözüm değildir. Bu ve benzeri tüm kayda değer fikirleri, tatbik sahası bulunduğu zaman, hayata geçirmek sureti ile bu değerler beşeriyete mutlaka sunulmalıdır. Turizmde Bu Sabah, Yazı: Haydar Volkan, 28.07.2009 |
|
|
KALENİN ALTINDAN TARİH ÇIKIYOR
MÖ 2000 ile 1000'li yıllar arasında, Roma İmparatorluğu döneminde yapıldığını bilinen tarihi kalede, 2000 yılında yapılan sondaj çalışmasının ardından ilki 2005 yılında başlatılan kazılarda şimdiye kadar farklı dönemlere ait birçok esere ulaşıldı.
Müze Müdürü Mustafa Erkmen, 200 ile 500 yıl öncesine ait pipo, 5 bin yıl öncesine ait çanak, çömlek, çini ve günlük yaşamda kullanılan eşyalar bulduklarını belirterek, bu yıl beşincisi yapılan kazıyı arkelolog ve uzmanlardan oluşan 65 kişilik ekibin yürüttüğünü bildirdi.
Tarihe ışık tutan kazılarda en çok top ve gülle çıkarıldığına dikkat çeken Müdür Erkmen, “Kazdıkça eski tarihe doğru gidiyoruz. Önümüze neler çıkacağını bilmediğimiz için çok heyecanlıyız. Bu kazılarda ilginç bir şekilde kale içinde top mermileri ve güllelerin nasıl üretildiğini görüyoruz. Beş yıllık kazı çalışmasında ortaya çıkan gülleleri toplayarak koruma altına alıyoruz. İlerleyen dönemde binlerce yıl öncesine ait yerleşim alanlarını turizme açarak gülle ve topları bu mekanlarda sergileyeceğiz. Burası Serhat şehir diyebileceğimiz Erzurum'un kalesi olduğu için birçok saldırıya uğramış. Dolayısıyla kaleye yönelik savunma son derece önem arz ediyor. Hem kaleye saldıranlar hem de kalenin güvenliğini sağlayanlar arasında büyük çatışmalar yaşanmış. Bu top ve gülleler, o dönemde topraklarımızı savunan atalarımızın güçlük ve büyük özverilerde bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor” diye konuştu. Erzurum Gazetesi, 27.07.2009 |
|
|
PERTEK KALESİ'NE KOMŞU GELİYOR
Tunceli’de, tarihi Pertek Kalesi’nin bulunduğu Keban Baraj Gölü’ndeki adaya dinlenme tesisleri ve 100 odalı bir otel yapılması planlanıyor. Pertek Kalesi’ndeki restorasyonu ve yanındaki dört yıldızlı otel yapımını üstlenen firmanın sahibi, işadamı Gürsel Erol, bu projeyle kentin turizm potansiyelinin yükseleceğini söyledi.
Yaklaşık 8 bin nüfusuyla Tunceli’nin en kalabalık ilçesi konumundaki Pertek, birçok tarihi eser ve yapıya ev sahipliği yapıyor. Pertek Kalesi, ilçeyle Elazığ arasında ulaşımın feribotla sağlandığı Keban Baraj Gölü’ndeki adada bulunuyor. Bölgedeki Harput, Akdemir, Sağman, Mazgirt kaleleri gibi Pertek Kalesi de Urartu uygarlığının eserlerinden biri. Savunma ve haberleşme amacıyla bir tepenin üstüne yapılan kale, Keban Baraj Gölü oluştuktan sonra 157 dönümlük adaya dönüştü. Kale, Tunceli coğrafyasındaki eski tescilli yapılar arasında en büyüğü. 2005’te başlatılan restorasyon çalışmasının bu yılın sonunda bitirilmesi, kalenin tekrar ziyarete açılması planlanıyor.
Restorasyonun ardından, adaya turizme yönelik tesisler inşa edilecek. Bu kapsamda kafeterya, restoran, yüzme havuzları, seyir terasları, yürüyüş alanları, piknik alanları ve bir otel yapımı öngörülüyor. 2011’e kadar çevre peyzaj çalışmasının ve tesislerin tamamlanması planlanıyor. Gürsel Erol, projelerin bir bölümü onaylandığını, diğerleri için izin sürecinin devam ettiğini söyledi. Gürsel, Tunceli denildiğinde akıllara terör geldiğini hatırlattı. Bu bölgeye ait tarihi, kültürel varlıkların, doğal değerlerin ön plana çıkarılmasıyla il hakkında kamuoyundaki izlenimlerin de değişeceğini belirtti. Tunceli Kent Haber, 27.07.2009 |
|
|
DÜNYANIN EN ESKİ DENİZ FENERİ 800 BİN LİRA İÇİN
ERİYOR
Dünyanın ayakta kalmayı başarmış en eski deniz feneri, parasızlık yüzünden koruma altına alınamıyor. Roma İmparatoru Neron tarafından MS 60 yıllarında yapıldığı sanılan Patara Deniz Feneri’nin tamamının 2005 yılında ortaya çıkarılmasına rağmen, tuzlanma ve doğa şartları nedeniyle her geçen gün yok oluyor. Feneri bulan Patara Kazı Başkanı Prof.Dr. Havva İşkan Işık, fenerin yok oluşunu gözyaşları içinde anlatarak, “Çalmadık kapı bırakmadım. Belki yıllar sonra para bulunacak ama onarılacak deniz feneri bulunamayacak” diyor.
2002’de deniz fenerine ait ilk taş bulunduğunda kazı ekibi büyük bir heyecan yaşadı. Fenerin üzerinin 11 metre yüksekliğinde bir kum tabakasıyla tamamen örtüldüğü anlaşıldı. Uzun yıllar kum tabakasıyla mücadele edildi. 3 bin kamyon kum taşınarak 2005’te fener tamamen açığa çıkarıldı. Yapı taşları tek tek numaralandırılarak işaretlendi. Fenerin yapı malzemesinin yüzde yüzü bulundu. Mimarisi çizildi, restorasyon, restitüsyon (tarihi bir yapıyı eldeki bilgilere göre aslına uygun olarak çizimi) projeleri hazırlandı.
Antalya’nın bir simgeye ihtiyacı olduğunu
belirten Kazı Başkanı Prof. Havva Işık, kendi
imkanlarıyla deniz fenerini ayakta tutmaya
çalıştığını anlatırken gözyaşlarına boğuldu: Çalmadık kapı bırakmadığını belirten Işık,
“Çırpınıyorum... Emin olun ki Fenerbahçe Başkanı’na
(Aziz Yıldırım) bile gittim” diyor ve ekliyor: “Daha
ne yapmalıyım bilmiyorum. Arkeoloğun görevi, bunu
çıkarıp bilimsel yayınını yapar ve çeker gider. Ben
gidemiyorum. İçim el vermiyor. Fener göz göre göre
çöküyor. Tuzlanma var, taşlar parçalanıyor. Koruma
Kurulu toplantısındayken
deprem oldu. Hemen Patara’daki bekçileri aradım.
‘Koşup bakın’ dedim. Evimi düşünmüyorum feneri
düşündüğüm kadar. Her depremde biraz daha yapı
taşları ayrılıyor. İçim eriyor. Çaresizlik içinde ne
yapacağımı da bilemiyorum.” Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 27.07.2009
Roma İmparatoru Neron tarafından
MS 60
yıllarında yaptırılan Patara
Deniz Feneri’nin 800 bin lira bulunamadığı için
tuzlanma ve doğal şartlar nedeniyle yapı taşlarının
çöktüğü önceki gün Milliyet’te yayımlanmıştı.
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 29.07.2009 |
|
|
"OSMANLI YALOVA'DA KURULDU"
Bilkent Üniversitesi
Öğretim Üyesi Prof.Dr. Halil İnalcık, Osmanlının
devlet niteliğini 1302 yılında Yalova'da yapılan Bafeus Zaferi sonrası kazandığını söyledi. Yalova ve
Bilkent üniversitelerince düzenlenen Osmanlı
Devleti'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu, Yalova'nın
Termal İlçesinde bir otelde yapıldı.
Hürriyet, 27.07.2009
Tarihçi Prof.Dr. Halil İnalcık'ın Osmanlı Devleti'nin kuruluş yerinin Söğüt değil, Yalova, tarihinin de 1299 değil 1302 olduğu yönündeki tespitiyle başlayan tartışmaya iki üniversite rektörü daha katıldı. Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Azmi Özcan, "Bizim kaynaklarımızda 'Osmanlı Devleti nerede kuruldu' diye bir sorudan ziyade, bu işin kökeninin, mekanının Söğüt ve Bilecik olduğu yazılıdır. Bir kısım tarihçiler bu konuyla ilgili olarak da kuruluşun bir süreç olduğunu ama en azından mekanının Söğüt ve Bilecik'te olduğunu söylüyorlar" dedi. Yalova Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Niyazi Eruslu ise "Tarihe bakış insanların kabiliyetleri kadardır. Kişiler miyopsa önündeki gerçekleri görmez. O dönemde beylik olan Osmanlı 1302'deki büyük savaş sonrasında devlet hüviyetini kazanmıştır" diye konuştu. Sabah, 30.07.2009
Ünlü tarihçi Prof.Dr. Halil İnalcık'ın, Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu'nda dile getirdiği Osmanlı Devleti'nin 1302 yılında Yalova'da kurulduğu yorumu üzerine yapılan tartışmalar büyüyor. Son olarak Bilecik ve Yalova üniversitelerinin rektörleri de tartışmaya katıldı. Her iki taraf, konunun tarihçiler arasında tartışılması gerektiğini söylüyor.
Tarih kitaplarında Osmanlı Devleti'nin kuruluş yeri olarak Söğüt gösteriliyor. Yalova'da düzenlenen bir sempozyumda konuşan Prof.Dr. Halil İnalcık'ın Osmanlı Devleti'nin Söğüt'te değil Yalova'da kurulduğuna yönelik iddiası üzerine iki şehrin ileri gelenleri tarafından başlatılan tartışma büyüyor. Ünlü tarihçi Prof.Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Devleti'nin 1302 yılında Yalova'da kurulduğuna dair iddiasını, bir süre önce yapılan Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu'nda dile getirmişti.
Bu iddia üzerine iki şehrin ileri gelenleri tarafından karşılıklı açıklamalar yapılırken son olarak Bilecik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Azmi Özcan, Osmanlı Devleti'nin Bilecik'te değil Yalova'da kurulduğu yönündeki iddiaların, magazine kurban edildiğini söyledi. Prof.Dr. Özcan, dünyada referans noktalarının değişmesiyle tarih, kültür ve inanç gibi değerlerin çıkar hesapları yüzünden tartışmalara malzeme edildiğini ifade ederek şöyle konuştu: "Bir şeyi tespit etmek lazım. Bu tarihin konusu ise öncelikle tarihçiler arasında tartışılmalıdır. Bilim 'iki kere iki dört eder' şeklinde bir hususu ortaya koyabiliyorsa herkes ona tabi olmalıdır. Ama maalesef bu konunun gelişmesi böyle olmadı. Başka mülahazalarla konu gündeme getirildi ve sanki Bilecik ve Söğüt başka bir vatan parçası, Yalova başka bir coğrafya gibi sunuldu. Bunlar birbirlerine rakip, birbirlerinin alternatifi olan mekanlar gibi takdim edildi. Bilecik, Söğüt ve Yalova bizimdir, bunlar ülkemizin bir parçasıdır. Osmanlı Devleti bizim tarihimizdir, kökümüzdür. Vatan toprağında kök salmış ve dünyaya açılmıştır. Biz tarihçiler bu konuya yaklaşırken öncelikle uzmanlığımızla ilgili hususlarda sözler söylemek isteriz. Tarih disiplini içinde, tarih biliminin malzemelerinin değerlendirilip yorumlanmasıyla görüşlerimizi ortaya koyarız.''
Yalova Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Niyazi Eruslu da bilimsel gerçeklerin hiçbir zaman tek oturumla, tek çalışmayla ortaya çıkmayacağını ifade ederek, "Farklı görüşte olan bilim adamlarının da görüşlerinin ve değerlendirmelerinin göz önüne alınması lazım.'' şeklinde konuştu. Eruslu, konu ile ilgili şunları söyledi: "Osmanlı o dönemde beylikti. 1302'deki büyük savaş sonrasında devlet hüviyetini kazanmış. Milyonlarca kişi bunu inkar etse de bu böyle. Üniversite olarak tarih bölümüne sahip değiliz ama bu konuda çalışma yapmayacağımız anlamına gelmez. Sosyal Bilimler Enstitümüz bünyesinde Türk Tarihi Araştırma Merkezi kuracağız. Buraya Prof.Dr. Halil İnalcık'ın ismini vereceğiz. Bu konuda çalışma yapan tüm profesörlerle görüşüp fikirlerini alacağız ve bir konferansta buluşturmayı hedefliyoruz.'' dedi.
Yalova Belediye Başkanı Yakup Koçal, Osmanlı Devleti'nin Yalova'da kurulduğu yönündeki iddianın, Bilecik'in Söğüt İlçesi ile Yalova arasındaki bir mesele olarak algılanmaması gerektiğini söyledi. Başkan Koçal, "Yalova'nın Osmanlı'nın kurulduğu yer olması bilimsel yeni bir gerçekliktir. Bir ezberin bozulmasıdır. Bunun kabul görmesini akademisyenlere ve bilimsel çalışmalara bırakmak gerekir. Bu süreç sonunda muhakkak Yalova'nın ciddi kazanımları olacak.'' şeklinde konuştu. Koçal, Söğüt ve Bilecik'ten gelen tepkileri de değerlendirdi: "Osmanlı'nın otağının Söğüt'te olduğunu kimse inkar etmiyor. İnalcık'ın iddiası, Osman Gazi'nin Yalova'da yaptığı savaşla liderlik vasfını kazanmış olması. Döneminde 25'e yakın Türkmen beyliğinden biri olan Osmanlı, Yalova'da yapılan savaşla liderlik vasfını kazanmış ve hanedanlığını tescil ettirmiş. Halil İnalcık'ın iddiası tamamen bunun üzerine. Konuyu bilimsel platformlarda incelemeye devam edeceğiz. Konuyla ilgili birkaç unsuru devreye sokacağız. Üniversite bünyesinde kurulacak enstitü üzerinden araştırmaları yürütmek istiyoruz.'' Zaman, 30.07.2009 |
|
|
DÜNYA MİRASI LİSTESİ'NE YENİ KATILAN YERLER
Haziran ayında İspanya’nın Sevilla kentinde toplanan UNESCO Dünya Mirası Komitesi, listesine farklı ülkelerden 13 yeni alan ekledi. Dünya Kültür Mirası listesine girenlerden Süleyman Dağı, Kırgızistan’ın Oş kentinde.
Müslümanların en
önemli kutsal mekanlarından biri
olan dağ, hac gibi ziyaret ediliyor. Aynı zamanda
Orta Asya’daki ipek yollarının kesişme noktası.
Listenin diğer yeni üyesi Cidale Velha ise “Çıplak
ayakla Diva” Cesaria Evora’nın ülkesi Cape Verde,
yani Yeşil Burun Adaları’nda. Bir zamanlar
Afrika’da köle ticaretinin merkeziydi. Hürriyet, 27.07.2009
|
|
|
OSMANLI'NIN AYAK İZLERİ DİRİLİYOR
361 cami, 499 mescit, 45 aşevi, 69 türbe, 93 hamam, 177 han, 17 tekke, 1000'den fazla çeşme, 2 askeri kışla, bir hastane, 44 mektep, 113 su yolu, 20 köprü ve 5 saat kulesi... Bu uzayıp giden mekanlar silsilesi Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda Yunanistan'a yaptığı gezide hiç üşenmeden gezip dolaştığı yerleri işaret ediyor.
14. yüzyılda padişah I. Murat'ın Balkanlar'ı fethi esnasında Osmanlılara katılan Yunanistan, Osmanlı eserleriyle bezenmiş bir ülkeydi. Batı komşumuz, 1830 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'yla Osmanlı'dan ayrılıp resmen bağımsızlığını ilan eder. Buradaki Osmanlı eserleri 20. yüzyıl boyunca ihmal, siyasi ve tarihi sebeplerle yıllarca kaderine terk edilir. Camiler, konaklar, kaleler, hamamlar, idari ve askeri binalar, sulama suyu şebekeleri, köprüler, çarşılar, hayır kurumları, kuleler... Ya yıkıldı ya da halden hale büründü, tanınmaz oldu. Zamanın çarkı arasında kimi bir sokak arasına sıkışıp kaldı, kimi de bir harabeye döndü.
Yunanistan'da Osmanlı'nın bıraktığı tarihi eserler, uzun yıllar süren bir ihmalin ardından son yıllardaki canlanmayla restore ediliyor. Avrupa Birliği'nin 'kültürü koruma programı fonu'yla restore edilen tarihi eserler yeniden dirilirken maalesef koca bir mirasın çok azı elden geçebiliyor. Yunanistan'ın bu çalışmalarında 1981 yılında üyesi olduğu Avrupa Birliği'nin etkisi çok büyük.
Amerikalı akademisyen Heath W. Lowry'nin Kuzey Yunanistan'ı dağ tepe gezerek hazırladığı Osmanlıların Ayak İzlerinde adlı kitap, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları'ndan çıktı. Osmanlı eserlerinin keşfedilmesi ve günümüze kadar ayakta kalabilenlerin de mevcut durumunun ayrıntılı bir şekilde incelendiği kitapta bir medeniyetin izleri sürülüyor.
Lowry çalışmasında, okurlara tahrip edilmiş veya çoktan unutulmuş Osmanlı eserlerinin yeniden keşfedilmesi için bir kapı aralıyor. Selanik, Batı Trakya, Makedonya, Vardar Yenicesi, Gümülcine, Midilli Adası, Vodina ve Kesriya gibi şehirlerin içinde gezinen Lowry, günümüze kadar ulaşabilmiş camiler, türbeler, dergahlar ve imaretlerin yanı sıra, çınarlarla, selvilerle, tarihi ağaçlarla bezeli mesire alanlarının, envai çeşit bitkinin peşine düşüyor. Kitabın son bölümünde ise restore edilen veya edilmesi planlanan mimari yapıları anlatıyor. Bu bölüm oldukça umut verici. Pek çok fotoğrafla desteklenen kitapta bazı yapıların 'mevcut durumu ve ziyaret imkanı' başlıklı bölümde ise o eserler hakkında kuşatıcı bilgiler yer alıyor.
Lowry, 1993'ten bu yana Princeton Üniversitesi Osmanlı ve Modern Türk Araştırmaları Kürsüsü'nde Atatürk profesörü olarak çalışıyor. 1964'te, 21 yaşındayken ABD'nin Barış Gönüllüleri programı çerçevesinde Balıkesir'in Bereketli Köyünde iki sene kalır ve Türkiye tarihi üzerine çalışmaya başlar. Lowry, Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünü kuran öğretim üyeleri arasında yer alır ve ardından çalışmalarını Harvard Üniversitesi'nde sürdürür. 1983'te de Washington'da Türkiye Çalışmaları Merkezi'ni kurar.
Beş yıl boyunca Kuzey Yunanistan'daki seyahatlerinin bir yansıması olan bu çalışma için Lowry, kitabın önsözünde, şöyle diyor: "...bu çalışmanın amacı, Kuzey Yunanistan dahilindeki Osmanlı egemenliğinden günümüze kadar ulaşabilmiş eserlerin bir nevi açıklamalı kataloğu işlevini görmektir. Burada ele alınan mekanların bir kısmı, daha önceden biliniyor olsa da, şaşırtıcı düzeyde büyük bir kısmı burada ilk kez sunuluyor..."
Lowry, kitabın sonunda 'iki tarafa da lanet olsun' gibi bir yaklaşımdan kaçınılması gerektiğini söyleyerek eldeki tarihi eserleri kurtarmanın derdine düşelim mesajını veriyor. Zaman, Haber: Musa İğrek, 27.07.2009 |
|
|
"ANKARA ÖNEMLİ BİR TARİHİ MERKEZ" Hürriyet Ankara, 27.07.2009 |
|
|
EFES'TE ZAMAN TÜNELİ
PROJESİ HAYATA GEÇİYOR
1990 yılından bu yana
devam eden Ayasuluk Kazı çalışmalarına başkanlık
eden Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim
Üyesi Yrd. Doç.Dr. Mustafa Büyükkolancı, projeyle
ilgili yaptığı açıklamasında; son yıllarda yapılan
kazılarla Efes'in MÖ 1500'lü yıllarda Ayasuluk'ta
kurulduğunun, daha sonra Lidya Kralı Kroisos'un
Efes'i almasıyla şu anda Artemis Tapınağı'nın
bulunduğu alana taşındığının saptandığını ifade
ederek, kentin MÖ 300'de ise şu anda antik kentin
bulunduğu bölgeye taşındığını söyledi. Zamanla
limanın Menderes nehri alüvyonlarıyla dolmasıyla
kentin MS 7. yüzyılda tekrar Ayasuluk'taki eski
yerine taşındığını kaydeden Büyükkolancı, 1304
yılında Türklerin eline geçmesi sonrası da
Ayasuluk'un yerleşim alanı olarak kabul edildiğini
hatırlattı. Halen Selçuk şehir merkezinde olan
Ayasuluk bölgesinde kale içindeki kazı
çalışmalarıyla tarihin çeşitli tabakalarından izlere
rastlanmaya başladıklarını belirten Büyükkolancı,
dünyada eşine az rastlanır bir tarihi zenginliği göz
önüne çıkarmaya çalıştıklarını kaydetti.
Ziyaretçilere Ayasuluk'u iyi anlatabilmek amacıyla
bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanlığı, Selçuk
Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası ile çalışma
başlattıklarını ifade eden Büyükkolancı; "Selçuk'a
gelen misafirler ilk olarak Efes'i geziyor. İkinci
adres olan Saint Jean Kilisesi ve İsabey Camisi,
kaleye çok yakın olmasına rağmen kalenin geziye
kapalı olması sorun oluşturuyordu. Yaptığımız
çalışmalarla kale içindeki yapıları ortaya
çıkarıyoruz. Restorasyon ve rölöve projeleri sonrası
kalenin içi bir arkeolojik park haline gelecek.
Kalenin yıpranmış durumdaki batı cephesi ile kale
içinde yer alan cami, kilise ve sarnıçları
onaracağız. Kale içinde ayrıca bir seyir terası
açmak istiyoruz. Burada dinlenme alanları ve kafe
gibi yapılar da oluşturma planımız var. Kaleyi gezen
bir misafir, tarihi yolları izleyerek Saint Jean
Kilisesi'ne inerek tarihin başka bir dönemine
geçecek. Oradan da kapalı bir galeriyle çok başka
bir kültürün simgesi olan İsabey Camisine gelecek.
Burada tarihi Türk hamamlarını gezdikten sonra son
olarak pagan dönemin dini merkezlerinden olan
Artemision Tapınağı kalıntılarına ulaşacak.
Böylelikle aynı bölgenin yaklaşık bin 300 yıl
boyunca geçirdiği değişimi izleyebilecek, bir zaman
ve kültür tüneline girmiş olacaklar. Ziyaretçiler,
güzergah içinde pagan, Hristiyan ve İslamiyet dönemi
dini yapılarını inceleme fırsatı bulacak. Bazı
kaynaklarda Artemision tapınağı yakınlarında bir
sinagogun da olduğu ifade ediliyor. Ancak o bölge
henüz kazılmadı." şeklinde konuştu. Selçuk Bölge Haberleri, 27.07.2009 |
|
|
"BÜTÜN TÜRBELER RAMAZAN'DA AÇILIYOR"
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ayasofya Müzesi haziresindeki padişah türbelerinde süren restorasyon çalışmalarını inceleyerek, yetkililerden bilgi aldı.
Burada basın mensuplarına açıklama yapan Günay, bir soru üzerine yeterli personel olmadığı gerekçesiyle İstanbul'da kapalı bulunan türbelerdeki eserler için müze açılacağını söyledi.
Ayasofya Müzesi'ni önemsediği kadar türbeleri de önemsediğini belirten Bakan Günay, İstanbul Türbeler Müdürlüğü'nün durumunun son derece üzüntü verici olduğunu kaydetti. Türbelerdeki önemli eserlerin bir şantiye artığı gibi barakalarda korunduğuna dikkat çeken Günay, "İstanbul Türbeler Müdürlüğü için geç kalınmış bir çalışmayı başlatacağız. İstanbul Türbeler Müdürlüğü'nün çevresinde daha önce Devlet Arşivleri'nin kullandığı Sultan Ahmet'e ait bir külliye var. Oranın Türbeler Müdürlüğü'ne verilmesi ve buranın bir müzeye çevrilerek bütün zenginliklerinin o mekanda teşhirinin sağlanması için Vakıflar'dan, ilgili genel müdürlükten ve bakanlıktan talepte bulundum. Bu talebimizin olumlu sonuçlanacağını tahmin ediyorum." ifadelerini kullandı. Günay, Ayasofya çevresindeki türbeleri ise Ramazan ayı içerisinde açacaklarını açıkladı. Zaman, Haber: Muzaffer Salcıoğlu, Yavuz Özdemir, 27.07.2009 |
|
|
TARİHİ EV ALEVLERE TESLİM OLDU
Muğla'nın, Karabağlar Yaylası Keyif Oturağı mevkiindeki 2. derece kentsel Sit alanında koruma altında bulunan tarihi bir ev yanarak kül oldu.
Ev sahibi Hüseyin Sel ve oğlu Alptuğ Sel, evde uyurken yangın çıktı. Ateş ve dumandan dolayı uyanan baba Hüseyin Sel ve oğlu Alptuğ Sel kendilerini alevlerin arasından dışarıya zor attı. Kısa sürede büyüyen yangın evi kapladı. Yangına Muğla Belediyesi itfaiye ekipleri ve vatandaşlar müdahale ederken, kısa sürede bütün ev yanarak küle döndü.
Ev sahipleri yanan evden sadece bilgisayarı kurtarabildi. Yangın sonrası eve gelen Hüseyin Sel'in eşi sinir krizleri geçirdi. Yangınla ilgili tahkikat başlatıldı.
Hüseyin Sel'e ait evin eski kullanıcılarından birisinin Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün'ün dedesi olduğu öğrenildi. Evde anıtlar kurulundan alınan izinin ardından önümüzdeki günlerde restorasyon çalışmaları için hazırlık yapıldığı öğrenildi. Muğla Kent Haber, 26.07.2009 |
|
|
AYAĞIN ALTINDAKİ ZEMİN Radikal İki, Yazı: Karin Karakaşlı, 26.07.2009 |
|
|
|
HERMITAGE MÜZESİ MATRUŞKA KRİZİNDE
Üç milyona yakın yapıtla dikkat çeken Rusya Hermitage Müzesi ve Rus hükümeti, matruşka bebeklerinin ulusal kültüre ait olup olmadığıyla ilgili bir tartışma yaşıyor. Müze müdürü Mikhail Piotrovsky matruşkaların Rus halk geleneğine ait olmadığı gerekçesiyle müzenin hediyelik eşya dükkanında satılmasını yasakladı.
Hermitage Müzesi'nin geçen ay Amsterdam şubesinin açılışında konuşan Piotrovsky, matruşka bebeklerinin esasen Japon kültürüne ait olduğunu Rusya'ya sonradan uyarlandığını belirtmişti. Şu sıralar Rusya'da turistlerin ilgisini en çok üzerinde Medvedev ve Putin'li matruşkalar çekiyor. Sabah, 26.07.2009 |
|
TARİHLE SEVGİ BAĞI PROJESİ Hürriyet Ege, Haber: Yaşar Anter, 26.07.2009 |
|
|
KURİKİ HÖYÜĞÜ'NDE İSLAMİ DÖNEME AİT KALINTILAR BULUNDU
Batman'ın Oymataş Köyü'nde bulunan Kuriki Höyüğü'nde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında ilk olarak İslami döneme ait kalıntılara rastlandı.
Antik kent Hasankeyf'ten sonra ikinci arkeolojik kazı çalışması Oymataş Köyü'nde bulunan Kuriki Höyüğü'nde devam ediyor. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Elif Genç başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarına 20 kişilik akademisyen ve öğrenci grubu katılıyor. Ekipte ayrıca üç İtalyan arkeolog bulunuyor.
15 Ağustos'a kadar sürecek çalışmaların 5 yıl içinde bitirilmesi hedefleniyor. İlk kazılarda İslami döneme ait kalıntıların bulunduğu Kuriki Höyüğü tarihinin 6 bin yıl öncesine kadar uzanması tahmin ediliyor. haberler.com, 26.07.2009 |
![]() |
|
DUPNİSA MAĞARASI'NDA YARASA TURİZMİ
Ziyarete kapalı "kız mağarasında" ise yaklaşık 60 bin yarasa yaşıyor. Gece mağaradan çıkan yarasalar, sinek ve böcekleri avladıktan sonra gün doğmadan "kız mağara"sındaki doğal yaşam alanlarına dönüyor.
Radikal, 25.07.2009 |
|
|
SELÇUKLU ÖĞRENCİLER KAZI
ÇALIŞMALARINDA
Hafta içi uygulanan derste gençler kazma, mala ve fırçalar ile Selçuk kalesi içindeki sarnıçların önünde yer alan alanda Arkeologlarla birlikte çalışmalar yaptılar. Elde ettikleri buluntuları arkeologlarla değerlendirerek gerekli bilgiler alan gençler, Kazı işleminin nasıl yapılacağını sabrın ve dikkatin bu meslekte önemini kavramaya çalışarak, elde ettikleri buluntulardan değerli olanların nasıl numaralandırıldığını öğrendiler. Buluntunun yerinin nasıl fotoğraflanacağını ve saptanacağını da öğrenen genç araştırmacılar, ayrıca sepetlerde biriktirilen buluntu parçalarını kazı işinden sonra fırçalarla temizleyerek yıkadılar. Gelecek derste ise bunları kazı alanında çıkarıldıkları yere göre sınıflama ve kaydetme işlemini öğrenecek olan gençlerin yüzünden mutlulukları belli olurken, çalışma koşullarının zorluğuna, sıcağa ve toza rağmen oldukça heyecanlı çalıştılar. Arkeologların işinin zor ama çok heyecan verici olduğunu, aynı zamanda da çok dikkat, sabır ve özen isteyen bir iş olduğunu dile getiren genç araştırmacılar, topraklarından tarih ve tarihi eser fışkıran bir coğrafyada yaşamanın mutluluğu içinde olduklarını Arkeolojinin definecilikten ne kadar farklı bir arama çalışması olduğunun farkına vardıklarını kaydettiler.. Çalışmaların aranmasındaki titizlik ve kayıt altına alınması ile definecilikten en önemli ayrımını gören gençler, kazı alanında geçmiş derste öğrendikleri bilimsel teknikle fotoğraf çekildiğini yerinde gördüler.
Gelecek hafta sonunda yapılacak çalışmada ise gençlerin Ayasuluk Tepesi'ndeki Çıtlık ağacının gölgesindeki dersliklerinde, önce Araştırma görevlisi Doktor Sedat Akyol'dan paranın kullanılmaya başlanması, tarih boyunca ticaretin gelişmesi ve Ephesos kentinin önemi hakkında bilgi alacaklarını ifade eden Uzman Psikolojik Danışman Sema Köseoğlu, bu çalışma kapsamında daha sonra yine Sedat Akyol ve Kazı Başkanı Mustafa Büyükkolancı ile birlikte kazı evi çalışma odalarında buluntuların nasıl depolandığı, çizim ve kayıt işlemlerinin nasıl yapıldığı hakkında kendi çalışmalarında buldukları önemli parçalar üzerinde gençlere uygulama olanağı sağlayacaklarını dile getirdi. Bu çalışmanın 1 ağustos 2009 tarihinde ailelere kazı alanının gezdirilmesi ile sonlanacağını ifade eden Köseoğlu, ilerleyen günlerde yine benzeri çalışmaların başka gruplarla yapılmasının planlandığını hatırlattı. Selçuk Bölge Haberleri, 25.07.2009 |
|
|
HASANKEYF YAŞATMA GİRİŞİMİ'NDEN AÇIKLAMA
Hasankeyf Yaşatma Girişimi yönetim kurulu üyeleri, Hasankeyf kazı Başkanı Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam’ın ‘kazılacak alan kalmadı’ sözlerinin yanlış anlaşıldığı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi.
Yazılı bir açıklama yapan Hasankeyf Yaşatma Girişimi yönetim kurulu üyeleri, 22 Temmuz 2009 tarihinde Hasankeyf kazıları ile ilgili düşünceleri ve Hasankeyf’in yaşatılması için öneri ve taleplerini açıkladıklarını hatırlatarak, "Kazı Başkanı Abdüsselam Uluçam’ın talep ve önerilerimizi bütünlüklü olarak dikkate alıp değerlendirmesini beklerken "sözlerim çarpıtıldı" deyip cevap vermesini hayretle karşıladık."görüşlerine yer verdiler.
Kazı Başkanı Uluçam’ın cevap hakkını kullanmasını doğal karşıladıklarını belirten Yaşatma Girişimi üyeleri, kazı Başkanı Uluçam’a cevaplaması istemiyle 5 soru sordu.
1-Ilısu Barajı'nın yapımı için jet hızı ile özel kanunlar çıkararak kamulaştırma yapan hükümettin, kazı çalışmalarınıza olanak tanımak için neden kamulaştırma yapmıyor, kazı yapılması gereken alanların kamulaştırması için herhangi bir talebiniz oldu mu bugüne kadar? 2-Ilısu Barajı yapılmasa dahi Hasankeyf’teki tarihi eserlerin ömrü 20–30 yıl kalmış ve kendilerinden yok olacaklar açıklamasında bulundunuz mu? 3- 6 yıldan bu yana sürdürdüğünüz kazıların amacı Ilısu Barajı suları altında kalacak tarihi eserlerin belgelenmesi ve taşınması değil mi, kısacası çalışmalarınızın ana gayesi baraja zemin hazırlamak değil midir? 4-Yeni Hasankeyf’in yerleşim alanı olarak kamulaştırılan alanda yapılan sondaj çalışmalarında neolitik çağa ait bulgulara rastlanmasına rağmen bulgular neden kamuoyundan gizli tutuldu? 5- "Hasankeyf kazılarının amacı sadece baraja zemin hazırlama amaçlı olmamalıdır " açıklamamızın kazılara ne gibi bir darbe vuracaktır? Batman Haber, 24.07.2009 |
|
|
|
EFES'TE GECE TARİFESİ
İzmir'in Selçuk İlçesi'ndeki Efes Antik Kenti, dünya çapında tanınırlığının artmasıyla ziyaretçi sayısını da hızla artırıyor.
Antik kenti gezen turist sayısı 1 Ocak-31 Haziran döneminde 902 bin 771'e ulaşarak yeni bir rekora ulaştı. Ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 arttı.
Müze yetkilileri, Efes Müzesi'nin özel durumu nedeniyle hiç kapanmadığını, haftanın tüm günlerinde hizmet veren müzede 72 personelin hizmet verdiğini belirtiyor.
Aktif çalışma ortamı nedeniyle istendiği taktirde Efes Müzesi'nin gece de gezilebildiğini ifade eden yetkililer, gece ziyareti için grupların iki gün önceden müze müdürlüğüne talepte bulunması gerektiğini söylüyor.
Müzede eserlerin gece de görünmesine imkan tanıyan bir ışıklandırma sisteminin bulunduğunu belirten yetkililer, gece ziyaretinde bilet fiyatlarının iki kat üzerinden fiyatlandırıldığını belirtiyor.
Müzeyi gündüz gezmenin kişi başı bedeli 20, gece gezmenin kişi başı bedeli ise 40 TL. Trt/Haber, 24.07.2009 |
|
TARİHİ AYIP SİLİNİYOR
Kırşehir Belediyesi, şehir merkezinde bulunan 85'e yakın çeşme ile bunun yanı sıra çeşitli tarihi anıtlar ve türbelerin üzerlerine gelişigüzel yazılmış olan ve görüntü kirliliği oluşturan yazıları silmek için çalışmalara başladı.
Belediye Başkan Yardımcısı Veli Şahin, şehir merkezinde özellikle çeşmeler üzerine yazılan yazıların hem şehrin dokusuna hem de şehrin görüntüsüne yakışmadığını söyledi.
Şahin, "Özellikle umuma hitap ve hizmet eden çeşme, tarihi anıt ve türbe gibi eserlerin korunması gerekir. Toplum olarak bu konuda bilinçli davranılması gerekiyor. Bizler göreve geldiğimizde halka hizmet veren çeşme, tarihi anıt ve türbe gibi eserlerin gelişigüzel yazılarla görüntü kirliliği oluşturduğunu ve şehrin dokusuna zarar verdiğini gördük. Bu konuda çalışmalarımızı hızla tamamlayarak, bu yazıları silmek için bir ekip görevlendirdik. Görevlendirdiğimiz ekipler şehir merkezinde öncelikle çeşmeler olmak üzere çeşitli anıt ve türbelerdeki yazıları silmek için çalışmalara devam etmektedir. Bu şehirde yaşıyorsak ve bu şehir bizimse bu konularda biraz daha duyarlı olalım. Tarihi ve kültürel miraslarımız başta olmak üzere çeşmelerimizi ve diğer eserlerimize sahip çıkalım. En azından görüntü kirliliğinden kurtarmak ve gelişigüzel yazı yazanları uyarmak için çaba gösterelim. Daha temiz, daha güzel, daha modern bir kent için hep birlikte daha duyarlı olalım'' dedi. Kırşehir Kent Haber, 24.07.2009 |
|
![]() |
|
| Knidos (C. Newton) |
...1858
|
![]() |
|
|
19 - 25 Temmuz 2009 |
|
|
BERLUSCONI ARKEOLOGLARI KIZDIRDI
Adı haftalardır seks skandallarıyla anılan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, bu kez arkeologları öfkelendirdi. L'Espresso dergisinin internette yayımladığı ses kayıtlarına göre Berlusconi, Patrizia D'Addario adlı eskort kıza, Sardunya'daki villasının altında çok sayıda eski lahit bulunduğunu söyledi. Kayıtlarda, "Burada MÖ 300 tarihine ait Fenikelilerden kalma lahitler var" diyor. Dergi, villanın içinde birçok yapay gölün inşa edildiğine dikkat çekti. Arkeologlarsa lahitten haberleri olmadığı için öfkeliler. Ülke yasalarına göre, özel mülklerde bulunan arkeolojik eserlerin inceleme ve kataloglama için yetkililere bildirilmesi gerekiyor. Muhalif, Demokrat Parti Berlusconi'nin eserlerin neler olduğunu açıklamasını istedi. Muhalif vekillerinden Andrea Marcucci, "Neler olduklarını ve niçin rapor edilmediklerini bilmek istiyoruz" dedi. Arkeoloji Vakfı ise, böyle bir bölgenin varlığından haberdar olmadıklarını açıkladı. Fenikeliler Akdeniz sahilleri boyunca ticaret yapan uygarlıklardan biriydi. Sabah, 25.07.2009 |
|
|
FOUR SEASONS'DA CHP
DİNLENECEK
Danıştay, inşaat ruhsatını iptal eden ve yürütmeyi durdurma kararı alan mahkeme kararının iptalini isteyen inşaat şirketine onay vermeyerek, davanın “davacı CHP’nin dinlendikten sonra incelenmesine” karar verdi.
Bu karar üzerine Danıştay’a başvuran Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla Fatih Belediye Başkanlığı’yla mühahil taraf Four Seasons Oteli’nin sahibi Sultanahmet Turizm A.Ş., İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 2009/299 sayılı kararının yürütülmesinin durdurulmasını istedi.
Mahkeme heyeti ise 22 Haziran tarihinde oy birliğiyle aldığı kararda, yürütülmenin durdurulması isteminin karşı tarafından cevabı alındıktan veya yasal cevap süresi geçtikten sonra incelenmesine karar verdi.
Tanrıverdi şöyle devam
etti: Milliyet, Haber: Şükran Pakkan, 25.07.2009 |
|
|
PATLICANI İLK EGELİLER
YEMİŞ
Muğla’nın Yatağan İlçesi’ne bağlı Turgut Beldesi’nde yer alan ‘Lagina Antik Kenti’nde devam eden kazılarda, Karya Uygarlığı’ndan kalma mermer bir sütun üzerinde iki bin yıllık patlıcan kabartması bulundu.
2 bin yıl önce, Ege topraklarında patlıcan yetiştirildiğinin ortaya çıktığını iddia eden Doç.Dr. Söğüt şöyle konuştu: “Patlıcanın ilk kez, henüz 500 yıl önce keşfedilen Amerika kıtasında görüldüğü söylenir. Birçok tarihçi ve bitki bilimci de bu konuda ortak fikirdedir. Hatta patlıcanın anavatanı konusunda üniversite sınavlarında sorular bile sorulmuştur. Ancak, gün yüzüne çıkarılan bu kabartmalar, patlıcanın tarihte çok daha erken bir dönemde, iki bin yıl önceki Karya Uygarlığı’nda yetiştirildiğini ve yendiğini ortaya koyuyor. Bu önemli bir bulgudur. Patlıcanın anavatanı Amerika değil, Ege topraklarıdır. Amerikalılar patlıcanı Karyalılar’dan almış olmalı.” Hürriyet, Haber: Cavit Yıldırım, 25.07.2009 |
|
|
|
ALLIANOI KURTULDU!
Antik döneme ait dünyanın en iyi korunmuş kaplıca tedavi merkezi olarak kabul edilen Allianoi’nin, mille kaplanarak baraj suları altında kalmasına olanak veren Koruma Bölge Kurulu kararının yürütmesinin Danıştay tarafından durdurulduğu bildirildi.
Allianoi Girişim Grubu Dönem Sözcüsü Alime Mitap yaptığı yazılı açıklamada şu görüşlere yer verdi: “Bu kararla Allianoi’nin oldu bittiyle sulara gömülmesinin önüne geçilmiştir. Allianoi’yi yok edecek tüm işlem ve kararların hukuka aykırı olduğu artık kesinleşmiş durumdadır.” Milliyet Ege, 25.07.2009 |
|
İSLAM SANATININ
ŞAHESERLERİ DUBAİ'DE
Duvarları koyu renge boyanmış bir odanın ortasında 15. yüzyıldan kalma bir kudüm 'kün' emrini anlatırcasına tek başına duruyor. Odaya girdiğinizde hafiften yükselen ney sesiyle lahutî bir aleme yönelirken, projektör ile duvarlarlara yansıtılan İslam hakkındaki bilgiler dikkatinizi çekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de açılan "İslam: İnanç ve İbadet" temalı sergide yer alan bir bölüm bu anlattığımız. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Abu Dabi Kültür ve Miras Otoritesi'nin (ADACH) işbirliğiyle gerçekleştirilen sergide Topkapı Sarayı Müzesi'nden 103, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nden 36, Konya Mevlana Müzesi'nden 12, Ankara Etnoğrafya Müzesi'nden 3, Galata Mevlevihanesi'nden 1, Millet Kütüphanesi'nden 5 ve Beyazıt Kütüphanesi'nden de 1 adet eser yer alıyor.
Emirates Palace Oteli'nin lobisinde yaklaşık 600 metrekarelik bir alana kurulu serginin açılışını ADACH Başkanı Sultan Bin Tahnun el Nahyan yaptı. Önceki gün gerçekleşen açılışa Türkiye'den de kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Kültür Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün ile Abu Dabi Büyükelçisi Hakan Akil ve Dubai Başkonsolosu Murat Yavuz Ateş katıldı. Ülkede yaşayan Türk işadamlarının da katıldığı açılışta Kültür ve Turizm Bakanlığı Tarihî Türk Müziği Topluluğu Mehter Takımı misafirler tarafından ilgiyle dinlendi. 10 Ekim'e kadar açık kalacak sergi, daha ilk gününde ziyaretçileri adeta büyüledi.
150 civarında eserden oluşan sergideki eserler Türkiye dışına ilk defa çıkarken, bazıları da ilk defa sergileniyor. Çoğunluğu Osmanlı'nın zirvede olduğu 14. ve 17. yüzyıllara ait eserler arasında Emeviler döneminden kalma 7. yüzyıla ait kılıç gibi tarihi daha önceki dönemlere gidenler de var. Sergide Peygamber Efendimiz'in ayak izinin modeli, Kabe örtüsünden parçalar, Kabe'nin kilit ve anahtarları, hat sanatı örnekleri, minyatürler, çeşitli dönemlere ait Kur'an-ı Kerimler, işlemeli ipek kumaşlar, mermer oymalar, seccade, tesbih, şamdan, rahle, zemzem şişesi ile Kur'an-ı Kerim mahfazası bulunuyor.
Türkiye ile Abu Dabi arasında geçen yıl imzalanan işbirliği anlaşmasının neticesinde gerçekleşen sergi hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, iki ülke arasındaki kültürel ilişkileri canlandırma amacıyla düzenlenen sergideki eserlerin bir kısmının ilk defa Abu Dabi'de sergilendiğini belirtti.
Toplam dokuz bölümden oluşan serginin her bölümünde farklı bir tema işleniyor. İlk bölümde odanın ortasında sadece tek eser ve arka plandaki müzik ziyaretçileri karşılıyor. Özellikle sema gösterilerine has 15. yüzyıla ait bir tür davul olan 'kudüm' ve ruhları okşayan ney musikisi ile ziyaretçilere Allah'ın varlığı ve birliği ile Hazreti Muhammed'e (sas) ilk vahyin Hira Dağı'nda geldiği hatırlatılıyor. Tüm duvarların koyu renklere boyandığı serginin bu bölümünde Allah'ın isimlerinden bazıları projektörlerle duvara yansıtılıyor.
İkinci bölümdeki Peygamber Efendimiz'in hayatını konu alan odadan 'ibadet' kısmına geçiliyor ve ardından İslam tarihinin dönüm noktalarından birisi kabul edilen 'hicret' anlatılıyor. En son bölümde ise Selçuklu döneminden kalma 700 yıllık bir mezar taşı ile kaçınılmaz son 'ölüm ve ahiret' teması işleniyor. "İslam nedir? İslamiyet'in temel prensipleri nelerdir? Osmanlılar dini nasıl yaşamıştır?" sorularına cevap aranan sergi odalarında ilerledikçe ziyaretçiler farklı dönemler ve eserler hakkında bilgi sahibi oluyor.
Zaman, Haber: Rüştü Kayhan Soydan, 24.07.2009 |
|
|
APHRODISIAS'IN GÖRKEMİNE YARAŞIR BİR KİTAP
Mimar Sinan’dan Kariye, Ayasofya ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne, Anadolu halılarından Vehbi’nin Surnamesi’ne kadar yayımladıkları yüksek nitelikli kitaplarla, Türkiye’nin tarihi, kültürel ve sanatsal mirasını dünyaya tanıtan Ertuğ&Kocabıyık Yayınları’nın yeni eseri ‘Aphrodisias’ çıktı. Yüksek mimar, tanınmış fotoğraf sanatçısı Ahmet Ertuğ’un çektiği etkileyici fotoğrafların yer aldığı 240 sayfalık kitap, 175 resim, plan ve çizim barındırıyor. Eserin metinleri, Aphrodisias kazı ekibi Başkanı R.R.R. Smith ve Dr. Julia Lenagham tarafından hazırlandı. Türkiye’nin batısında yer alan antik şehir Aphrodisias, Roma İmparatorluğu döneminde Asya eyaletinin özerk bir şehri olarak, özellikle koruyucu Tanrıçası Afrodit’e adanan tapınağı ve heykel sanatının geldiği nokta ile tanınıyor. Radikal, 24.07.2009 |
![]() |
|
GENÇLİK PARKI'NDAKİ
YONTULARDAN HABER YOK Cumhuriyet Ankara, 24.07.2009 |
|
|
AYASOFYA'NIN MELEĞİ 160
YIL SONRA GÜN IŞIĞINDA
İncil sadece belirli kişiliği olan üç meleğe isim vermiştir. Bunlar, Michael, diriliş, Gabriel ve Satan. Altı kanatlı Serafim ise, Tanrı’nın tahtını korumakla görevli en üst sıradaki melektir. Bu melekler, Tanrı’nın tahtının üzerinde 2 kanatları yüzlerini ve 2’si ayaklarını kapatacak şekilde bekler. Kalan 2 kanat ise uçmak içindir.
Sultan Abdülmecid döneminde caminin onarımı için İsviçreli Mimar Gaspare Fossati görevlendirildi. Osmanlı döneminde, Ayasofya’daki en kapsamlı restorasyonu kardeşi Giuseppe’yle birlikte 1847-1849 arasında yürüten Fossati, mozaiklerle ilgili de kapsamlı bir çalışma yaptı. Dökülen sıvaların altından parıldamaya başlayan mozaikler, Sultan Abdülmecid’in talimatıyla açıldı, bakım ve onarımları yapıldı. Daha sonra tahrip edilmeden sıvayla kapatılarak gizlendi. Fossati’nin yaptığı resimleri topladığı albüm, günümüze ulaşmamış mozaiklerin bilinmesini sağlayan bir kaynak olarak görülüyor.
Ayasofya, Bizans İmparatoru I’inci Jüstinyen tarafından 532-537 yılları arasında inşa ettirildi. 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasının başkilisesi, 481 yıl boyunca da İslam dünyasının büyük camisi olan Ayasofya, 9’uncu yüzyıldan itibaren figürlü mozaiklerle bezenmeye başladı. 1453’te Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle mozaikler örtüldü. 1934’ten itibaren müze olarak kullanılan Ayasofya’ya yılda iki milyon ziyaretçi geliyor. Hürriyet, Haber: Serkan
Akkoç, 24.07.2009 Geçtiğimiz gün Ayasofya'da üzeri metal ve sıvayla kapatılan ikisi mozaik ikisi kalem işi olmak üzere toplam dört adet kanatlı melek figüründen birinin yüzü gün ışığına çıkartıldı. Melek figürleri en son Sultan Abdülmecid döneminde İsviçreli mimar Gaspare Fossati tarafından yapılan restorasyon çalışmalarından sonra kapatılmıştı. Çalışmalar sonunda diğer melek yüzlerinin de kapatılıp kapatılmadığı ortaya çıkacak. İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Papa 16. Benediktus ve ABD Başkanı Barack Obama'nın İstanbul ziyaretlerinde Ayasofya'yı gezmesinin Türk turizmi ve ülke tanıtımı açısından büyük bir katkı sağladığını söyledi. Prof. Dr. Bilgili, sanat tarihi ve turizm açısından Ayasofya kubbesindeki kanatlı meleğin yüzünün ortaya çıkartılmasının çok önemli olduğunu kaydetti. Ayasofya kubbesindeki restorasyon çalışmaları sonucu ortaya çıkartılan kanatlı melek yüzü, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından önümüzdeki günlerde bir basın toplantısı ile kamuoyuna sunulacaktı. Ancak, melek yüzü ve teknik bilgilerin basına sızdırılması üzerine Bakanlık karıştı. İddialara göre, Ayasofya Bilim Kurulu üyesi olan bir akademisyen, geçtiğimiz hafta içersinde kubbeye çıkarak meleğin yüzünü çekti ve basına Bakan açıklamadan önce servis yaptı. Ayasofya, inşa edildiği tarihten bu yana 916 yıl kilise, 481 yıl da cami olarak hizmet verdi. Son olarak Ayasofya, 1935'te müzeye dönüştürüldü. Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya, mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden yegâne uygulama olarak görülür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, 64 yıldır müze olarak kullanılan Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Ayasofya kubbesinin kuşağına yazdığı "Allah göklerin ve yerin Nur'udur” Nûr Ayet-i Kerîmesi'nin 35. ayetinin restorasyon çalışmaları da devam ediyor. Yeni Şafak, 25.07.2009 |
|
|
BAŞINIZA TARİH DÜŞEBİLİR
Kastamonuluların Ilgaz’a diktikleri tabela herkes tarafından bilinir: “Taş düşebülü…Ayı çıkabülü…Her şey olabülü…” Çorum’da da “Başınıza tarih düşebilir” dersek sakın şaşırmayın. Çorum’un “korunması gerekli kültür varlığı” olarak tescil edilmiş çok sayıda konağının bulunduğu Alaybey Sokağı, bu anlamda ciddi tehlike arzediyor.
Geçmişin itibar ya da prestij simgesi konakları, şimdi kaderine terk edilmiş durumda. Restore edilip Çorum turizmine kazandırılsa büyük değer ifade edecek güzelim yapılar, harabeye dönmüş ve tehlike saçar hale gelmiş bulunuyor. Arada, restore edilmiş konaklar, harabeler ve yeni yapılmış beton çirkini binalarla, Alaybey Sokağı büyük çelişkiler sergiliyor.
Alaybey Sokağı’nda bir evin duvarına, “Dikkat ! Buraya park etmeyiniz, aracınız hasar görebilir” diye levha asılmış. Bir başka eve asılan levhada ise şunlar yazılmış: “Dikkat Tehlike ! Sıva plakaları düşebilir. Bina altından geçmeyiniz. Park yapmayınız.” Özetlemek gerekirse, “tarih”in adı “tehlike” olmuş artık, geçmişin Çorum Haber, 24.07.2009 |
![]() ![]() |
|
HATTUŞA'DA 40 YIL SONRA
AŞAĞI ŞEHİR KAZILACAK
Çorum’un Boğazkale İlçesi’nde bulunan Hattuşa örenyerinde bir asırdır sürdürülen çalışmaların daha yüzlerce yıl süreceği ve Anadolu’nun hiçbir yerinde bu kadar geniş bir alanda arkeolojik kazının yapılmadığı belirtiliyor. Hititler’in devasa başkentinde her taşın altından birbirinden değerli eserlerin çıktığı, Hattuşa’nın bağrında sakladığı eserlerle tarihi yeniden yazarak karanlık önemlere ışık tutacağı da belirtiliyor.
Charles Texier’in 28 Temmuz 1834 yılında kalıntılarına ilk kez ulaştığı Hattuşa’da sistemli kazıların 1907 yılında başlandığı, bugüne kadar Wincker, Makridi, Otto Puchstein, Kurt Bittel, Peter Neve, Jurgen Seher tarafından yürütülen kazılara şimdi de bugün Doç.Dr. Andreas Schacner başkanlık ediyor.
Bu yıl yürütülen kazılarda yeni bir heyecan yaşandığını belirten Doç.Dr. Andreas Schacner 40 yıldır Yukarı Şehir’de olan kazıların bu yıl Aşağı Şehir’de süreceğini yani başkentin ilk kuruluş bölgesi olan, Kral Sarayı ve Büyük Mabet’in kazılacağını bildirdi.
Bu yılki çalışmaların devamında şehri çevreleyen sur sisteminin daha da büyütülerek Yukarı Şehir olarak adlandırılan Aslanlı Kapı, Yerkapı, Kral Kapısı ve Nişantaşı gibi alanları içine alacağını da ifade eden Kazı Başkanı Doç.Dr. Schacner “Şehrin çekirdeğini oluşturan Aşağı Şehir bölgesi uzun yıllardır kazı alanı olarak kullanılmamıştır. Bu bölge hakkında bildiğimiz tüm bilgiler yıllar öncesine dayanan kazı çalışmalarına dayanmaktadır. Ancak sonraki yıllarda yapılan kazı çalışmalarında elde edilen bulgular ışığında elimizdeki bilgilerin çok yetersiz olduğunu anlamaktayız. Birçok soru cevapsız kalmaktadır. Bu yüzden günümüz teknolojik imkanlarını kullanarak bu bölgede yapılan kazı çalışmaları Aşağı Şehir ve Hititler hakkında bize daha fazla bilgi sunacaktır.
Gelişen teknoloji ve Hititler ile Hattuşa hakkında elde ettiğimiz bilgilerin sağlam temeller üzerine oturması için bu bölgede yapılacak olan kazı çalışmaları çok önem arz etmektedir. Kazı çalışmalarının çok yeni olması ve 10 gün gibi kısa bir süredir devam etmesi nedeniyle kazı alanı hakkında çok bir şey söylemek mümkün olmamaktadır. Kazı çalışmaları ilerledikçe cevap bekleyen sorular da bir bir cevap bulacaktır. Aşağı Şehir suru ile Büyük Mabet arasındaki kazı çalışmalarında hedefimiz henüz gün ışığına çıkmayan kalıntıları ortaya çıkarmaktır” dedi. Çorum Haber, 24.07.2009 |
|
|
ARKEOLOJİK KAZILARA GETİRİLMEK İSTENEN EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ HAKKINDA ELEŞTİRİ
Ülkemizin sahip olduğu kültürel değerler bizleri ne
kadar ayrıcalıklı kılsa da bu zenginliğin
sorumluluklarımızı da arttırdığı bir gerçektir. Bir
diğer gerçek ise ülkemizde yüz yılı aşkın, köklü
bir geçmişe sahip “arkeoloji”nin uluslararası bilim
dünyasında hakkettiği bilimsel yeterliliği koruma,
ileriye taşıma sorumluluğudur. Sadece bu iki olgu
dahi ülke arkeolojisine yönelik üretilen
politikaların uzun ya da kısa erimli olarak çok iyi
incelendikten sonra ele alınması gerektiğini
anlatmak için yeterlidir. Bu nedenle, ülkemizde
yabancı kazı başkanları tarafından yürütülen
arkeolojik kazılara Türk eş başkan katılma
zorunluluğu ve çalışma süresi konularında öngörülen
açılımlar, Türkiye arkeolojisinin geleceğiyle ilgili
kuşkuları da beraberinde getirmiştir. Bu konuda
duyduğumuz endişe ve mesleki sorumluluğumuz,
görüşlerimizi ilgili çevreler ve kamuoyuyla
paylaşmaya yöneltmiştir.
Tüm yönleriyle irdelenmeden alınacak bir kararın
ülke arkeolojisine zarar vereceği endişesiyle
üyelerimize ve kamuoyuna duyurulur. Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, 23.07.2009 |
|
|
SİDE ANTİK TİYATRODA KAZI BAŞLADI
Antalya'nın Manavgat İlçesi Side beldesinde yaz dönemi kazıları Side Antik Tiyatro'da sondaj vurulmasıyla başladı. Side Antik Tiyatro'da sondaj kazı çalışmalarına ilk kazmayı Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç.Dr. Hüseyin Alanyalı ile eşi Doç.Dr. Feriştah Alanyalı vurdu. Tarihi mekanda 23 Temmuz'da başlayan yaz dönemi kazı çalışmaları 4 Eylül'de sona erecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına kazı temsilciliğini ise arkeolog Yaşar Ünlü yürütecek.
Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç.Dr. Hüseyin Alanyalı, 2009 yılı kazı çalışmalarını tiyatronun sahne alanı ve agorada yapacaklarını belirtti. Alanyalı, Side Antik Kent'in Türkiye'de Efes'ten sonra ikinci kazı alanı olduğunu ifade etti. Tarihi şehirde 62 yıl önce başlayan kazı çalışmalarının 1965-1983 yılları arası Perge'ye kaydığını belirten Alanyalı, bu yıl kazı çalışmasını Bakanlar Kurulu kararıyla bayrağı Dr. Ülkü İzmirligil'den Anadolu Üniversitesi'nin aldığını söyledi. Alanyalı, "Bu yıl kazı çalışmalarımızı tiyatronun sahne alanı ile agorada yoğunlaştıracağız. Yaptığımız sondajlama çalışmasıyla tiyatronun yapısı ve geçmişi hakkında ne bilgi sahibi olmak istiyoruz. İkişer metre ebat ve boyutlarında sondaj çalışması yapıyoruz. Sondajlama çalışmasıyla Roma dönemi yapıtıyla ilgili bilinmeyenleri gün yüzüne çıkarmak istiyoruz. Güz dönemi kazılarımızda yine tiyatro ve agorada olacak. Side Antik Kent ile ilgili kazı planlama çalışmamız ise yılın 12 ayı devam edecek. Arkeoloji'de Türkiye'nin ikinci kazısı olan Side'yi dünya gündemine taşıyacağız." diye konuştu.
Kazı çalışmalarında Anadolu Üniversitesi'nin başta mimarlık fakültesi olmak üzere yararlanacaklarını belirten Alanyalı, Bizans dönemi eserleriyle ilgili de Avusturya Viyana Üniversitesi Bilimler Akademi'yle birlikte eserler üzerinde çalışma yapacaklarını söyledi. Side'nin tarihin her döneminde çok önemli deniz ticaret bölgesi olduğunu aktaran Alanyalı, kazıların 1 asır daha devam edebileceğini kaydetti.
Doç.Dr. Feriştah Alanyalı'da sondaj ve rölöve çalışmalarıyla birinci önceliklerinin Side Antik Tiyatro'nun yapısını güçlendirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Tiyatroda kazı çalışmalarını tiyatronun güçlenmesine göre yaptıklarını belirten Alanyalı, tarihi binada deprem yarıkları olduğu için toplu etkinlikler için risk oluşturduğuna dikkat çekti.
Öte yandan Kültür ve Turizm Bakanlığı kazı temsilcisi arkeolog Yaşar Ünlü, Bakanlığın 4 Eylül tarihine kadar sürecek kazı çalışmaları için 120 bin TL ödenek ayırdığını, bunun 6 bin TL'sinin geçen dönem harcandığını dile getirdi. Ünlü, bir üniversitenin tarihi ören yerinde kazı çalışması yapmasının o yerin tanıtımına her zaman katkı sağladığını dile getirdi. haberler.com, 23.07.2009 |
|
![]() |
ZAMAN TÜNELİ TARİHE IŞIK TUTACAK
Selçuk’ta kazı ve restorasyon çalışmaları devam eden Ayasuluk tepesinde tarihi yapılar galerilerle birbirine bağlanacak. Proje ile ziyaretçiler bin 300 yıllık tarihi eserleri arka arkaya görme imkanı bulacak
Türkiye Gazetesi, 23.07.2009 |
|
VATİKAN'IN ARADIĞI SARAY
Bursa'nın İznik İlçesi'nde MS 325 yılında ilk konsilin toplantığı Senato Sarayı'nın yer altında olduğu ortaya çıktı. Bölgede incelemelerde bulunan CHP Bursa milletvekili Kemal Demirel, bahse konu yeri bulmak için Vatikan'dan yardım isteyen Vali Harput'u inceleme yapmak üzere bölgeye davet etti.
Bursa'nın İznik İlçesi'nde MS 325 yılında ilk konsilin toplandığı Senato Sarayı'nın izleri ortaya çıktı. Anıtsal mekanın göl sahilindeki liman bölgesinde olduğunun bilinmesine rağmen, yapılan araştırmalar farklı bir yönü göstermişti. Bilinen yer Vali Şahabettin Harput tarafından da inandırıcı bulunmayıp Vatikan ile iletişim kurulmuştu. Harput, ilk konsilin toplandığı yeri bulmak için Vatikan'a mektup yazarak yardım istemiş, dünyaca ünlü tarihçi Prof.Dr. Semavi Eyice ile de bir araya gelerek bölge hakkında bilgi almıştı.
Konuyla ilgili incelemelerde bulunan CHP Bursa milletvekili Kemal Demirel, bölge halkı ve eski İlçe Müze Müdürü Taylan Sevil ile bir araya geldi. İlçe halkı tarafından bilinen yerin yanlış olduğunu ifade eden Sevil, "1. Konsil 325 yılında İznik'te yapılmış. İznik'te bu toplantının yapıldığı Senato Sarayı yanlış bilgilendirmelerle göl sahili kesimindeki liman bölgesinde başka bir yerin kalıntıları olarak adlandırılmıştır. Konsil toplantılarının ilki her şeye rağmen İznik'te yapılmıştır. İkincisi de Ayasofya'da yapılmıştır.
Yapılan araştırmalar Senato Sarayı'nın asıl yerinin iznik ilçe merkezindeki Arabacı Sokak mevkiinde olduğunu gösteriyor. Bu mevkideki alt yapı kalıntıları büyük ihtimalle bu mekana ait kalıntılar. Bu kalıntılar İstanbul Kapı denilen anıtsal yapıya ve etrafındaki diğer kiliselere çok yakın. Ayrıca bu kalıntılar Soğuk Kule'ye kadar uzanmakta. Bu alanda yine 1. Konsil Sarayı olarak adlandırılan bir tescilli saha var. Bu sadece benim tahminim değil. Çeşitli bilim adamları da benimle aynı noktada birleşiyor. Çalışmalara bu noktadan başlanarak devam edilmeli. Göstergeler burayı gösteriyor. Çeşitli yerlerde yapılacak kazılarla elde edilecek olan buluntuları birbirine bağlayarak meydana çıkarmak gerekir" dedi.
CHP Bursa milletvekili Kemal Demirel ise Vali Harput ve yetkilileri bölgeye davet ederek, "Valiliğin konsilin yapıldığı Senato Sarayı'nın yerinin belirlenmesi için Vatikan ile yazışmalar yaptığını biliyoruz. İznik'e gelerek bu yerin neresi olabileceği yönünde arkadaşlardan bilgi sahibi olmaya çalıştık. Eski müze müdürü ve buraları bilenler sarayın bulunduğumuz yerde olduğunu söylüyor. Sayın Valimizi ve yetkilileri burayı incelemeye bekliyoruz. İznik önemli bir tarih kentidir. Dört imparatorluğa hizmet veren bir şehirdir. Bu ilçemizdeki tarihi geçmişin iyi incelenip ortaya çıkarılması gerekir. İznik'in hak ettiği yere gelmesi için tarihin ayağa kalkması gerekir. Bu sebeple valiliğimiz ve bakanlık yetkililerinin bu noktada çalışmalara start vermesi gerekiyor" diye konuştu. Bursa Kent Haber, 23.07.2009 |
|
|
EDİRNE'NİN ZİNDANALTI
MEVKİİNDE 2007 YILINDA BAŞLATILAN KAZILARDA, OSMANLI
VE ROMA DÖNEMİNE AİT BULUNTULAR ÇIKIYOR
Edirne Müzesi Müdürü Hasan Karakaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2007 yılında başlanan sondaj çalışmasında Edirne'nin kurucusu İmparator Hadrian döneminde inşa edilen, şehir surlarına ulaşıldığını söyledi.
Edirne Müze Müdürlüğü başkanlığında, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği ve Edirne Belediyesinin destekleriyle devam eden kazıların bu yılki çalışmalarına başlandığını ifade eden Karakaya, 2 arkeolog ve 11 işçiyle yürütülen çalışmada, surların 75 metrelik bölümünün ortaya çıkarıldığını kaydetti.
Kazılar sırasında Roma dönemine ait mezarlar ve erken Osmanlı dönemine ait seramikler bulunduğunu anlatan Karakaya, şöyle konuştu: ''Özellikle terra sigilata adı verilen, Roma seramiklerinde kullanılan, süzülmüş ince dokulu çamurun sır gibi uygulanıp çok yüksek derecelerde pişirilmesi tekniğiyle elde edilmiş ürünler, önemli bir grup oluşturmakta. Surun temel seviyesinde MS 2. yüzyıla ait kase ve kandiller elde edildi. 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilen seramikler, kırmızı hamurlu, beyaz astar üzerine kobalt mavisi bezemeli, şeffaf sırlı olup, oldukça önemli bir buluntu topluluğunu oluşturmakta. Benzer örneklerle İznik, Kütahya, Bursa, Milet'teki kazılarda karşılaşıldı.''
Edirne'nin Enez İlçesi'ndeki kazılar 1978 yılından beri Prof.Dr. Sait Başaran başkanlığında devam ediyor.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü emekli Öğretim Üyesi Başaran, kazıların eylül ayı sonuna kadar devam edeceğini söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültürel Varlıkları Koruma ve Müzeler Genel Müdürlüğünün yürüttüğü kazılarda bu yıl Kral Kızı Bazilikası'nın ortaya çıkarılacağını, Enez Kalesi içindeki şapellerin çevresinin temizleneceğini, şarap mahzenleri bölümünde kazıların devam edeceğini belirten Başaran, Enez'de gün ışığına çıkarılan eserlerin kültürel ve sanatsal açıdan daha kıymetli olduğunu bildirdi.
20 kişilik ekiple 31 yıldır devam eden kazılarda kayalara oyulan şarap mahzenlerinin, içinde şarap tortusu olan amforaların, çerez tabaklarının, nekropollerin, Roma dönemine ait mozaik bir villanın ortaya çıkarıldığını anlatan Başaran, müzelik değeri olan eserlerin Edirne Müzesinde, müzede sergilenmeyecek değerdeki eserlerin de hükümet konağı ve Enez Kalesi'nin salonunda sergilendiğini kaydetti. Trakya Net Haber, 23.07.2009 |
|
|
EDİRNE SARAYI'NDA RESTORASYON
Osmanlı döneminin en
önemli yapılarından biri olan Edirne Sarayı'nın
restorasyon çalışması mutfak kısmında başladı.
Sarayın bulunduğu alanda değişik dönemlerde yapılan kazılar su kanalları, Balkan Savaşı'ndan kalma mermi kovanları, top gülleleri, Osmanlı ordusunun kullandığı ocak kalıntıları, sikkeler, seramikler, silah parçaları bulundu.
Sarayın, yıkıntıları üzerinde tekrar ayağa kalkması için değişik dönemlerde kazı ve restorasyon çalışmaları başlatıldı. Ancak şimdiye kadar yapılan çalışmaların hiçbiri tamamlanamadı.
Yaklaşık bir yıl süren proje çalışmaları sonucu başta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve Bakanlar Kurulu desteği sağlandı. TBMM'nin sağladığı 5 milyon TL ve Bakanlar Kurulu kararı ile oluşturulan kazı heyeti çalışmalara başladı. Restorasyon çalışmaları Edirne Sarayı'nın mutfak kısmından başlandı.
Çalışmaların başlaması nedeniyle Edirne Valisi Mustafa Büyük, İl Kültür ve Turizm Müdürü İrfan Özcan, Edirne İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ahmet Çetin ve Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Mustafa Özer bir basın toplantısı düzenledi.
Edirne Valisi Mustafa Büyük, Topkapı Sarayı'ndan sonra Osmanlı'nın en büyük Sarayı olan Edirne Sarayı'nın restorasyonuna başlamanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Mutfakta başlayan restorasyon çalışmasının, sarayın ihyası için önemli bir aşama olduğunu kaydeden Büyük, onarım çalışmalarının adım adım devam edeceğini ifade etti. Büyük, "Geçen yıl göreve başladıktan sonra yeniden bu konuda bir çalışma gayreti içerisine girdik. TBMM ile yapılan protokol çerçevesinde mali destek sağlandı. Bir kazı alanı olması sebebiyle Bakanlar Kurulu kararı ile başkanı ve kazı heyeti belirlendi." diye konuştu.
Kazı çalışmalarının uzun yıllar alabileceğini dile getiren Vali Büyük, "Önemli olan, çalışmalar devam ederken Edirne Sarayı'nın sunulabilir olması, gezilebiliyor olması. Yaşanılır olması. Belirli fonksiyonlar verilmesi. Hizmete açık hale gelmesi önemlidir. Bu bölüm bitirildiği zaman burası restorasyonun karargahı gibi kullanılacak. Devamı yapılan restorasyonda bu anlayış devam edecek." açıklamasında bulundu.
Kazı Başkanı Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Mustafa Özer ise Sarayın Edirne tarihi ve Türk kültürü açısından önemli bir yeri bulunduğu belirtti.
Sarayın Türk ve Balkan tarihi açısından önemini anlatan Özer, "Uzun yıllar kaderine terk edilmiş olan bu alan yakın zamanlarda bazı bölümleri sit alanı ilan edildi. Kamulaştırma çalışmaları yapıldı. Ve geçmiş yıllarda yapılan muhtelif kazı çalışmaları sonucu şu an içerisinde bulunduğumuz sarayın mutfağı olarak adlandırdığımız bir proje çalışması gerçekleştirildi ve ardından da birkaç gün önce restorasyon çalışmalarına geçildi." dedi.
Edirne Sarayı'nın Avrupa'daki saraylar gibi tek yapılan oluşmadığına dikkat çeken Yrd. Doç.Dr. Özer, şöyle dedi: "Saray, çok farklı yapılardan meydana gelen bir büyük şehir görünümünde. Dev bir kompleks halinde olduğunu biliyoruz. Sınırlarının çok geniş olduğunu biliyoruz. Bu nedenle çalışmalarımızı buradaki sınırların belirlenmesine yönelik olarak başlattık. Mutfaktan başlanması büyük bir şans, çünkü eldeki bilgi ve belgeler çok fazla." Turizm Habercisi, 23.07.2009 |
|
|
RUMKALE KEŞFEDİLMEYİ
BEKLİYOR
Yavuzeli Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliğince, Türkiye-Suriye İşbirliği Programı kapsamında hazırlanan ''Rumkale Tarihi Alanın Tanıtılması ve Turizme Kazandırılması Projesi'' tamamlandı. Devlet Planlama Teşkilatı'nın finansmanını sağladığı ve 121 bin dolar bütçeli proje kapsamında, Rumkale'nin turizm altyapısı ve çevre düzenlemesi gerçekleştirildi.
Satın alınan gezi teknesi ile Rumkale, Halfeti ve Zeugma arasında turlar düzenleniyor. Çevre illerin yanı sıra Suriyeli turistlerin de ilgi gösterdiği tekne turları, yörenin ekonomik ve sosyal gelişimi de olumlu etkiliyor.
Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı, Yavuzeli Kaymakamı Yusuf İzzet Karaman, Belediye Başkanı Mustafa Kemal Sakaroğlu ve İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Ender Güleç'in de katıldığı tekne turuyla, Rumkale'nin eşsiz güzelliklerini basına tanıttı.
Vali Kamçı, yaptığı açıklamada, Gaziantep'in turizm kenti olmaya aday bir il olduğunu, yılda 1 milyon turist çekmeyi hedeflediklerini ve bununla ilgili çalışmaların sürdüğünü belirtti.
Vali Kamçı, şunları söyledi: ''Gaziantep Büyükşehir Belediyesi başta turistik ve tarih yerlerin restorasyonu olmak üzere çok şey yapıyor. Zeugma Müzesi başlı başına turist çekecek önemli bir mekan. Rumkale havzası dediğimiz Fırat Nehri havzasının turizm alanı ilan edilmesi için Şanlıurfa ile birlikte girişimlerimiz var. Turizm havzası olduğunda yatırımcıya vereceği çok fazla avantajlar var.''
Yöre insanının da kendi tekneleriyle
turlar düzenlediğine, turizmin gelişmesiyle birlikte
daha önce 5-6 olan tekne sayısının 17'ye
yükseldiğine işaret
Yavuzeli Kaymakamı Yusuf İzzet Karaman da ilçeye bağlı Kasaba Köyü yakınında bulunan doğa harikası ve tarihi hazine Rumkale'nin yakın zamana kadar kaderine terk edilmiş durumda olduğunu, bu güzelliğin korunması ve turizme açılması için 2 yıldır ''Rumkale Tarihi Alanın Tanıtılması ve Turizme Kazandırılması Projesi'' yürüttüklerini söyledi.
Karaman, proje ile yüzer iskele ve lokanta yapıldığını, gezinti teknesi alındığını, sit alanı dışında kalan bölümlerde peyzaj ve ağaçlandırma yapıldığını, piknik alanları oluşturulduğunu, broşür ve tanıtım CD'leri hazırlandığını anlattı.
Karaman, şöyle konuştu: ''Amacımız Gaziantep ve bölgenin çok önemli bir turizm değeri olan bu alanın öncelikle altyapısını iyileştirerek, yerli ve yabancı turiste hazır hale getirmekti. İl Özel İdaresi ve Kültür Turizm Müdürlüğü ortaklığıyla burada çevre düzenlemesi yapıldı, küçük bir gezi teknesi alındı, yüzer iskele ve lokanta yapıldı. Biz bir başlangıç yaptık. Bundan sona buraya yatırımcıları bekliyoruz. Turizm bölgesi ilan edildiği taktirde burada çok güzel çalışmalar yapılacağına inanıyoruz. Yatırımcıları bekliyoruz.''
Proje kapsamında yapılan yatırımlarla kale turizminin canlandığını, yöre insanına ekonomik, kültürel ve sosyal yönden olumlu etkileri olduğunu vurgulayan Karaman, ''İlk başta ilçelerden gelenler vardı, şimdi Adıyaman ve Kahramanmaraş gibi çevre illerden gelen var. Suriye'de de tanıtım yaptık ve oradan da bir grup geldi. Buraya hafta sonları 50-60 araç geliyor. Otobüs seferleri başlayınca bu sayı artacaktır. Burası doğa ve tarihin buluştuğu bir yer, keşfedilmemiş bir cennet. Herkesi bekliyoruz'' dedi. Gaziantep Hakimiyet, 23.07.2009 |
|
|
SAHTELİĞİ TESCİLLİ MÜZE
Bir müze düşünün, en ünlü yapıtları yıllarca ziyaretçilerine sunmakla ün kazanmış. Bu müze, bu kez sanat severlere sadece sahte eserleri görmeleri için kapılarını açacak.
Birgün, 23.07.2009 |
![]() |
|
POMPEIOPOLIS'İ 35 KİŞİ
KAZIYOR
Taşköprü Zımbıllıtepe
mevkisinde bulunan, uzmanların Efes ve
Gaziantep`teki Zeugma Antik Kenti'nin bir benzeri
olarak nitelendirdikleri Pompeiopolis Antik Kenti'nde
dördüncü dönem kazı çalışmaları başladı. Taşköprü Belediyesi ile
Almanya Münih Üniversitesi'nin ortaklaşa yürüttüğü
kazılarda bu yıl Alman, İtalyan ve Fransız
uzmanlardan oluşan bir ekibin görev yapacağı
öğrenildi. Kazı Başkanı Münih
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Latife Summerer,
AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yılki kazı
çalışmalarının 37 gün süreceğini bildirdi. 35 kişilik ekiple
çalışacaklarını anlatan Summerer, bu yılki öncelikli
hedeflerinin geçtiğimiz yıl ortaya çıkarılan pazar
yeri, Agustus Tapınağı, Roma dönemine ait villa,
antik tiyatro ve mozaiklerin çevresinde
genişletileceğini kaydetti. Pompeiopolis Antik
Kenti'nin Karadeniz Bölgesi'nin tarihine ilişkin
bulguların ortaya çıkartılması için önemine değinen
Summerer, 35 kilometre karelik alanın üzerine MÖ 64
yılında Romalı komutan Pompeus Magnus tarafından
kurulan kentin ortaya çıkmasının, Hitit, Frig,
Kimmer, Lidya, Pers, Pontus Rum, Roma ve Bizans
dönemindeki medeniyet ve uygarlıklara ışık
tutacağını vurguladı. Pompeiopolis`in önemine
de değinen kazı başkanı Summerer, ``Uzmanlar
tarafından Pompeiopolis, Efes ve Zeugma Antik
Kentlerine benzetilse de Pompeiopolis, başka bir
kentin üzerine değil de sıfırdan inşa edilen bir
kent olması dolayısıyla Efes`ten daha ayrıcalıklı
bir öneme sahip`` dedi. Roma Üniversitesi Mozaik
Uzmanı ve Libya Leptis Manga Antik Kenti Kazı
Başkanı Prof.Dr. Luisa Muss ise Pompeiopolis`te kazı
çalışması yaptıklarını ve ortaya çıkan eserleri
koruma altına aldıklarını kaydetti. Pompeiopolis'in önemli
bir Roma şehri olduğunu belirten Muss, şunları
söyledi: "Pompeus tarafından
kurulan bu şehir, o dönem Roma ordusunun geçiş
güzergahı olması dolayısıyla ayrı bir öneme sahip.
Ayrıca, o dönem Sinop`un Durağan İlçesi'nde bulunan
arsenik yataklarında köleleri çalıştıran kişi ve
komutanların Pompeiopolis`te yaşadıklarını tahmin
ediyoruz. Şu an orta çıkan Roma dönemine ait villa
kalıntıları bizim için önemli bir bulgu
oluşturuyor." Arslan, Pompeipolis sayesinde Karadeniz Bölgesi'nin turizmden daha fazla pay alacağını bildirdi. Kastamonu Postası, 23.07.2009 |
|
|
İSTANBUL'A 'SON KEZ'
UYARILAR Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 23.07.2009
|
|
|
|
HASANKEYF MÜZESİ
“Hasankeyf’i Yaşatma
Girişimi”, kazıların sadece
Ilısu Barajı’ndan
etkilenecek tarihi eserleri yerinden taşımak amacı
ile yapılması gerektiğini belirterek, taşınılması
düşünülen alanın SİT alanı ilan edilmesini önerdi. Cumhuriyet, 23.07.2009 |
|
RESTORE EDİLEN 80 YILLIK KÖPRÜ YAYALARA HİZMET VERECEK
Samsun'un Çarşamba İlçesi'nde 1930'lu yıllarda inşa edilen 200 metre uzunluğunda, 8,5 metre genişliğindeki köprü restore edilerek yayaların hizmetine sunuldu.
Köprü, Kapadokya-Ürgüp yöresinden getirilen taşlarla Osmanlı-Selçuklu mimarisine göre onarıldı. Aradan geçen yıllarda yıpranan ve deforme olan köprünün üzerindeki fazla ağırlıkları kaldırdıklarını belirten Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar, tarihi köprüyü 300 bin liralık harcama ile bugün de kullanılabilir hale getirdiklerini söyledi. Çarşamba'nın tarihi dokusunu gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmak ve modern bir kent oluşturmak için çalıştıklarını belirten Başkan Dündar, "Köprünün iki girişine yeni Selçuklu-Osmanlı mimarisine göre kemerler yaparak, uygun dekorlar verdik. Köprünün kenarlarına dekoratif aydınlatma sistemi ile ışıklandırdık. Köprümüz eski olduğu için ömrünü uzatmak ve koruma altına almak için araç trafiğine kapatarak yayaların hizmetine sunduk. Halkımız bu uygulamadan son derece memnun kaldı. Rahat rahat yürüyüp şehrin manzarasını daha güzel bir şekilde temaşa edebiliyorlar." diye konuştu. Amaçlarının ilçeyi daha güzel, modern ve yaşanılır hale getirmek olduğunu kaydeden Başkan Dündar, köprünün Çarşamba'nın en işlek köprüsü olduğunu sözlerine ekledi. Zaman, Haber: Ensar Gündem, 23.07.2009 |
|
|
HACETTEPE'DE İLK GÜNEŞ SAATLERİ PARKI AÇILIYOR
Türkiye'nin ilk
Güneş Saatleri Parkı Hacettepe Üniversitesi Beytepe
Kampüsü'nde kuruldu. İçinde birçok çeşitte güneş
saatinin bulunduğu park, önümüzdeki ay faaliyete
girecek. Hürriyet, 23.07.2009 |
|
|
AKM'DE İŞLER YENİDEN
ARAP SAÇINA DÖNDÜ Zaman, 23.07.2009 |
|
|
|
ZEUGMA'DA 60 KİŞİ ÇALIŞIYOR
Nizip İlçesi'nde Fırat nehri kıyısında bulunan Zeugma Antik Kentinde bu yıl, ''Muzalar Evi''nde kazı, Danae ve Dionysos villalarında restorasyon çalışmaları yürütülecek. Doç.Dr. Kutalmış Görkay, çalışmaları 60 kişilik bir ekibin yürüttüğünü bildirdi.
Doç.Dr. Kutalmış Görkay, ''Bu yıl 2007 yılında ortaya çıkardığımız Muzalar Evi'nde kazı yapacağız. Ayrıca, Danae ve Dionysos villalarında da restorasyon çalışması yapacağız. Bir yandan yeni bulgulara ulaşmaya çalışırken daha önce bulduklarımızı da en iyi biçimde koruma kaygısıyla hareket ediyoruz'' dedi.
24 Haziran'da başlayan ve eylül ayına kadar devam edecek olan kazıya çeşitli üniversitelerden bilim adamları, arkeolog ve restoratörlerin katıldığını ifade eden Görkay, çalışmaları 60 kişilik bir ekibin yürüttüğünü bildirdi. Kurtarma kazıları sırasında dünya arkeoloji çevrelerinin yoğun ilgisini üzerinde toplayan Zeugma'nın, villaların üzeri çatı sistemiyle örtülerek arkeopark yapılması hedefleniyor. Gaziantep 27 Gazetesi, 23.07.2009 |
|
KUBBETÜSSAHRA MESCİD-İ AKSA'DIR
Mescid-i Aksa ve etrafındaki kutsal mekanların korumakla görevli Kudüs İslami Vakıflar İdaresinde görevli uzmanlardan tarihçi Dr .Yusuf Sait En Netşe, kutsal mekandaki yapıları anlatan kitapçıklar dizisinde Mescid-i Aksa tartışmalarına son nokta koyacak bilgilere yer verdi. Kudüs'te yayınlanan “El Mescidül Aksa El Mubarek” adlı kitapçıkta, aynı zamanda Kudüs'teki Osmanlı dönemi uzmanı olarak ta bilinen ve Kudüs üzerine bilimsel çalışmalarıyla tanınan Dr. Netşe tarih boyu Mescid-i Aksa'nın neresi olduğunun karıştırıldığını ve “Kubbetüssahra'nın fotoğraflarının altına yanlışlıkla “Mescid-i Aksa” yazıldığını belirtiyor. Filistinli tarihçinin tarifine göre “Mescid-i Aksa“, içerisinde Kubbetüssahra' nın da bulunduğu ve El Aksa Camii'ni de kapsayan 145 dönümlük alanın tamamına verilen isim. Yani bu tanıma göre Kubbetüssahra, Mescid-i Aksa'nın bir parçası. İşte tartışmalara son noktayı koyan Kudüslü tarihçinin dilinden Mescid-i Aksa.
“MESCİD-İ AKSA NERESİDİR? Mescid-i Aksa, dikdörtgen şeklinde kenarları düzensiz bir alandan oluşup, Kudüs'ün surlar içindeki eski kentinin güney doğusunu kapsayan bölgedir. Bu bölgenin doğusunda 462 metre uzunluğunda bir duvar bulunmaktadır. Bu duvar Mescid-i Aksa'nın yanı sıra Kudüs kentinin de ortak duvarıdır. Güneyinde ise 281 metrelik duvarı vardır. Kuzey duvarı 310 metre batı duvarı ise 491 metredir. Mescid-i Aksa içinde Eyyubiler ve Memluklar döneminde inşa edilen bir grup yapıtlar ile medreseler vardır. Daha sonraki dönemlerde özellikle de Osmanlılar zamanında, başka yapıtlar da inşa edildi. Mescid-i Aksa'nın alanı yaklaşık 145 dönümdür. Bu alan, surlar içindeki eski şehrin altıda birine tekabül eder. Yeni Şafak, 23.07.2009 |
|
|
ARKEOLOJİ EKİBİ ROMA VİLLASININ İZİNİ SÜRÜYOR
Balıkesir Edremit’in Altınoluk Beldesi’ndeki Antandros Antik Kenti’nde 9 yıldır sürdürülen kazılara yeniden başlandı.
Kazı Başkanı Doç.Dr. Gürcan Polat, 24 kişilik ekiple üç koldan yürütülen çalışmalara eylül ayının 15’ine kadar devam edeceğini belirtti. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç.Dr. Polat, “Roma villasının ve nekropolle Antandros’un yerleşim alanını tespit etmeye çalışacağız. Bir yamacın eteğinde bulunan ve konumu itibariyle Efes’tekilere benzeyen Roma villası, duvar resimleri ve mozaiklerle süslü odalara sahip” dedi.
“Çevremizdeki Antik Yaşamı Tanıyoruz Projesi” Bodrum’un Gümüşlük Beldesi’ndeki Myndos Kazı Evi’nde öğrencilere ve gazetecilere tanıtıldı. TÜBİTAK tarafından geliştirilen, Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ve Gümüşlük Belediyesi tarafından desteklenen çalışma hakkında bilgi verildi. Tavşan Adası’ndaki Myndos Antik Kenti gezildi, bin 500 yıl öncesine gidildi. Milliyet Ege, Haber: Ahmet Ertan - Yaşar Anter, 23.07.2009 |
|
|
12 BİN TORBA TARİHİ KURTARACAK
Van Gölü'ndeki Akdamar Adası’nda bulunan Akdamar Anıt Müzesinin bahçesinde geçmiş dönemde eğitim amaçlı olarak kullanılan odalar çuvallarla ayakta tutulmaya çalışılıyor. 2006 yılında ponza taşlarıyla örülen bahçe duvarlarının yağmurlar nedeniyle parçalanmasıyla yeni düzenlemeye gidildi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İl Özel İdaresi, yaklaşık 12 bin özel çuvalla oda duvarlarının desteklenmesini kararlaştırdı. Terziler tarafından dikilen çuvallar arkeologlar gözetiminde 40 işçi tarafından eğitim odalarına yerleştirildi. Türkiye Gazetesi, 23.07.2009 |
|
|
TARİHİ DEĞİŞTİREN KAZIDA
SONA DOĞRU
Büyükşehir Belediyesi tarafından ihalesi yapılan ve 15 kilometre uzunluğundaki hafif raylı sistem inşaatı Atakum İlçesi Atakent Mahallesi'ndeki kazı işlemleri sırasında, Haziran ayında ekiplerin tarihi taşlara rastlamasıyla durdu.
Durumun Samsun Müze Müdürlüğü'ne bildirilmesinin ardından, 3. derece sit alanı olan bölge koruma altına alındı ve bölgedeki raylı sistem çalışmaları durduruldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na durumun bildirilmesinin ardından, özel izin çıkarılarak Samsun Müze Müdürlüğü öncülüğünde kazı çalışmaları başlatıldı.
Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle yaklaşık 7 haftadır yürütülen kazı çalışmalarında Samsun'un tarihini değiştirecek seramik ve kap parçalarına, yerleşim yerlerine ait olduğu tahmin edilen duvarlara rastladı.
MÖ 5. yüzyılda 'Klasik Dönem'de kullanılan 'siyah figür tekniği' ile yapılmış olan tarihi eserler uzmanlarca, Samsun'un tarihini değiştirecek örnekler olarak değerlendirildi. Samsun'un MÖ 1. yüzyıldan sonra Hellenistik Dönem'de yerleşimlerin başladığı tarihte yer alırken, kazı çalışmasında Samsun'da yerleşimin daha eskiye dayandığı ortaya çıktı.
Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Muhsin Endoğru, kazı çalışmalarında çeşitli bulgulara rastlandığını, 2 hafta içerisinde çalışmaların tamamlanmasının planlandığını söyledi. Kazıyla ilgili rapor hazırlayacaklarını, net sonuçların o zaman belli olacağını ifade eden Endoğru, sit alanının durumuyla ilgili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun karar vereceğini kaydetti. Samsun Kent Haber, 23.07.2009 |
|
|
"TRUVA BİLİNENDEN ÇOK DAHA BÜYÜK"
Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi katılıyor.
Prof. Manfred Osman Korfmann’ın 2005’te vefatından sonra bayrağı devralan Prof. Pernicka, Truva’nın ne kadar büyük olduğuna dair fikir verecek aşağı kentin savunma hendeğinde üç yıl önce başlattıkları çalışmaya bu yıl da devam edeceklerini söyledi. Prof. Ernst Pernicka, şöyle dedi: “Geçen yılki kazılarda jeomanyetik sonuçlara göre savunma hendeğinde giriş tespit etmiştik. Bu sene girişin ayrıntılarını incelemeye çalışacağız. Bu, şu açıdan önemli: 2008’de iç taraftaki hendeğin Truva 6 döneminde kapatıldığı, nedeninin de artık aşağı kentin daha büyümesi gerektiği için hendeğin dışarıya doğru uzaması fikri olduğu çıkmıştı. Bu bize kentin o dönemlerde gücünü devam ettirdiğini gösteriyor.
Manfred Osman Korfmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi. Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
Milliyet Ege, 23.07.2009 |
|
|
|
MÜZEYE GİRİŞ ÜCRETSİZ AMA GİREN YOK
Kültür ve Turizm Bakanlığı müzelere girişi ücretsiz yaptı ama müzeye ne gelen var ne giden. En son ne zaman müzeye gittiğinizi hatırlıyor musunuz? İstanbul`da yaşayıp da Topkapı Müzesi'nden, Konya`da yaşayıp da Mevlana Müzesi'nden haberdar olmayanlardan mısınız siz de?
İstanbul`da yaşadığı halde Topkapı Sarayı'nı görmeyen, Konya`da Mevlana Müzesi'nden, Uşak`ta Karun Hazineleri'nden, Gaziantep'te Zeugma`dan haberdar olmayan milyonlarca insan var. Hatta yanı başında Dünyanın 8. Harikası Nemrut Dağı'ndan bile.
Müze gezmeyi sevmiyoruz maalesef. Üzerinde yaşadığımız topraklar birçok medeniyete evsahipliği yapmış. Bu uygarlıklardan kalan izler, paha biçilmez eserler müzelerimizde sergileniyor. `Zamanım yok`, `girişler pahalı` gibi bahanelerle müzelere ilgisiz kalıyoruz.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ise müzelere ilginin artması amacıyla birçok ilde girişleri ücretsiz yaptı yapmasına ama halen beklenen ilgili olmadı. Mevlana'nın `Gel, gel, ne olursan ol, gel!/İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir` çağrısı her yıl bir milyondan fazla kişiyi Konya`ya çekiyor ama içinde barındırdığı Nemrut Dağı gibi önemli dünya harikasını bölgenin tek arkeolojik müzesi Adıyaman Müzesi'ne ise ziyaretçiler adımını dahi atmıyor.
Peki bunun nedeni nedir işte konunun uzmanına soruyoruz bunu da o da çok ilginç bir yorumla anlatıyor aslında gelmeme sebebini. Müze müdürü Fehmi Eraslan'a göre ziyaretçilerin çoğu gerçek altın olmadığı için gelmiyor.
Paleolitik Çağ'dan Osmanlı dönemine kadar devamlılık gösteren arkeolojik eser salonunda barındıran Adıyaman Müzesi bu aralar ilgi bekliyor. Adıyaman Haber, 22.07.2009 |
|
YUMUKTEPE'NİN MÖ 7 BİN YILLIK GEÇMİŞİ ARAŞTIRILIYOR
Mersin'de, Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden bir olduğu belirtilen Yumuktepe Höyüğü'ndeki kazılarda MÖ 7 bin yıllık geçmiş araştırılıyor.
Her yıl yaz mevsiminde başlayan Yumuktepe'deki bu yıl ki kazılar İtalya'nın Lecce Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. İsabella Caneva başkanlığında başladı. Caneva, 16'ncısını gerçekleştirecekleri kazıların, orta çağ açmalarındaki bölümde başladığını aktardı. Bu yıl iki alanda yürütecekleri çalışmalarda aralarında öğrenci ve işçilerin de bulunduğu 40 kişilik ekibin görev aldığını anlatan Caneva şöyle devam etti: "Höyüğün aşağı kısmında Neolitik, Kalkolitik, Hitit, Demir Çağ, Orta Çağ ve Bizans dönemlerine ait mekanlarda çalışmaları sürdüreceğiz. İlk defa bu yıl MÖ 7000-6500'lü yılları kapsayan en erken Neolotik tabakalarda çalışacağız. Böylelikle o dönemin çevre, doğal bitkiler ve iklimi hakkında bilgilere ulaşmayı amaçlıyoruz. Kalkolitik tabakalardaki çalışmaları ise daha geniş bir alana yayacağız.''
Yumuktepe'nin MÖ 7000'li yıllardan günümüze kadar ulaşan kesintisiz bir yerleşim yeri olduğuna dikkat çeken Caneva, çalışmalar sonucu o döneme ait tarım, hayvancılık, teknoloji ve mimari yapı hakkında bir çok bilgiye ulaşabileceklerini kaydetti. haberler.com, 22.07.2009 |
|
|
BAKAN GÜNAY: PERRE'DE
ÇALIŞMALARA DEVAM
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından yapılan açıklamada Adıyaman il merkezinde bulunan Perre Antik Kenti'nde Valilik imkanları ile Adıyaman Müze Müdürlüğü başkanlığında 2001 yılında başlatılan Nekropol kazıları için Bakanlıkça kazı izninin verildiğini ve 2009 yılı içinde kazı çalışmaları yapılacağını belirtti.
Günay, Perre Antik Kenti'nde yapılan Nekropol kazıları ile koruma ve düzenleme çalışmalarının 2010 yılında, takas ve kamulaştırma işlemlerinin 2011 yılında bitirilmesi planlandığını belirterek, “ Bakanlığımız ile ODTÜ arasında imzalanan protokol çerçevesinde hazırlanan Kommagene Koruma ve Geliştirme Projesi kapsamında Perre Antik Kenti'nin koruma, düzenleme ve alan yönetimi projesi hazırlanmaktadır."Perre Antik Kenti Çevre Düzenlemesi Projesi" yapımı işi için Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 2009 Yılı Yatırım Programından 50.000 TL ödenek ayrılmıştır.Ayrıca, Perre Antik Kenti'ne 2009 yılı için Adıyaman Valiliği İl Özel İdaresi bütçesinden 100.000 TL ödenek ayrılmış olup SODES projesi kapsamında sunulan proje için de 400.000 TL ödenek ayrılacaktır.”dedi.
Bakan Günay ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün talebi üzerine Adıyaman Valiliğince Perre Antik Kenti sit alanı içinde bulunan evlerin hazineye ait taşınmazlar ile takas işlemi ile ilgili gerekli tespitler yapıldığını ve değerlendirilmek üzere Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne iletildiğini de kaydetti. Adıyaman Haber, Haber: F. Rüştü Bereket, 22.07.2009 |
|
|
JANDARMADAN ESKİ ESER BASKINI
Kayseri İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yapılan operasyonda, muhtelif dönemlere ait 968 parça eski eser ele geçirildi.
Kayseri Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, bir ihbarı değerlendiren Kayseri İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince, Bünyan İlçesine bağlı Bayramlı Mahallesi'nde ikamet eden Ş.A.'nın (59) ev ve eklentilerinde arama yapıldı.
Yapılan aramada, muhtelif dönemlere ait olduğu değerlendirilen 148 adet dini eser, 10 adet madeni heykel, 4 adet tarihi değeri olan silah, 800 adet gümüş sikke ve 6 adet çeşitli eski eser olmak üzere toplam 968 parça eski eser ele geçirildi.
Gözaltına alınan şüpheli Ş.A. sağlık problemleri nedeniyle savcının talimatı doğrultusunda serbest bırakılırken, soruşturmanın devam ettiği bildirildi. Kayseri Kent Haber, 22.07.2009 |
|
|
DPÜ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ BAŞKANI BİLGEN: SEYİTÖMER HÖYÜĞÜ'NDE MÖ 300'LÜ YILLARA AİT BULGULARA RASTLADIK
Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Nejat Bilgen, Seyitömer Linyitleri İşletmesi (SLİ) arazisindeki kazılarda MÖ 3000'li yıllara ait bulgulara rastladıklarını söyledi.
Kütahya Valisi Şükrü
Kocatepe ve beraberindeki heyet, SLİ arazisi
üzerinde bulunan Seyitömer Höyüğü kazı çalışmalarını
yerinde inceledi.
Prof.Dr. Bilgen, kazı alanının basın mensuplarına
tanıtılması sırasında yaptığı açıklamada, kazı
projesinin 2006'da başladığını ve dördüncü dönem
kazılara devam ettiklerini söyledi.
Kazılarda çıkan eserlerin çiziminin yapılarak muhafaza altına alındığını bildiren Prof.Dr. Bilgen, şunları kaydetti: “Kütahya'da uzun soluklu ve yüksek iş kapasitesiyle gerçekleştirilen ilk bilimsel çalışmayı yapıyoruz. Arkeolojik anlamda bu dördüncü sezonumuz. Bu sezonda SLİ'nin bize verdiği imkanlarla kurtarma kazısı yapıyoruz. Katmanları yukarıdan alarak bu höyüğü sıfırlamaya çalışıyoruz. Bir katta Roma dönemi, Orta Tunç ve bu kattakinde ise Erken Tunç katmanına kadar indik. Şu an tahminen MÖ 3000'li yıllardayız. Bu dönemde, bulgulara göre, daha önceden bilinen seramiğin en yoğun şekilde bol miktarda kalıpla üretildiği bir sanayi kentinden söz etmek mümkün.”
Prof.Dr. Bilgen, bol
miktarda seramiğin üretildiği, çini işleme sanatının
çok eski bir meslek olduğunu gösteren bulgulara
sahip olduklarını anlatarak, şöyle devam etti:
Vali Kocatepe de, şu
andaki bulgulara göre, Kütahya'nın toprak seramik
sanatı konusundaki tarihinin, bu kazılar sayesinde
ortaya çıktığını belirtti.
Kütahya'nın toprak seramiği ve çinicilik üzerine çok
eski bir kültürü olduğunu anlatan Kocatepe, şunları
söyledi: Tellal Gazetesi, 22.07.2009 |
|
|
|
ANTİK KENTTE KAZILAR BAŞLADI
Son yüzyıl içerisinde farklı ülkelerden birçok bilim adamı için en önemli araştırma merkezlerinden biri olan Yalvaç Pisidia Antiokheaiası antik kentinde kazı ve araştırmalar yeniden başladı.
2008 yılı itibariyle Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç.Dr. Mehmet Özhanlı tarafından kazılarına başlanan antik kentte kısa sürede önemli bulgulara ulaşıldı.
Kentin Nympheaumu (Anıtsal Çeşme Yapısı) ve Bouleuterion'unda (Meclis Binası) çevresinde yürütülen kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından da ziyaret edildi.
SDÜ Arkeoloji ve Seramik Bölümü öğrencileri ile diğer üniversitelerden gelen konusunda uzman kişilerin oluşturduğu kazı ekibinde şu an 35 kişi görev yapıyor. Isparta Kent Haber, 22.07.2009 |
|
TESCİL BEKLİYOR Malatya Haber, 21.07.2009 |
|
|
İNANÇ TURİZMİNE KATKI
Isparta'nın Yalvaç ve Antalya'nın Gazipaşa ilçelerinde; Anadolu tarihine ışık tutacak, inanç turizmi açısından oldukça önemli kazı ve restorasyon çalışmaları yapılıyor.
Yalvaç Pisidia Antik Kenti, Hıristiyanlar için kutsal sayılan bir mekan. Aziz Sean Paul'un ilk vaaz verdiği yer olarak biliniyor. Kentin tarihi MS 30'lu yıllara dayanıyor.
Önceki yıllarda yapılan kazılarda kentin sütunlu caddeleri, antik tiyatro, tarihi yollar ile tapınak merkezleri ortaya çıkarıldı.
Süleyman Demirel Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Doç.Dr. Mehmet Özhanlı, "Kentin genel yapısına bakıldığı zaman yüzde 5'i kazılmış desek çok da abartmamış oluruz. Çünkü oldukça büyük 47 hektarlık bir alandan oluşuyor" dedi.
Antalya'nın Gazipaşa İlçesi'ndeki kazılar da Dağlık Kilikya uygarlığından kalan ve bölgenin en büyük tapınağında sürdürülüyor.
Nebraska Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Yrd. Doç.Dr. Ece Erdoğmuş, "Tapınağın bu yöredeki en büyük ve en önemli tapınak olduğu düşünülüyor. Çok güzel işli parçalarımız var zaten. Yeniden yapılandırdığımızda bölgenin turizmine büyük bir katkı sağlayacağını umuyoruz" diye konuştu. İki ayrı antik kentte yapılan çalışmaların, inanç turizmine büyük katkı yapması bekleniyor. Trt/Haber, 21.07.2009 |
![]() |
|
ÇANAKKALE'NİN 'SİVİL DUYARLILIK' ÖDÜLLERİ |
|
|
TÜRBEDE SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN YAZIT
Türbede 35 yıldır gönüllü bekçilik yapan Mustafa Görentaş ise, türbedeki kişinin Şeyh Abdulkadir Geylani’nin öz oğlu olduğunu iddia ederek, “Köy 900 yıl önce onun sayesinde kurulmuş. Buralar köy olmadan önce kervan yoluydu, bu zat da buraya gelip köyü kurmuş” dedi.
Milliyet, 21.07.2009 |
|
|
TARİHİ SU KEMERLERİ
ONARILIYOR
Selçuk Belediyesi tarafından üç yıl önce başlatılan Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Projesi çerçevesinde İzmir İl Özel İdaresi tarafından da maddi olarak desteklenen tarihi su kemerleri onarım ve restorasyon çalışmalarında ilçe merkezinde bulunan istasyon meydanından Ayasuluk Tepesi'ne uzanan su kemerlerinin 14 adet ayağında derz onarımı, yüzey temizleme, kemerlerin tuğla onarımları gibi çalışmalar yapılacak. Ayrıca 77-78 ile 80-81-82 no.lu ayaklar arasındaki su kemerleri tamamlanacak. Onarım ve restorasyon çalışmalarına yıllardır su kemerleri üzerinde yuva yapmış ve ilçenin sembolü haline gelmiş leylek yuvalarının korunması için ayak alt bölümlerinden başlanıldı. Leyleklerin Ağustos ayı sonunda ilçeden göç etmesiyle birlikte çalışmalar hızlandırılacak ve üst bölümlerde bulunan ayak başlıkları ve kemer bölümlerinde onarımlar tamamlanacak.
Selçuk’un sahip olduğu tarihi zenginliklerin korunması için Efes antik tiyatronun restorasyonu ile Ayasuluk Kalesi kazı ve restorasyon çalışmalarına eleman ve malzeme desteği sağlayıp sponsorluk yaptıklarını ifade eden Selçuk Belediye Başkanı H.Vefa Ülgür “Kentsel Dönüşüm ve Yenileme çalışmalarımız kapsamında ilçe merkezindeki Namık Kemal ve Cengiz Topel Caddelerimiz Selçuk’un en önemli aksını oluşturmaktadır. Bu aksta süre gelen tarihi su kemerlerinin onarım ve restorasyonu şu ana kadar yaptığımız ve yapacağımız dönüşüm ve yenileme çalışmaları için büyük önem taşımaktadır. Tarihini yaşatan, çağdaş bir kent yaratmak amacıyla üç yılı aşkın zamandır sürdürdüğümüz kentsel dönüşüm ve yenileme projemiz için tarihi mirasımız olan yapıların yenilenip yaşatılarak korunmasını amaçlıyoruz. Belediyemiz ve kentlimiz bu çağdaş bilinçle kısa bir süre sonunda tarihini günlük hayatına katmış bir Selçuk’ta yaşamaya başlayacaktır“.
St. Jean (Aziz Yuhanna) Takip Kapısı’nın doğusundan başlayıp ilçe içinde ve özellikle istasyon çevresinde sağlam olarak kalmış olan Bizans sukemerleri, Şirince Boğazı’nda devam etmekte ve kuzeye doğru yönelmektedir. Bunlar, Belevi ile Selçuk arasındaki Pranga mevkii doğusundaki su kaynaklarından sağlanan içme suyunu, Selçuk Ayasuluk Tepesi’ndeki Bizans dönemi yerleşimine ve Ortaçağ’ın Hac merkezi olan St. Jean Kilisesi’ne ulaştırıyordu. İstasyon çevresinde 15 m yükseklikte sağlam kalabilen sukemerlerinin ayaklarında, Efes ve Artemision’dan getirilen devşirme mermer bloklar, düzeltilerek kullanılmıştır. Bunlar arasındaki Arkaik döneme ait İon sütun başlıkları önemlidir (Selçuk Efes Müzesi, Büyük Avlu). Üstteki kemerlerde ise tuğla kullanılmıştır. Sukemerlerinin Ayasuluk Tepesi’ne ulaştığı yerde (Takip Kapısı’nın doğu kısmında), büyük boyutlu bir su deposu veya sarnıcı son yıllarda kazılarak ortaya çıkarılmış ve restore edilmiştir. Kemerli ve tonozlu bir üstyapıya sahip olan su deposunda da Efes’ten getirilmiş yivli sütunlar ve MS 2. yüzyıl ortasına ait kompozit düzeni sütun başlıkları kullanılmıştır. Selçuk Bölge Haberleri, 21.07.2009 |
|
|
İSTANBUL'DAN KOCA SİNAN GEÇTİ
Tam 421 yıl önce bugün Le Corbusier'nin kendisi dışında mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimardan biri olarak gösterdiği Koca Sinan, son nefesini vermişti.
Kökeni hakkında bugün bile tartışmaların dinmediği mimar, yazdığı Tezkiretü'l Bünyan ve Tezkiretü'l Ebniye'de belki de öyküsünü özetlemişti: "Bu değersiz kul, Sultan Selim Han'ın saltanat bahçesinin devşirmesi olup, Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek, görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum. Bir zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım."
Sonradan kendisini değersiz ve muhtaç kul, saray mimarlarının başkanı olarak tanımlayan Sinan, adeta Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte büyümüştü. 1538'de Prut Nehri'nin üstüne yapması istenen köprü, efsaneyi doğurmuştu. Başmimarlığa terfi etmişti.
Çıraklığı Şehzade Camii ile geçti. Kalfalığında Süleymaniye'deki kubbeler şelalesi, ustalık eseri Selimiye'nin müjdecisiydi. Sekiz dayanaklı cami tipolojisi varabileceği son noktaydı adeta. Hayatı boyunca Ayasofya'yı aşacak bir yapıt bırakmak isteyen Koca Sinan, bunu Selimiye ile başarmıştı, hem de 80'ini devirmişken.
Yeniçeri olarak o kadar yürüdü ki gördüğü her unsuru beynine kazımıştı Sinan. Mısır, İran, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Gotik mimarisini gözlemleyen büyük usta, sonrası için biriktirmişti uygarlıkların tozunu.
Geride bıraktığı içlerinde 92 cami, 57 medrese ve 52 mescidin de bulunduğu toplam 375 eser, insanlığı büyülüyor. Aradan geçen yüzyıllara rağmen Sinan, İstanbul'u ve dünyayı kanatlarının altına almaya devam ediyor. Taraf, 21.07.2009 |
|
![]() |
AŞIKLI HÖYÜK İLKEL TARIMA GERİ DÖNDÜ
Türk ve Fransız arkeologlar Aşıklı Höyük'te 10 bin 500 yıl önce kullanılan ilkel tarım aletlerin birebir kopyalarını kullanarak buğday hasat etti.
Dr. Laurence Astruc, “Obsidyen kullanarak yaptığımız aletlerle, saz ve otları da keseceğiz. Amacımız, bu deneysel aletleri kullanarak, kazılarda elde edilen benzer aletlerin tam olarak ne amaçla kullanıldığını belirlemek” diye konuştu.
Obsidyen sayesinde toplumlar arası etkileşimin nerelere kadar uzandığını tespit edebiliyoruz” dedi. Radikal, 21.07.2009 |
|
MÜZEDEKİ FİRAVUN SAHTE Mİ?
Berlin’deki
Mısır Müzesi’nde sergilenen ve Nefertiti büstüyle
birlikte müzenin en görkemli iki eserinden biri olan
kadın firavun Hatşepsut’un büstünün sahte olduğu
iddia edildi. Berlin Teknik Üniversitesi’nde (TU) yapılan analizlerde kahverengi granitten yapıldığı bilinen büstün, aslında magnezit-külte karışımı olduğu ortaya çıktı. Mısır’da ortaya çıkartılan hiçbir tarihi eserde ise bu maddeye rastlanmadığı kaydedildi.
MÖ 1500 yılında yaşadığı tahmin edilen kadın firavun Hatşepsut’un çok ender bulunun büstü, 1986 yılında Mısır Müzesi tarafından, deposundan çok sayıda sahte sanat eseri çıkan ve bu yüzden 2005 yılında zaman zaman cezaevine giren bir İngiliz antikacı Robin Symes’tan 1 milyon Mark karşılığı satın alınmıştı. Der Spiegel Dergisi 16.5 cm büyüklüğündeki büstün üzerinde yapılan araştırmada, ayrıca sentetik olduğu tahmin edilen bazı karışımlara da rastlandığını yazdı. Hürriyet, Haber. Murat Tosun, 21.07.2009 |
|
|
|
MÜZEYE İLGİ ARTTI
Haftanın 6 günü boyunca ziyarete açık tutulan Erzurum’daki müzeler, şimdiden yüzlerce insan tarafından gezilirken, Müze Müdürü Mustafa Erkmen, yaşanan ziyaretçi yoğunluğunun memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Özellikle yerli halktan çok büyük ilgi gören müzelerin, yerli ve yabancı turistler tarafından da gezildiğini aktaran Mustafa Erkmen, insanları müzelere çekebilmek için uygulamayı daha geniş çevrelere duyurabilmek için çaba gösterdiklerini kaydetti. Erzurum’un tarihi başta olmak üzere kültürel ve arkeolojik değerlerinin sergilendiği müzede, yüzyıllar öncesine yolculuk yapmanın mümkün olduğunu dile getiren Erkmen, Ermeni mezaliminin yaşandığı dönemlere ait kalıntıların, müzedeki en can alıcı parçalar arasında bulunduğunu kaydetti.
Öte yandan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze ziyaretlerini ücretsiz hale getirmesi, turizm acentelerini de harekete geçirdi. Daha önce ücretli olduğu için yerli turist kafilelerine müzeleri yeterince gezdiremeyen acenteler, Erzurum’a yönelik olarak gerçekleştirilen tur programlarına, müze ziyaretlerini de eklemeye başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, 45 ildeki toplam 83 müzede ücretsiz ziyaret uygulaması başlattığına dikkati çeken tur operatörleri, “Türkiye’nin tarihi ve turistik bölgelerine yönelik olarak gerçekleştirilen tur programlarında, ücretsiz müze ziyaretlerini de dikkate almaya başladık. Bazen aralarında yabancı turistlerin de bulunabildiği kafilelerle, hemen hemen ücretsiz tüm müzeleri ziyaret ediyoruz. Erzurum’daki tur programlarının tamamına da, Erzurum Arkeoloji Müzesi’ni de dahil ettik. Bundan böyle yerli ya da yabancı tüm turistleri, Erzurum Müzesi’ni gezdirmeden göndermeyeceğiz.” diye konuştu. Erzurum Gazetesi, 21.07.2009 |
|
26 BİN YILLIK AYAK İZLERİ KORUMAYA ALINIYOR
Manisa’nın Salihli İlçesi'ne bağlı Sindel Köyü yakınında bulunan ve Paleolitik Çağ’a (Yontma Taş Çağı) ait olduğu tahmin edilen insan ve hayvan ayak izlerinin koruma altına alınması için çalışma başlatıldı. Sindel Köyü yakınlarında, varlığı 1969 yılında fark edilen ayak izlerinin dünyada başka örneği bulunmadığını kaydeden İl Kültür ve Turizm Müdürü Erdinç Karaköse, “26 bin yıl öncesine ait fosil ayak izlerinin bir kısmı geçmiş yıllarda alınarak Maden Tetkik Arama müzesine götürüldü. Bir kısmı da doğal haliyle toprağın üzerinde duruyor. Bunun korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Bu kapsamda İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi ve Kula Belediyesince Kula Volkanik Alan Jeopark Düzenlemesi çalışmaları başlatıldı. Türkiye’de ilk defa uygulanacak bu proje hayata geçirilirse Kula ve civarındaki tarihi eserlerle birlikte bir insana ait olduğu düşünülen fosil ayak izleri koruma altına alınacak” dedi. Türkiye Gazetesi, 21.07.2009 |
![]() |
|
RUS MÜZELERİNDE 14 BİN ESER KAYIP
Rusya'da bulunan bin 330 müzede yapılan incelemede 14 bin adet tarihi eserin kaybolduğu ortaya çıktı.
Rusya Kültür Mirasını Koruma Ajansı Başkan Yardımcısı Viktor Petrakov, eserlerden üç bininin İkinci Dünya Savaşı esnasında kaybolduğunu, 500'ünün ise restore edilmediği için tahrip olduğunu ifade etti. Petrakov, 9 bin eserin ise nasıl ve ne zaman kaybolduklarının dahi bilinmediğini belirtti. İnceleme, 2006 yılında Hermitage Müzesi'ndeki bir hırsızlığın ardından başlatılmıştı. Zaman, Haber: Yaşar Niyazbayev, 21.07.2009 |
|
![]() ![]() |
KİLİSE VE TÜRBE
Malatya'da kilise bitişiğinde bulunan türbenin duvarları yazılarla dolduruldu. Malatya Haber, 20.07.2009 |
|
ANTİK KENTTEKİ MAYINLARIN ELLE TEMİZLENMESİ İÇİN İHALE YAPILACAK
Gaziantep'te bulunan ve turizme kazandırılmaya çalışılan Karkamış Antik Kenti'ndeki mayınların elle temizlenmesi için hazırlanan ihale, 24 Temmuz'da yapılacak.
Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, Karkamış Antik Kenti alanında bulunan mayınlı alanın, mayınlar elle kaldırılarak temizlenmesi işi için ihale düzenlendiği, ihalenin 24 Temmuz cuma günü saat 10.00'da yapılacağı belirtildi. İhalenin yerli ya da yabancı tüm isteklilere açık olduğu belirtilen açıklamada, ihale dokümanının İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nde görülebileceği veya satın alınabileceği kaydedildi. Açıklamada, isteklilerin, teklif ettikleri bedelin yüzde 3'ünden az olmamak üzere kendi belirleyecekleri tutarda geçici teminat yatırarak ihaleye katılabilecekleri, ihaleye verilen tekliflerin geçerlik süresinin ihale tarihinden itibaren en az 90 takvim günü olması gerektiği bildirildi. Konsorsiyumların katılamayacağı ihalede, yüklenici firmanın ihale kapsamındaki işleri 300 günde bitirmesi öngörülüyor. Zaman, 20.07.2009 |
|
|
7 BİN YILLIK KEŞİF
Denizli'deki Laodikya Antik Kenti’nin Asopos Tepesi olarak bilinen bölümünde yürütülen kazı çalışmalarında önemli bir keşfe imza atıldı.
Dokuma tezgahı parçaları bulundu. Kazı Heyeti
Başkanı
Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi
Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Celal Şimşek, yedi
bin yıllık olduğunu söyledi, şöyle Milliyet Ege, 20.07.2009 |
|
![]() |
VENÜS HEYKELİNE POLİS TUZAĞI
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce Cumhuriyet Meydanı’nda yaptırılan, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin sembolü olan ünlü Yunan tanrıçası Venüs’ün kumdan heykeli için izin alınmadığı gerekçesiyle Valilik talebi ile emniyet ekiplerince iki kez tutanak tutuldu. Vatan, 20.07.2009 |
|
TARİHİ BEKLEYEN KONAK
Erzurum’a geldiği 3 Temmuz 1919’da söz konusu konağa yerleşen M. Kemal Atatürk, Büyük Kongre’yi toplamak için çok sevdiği askerlik görevinden de, yine bu evde kaldığı dönemde istifa etti.
Tarihi kayıtlarda, Atatürk’ün, Cumhuriyet Caddesi’ndeki Cimcime Hatun Türbesi’nin hemen karşısında bulunan Mevki-i Müstahkem Konağı’nda, 6 gün boyunca kaldığı bilgisine yer verilirken, Erzurum Kongresi’nin toplanması yönündeki ilk planların da, yine bu binada yapıldığı kaydediliyor. Mevki-i Müstahkem binasıyla ilgili olarak Prof.Dr. Fahrettin Kırzıoğlu’nun da bir araştırmasının bulunduğu öğrenilirken, bu hususta Doç.Dr. İbrahim Ethem Atnur’un da, ayrıca bir çalışma yaptığı öğrenildi. Erzurum’a ‘Tuğgeneral’ rütbesiyle gelen M. Kemal Atatürk’ün, askeri bina olması nedeniyle konakladığı Mevki-i Müstahkem Komutanlığı binası, hükümet konağına yakın oluşuyla dikkat çekerken, Erzurumlular, söz konusu tarihi yapının, kongre kutlamalarının dışında bırakılmaması gerektiğini kaydettiler.
M. Kemal Atatürk, 8 Temmuz 1919’u, 9 Temmuz’a bağlayan gece, Mevki-i Müstahkem binasında beraberinde Kazım Karabekir, Rauf Bey, Kurmay Binbaşı Kazım, yaverleri ve emir erleriyle birlikte, İstanbul’dan gelecek haberi beklerlerken, Yaver Cevat Abbas’ın; Padişah’ın, telgraf makinesinin başında beklediği yönünde getirdiği haberle harekete geçtiler. Mevki-i Müstahkem binasından çıkarak, Erzurum Postanesi’ne kadar yürüyen Atatürk ve arkadaşları, İstanbul’daki Yıldız Sarayı Telgrafhanesi ile ilk teması gece yarısında kurdular. Padişah adına Harbiye Nazırı Ferit Paşa’dan gelen ilk mesaj; “Padişahımız efendimiz hazretlerinin selam-ı şahanelerini tebliğ ederim. Muhabbet ve itimad-ı hümayunlarını bildiririm.” şeklinde olurken, ardından gelen ikinci mesajda, Atatürk’ten derhal İstanbul’a dönmesi istenmektedir. Gölbaşı’ndaki Erzurum Postanesi’nden İstanbul’a gönderilen cevap; “Dönmem!” olunca, gelen sonraki telgrafta Atatürk’e hitaben; “Erzurum’dan hastalık raporu al; fakat derhal oradan ayrıl. İstediğin yere git!” önerisi sunulur. Gazi’nin cevabı, bunun kesinlikle mümkün olmayacağı yönünde şekillenirken, Yıldız Sarayı Telgrafhanesi’nden gelecek olan cevap, Paşa’nın askerlik hizmetinden azledildiği yönünde olacaktır. Ancak M. Kemal, İstanbul’dan önce davranarak, istifa dilekçesini yazar ve altını imzalar.
M. Kemal Atatürk’ün, Mevki-i Müstahkem Binası’nda kaldığı dönemde Gölbaşı’ndaki Erzurum Postanesi’nden İstanbul’a gönderdiği telgraf şöyle: “9 Temmuz 1919 – Erzurum… Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.” Erzurum Gazetesi, 20.07.2009 |
|
|
AFYONKARAHİSAR MEVLEVİHANESİ İLE SULTAN DİVANİ MEVLEVİHANE MÜZESİ'Nİ GÖRMELİSİNİZ
Dünyadaki yüz
kadar mevlevihane arasında, Afyonkarahisar
Mevlevihanesi, Konya Mevlevihanesi’nden sonraki en
önemli mevlevihanedir. Bu etkileyici yeri herkes
görmeli!
Hürriyet, Yazı: Prof.Dr. Mikdat Kadıoğlu, 20.07.2009 |
|
|
'KARADENİZ'İN EFES'İ' TEION'DA KAZILAR SÜRÜYOR
Samsun, Amasya ve Zonguldak'taki kazılarda Karadeniz Bölgesi'nin tarihine ışık tutan eserleri gün ışığına çıkartılıyor. Zonguldak'ın Çaycuma İlçesine bağlı Filyos beldesinde bulunan MÖ 7. yüzyılda kurulan ''Karadeniz'in Efes'i'' Antik Teion Kenti'nde kazı çalışmalarını yürüten Trakya Üniversitesi ekibi, bu yılki çalışmalarına başladı.
Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ve Kazı Ekibi Başkanı Prof.Dr. Sümer Atasoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Zonguldak Valiliği İl Özel İdaresi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen ve 2006'da başlanan arkeolojik kazılarda bu sezon 6 öğretim üyesi, 3 restore mimar, 2 seramik ve 2 yazıt uzmanı, 2 jeofizikçi ve 20 öğrencinin görev yaptığını söyledi.
Eylül
sonuna kadar sürecek kazılarda 20 civarında işçinin
çalışacağını anlatan Atasoy, şöyle konuştu: ''Şu
anda çalışmalarımıza uluslararası katılım söz konusu
değil. Bölge halkından maddi değil, ama manevi
destek görüyoruz. Barınma ve diğer sorunların
çözülmesi konusunda yerel yöneticilerle diyalog
içindeyiz. Bu yıl kazı alanında ölçümler yaparak,
kalede, antik tiyatroda ve hamamda faaliyetlerimiz
ağırlık kazanacak. Kalede tapınağın mimari
parçalarını ve hamamı ortaya çıkarmaya çalışacağız.
Eylül ayında İstanbul'da yapılacak Karadeniz
Sempozyumu'na katılan bilim insanları Filyos'u
ziyaret edecek. Bu da çok iyi tanıtım sağlayacak.'' Turizm Gazetesi, 20.07.2009 |
|
|
SAGALASSOS'TA SU KANALI BULUNDU
Burdur'un Ağlasun İlçesi yakınlarındaki Sagalassos antik kentindeki kazılarda, antik çeşmeyi besleyen su kanalı gün ışığına çıkarıldı.
Sagalassos antik kenti bugünlerde tam bir şantiye görünümünde. Yerli ve yabancı 50 kişilik kazı ekibi bu yıl 5 ayrı bölgede çalışıyor.
Kazılar büyük heykellerin bulunduğu hamam ve tepedeki Hellenistik antik kent civarında yoğunlaşıyor. Kazı çalışmalarının yanında Sagalassos'u ayağa kaldıracak restorasyon çalışmalarına da büyük önem veriliyor.
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda çeşmeyi besleyen su kanalı gün ışığına çıkarıldı. Bozulmadan günümüze kadar gelebilen su kanalı ekipte sevinç yarattı.
Antik çeşmenin önümüzdeki yıl hizmete açılması hedefleniyor. Trt/Haber, 19.07.2009 |
|
![]() |
ANTİK TİYATROYA KRİZ ERTELEMESİ
Kadifekale eteklerindeki tarihi mirası gün ışığına çıkarmak için bu yıl kamulaştırmalara başlaması beklenen Büyükşehir Belediyesi, çalışmaları, 2010’a ötelemek zorunda kaldı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale eteğinde, evlerin altında kalan antik tiyatroyu gün ışığına çıkarmak için yapacağı ve kararını aldığı, bu yıl çalışmalarına başlamayı planladığı kamulaştırmaları, ekonomik kriz nedeniyle erteledi. Bugüne kadar 29 milyon TL harcanan Agora çevresi kamulaştırmaları da yavaşlatıldı.
Agora ve Çevresi Koruma, Geliştirme ve Yaşatma Projesi kapsamında Büyükşehir Belediyesi’nin Agora’nın çevresinde yürüttüğü ve ilk dört etabı tamamlanan kamulaştırma çalışmaları hız kesti. Ekonomik kriz nedeniyle sıkıntılı günler yaşayan, acil ve devam eden projeler dışındakileri öteleyen Büyükşehir Belediyesi, Agora 5 ve 6’ncı etap kamulaştırma çalışmalarını durdurmamasına karşın hız kesmek zorunda kaldı. Büyükşehir, Kadifekale eteklerindeki, 15-20 bin kişilik olduğu sanılan antik tiyatroyla ilgili kamulaştırmaları ise 2010’a öteledi. Toplam 165 konutu proje kapsamında kamulaştırması gereken, ancak öncelikle tiyatronun üzerindeki 60 evi kamulaştırma kararı alan belediye, bu yıl başlamayı planladığı çalışmaları 2010’da yapacak. Bu kararda gelirlerin azalması ve ekonomik kriz etkili oldu. İlk etaptaki kamulaştırma bedellerinin 10 milyon TL’yi bulması bekleniyordu. Milliyet Ege, Haber: Utku Bolulu, 19.07.2009 |
|
AKTİVİST PICASSO LIVERPOOL'DA
Daha önce 10’larca Picasso sergisi açılmış olsa da, Picasso: Barış ve Özgürlük’ün özelliği sanatçının aktivist ve barış yanlısı yönünü ön plana çıkararak 1944-1973 yılları arasındaki eserlerine odaklanması. Sergi, Picasso’nun bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle barış için çalışmasını ve yaratıcı dehasını birarada sunacak. Sergide dünyanın farklı yerlerinden 150’den fazla Picasso tablosu yer alacak.
Taraf, 19.07.2009 |
|
|
EDİRNE KALESİ TARİHE IŞIK TUTUYOR
Edirne Kalesi'nde yapılan kazılarda bulunan çok sayıda gülle parçası, geçmişte bölgede çok yoğun bir savaşın yaşandığını ortaya çıkardı.
Roma İmparatoru Hadrianus döneminde yapılan Edirne Kalesi kazılarında, erken Osmanlı dönemine ait önemli buluntuların yanı sıra, kalenin mimarisi hakkında ipucu veren burçlar ortaya çıkarıldı.
Edirne Kalesi'nde geçen yıl yapılan kazılarda da, 9 ve 10'uncu yüzyıla ait olduğu belirlenen 24 mezar, ölü hediyeleriyle birlikte bulunarak koruma altına alınmıştı. Trt/Haber, 19.07.2009 |
|
|
BATTAL GAZİ'NİN KALESİ RESTORE EDİLİYOR
Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, yaptığı açıklamada, surların 550 metrelik kısmının restorasyon projesini hazırladıklarını, kale kapısının restorasyon ihalesini yaptıklarını ve restorasyona başlandığını söyledi.
Restorasyon için Malatya İl Özel İdaresinden 150 bin TL'lik ödenek aldıklarını anlatan Gürkan, 'Kale kapısının restorasyonunun ardından 550 metrelik kısmın restorasyonuna geçilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığından da restorasyon için destek bekliyoruz' dedi. Surların 550 metrelik bölümünün müstakil tapu haline getirilmesi için çalışma yaptıklarına belirten Gürkan, özel mülkiyetteki tapuları da alarak surların mülkiyetini Battalgazi Belediyesine geçirdiklerini dile getirdi.
Tamamı 2 bin 850 metre olan surların restorasyonu için 3 milyon 50 bin TL ödenek gerektiğini ifade eden Gürkan, şöyle konuştu: '550 metrenin dışındaki bölüm tamamen yıkılmış, yok olmaya yüz tutmuş. Buranın da müstakil tapu haline getirilmesi için çalışma yapacağız ve aslına uygun restore ettirmeye çalışacağız. Bu çalışmayı da yaklaşık 600 metrelik bir kısımda yapacağız. Restorasyona da ödenek geldiği oranda devam edeceğiz.'Surların koruma amaçlı imar planının da hazırlandığını anlatan Gürkan, Kültür ve Turizm Bakanlığından plan için 150 bin TL ödenek geldiğini, bir aya kadar planın tamamlanacağını kaydetti. Battalgazi İlçesinin geçmiş medeniyetlerin merkezi olduğuna dikkati çeken Gürkan, 'Geçmiş uygarlığımızı, tarihi kimliğimizi bugüne taşımak gibi bir sorumluluğumuz var, onun için çalışıyoruz' dedi.
Malatya'nın ilk yerleşim yeri Battalgazi İlçesi'ndeki kale, tarihi kaynaklara göre, yapıldıktan sonra Roma-Bizans-Sasani ve Bizans-Arap mücadelelerinde önemli tahribata uğradı. Bu surlar her seferinde onarılarak Osmanlı dönemine kadar korundu. Battal Gazi'nin kahramanlıklarıyla destanlaşan Malatya Kalesi, 19. yüzyıla kadar savunmada önemli rol oynadı.
Şehrin her tarafından görülebilen Malatya Kalesi'nin 71 burcu ve 11 kapısı bulunuyor. Kalenin çevresindeki surların büyük kısmı yok oldu, son kalıntılar da yıkılmaya yüz tuttu. Son kalıntıların çevresi de kayısı bahçesine çevrildi. Yeni Şafak, 18.07.2009 |
|
![]() ![]() ![]() |
TOPRAK ALTINDAKİ ZENGİNLİKLERİMİZ
Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Hatay'da, 3 bölgede kazı çalışması yapılıyor.
Hititler konusunda eksik bilgileri tamamlamada önemli olduğu düşünülen Reyhanlı İlçesi Varışlı Köyü yakınlarındaki ilk kazı, 1937'de İngiliz Arkeolog Leonard Woolley tarafından Aççana Höyüğü'nde yapıldı. Bugüne kadarki kazılarda, 17 katmandan oluşan yerleşim biriminde önemli bir saray gün ışığına çıkarılırken, bölgede şu ana kadar 346 höyük belirlendi. Hitit yaşamı ve kültürü Koç Üniversitesinden öğretim üyesi ve Kazı Başkanı Prof.Dr. Aslıhan Yener başkanlığında 2000 yılından bu yana yapılan çalışmalarda ise Hitit yaşamı ve kültürü hakkında önemli bulgular elde edildi. Bu ayın başında başlayan ve ağustos sonuna kadar devam edecek, 8 bölgedeki yeni dönem kazılarında, Türkiye'nin çeşitli üniversiteleri ile ABD, İngiltere, İtalya gibi ülkelerden 25 uzman arkeolog ve 60 işçi görev alıyor. Buluntular arkeoloji müzesine Kazılardan elde edilen buluntuların bir bölümü Antakya Arkeoloji Müzesine götürülürken, buradaki yer sıkıntısı nedeniyle depolarda bulunan ve bulundukları yerlerde korunanların Narlıca beldesinde yeni yapılacak müzede sergilenmesi planlanıyor. Daha yıllarca süreceği hesaplanan kazılarla, 17 katmandan oluşan saray ve tapınaklar ile mezarların bulunduğu alanın ''Arkeolojik Park'' haline dönüştürülerek turizme kazandırılması hedefleniyor.
Bu arada, yine Hitit dönemine ait bulgulara rastlanan 7 katlı Tayinat Höyüğü'nde de 1930 yılından bu yana kazı çalışması yapılıyor. Höyükte bugüne kadar Demir ve Erken Tunç Çağı'na ait eserler ortaya çıkarıldı. Bu yıl höyükte, Toronto Üniversitesi'nden Prof.Dr. Timothy Harrison başkanlığında 20 arkeolog ve 17 işçi çalışıyor. ABD, İngiltere, Kanada, Romanya ve Türkiye'den arkeologların görev aldığı, temmuz ayında başlayan kazılarda, görevliler sıcak ve bunaltıcı havaya aldırmaksızın titiz bir çalışma gerçekleştiriyorlar. Yer sıkıntısı Höyükte ortaya çıkartılan eserlerden bazıları Antakya Arkeoloji Müzesinde bulunuyor. Çok sayıda eser ise yer sıkıntısının giderileceği günü bekliyor.
Mustafa Kemal Üniversitesi (MKA) Arkeoloji Bölümü tarafından Samandağ İlçesi Sutaşı beldesinde bulunan Sabuniye Höyüğü'nde 2002 yılından bu yana yürütülen kazı çalışmalarda ise Tunç Çağı dönemi aydınlatılmaya çalışılıyor. Kazılar 23 Temmuz'da başlayacak MKÜ Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Hatice Pamir başkanlığındaki bu yılki kazıların 23 Temmuzda başlayacağı belirtildi. Sabuniye Höyüğü'nün kesit ve kazı çalışmalarında eski Mısır, Kıbrıs, Kuzey Suriye, Mezopotamya, Miken Uygarlığı kökenli buluntulara rastlandığı, buranın döneminde Doğu Akdeniz'in önemli liman kentlerinden biri olduğu kaydedildi.
Öte yandan, Dörtyol İlçesi'ne bağlı Yeşilköy beldesindeki Kinet Höyüğü'nde 1992 yılında başlanan ve geçtiğimiz yıl biten kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin ise envanter çalışması yapılıyor. Bilkent Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç.Dr. Marie Henriette Gates başkanlığında yürütülen, 8'i yabancı 18 arkeoloğun görev yaptığı, 5 bin yıl önce kurulduğu belirlenen liman kenti Kinet kazısında yaklaşık bin 600 eser gün ışığına çıkarıldı. Kazı çalışmasından elde edilen birçok eser Arkeoloji Müzesi'nde ziyaretçilerini bekliyor. Hatay Gazetesi, 18.07.2009 |
|
İSHAK PAŞA SARAYI'NDA
RESTORASYON Haber Diyarbakır, 18.07.2009 |
|
|
TARİHİ ÇEŞMELER DÖKÜLÜYOR
Tarihi dokusu, kültür ve turizm miraslarıyla dikkat çeken Adıyaman'da yüzyıllar önce yapılan çeşmeler, çöplük olarak kullanılmaya başlandı.
Muslukları kırılan ve bakımsızlıktan çürümeye bırakılan tarihi çeşmeler, alkol ve madde bağımlılarının uğrak yeri olmaya başladı. Mara Mahallesi Hacı Abuzer Caddesi üzerinde bulunan tarihi iki çeşme restore edilmeyi beklerken, duvarlarında yer alan eski yazılar çeşmelerin tarihini ortaya koyuyor.
Tarihi çeşmelere sahip çıkılmasını isteyen vatandaşlar, yıkılan çeşme duvarlarını gösterip Adıyaman'ın tarih kenti olduğunu belirterek, bu tür tarihi eserlere değer verilmesini istediler. Öte yandan bazı mahalle sakinleri, bir çeşmenin tamamen kuruduğunu açıklarken, kurumak üzere olan diğer bir çeşmeye gelen suyun ise mahalle sakinleri tarafından borular yardımıyla eve çekildiğini iddia ettiler. Adıyaman Kent Haber, 18.07.2009 |
|
|
ARKEOLOJİK KAZI
Ilısu Barajı yapımı öncesi bölgedeki yüzey araştırmalarının bitirilmesi, tespit edilecek tarihi alanlarda arkeolojik kazıların gerçekleştirilmesi ve bölgenin tarihinin ortaya çıkarılması için 2009 yılı içinde Batman'ı çevrelen akarsular kıyısında bulunan alanlarda 4 arkeolojik kazıya başlandı.
Batman Merkez'e bağlı Oymataş Köyü'nde bulunan Kuriki Tepe kazısı törenle başladı. Törene katılan Batman Vali yardımcısı Aziz Mercan, Kültür ve Turizm İl Müdürü Selahattin Ortaboy, Kazı Başkanı Yrd. Doç. Elif Genç tarafından ilk kazmaların vurulması ile kazılara başlandı. Kazı çalışmalarına 12 kişilik akademisyen ve öğrenci grubu katılıyor. Dicle Nehri ve Batman Çayı'nın birleştiği yerde bulunan Kuriki Höyüğü uzmanların verdiği bilgiye göre MÖ 2000 yıllarına ait. Uzmanlar, Kuriki Höyüğü'nün Dicle Vadisi'nin başlangıç noktasında bulunması nedeniyle tarihi anlamda burada devam eden yaşamın stratejik anlamda çok önemli olduğunun elde edilen bulgulardan anlaşıldığını söylediler.
Kuriki Höyüğü'nde kazı çalışmalarının başlaması nedeniyle ilk kazmayı vuran Vali Yardımcısı Aziz Mercan, "Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan izin alarak ekibi ile birlikte buralara kadar gelerek çalışmalarını yürütecek olan Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Yrd. Doç.Dr. Elif Genç ve öğrencileri başta olmak üzere, ekip üyelerinin tümüne teşekkür ediyorum. Bütün kazı ekibine başarılar diliyorum. Kazı çalışmalarının devam edeceği süre içerisinde Valilik olarak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzce kendilerine her türlü lojistik destek sağlanacaktır" dedi. Batman Kent Haber, 15.07.2009 |
|
![]() |
|
| Hierapolis - Tiyatro (G. Bell - Nisan) |
...1907
|
![]() |
|
|
12 - 18 Temmuz 2009 |
|
|
CEMİLE SULTAN YALISI YENİDEN İNŞA EDİLECEK
Padişah Abdulmecid’in 37 çocuğundan biri olan Cemile Sultan’a hediye ettiği ancak 1952 yılında elektrik kontağından çıkan yangında tamamen kül olan Kandilli’deki Cemile Sultan Konağı yeniden inşa ediliyor.
Orijinaliyle birebir aynı mimaride yapılacak konak 10 milyon dolara mal olacak. Cemile Sultan Korusu Genel Müdürü Levent Can Ülfer, “Elimizde konağın projesi var. Ayrıca 1940’lı yıllarda yayımlanan filmlerden konakla ilgili pek çok ipucu elde ettik. Bir-iki yıla kadar tamamlamayı planladığımız konakta üyelere yönelik spor salonları, kafeler, restoranlar ve toplantı organizasyonları yapacağız” dedi. Ülfer şöyle konuştu:
Boğaz mavisi ve yeşili bir araya getiren 100 dönümlük koru, romantik dokusuyla düğünlerin de aranılan mekânlarından biri. Milliyet, 18.07.2009 |
![]() |
|
|
KÜLTÜR BAKANI İÇİN AÇIK HAVA MÜZESİ
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın bugün Balıkesir’in Erdek İlçesi’ne yapacağı ziyaret öncesi, Kyzikos kazılarında çıkarılan ve uzun süredir ilçenin değişik yerlerinde duran tarihi eserler, gece yarısı operasyonuyla Hükümet Konağı bahçesinde toplandı.
Bakan Günay’ın gezisi öncesi Erdek’e gelen Kültür ve Turizm Balıkesir İl Müdürü Neriman Özaydın, Kyzikos Antik Kenti’nden çıkarıldıktan sonra ilçenin çeşitli yerlerine taşınan tarihi eserlerin bir arada toplanması için hazırlıklara başladı. Hükümet Konağı yanındaki 400 metrekarelik alan eserlerin toplanacağı bölge olarak seçildi. Beton kaideleri hazırlanan 31 tarihi eser, gece yarısına kadar süren çalışmalarla yerlerine konuldu.
Eserler arasında 3’üncü yüzyıldan kalma sütun tamburları süslemesi, aslan başlı su olukları, çeşmenin yarım kalan kubbesi, sunaklar ve lahitler bulunuyor. Milliyet, 18.07.2009 |
|
BAVULUNDA TARİHİ ESERLE YAKALANDI
Ankara ve Samsun karayolunda Yahşihan İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri durdurdukları bir otobüsteki yolcunun valizinde tarihi eser olduğu belirtilen bronz heykel buldu. Bronz heykeli Ankara’ya satmaya götürdüğü tespit edilen 55 yaşındaki A.S. gözaltına alınarak sorgusundan sonra mahkemeye çıkarılmak için Kırıkkale Adliyesi’ne sevk edildi. Bronz heykel Ankara’da incelenmek üzere müzeye gönderildi. Hürriyet Ankara, 18.07.2009 |
|
|
"İSTANBUL'DA BİR DENİZCİLİK MÜZESİ KURULSUN"
Türkiye'de denizcilik tarihi üzerine çalışan Prof. İdris Bostan, deniz imparatorluğu olan Osmanlı'nın bu konudaki zenginliğini ve gelişmişliğini anlatan bir deniz müzemizin olmadığından yakınıyor. Bostan, UNESCO'nun ilan ettiği 2009 Katip Çelebi yılında da henüz elle tutulur bir çalışma olmadığını söylüyor.
Osmanlı bir kara imparatorluğu olmanın yanında muazzam bir deniz gücüne sahipti. 'Bahr-i Frenk ve Mağrib ve Hind'de gemiler yürüten sultanlar, 'sultan-ı berreyn ü bahreyn' olarak anılırdı. Osmanlı'nın denizciliğe verdiği önem henüz yeterince kavranabilmiş değil. Bugün öyle bir hazinenin üzerindeyiz ki bu gözle görülür hakikati söylemek keramet olmasa gerek. Osmanlı denizciliğine dair 'Batı' menşeli aslı astarı olmayan sözleri bir yana bırakırsak denizi velinimet olarak görmüş bir milletiz. Hal böyleyken bu köşeye büzülmüş hakikatin peşine düşen bir elin parmağını geçmeyecek kadar araştırmacı var.
Türkiye'de denizcilik tarihi denilince ilk akla gelen isimlerin başında İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İdris Bostan geliyor. Üniversitede hocasının teşvikiyle denizlere dalan Bostan'ın coşkusu zamanla bir tutkuya dönüşür. Ufku üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye'yi aşarak Venedik'te, İtalya'da seyr ü sefere çıkar, yeni belgelerin, farklı bakışların izini sürer. Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın deyişiyle Bostan'ın Osmanlı denizciliği üzerine kaleme aldığı araştırmalar ve makaleler çuval dolduracak sayıda. Bu eserleri görünce Osmanlı deniz gücünü ihmal ettiği, denize sırtını çevirdiği gibi sözlerin ne kadar boş olduğunu anlıyorsunuz. En son 'Adriyatik'te Korsanlık' (Timaş Yayınları) adlı kitabını geçtiğimiz günlerde sulara bırakan İdris Bostan'ın dilinden düşmeyen ve her gittiği yerde yıllardır dillendirdiği bir arzusu var: Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezî deniz üssü Haliç'teki Tersane-i Amire'de, bir İstanbul Denizcilik Müzesi'nin kurulması. İdris Bostan, "Denizciliğe çok önem veren bir Osmanlı'nın şanına uygun bir denizcilik müzemiz yok." derken durgun bir deniz gibi. Ama içindeki med cezirler bu müzenin kurulması için ne denli çabaladığını ele veriyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti'ne doğru yola koyulan İstanbul, bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi bir müzeyi çoktan hak ediyor. İstanbul'da Osmanlı denizciliğini temsil eden çıtası yüksek bir müze kurulması gerektiğini söyleyen Bostan, "Haliç'teki Tersane-i Âmire tarihî süreç içinde pek çok tahribata uğramasına rağmen bugün bu tersaneden günümüze intikal eden hâlâ önemli yapılar ve eserler var. Denizciliğe gösterilen ilgiyi artırmak, genç nesillere deniz sevgisini aşılamak için en uygun ortam, bu mekânlarda tarihî hüviyetine uygun oluşturulacak bir müze ile sağlanabilir." diyor.
Her şey bu kadar bulutlu değil tabii. İdris Bostan, Deniz Müsteşarlığı ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde İstanbul Denizcilik Müzesi'nin kurulması için bir kurul oluşturulduğunun müjdesini veriyor. Bostan, "Haliç Tersanesi'nde bir müze için 2010'a yetiştirilmek üzere başlanmış olunabilirdi." diyor ve ekliyor: "Ama bir müze kurmak bir senelik, beş senelik bir şey değil. Osmanlı denizciliği bu ölçeğe sığacak kadar küçük değil."
Bostan, Osmanlı'nın denizcilikte teknolojiyi ne kadar yakından takip ettiğini anlatırken Batılı tarihçilerin Osmanlı'ya yanlı bakışına işaret ediyor. Kimi Avrupalı tarihçilerin ise biraz daha 'vicdanlı' davranarak Osmanlı kaynaklarına ulaşamadan yazılan Akdeniz tarih kitaplarının eksik kalacağını söylediğini hatırlatan Bostan, şu sıralar Akdeniz tarihçiliğinin Osmanlı ayağını talebeleriyle birlikte tamamlamaya çalışıyor.
"Çoğu şeyi aceleye getirdiğimiz gibi 2009 Katip Çelebi Yılı da aceleye geldi. O insanlar bu basitliği hak etmiyorlar. Ya işimizi doğru yapmalıyız ya da yapmayıp beklemeliyiz, en azından onları karartmamış oluruz. Deniz Müsteşarlığı olarak Kâtip Çelebi'nin Tuhfetü'l-Kibâr fi Esfâri'l-Bihâr adlı eserini yayımladık. Vefa borcunu biz biraz ödemiş olduk. Lakin bunlar yeterli değil. Batı'da çok önceleri tanınmış Kâtip Çelebi adına bir enstitü kurulmalı, filmler yapılmalı." Zaman, Haber: Musa İğrek, 18.07.2009 |
|
|
TROİA KAHRAMANI HEKTOR İÇİN HEYKEL
Çanakkale'nin İntepe beldesinde Truva Savaşı'nın kahramanlarından Hektor'un heykelinin yapımı için çalışma başlatıldı. İntepe Belediye Başkanı Alaaddin Özkurnaz, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim elemanı ve heykeltıraş Seyhan Boztepe'nin direktörlüğünde, Hektor'un mermer heykelinin yapım çalışmalarının başladığını belirterek, ilgili çalışmaların yaklaşık bir ay içerisinde tamamlanacağını ifade etti. Sabah, 18.07.2009 |
|
![]() |
HALFELİK MEZARLIĞI ZİYARETE AÇILACAK
Tarihi Halfelik Mezarlığı, atıl ve bakımsız durumundan kurtarılacak. Sivas Belediyesi, şu an defin yapılmayan tarihi Halfelik Mezarlığı’nı düzenleyerek ziyarete açmak için çalışma başlattı. Bu kapsamda Halfelik Mezarlığı’nda şu an fotoğrafla çalışması yapılıyor. Daha sonra ise mezarlık içerisinde peyzaj çalışması yapılacak. Yapılacak çalışmaların ardından Halfelik Mezarlığı, düzenli bir hale getirilerek halkın ziyaretine açılacak. Halfelik Mezarlığı düzenleme işinin 2010 yılında tamamlanması planlanıyor.
Belediye yetkilileri, Halfelik Mezarlığı’nı düzenlemek için çalışmalara başlayınca hangi mezarda kimin yattığını ve mezar yerlerinin kayıtlı olduğu defin defterinin kayıp olduğu ortaya çıktı. Mezar yerlerinin ve kime ait olduklarının tespiti noktasından oldukça önemli olan defin defterinin kayıp olması, mezarlıkta yapılacak olan düzenleme işini zorlaştıracak. Kitabesi olan mezarların tespiti yeniden yapılacak olurken kitabesi silinmiş olanlar ise akademik destekle ortaya çıkarılacak. Bu zorluğu akademik destekle aşmak isten Belediye yetkilerine Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi Faruk Aburşu yardım edecek.
Sivas Hürdoğan, 17.07.2009 |
|
FİLİN ATALARI BURDUR'DA BULUNDU
Fosil bakımından çok
zengin olduğu bildirilen Elmacık Köyü'nde kazı
çalışmaları, 20 üniversiteli öğrencinin de
katkısıyla Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ)
Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Nurettin Kahraman başkanlığında sürdürülüyor. Radikal, 17.07.2009 |
|
|
TARİHİ KONAK SAHNESİ 82 YIL SONRA ONARIMDA
İzmir Devlet Tiyatrosu, 82 yaşındaki emektar Konak Sahnesi'ni yeniliyor. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı yapılmadan önce denize bitişik olan görkemli bina, inşa edildiğinden bu yana ilk kez tepeden tırnağa onarımdan geçiriliyor.
Yeni Asır, Haber: İlker Çoban, 17.07.2009 |
![]() |
|
BALIK DEĞİL 30 BİN YILLIK MAMUT
Rusya’nın Ural bölgesinde balık avına çıkanlar bir sürprizle karşılaştı. Tura Nehri’nde “rast gele” diyen yurttaşların ağına balık değil bir mamut kafatası takıldı. 100 kilo ağırlığındaki kafatasının çıkarılması için iki gün kazı çalışması yapıldı. İlk incelemelere göre iskeletin yetişkin erkek mamuta ait olduğu belirlendi. Mamutların Tura Nehri kıyısında 30 bin yıl öncesinde bulundukları belirtiliyor. Bilim adamlarından oluşan bir ekip bölgede yeni kazılar yapmak için çalışmalara başladı. Ekibin mamuta ait iskelete ve fildişine rastlamaları umuluyor. Rusya’da 2007 yılında da Yamal Yarımadası’ndaki bir nehirde 37 bin yıllık olduğu belirlenen donmuş mamut yavrusu bulunmuştu. Bir yaşında dişi yavruya ait mamut fosiline “Luba” adı verilmişti. 85 santimetre ve 50 kilogram ağırlığındaki mamutun vücudu, kürkü, gözleri ve hortumu neredeyse hiç bozulmamıştı. Evrensel, 17.07.2009 |
|
![]() |
KAPANCA İÇİN YENİ BİR UMUT
İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan’ın seçim vaatleri arasında bulunan “Tarih Koridoru Projesi” başlatıldı. İzmit Belediyesi sınırları içinde gerçekleşecek çalışma kapsamında 100’e yakın tescilli yapı, bunların içinde bulunan 80 civarındaki sivil mimarlık örneği, 15 anıt yapı ve çeşmenin etaplar halinde restorasyonları yapılacak. Tarih Koridoru Projesi 3 yıl içinde tamamlanmış olacak.
Özgür Kocaeli, 17.07.2009 |
|
TARİHİ KARAHALLI KONAK RESTORE EDİLECEK
Uşak'ın Karahallı
İlçesi'nde 120 yıllık geçmişi olan iki katlı tarihi
konak, belediye tarafından restore edilecek
Haber Ekspres, 17.07.2009 |
|
|
AYASOFYA'YA 'IŞIK'
TUTTU, GÜL'ÜN KONUTUNU AYDINLATTI
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Aydınlatma ve Enerji Müdürlüğü’nün düzenlediği yarışmada, Sultanahmet Camii ve Ayasofya Müzesi’nin yeni aydınlatma tasarımını İtalyan iGuzzini ve Tepta Aydınlatma kazandı.
Tepta Aydınlatma’nın ortaklarından Robi Ebeoğlu, “6 tarihi eserin aydınlatma tasarımı için yarışma açıldı. Biz, Sultanahmet Camii ve Ayasofya Müzesi’nin aydınlatma tasarımını kazandık. Hazırladığımız tasarım, Anıtlar Kurulu’ndan da geçerse bizim tasarıma göre aydınlatma ihalesine çıkılacak. Tasarım bizim olduğu için nihai ihaleyi de kazanacağımızı umuyoruz. Eskiden 8 - 10 projektörle ışıklandırma yapılabileceği sanılırdı. Ancak bu çok hassas bir konu. İlk defa işin ciddiye alındığını görüyoruz. Bilinçli yarışmalar yapılıyor. Diğer tüm eserlerin aydınlatmasına da talip olacağız” dedi.
“Tepta’ya ortak olmadan American Express Türkiye Genel Müdürü’ydüm. Ancak paranın hayatımda amaçtan çok, araç olmasını istiyordum. Ayrıca arkamda görsel eserler bırakmayı hayal ediyordum. Aydınlatmada İtalyan iGuzzini dünyanın en büyüklerinden. İtalya adeta açık hava müzesi olduğundan tarihi eser aydınlatılmasında da çok iddialılar.
Milliyet, Haber: Serkan Arman, 17.07.2009 |
|
|
Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam): İKİBİN(S)ON |
|
|
2010'UN BİLİNMEYEN
PROJELERİ
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti sürecinde bugüne kadar hep belli başlı projeler konuşuldu ve tartışıldı. Şimdiye kadar 60'ı tamamlanan projeler arasında Sur-i Sultani Master Planı, AKM Yenileme Projesi, Topkapı Sarayı Mutfaklar ve Harem Yapıları Restorasyonu, Ayasofya Restorasyonu, Theodosius Limanı Çevre Düzeni ile Masumiyet Müzesi'nin adı sıkça geçti. Oysa İstanbul 2010 sürecini yöneten ajansa 1.990 proje teklifi geldi ve bunlardan 281'inin kabul edildiği geçtiğimiz günlerde açıklandı. Ajans, yasası gereği bütçesinin yüzde 70'ini kentsel projelere ayırmak zorunda. İstanbul'un çehresine yenilikler ekleyecek kentsel projelerin yanında, şehrin kültür sanat hayatına ve birikimine katkı sağlaması düşünülen pek çok projenin çalışmaları sessiz sedasız devam ediyor.
Artistik komitelere sunulan projelerin isimlerinin ve özetlerinin okuyanları ilk başta çok fazla heyecanlandırdığı söylenemez. Ancak bu çalışmaların geri dönüşümleri uzun vadede belli olacağından bekleyip görmek gerekiyor. Özellikle kültür sanat alanında kabul edilen projeler arasında İstanbul'un geçmişi ve geleneğiyle ilgili proje sayısının azlığı dikkat çekici. Bu durum eleştiri konusu olsa da ajansın proje değerlendirmeleri halen devam ettiği için bu konudaki gelişmeler merakla bekleniyor. İşte İstanbul 2010'da kabul edilen 281 projeden bazıları: İstanbul Masalları: Mehmet Halit Bayrı'nın evrakı arasında bulunan ve daha önce yayınlanmamış İstanbul Masalları yeniden düzenlenerek basılacak.
Sanatçılar Buluşuyor: Avrupa'nın İstanbul kardeş şehirlerinden sanatçılar, İstanbul temalı eserler yazmak üzere davet edilecek. Konuk sanatçıların, Türkiyeli sanatçılarla aynı atölyeleri paylaşarak diyalog ve üretime girmeleri sağlanacak.
Uluslararası Roman Yarışması (5 Dilde 5 İstanbul): Ciddi anlamda ödeneği ve ödülü olan uluslararası bir roman yarışması düzenlenecek. Uluslararası üne sahip yazarların ilgisini İstanbul'a çekmeyi amaçlayan yarışmada dereceye giren ve yayınlanmasına karar verilen eserler değişik dillere çevrilecek.
Yaşayan Kütüphane: Aynı kentte birlikte yaşadığımız kişilere ve gruplara karşı ayrımcılığa yol açan önyargıların tespit edilmesine ve yapıcı diyaloglarla bunların giderilmesine imkan sağlayacak yaşayan bir kütüphane oluşturulacak.
Yeni Metin Yeni Tiyatro: Yeni tiyatro eserlerini tanımayı, tartışmayı, yenilerinin yazılmasını teşvik etmeyi amaçlayan projenin faaliyetleri arasında yerli ve yabancı oyun okumaları ve atölyeler de yer alıyor.
Sanatın Anadolu Aydınlanması: Anadolu'daki imkanları kısıtlı üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerine açılım sağlanması, İstanbul'la Anadolu arasında köprü kurulması ve çeşitli sanat dallarının sergilenmesi amaçlanıyor.
İstanbul Otherwise: Uluslararası alanda tanınmış yedi Türk sanatçı, İstanbul'u ve Türk kültürünü temsil eden objeleri yeniden yorumlayarak tasarlayacak.
Kadıköy Haldun Taner Sahnesi Restorasyonu: Haldun Taner Sahnesi'nde yapılacak restorasyon çalışması ile, yoğun olarak kullanılan sahne binasının sonradan eklenen işlevsel yüklerden arındırılması ve depreme karşı güçlendirmesi amaçlanıyor.
Galata Mevlevihanesi Halet Efendi Kütüphanesi, Halet Efendi Türbesi, Şeyh Galip Dede Türbesi Restorasyonu: Devrinin kültürünü ve sanatını yansıtan en önemli kurumlardan biri olan ve 1975 yılında müze olarak hizmete açılan Galata Mevlevihanesi, kapsamlı restorasyon çalışmaları ile yenilenecek.
İstanbul Adalar Müzesi: Yerel ve idari yönetimin desteğiyle ve Adalar Vakfı'nın öncülüğünde bir kent müzesi oluşturularak bunun çevresinde tüm adaları kapsayan etkinlikler gerçekleştirilecek. İstanpoli: Misafir sanatçıların kendi hikayelerinin, İstanbul'a ait ve İstanbul'da yaşayan insanların hikayelerinin anlatıldığı beş ayrı yapım gerçekleştirilecek. Proje, bu yapımların gösterimlerini, misafir sanatçıların İstanbullularla yapacağı atölye çalışmalarını ve tüm süreci belgeleyecek DVD- kitap üretimini de kapsıyor.
Beyazperde Kitabı: İstanbul filmleri üzerine bugüne kadar benzeri Türkçede görülmeyen bir inceleme örneğiyle oluşturulacak kitap projesi.
Açık Şehir İstanbul - 2010: Açık Radyo tarafından, İstanbul'un 2010 yolculuğunu anlatmak, 2010 yılı etkinliklerini mikrofonlara taşımak ve 2010 sürecinin sesli belleği olmak üzere 156 radyo programı yapılacak.
Bir İstanbul Bahçesi: Ali Nihat Gökyiğit Vakfı'na ait Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi içinde, İstanbul'un biyolojik çeşitliliği ve Osmanlı bahçe kültürünün sergilenmesine yönelik peyzaj düzenlemesi gerçekleştirilecek. Bu düzenlemede İstanbul 2010 AKB logosu da kullanılacak. Zaman, Haber: Ali Pektaş, 17.07.2009 |
|
|
İSTANBUL 2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ AJANSI KAMUOYUNU BİLGİLENDİRDİ Yapı, 13.07.2009 |
|
|
"PEMBE KÖŞK 2001'DEKİ TADİLATTA ZARAR GÖRDÜ"
Atatürk’ün 1932 yılından itibaren vefatına kadar ikametgah ve çalışma ofisi olarak kullandığı Çankaya Yerleşkesi içindeki Pembe Köşk’ün 2001 yılında yapılan tadilat nedeniyle ciddi zarar gördüğü ve uzmanlar tarafından ikametgah olarak kullanılamayacağı tespitinin yapıldığı açıklandı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ikamet olarak kullandığı Dışişleri Konutu’nun protokolle Cumhurbaşkanlığı’na devredilmesi nedeniyle de, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na aylık 20 bin dolara bir villa kiralandığı belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül’ün döneminde Pembe Köşk’ün bazı yanlış uygulamalar yüzünden yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığı kaydedildi. Açıklamada, tadilatın 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde yapıldığı belirtildi. Milliyet, 17.07.2009 |
![]() |
|
EN ÇOK KAZI YAPILAN İL
Şanlıurfa'nın "Yeryüzü coğrafyasında önemli, özel ve kadim şehirler vardır" diyen Şanlıurfa İl Kültür Turizm Müdürü Selami Yıldız, "Bu şehirler geçmişten günümüze tarih, bilim, hukuk, inanç, kültür, sanat, edebiyat, medeniyet, uygarlık gibi insanlık kültürünün oluşumuna ve gelişimine mekan olmuş önemli merkezlerdir. Bu şehirler doğuda Mekke, Medine, Kudüs, İskenderiye ve Urfa, Batıda ise Atina ve Roma'dır. Şanlıurfa kadim bir şehirdir, yani kuruluş tarihi kesin olarak tespit edilemeyen en eski şehirlerden biridir. Rivayetlere göre Hz. Adem eşi Hz. Havva ile birlikte hayatının bir evresinde gelip bu bölgede yerleşmiş ve ilk buğdayı Harran ovasında ekerek çiftçilik tarihini buradan başlatmıştır. Ünlü tarihçi Ebul Farac'a göre Şanlıurfa, Nuh tufanından sonra kurulan ilk şehirlerden biridir" dedi.
"Geçmişten günümüze il genelinde yapılan arkeolojik
araştırmalar, günümüzden 11 bin 500 yıl öncesinde bu
bölgede yerleşik bir hayatın olduğunu bilimsel
olarak kanıtlamaktadır" diyen Yıldız, "Balıklıgöl'ün
yanı başında yapılan kazılarda ortaya çıkan ve
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen '11 bin
500 Yıllık Dünyanın En Eski Heykeli' şehir
merkezine, 17 kilometre mesafedeki Göbeklitepe'de
ortaya çıkan '11 bin 500 Yıllık Dünyanın En Eski
Tapınağı', ayrıca keşfedilmeyi bekleyen birçok yer
aynı tarihe ait en önemli kanıtlarıdır. Şanlıurfa
merkezdeki Halil'ür-Rahman Gölü'nün yanı başında
gecekondular altında kalan Edessa Kenti, arkeolojik
araştırmaları beklemektedir. Edessa Kentinin
tamamında erken Roma dönemine ait mağara mezarlar,
bu mağaralarda kayaya oyulmuş Süryanice ve Gerekçe
yazılar, rölyef ve mozaikler bulunmaktadır.
Şanlıurfa il genelinde, bir müzeye sığmayacak kadar,
keşfedilmeyi bekleyen birçok mozaik vardır. Bu antik
kent sınırları içerisindeki Halepli Bahçede 2007
yılında yapılan kazılarda
Harran-Eyyub Nebi turizm yolu güzergahı üzerindeki tarihi Harran şehri, 8 kilometrelik şehir suru, sur içindeki gözetleme kuleleri, 6 adet şehir kapısı, İslam mimarisinin en eski yapısı Harran Ulu Camii, Harran Üniversitesi, gök cisimlerini incelemek için gözetleme kulesi, 3 katlı iç kalesi, dünyada başka örneği olmayan konik Harran evleri ve MÖ 7000 yılına kadar uzanan arkeolojik kazı alanı hala ayakta durmakta ve direnmekte olduğu belirtildi. "Harran şehri girişindeki Şeyh Hayat El-Harrani Türbesi, Hz. Yakub Kuyusu ve Harran şehri çıkışındaki İmam Bakır Türbesi Harandaki kültürel mirasa artı değerler katmaktadır" diye konuşan Yıldız, "Bu yüzdendir ki, Harran 'Dünya Kültür Mirası'na girmesi gereken çok önemli bir kenttir. Yine bu güzergah üzerindeki Hanel Barur Kervansarayı, Bazda Mağaraları, Çoban Mağaraları, Güneydoğu'nun Efesi olarak tanımlanan ve ismini Şuayb peygamberden alan Şuayb Antik Şehri, Yıldız, Ay, Güneş ve gezegenlere tapınmanın yaşandığı önemli bir kült merkezi olan Sogmatar Antik Şehri, Şuayb Antik Şehri'ndeki Hz. Musa Kuyusu ve güzergahın devamındaki Çimdin Kale, Kızlar Sarayı ile Hz. Eyyub peygamberi ve eşi Hz. Rahme'yi, Hz. Elyesa peygamberi bağrında saklayan Eyyub Nebi beldesi en önemli turistik yerlerdir" dedi.
Hz. İbrahim'in soyundan gelen Hz. Eyyub Şam diyarından gelerek Eyyubnebi Beldesi'ne gelip yerleşmiş bu bölgede sabrın sultanı olmuş, vefatının akabinde bu beldeye defin edilmiştir. Hz. Eyyub peygamberi görmeye gelen Hz. Elyasa, Hz.Eyyub'a ulaşmaya ramak kala O'nu göremeden Eyyubnebi beldesinde vefat etmiş ve bu beldeye defn edilmiştir. Hz. Musa Mısır'da bir Kıpti'yi öldürüp kaçtığında gelip sığındığı yer Şuayp Antik Şehri olmuştur. Hz. Musa, Şuayb peygamberin yanında kalarak çobanlık etmiş ve ünlü asasını Şuayb peygamberden alarak buradan Tur Dağına çıkmıştır. Hz. İsa bu şehri kutsamış, önem verdiği bu şehre havarilerinden Aday'ı göndererek, Hıristiyanlığın bu bölgede yayılmasını sağlamıştır. İnanç önderlerini bağrından çıkaran bu şehir, yani Urfa, peygamberlere izafe edilen makamları ile tarih boyunca 'Peygamberler Şehri' veya 'Peygamberler Diyarı' adıyla anılmıştır. Şanlıurfa, kültür ve inanç turizminde dünyanın en önemli şehirlerinden biridir. Şanlıurfa, ilkel dinlerden, çok tanrılı dinlere ve tek tanrılı dinlere uzanan bir yelpazede pek çok inanca ev sahipliği yapmıştır. İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik tarihindeki peygamberlerin birçoğu bu topraklarda yaşamış, dinlerini bu topraklarda evrenselleştirmeye çalışmış, kutsal kitaplarda yer alan öykülerin birçoğu da bu topraklarda geçmiştir.
Şanlıurfa semavi dinlere ait önemli eserleri ve tarihi değerleri bir arada barındıran en önemli şehirlerden biridir. Üç dinin huzur içerisinde yüzyıllarca bir arada yaşadığı dünyadaki nadir şehirlerden biridir. Museviler açısından Urfa, Hz. İbrahim, Hz.Yakup ve Hz. Musa'nın yaşadığı topraklar olması dolayısıyla Arz-ı Mevdut yani Hz. İbrahim'den dolayı vaat edilmiş topraklar içersinde kalan en önemli merkezlerden biridir; Hıristiyanlar açısından Urfa, Hz. İsa'nın Kutsadığı bir şehirdir. Hıristiyanlar açısından en kıymetli emanet olan 'Kutsal Mendil' Urfa'ya aittir. Yine Hıristiyanlar açısından Urfa, Hıristiyan tarihinde ilk Krallık, ilk kilise, ilk İncil, ilk kilise müziğidir. Müslümanlar açısından Urfa, İbrahimi ve Eyyubi bir şehirdir. Dünyada seyahat eden binlerce turistin manevi boşluk ve arayışlarda olması, kutsallıkla birleştikleri noktalarda dualarının daha büyük bir anlam kazanacağını hissetmesi anlamında Şanlıurfa önemli bir cazibe merkezidir. Şanlıurfa, sahip olduğu kültür ve turizm potansiyeliyle adeta uyuyan bir devdir. Üç dinin kutsalı arasında yer alan ve peygamberlerinin efsaneleriyle iç içe yaşayan Urfa, İbrahim Peygamberin cömertliği, Eyyüp peygamberin sabrı, Yakup ve Musa Peygamberin aşkını, İsa Peygamberin kutsal mesajını yüzyıllar ötesinden günümüze taşıyan din, dil, ırk, kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, kaynaştığı, bir hoş görü şehridir" dedi. Şanlıurfa Kent Haber, 16.07.2009 |
|
|
|
TARİHİ ESERLERE 2011 MAKYAJI
Erzurum’da 2011 Dünya Üniversite Kış Oyunları öncesi hazırlıklar devam ederken, tarihi eserler de elden geçiriliyor.
Erzurum Kent Haber, 16.07.2009 |
|
BU KÜLLİYE CAZİBE
MERKEZİ OLACAK
Yaklaşık 3 milyon TL ödenekle yeniden ihtişamlı günlerine kavuşturulmak istenen külliyede, restorasyon çalışmalarının en geç 2010 yılının bahar aylarında tamamlanması hedefleniyor.
Konya Vakıflar Bölge Müdürü İbrahim Genç, Mimar Sinan'ın önemli eserlerinden olan ve 1574 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan, içinde bölgenin en büyük hanlarından birini barındıran yapının, özellikle han kısmında geçmişte kullanıcı bulunmadığı için önemli tahribatlar oluştuğunu kaydetti.
Han kısmı uzun zamandır kullanılmadığı için yapının bu durumdan olumsuz etkilendiğini anlatan Genç, külliyenin yeniden ayağa kaldırılması için başlatılan restorasyon çalışmalarının aralıksız sürdüğünü söyledi.
Genç, restorasyon çalışmasıyla, cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşan külliyeyi yeniden ihya edeceklerini belirterek, şunları kaydetti: ''Restorasyonun ardından külliyeyi, ticari ve kültürel amaçlı olarak kiraya vereceğiz. Osmanlı döneminde olduğu gibi külliye, yeniden cazibe merkezi olacak. İlk olarak kültürel amaçlı kullanıcılara kiralamayı düşünüyoruz. Bununla birlikte külliyeyi, market, kafetarya, lokanta ve toplantı salonu gibi ticari amaçlı kullanıma da açacağız. Kullanıcının isteğine göre tarihi dokuya bağlı kalarak, bazı tadilatlar da yapabiliriz. Birçok dükkanın faaliyette bulunduğu kapalı ve açık çarşıda da çalışmalar yapıyoruz. Restorasyon tamamlandığında tarihimize yakışır bir görüntü ortaya çıkacak.''
Külliye'nin içerisinde var olduğu düşünülen hamamın da araştırıldığını belirten Genç, ''Eğer hamama ulaşırsak burayı da restorasyona dahil edip en kısa sürede kullanıma açacağız'' dedi.
Cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşan külliye, 1576-1584 yılları arasında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırıldı. Osmanlı külliyeleri içinde önemli bir yere sahip olan ve cami, sübyan mektebi, imaret, çarşı, iki han, fırın, mutfak, medrese, hamam, kütüphane, dükkanlar, şadırvan sebil, samanlık, odunluk, ve görevli odalarından oluşan külliye, dönemin önemli ilim ve ticaret merkezlerinden biri olarak kullanıldı.
Ancak vakıf sisteminin bozulmaya başlamasıyla külliyede, zamanla birtakım tahribatlar meydana geldi. Külliyenin arasta denilen çarşı kısmı, 1966 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tamir edilerek bugün de halen kullanılan kapalı çarşı haline getirildi. Ancak külliyenin diğer kısımları bakımsızlıktan harap bir görüntüye sahip oldu. Külliyenin bir bölümü, geçen yıllarda belediyenin kontrolünde depo olarak kullanıldı. Konya Hakimiyet, 16.07.2009 |
|
|
DOĞA TARİHİ MÜZESİ
KURULACAK
Kemaliyeli olan Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ali Demirsoy'un katkıları ile kurulan müzede başta Kemaliye olmak üzere Erzincan ve yurt genelinde yaşayan canlı türleri sergilenme fırsatı bulacak.
Erzincan Kent Haber, 16.07.2009 |
|
|
HÜNKAR KÖŞKÜ TÖRENLE AÇILDI
Bursa Büyükşehir
Belediyesi Hünkar Köşkü Sosyal Tesisleri törenle
hizmete açıldı. Törene katılan Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu da, 1996 yılında milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesapları İnceleme ve Denetleme Komisyonu Başkanlığı yaptığını, bu görevinde Milli Sarayları'nın da sorumluluğundan dolayı Hünkar Köşkü'nün restorasyonu için geldiğinde köşkü zor bulmasıyla ilgili anısını anlattı. Karapaşaoğlu, "O dönem Meclis Başkanımız Bülent Arınç bey buranın restorasyonuna çük büyük önem verdi. Ben bu açılış vesilesiyle Bülent beye Bursa halkı adına şükranlarımı sunuyorum" dedi. Bursa Olay, 16.07.2009 |
|
|
'UYGURLARIN UYGARLIĞI'NA
SALDIRI Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 16.07.2009 |
|
|
KIRMIZI ŞAPKALI KIZ KİMİN ESERİ
Ünlü ressam Johannes Vermeer’in, kızı Maria’yı resmettiği Kırmızı Şapkalı Kız portresinin aslında ressamın kızı tarafından yapılmış olabileceği iddiası ortalığı karıştırdı. Sanat tarihçisi Dr. Benjamin Binstock, geçen yıl yayımlanan Vermeer’in Aile Sırları: Deha, Keşif ve Bilinmeyen Çırak/Vermeer’s Family Secrets: Genius, Discovery and the Unknown Apprentice adlı kitabında Vermeer’in büyük kızı Maria’nın resim yeteneğine vurgu yaparak, onun boş zamanlarında babasına çıraklık yaptığını ve Kırmızı Şapkalı Kız portresinin Maria tarafından yapılmış olabileceğini iddia etti.
Taraf, 15.07.2009 |
![]() |
|
|
ŞİMDİ DE YAZIŞMA KRİZİ
Çanakkale’de, şehitliklerle savaş alanlarına gelen ziyaretçilere rehberlik yapmaları için zorunlu olarak verilen alan kılavuzları, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürlüğü’yle valiliğin arasını açtı. Milliyet, 15.07.2009 |
|
6 MÜZE "AVRUPA YILIN MÜZESİ" ÖDÜLÜNE ADAY |
|
|
83 MÜZE ÜCRETSİZ GEZİLECEK
Ücretsiz gezilecek müze ve ören yerleri tespit edilirken sayıları yüksek olmayanlar tercih edildi. Ücretsiz müzeler arasında çok gezilen hiçbir müze bulunmuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü tarafından uygulamaya konulan kararın söz konusu müze ve ören yerlerine olan ziyaret taleplerini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı yerli ziyaretçilerin müzeleri kolaylıkla ziyaret edebilmelerine imkan sağlamak için daha önce de Müzekart projesini uygulamaya geçirmişti. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) işbirliğiyle gerçekleştirilen projede 20 milyon liraya Müzekart alan herkes, Türkiye'deki 300'ü aşkın müze ve ören yerini bir yıl boyunca 20 YTL karşılığında dilediği kadar gezebiliyor.
Ücretsiz gezilecek müzelerden bazıları Adana Etnografya Müzesi, Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi, Söğüt Ertuğrul Gazi Müzesi, Bitlis Ahlat Müzesi, Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi, Çorum Boğazköy Müzesi, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Erzurum Arkeoloji Müzesi, Eskişehir Yunus Emre Müzesi, Kahramanmaraş Müzesi, Kars Müzesi, Konya Nasrettin Hoca Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Kütahya Çini Müzesi, Malatya Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Ürgüp Müzesi, Nevşehir Müzesi, Hacı Bektaş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Uşak Arkeoloji Müzesi, Van Müzesi, Yozgat Arkeoloji Müzesi. Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 15.07.2009 |
|
|
AUGUSTUS TAPINAĞI'NA BRÜKSEL MODELİ
Brüksel ziyareti sırasında tarihi bir duvarın nasıl koruma altına alındığına tanık olduğunu belirten Yavaş Ankaralıların her gün önlerinden geçtikleri ama yeni binalar arasında fark edilemeyen eşsiz güzellikteki mimariye sahip eserlerin ortaya çıkarılmasıyla Ulusun hem turistler hem de Ankaralılar için cazibe merkezi olabileceğini söyledi. Yavaş ayrıca "Sayın Bakan umarım yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Augustus Tapınağı ile ilgili somut adımlar atılmasını sağlar. Brüksel’de bu türden bir eser tamamıyla koruma altına alınarak orta bölümde bulunan boş alan mimarisine uygun bir yapı inşa edilirken, bizde kaderine terk edilmesi büyük üzüntü verici" diye konuştu. Hürriyet Ankara, Haber: Fatih Aktimur, 15.07.2009 |
|
|
TARİHİ HAMAMI SU BASTI
Amasya'da yaklaşık 15 dakika etkili olan yağmur yağışı sonrasında oluşan sel suları, tarihi Mustafabey Hamamı'nı bastı.
Amasya Kent Haber, 15.07.2009 |
|
|
LOUVRE MÜZESİ'Nİ ÇALINTI TÜRK ESERLERİ İHYA EDİYOR
Fransa'nın ünlü Louvre Müzesi, dünyanın dört bir yanından getirilerek sergilenen tarihi eserlerle ziyaretçi toplamaya devam ediyor.
Müzenin ilgi çeken eserleri arasında Ayasofya Cami Haziresi'nden yasadışı yollarla getirilen parçalar da yer alıyor. Kültür Bakanlığı, bu eserlerin Sultan II. Selim Türbesi girişinden çalındığını tespit etti ve iadelerini görüşmek üzere Eylül 2008'de Fransız yetkililerden toplantı talebinde bulundu. Ancak aradan geçen süre içinde Fransızlar, Türk tarafına herhangi bir tarih bildirmedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden Louvre'da sergilenen Sultan II. Selim Türbesi panolarının Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Paris'e kaçırıldığını tahmin ediyor. Yetkililer, çinilerin yanı sıra müzede Tralleis kökenli üç kadın başı heykelinin de bulunduğunu söylüyor. Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 15.07.2009 |
|
|
|
ESKİ BİNADA DEFİNE ARANACAK
Çanakkale'nin Gelibolu İlçesi'nde bulunan İl Özel İdaresi'ne ait eski kaymakamlık binasında Yunanlılardan kaldığı iddia edilen define aranacak.
Çanakkale İl Genel Meclis Başkanı Hasan Hüseyin Aytop, definenin aranması ile ilgili Ayhan Başaran, Erdinç Bezgen ve Yakup Pulukçu adlı kişilerin Valilik ve İl Kültür Turizm Müdürlüğü'ne başvurup izin istediğini belirterek, "Bu konuda gerekli yazı İl Genel Meclisi'ne geldi. Oylama sonunda İl Özel İdaresi'ne ait eski kaymakamlık binasında define aranmasına izin verildi. Bu bina tarihi özelliği olan çok eski bir bina. Yüzlerce yıl önce Gelibolu'nun "Gallipoli" olarak adlandırıldığı eski çağlarda Yunanlılardan kalan bir define olduğu iddia ediliyor. Define arama işlemleri binaya zarar vermeden yetkililerin gözetiminde yürütülecek. Define bulunması halinde ise belli oranı devlet, mal sahibi ve aramayı yapanlar arasında paylaşılacak" dedi. Çanakkale Kent Haber, 14.07.2009 |
|
AÇIK HAVA MÜZESİ EYLÜL'DE
Malatya Kültür ve Turizm Müdürü Derviş Özbay, Aslantepe Açık Hava Müzesi'nin Eylül ayında tamamlanacağını belirtti. Malatya Haber, 14.07.2009 |
![]() |
![]() |
ARKEOLOJİK KAZI
Ilısu Barajı yapımı öncesi bölgedeki yüzey araştırmalarının bitirilmesi, tespit edilecek tarihi alanlarda arkeolojik kazıların gerçekleştirilmesi ve bölgenin tarihinin ortaya çıkarılması için 2009 yılı içinde Batman'ı çevrelen akarsular kıyısında bulunan alanlarda 4 arkeolojik kazıya başlandı.
Törene katılan Batman Vali yardımcısı Aziz Mercan, Kültür ve Turizm İl Müdürü Selahattin Ortaboy, Kazı Başkanı Yrd. Doç. Elif Genç tarafından ilk kazmaların vurulması ile kazılara başlandı. Kazı çalışmalarına 12 kişilik akademisyen ve öğrenci grubu katılıyor. Dicle Nehri ve Batman Çayı'nın birleştiği yerde bulunan Kuriki Höyüğü uzmanların verdiği bilgiye göre milattan önce 2000 yıllarına ait. Uzmanlar, Kuriki Höyüğü'nün Dicle Vadisi'nin başlangıç noktasında bulunması nedeniyle tarihi anlamda burada devam eden yaşamın stratejik anlamda çok önemli olduğunun elde edilen bulgulardan anlaşıldığını söylediler.
Kuriki Höyüğü'nde kazı çalışmalarının başlaması nedeniyle ilk kazmayı vuran Vali yardımcısı Aziz Mercan, "Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan izin alarak ekibi ile birlikte buralara kadar gelerek çalışmalarını yürütecek olan Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Yrd. Doç Dr. Elif Genç ve öğrencileri başta olmak üzere, ekip üyelerinin tümüne teşekkür ediyorum. Bütün kazı ekibine başarılar diliyorum. Kazı çalışmalarının devam edeceği süre içerisinde Valilik olarak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzce kendilerine her türlü lojistik destek sağlanacaktır" dedi. Batman Kent Haber, 15.07.2009 |
|
GÜMÜŞHANE KONAKLARI TESCİLLENDİ
Gümüşhane Valisi Enver Salihoğlu, il genelinde 48 adet Gümüşhane Konağı’nın tescilinin yapıldığını, bu konaklardan 8’inin ilçelerde, 7’sinin merkeze bağlı Süleymaniye Mahallesi'nde, 33'ünün de kent merkezinde bulunduğunu belirterek, konakların turizme önemli katkılarda bulunduğunu açıkladı.
Kent
merkezindeki Özdenoğlu, Balyemez, Hasan Fehmi Ataç
konaklarının restore edilerek işletmecilere
kiralandığını, bu yolla turizmin hizmetine
sunulduğunu ifade eden Salihoğlu, restorasyonu
yapılan konaklardan sonra yeni bir anlayışın önünün
açıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
Mülkiyetinde bu tür konakları bulunan vatandaşları konuya duyarlı olmaya davet eden Salihoğlu, Gümüşhane'de koruma kültürünün gelişmesinin de şart olduğuna inandığını belirtti Turizm Gazetesi, 14.07.2009 |
|
|
SU ÇEKİLDİ, ORTAYA ÇIKTI
Malatya'da yıllarca
Karakaya Baraj Gölü'nün altında kalan tarihi Sultan
Murat Köprüsü'nün kalıntıları, suyun çekilmesiyle
birlikte ortaya çıktı. Malatya Haber, 14.07.2009 |
|
|
TEKİRDAĞ'DA TOPRAK ALTINDAN TARİHİ KENT ÇIKTI
Tekirdağ'da Ganos Dağı'nın eteklerinde MÖ 5000'de kurulduğu tahmin edilen kent bulundu.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Arkeolog Yrd. Doç.Dr. Zeynep Koçel Erdem, Kumbağ, Yeniköy, Uçmakdere ve Ganos Dağı üzerinde kırsal yerleşim alanlarını tespit etmek amacıyla çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Erdem, her yıl 10 kişilik arkeolog ekiple birlikte çalıştıklarını ve bölgedeki kalıntıları dikkatle incelediklerini ifade etti. Yüzey çalışması sırasında birden fazla kırsal kent buluntusuna rastlandığını belirten Erdem, Prehistorik döneme ait bir çanak parçasına rastladığını, antik kentin bulunmasına bu çanak parçasının ışık tuttuğunu söyledi. Bölgede antik mimari parçalar, kent bulguları ve işlenmiş taş bloklardan yapılan yol bulgularına rastladığını, iç kesim yerleşim yerinin çok büyük bir alanı kapsadığını anlatan Erdem, "İnanılmaz büyüklükte bir kentin toprak altında olduğunu gösteren tüm buluntuları elde ettik. Kentin, tarih öncesine ait olduğu yüzey araştırmasında çok açık görülüyor. Bölgede, Prehistorik dönem, Bizans, Traklar ve Romalılara ait çok sayıda kalıntı var." dedi. Erdem ve ekibi, bölgede eylül ayında yeni çalışmalar yapacak. Zaman, 14.07.2009 |
|
|
|
KAZILAR YENİDEN BAŞLADI
Amasya'nın Toklucak Köyü yakınlarında bulunan Oluz Höyük'te 2009 dönemi kazılarına başlandı.
Amasya Kent Haber, 14.07.2009 |
|
NEDİR BU BARAJ YAPMA İNADI? |
|
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI YAKALANDI
Ankara'da tarihi eser kaçakçılarına yönelik olarak düzenlenen operasyonda 2 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekiplerinin yaptığı çalışmalarda bazı kişilerin Çorum, Çankırı ve Yozgat'ta kaçak kazı yaparak elde ettikleri tarihi eserleri satmaya çalıştıkları belirlendi.
Mali polisinin düzenlediği operasyon sonucunda Fedai S. ve Osman Ö. gözaltına alındı. Zanlılarla birlikte metal kaplar, metal yüzükler, vazolar, Meryem ana figürleri, metal bileziklerden oluşan 71 parça tarihi eser ele geçirildi.
Zanlıların buldukları eserlerin değerinin 1 milyon dolar olduğu öğrenildi. Anadolu Medeniyetler Müzesi yetkilileri, kazıda bulunan eserlerin hepsinin orijinal olduğunu açıkladı.
Zanlıların ifadelerinde, "Biz bu işe alıştık. siz bizi serbest bırakın yine yaparız" dediği öğrenildi. Gözaltına alınan 2 zanlı çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. Ankara Kent Haber, 14.07.2009 |
|
|
KENT VE SANAT PROJESİ SANATI SANAL PLATFORMA TAŞIYOR Yapı, 14.07.2009 |
|
|
|
İKİ ÖREN YERİ ARTIK ÜCRETSİZ
Kültür ve Turizm
Bakanlığı, Manisa’daki Agiai ve Artemis Mabedi’ni de
ücretsiz gezilebilecek yerler kapsamına aldı. Milliyet, 14.07.2009 |
|
TİYATRO YAPILARI KENTLERİN SİMGELERİ Cumhuriyet, Yazı. Dikmen Gürün, 14.07.2009 |
|
|
WOOLF'A İLHAM VEREN DENİZ FENERİ SATILIYOR
İngiliz kadın yazar Virginia Woolf'un Deniz Feneri'ne Doğru adlı eserine ilham veren ünlü yapı ve yanındaki Uptown Towans kumsalı, tiyatro yararına yapılacak bir açık artırmada satışa sunulacak. Yazarın, çocukken birçok yaz mevsimini, söz konusu deniz fenerini gören bir sahilde geçirdiği biliniyor. Müzayedeciler, deniz feneri ve kumsalın açık artırmada 50 bin pounddan başlayan bir fiyatla satışa sunulacağını kaydederken, fener ve kumsalı satın alacak müşteriye, yapıyı ve araziyi kamuya açık tutmaya devam etme ve yeni binalar yapmama şartı getirildi. Müzayededen elde edilen gelir, edebiyat eserlerinden esinlenen tiyatro oyunlarına gelir sağlamak için harcanacak. Sabah, 14.07.2009 |
|
|
KALORİFER SİSTEMİ 2 BİN YIL ÖNCE KULLANILMIŞ
Çanakkale’nin Biga İlçesi'ne bağlı Kemer Köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti’ndeki Roma dönemine ait yaklaşık 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı bildirildi. 2006 yılında kalıntılarına ulaşılan villanın ısıtma sistemiyle ilgili bilgi veren kazı başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran, “Bu ısıtma sisteminde, ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devir daim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor. Bu sistem, günümüzdeki kalorifer sisteminin ilk örnekleri arasındadır” dedi.
Türkiye Gazetesi, 14.07.2009
Çanakkale'nin
Biga İlçesi’ne bağlı Kemer Köyü sınırlarında yer
alan Parion Antik Kenti’nde prenses mezarından
sonra, bu kez de içindeki çok özel taç nedeniyle
kraliçeye ait olduğu sanılan mezar bulundu. Hürriyet, Haber: Burak Gezen, 15.07.2009 |
|
|
|
RESTORE EDİLEN BİNA ÇÖKTÜ
Kadıköy’de Hasanpaşa Mahallesi’ndeki 2. grup tarihi binanın restorasyon çalışması sırasında göçük meydana geldi.
Duvar bir anda işçilerin üzerine devrilirken, arkadaşlarının toprak altında kaldıklarını gören diğer işçiler, itfaiyeyi arayarak yardım istedi. Kısa sürede olay yerine gelen Kadıköy İtfaiye ekipleri, bacakları toprak altında kalan bir işçiyi çıkardı. Ekipler, taş duvar altında kalan iki işçiden birini de kısa sürede çıkarmayı başardı. Dinleme cihazı kullanılarak yeri belirlenen üçüncü işçiye ise yaklaşık 1 saat süren çalışma sonrasında ulaşıldı. İşçilerin sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi. Milliyet, Haber: Gökhan Karakaş, 14.07.2009 |
|
ÖZEL MÜZELERDE HALK GÜNÜ OLSUN
Topkapı Sarayı'nın her iki kısmını ancak bir liraya gezmek mümkündür. Eski Eserler Müzesi için verilecek para buna ilave edilirse 1,5 liraya yaklaşır veya geçer. Bu bilhassa orta sınıf halkının kolay kolay verebileceği bir para değildir. Müzelerimizin haftanın hiç olmazsa bir veya iki gününde kapılarını halka bedava olarak açmak suretiyle bu mahzuru önlemesi lazımdır. Avrupa müzelerinin hemen hepsinin halk günleri vardır."
Ahmet Hamdi Tanpınar, bundan 73 yıl önce kaleme aldığı yazıda müze fiyatlarından böyle yakınıyordu. Yazarın bir de önerisi vardı: 'Halk günü' düzenlemek. İşiteceğinden emin olsak usta yazara "Sevgili Tanpınar aradan geçen onca zamana rağmen müzelerimizde hala ciddi manada halk günü yok." diye seslenmek isterdik.
İstanbul Modern Müzesi dışında ülkemizde müstakil halk günü olan müze maalesef yok. Pera Müzesi, çarşamba günleri öğrencileri ücretsiz ağırlarken, Sabancı Müzesi 'komşu günü', 'taksici günü' gibi etkinliklerle ziyaretçileri müzeye çekmeye çalışıyor. Başlangıçta ücretsiz olan Santralistanbul ise mart ayından itibaren ücretli hizmet vermeye başladı. Özel müzelerin ağırlıkta olduğu İstanbul'da yöneticiler, ziyaretçilerle müzeler arasındaki bağı kavileştirmeye 'iyi' bir vesile olabilecek halk gününe sıcak bakıyor. Müze fiyatlarına göz atacak olursak: İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Santralistanbul'da normal giriş 7, indirimli ise 3 TL. Sabancı Müzesi'nde ise tam 10, indirimli 7 TL. Devlet müzelerinde ise 'müzekart' uygulamasından sonra yeni bir süreç yaşanıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) işbirliğiyle Türk halkını müzelerle buluşturmak amacıyla gerçekleştirilen proje yoğun ilgi görüyor. Müzekart sahibi olan herkes, Türkiye'deki 300'ü aşkın müze ve ören yerini bir yıl boyunca 20 YTL karşılığında dilediği kadar gezebiliyor. Müzekart sayısı, geçtiğimiz haziran ayında 1 milyona ulaşmıştı.
LEVENT ÇALIKOĞLU-İSTANBUL MODERN MÜZESİ Dünyanın pek çok büyük müzesinde böyle bir uygulama var. İstanbul Modern, bunu ilk başlattı. Perşembe günü müze ziyareti yapmak isteyenleri saat 20.00'ye kadar ağırlıyoruz. Bu günde 2.800-3.000 ziyaretçimiz oluyor. Bizde müze gezmek yeni bir alışkanlık. İzleyiciyi tavlayabilecek uygulamalar olmalı. Bu da onlardan biri. Marshall bize sponsor oldu. Diğer müzelere de tavsiye ediyoruz. Önemli olan, izleyiciyle yakınlık kurmak, ekonomik sebepler değil.
NAZAN ÖLÇER- SAKIP SABANCI MÜZESİ : Bizim son derece kolaylık sağlayan bir bilet sistemimiz var. Öğrenciler, engelliler, küçük çocuklar vs... 60 yaş üstü vs. çok büyük kolaylıkları var. Bir de grup indirimlerimiz var. Halk günü için yürütme kurulumuza böyle bir şey sunabiliriz. Elbette yararlı bir iş. Tabii enine boyuna düşünülmesi lazım. Her müze kendine göre bir yöntem uyguluyor. Türkiye'de ziyaretçinin yüreklendirilmesi için herkes kendince bir siyaset belirliyor.
ELİF OCAK-SANTRALİSTANBUL: Başından beri Santralistanbul'un ücretli olacağına karar verilmişti. Dünyanın her yerinde bir müzeyi açtığınızda insanların oraya ısınması için ilk zamanlar ücretsiz olursunuz. Biz bu dönemi uzun tuttuk. Şu an halk günü yapılması yönünde bir kararımız yok. Bir sponsor desteğiyle halk günü yapılabilir veya müzeye girişi diğer etkinliklerle birleştirerek farklı çalışmalar düzenlenebilir.
ÖZALP BİROL-PERA MÜZESİ: Bilet ücretleri, müzelerin masrafını karşılamaya yönelik bir şey değil. Bunlar sadece sembolik ücretler. Ülkemizde hiç olanağı olmayan insanlara da ulaşmak için bir nevi kültür-sanat promosyonları yapılıyor. Biz Pera olarak her zaman buna sıcak baktık. Öncelikli olarak düşündüğümüz ise öğrenciler. Çarşamba günlerini öğrencilere ayırdık. Kamuya kolaylık göstermek için çeşitli kolaylıklar yapmak hepimizin görevi Zaman, Haber: Musa İğrek, 14.07.2009 |
|
|
TARİHİ HAN KURTARILDI
Erzurum’un tarihi değerlerinden olan Hacılar Hanı kurtarıldı. Yakutiye Belediyesi’nin yaptığı çalışmalarla tarihi han eski canlı günlerine geri döndürüldü.
Erzurum Kent Haber, 14.07.2009 |
|
|
CENNETİN BAHÇESİ
GÖBEKLİTEPE Mİ?
Kazılarda elde edilen bulgular, Bölge'nin dünyadaki en eski ilk inanç merkezlerinden biri olduğunu gösteriyor. Kesin olmamakla birlikte dünya tarihinde ilk insan kurban etme törenlerinin de bu bölgede gerçekleştiğini düşünen uzmanlar, bölge yerlilerinin dünya üzerinde var oluş soruları soran ilk insanlar olduklarını da belirtiyor. Uzmanlara göre bu tapınağı yapanlar yeryüzünde ilk kez evren nedir, biz neden buradayız sorusunu soran kişiler.
Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Yrd. Doç.Dr. Cihat Kürkçüoğlu, dünyanın ilk tapınak kalıntılarına ev sahipliği yapan Göbeklitepe'nin aynı zamanda dünyanın en eski heykel atölyesi olma özelliği taşıdığını söyledi.
Yrd. Doç.Dr. Kürkçüoğlu, Göbeklitepe'de, Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsünde görevli Prof.Dr. Klaus Schmidt başkanlığında bir ekiple 15 yıldır kazılar yapıldığını hatırlattı.
Kürkçüoğlu, yapılan çalışmalarda, günümüzden 12 bin yıl öncesine (neolitik dönem) ait yabani hayvan figürlü 'T' biçimli dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli, dikili taşlar ve çakmak taşından yapılmış aletlerin gün yüzüne çıkarıldığını ifade etti.
Kürkçüoğlu, 'Avcı ve toplayıcı döneme ait tapınaklar, Urfa'nın, inanan insanların dünyadaki en eski merkezlerinden olduğunu ortaya koyuyor' dedi. Kürkçüoğlu, üç semavi dinin mensupları için kutsal kabul edilen Urfa'nın bu özelliğiyle daha da önem kazandığına işaret ederek, günümüzden 12 bin yıl öncesine ait kalıntıların bölgede yaşayan insanların mimari yeteneklerinin olduğunu ve çeşitli zamanlarda bir araya gelerek dinsel törenler yaptıklarının belirlenmesini sağladığını kaydetti.
Göbeklitepe'deki buluntuların bilinenin aksine mimarlığın, avcı ve toplayıcı topluluklar zamanında da var olduğunu ortaya koyduğuna dikkati çeken Kürkçüoğlu, şunları kaydetti: 'Dünya'nın en eski tapınak kalıntılarına ev sahipliği yapan Göbeklitepe kazı alanı aynı zamanda dünyanın en eski heykel atölyesi olma özelliğini taşıyor. Arkeologlara göre Göbeklitepe, neolitik dönemde belirli bir bölgeyi denetim altında tutuyordu. Belki de bölgede yaşayan kabile, dinsel törenleri düzenleme dışında gündelik yaşamla ilgili işleri denetim altına alıyor, aletlerin üretim ve dağıtımını düzenliyordu. Göbeklitepe'de bugüne kadar gün yüzüne çıkarılan buluntular, Anadolu'nun tarih öncesi dönemine ait bilinenleri ve kültür tarihini daha eskiye götürerek, tarihi bilgilerin yeniden yazılmasına sebep olmuştur.'
Neolitik döneme ait yerleşim birimi Göbeklitepe'de ilk kez 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi'nden görevlilerin yüzey araştırmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe'deki kazı çalışmalarını, 1995 yılından itibaren Urfa Müzesi ve Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa yürütüyor.
Bölge'de geçen yıl yapılan kazılarda günümüzden 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli, kireç taşından şekillendirilmiş yaban domuzu, tilki ve kuş kabartmalarıyla, çakmak taşından yapılmış çok sayıda ok ucu bulunmuştu.
Tanıtım amacıyla Göbeklitepe'yi gezmeye geldiğini belirten Organizasyoncu Çağdaş Dağıştanlı, Göbeklitepe'de yürütülen kazıların neden Türk arkeologlara değil de Alman arkeologlarca yürütüldüğüne bir anlam veremediğini söyledi.
Dağıştanlı, "Göbeklitepe'yi gezmeye geldik ancak gitmek çok zor. Burada gördükleriniz insanı çok şaşırtıyor. Ancak yürütülen kazıların alman arkeologlarca kısıtlı bütçe karşılığında yürütülmesi bizi derinden üzmektedir. İstendiği takdirde kendi kaynaklarımızla kendi arkeologlarımızın gözetiminde daha faydalı çalışmalar yapabiliriz. Böylesine önemli bir tarihi merkezin tanıtımı konusunda bizlerde neler yapabiliriz diyerek bir tanıtım çalışması yapmaya karar verdik" dedi.
Göbeklitepe'nin dünya tarihini önemli ölçüde değiştirdiğini ifade eden Şanlıurfa Belediye Başkanı Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba, Türkiye'nin hazinesi sayılan merkezinden yeterince tanıtılamadığını vurguladı.
Kültür Bakanlığı, Şanlıurfa Valiliği, Şanlıurfa Belediyesi ve diğer kamu kurum ve kuruluşların elele vererek Göbeklitepe'yi layığıyla tanıtması gerektiğini söyleyen Fakıbaba, "Göbeklitepe'nin önemini bir kere biz halk olarak iyi bilmiyoruz. Göbeklitepe'nin tanıtımı iyi yapıldığı takdirde Türkiye'nin bir hazinesi kabul edilen bu merkezin dünya çapında daha önemli bir konuma geleceğine inanıyorum" dedi. Habertürk, 14.07.2009 |
|
![]() |
RESTORE EDİLMELİ
Malatya'nın Battalgazi İlçesi Şişman Köyü sınırlarında bulunan ve halk arasında "Şişman Han" ya da "Sultan Murad Hanı" diye adlandırılan tarihi han kaderine terk edildi. Malatya Haber, 13.07.2009 |
|
KAZILARINDA ÇALIŞAN 40 İŞÇİ İŞTEN ÇIKARILDI
Hasankeyf Kazı Başkanı Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, Hasankeyf´te kazılacak yer kalmaması üzerine işçilerin işten çıkarıldıklarını söyledi.
15 Mayıs tarihinde başlayan Hasankeyf arkeolojik kazılarında çalışan 40 işçi kazı alanı kalmaması üzerine işten çıkarıldı. Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, Hasankeyf kazıları için 1 milyon 730 bin TL ödenek ayrıldığını ve ödenek konusunda herhangi bir sıkıntının olmadığını belirterek, "Hasankeyf'te kazılacak yer kalmadı. Tüm tarihi alanlar halk tarafından işgal edilmiş. Kimse bağ-bahçesini kazmamıza izin vermiyor. Şu anki mevcut işçiler kazılan yerlerin restoresi için çalışıyor" dedi. Ekim ayına kadar devam edecek olan kazılarda 12 öğretim üyesi, 24 yerli ve yabancı lisans üstü öğrencisi, 160 lisans öğrencisi ve 20 işçi çalışıyor. Batman gazetesi, 13.07.2009 |
|
|
UNESCO'NUN YENİ HAZİNELERİ
DOLOMITE DAĞLARI
LOROPENİ HARABELERİ
Fildişi Sahili, Gana ve Togo’ya yakın olan bu
harabelerin en az 1000 yıllık geçmişi olduğu
kanıtlandı. Bu yerleşim altın ticaretinin doruk
noktasına ulaştığı 14 ve 17’inci yüzyıl arasında çok
gözdeymiş. Altın çıkaran, ticaretini yöneten Lohron,
Koulango halkları tarafından ele geçirilmiş.
|
|
|
|
KÖŞK HÖYÜK'TE KAZILAR BAŞLADI
Niğde'de tarihi MÖ 6 binli yıllara kadar uzanan Köşk Höyük'teki kazıların bu yılki bölümü başladı.
Höyükte 1981 yılından bugüne kadar yapılan kazılarda evler, mezarlar ve günlük hayatta kullanılan kaplar ortaya çıkarıldı.
Bor ovasında tarım ve hayvancılıkla uğraşan en eski toplumun, MÖ 6 binli yıllarda bu alana yerleştiği belirlendi.
Köşk Höyük'teki kazılar 2 ay sürecek. Trt/Haber, 13.07.2009 |
|
İŞTE TUNCELİ'NİN TURİZM CAZİBE MERKEZİ
Tunceli'nin Pertek İlçesi Keban Baraj Gölü'nde 157 dönümlük bir ada üzerinde bulunan tarihi Pertek Kalesi'nde restorasyon çalışmalarının bu yıl tamamlanacağı bildirildi.
Kale, Tunceli'nin yeni cazibe merkezi olmaya aday gösteriliyor.
Edinilen bilgiye göre, Pertek Kalesi'nde Kültür Bakanlığı tarafından 2005 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının birinci etabı 2009 yılı sonunda tamamlanıyor.
2010 yılında başlanacak ikinci etapta ise sosyal tesislerle birlikte adada peyzaj çalışması yapılacak.
Çalışmayı yürüten firma yetkilisi Gürsel Erol, 2010 yılındaki çalışmalar için projelerin hazırlandığını ve bunların büyük kısmının onaylandığını belirtti.
Erol, ''Kalede restorasyon çalışmalarımız 2 aya kadar bitecek. Önümüzdeki süreçte de bu alanda kafeteryalar, restoranlar, yüzme havuzları, seyir terasları, yürüyüş alanları, piknik alanları ve konaklamak için 100 odalı bir otel planlanmakta. Bunların hepsinin projeleri hazırlandı'' diye konuştu. Trt/Haber, 13.07.2009 |
|
|
SANATSIZ KALMANIN BEDELİNİ KİM ÖDÜYOR?
Türkiye’de kamusal alandan söz edebilmek için ister istemez kamusalın yerine farklı bir sıfat bulmamız gerekiyor. Türkiye’de kamusallığın yerini anonimlik almış durumda. Oysa bu ikisi arasındaki fark, demokrasi ile şiddet rejimleri arasındaki kadar keskin.
‘Neoklasik’ kentte, yani ulus-devletin siyasal ütopyalarının konusu olan 19. yüzyılın modern kentinde, sanat bir taraftan kamusal alana çıkarken, diğer taraftan da çok dar bir alana sıkışır: Galeriler, koleksiyoncular için özel alana dair bir ticari meta olarak görülür. Sanatın kamusal alana çıkışı bugüne miras kalan önemli bir problemi de beraberinde getirir: Kentte sanat için yer ayrılır. Üstelik bu ayrılan yer sıradan bir yer, bir köşe değil, kentin en kalabalık yerleridir. Sanat meydanlara, parklara, kültür merkezlerine taşınır. Modern kentlerde kahramanların heykellerini yapmak, kenti süslemek, güzelleştirmek, halkı eğitmek ve geliştirmek için, ‘kamusal sanat’a ihtiyaç duyulur. ‘Kamusal sanat’ aynı zamanda ideolojik yeniden üretimin, milli kültür inşasının da taşıyıcısı olur. Kamusal alanda ise sanat ideolojik yeniden üretimin taşıyıcısıdır. Ama aynı zamanda sanat, ‘sanat’ adı verilen alana izole edilir. Bu nedenle bugün sanatın kamusal alanda yer alışı, tam da 19. yüzyılda icat edilen bu ‘kamusal sanat’ problematiğinin dönüştürülmesi ile ilişkili. Örneğin Beral Madra’nın geçenlerde Radikal’de yayımlanan ‘Kültür endüstrisi devletin önüne geçmeli’ başlıklı yazısı Türkiye ile İtalya’nın kültür endüstrisi konusundaki durumlarına değiniyordu. Ona göre Türkiye ile İtalya’nın kamu müzeleri, kurumları açısından büyük benzerlikleri var. Ancak bu iki ülkenin kamu kurumları benzeşse de İtalya’da bağımsız inisiyatiflerin varlığı durumu değiştiriyor. Sermayenin, hayırseverlik kurumlarının gerçekleştirdikleri öncü yatırımların ötesinde İtalya’da kamusal alanın entelektüel üretime açılması için çok sayıda girişim var. Venedik’te olduğu gibi, devlet, yerel yönetim sanat üretimine alan açıyor, bağımsız girişimleri destekliyor. Madra’nın söylediklerinden çıkarılacak sonuç şu: Kamu alanının sanata açılması için devletin desteği gerekli. Ama onun kadar sanatçıların, bağımsız girişimlerin rolü de önemli. Onların kamunun önüne geçmeleri beklenmeli. Devletin sanata destek olması, bir ‘boş zaman endüstrisi’ olarak piyasa koşullarına teslim olmuş sanata daha çok yer açılması, daha çok para harcaması demek değil.
Birgün, Yazı: Korhan Gümüş, 12.07.2009 |
|
|
KÜLTÜR BAŞKENTİNİN KALBİ: YENİKAPI İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Kentsel
Uygulamalar Direktörü Korhan Gümüş, Hasanpaşa
Gazhanesi, Haliç Tersanesi, AKM’nin yeniden
düzenlenmesiyle kentin ekmek, su gibi ihtiyacı olan
kültüre erişim noktaları bulabileceğini söyledi.
Yenikapı’daki Thedosius Limanı’nın kentin 8 bin 500
yıllık tarihine ışık tuttuğunu belirten Gümüş,
“Liman, dünya ticaret tarihi hakkında, kentin
Akdeniz limanları ile olan ilişkileri, gemicilik
teknolojisi, gündelik kullanım eşyaları ve beslenme
adetleri konusunda eşsiz bilgiler veriyor. Burada yaşayan, çalışan, kazı alanın yaklaşık beş metre ilerisinde her gün dükkanını açan esnafın, halkın bu gelişmelerden haberi yok maalesef” dedi. 20 yıla yakın zamandır boş duran Kadıköy’deki Hasanpaşa Gazhanesi’nin İstanbul 2010’un yıldız projelerinden biri olacağını belirten Gümüş, 2010’un sonrasında yalnızca yenilenmiş ve düzenlenmiş binaların değil, farklılıklara imkan tanıyan yeni bir kent kültürü deneyiminin kalacağını ifade etti. Bugün, 12.07.2009 |
|
|
|
40 YILDA BİR VINCENT VAN GOGH
İngiltere’de Van Gogh heyecanı yaşanıyor. Son 40 yılın en büyük Van Gogh sergisi, gelecek ocak ayında Royal Sanat Akademisi’nde açılacak.
Royal Sanat Akademisi, The Real Van Gogh: The Artist and His Letters yani Gerçek Van Gogh: Sanatçı ve Mektupları adlı sergi, usta ressamın umursamaz ve düşüncelerini yansıtamayan bir dahi olduğu fikrini çürütmeyi amaçlıyor.
Taraf, 12.07.2009 |
|
KYBELE TAPINAĞI'NIN SURLARI RESTORE EDİLİYOR
İzmir'in Foça İlçesinde bulunan Kybele Tapınağı'nın surları restore ediliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Foça Belediyesi'nin katkılarıyla Foça Kazı Kurulu Başkanlığı tarafından yürütülen kazılarda 2 bin 600 yıllık bir geçmişi olan Kybele Tapınağı'nın surları aslına uygun olarak restore edilecek. İyon döneminden kalma surlar Osmanlı dönemine kadar sürekli kullanılmış. Surların 1860 yıllarında yaşanan büyük depremden zarar gördüğünü belirten Foça Kazı Kurulu Başkanı Prof.Dr. Ömer Özyiğit, "Foça Kalesi'nin bir bölümü olan bu tapınak ve surların 1538-39 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamiratının yapıldığını biliyoruz. Daha sonra da değişik zamanlarda tamiratlar yaşamış ancak biz bu kez surların alt kısmını kazarak genişletmeyi, tapınağın temellerine kadar inip diğer yüzünü bulmayı hedefliyoruz. Surlar tamamen aslına uygun olarak restore edilecek" şeklinde konuştu.
Haber Ekspres, 12.07.2009 |
|
|
ORTAKÖY'ÜN OLAYLI YALISI
Yıllar önce yanmış, yarısı
kül olmuş bir okul, bugün mezunlarının en önemli
gündem maddeleri arasında yer alıyor. Ortaköy'de
yaklaşık 70 yıl eğitim verdikten sonra yanan
Gaziosman Paşa Ortaokulu'ndan söz ediyorum.
Mezunları Platform Ortaköy G.O.P adı altında bir
araya gelip, yalının restore edildikten sonra okul
olarak tekrar faaliyete geçmesi için mücadele etse
de; Fehime Sultan Yalısı olarak bilinen, ancak asıl
adı Naime Sultan Yalısı olan bu yapı, İstanbul İl
Özel İdaresi tarafından, otel olmak üzere 25
yıllığına kiraya verildi bile... Peki siz, ergenliğe
yeni adım atmış bir çocuk için deniz kenarında, hele
de Boğaz'a nazır bir okulda okumak nasıl özel bir
histir bilir misiniz? Okulun denize bakan bahçesinde
dolaşırken hayaller kurarsın, hedefler koyarsın, gün
gelir aşık olursun... Ben bunları bilirim, çünkü Gaziosman Paşa Ortaokulu'nun mezunlarından biriyim.
2002 yılının temmuz ayında ise okulumun,
hatıralarımla birlikte yanışını yaşlı gözlerle
izlemiştim. Ortaköy'ün en güzel yerindeki bu okul,
bir zamanlar benim gibi binlerce çocuğun hayatını
değiştirdi. Böyle tarihi bir binada, medeniyetin
simgesi denizin kenarında eğitim görmek, insanın
hayata bakışını, vizyonunu belirliyor. Evet, 70 yıla
yakın süre öğrenciler, bu 'özel' devlet okulunun
keyfini sürdü. Ancak bu birinci dereceden tarihi
eser, 90'lı yıllarda o sahil şeridinde açılan gece
kulüplerinin de ilgisini çeker olmuştu. Nitekim
okulun bahçesi, potansiyel bir otopark olarak
parıldıyordu. Bu sırada yaz tatillerinde bahçe,
otopark olarak kullanılmaya başlandı. O sıralarda
veliler, okul yönetimini bir sabotaj ihtimaline
karşı uyarıyorlardı. Ve 2002'nin temmuz ayında
korkulan oldu. Okulda yangın çıktı, binanın büyük
bölümü harap oldu. İlk polis raporunda yangının
elektrik kontağından çıktığı belirtiliyordu ancak bu
rapordan altı ay kadar sonra İstanbul Kriminal Polis
Laboratuvarı tarafından düzenlenen ikinci raporda
'Binanın benzinle tutuşturulduğu' tespiti yapıldı.
Suçlular ise hala aranıyor. Okul yandıktan sonra
önceleri, binanın aslına uygun biçimde restore
edilip yeniden okul olarak hizmete açılacağı
haberleri çıktı. Hatta İl Milli Eğitim Müdürü bu
konuda garanti verdi. Ancak aradan geçen sürede tek
bir çivi bile çakılmadı. Okul bahçesi bir süre
otopark olarak kullanılmaya devam etti. Valilik
kanalıyla Trafik Vakfı'na kiralandı. Sonra, binası
'birinci derecede tarihi eser' ve bahçesi ise
'birinci derecede korunması gerekli tabiat varlığı'
olan bu yapının, Encümen kararı ile binaya ve
bahçesine zarar verildiği gerekçesi ile otopark
olarak kullanılmamasına ve boşaltılmasına karar
verildi. Trafik Vakfı boşaltınca, bu sefer İl Özel
İdaresi kendi kurduğu şirkete otopark amaçlı kiraya
verdi. Ancak gelen tepkiler üzerine bir süre sonra
otopark bahçeden kaldırıldı. 2008 yılına
gelindiğinde ise İl Özel İdaresi okulun, yan
tarafındaki Hatice Sultan Yalısı ile birlikte,
turizm amaçlı kullanılmak üzere satılması için
başvuruda bulundu. Ancak Kültür Bakanlığı satışı
uygun bulmadı. Kiralanmasında ise bir sakınca
görülmedi. Ve neticede bina, aslına uygun restore
edilmesi kaydıyla 25 yıllığına, aylık 450 bin TL+KDV
üzerinden Turkish Do&Co İkram Hizmetleri'ne
kiralandı.
Sabah Pazar, Haber: Melis D.
Çalapulu, 12.07.2009 |
|
|
HEM SİLAHLARI HEM NEMRUT'U KORUYACAK
Akşam, Haber: Deniz Çiçek, 12.07.2009
Yıllardır yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği, devasa kral ve tanrı heykellerinin arasında 2206 metre yükseklikte güneşin doğuşu batışının en güzel izlendiği yerlerden biri olan Nemrut Dağı 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür mirasları listesin alındı ancak sadece listede adı olan bir ören yeri olarak kaldı. Adıyaman Valisi Ramazan Sodan ve turizmciler ise UNESCO’nun Nemrut dağı için bugüne kadar hiçbir şey yapmamasından şikayetçi.
Adıyaman Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Ekinci, UNESCO dünya kültür mirası daha çok bir prestij olayıdır. Yani dünya kültür mirasına Türkiye’de 9 tane ören yeri kaydedilmiş. Bunlardan bir tanesi de Nemrut Dağıdır. Dolayısıyla bu Nemrut’un dünya çapında önemini göstermek için çok önemli bir olgudur. Bunu bu yoluyla önemsiyoruz. Bunun dışında dünya kültür mirası olması maddi anlamda çok da bir katkısı olmadı. Turist sayısı açısından incelediğiniz zaman da özellikle bölgenin bazı sosyolojik nedenlerinden dolayı maalesef bu anlamda da bir katkı olduğunu söylememiz mümkün değil. Adıyaman’a gelen turistler genellikle GAP turu Güneydoğu Anadolu adı altında paket turlarla ilimizi ziyaret ederler. Dolayısıyla Adıyaman destinasyonun bir parçası olarak seyahatte yer alır. Tabi diğer bölgelerde ki olumsuz olaylar Adıyaman’da da aynı şekilde rezervasyonların iptal edilmesine sebebiyet veriyor. Dolayısıyla bizim Adıyaman turizminin önündeki en büyük engellerden bir tanesi de bu. Bunu mutlaka destinasyon anlamında Adıyaman’ın faklı bir paket program içerisine konulması gerekir diye düşünüyorum.
UNESCO zaten yeteri kadar prestijli ören yeri olduğunu ispat eden başlı başına bir önemli unsurdur. UNESCO’nun maddi anlamda buraya çok fazla katacağı bir şey yok. Fakat projelendirdiği takdirde buraya dünya kültür mirasından projelerle ciddi kaynaklar aktarması mümkün. Bu konuda da bazı çalışmalarımız oldu ve çalışmalarımız halen devam etmekte. İnşallah o kapsamda da buraya ciddi bir bütçe oluşturma konusunda gelecekte büyük katkıları olacak diye düşünüyorum. Bugüne kadar maalesef olmadı. Zaten bilindiği gibi Nemrut Dağında 2006 yılında başlayıp 2010 yılına kadar devam edecek olan bir hummalı çalışma var. Ve bu çalışma Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi önderliğinde orada öğretim görevlisi Doç.Dr. Neriman Güçhan Şahin hocamızın başkanlığında süren ciddi bir çalışma var. Bu çalışma sadece Nemrut Dağıyla sınırlı değil. Bu çalışmanın adı Kommagene Nemrut Geliştirme programı. Bu bir programla özellikle Adıyaman’da bulunan ören yerlerini Nemrut başta olmak üzere Arsemia, Cendere Köprüsü, Karakuş Tepesi, Perre Antik Kenti, Çelikhan yüzen adalar, Kızılin Köprüsü, Eski Besni, Gölbaşı Gölleri gibi önemli turizm potansiyeli taşıyan üst bölgelerle hazırlamak ve bunlara ne şekilde müdahale edilebilirliğin prensiplerini ortaya koymanın çalışmasıdır. Bu çalışmalar 2010 yılında sona erecek. Nemrut Dağıyla ilgili yapılmış olan çalışmalar zaten son aşamalarına getirildi. Hatta Nemrut Dağı çevre düzenleme ve uygulama projesi ve karşılama evinin projesi ihale edildi. Proje çalışmaları şuanda devam ediyor. Eğer projeler dünya kültür mirasına sunulursa onların bu kapsamda ciddi katkılarının olacağını düşünüyorum ve olurda. Yani restorasyon koruma, muhafaza, çevre düzenlemesi gibi bir çok alanda projeler sunulabilir. Eğitim, farkındalık yaratma bunlar hepsi proje konusu olabilir. Nemrut Dağında korumanın prensipleri de belli değil. Çünkü laboratuar ortamında taş cinsleri incelendi ve deforme olan kısımlara mikrobiyolojik uygulamalar yapılarak çatlaklar ve yarıklar onarılmaya çalışıldı. Numuneler üzerinde denendi. Büyük bir ihtimalle olumlu sonuçlar alındı. Bunların sonuçlarını aslında Eylül ayında tam olarak alacağız. Ne şekilde müdahalemiz çok net olmadığı için onun çalışmaları bittikten sonra bu konuyla ilgili çok daha doneler ortaya koymak mümkün.”dedi.
Habip Bozdoğan, Nemrut Dağı 1987 yılında UNESCO tarafından dünya kültür mirasları listesine alındı. Alınmasıyla birlikte tabii ki dünyada ve Türkiye’de Nemrut Dağının turizminin bir cazibe merkezi haline geldi. Tanıtımında büyük fayda sağladı. Ama şunu görüyoruz. Yeterince tanıtım yapılmadığını ve Nemrut Dağındaki heykellerin koruma altına alınmadığını görüyoruz ve bu da bizleri üzüyor. UNESCO tarafından acilen koruma altına alınmalı. Tabi bunda Kültür Bakanlığının da işin içerisinde olması gerekiyor. Koruma altına alınırsa belki Nemrut Dağı daha fazla turist çeker. UNESCO tarafından kültür mirasları listesine alındı ancak UNESCO’nun Nemrut Dağında gözle görülür bir çalışmasını görmedik. Dileriz bundan sonra bu mesajlarımızı alırlar. Ve Nemrut Dağını acilen koruma altına alırlar. 87’den bu yıla kadar geçen süre içerisinde Nemrut Dağının misafirleri daha fazlalaştı. 87 yılında oteller olmadığından dolayı fazla gruplar gelmiyordu. Şuan Adıyaman’ın yatak kapasitesi normal bir seviyede. Bundan dolayı da yoğun bir şekilde Nemrut Dağını ziyaret ediyorlar. 1987 yılından sonra UNESCO’nun Nemrut Dağını kültür varlıkları listesine aldıktan sonra bir hareket oldu. Dünya ve Türkiye’de ki insanlar Nemrut Dağının varlığından daha fazla haberdar oldular. Bu nedenden dolayı da turist sayısında artışlar oldu. Bizde bu arada 87 yılında bir otel yapalım Nemrut’a gelen misafirleri ağırlayalım diye. O yıldan buyana Adıyaman turizminde bir artış var. Hareketlilik var.
Adıyaman Valisi Ramazan Sodan, Nemrut Dağı tarihi eserleri Adıyaman ilimizin çok önemli tarihi kültürel mirası, tarihi eserleridir. Elbette Nemrut Dağı ve tarihi eserleri daha önceden de biliniyordu. 1987 yılından önce biliniyordu. Fakat 1987 yılında UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alındıktan sonra daha da popüler hale geldi.
Bütün dünyada bilinir hale geldi. Buda Adıyaman ilimizin önemini artırdı. Nemrut Dağı tarihi eserlerinin ziyaretçileri artmaya başladı. Bu Türkiye’de dünya kültür mirasına dahil edilen 8 ören yerinden 1 tanesi de Adıyaman Nemrut Dağı tarihi eserleridir. Güneydoğu Bölgemizin ziyaret edilecek en önemli turistik eserlerden tarihi eserlerden biridir. Nemrut Dağı ve eserleri önemli bir turizm merkezlerdir. Fakat UNESCO tarafından dünya kültür mirasına alınmakla Nemrut Dağı ve tarihi eserleri UNESCO tarafından buraya herhangi bir tarihi yatırım yapılmamıştır. Nemrut Dağının özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığımız önemli yatırımları yapmıştır. Yapmaya da devam etmektedir. Bakanlığımızca önce Nemrut Dağına ulaşılabilir bir yol yapılmıştır. Şimdi de 2. olarak Nemrut Dağına Arsemia’dan 2. bir yol daha yapılması için ihale çalışmaları sürdürülmektedir. Yakında ihale edilecektir. Ayrıca yine bakanlığımızca Nemrut Dağı tümülüsü ve anıtları yönetim planı çalışmaları Ortadoğu teknik Üniversitesiyle sürdürülmektedir. Yine Nemrut Dağı çevre düzenleme projesi ihalesi valiliğimizce yapılmıştır. Nemrut yolu projesi yakında ihale edilecektir. Ayrıca Nemrut Dağı hizmet evi projesi ihalesi yapıldı. Nemrut Dağıyla ilgili önemli proje çalışmalarımız sürdürülmektedir. En iyi şekilde tanıtmak en iyi şekilde Nemrut Dağı tarihi eserlerine ulaşmak için bütün gayret ve çabalarımızı sürdürmekteyiz. Amacımız daha kolay ulaşımı sağlamak ve Nemrut Dağı tarihi eserlerini gerek yurt içinde gerek yurt dışında tanıtmaktır. Gerçekten de görülmeye değer önemli eserlerdir. Görende zaten büyük hayret uyandırmakta. Bu eserlerin orada nasıl yapıldığını nasıl taşındığını hep merak etmektedirler. UNESCO’nun Nemrut Dağının tanıtımından başka hiçbir katkısı olmadı. UNESCO’nun burada hiçbir yatırımı yok. Biz UNESCO’nun buraya önemli finans desteği sağlamasını proje desteği sağlamasını istiyoruz. Buraya da önem vermesini istiyoruz. Ama tabi dünya kültür mirasına almakla UNESCO büyük bir hizmet etmiş oldu. Daha da bu vesileyle hem ülkemizde hem dünyada tanınmış oldu. Adıyaman Haber,
15.07.2009
Adıyaman Valisi Ramazan Sodan, her yıl on binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Nemrut Ören Yeri'ne ulaşımı kolaylaştırmak için çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Sodan, yaptığı açıklamada, Adıyaman'da turizmi için Nemrut Ören Yeri'nin öneminin büyük olduğunu belirterek, "Nemrut, Adıyaman'ın yanı sıra bölge ve ülke turizminin gelişmesine de önemli katkı yapmaktadır." dedi. Nemrut Ören Yeri'ne ilişkin çalışmalarında 'turist ulaşabildiği yeri ziyaret eder' gerçeğinden hareket ederek, öncelikle ulaşım yatırımları üzerinde önemle durduklarını kaydeden Sodan, şöyle konuştu: "Kültür ve Turizm Bakanlığı Nemrut için önemli yatırımlar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. Bakanlık öncelikle Nemrut'a ulaşılabilmesini sağlayan bir yol yapmıştır. Arsemia ile Nemrut Ören Yeri arasında ulaşımı sağlayacak ikinci bir yol yapılacak. Yolun yapım ihalesi yakında gerçekleştirilecek. Bu yol Nemrut Ören Yeri'ne ulaşımı daha da kolaylaştıracak." Zaman, 16.07.2009 |
|
|
BEYOĞLU'NUN TARİHİ MİRASI CANLANIYOR
Beyoğlu Belediyesi'nin yürüttüğü 'Beyoğlu Güzelleşiyor' projesi kapsamında bugüne kadar 4 bin tarihi bina bakımsız görünümünden kurtulmuş oldu. 2010'da kültür başkenti olmaya hazırlanan İstanbul'un en gözde semtlerinden olan Beyoğlu'nun Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, "2010 olmasaydı da biz aynı hedefte yürüyecektik" dedi. 'Beyoğlu Güzelleşiyor' projesiyle, belediyenin öncülüğünde çıkan yasa sonucunda tarihi binaların basit onarımları hızlandı. Başkan Demircan, Beyoğlu'nun çehresini değiştiren projeye ilişkin olarak şunları söyledi: "Bu projeyle aynı zamanda tabela kirliliği ortadan kalktı. Badanasız boyasız bakımsız binalar bir bir güzelleşti. Sokaklar aydınlandı, kaldırımlar ve yollar Avrupa standardına ulaştırıldı." Sabah, Haber: Erhan Öztürk, 12.07.2009 |
![]() |
|
İÇKİ İÇİLİYOR DİYE İDİL BİRET KONSERİNİ BASTILAR
Vakit gazetesi "Topkapı Sarayı'nda böyle konser olur mu' diye yazdı Alperenler İdil Biret konserini bastı. Afişleri yırtan göstericileri polis engelledi.
Dünyaca ünlü piyanist İdil Biret’in Topkapı Sarayı 1. Avlu’da “Whitehall Orkestrası” ile verdiği konser öncesi Alperen Ocakları üyesi bir grup, kapı önünde protesto gösterisi düzenledi. Tekbir getirip konser afişlerini yakan grup daha sonra toplu namaz kıldı. Protesto nedeniyle konser vereceği alana arka kapıdan girmek zorunda kalan Biret, “Böyle reaksiyonlar bana çok tuhaf ve üzücü geliyor” dedi.
Radikal, 12.07.2009
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Vakit
gazetesinin provokasyonu sonucu, Alperen Ocakları'na
üye oldukları iddia edilen yaklaşık 50 kişilik bir
grubun, “içeride şarap içiliyor” gerekçesiyle,
dünyaca ünlü piyanist İdil Biret'in konser verdiği
Topkapı Sarayı önünde, konser afişlerini yakarak
olay çıkarmalarını, “mide bulandırıcı” olarak
değerlendirdi.
Vatan, 12.07.2009
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Alperen Ocakları üyesi bir grubun protestosu için “Kendini bilmez densizlerin akılsız davranışları” dedi. Günay’ın değerlendirmeleri şöyle:
İstanbul’u
Avrupa Kültür Başkenti’ne hazırlıyor. Bir avuç
kendini bilmez densizler, hangi niyet ve hangi
kisveyle olduğu bilinmez anlayışla böyle bir
girişimde bulunuyor. Ne yaptıklarını bilmeyen
topluluk.
BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, İdil Biret konseri
sırasında yaşananlar için, “Bizim böyle bir
talimatımız yok dedi ve şöyle devam etti:
Milliyet, Haber: Önder Yılmaz, 13.07.2009
Prof.Dr. İlber Ortaylı (Topkapı Sarayı Müdürü): Konserde Allaha şükür içeride hiçbir şey hissetmedik. Dışarıda da polis önlemiş olayı; hakikaten çok başarılıydı. Yaşananlar iyi değil tabii. Maalesef bir konser dinleyemiyoruz büyük bir mesele bu; bir konser hadise oluyor bu memlekette. Vakit gazetesi içki içiliyor diye yazdı. Konserlerde de hiçbir şey içilmez, yenmez; ölçülü olmalı. Umarım bir daha böyle bir şey olmaz.
Milliyet, 13.07.2009
Piyanist İdil Biret’in The Whitehall Orchestra
ile birlikte önceki gece
Topkapı Sarayı 1. Avlu’da verdiği konserin,
Alperen Ocakları üyesi bir grup tarafından
protesto edilmesinin yankıları sürüyor.
Milliyet’in sorularını yanıtlayan Biret, “Sadece kutsal mekanlarda değil, başka yerlerde de alkol meselesiyle karşılaşıyoruz. Mesela Moda İskelesi’nde de aynı şeyler yaşandı, yaşanıyor. İnsan ‘Nasıl bir rejimde yaşıyoruz?’ sorusunu soruyor, bu olayları yaşadıkça. Herkesin, bir yere kadar istediği şeyi yapma özgürlüğü vardır. O özgürlükte herkesin birbirine karşı saygılı olması lazım. Karşınızdaki insan başka türlü yaşar ama hoşgörü denilen bir şey vardır. Bunu kaldırmak; bilmiyorum ne tip bir yere götürür bizi” dedi.
Olaylara her zaman pozitif bakmaya çalışan biri
olduğunu belirten Biret, trajedi havasına
bürünmediğini kaydetti. Biret, Vakit gazetesinin
kendisine yönelik tavrına dair ise şunları
söyledi:
Son zamanlarda yaşanıyor bu tür olaylar; Van’da da afişleri yırttı Hizbullahçılar. Bunlar cumhuriyetin sembollerine saldıran insanlar. Mesele bize ve bizim gibi insanlara, cumhuriyet değerlerine saldırmaktır. 30 sene önce İdil’in babasının cenazesinde eşimi gören imam kalkıp elini öpmüştü. ‘Dünyada adımızı duyuruyorsunuz, size saygımız büyük’ demişti. İmamların İdil’in elini öptüğü bir ülkeden afişlerinin yırtıldığı ülkeye döndük. Daha büyük bakmak lazım bu tabloya. Vakit gazetesi kriminal bir yer. Herkesi afişe etmekte ve sonuçlarına katlanmamakta. Esasında bu gazeteye devletin savcısının işlem yapması lazımdır; insanları hedef gösterdikleri için.“
Milliyet, Haber: Yasemin Bay, 13.07.2009
Topkapı Sarayı’ndaki İdil Biret konserinde şarap servisi yapılacağı haberini tartışmalı şekilde gündeme taşıyan Vakit gazetesi, bu kez Alperen Ocakları üyelerinin protestosuna sert tepki gösteren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ı hedef aldı.
Gazete, sürmanşetten “İlkel yaratığa öfke”
başlığıyla verdiği haberde, “Haddini aşan Kültür
Bakanı” diye yazdı. Gazete, Günay’ın tavrı
hakkında şu ifadelere yer verdi: Milliyet, 15.07.2009 |
|
|
TRALLEIS'E DESTEK SÖZÜ
Aydın Belediye Başkanı
Özlem Çerçioğlu, antik kent Tralleis’te kazıları
başlatan Yrd. Doç.Dr. Rafet Dinç’i ziyaret etti. Hürriyet Ege, Haber: Hüsnü Altındiş, 12.07.2009 |
|
![]() |
LONDRA'NIN SİMGESİ BİG BEN 150 YAŞINDA
İngiltere’nin başkenti Londra’daki Westminster Sarayı’nın yanındaki ünlü saat kulesi "Big Ben", 150 yaşına bastı.
Radikal, 11.07.2009 |
|
JANDARMADAN TARİHİ ESER OPERASYONU
Karabük İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yapılan operasyonda tarihi eser ele geçirildi.
Karabük Kent Haber, 11.07.2009 |
|
|
SANAT DÜNYASINDAN SICAK MAGAZİN
Radikal Cumartesi, Yazı: Eylem Ural, 11.07.2009 |
|
|
MAĞARA MAGANDALARA TESLİM
Tokat Kent Haber, 07.07.2009 |
|
![]() |
|
| Lagina (Osman Hamdi Bey) |
...1892
|
![]() |
|
|
5 - 11 Temmuz 2009 |
|
|
ANTİK KENTTE GLADYATÖR STELİ
Dünyanın en büyük mermer antik kentleri arasında bulunan, “Ölümüne aşkın ve gladyatörlerin şehri” olarak adlandırılan Muğla’nın Yatağan İlçesi’ndeki Stratonikeia Antik Kenti’nde, 80 kişiyle devam eden kazılarda yeni bir gladyatör steli bulundu.
Kazı Başkanı Doç.Dr. Bilal Söğüt, Roma Dönemi’ne ait stelin, önceki kazılarda bulunan diğer 7 stelden farklı olduğunu söyledi.
Milliyet Ege, Haber: Cavit Yıldırım, 11.07.2009 |
|
![]() |
3000 YILLIK TARİHİ SİT ALANINA ELEKTRİK DİREĞİ
Van’da sit alanı olan Kalecik Kalesi’nin arka kısmında 3 bin yıl önce Urartular döneminde matematiksel bir hesapla 1600 metre karelik alana sığdırılan 2 bin 475 taşın bulunduğu bölgeye yüksek gerilim direkleri dikildi.
Milliyet, 11.07.2009 |
|
RESİM VE HEYKEL
MÜZESİ'NDE GÜZEL ŞEYLER OLUYOR
Aslında ziyaret etmeye hazırlandıkları bu müze de aynı heyecan içinde desek yeridir. Zira iki yıldır restorasyon sebebiyle kapıları kapanan müze, 'Serginin Sergisi' adlı sergiyle 'burası biterse bakın nasıl harikulade bir yer olacak' demenin telaşında şu sıralar.
Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, restorasyonu tamamlanan dört bölümünü görücüye çıkarmak için, 72 yıl önce açılan ilk sergiyi tekrar kurdu. 20 Eylül 1937 tarihinde Atatürk tarafından Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'nde açılan sergi, eski gazete sayfalarındaki birkaç haber ile onlara eşlik eden fotoğraflar sayesinde yeniden görücüye çıktı. Lakin iki aylık bir 'görümlükten' sonra müze tekrar kapılarını kapatacak ve restorasyon devam edecek. Milli Saraylar tarafından sürdürülen restorasyonun, 2010 sonunda tamamlanması planlanıyor.
Aslında Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi olan bina, 10 bini aşkın koleksiyonuyla Türkiye'nin en güzel müzesi olmaya namzet. Uzun yıllar koleksiyonunun pek azını sergileyebilen müze, eserlerini daha çok özel müzelere ödünç veriyor. Resim ve Heykel Müzesi'ni, sanat camiası kadar sanatseverlerin de sahiplenmesi gerekiyor. Müzenin yaşayan bir mekan haline gelmesi bu ilgiyle mümkün. 'Serginin Sergisi' de biraz bunu gösterme arzusunda. Eldeki muazzam bina atıl bir halden kurtulursa nasıl bir müze ortaya çıkacağı restorasyonu tamamlanan bölümler vasıtasıyla dile getiriliyor ve müze yönetimi dikkatleri bu yakaya çevirmeyi arzuluyor. Resim ve Heykel Müzesi'nin 1937'deki açılış sergisinde yer alan 325 eser, Türk resim ve heykel sanatının 70-80 yıllık öyküsünü yansıtıyordu. Başta Güzel Sanatlar Akademisi olmak üzere çeşitli kurumlardan toplanmış olan bu tablolar, heykeller, Primitifler, Orta devre ve Modern devre olarak üç ayrı bölüm halinde teşhir edilmişti. Bir resim ve heykel müzesinin açılması "genç Türkiye Cumhuriyeti'nin güzel sanatlara verdiği değerin ve sanatın modern toplumun eğitimindeki önemine olan inancının" bir ürünü. Ancak ilk sergide yer alan 325 eserin bir bölümü çeşitli nedenlerle başka kurumlara gönderildiğinden 'Serginin Sergisi'nde bugün sadece geriye kalan resim ve heykellerden bir seçki sunuluyor.
116 resim ile 24 heykelin yer aldığı 'Serginin Sergisi' kronolojik bir sıralamayla Harbiyeli ve Darüşşafakalı Ressamlar, Osmanlı Resim Sanatının Başlıca Temsilcileri, Türk İzlenimcileri / 1914 Kuşağı Sanatçıları, Cumhuriyet Dönemi Sanatçıları / Müstakiller ve 'd Grubu' ve 'İnkilap Sergileri' olmak üzere beş bölümden oluşuyor.
Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid, Nazmi Ziya, İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Şeref Akdik, Şefik Bursalı gibi usta sanatçıların eserleri, yenilenmiş duvarlar ve gün yüzüne çıkan muhteşem bezemelerin gölgesinde sergileniyor. Kısa süreli de olsa bu karanlık depolardan, aydınlık mekanlara çıkış, yeniden kanatlanacak bir müzenin habercisi diyebiliriz.
Müzede elden geçmeyi bekleyen daha pek çok bölüm var. Zamanla yüzünü gösterecek diğer binalar da tamamlanırsa depolarda bekleyen binlerce eser gün yüzü görecek. 'Türk resim heykel tarihinin ana belleği' olan müzenin talihi biraz kara olsa da yapılan bu onarımlar sayesinde güzel gelişmelerin olacağı aşikar. İskelelerin arasında, tokmak seslerinin eşliğinde bir tadımlık mahiyetindeki 'Serginin Sergisi', 28 Ağustos'a kadar hafta içi her gün 10.00-16.00 arasında gezilebilir. Zaman, Haber: Musa İğrek, 11.07.2009 |
|
|
KAÇAK KAZI YAPAN İKİ KİŞİ YAKALANDI
Erzin İlçesi'nde, kaçak kazı yapan 2 kişinin suçüstü yakalandığı bildirildi. İlçe Jandarma Komutanlığından alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren ekipler, Haydar Dağı'nın Kanlıdere Mevkisi'nde kazı yapan ve 5 metre kadar derinliğe indikleri belirlenen Kamil A. ile İbrahim H'yi suçüstü yakaladı. Yetkililer, iki kişinin gözaltına alınarak kazma, kürek, el feneri, çapa gibi malzemelerine el konulduğunu ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını bildirdi. Hatay Gazetesi, 10.07.2009 |
KAÇAK KAZIYA SUÇÜSTÜ
Sinop'un Durağan İlçesi'ndeki bir mağarada kaçak kazı yaptıkları belirlenen 3 kişi, jandarma tarafından suçüstü yakalandı.Edinilen bilgiye göre ilçeye bağlı Çöve Köyü Yürek Mahallesi'ndeki Şimşirkaya Mağarası'nda kaçak kazı yapıldığı ihbarını alan jandarma ekipleri, bölgede operasyon yaptı. Operasyonda mağarada kazı yaptıkları belirlenen Ş.T, Ş.A ve N.C isimli şahıslar jandarma tarafından suçüstü yakalandı. Operasyonda ayrıca, çeşitli kazı aletleri ele geçirildi. Yakalanan 3 şahıs gözaltına alındı. soruşturma sürüyor. Sinop Kent Haber, 09.07.2009 |
|
5 BİN 500 YIL ÖNCE KOMBİNE BİLET
Avrupa Birliği benzeri oluşum ilk olarak Denizli'de ortaya çıktı. Kombine bilet uygulaması da Anadolu'dan dünyaya yayılmış... Bugün, 10.07.2009 |
![]() |
![]() |
BAZİLİKADA KAZILAR BAŞLIYOR
Büyükorhan’a 7 km mesafedeki Derecik Köyü'nde tesadüfen bulunan Bizans Dönemi'nden kalma bin 600 yıl öncesine ait Bazilika`da kazı ve restorasyon çalışmaları 20 Temmuz`da başlıyor.
Bursa Olay, Haber: Aydın Kurmuş, 10.07.2009 |
|
ESERİ HABERSİZ DEĞİŞTİRİLDİ, 25 BİN TL TAZMİNAT KAZANDI
Güzey, kendisine ait Deniz Şehitleri Anıtı habersiz olarak değiştirilince, Deniz Ticaret Odası'na dava açtı. Eserin izin alınmadan değiştirildiğini belirten mahkeme, 25 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. Güzey, 1993'te Deniz Ticaret Odası'nın talebiyle Deniz Şehitleri Anıtı yaptı. Ahırkapı'ya dikilen anıtın 2001'de değiştirildiğini fark eden Güzey, 50 bin TL tazminat istemiyle dava açtı. Mahkeme, "Sanatçının birçok fikirden faydalanarak ortaya çıkardığı anlamlı eserin, nedensizce ve izin alınmadan değiştirildiği ve sanatçının duygularının zedelendiği" gerekçesiyle Deniz Ticaret Odası'nın 25 bin TL tazminat ödemesini karara bağladı. Temyiz sonrası Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını onadı. Güzey, "Doğru bir karar verdiler ama süre çok uzundu" dedi. Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Murat Tuncer ise değişikliğin kendileri tarafından yapılmadığını belirtti. Tuncer, "Keşke yaptırmaz olaydık. Artık o heykeli duymak ve görmek istemiyorum" dedi. Sabah, Haber: Hasan Ay, 10.07.2009 |
|
|
Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam): İKİBİN(S)ON |
|
|
İSTANBUL'UN 2001 PROGRAMI HALA ORTADA YOK
Bürokrasi, kavga, gürültü, haksız kazanç iddiaları derken; İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesini yüzümüze, gözümüze bulaştırdık. Turizmci 2010'dan umudunu çoktan kesti...Ortaya çeşitli projeler
atıldı, büyük paralar harcandı ama Avrupa Kültür
Komisyonu'nun istediği ana programı bile veremedik.
Yani, üzülerek belirtiyorum ki; 'Sultanahmet'te şu
tarihte şu etkinliği yapacağız, Açık Hava'da bu
tarihte şu konseri düzenledik' demekten bile aciziz.
Önümüzde sadece 6 ay kaldı. Oysa, İstanbul 2010'un
ana programı hala ortada yok. Pazarlama stratejisi
yok. Doğru dürüst tanıtımı yok. Turizmde Bu Sabah, Yazı:
Eda Özsoy, 09.07.2009
İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na parasal
büyüklükleri toplam 2 milyar doları bulan 1990 adet
proje başvurusu oldu. Şu ana kadar kabul edilen 281
projenin bütçesi ise yaklaşık 258 milyon TL. Ajansın
Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç, İstanbul’un
Avrupa’nın kültür başkenti olmasını bir yıllık maç
gibi görmediklerini söyledi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na, 1990 gibi rekor sayıda proje başvurdu. Projelerin büyüklüğü toplamı 2 milyar doları bulurken, bu projelerin 1262’si değerlendirmeye alındı. Şu ana kadar kabul edilen 281 projenin bütçesi ise yaklaşık 258 milyon TL. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (AKB) Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç, böyle bir proje yağmuruna tutulacaklarını öngörmediklerini belirterek, “Biz İstanbul 2010 Avrupa Kültür projesini 1 Ocak 2010’da çalınacak bir düdükle başlayan 31 Aralık’ta biten maç olarak görmüyoruz. Projeyi ve etkilerini sonraki yıllara taşımak istiyoruz” dedi. Bütçe’nin yüzde 70’i kentsel projeler ve kültürel mirasa, yüzde 30’u ise kültür, sanat ve turizm tanıtıma ayrılacak.
AKB Ajansı Danışma Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi ve AKB Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt’un da katıldığı toplantıda Şekip Avdagiç, hedeflerini şöyle açıkladı: “İstanbul’un eşsiz değerlerini ön plana çıkarmak, kültürel miras koruma projeleri gerçekleştirmek, kültür sanat altyapısını ve etkinliklere katılımı geliştirmek, İstanbul’u kültür ve sanatla tanıtmak, İstanbul’un turizm pazarından aldığı payı artırmak ve İstanbullunun karar alma sürecine katılımını artırmak. Avrupa’nın geliri yüksek kişileri bunda sonra İstanbul’u sadece turistik amaçlarla ajandalarına not etmesinler. Kültür-sanat etkinlikleri için de not etsinler. Biz tanıtımlarda sadece 2010 yılı takvimine yer vermedik. Borusan’a, İKSV’ye yer verdik. Onları sonraki yıllarda da bekliyoruz.”
Kabul edilmeyen bazı projeler, bütçesi, harcamaları ve bugüne kadar görevinden istifa edenler nedeniyle pek çok eleştiriyle karşılaşan AKB Ajansı’nın basın toplantısı da olaylı geçti. Bir önceki yönetimin ‘yolsuzluk’ nedeniyle ayrıldığı iddialarına da açıklık getiren Avdagiç, “Bize gelen teftiş raporunda yolsuzluk yok. Soruşturmaya konu olacak bir yolsuzluk tespiti yapılmadı” dedi. 15 Ocak’taki ‘açılış seramonisi'ne hazırlandıklarını ama projelerde bir telaş ve acelelerinin olmadığını da aktaran Avdagiç, “İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri şehrin kültür ve sanat hayatına etki edecek bir periyot. Bu yüzden telaş içinde değiliz” diye konuştu.
AKB Ajansı Danışma Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi, İstanbul ile birlikte 2010 yılında Avrupa’nın kültür başkentleri olan Almanya’nın Essen ve Macaristan’ın Pecs kentinde de sorunlar yaşandığını hatırlattı. Geçmişte benzer bir uygulama olmadığı için AKB’nin referans alabileceği model bir çalışma olmadığını belirten Kavi, “Türk insanı bireysel olarak çok yaratıcı, başarılı ama takım çalışmasına yatkın değil. Essen’deki ajans tamamen bir şirket mantığıyla çalışıyor. Pecs’deki ajansın başkanı da istifa etmiş” dedi.
Şekip Avdagiç, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) inşaatının 65 milyon TL’lik bütçesiyle projeler arasındaki en önemli kalemlerden biri olduğunu belirterek, merkezin gelecek yılın ikinci yarısında açılacağını açıkladı. Avdagiç, “Önümüzdeki hafta ihaleyi kazanan firmayla sözleşme imzalanacak. 210 günlük sürede bitecek. 15 Ocak’taki açılış seremonisine yetiştirmek isterdik ama olmadı” dedi.
Türkiye’de AKB Ajansı’nın benimsediği çoğulcu yöntemin çok dana demokratik olduğunu ancak olay ne kadar çok çoğulculuğa taşınırsa zorluğun o kadar arttığını vurgulayan Hüsamettin Kavi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Başarılı olacak mıyız? Bu kesin ama ne kadar başarılı olacağız? Bu hepimize bağlı. Liverpool, Glasgow gibi daha önce Avrupa kültür başkenti olmuş şehirler, daha sonra yaratıcı şehirler olmaya odaklandılar. Biz de bunu bir yıla sıkıştırmayacağız. Türkiye’nin kültür ve sanatın ekonomik boyutundan daha çok pay almasını istiyoruz.”
Başvuru alınan toplam
proje sayısı: 1990
AKB Ajansı’nın 2008 bütçesinde neler vardı AKB 285 milyon 173 bin
TL’lik bütçe açıkladı, ancak geliri sadece 78 milyon
TL’yi geçebildi.
Nuri Kaya, görme engellilerin fotoğraflarının yer alacağı “İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı” adlı projelerinin bütçesinin daraltıldığını ve gerekli desteği alamadıklarını söyleyerek, yanındaki iki kişiyle birlikte gömleğini çıkararak, üzerlerindeki tişörtle AKB Ajansı'nı protesto etti. Nuri Kaya, “2010’un asıl sahipleri biziz” dedi.
AKB Ajansı 2009 bütçesinde ilk altı ay nasıl geçti AKB 805 milyon 156 bin
TL’lik bütçe açıkladı ancak geliri sadece 52 milyon
TL’yi geçebildi. Hürriyet, 10.07.2009
İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasına altı ay kaldı. İstifalar, şikayetler, eleştiriler, yolsuzluk iddiaları ile geçen bir dönemin arkasından, geçtiğimiz nisan ayında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (AKBA) Yürütme Kurulu başkanlığına getirilen Şekip Avdagiç dün düzenlediği basın toplantısında bir durum değerlendirmesi yaptı. Avdagiç AKBA'ya, şimdiye kadar toplam değeri 3 milyar TL olan 1990 proje için başvuru yapıldığını, bunların 1211'inin değerlendirildiğini, 281'inin kabul edildiği, bu projelerden de 60'ının tamamlandığını açıkladı. Proje değerlendirme sürecinin devam ettiğini açıklayan Avdagiç, kabul edilen projelerin toplam değerinin 257.6 milyon TL olduğunu söyledi. Avdagiç "Hiçbir telaşımız yok, pratik anlamda 1.5 yılımız var," diyerek kimi projelerin 2010 yılı içerisinde de hayata geçirebileceklerinin altını çizdi. Ama AKBA'da geçmiş dönemde yaşanan 'sıkıntıların' İstanbul 2010 projesine zararları da artık iyice belli oluyor. 'Zaman kaybı' ve kimi projelerin hayata geçirilememesi söz konusu. 2010'un başında tamamlanması öngörülen Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) tadilatı, 2010'un ikinci çeyreğinde bitmiş olacak. Emrah Yücel'in Istanbul On My Mind riskli projeler arasında yer alıyor. Oscar'lı oyuncuların oynaması planlanan Livining filmi için ise cevap bekleniyor. Yolsuzluk iddiaları hakkında da konuşan Avdagiç, "Bize intikal eden bir müfettiş raporu var. Raporda yolsuzlukla ilgili bir tespit yok" diyerek iddiaları reddetti. Avgadiç, Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni Dikmen Gürün'ün istifasıyla ilgili olarak da "Dikmen Hanım çok değerli bir yönetmenimiz. Bazı projeler kabul edilmediği için istifa etti. Farklı bir konseptte çalışmaya devam etmek için görüşüyoruz," dedi. Avgadiç, Yenikapı'da bulunan İstanbul'un en eski yerleşim merkezi kalıntılarını çok önemsediklerini, dünyanın gözünün bu buluntularda olduğunu da sözlerine ekledi.
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının (İSMMMO) Avrupa Kültür Başkenti İstanbul raporuna göre, bugüne kadar Kültür Başkenti olmuş diğer şehirlerle karşılaştırıldığında, İstanbul şu an itibariyle proje sayısı açısından en fakir şehirlerin başında geliyor. Proje sayısında son sırada 100 proje ile İrlanda'nın 400 bin nüfuslu Cork şehri yer alıyor. İstanbul şu an için sondan ikinci sırada yer alıyor. Raporda az proje üretmesinin sebebinin AKBA'da yaşanan istifaların ve yönetim değişikliklerinin dikkatlerin dağılmasına ve tanıtımın eksik, algının olumsuz oluşmasına yol açtığı savunuluyor.
AKBA'nın 2008'de öngörülen bütçesi 285 milyon iken ajans 78.4milyon TL gelir elde etmiş. 40.3 milyon TL'si harcanmış. 2009'un (ilk beş ay) öngörülen bütçesi 805 milyon TL iken AKBA'nın kasasına giren para 52.2 milyon TL, harcanan ise 21.3 milyon TL. Bütçede 2008'de tanıtım giderlerine 10.3 milyon TL harcanırken, 2009'da ciddi bir düşüş söz konusu: 1.6 milyon TL. Sabah, Haber: Olkan Özyurt, 10.07.2009 |
|
|
|
MÜZELER ÜCRETSİZ GEZİLEBİLECEK
Kayseri Müzeler Müdürü Hamdi Biçer, geliri 6 bin TL'nin altında olan müzelerin 15 Temmuz tarihinden itibaren ücretsiz gezilebileceğini söyledi.
Açıklamalarda bulunan Müzeler Müdürü Hamdi Biçer, Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü tarafından alınan karar gereğince ülke genelinde geliri 6 bin TL'nin altında olan müzelerin ücretsiz gezilebileceğini belirtti.
15 Temmuz 2009 tarihinden itibaren çoğu müzenin halka ücretsiz olacağını aktaran Biçer, "Kayseri'de de Türk İslam Eserleri Müzesi, Etnografya Müzesi, Kültepe Ören Yeri gezilerinde vatandaşlarımızdan ücret alınmayacaktır. Bu uygulama Türkiye geneli uygulanmaktadır" dedi. Kayseri Kent Haber, 09.07.2009 |
|
SAKLI KENT: SANTA
İnanç turizmi açısından Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki en önemli turizm merkezi olmaya aday olan Santa Harabeleri tarihi ve doğal güzelliği ile insanları büyülüyor.
Gümüşhane Kent Haber, 09.07.2009 |
![]() |
|
PARION PRENSESİNE AİT
LAHİT MEZAR BULUNDU Cnn Türk, 09.07.2009 |
|
![]() |
TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKACAK
Kahramanmaraş'ın Göksun İlçesi'ne bağlı Değirmendere Belde Başkanı Nuri Gişi, belediye sınırları içerisinde kalan birçok tarihi eseri gün yüzüne çıkartarak koruma altına alacaklarını söyledi.
Tarihi kalıntılar bakımından Türkiye'nin en zengin yerlerinden biri olan Göksun ilçe merkezi ve çevresindeki Roma, Bizans ve Ermeni dönemlerine ait birçok eser tarihe ve turizme kazandırılmayı bekliyor. 29 Mart yerel seçimlerinin ardından Değirmendere Belediye Başkanlığı'na seçilen Nuri Gişi, yapacakları çalışmalarla birçok tarihi eseri topluma kazandırmaya çalışacaklarını söyledi.
Göksun'un Roma, Bizans ve Ermeni kalıntıları bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Gişi, Göksun ve çevresinde onlarca tarihi kale, kilise, köprü ve hamam bulunduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra pek çok yer altı şehrinin ve mağaranın da bulunduğunu dile getiren Gişi, "Değirmendere tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir yerleşim yeri. 29 Mart yerel seçimleri sonrasında göreve başlamamızla birlikte belediye sınırları içerisinde bulunan tarihi kalıntıları gün yüzüne çıkarıp, çevre düzenlemesini yaparak korumaya alacağız" dedi.
Gişi, detaylı bilgilerin ortaya çıkartılması için ise tarih bilimcilerini ve ilgilileri bölgeye davet ederek, inceleme yapmalarını istedi. Kahramanmaraş Kent Haber, 09.07.2009 |
|
İSTANBUL'UN TARİHİ
OKULLARI SATILIYOR MU?
Satılması gündemde olan okullar arasında adı geçenlerden bazıları şöyle:
- Çamlıca Kız Lisesi
İstanbul Valisi Muammer Güler İstanbul'da bazı
okulların satılacağına ilişkin haberlere ilişkin bir
açıklama yaptı.
Bu konu ile ilgili kamuoyunda bazı yanlış anlaşılmalar olabileceğini belirten Güler, 2008 yılında "1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu"nda bir değişiklik yapılarak Milli Eğitim Bakanlığının onayı ile ihtiyaç duyulmayan okulların satışının sağlanabileceğinin hükme bağlandığını anımsattı. Vali Güler, okulların satışı ile ilgili konunun sadece yerleşim alanı itibarıyla özelliğini kaybeden "çarşı, sanayi ve iş yeri gibi alanların içinde kalan ve bu nedenle okul alanı olarak kullanılmasına ihtiyaç duyulmayan yerlerle ilgili olduğunu" dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:
"Eğitim ve öğretimin sürdüğü ve tarihi eser niteliğindeki okullar kesinlikle kapsam dışındadır. Bu okulların satışı söz konusu değildir. Bakanlığımızın genelgesinde, bulundukları yer itibarıyla kullanılmasına ihtiyaç duyulmayan, çarşı, sanayi ve iş yerleri arasında kalan yerlerin tespiti öngörülmüştür. Bunlar tespit edilecek. Satışı söz konusu olursa, elde edilen gelirler yine aynı yörelerde yeni okul yapımı ve onarımlarda kullanılacak.
Şu anda İstanbul'da mevcut bulunan ve özellikle de tarihi eser niteliğindeki okulların satışı hiçbir şekilde söz konusu değildir. Zaten oralarda okula da ihtiyaç var. Ama yerleşim yeri özelliği itibariyle o bölgede eğitimin yürütülmesi imkansız hale gelen okullar varsa, onların yerleri tespit ediliyor, şu anda yapılan çalışma budur. Yoksa haberde söz konusu edilen ve özellikle de Boğaz'da, sahilde ve belli kesimlerde yer alan okulların bunun kapsamında olmadığını belirtmek isterim.
Tarihi nitelikteki okulların bu özelliklerini kaybedecek şekilde başka alanlara tahsisi mümkün değildir. Sadece bir çalışma yapılıyor. Eğer çok sayıda iş yerinin içinde kalmışsa, sanayi bölgelerinin içinde kalmışsa, iş yerleri etrafında çok çoğalmışsa, eğitim ve öğretimin sağlıklı yürütülmesi imkanı kalmamışsa onları tespit ediyoruz. Eğitim ve öğretim sağlıklı şekilde yürütülebiliyorsa satışı söz konusu değil."
Muammer Güler, basında ismi yer alan okulların hiçbirisinin böyle bir nitelik taşımadığını belirterek, hangi okulların satılacağının henüz belli olmadığını bildirdi. Tespiti yapılan okulların müfettişlerce değerlendirileceğini, Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayının ardından satılabileceğine işaret eden Güler, "Henüz daha böyle bir durum yok" dedi. Cnn Türk, 09.07.2009 |
|
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI ADLİYEDE
Tarihi eser kaçakçılarına yönelik olarak eş zamanlı 6 ilde yürütülen operasyonda yakalanan 21 kişi adliyeye sevk edildi.
Siirt'te
organize suç örgütü
kurmak suretiyle Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu
ile 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan
dolayı Siirt,
Ankara, Kırıkkale, Konya, Aksaray, Erzurum, Denizli,
Çorum ve İstanbul illerinde ikamet eden,
aralarında kamu ve kurum personelinde bulunan 65
şüpheliye yönelik Siirt İl Jandarma Komutanlığı
ekiplerin istihbaratı sonucu düzenlenen operasyonda
gözaltına alınan 32
kişiden 21'i adliyeye sevk edildi. Haber Diyarbakır, 09.07.2009 |
|
|
ADALAR ŞİİRİNİ YİTİRDİ
Sit alanı olmasına
rağmen üç adada 700 adet yıkılması gereken kaçak
yapı var. Yıllardır çıkar ilişkileri sayesinde
yıkılamamış. Ancak, Ada Belediye Başkanı Farsakoğlu,
önümüzdeki yıllar için bu rant hastalığını yenmekte
kararlı. Referans, Yazı: Jale Özgentürk, 09.07.2009 |
|
|
TARİHİN KAPISI KİLİTLİ
Dünya ve Türkiye'nin en eski yerleşim yerlerini bünyesinde barındıran Konya, Sille'de bulunan Aya Eleni Kilisesi'ni kapısına kilit vurarak korumaya çalışıyor. Dünyanın en eski kiliselerinden olan Aya Eleni Kilisesi'ni ziyaret etmek için gelen yerli ve yabancı turistler, kapı kilitli olduğu için geri dönüyor. Bahçe içerisi bakımsız olan kilisenin iç kısmında ise yoğun tahribat olduğu gözden kaçmıyor. 'Tek Türkiye' adlı TV dizisi ile ününü katlayan Sille, İpekyolu adı ile bilinen ticaret yolunun üzerinde bulunan, çağının önemli merkezlerinden bir olurken, Konya'nın da en eski yerleşim birimlerinden. Konya'ya tatil amaçlı gelen turistlerin gezmek istediği Sille'de ise restorasyon çalışmalarının başlamasını bekleyen tarihi kilise ziyaretçilerine kapılarını kapatmış durumda. Kilisenin bulunduğu mahallenin muhtarı Mustafa Saçı, Selçuklu Belediyesi haricinde hiçbir kurumun kendileri ile ilgilenmediğini iddia etti.
Saçı, "Dünyanın en eski kiliselerinden olan Aya Eleni Kilisesi Sillemizin önemli tarihi mekanlarından. Birçok turistin kiliseyi ziyaret etmek amacı ile Sille'ye gelmesine rağmen kapısı sürekli kilitli. Selçuklu Belediyesi tarafından verilen bir görevlide bulunan anahtara ancak görevliyi arayarak ulaşabiliyoruz. Genelde görevli arkadaşımıza ulaşamamamızdan dolayı ziyaret etmek için gelen insanlar ziyaretini yapamadan geri dönüyor" dedi.
Manşet Gazetesi, 09.07.2009 |
|
|
TARİHİ ÇINARA BÜYÜK AYIP
Bursa-Uludağ kara yolunda bulunan İnkaya çınarının dalları altında çay bahçesi işleten Özkan Boz, çınarın adını yaklaşık 600 yıl önce bölgede kurulan Osmanlı Köyü İnkaya`dan aldığını söyledi. Çınarın, yaklaşık 40 metre yüksekliğe sahip olduğunu ifade eden Boz, ağacın gövde çevresinin 10, dal çevresinin ise 3,5 metreye ulaştığını belirtti. Dalları, 600 yıllık yaşına rağmen yeşeren yapraklarıyla yıllardır adeta Bursa'yı kucaklayan çınarın, ihtişamıyla görenleri büyülediğini dile getiren Boz, şunları kaydetti: “Çınar, gücünü altındaki su kaynağından alıyor. Yanlara uzanan dallarını artık taşıyamaz hale geldi. Bu yüzden özel yaptırdığımız demirden desteklerle dalların kırılmasını önlüyoruz. Tarihi ağaç, her yıl yeni filizlerle daha da büyüyor. Ağaç yaklaşık bin 500 metre karelik alanı gölgeliyor. Ağacın uç bölümlerini dikkate alırsak bu alan çok daha büyük oluyor. Altında aynı anda 800`ün üzerinde kişi sıcaklarda serinleyebiliyor.”Çınarın özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi gördüğünü belirten Boz, “Hafta içinde günde en az bin kişi geliyor. Hafta sonlarında binlerce kişi çınara koşuyor” dedi. Yaz mevsiminde ayda yaklaşık 40 bin kişinin İnkaya çınarını görmeye, fotoğraf çekmeye geldiğini ifade eden Boz, şöyle konuştu:“Otobüslerle, özel turlarla geliyorlar. Avrupalı turistler hayran kalıyorlar, özelliklerini öğrenmeye çalışıyorlar. Çok üzücü, ancak bazı turistler koca çınarın dallarına isimlerini, bazı sevgi ve aşk sözcüklerini kazıyor. Çınarın önündeki, özelliklerinin yazılı olduğu ahşap kitap bile bıçakla oyulmuş durumda. Bence yıllara meydan okuyarak bugünlere gelen tarihi çınara büyük ayıp ediliyor.” Bursa Olay, 09.07.2009 |
|
|
'SARIKLI PAŞA' REKOR KIRDI
16’NCI yüzyılda yaşayan İtalyan ressam Jacopa Ligozzi’nin bir Osmanlı paşasını resmettiği “Sarıklı Paşa ve Fil” adlı tablosu, Londra’daki ünlü müzayede evi Sotheby’s’de düzenlenen açık artırmada 529 bin 250 sterlin (yaklaşık 1 milyon 312 bin TL) karşılığında rekor fiyata satıldı.
Milliyet, Haber: Nevsal Elevli, 09.07.2009 |
|
|
MUDURNU'DAKİ TARİHİ KONAKLAR A.İ.B.Ü.'NE DEVREDİLECEK
Mudurnu İlçesi'nde bulunan Haytalar ve Kazanlar konakları yapılacak protokolle Abant İzzet Baysal Üniversitesi'ne (AİBÜ) devredilecek.
Bolu'nun Sesi, 09.07.2009 |
|
![]() |
BERLİN'İN YIKIK MÜZESİ 60 YIL SONRA 'NEUES MUSEUM' OLARAK AÇILACAK
2. Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gören ve 60 yıldır kullanılamaz halde olan Berlin Müze Adası'ndaki tarihi müze “Neues Museum” (Yeni Müze) adı altında 15 Ekim 2009 tarihinde kapılarını açacak. Neues Museum'da Mısır Kraliçesi Nefertiti'nin ünlü büstü ile Kral Echnaton dönemine ait birçok eser sergilenecek.
Berlin, Almanya'nın en büyük kültür kenti. Kentte, her gün klasik sanatlardan avangart akımlara kadar uzanan bir yelpaze içinde yaklaşık 1.500 kültür etkinliği düzenleniyor. 2009 yılı için ayrıca birçok özel etkinlik ve yenilik öngörülen Berlin’de, bu etkinliklerin başında Berlin Müze Adası'nda yer alan Neues Museum'un (Yeni Müze) 15 Ekim 2009 tarihindeki açılışı ve kutlama haftası geliyor.
2. Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gören Berlin Müze binası 60 yıl boyunca kullanılamaz haldeydi. Kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından dünyanın ilk evrensel müzesi anlayışıyla ziyaretçilere ilk kez 15 Ekim'de kapılarını açacak olan Neues Museum'un renkli iç avluları ve zengin bezemeli salonlarının özellikle görülmeye değer olduğu belirtiliyor. Neues Museum'da Mısır Kraliçesi Nefertiti'nin ünlü büstü ile Kral Echnaton dönemine ait birçok eser sergilenecek. Turizm Gazetesi, 08.07.2009 |
|
DEFİNECİLER OKUL BAHÇESİNİ KAZDI
Sinop'un Boyabat İlçesi'de defineciler okul bahçesini kazdı.
Sabah saatlerinde okul müdürü tarafından fark edilen olay, jandarmaya haber verildi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri, okul bahçesinin doğu kısmında 2.5 metre derinliğinde kazılmış bir çukur ile çukur içerisinde kırılmış küp parçaları buldu. Ayrıca olay yerinde 1 adet kazma ile çukura 5 metre uzaklıkta 1 adet cep telefonu bulundu. Olayın faillerinin yakalanması için çalışma başlatıldı. Sinop Kent Haber, 08.07.2009 |
|
|
SON SU DEĞİRMENİ TEKNOLOJİYE KIZLARLA DİRENİYOR
Bulancak İlçesi'nin Yıldız Köyü'nde yaşayan Durdiye Gevşek (39) ile kardeşi Nermin Gevşek (35), 17 yıldır, babalarından kalan Pazarsuyu Deresi üzerindeki su değirmenini çalıştırıyor.
Durdiye Gevşek, kaynağı Karagöl Dağı olan ve yaklaşık 80 kilometre uzunluğu bulunan Pazarsuyu Deresi'nde geçmiş yıllarda onlarca su değirmeni bulunduğunu belirterek, ''Ancak gelişen teknoloji, yaşanan göçler ve mısır tarlalarının yerini fındıklıkların alması ile su değirmenleri bir bir terk edildi. Pazarsuyu Deresi üzerinde çalışan tek su değirmeni ise babamdan bize kalan bu değirmendir'' dedi.
İşlettikleri su değirmeninin 150 yıllık olduğunu, dedelerinden kalan bu mesleği severek yaptıklarını anlatan Gevşek, şöyle konuştu: ''Kardeşimle birlikte değirmencilik yaparak hem aile ekonomisine katkı sağlıyoruz, hem de kültürümüzü ve tarihimizi yaşatıyoruz. Sahil ve orta kolda mısır tarlaları yerini fındık bahçelerine bıraksa da, yüksek kesimlerde mısır üretimi yapılıyor. Bilindiği üzere mısır unu özellikle yöre mutfağının vazgeçilmezlerindendir. Değirmenimizde mısır, buğday ve arpa öğütüyoruz. Yaptığımız bu hizmetin karşılığında öğütülen üründen yüzde 10 işletme hakkı alıyoruz. Günümüzün ekonomik şartlarına göre iyi de gelir sağlıyoruz.''
Zaman zaman yerli ve yabancı turistlerin kendilerini ziyaret ederek, su değirmenini gezdiklerini ve bilgiler aldıklarını ifade eden Gevşek, ''Kültür ve tarihi varlığımız korumak ve yaşatmakla birlikte, turizme de hizmet ediyoruz. Bizler sağ olduğumuz sürece bu su değirmeni çalışacak. Bizden sonra da değirmenin çalışması için çocuklarımız değirmenciliği öğretmeye başladık'' diye konuştu. Akşam, 08.07.2009 |
![]() |
|
ARKEOLOJİK KAZI YAPILACAK
Gümüşhane Kültür ve Turizm Müdürü Temel Yalçın, Temmuz ayı içerisinde Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun üç konuyu görüşmek üzere Gümüşhane’de toplanacağını söyledi.
Kurulun yerleşim yeri ile ilgili kendilerinden bazı
belgeleri istediğini, bu belgeleri Bayındırlık
Müdürlüğünden ve yerinden temin ederek
gönderdiklerini söyleyen Yalçın, “Kuruldan gelen
uzmanlar Yenice Köyünde bahsedilen yerleşim yeri
hakkında hazırlayacakları raporları kurul gündemine
sokacaklar. Büyük ihtimalle o bölge arkeolojik sit
alanı olarak ilan edilecek.” dedi.
Gümüşhane Kent Haber, 08.07.2009 |
|
|
TARİHİ DOKU FRENLEDİ, YABANCI BANKALAR ILISU'DAN
DESTEĞİNİ ÇEKTİ
1.8 milyar Euro’luk proje Hürriyet, 08.07.2009
Çevre ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamada, uluslararası bankalar konsorsiyumunun Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi'nden desteğini çekmesinin "siyasi bir karar" olduğu belirtilerek, barajın yapımı konusundaki kararlılığın devam ettiği vurgulandı.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, tamamlandığında gövde hacmi bakımından Türkiye'nin ikinci kurulu güç ve yıllık enerji üretim kapasitesi bakımından da dördüncü büyük barajı olacak Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin inşasında yeni bir sayfa açıldığı belirtildi.
Açıklamada, 14 Ağustos 2007'de DSİ Genel Müdürlüğü ile Ilısu Konsorsiyumu arasında inşaat yapım sözleşmelerinin, 15 Ağustos 2007'de de Hazine Müsteşarlığı ve uluslararası bankalar konsorsiyumu arasında uygun finansman şartları altında kredi anlaşmalarının imzalandığı hatırlatılarak, "Bu finansman, Avusturya, Almanya ve İsviçre İhracatçı Kredi Kuruluşları ile DSİ Genel Müdürlüğü arasında 6 Ekim 2006'da imzalanan Nihai Değerlendirme Toplantısı Mutabakat Zaptı (FAM Protokolü) uyarınca tesis edilmiştir. Bu protokol uyarınca DSİ kapsamında 89 adet görev tanımı yapılması uygun görülmüştür" denildi.
DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılması gereken 89 adet görev tanımının 22'sinin kredi onayından önce tamamlandığına dikkat çekilen açıklamada, görev tanımlarının tamamlanmasına yönelik yoğun çalışmalar yapılmasına rağmen İhracatçı Kredi Kuruluşları (İKK) tarafından 6 Ekim 2008'de Çevresel Uygunsuzluk Bildirimi verildiği, 23 Aralık 2008'de ise proje kapsamındaki tüm çalışmaların askıya alınarak 180 günlük süreç başlatıldığı ifade edildi. Sürecin 6 Temmuz 2009 tarihinde sona erdiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
"DSİ Genel Müdürlüğü, gerek askıya alınma tarihi öncesinde gerek askı süresince yoğun faaliyetlerde bulunmuştur. Bugüne kadar 89 adet görev tanımının 47 tanesi tamamlanmıştır. İnşaata başlanması gereken tüm görev tanımları başarıyla yerine getirilmiştir. Bu faaliyetlerin gözlenmesi ve değerlendirmesi faaliyetlerinde görevli Uzmanlar Komitesi (UK) bu faaliyetlerin başarı ile tamamlandığını belirtmişlerdir. Özellikle Yeniden Yerleşim, Çevre ve Finans konularında Uzmanlar Komitesinin askının kaldırılması hususunda ortak kararı vardır. Kültürel Varlıklar konusunda ise Uzmanlar Komitesi'nin ortak bir kararı yoktur.
Ancak yaşanan tüm bu olumlu gelişlerin aksine İKK'ların 7 Temmuz 2009 tarihli yazısıyla UK'nın vermiş oldukları raporların aksine görev tanımı faaliyetlerinin başarı ile tamamlanmadığını ileri sürerek sözleşmeyi feshettiklerini belirtmişlerdir. Bu UK'nın raporlarına uyum göstermemekle beraber siyasi bir karar olarak görülmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti olarak, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin kilit bir halkası olan gerek enerji gerek sosyal kalkınmanın bir ateşleyici gücü olarak gördüğümüz Ilısu Barajı ve HES Projesinin yapımı hususundaki kararlılığımızın devam ettiğini önemli vurgulamak isteriz." Dünya, 08.07.2009
Tarihi kesin olarak bilinmeyecek kadar
eski Hasankeyf’i, baraj suları altında
bırakma projesi, Ilısu Barajı’na kredi
desteği sağlayacak Alman, Avusturyalı ve
İsviçreli finansörlere takıldı. Hürriyet, Yazı: Mehmet Y. Yılmaz, 09.07.2009
Ilısu Barajı'na Alman, Avusturyalı ve İsviçreli kredi kuruluşlarının kredi desteğini çekmesi Türkiye'nin yanı sıra dünyada da yankı uyandırırken, hükümet barajda ısrarlı açıklamalarını sürdürdü. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, "Hasankeyf bazılarının dilindedir. Bizim dilimizde değil, kalbimizdedir. Baraj yapılacak" dedi.
Ilısu Projesi kanalıyla bölgedeki vatandaşların hayat standardının yükseltilmesi sağlanarak, o bölgedeki binlerce insana iş temin edileceğini belirten Eroğlu, "İtirazlar, Hasankeyf hususunda odaklanmaktadır. Halbuki, Hasankeyf'in kurtuluşu için Ilısu Projesi bir fırsattır" dedi.
"Halbuki Hasankeyf'teki en mühim tarihi ve kültür varlıklarına sahip olan yukarı şehir sular altında kalmayacaktır. Sular altında kalan aşağı şehirdir. Zaten orada iptidai yapılar mevcuttur. Bazı kişiler, Hasankeyf'in yok olacağı iddiasını yaymaktadır. Hasankeyf, bu proje sayesinde muhteşem bir cazibe merkezi olacaktır. Hasankeyf bazılarının dilindedir. Bizim dilimizde değil, kalbimizdedir. Dolayısıyla, bu konuda yapılan itirazlar kültürel varlıkların tahribi ve yok edilmesi yönünde olup, bu proje ile bu değerler gün yüzüne çıkartılarak, kültürümüze kazandırılacak ve tarihe ışık tutacaktır. Kredi sözleşmesinin iptal kararının ilmi, teknik bir yönü yoktur. Bu kesinlikle siyasi bir karardır. Türkiye şu anda bölgesinde büyük bir güçtür. Bundan bazı ülkelerin rahatsız olması gayet tabiidir. Netice olarak, Türkiye Cumhuriyeti, Ilısu Projesi'ni yapacak güçtedir. Bakanlığımızın Ilısu Barajı'nı yapmak için desteğe ihtiyacı yoktur. DSİ, bunun gibi yüzlerce barajı tamamlamıştır. Bu baraj da en güzel şekilde yapılacaktır."
Radikal, 09.07.2009 |
|
|
SÜMBÜLLÜ KONAK GÜN SAYIYOR
Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, inşaatı hızla devam eden Sümbüllü Bahçe Konağı'nda incelemelerde bulundu.
1921-23 yıllarında Ülkü Özalp`in dedesi Rasim Vehbi tarafından yapılan tarihi yapı, Bursa`nın en gözde noktalarından biri olan Tophane sırtlarında yer alıyor ve mimarisiyle göz kamaştırıyor. Sahiplerinin birleşip restore ettirememesi nedeniyle yıllardır harabe bir durumda bekleyen tarihi Sümbüllü Bahçe Konağı, kentin en prestijli sosyal tesislerinden birine dönüşüyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) katkılarıyla hayat bulan tarihi yapının restorasyonunda sona yaklaşılırken, yapının yıl sonunda Bursalıların hizmetine girmiş olması planlanıyor.
Bursa Olay, 08.07.2009 |
|
|
ALTINTEPE KAZI
ÇALIŞMALARI BAŞLADI
Bölgede incelemelerde bulunan Erzincan Valisi Abdulkadir Demir, geçen yıl ödenek olmayışı nedeni ile duran çalışmalara gereken desteği vererek Altıntepe'yi Erzincan Turizmi'ne kazandıracaklarını kaydetti.
Ortaya çıkan kanalizasyon şebekesinde üzerine kurulan kalenin planlanarak yapıldığını ortaya çıkarmıştık. Önce kanalizasyon şebekesi yapılmış daha sonra da binalar üzerine yerleştirilmiş. Bu arada lavabosu, tuvaleti ve banyosu ile beraber Anadolu'da ilk kez böyle bir yapının var olduğunu ortaya çıkardık. İkinci bir çalışmamız yerleşim yeri içerisinde 'Apadana' dediğimiz yerde devam ediyor. Üçüncü çalışmamız ise kilisede devam ediyor. Mozaik tabanlı olan kilisenin yüzde 60'ı korunmuştu ve buradaki duvarları restore ediyoruz."dedi.
Erzincan Kent Haber, 08.07.2009 |
|
![]() |
MÜZEMİZ VAR, ZİYARETÇİMİZ YOK
Türkiye'de müzeler kenti olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Gaziantep'te Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Hasan Süzer Etnoğrafya müzesine ziyaretçi gelmiyor. Yerli ve yabacı turistlerden rağbet görmeyen, şehrimizde yaşayan vatandaşların da ziyarete etmediği müze adeta yalnızları oynamaya mahkum edildi.
Bey Mahallesi, Hanifoğlu Sokak'ta yer alan bina, 1985 yılında çok harap bir vaziyette iken işadamı Hasan Süzer tarafından satın alındı ve restorasyonu tamamlandıktan sonra "Hasan Süzer Etnografya Müzesi" olarak kullanılmak şartıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağışlandı. Bina, ana kaya içine oyulmuş mahzen üzerine üç kattan oluşmakta, ikisi anayola, diğeri ara sokağa ulaşan üç girişi bulunmaktadır. Ön cephedeki işlemeli büyük kapıdan "hayat" adı verilen orta bahçeye, küçük kapıdan ise "selamlık" denilen bölüme geçilmektedir. Hayatın güneybatı köşesinde; üst katında oturma odası, alt katında ocaklık ve tuvaletin yer aldığı iki katlı müstakil bir bina yer almaktadır. Bu bölüm evin hizmetkarları, tarafından kullanılmıştır. Hayat, ince bir taş işçiliğinin eseri olan renkli taşlarla kaplanmıştır. Birinci katta sofada, taş işçiliği ve boyalı tezyinatı ile dikkati çeken bir çeşme ve hayata bakan üç ayrı oda yer almaktadır. Odalardan birisi gelin görme odası, diğeri günlük yaşamın sürdürüldüğü iş odası, üçüncü oda ise erkek misafirlerin ağırlandığı selamlık bölümü olarak tanzim edilmiştir. İkinci katta yer alan odalardan ikisi ev sahibine ait harem bölümü olarak düzenlenmiştir. Üçüncü katta terasa geçişi sağlayan camekanlı bir oda ve "güvercinlik" bulunmaktadır. Bina içinde yer alan bölümler günlük yaşamdaki fonksiyonlarına göre yörenin eşyası ile donatılmış, mankenlerle teşhire canlılık ve gerçekçilik verilerek hizmete açılmıştır. Gaziantep 27 Gazetesi, 08.07.2009 |
|
'TAKSİM KIŞLASI' ÖNERİSİNİ KORUMA KURULU REDDETTİ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 1939'da yıkılarak yerine Taksim Gezi Parkı yapılan Taksim Kışlası'nı sosyal ve kültürel amaçlı kullanılmak üzere yeniden yapılmasını önerdi. Öneriyi Koruma Kurulu reddetti.
Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı ve Meclis tarafından onaylanan Beyoğlu İlçesi Kentsel Sit Alanı 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı'nda Taksim Kışlası'nın Taksim Gezi Parkı'nda yeniden inşası önerildi. Planı inceleyen İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, öneriyi reddetti. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, "Orada bir kültürel değer varsa bir bölümünü kültür sanat galerisi veya bir müze haline getirmek üzere bir teklif olabilir, kurul da reddeder. Belediyemiz bunda ısrarlı olmaz" dedi. Koruma Kurulu Başkanı Prof.Dr. Mete Tapan ise, "Taksim Kışlası'nın rekonstrüksiyonu yapılacaksa meydanın büyük bir kısım kalmaz" diye konuştu. Sabah, 08.07.2009 |
|
![]() |
ERZURUM'DA TARİHİ ESER OPERASYONU
Siirt Valiliği'nce, İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin tarihi eser kaçakçılarına yönelik yürüttüğü operasyonla ilgili açıklama yapıldı.
Valilikten yapılan açıklamada, organize suç örgütü kurmak suretiyle Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu ile 6136 sayılı Kanuna muhalefet etme suçundan dolayı Siirt, Ankara, Kırıkkale, Konya, Aksaray, Erzurum, Denizli, Çorum ve İstanbul illerinde ikamet eden 65 şüpheliye yönelik operasyon düzenlediği ve bu operasyonlar sonucunda 32 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Açıklamada, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda tarihi eserlerin yanı sıra silah ve veteriner ilaçlarına ait boş şişeler bulunduğu da açıklandı.
Açıklamada 52 adet sim kart, 1 adet eski asma kilit, 2 adet kalaşinkof piyade tüfeği, 8 adet kalaşnikof piyade tüfeği şarjörü, 1 adet boru tipi bomba, 158 adet kalaşnikof piyade tüfeği fişeği, 46 adet İngiliz piyade tüfeği fişeği, 1 adet içi barut dolu şişe, 300 gr macun 40 cm saniyeli fitil, 5 metre kablo, 90 adet G3 piyade tüfeği fişeği, 115 adet tabanca mermisi, 3 adet bileklik, 3 adet yüzük, 30 adet CD, 17 adet sikke,1 adet kamera kaseti, 1 adet 20 cm boyunda eski kahve ibriği, 1adet dedektör, 1 adet tabanca, 1 adet resim, 2 adet folori marka tabanca, 2 adet tabanca şarjörü, 2 adet harita, 2 adet hafıza kartı, 2 adet av tüfeği, 1 adet kolye, 1 adet bilezik, 18 adet Osmanlı parası, 42 bin 556 adet boş hayvan ilacı şişesi, 4 bin 327 adet koyun keçi ağalaski aşı etiketi ele geçirildiği bildirildi. Erzurum Gazetesi, 08.07.2009 |
|
KEHANET MERKEZİNDE KAZILAR BAŞLIYOR
İzmir Menderes’e bağlı Ahmetbeyli Köyü’ndeki Apollon Klaros Kehanet Merkezi’nde yeni dönem kazılarını gerçekleştirecek ekip yola çıktı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Nuran Şahin başkanlığındaki 11 arkeoloğun ekim sonuna kadar araştırma yapacağı bildirildi. Prof. Şahin, kazıları sponsor desteği olmadan kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiklerini söyledi, “2001’den beri pek çok anıt, yazıt ve buluntu çıkardık” dedi. Milliyet Ege, 08.07.2009 |
|
|
|
ÇAKALOĞLU HANI TURİZME AÇILACAK
İzmir Konak Belediyesi, Kemeraltı Çarşısı’ndaki tarihi Çakaloğlu Hanı’nın sebil ve çeşmesinin restorasyonuna yönelik çalışmalarını hızlandırdı. Başkan Hakan Tartan, geniş ölçüde tahribata uğrayan ve amacı dışında kullanılan hanın, restorasyonunun ardından turizm amaçlı değerlendirileceğini söyledi. Tartan, “Burası, Ege Bölgesi’ne has ürünlerin sergilenip, satılacağı özel bir çarşı olacak. Kumaşlardan baharatlara, incirden üzüme birçok ürün, özel ambalajlarda sunulacak. Mülk sahipleriyle değerlendirme yapıldıktan sonra düğmeye basılacak” dedi. Milliyet Ege, 08.07.2009 |
|
KOZAN'DAKİ TARİHİ CAMİLER BİR BİR RESTORE EDİLİYOR
Adana’nın Kozan İlçesi’nde bulunan ve restorasyonu tamamlanan Hoşkadem Camii’nin ardından Mahmutlu Mahallesi Çamurdan Sokak’ta bulunan Küçük Cami’de de restorasyon çalışması tamamlandı.
Geçtiğimiz yıl Küçük Camii Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilen Hoşkadem Camii eski orijinal halini aldı. 1530’da yapılan Küçük Camii ise Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edildi. Camii’nin restorasyonunda, caminin dışında bulunan lojman, çeşme ve namaz kılma yerleri de yıkılarak, camiye ve tarihine uygun bir şekilde yeniden inşa edildi.
Yapılan restorasyon çalışmaları ile Kozan’ın eski kimliği ve yeni çağdaş görünümü ile daha güzel bir kent olacağını kaydeden Kozan Belediye Başkanı Kazım Özgan, Eski Kozan bölgesinde değişimin her geçen gün aratarak devam ettiğini, Kozan’ın tarihi ve kimliğinin burada yatmakta olduğunu ve bölgenin yaşatılıp gelecek kuşaklara mutlaka aktarılması gerektiğini kaydetti.
Turizm Gazetesi, 08.07.2009 |
![]() |
|
BEYAZIT KÜTÜPHANESİ 125 YAŞINDA
Eski adıyla 'Kütübhane-i Umumi-i Osmani', 1884 yılı Ramazan ayının ilk günü (24 Haziran) 'raflara bir takım Naima tarihi konulmak suretiyle dualarla açılır.' Yazma, basma kitap ve mecmualarla kısa süre içinde zenginleşen kütüphanenin ilk hafızıkütübü Hoca Tahsin Efendi olur. Ancak 1896'da aynı göreve gelen ve kırk üç yıl kütüphanenin hafızıkütüplüğünü yapan İsmail Saib Efendi'nin yeri bir başkadır. Bu yüzden Beşir Ayvazoğlu, Türk Edebiyatı dergisinin temmuz sayısında, "Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden söz açılır da 'hafız-ı kütüb' İsmail Saib Efendi hatırlanmaz mı?" diyor.
Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin 'yaşgününden' yola çıkan Türk Edebiyatı son sayısını, neredeyse baştan sona kütüphanelere ayırıyor. Mehmet Yetik, 'Türkiye'nin İlk Milli Kütüphanesi' başlıklı yazısında, kuruluşundan bugüne Beyazıt Kütüphanesi'nin yaşadıklarını özetliyor. Kütüphanenin, İsmail Saib Efendi'den sonra yaptığı atılımlar Muzaffer Gökman imzası taşıyor. Gökman, birbiri ardına gelen ödeneklerle kütüphanede ciddi bir restorasyon gerçekleştirir. Böylece kütüphanenin kullanım alanı da genişler. Ancak içindeki eser ve mecmua sayısı hızla artan kütüphane, bir süre sonra duvarlardan taşmaya başlar. Gökman, bu yolda o kadar uğraş vermiştir ki, elde ettiği 'küçük' ama önemli sonucu 'Kitabın Zaferi' adlı yazısında uzun uzadıya anlatır. Beyazıt Kütüphanesi'ne bugün de bir Muzaffer Gökman gerekiyor anlaşılan. Yetik'in kaydettiğine göre halen yirmi personeli olan kütüphane, teknolojik desteğin yanı sıra ciddi bir bakım ve onarıma da muhtaç durumda.
Beyazıt Kütüphanesi'nin adını 'kedili kütüphane'ye çıkaran İsmail Saib Efendi'yi Beşir Ayvazoğlu anlatıyor. Tam 43 yıl bu kütüphanenin hafızıkütüplüğünü yapan Saib Efendi, bu sürenin son ön dört yılını da tamamen kütüphanede geçirmiş. Arapçaya dair en zor meseleleri bile 'suhuletle' çözebilen Saib Efendi'nin döneminde kütüphane, müsteşriklerin uğrak yeri haline gelir. O kadar ki, 'Katolik bir Müslüman olan' Fransız Louis Massignon'un, ne zaman nadir bir kitaptan söz edilse, "Şimdi İstanbul'da olsaydık, İsmail Efendi'ye sorardık!" dediği rivayet edilir. 'Şark irfanı'nın son temsilcilerinden olan Saib Efendi, sırf kütüphanecilik hizmetini yerine getirmek için Tıp, Eczacılık ve Hukuk mekteplerine devam eder. Beşir Ayvazoğlu, Saib Efendi'nin kütüphanede yüze yakın kedi beslediğini de belirtiyor. Kedilerin akıbeti ve 'Beyazıt Meydanı'nda gezinirken güvercinler arasında başıboş dolaşan eciş bücüş kediler'in İsmail Saib Efendi'yle alakasını yolunuzu Beyazıt'a düşürmeden de öğrenebilirsiniz.
İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Kütüphanesi, IRCICA Kütüphanesi ve Millet Kütüphanesi'ne de yer veren Türk Edebiyatı'nda Yıldız Sarayı Kütüphanesi'nin hüzünlü öyküsü de yer alıyor. Prof.Dr. İsmail Kara, 'Bir Risalenin Peşinde Kütüphane Kütüphane Dolaşmak' yazısında adeta 'aramakla bulunmaz, ama bulanlar arayanlardır' sözünü doğrulatıyor. Ayrıca, İnci Enginün, Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde geçirdiği 'saatler'i; 'Babamın Kütüphanesi' adlı denemesinde ise Ali Çolak, tüm okuma serüvenini şekillendiren, 'kitaplara ve kütüphaneye açlığına' sebep olan babasının kütüphanesini anlatıyor.
125. yılına giren Beyazıt Kütüphanesi, hem kütüphanecilik tarihimizdeki yeri hem de içindeki 'hazinelerle', tarihi mirasımıza ilgisizliğimizin önüne geçilebilirse kitap kurtlarının yolunu Beyazıt'a çevirmesi için yeniden önemli bir mekan olabilir. Zaman, Haber: Ali Koca, 08.07.2009 |
|
|
|
HAMZABEY KONAĞI MÜZE OLACAK
Muğla’nın Ula İlçesi'nde bugüne kadar tescili yapılmış 24 tarihi konak ve ev bulunuyor. Tarihi ve kültürel açıdan zengin bir yapıya sahip Ula İlçesi'ndeki tarihi konaklardan Hazma Bey konağı restore edilerek müze yapılacak.
Bugüne kadar sadece Türk Evi kültür turizmine kazandırılırken, tescili yapılan diğer tarihi ev ve konaklar ise ayağa kaldırılması için sponsor bekliyor. Ula Belediye Başkanı Nadi Şenkal, sponsor konusunda arayışlarının sürdüğünü belirtirken, ilk olarak Türk Evi’nde Ula’nın ürünlerini sergileyerek turizme katkı sağlamayı amaçladıkların söyledi.
Şenkal, “İlk amacımız Kurtuluş Savaşı döneminde Kuvay-ı Milliyecilerin toplandığı ev olan Hamza Bey Konağı’nı restore ettirerek bir müze haline dönüştürmek istiyoruz. Hemen Hamza Bey Konağı’nın bitişiğinde de Ula mimarisinin özgün bir örneği olan Muammer Bey Konağı’na da ayağa kaldırmayı düşünüyoruz. İlk planda bu iki konağı restore ettirmeyi hedefliyoruz” dedi. Muğla Kent Haber, 08.07.2009 |
|
700 YILLIK TARİHİ
HAMAMDA SONA DOĞRU
Vakıflar Bölge Müdürlüğü
tarafından geçtiğimiz Kasım ayında restorasyon
çalışmalarına başlanılan tarihi hamamın, 21
Temmuz`da tamamlanması öngörülüyor. Muzafferüddin Yavlak
Arslan tarafından, Taşköprü Karasait mahallesi,
Mühendis Mashar Sokak`ta bulunan hamamın yapılış
tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, hamamın
vakfa tahsis ediliş tarihi kayıtlarda 1314 olarak
görülüyor. Mülkiyeti Taşköprü
Belediyesi`ne ait olan hamam, işletmeciliği 50 yıl
Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nde olmak kaydıyla restore
ediliyor. Döneminin ender eserleri
arasında gösterilen Muzafferüddin Bey Hamamı'nın
yapımında moloz taşından harç kullanılmış olup tonoz
kemerli bir salonu ve iki tane kubbeli halveti
bulunuyor. Restorasyon ihalesini
125 bin TL`ye alan, Nilşen İnşat şirketi Genel
Müdürü mimar Halime Nilgül Şener, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, Muzafferüddin Bey Hamamı'nın
tarihi ve mimari açıdan önemli bir eser olduğunu
vurgulayarak böyle bir eseri restore ederek gün
yüzüne çıkmasında katkı sağlayacak olmaktan mutluluk
duyduklarını söyledi. Şener ayrıca restorasyon
çalışmaları kapsamında 1960`lı yıllarda yapılan
eklenti binanın yıkılarak buraya koruma kurulu
projesine bağımlı kalınarak aslına uygun bir ek
yapılacağını ve hamamın alt kısmında bulunan ısıtma
sisteminin (Cehennemlik) gözden geçirileceğini
kaydetti. Konuyla ilgili konuşan Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan ise hamamın açılmasının ardından yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekeceğine inandığını söyledi. Kastamonu Postası, 07.07.2009 |
|
|
İNGİLİZ DİPLOMATIN OSMANLI ARŞİVİ SATILIYOR
Radikal, 07.08.2009 |
|
|
EN ESKİ İNCİL ARTIK İNTERNETTE OKUNACAK
Londra’daki İngiliz Milli Kütüphanesi yetkilileri, dünyanın en eski İncil’lerinden birisi olan 800 sayfalık Codex Sinaiticus’un parçalarını bir araya getirerek internet üzerinden yayınlayacaklarını açıkladı. Bin 600 yıl önce parşömen kağıt üzerine elle yazılmış olan Codex Sinaiticus, İngiltere, Almanya, Mısır ve Rusya’daki enstitülerin çabalarıyla bir araya getirildi. 4. yüzyıla ait sayfalar tekrar elden geçirildi ve yüksek çözünürlüklü bazı dijital görüntüler www.codexsinaiticus.org adlı siteden gösterime girdi. İngiliz Milli Kütüphanesi, Batı El Yazımı Eserler şefi Scot Mckendrick, Codec Sinaticus’un yaklaşık bin 500 sene önce Sina yarımadasında bir manastırda bulunduğunu ve 1844 yılında bulunduktan sonra parçalarının 4 farklı ülkeye gönderildiğini belirtti. Mckendrick ayrıca, orijinali 40 cm uzunluğunda ve 35 cm genişliğinde olan İncil’in orijinalinin bin 460 sayfa olduğunu söyledi. Birgün, 07.07.2009 |
|
|
ÜSKÜDAR'IN YARATICI HEYKELLERİ Eski Belediye Başkanı Mehmet Çakır geçtiğimiz yıl yaz aylarında Üsküdar'a bir takım heykeller yerleştirmeyi düşünmüş. 20. Uluslararası Katibim Kültür Sanat Şenliği etkinliklerine heykel de girsin istemiş. Planlanan bu proje için irtibata geçtiği isim ise Faruk Alkan adında bir endüstri ürünleri tasarımcısı olmuş.
İlk şaşkınlığı sanatçı seçimi yaşatıyor. Genellikle belediyeler bu tip etkinliklerde üniversitelerin heykel bölümü temsilcileriyle temasa geçer. Akademik çevrelerin danışmanlığı ile yürütülen bu projelerde çok sesliliğin izleri kendisini yapıtlarda gösterir.
Basına yaptıkları açıklamalarda bu projeyi başkan Çakır ve tasarımcı Alkan'ın kafa kafaya vererek hayata geçirdiklerini öğreniyoruz. Tek bir elden çıkacak 26 heykel! Haydi, bir şaşkınlık daha! Yine de bu durum normal karşılanabilir. İnsanlar birden çok alanda yaratıcılıklarını sergilemek konusunda özgürdür neticede. Fakat kamusal alan uygulamaları söz konusu olduğunda, sanatçı hem örneklerini vereceği disiplini çok iyi tanımak hem de kamu yararına üretilen projelerin amaca uygunluğunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Kavram olarak kamusal alan; modern toplum kuramlarında, toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği, geliştirildiği ortak toplumsal etkinlik alanına işaret eder. Projeler bu çerçevede değerlendirilir, kamu duyarlılığına seslenebilen yapıtlara dönüştürülür.
Bunlar olması gerekenler. Şimdi de yaşadığımız gerçekliğe bakalım. Beşiktaş'tan denizyoluyla Üsküdar'a geçtiyseniz mutlaka görmüşsünüzdür. Önce bir ‘futbol topu' karşılar yolcuları. Paslanmaz çelikten kocaman bir top. Eski başkan Çakır'ın heykel açılış konuşmasında ifade ettiği üzere; eski Futbol Federasyonu başkanı Hasan Doğan anısına yaptırılmış bu top, onun ideallerini, ümitlerini ve Türk futbolunu devleştiren bir anıt niteliği taşıyormuş.
Birkaç adım daha ilerlediğinizde dev bir ‘çalar saat' duruyor kaldırımın ortasında. ‘Hayatın her anı önemlidir' mesajı içerdiğini önündeki pirinç plakadan öğrenmek mümkün! Üstelik bu çalışan bir saat! Adeta yoldan geçen insanlara ‘bakın saate ve koşun, acele edin, vapur kaçıyor' diyor.
‘1453, Fetih işte!' Radikal, Haber: Müge Avşar, 07.07.2009 |
|
|
ÇİN'DE 1400 YILLIK MEZAR BULUNDU
Çin'in kuzeyindeki Hebei eyaletinde, bir altyapı projesi inşaatı sırasında bindörtyüz yıllık kraliyet mezarı ortaya çıkarıldı.
Mezarın, Kuzey Hanedanlarına ait büyük bir mezar kompleksinin parçası olduğu bildirildi.
Mezarda 15 metre uzunluğundaki koridorun duvarlarında, Qi Hanedanlığı Muhafızları fresk olarak resmedilmiş. Ayrıntılı olarak resmedilen bu fresklerin, ait olduğu dönemin muhafızlık geleneklerini incelemeye yardımcı olması bekleniyor.
Bin küsur yılı aşkın zaman, freskler üzerinde yıkıcı etkisini göstermiş. Yetkililer, solmuş ve yer yer kayıp kısımların, köklü bir restorasyona ihtiyaç duyduğunu belirtiyorlar.
Mezarda ayrıca seramik heykelcikler, taştan mezar kapıları ve bir kitabe de ortaya çıkarıldı. Trt/Haber, 07.07.2009 |
|
|
TARİHİN ŞİFRESİ ERZURUM'DA
Söz konusu heykellerin, taşıdıkları anlam itibariyle Türk vatanının tapusu niteliğinde olduklarını belirten Berkli, mezar taşı olarak kullanılan koç ve koyun figürlü heykellerin, sanıldığı gibi Akkoyunlu ve Karakoyunlu dönemlerine ait olmadığına işaret etti.
Yapılan araştırmalar ışığında, bu yapıların İskit ve Hun dönemlerine ait olduklarının tespit edildiğini aktaran Berkli, “Söz konusu heykeller, ya mezar içlerine ölüyle birlikte defnediliyor, ya da mezarın hemen yanı başına dikiliyor. İnanışa göre, ruha eşlik edecek olan bu heykeller, bazen koyun, bazen koç, bazen de binek atı olarak değişebiliyor.” dedi. İslami dönemde ise, koç figürlü heykellerin, Sırat Köprüsü’nün geçilebilmesi için bir kurban ve aynı zamanda, yiğitlik, mertlik ve kahramanlığı sembolize ettiklerini anlatan Yrd. Doç.Dr. Berkli, “Türkler, yerleştikleri ilk bölgelerde ölen ilk aşiret reisleri için, çok önemli kahramanlıklar gösterenler aşiret mensupları için ve ani bir ölümle üzerlerinde derin bir iz bırakan aşiret mensupları için koç, koyun ve at figürlü heykeller yaptırmışlardır.” diye konuştu.
Yüzlerce yıl öncesinden günümüze kadar ulaşan at, koyun ve koç figürlü heykellerin, Anadolu’da özellikle de Erzurum’da çok daha fazla bulunduğuna vurgu yapan Yunus Berkli, bu heykellerin, Gürcü yada Ermenilere ait olmadığına dikkati çekerek, “Bu heykelcikler ve mezar taşları, Hıristiyan Türklere ait olmakla birlikte, bu dine girenlerin mezar taşlarıdır. Heykellerdeki motiflerin hemen tamamı kozmolojik ve antropolojik anlamlar taşımaktadır.” dedi.
Erzurum ve çevresinin, söz konusu mezar taşlarıyla dolu olduğunu kaydeden Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Sanat Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Yunus Berkli, “Ruslar Erzurum’u işgal ettiklerinde özellikle bu tip mezar taşlarını tahrip etmek için büyük uğraş vermişlerdir. Bu uğraş, söz konusu taşların önemini ortaya koymaktadır. Bunun yanında bölgemiz üzerinde gözü olan dış güçler de, bu kanıtları yok etmek için akla gelmedik yollar denemektedirler. Özellikle bu tür mezar taşlarının bulunduğu mezarlarda altın saklandığı söylentisini yayarak, bu eserlerin yine kendi insanımız tarafından yok edilmesini sağlamaktadırlar. Çünkü bu taşlar, bu toprakların ve bölgenin tapusudur. Bu tapular ortadan kaldırılırsa, topraklar üzerinde hak ya da farklı iddialarda bulunmak, dış güçler için çok daha kolay bir hale gelir. Bu nedenle tarihi miraslarımıza sahip çıkmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu. Erzurum Gazetesi, 07.07.2009
|
|
|
|
MAĞARA RESİMLERİNİ DİŞİ KUŞLAR YAPMIŞ
25 bin yıl boyunca mağara adamlarınca yapıldığına inanılan resimlerin kadınlara ait olduğu ortaya çıktı.
ABD’deki Pennsylvania Üniversitesi arkeologlarından Profesör Dean Snow’un Fransa’daki Pech Marle ve Gargas mağaralarının duvarlarında bulunan el izleri üzerinde yaptığı analizler, bu izlerin pek çoğunun kadınlara ait olduğunu ortaya koydu. Tarih öncesi kadın sanatçıların, aynı zamanda ünlü “Benekli Atlar” adlı mağara resminin yapımına da yardım ettikleri belirtildi.
Milliyet, 07.07.2009 |
|
2 ÜNLÜ ANTİKACI BİRBİRİNE GİRDİ
Nişantaşı’nda faaliyet gösteren “Uğur Antik”in
sahibi Uğur Batur, geçtiğimiz günlerde İstanbul
Emniyet Müdürlüğü’ne başvurarak, 20 yılı aşkın
süredir ortaklık yaptığı Ortadoğu’nun en büyük
antika ve mezat kuruluşlarından Art&Antiques’in
sahibi Faisal Al-Sadavi’den şikayetçi oldu. Batur,
Suudi Arabistan uyruklu Al-Sadavi’nin adamlarıyla
birlikte evini bastığını iddia etti. El-Sadavi’nin
kendisine, yaklaşık 1 ay önce, yurt dışına çıkışı
yasak olan antikaları kaçak yollardan pazarlamayı
teklif ettiğini ileri süren Uğur Batur, öneriyi
kabul etmeyerek ortaklığa son verdiğini söyledi.
Vatan, Haber: Cahit Yüce, 07.07.2009 |
|
|
MARMARAY'DA 3. LİMAN İZİ
Bugüne kadar 2 antik limanın izlerine rastlanan
Marmaray kazılarında, üçüncü bir liman umudu
doğdu. Kazıların Sirkeci ayağında
Bizans döneminin bilinen önemli limanlarından
Neorion limanına ait depolar ortaya çıkarıldı. Deniz
seviyesinden daha aşağıya inildiğinde
Yenikapı’daki gibi
batık ya da liman buluntularına ulaşma
beklentisi, arkeologları heyecanlandırdı.
Yenikapı’daki tarih
İşçiler grevde Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 07.07.2009 |
|
|
MICHELANGELO'YU BULUN
Taraf, 06.07.2009 |
|
|
ATHENA TAPINAĞI AYAĞA KALKACAK
Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi sınırlarındaki Assos Antik Kenti kazılarının bu yıl 27’ncisi gerçekleştirilecek. Kazı Başkanı Doç.Dr. Nurettin Arslan, 15 Temmuz’da başlayacak çalışmaların yaklaşık üç ay sürmesinin planlandığını söyledi. Münih, Cottbus, Freiburg üniversitelerinden yabancıların da bulunduğu 30 uzmanın görev alacağını belirten Arslan, “Kazıya katılacak yabancı uzmanlar, antik kentin savunma sistemini araştıracak” dedi. Milliyet Ege, 07.08.2009 |
![]() |
|
DEFİNE ARARKEN YAKALANDILAR
Giresun'un Alucra İlçesi'nde pusu faaliyeti yapan jandarma komando timleri tarafından kaçak kazı yapan 4 kişiyi gözaltına alındı.
Giresun Kent Haber, 06.07.2009 |
|
|
|
ÜÇ YENİ DİNOZOR CİNSİ KEŞFEDİLDİ
Daha önce bilinmeyen 3 yeni türün fosilinin Avustralya’da düşünülenden çok daha karmaşık bir prehistorik geçmişe sahip olduğu ortaya çıktı. Bulunan fosiller arasında Jurassic Park filmindeki etobur tür Velociraptor’dan daha da büyük bir tür olduğu bildirildi.
Birgün, 06.07.2009 |
|
BAĞIŞ KUTUSUNDAN SERVET ÇIKTI
Kanada’da bir kilisenin bağış kutusuna değersiz olduğu düşüncesiyle bırakılan iki tablo, açık artırmada toplam 159 bin 100 Kanada Dolarına (212 bin TL) satıldı.
Radikal, 06.07.2009 |
![]() |
|
İLYADA'DAKİ HENDEĞİN İZİ SÜRÜLECEK Aslan, bu yılki kazıların 15 Temmuz'da başlayıp, eylül ayının ilk haftasına kadar süreceğini ve 50'ye yakın uzmanın Ören'deki kazılarda görev alacağını söyledi. Bu yıl yapılacak kazıların iki-üç bölgede süreceğini belirten Aslan, "Çalışmalar, geçen sene ortaya çıkarılan ve ünlü ozan Homeros'un ‘İlyada Destanı' adlı eserinde bahsettiği, savaş arabalarının kente yaklaşmasını engelleyen savunma hendeğinin hangi yöne doğru devam ettiğini belirlemek için olacak" diye konuştu.
Önceki yıllarda toprak yüzeyinin altındaki hendeğin izini bazı nedenlerle tespit edemediklerini söyleyen Aslan, şu bilgileri verdi: "Eğer hendek doğuya doğru devam ediyorsa Troya, antik kentin eski kazı başkanı Manfred Osman Korfmann'ın tahmin ettiğinden daha büyük bir kent. Eğer batıya doğru gidiyorsa ki bu az bir olasılık, Korfmann'ın tahminleri doğrudur. Böylelikle kentin kesin sınırları belirlenecek." Aslan, kazı sonuçlarıyla birlikte Homeros araştırmalarının da hareketlendiğini, ‘İlyada Destanı'nda anlatılanlarla arkeolojik kazıların paralellik gösterdiğinin belirlendiğini kaydetti. Aslan, ‘İlyada Destanı'nın hayal ürünü olmadığı görüşünde: "Destanda anlatılanlarla ören yeri arasında örtüşen taraflar bulunuyor. Destanın gerçek bir özü var." Radikal, 06.07.2009 |
|
|
TARİHİ TİYATRO HARABEYE
DÖNDÜ
Bartın'da araştırmalarıyla tanınan Papila, Amasra Şehir Mezarlığı'nın içinde kalan tarihi açık hava tiyatrosunun turizme kazandırılması için girişim başlattı. Papila, "Yaklaşık 5 bin kişilik açık hava tiyatrosunun girişi, Akropol surlarının küçük bir parçası. Arter'in birkaç sütunu, alt yapıyı oluşturan su ve kanalizasyon şebekelerinin bazı bölümleri halen görülüyor. geniş plasta (koşu yolu ve oyun alanı) ile şehir agorasının kalıntıları ise bir çok diğer eser gibi, kalın alüvyon birikimleri altında kaybolmuştur.
Son yıllardaki yoğun yapılaşmada, temel kazılarında bulunan heykeller bunun kanıtıdır. Roma restorasyonunun lejyon farklarının özverili çalışmalarıyla gerçekleştirildiği de muhakkaktır. Burada uzun süre görev yapan 4. Galia Lejyonu'nun öz konusu eserlerle, Kemere denen geçit köprüsü ve bunun bağlı bulunduğu köprü kulesinin (karanlık yer kapısı) ve eski kalenin yapımlarında çalıştıkları bilinmektedir. Milattan Sonra 98 ve 117 yıllarında yapılan tiyatro yok olup gidiyor. Bartın'da ve Amasra'da kaç kişilik tiyatro var? Yaklaşık 2 bin yıl önce yaşayan insanlar buraya 5 bin kişilik tiyatro yapmışlar. Biz bu esere sahip çıkmış mıyız? Elimde bazı resimler var. 19. yüzyılda karakalem ile yapılmış resim var. 1930 yıllarında çekilmiş resimler var. Yaklaşık 80 yıl önceki resmide gayet güzel görünüyor. Bu açık hava tiyatrosu Tarihi Kentsel Birliği ödülünü alabilecek bir yer. 2 bin senelik tarihi esere Amasra Kent Konseyi Yürütme Kurulu ve Çevre Birlikteliği üyeleri niçin buraya sahip çıkmıyor? Kimse sahip çıkmayınca burası mum gibi eriyip gidiyor.
Tarihi esere sahip çıkmamız gerekir. Bugün sahip çıkmazsak, yarın burayı da göremeyeceğiz. Yamaç kısmına sahip çıkalım. Tarihçiler, Belediye Başkanı ve Valimiz de fikirlerini ortaya koysun. Bu tarihi eseri kazandıralım" dedi.
Bartın Kent Haber, 07.07.2009 |
|
|
KONYA'DAKİ MİLENYUM AĞACI TURİZMİN HİZMETİNDE
Konya’nın Taşkent
İlçesi'ne bağlı Balcılar
beldesindeki, yaklaşık bin yaşında olduğu tahmin
edilen ardıç ağacı, adeta zamana meydan okuyor. Hürriyet Seyahat, Haber: Rıfat Yerlikaya, 06.07.2009 |
|
|
BALIKLIGÖL'DE TAŞIMA SUYLA DİP TEMİZLİĞİ
Şanlıurfa’nın simgesi Balıklıgöl’de kirliliğin
artması üzerine göle tankerlerle su takviyesi
yapılıyor. Hürriyet Seyahat, 06.07.2009 |
|
![]() |
TARİHİ BİNALAR İÇİN ÜCRETSİZ DANIŞMANLIK
Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Tarihi Mekanlar ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü Kocaeli’deki tüm tescilli ev sahiplerine ücretsiz danışmanlık hizmeti vermeye devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tescilli evlerin Rölöve, Restitüsyon Projesi ve Restorasyon uygulamaları için sağladığı hibe yardımlarından Kocaeli’deki vatandaşların yararlanması için Büyükşehir Belediyesi KUDEB uzmanları çalışmalarını yoğunlaştırdı.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ait Koruma Uygulama ve Denetleme Bürosu (KUDEB) uzmanları Darıca, Hereke, Gebze, Değirmendere, Tavşancıl, Ulaşlı, Saraylı ilçe ve mahallelerinden başlayarak yapı sahipleri ile toplantılar düzenleyerek vatandaşlar konu hakkında bilgilendiriliyor. Bu toplantılarda Bakanlık yardımından faydalanmak isteyen tescilli yapı sahiplerine gerekli bilgiler aktarılarak dışarıda belli bir para karşılığı yapılan başvuru dosyaları Büyükşehir Belediyesi tarafından ücretsiz olarak hazırlanıyor.
2009 yılı Eylül ayı sonunda başvuruların sona ereceği hibe yardımları projesinde tarihi yapıların onarımına katkı sağlamak amacı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tescilli yapı sahiplerine karşılıksız olarak, proje çizim aşaması için 50 bin TL’ye kadar, Restorasyon(İnşaat) aşamasında da 200 bin TL’ye kadar para yardımında bulunuyor. Büyükşehir Tarihi Mekanlar ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından verilen ücretsiz danışmanlık hizmeti ile ayrıca tarihi binalar, alınan yardımlarla ülkemiz ve kentimizde yaşatılmış olacak. Özgür Kocaeli, 06.07.2009 |
|
MEĞER 15 BİN YILLIK MEDENİYETMİŞ
Batman’ın antik Hasankeyf İlçesi’nde sürdürülen kazı çalışmalarında Dicle Nehri kıyısında ilk kez höyük açıldı. Hürriyet, Haber: Ahmet Arslan, 06.07.2009 |
![]() |
|
SAFRANBOLU'NUN TARİHİ SAAT KULESİ ONARILIYOR
Karabük’ün Safranbolu
İlçesi'nde, 3. Selim’in
döneminde yaptırılan tarihi saat kulesi restore
ediliyor. Hürriyet Seyahat, Haber: Ahmet Özler, 06.07.2009 |
|
![]() |
AÇÇANA HÖYÜĞÜ'NDE KAZI ÇALIŞMALARI
Kazıda görev alan arkeolog Murat Aker, AA muhabirine yaptığı açılamada, Chicago Üniversitesi Anadolu Sorumlusu ve Aççana Höyüğü Kazı Başkanı Prof.Dr. Aslıhan Yener'in başkanlık ettiği kazıda 30 arkeolog ile 41 işçinin görev aldığını söyledi.
Höyükte ilk kazının 1937'de İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından yapıldığını, bir süre ara verilen kazıların daha sonra Chicago Üniversitesi'nin sponsorluğunda Prof.Dr. Yener tarafından başlatıldığını belirten Aker, bu yılki kazıların da Koç Üniversitesi sponsorluğunda yapılacağını bildirdi.
Antakya-Reyhanlı kara yolu civarındaki höyükte, bugüne kadar orta ve genç tunç çağlarının (MÖ 2000-1300) varlığının tespit edildiğini anlatan Aker, ayrıca çeşitli uygarlıklara ait 17 tabakanın saptandığını ifade etti.
Aker, kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkan birçok arkeolojik buluntunun müzelere kazandırıldığını kaydetti.
Murat Aker, bu yılki kazıların Ağustosun sonlarına doğru tamamlanacağını sözlerine ekledi. Trt/Haber, 05.07.2009 |
|
TARİHİ ESER BASKINI
Aksaray polisinin bir eve düzenlediği operasyonda evin gizli bölmelerinde Osmanlı dönemine ait bir çok eser ele geçirilirken, bir kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi ekipleri bir hafta önce E.G.'nin evinde tarihi eser bulundurduğuna dair ihbar aldı. İhbarla ilgili çalışmayı derinleştiren emniyet güçleri, Aksaray'ın merkeze bağlı Yeşilova beldesine giderek E.G.'nin evine baskın düzenledi.
Baskında eve sonradan eklenmiş bir odanın gizli bölmelerinde Osmanlı dönemine ait 63 adet el yazması kitap, 18 adet matbaa yazması kitap, 1 adet altın yazılı Osmanlı dönemi 4 sayfalık Kur'an-ı Kerim, 2 adet parçalanmış ve bir kısmı yanmış Kur'an-ı Kerim, parçalanmış el yazması Osmanlı dönemine ait belgeler, paha biçilemez olduğu öğrenilen 1 adet Osmanlıca-Fransızca sözlük ve 1 adet Osmanlıca fihrist ele geçirildi. Operasyonda E.G. gözaltına alınırken, olayla ilgili geniş çaplı soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Aksaray Kent Haber, 05.07.2009 |
|
![]() |
PATARA KAZILARI BAŞLADI
Antalya'nın Kaş İlçesi'ne bağlı Kalkan beldesinde bulunan Patara Antik Kenti'nde 2009 yılı kazılarına başladı.
Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Havva İşkan Işık'ın başkanlığını yaptığı Patara kazıları, 21'inci yılına girdi.
Akdeniz Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Almanya'nın Mainz Üniversitesi'nden öğretim üyeleriyle Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinden 30 arkeoloji öğrencisi ile 50 işçinin katıldığı kazılarda, antik kentin ana kaynak kilisesinde de çalışma yürütülüyor.
Mainz Üniversitesi'nden Prof.Dr. Urs Peschlow, gazetecilere yaptığı açıklamada, antik kentin ana kaynak kilisesini kazdıklarını belirterek, "Kilisenin yapısı hakkında bilgi edineceğiz. Kilisenin Hellenistik dönemden kaldığını biliyoruz. Kazı sonrası Hellenistik dönemle ilgili çok yeni bilgilerin ortaya çıkacağına inanıyoruz" dedi.
Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Gül Işın da kazılarda bu yıl TÜBİTAK ile ortak yürüttükleri proje çerçevesinde Patara'ya gelen su yolu ile ilgili araştırmalar yaptıklarını bildirdi.
Bu yıl en önemli çalışmanın ise antik kentteki meclis binası restorasyon projesi olduğuna değinen Işın, "Milli Saraylar'ın desteğiyle meclis binasının restorasyon projesinin ön hazırlıkları tamamlandı. Temmuz ayından itibaren buradaki çalışmalara yöneleceğiz. Bu 5-6 ay sürecek ön aşama çalışması olacak. Bu yıl kazı çalışmalarını kapatmayacağız, devam edeceğiz" diye konuştu. Trt/Haber, 05.07.2009 |
|
KAPADOKYA OY BEKLİYOR
Başkanlığını UNESCO'nun eski direktörü İspanyol Prof.Dr. Federico Mayar'ın üstlendiği doğa örgütü 'New Open World Corporation', 'Yeni Yedi Doğa Harikası'nı seçiyor. İnternet üzerinden yapılan ve doğal tabiat güzelliklerinin katıldığı yarışmaya Türkiye'den sadece Kapadokya aday gösterildi.
Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 05.07.2009 |
![]() |
![]() |
KURŞUNLU HAN'A HAYAT
Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında İstanbul’da tarihi mekanların restorasyonuna hız veren Vakıflar Genel Müdürlüğü ve 2010 Ajansı, bir mezbele durumundaki Kurşunlu Han’ı kurtaracak Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’da, hala mezbele durumda birçok tarihi eser yer alıyor. Mimar Sinan tarafından 1500’lü yıllarda yapılan Karaköy Perşembe Pazarı’ndaki Kurşunlu Han da bu eserlerden yalnızca biri.
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 05.07.2009 |
|
DENİZLİ HOROZU ANTİK ÇAĞDAN
Denizli
Horozu’nun antik çağlardan bu yana yaşadığı ortaya
çıktı. Hürriyet, 05.07.2009 |
|
|
KARKAMIŞ ANTİK KENTİ'NİN MAYINLARI 'ELLE' TEMİZLENECEK
Mayınlı arazi içinde kalan Gaziantep-Karkamış Antik Kenti mayınlardan temizleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, antik kentin mayınlardan arındırılarak eserlerin gün yüzüne çıkarılması ve kentin turizme açılması için bu ayın sonunda mayınları temizlemeyi üstlenecek şirketi seçecek. Bakanlık, ihale şartnamesini belirlerken ihalenin yerli firmalara olduğu gibi yabancı firmalara da açık olduğunu duyurdu. Yerli istekliler lehine yüzde 15'lik fiyat avantajı sağlanacak. İhaleyi alacak firma, antik kentteki mayınları, teknolojik makinelerle değil, elle çıkaracak. İhalede yer alan bu madde, antik kentteki eserlerin zarar görmemesi için düzenlendi.
Gaziantep'in Suriye sınırındaki mayınlı askeri arazisi içinde bulunan Karkamış Antik Kenti için 24 Temmuz'da Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nde ihale açılacak. İhaleyi alan firmanın 9 ay içinde bölgeyi mayınlardan temizlemesi gerekiyor. 9 ayın sonunda antik kentte arkeologlar tarafından kazı çalışmaları yapılacak. Yabancı arkeologların da başvuruda bulunduğu kazı grubu, mayınların temizlenmesinden sonra bakanlık tarafından oluşturulacak. Karkamış, uzmanlarca yeniden düzenlenerek Anadolu turizminin hizmetine açılacak. Askeri bölge durumundaki sahada çalışılabilmesi için Kültür Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı'ndan izin almıştı. 663 bin 800 metrekarelik antik harabelerin bulunduğu arazide mayın ve kazı çalışmalarının ardından çok fazla arkeolojik eserin gün yüzüne çıkarılacağı, tarım da yapılabileceği tahmin ediliyor.
Yakındoğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden birisi olan Karkamış Antik Kenti, Gaziantep'in Karkamış İlçesi yakınında, Fırat Nehri'nin batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde yer alıyor. Karkamış krallarından söz eden ilk belgelerin, MÖ 1700'lü yıllara ait olduğu sanılıyor. Karkamış'tan daha önce çıkarılan büyük taş bloklar üzerine yapılmış resmi ve dini konulu kabartmalar halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor. Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 05.07.2009 |
|
|
SELÇUKLU MEZARLIĞI
BELGELENİYOR
Ahlat Kaymakamlığı'nın koordinesinde, İlçe Tapu ve Kadastro ve Müze Müdürlüğü'nün de teknik destekleriyle, Ahlat Fotoğrafçılık Kulübü tarihi mezar taşlarının fotoğraflarını çekerek belgelemeye başladı.
Yaklaşık bir ay sürecek çalışmayı fotoğrafçılık kulübü üyeleri gönüllü olarak yapıyor. Tarihi Selçuklu Mezarlığı'nda, 210 dönümlük bir alanda yapılan çalışma ile abidevi mezar taşlarının hepsinin fotoğraflarla belgelenmesi ve sayısın tespiti amaçlanıyor.
Yapılan çalışmaları yerinde inceleyen Ahlat Kaymakamı Bilal Şentürk, bu çabanın gelecek kuşaklara bilgi ve belge aktarılması yönünden çok önemli olduğunu belirtti. Ahlat'ın bin yıllık Türk tarihinin her türlü izini taşıyan kutsal bir belde olduğunu belirten Kaymakam Şentürk "Bu yönü ile de Kubbetül İslam diye adlandırılan 3 şehirden bir tanesidir. Fakat bu zenginliği içerisinde yaşayan çoğu insanların bilmediğini gördük. Doğrusu ülkemizde de yeterince tanıtım çalışmasının yapılamamış olduğunu tespit ettik. Bu kaygılarla biz de ilçemizde tamamen gönüllü çalışan Ahlat Fotoğrafçılık Kulübü üyeleri ile beraber bir koordinasyon sağladık. Kulübünün ufak tefek şeylerde ihtiyaç duyabilecekleri alanda destek sağladık. Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'nda yer alan mezar taşlarının tamamını dijital ortama aktarmak adına bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışma ile birlikte hedefimiz, taşlarda meydana gelebilecek deformasyonlar, kırılmalar, yıkılmalar münasebetiyle yok olabilecek zenginliği şuan itibari ile kayıt altına alabilmek ve dijital ortamda da olsa gelecek kuşaklara aktara bilmek. Doğrusu mezar taşlarının sayısal olarak da net bir verisi elimizde yok. Yani kaç adet mezar taşının da olduğunu bu çalışmanın sonucunda tespit etmiş olacağız. Biz de aynı zamanda bu çalışmayı yaparken gördük ki, Selçuklu Mezarlığı'nın belirli sembol taşları var, bu taşların ağırlıklı ziyaret edildiğini görüyoruz. Fakat 210 dönümlük bir alanda detaya girdiğimiz zaman birbirinden güzel, birbirinden farklı özellikler ihtiva eden mezar taşlarını, farklı anlamlar ifade eden taşları gördük. Bu anlarla ilgili kısmen de olsa bilgi sahibi olduk. Özellikle burada yaşayan insanların da buraya vakıf olması gerekir" dedi
Kaymakam Şentürk, fotoğraf çalışmalarının yanı sıra beraberinde yürütülen gönüllü turizm rehberi çalışmasının da olduğunu belirterek, yapılan çalışmaların birbirleri ile de bütünleştirilmiş olacağını söyledi. Gönüllü turizm rehberlerinin ilçe tarihini yansıtma ve gelecek guruplara aktarmada önemli unsurlar olduğuna inandıklarını anlatan Şentürk, "Elde ettiğimiz verileri burada yetiştirmiş olduğumuz yaklaşık 20 öğrencimiz ile de paylaşacağız. Çeşitli eğitimler, bilgi ve birikimler ile donatılan öğrencilerimizi yaz döneminde ilçemize gelen guruplara Ahlat'ın tarihi hakkında bilgiler aktaracak. Böylece daha kalıcı bilgiler sunulacak. Yürüttüğümüz çalışmalarla amacımız, Ahlat'ın turizmden de ekmek yemesine vesile olmaktır. Temel hedeflerimizden biriside budur. Çünkü bu zenginliğe yeterince sahip olunamamasının tek nedeni turizmden gelir elde edilememesidir" diye konuştu.
Ahlat Fotoğrafçılık Kulübü Başkanı Geylani Adıyaman ise, yapılan çalışmanın tamamen gönüllülük esasına bağlı bir uygulama olduğunu, insanın yaşadığı kente kalıcı bir şeyler bırakmasının mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.
Yapılan çalışmalara 10 kişilik bir ekip ile başlanıldığını, 210 dönümlük bir alanda bulunan tüm mezar taşlarının önce belge amacıyla kayıt altına alınacağını, ardından da en güzel taşların bulunduğu özel bir katalog çalışmasının yürütüleceği kaydedildi. Bitlis Kent Haber, 04.07.2009 |
|
|
ÇANKIRI'DAN ÇALINANLAR DA GERİ ALINIYOR
Ocak-Haziran döneminde
satın alma yoluyla, Roma Dönemi altın yüzükten MÖ
2000 yılına ait pişmiş toprak kaplara birçok
eser, müzelerin sergi salonlarında yerini aldı. Çankırı'nın Sesi, 04.07.2009 |
|
|
ARKEOLOGLARIN İZMİT MESAİSİ BAŞLIYOR
Eski adı ‘Nikomedya’ olan ve Nikomedya ve Bithinya krallıklarına da başkentlik yapan İzmit’in mevcut yerleşim biriminin altında birkaç medeniyetin izleri bulunuyor. Hemen her inşaat ve benzeri kazılarda Hellenistik ve Roma döneminden kalma eserler çıkan, tarih boyunca geçirdiği birçok depremle de altüst olduğu anlaşılan İzmit’in Çukurbağ Mahallesi’nde son olarak Etnografya Müzesi ekiplerinin yaptığı kazıda, 2. yüzyıldan kalma Roma dönemine ait Herkül heykeli gövdesi ve Athena’nın heykel başı, üzerinde asker figürleri olan 2 mermer kabartma ile bir sütun bulundu. Yapılan incelemelerde, bunların ancak devlet binası veya tapınakta olabileceği düşünülerek kazı yapılması kararlaştırıldı.
Radikal, 04.07.2009 |
TATARLI'DA TARİH GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen ‘Tatarlı Höyük Kazıları’, Adana’nın Ceyhan İlçesine bağlı Tatarlı Köyünde başladı.
Radikal, 04.07.2009 |
|
KÜLTÜR VARLIKLARI YOK OLUYOR
Samsun'da tescilli olan bir çok eski ev için Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın yürüttüğü projeler kapsamında, Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne başvuranlara, proje maliyeti karşılığında kredi veriliyor. Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Servisi Müdürü Kaşif Çıkış, herhangi bir kurum yada kuruluşa ait olmayan binaların onarım ve bakımı ile restorasyon işlemleri ve değerlendirilmesi sorumluluğunun başta Samsun Büyükşehir Belediye'si olmak üzere belediyelere ait olduğunu söyledi.
Samsun'da tescilli yani sahipli binaların onarım bakım sorumluluğunun kişilere ait olduğunu belirten Çıkış, “Ancak bakanlık bu kişilere kolaylık sağladı. bu yardımlar bakanlığın onayı ile belirtilen koşullar altında 2006 yılı ve 2009 yılları arasında Toplam 49 kişiye yapıldı. Ancak yapılan bu yardımlar belirli bir kişi ya da kuruma ait olan binalar için geçerlidir.Herhangi bir kurum yada kuruluşa ait olmayan binaların onarım ve bakımı,restorasyon işlemleri ve değerlendirilmesi sorunluluğu başta Samsun Büyükşehir Belediye'si olmak üzere belediyelere aittir" dedi. 2006 yılından bu yana Samsun'un çeşitli yerlerinde bulunan kültür varlıkları ile ilgili kendilerine sunulan 14 projenin kredilerinin verildiğini vurgulayan Çıkış, Samsun için kültür ve turizm anlamında büyük önem teşkil eden bu varlıklara sahip çıkılması gerektiğini söyledi. Proje hakkında bilgi veren Çıkış, “Müracaatları yeni yapılmış ya da geri ödenmesi devam eden bir çok projemiz var. Bizim çalışmalarımız kişi yada kuruma ait olan kültür varlıkları ile ilgilidir. Ancak çalışma yürüttüğümüz projelerin çoğu Samsun'un merkez değil çevre ilçelerinde bulunmakta. Şehir içinde bulunan kültür varlıkları ile ilgili sahipleri olmadığından işlem yapamıyoruz. Bu kültür varlıkları Büyükşehir Belediyesi'nin sorunluluğundadır" şeklinde konuştu. Yeni Şafak, Haber: Adnan Bahadır, 04.07.2009 |
|
|
TOPKAPI SARAYI DERGİSİNİ ÇIKARAMIYOR
Habertürk, Yazı: İlber Ortaylı, 04.07.2009 |
|
|
XANTHOS'UN RÖLÖVESİ ÇIKARILIYOR
Antalya’nın Kaş İlçesi'ne bağlı Kınık beldesi yakınlarındaki Xanthos Antik Kenti’nin üç boyutlu rölövesi çıkartılıyor.
Radikal, 04.07.2009 |
|
![]() |
SAHNE İSTANBULLULARIN
İstanbul, yaşayanlar için ne ifade ediyor, dışarıdan nasıl gözüküyor? Bu sorunun cevabı İspanyol çağdaş sanatçı Antoni Muntadas'ın, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti kapsamında yürütülen 'İstanbul'da Yaşıyor ve Çalışıyor' projesi kapsamında yapacağı film projesinin özünü oluşturacak. Dünyanın önde gelen çağdaş sanatçılarından Muntadas, önümüzdeki günlerde İspanya Kralı'nın elinden Velazquez Ödülü'nü almadan önce İstanbul'a geldi. Dün, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nda ajansın yönetim kurulu başkanı Şekib Avdagiç'le birlike proje anlaşmasını imzaladı. Sabah, 03.07.2009 |
|
ÖREN YERLERİNDE GREV VAR
Kamu işçilerini kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uyuşmazlığın sürmesi halinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ören yerleri ve müzelerde turizm sezonunda greve çıkılacak. Grev kararı alınan yerler arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi, Efes, Ürgüp, Göreme, Aspendos, Perge, Phaselis, Olympos, Ani, Saklıkent, Milet gibi müze ve ören yerleri bulunuyor. Cumhuriyet, 03.07.2009 |
|
![]() |
|
| Ephesos (Sebah & Joaillier) |
...1890
|
![]() |
|
| TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B 34345 Kuruçeşme İstanbul Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298 e.posta: info@tayproject.org |
| Copyright©1998 TAY Projesi |