Ocak '10 Arşivi |
31 Ocak - 6 Şubat 2010 |
|
İHBAR |
|
Mete Savaş - Arkeolog rehber, 05.02.2010 |
|
MARMARAY İŞÇİLERİ DİRENİYOR Üsküdar’daki Demiryolları, Limanlar, Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH) Marmaray Bölge Müdürlüğü önünde açıklama yapan işçiler, ''Ücretlerimizin yükseltilmesi ve çalışma haklarımızın düzeltilmesi için direnişteyiz'' pankartı açtı. İşçiler adına açıklama yapan Aydın Erhan, Marmaray Yenikapı şantiyesinde ana firma Taisei-Gama-Nurol’un taşeron firması Polat İnşaat’a bağlı olarak arkeolojik kazılarda çalıştıklarını kaydederek, 16 Ocak’tan bu yana iş bırakma eylemini sürdürdüklerini belirtti. Üç yıldır 27,5 TL günlük ücretle çalıştıklarını ve ücretlerine hiç zam yapılmadığını söyleyen Erhan, ''Sorunlarımız sadece ücret artışı değil, yemekhanemiz ve yemekler de çok kötü. Elbiselerimizi değiştireceğimiz bir yer yok. Sigortalarımız sürekli eksik yatırılıyor. Ücretlerimiz zamanında ve düzenli verilmiyor. Girdi-çıktı yapılarak haklarımız gasp ediliyor. Sağlık kontrollerimiz altı ayda bir yapılması gerekirken yılda bir kez yapılıyor. Bunların düzeltilmesini istiyoruz'' dedi. Öte yandan, Marmaray işçilerine destek olmak amacıyla ‘Barış ve Demokratik Çözüm Platformu’, Marmaray’ın Yenikapı Şantiyesi’nde bir basın açıklaması yaptı. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri tarafından yapılan açıklamada, insanca bir yaşam ve sosyal güvenlik haklarının korunması için mücadele eden işçilerin yanında olunduğu vurgulandı. soL Haber Merkezi, 6.2.10 |
|
"ILISU'YA FON SAĞLAYAN BANKALARDAN PARAMIZI ÇEKECEĞİZ"
Hasankeyf’in yüzde 80’ini sular altında bırakacak Ilısu Barajı’nın yapımı için Almanya, Avusturya ve İsviçreli kredi kuruluşlarının anlaşmayı feshetmesi ardından 300 milyon euro'luk kredi için üç bankayla yürütülen görüşmelerde sona gelindi. Bölge temsilcileri ve çevreciler projeye finansal destek sağlaması durumunda bankalardaki tüm mevduatlarını çekebilecekleri belirtildi.
Birgün, 31.01.2010
Ilısu Barajı’nın altında kalacak olan Hasankeyf’te taşınabilir tarihi eserlerin kurtarılması için çalışmalar sürüyor. Kültür Varlıkları Koruma ve Müzeler Genel Müdürü Ökkeş Dağlıoğlu, eserlerin hepsini kurtarmanın mümkün olmadığını belirterek, taşınacak ve taşınmayacak eserlerin belirlendiğini söyledi. Dağlıoğlu, “Taşınacaklar, belirli bir metotla taşınacak. Yerinde kalacak eserler de, güçlendirme ve onarım çalışmalarının ardından uzun ömürlü özel bir naylonla vakumlanıp su altında bırakılacak. Bu ambalaj yöntemi ile bu eserler en az 100 yıl su altında korunmuş olacak. Böylece bu eserler de aslına uygun şekilde bozulmadan gelecek nesillere aktarılmış olacak” dedi. Türkiye Gazetesi, 04.02.2010 Nano Yorum: Dağlıoğlu ya bugüne kadar bilim çevrelerinin verdiği raporları hiç okumamış, ya da düpedüz alay ediyor. Bizce bu zatın da naylonla iyice bir vakumlanıp, 1000 yıl sonraki kuşaklar tarafından incelenmesi için, suyun altına terkedilmesi fikri de bu projeyle birlikte düşünülmelidir... Niye olmasin ki? Kıymetli "gültür" varlıklarını aslına uygun şekilde koruyalım. Değil mi ya?! S.B. Sinirli |
|
TARİHİ 413 SOKAK TURİSTLERİ AĞIRLAYACAK
İzmir'in en eski
yerleşim birimleri arasında yer alan, Metin Oktay
gibi ünlü futbolcuların top koşturduğu semt olarak
da bilinen Damlacık 413 Sokak, pansiyon turizmine
hizmet vermeye hazırlanıyor. 413 Sokak'ta yaşayan
Damlacık semti sakinleri projenin kısa sürede yaşama
geçirilmesi için Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan
Tartan'ın desteğini de aldılar Haber Ekspres, 05.02.2010 |
|
|
KÖPRÜNÜN YERİ TAM 'KAVGALIK' SEÇİLDİ
Karayolları Genel Müdürü Cahit Turhan, Tekirdağ- Çanakkale-Balıkesir Otoyolu Projesi kapsamında Çanakkale Boğazı'na inşa edilecek köprünün yerini açıkladı. Köprü için belirlenen ilk güzergahın, şehitliklerin de yakınında bulunan Sarıçay- Kilitbahir arası olduğunu bildiren Turhan, "Burada çevre, sit alanları, Kültür ve Tabiat Varlıkları ile ilgili konular var. Köprü sağa, sola bir miktar kayabilir" diye konuştu. Haber Ekspres, 05.02.2010 |
HIRKA-İ ŞERİF İTALYAN UZMANA EMANET
Geçen yıl Ramazan ayında yıprandığı gerekçesiyle ziyarete açılmayan Veysel Karani'nin torunları Köprülü Ailesi'ne ait Hırka-i Şerif'in onarımını İtalyan konservatör Marina Zingarelli yapacak. Zingarelli'nin bu ay İstanbul'a gelerek Fatih'teki Hırka-i Şerif Camisi'nde onarım işlemine başlayacağı belirtildi. Ödeneği İstanbul İl Özel İdaresi tarafından karşılanacak olan konservasyon işlemi, Ramazan ayına yetiştirilecek. Sabah, 05.02.2010 |
|
GARA KİLİSESİ CANLANACAK
Bodrum’un Bizet Beldesi’nde 1800 yıllık Rum Gara Kilisesi’nin kültür turizmine kazandırılması için proje hazırlandı. Kilise, Ege’nin ikinci Meryemana Evi gibi olacak.
Muğla’nın Bodrum İlçesi Bitez Beldesi’nde yıllarca atıl vaziyette kalan 1800 yıllık Rum Gara Kilisesi’nin canlandırılması ve kültür turizmine kazandırılması için geliştirilen proje tamamlandı. 1800 yıllık mozaikleri, odaları, bahçesindeki su kuyusu ve kanalları ile günümüze kadar korunabilmiş bölgenin en önemli kilisesinin hayata kazandırılması için mülk sahipleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, valilik ve sivil toplum örgütleri ile görüşmelere başladı. Bitezliler tarihi kilisenin önce koruma altına alınması, ardından kültür turizmine kazandırılması için seferber oldu. Yüksek Mimar Ahmet Iğdırlıgil’in hazırladığı Gara Kilise Kültür ve Sanat Müzesi projesi kapsamında, kilisenin tamamen restore edilmesi, mozaiklerin üzerinin cam ile örtülerek ışıklandırılması, gerekli izinler alındığı takdirde yaklaşık 4 bin yabancının yaşadığı Bodrum’da yabancılar için ilk ibadete açılacak yer olması isteniyor. Arazi içerisinde yapılacak, kafeterya, oturma ve dinlenme grupları, el sanatları ve hediyelik eşya standları ile otoparkın yer aldığı projenin hayata geçmesiyle Gara Kilisesi Ege’nin ikinci Meryemana Evi gibi olacak. haberler.com, 04.02.2010 |
|
OSMANLI TARİHİ İÇİN
ÖNEMLİ KEŞİF Habertürk, 04.02.2010 |
|
|
TÜRKİYE İLE PERU ARASINDA ANLAŞMA TAMAM
Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Türkiye ile Peru arasındaki uluslararası anlaşmaya göre, taraflar, çalınan, yasadışı yollardan ticareti yapılan, ihraç edilen veya el değiştiren arkeolojik, sanatsal, tarihi ve kültürel varlıkların kendi topraklarına girişini yasaklamayı ve engellemeyi taahhüt ediyor.
Anka, 04.02.2010 |
MAYDOS KALINTILARI
ÜZERİNDEKİ İMAR DURUMU NETLEŞECEK
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, İsmetpaşa Mahallesi Çamburnu mevkisinde yer alan Maydos Antik Kenti, 2006 yılında kanalizasyon çalışmaları sırasında bulundu. Antik kentin yer aldığı bölge, 2007 yılında Müzeler Müdürlüğü uzmanlarının önerisiyle Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulunca arkeolojik sit alanı ilan edildi. Birinci ve üçüncü derecede sit alanı ilan edilen bölgede, yapılaşmaya ve herhangi bir tadilata izin verilmiyor.
Koruma Kurulu, kent yerleşimi ve çevresinde yer alan Maydos Antik Kenti ile Çamburnu Kalesi ve Kilise Tepesi Höyüğü'nde aykırı uygulama yapılmasını önlemek amacıyla Eceabat Belediyesinden imar planı çalışması yapmasını talep etti. Belediye buna itiraz ederek, bölgede kurtarma kazısı ve sondaj çalışmalarının yapılması için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurdu. Başvuru kabul edilerek, bu çalışma için ödenek çıkarıldı ancak yeterli olmadığı için çalışmalara henüz başlanamadı.
Konuyla ilgili olarak Eceabat Belediyesinde, Başkan Kemal Dokuz ile parsel sahiplerinin katılımıyla bilgilendirme toplantısı yapıldı. Parsel sahipleri, Dokuz'dan çalışmanın bir an önce tamamlanarak mağduriyetlerinin giderilmesini istedi. Belediye başkanı Dokuz ise, bugüne kadar yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Dokuz, "Amacımız, kurtarma kazısı ve sondaj çalışmalarıyla, arkeolojik sit alanı içerisinde yer alan parsel sahiplerinin sorunlarını çözmek. Burada bir antik kent varsa ortaya çıkarılması, yoksa vatandaşların mağduriyetinin giderilmesi için çalışıyoruz" dedi.
Kemal Dokuz, gelişmelerle ilgili parsel sahiplerini bilgilendireceklerini sözlerine ekledi. Emlak Kulisi, 04.02.2010 |
|
ŞAŞKIN 'DEFİNECİ' YAKALANDI
Datça’daki
tarihi antik Knidos
kentinde kaçak
kazı yapan define avcısını, internet kafede
düşürdüğü flash bellek ele verdi! 22 yaşındaki
A.S.N., gittiği internet kafede flash belleği
düşürdü. Flash belleği bulunca ne olduğunu anlamak
için açıp bakan kişi antik kentte kazı yapıldığına
dair fotoğrafları görünce polise haber verdi. Polis,
hakkında daha önce de hakkında benzer bir suçtan
sabıka kaydı bulunan A.S.N.’yi tanıdı. Fotoğraflarda
elinde biri kurusıkı diğeri kurusıkıdan bozma iki
tabancayla görülen A.S.N yakalandı. A.S.N.’nin
evinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmazken
şüpheli ifadesinde fotoğrafta görülen tabancaların
Y.B.’ye ait olduğunu söyledi. Radikal, Haber: Mehmet Çil, 04.02.2010 |
|
HAÇLAR YERİNE OTURACAK
Anıtlar Kurulundan alınan bilgiye göre, 2008 yılında St. Konstantin ve Elena Kilisesi'nin restorasyonu sırasında, Anıtlar Kurulu'na sunulan restorasyon planında kilisenin çatısında haç olacağı belirtilmedi.
Çatıya daha sonra haç yerleştirmek isteyen Bulgar makamları, Anıtlar Kuruluna tekrar başvurarak, bu taleplerini iletti. Geçtiğimiz günlerde toplananın kurul, Bulgar makamlarının taleplerini onayladı.
Kilisenin içerisinde tutulan yaklaşık 1.5 metrelik iki haçın önümüzdeki günlerde düzenlenecek ayinle çatıya takılacağı öğrenildi.
Kirişhane Semtindeki St. Konstantin ve Elana Kilisesi'nin yapılış tarihi kilise kayıtlarında 1869 olarak gösteriliyor. 20. yüzyıl ortalarında cemaatini kaybeden ve kaderine terk edilen kilisenin, Türk ve Bulgar yetkililerinin görüşmeleri sonucu 2008 yılının ocak ayında restorasyonuna başlanmış ve çalışmalar 8 ayda tamamlanmıştı.
Restorasyonun ardından ramazan ayının yaşandığı 14 Eylül 2008'de dönemin Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanişev ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, kilisenin açılışını yapmış ve kilisenin bahçesine dostluk fidanı dikmişlerdi. Edirne'deki St. Konstantin ve Elena ile St. Georgi Kilisesi hafta sonları turlarla ya da kendi imkanlarıyla ziyarete ve ibadete gelen pek çok Bulgar turisti ağırlıyor Radikal, 04.02.2010 |
|
ŞEHBENDERLER KONAĞI KÜTÜPHANE OLDU
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin tarihi mirası ayağa kaldırarak işlevsellik kazandırma çalışmaları kapsamında restore ettiği Şehbenderler Konağı, 9 Şubat Salı günü saat 11.30'da yapılacak törenle kütüphane olarak kente kazandırılacak.
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, tarihi değerleri gün yüzüne çıkaran faaliyetleri kapsamında kentin en önemli kültürel ziynetlerinden olan Şehbenderler Konağı'nın restorasyon çalışmalarının tamamlandığını ve kütüphane olarak hizmet vereceğini söyledi.
Asırlık Şehbenderler Konağı'nın aslına uygun olarak yenilendiğini kaydeden Başkan Altepe, "Bursa'nın en önemli kültürel mekanlarından olan Şehbenderler Konağı, geleneksel Türk evi tarzındaki tarihi mimarisiyle göze çarpıyor. İbrahimpaşa Mahallesi'nde bulunan, Bursa Kız Anadolu Lisesi ile Erkek Anadolu Lisesi arasında kalan konak, günümüze ulaşan nadir yapılardan biridir. Bu mekanı atıl durumdan kurtarıp bugünkü haline getirdik. Şehbenderler Konağı, okulların olduğu bölgede bulunduğu için 9 Şubat Salı gününden itibaren kütüphane olarak hizmet verecek" dedi. Bursa Kent Haber, 04.02.2010 |
![]() |
İÇ KOZAHAN'DA DURMAK YOK
Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği tarafından 750 bin liraya restorasyon işi verilen İç Kozahan'daki birinci etap çalışmada, müteahhit firma 50 kişilik ekibi ile 24 saat aralıksız çalışıyor. 20 Mayıs 2010 tarihinde içerisinde büyük bir restoran ile 14 dükkanın bulunduğu birinci kısmın tamiratı tamamlanacak. Orhan Cami'nin altında, Kozahan`ın doğu kısmında yer alan İç Kozahan'ın çatısından, yıllarca biriken 20 kamyon moloz çıkartıldı. Çatı kısmına 55 ton kurşun ile özel kaplama yapılacak İç Kozahan'da, son yıllarda yapılan çimento esaslı sıvalar tamamen temizlenerek, horasan esaslı orijinal sıva yapılacak.
Bu arada, Vakıflar`dan İç Kozahan'da kiraladıkları dükkanları Uzunçarşı'daki mağazaları ile birleştiren, sözleşmesi biten 3 konfeksiyoncu da, bir ay zarfında dükkanları boşaltıp teslim edecek. Bu dükkanlar İç Kozahan'da çalışacak şekilde kapatılarak, Esnaf Odaları Birliği tarafından lokanta kısmı bir işletmeciye, 14 dükkan da gıda dışındaki sektörlerdeki esnafa verilecek. Haziran ayında ise, köylü pazarının karşısına açılacak kısmın restorasyonu başlayacak. Bursa Olay, 04.02.2010 |
|
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇISI YAKALANDI
Tarihi eser kaçakçılığı yaptığı iddia edilen 1 kişinin ev ve işyerinde yaptıkları aramada 10 adet eski döneme ait olduğu düşünülen para ve 2 adet bilezik ele geçirildi.
Y.T isimli şahsın elinde çok sayıda tarihi eser bulundurduğu ve bunu satmak istediği duyumunu alan Elazığ Emniyeti KOM Şube Müdürlüğü ekipleri şahsın evinde ve iş yerinde yaptıkları aramada 10 adet eski döneme ait olduğu düşünülen para ve 2 adet bilezik ele geçirdi.
2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilen eserler, İl Müze Müdürlüğü'ne teslim edilirken, Y.T isimli şahıs ise hakkındaki yasal işlemlerin yapılması için adliyeye sevk edildi. haberler.com, 04.02.2010 |
1001 İSLAM İCADI
"1001 İcat: Müslümanlığın Bilim ve Teknolojiye Mirası" adlı sergide, 700-1700 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait, mimariden, haritacılığa, gök biliminden, tıbba kadar birçok alandaki Müslüman mucitlerin, bilim adamlarının ve mimarların yapıtları, icatları gözler önüne seriliyor.
İnteraktif ekranların yer aldığı sergide, El İdrisi ve İbni Sina gibi çok sayıda mucit, bilim adamı ve filozof ekranlardan kendilerini ve icatlarını anlatıyor. Bu kişiler arasında Türkiye'den de tanıdık bir isim bulunuyor. 16. yüzyılın en önemli sanatçı ve mimarlarından biri olarak kabul edilen Mimar Sinan da sergide yer alıyor.
Çeşitli medeniyetlerin, insanlığın gelişmesine katkısını da simgeleyen saat bir filin üzerinde duruyor. Fil, Hint medeniyetini, filin karnına yerleştirilen ve saati çalıştıran su düzeneği Antik Yunanı, inip çıkan ejderhalar Çin'i, sarıklı robotlar İslam dünyasını, kalenin üzerinde duran Zümrüd-ü Anka kuşu da antik Mısır medeniyetini temsil ediyor.
Sergide gösterilen kısa filmde, buluşların ve bilimin kaynağının sadece Yunan ve Batı medeniyetleri olmadığı mesajı veriliyor. Oscar ödüllü İngiliz sinema ve tiyatro sanatçısı Ben Kingsley'nin oynadığı kısa filmde, çocuklara ve sergiyi gezenlere "İslam aleminin bilim ve teknolojiye katkısının ve etkisinin önemi" aktarılıyor.
21 Ocak'ta açılan sergi, 25 Nisan'a kadar Londra'daki Bilim Müzesi'nde gezilebilecek. Hürriyet, 04.01.2010 |
|
HEYKELE
Alberto Giacometti’nin “Yürüyen Adam I” adlı heykeli 104.32 milyon dolara alıcı bulurken, bütün dünyada düzenlenen müzayedelerde en yüksek fiyata satılan sanat eseri olarak rekor kırdı.
Sotheby’s müzayede evinden yapılan açıklamada, “Bu fiyat, bir sanat eserine verilen en yüksek fiyat oldu” denildi. Alıcının kimliği açıklanmadı. Milliyet, 04.01.2010 |
|
BÜYÜKADA'DA 2 MİLYON LİRALIK 'MÜZE' KARMAŞASI Sabah, Haber: Erhan
Öztürk,
04.02.2010
Ruhr 2010 Ajansı, önceki gün basın toplantısında Fazıl Say’ın Dortmund’da vereceği konserleri “Kültür başkenti yılının doruk noktası” sözleriyle tanıttı. Dün ise aynı Fazıl Say, çok benzer bir programdan oluşan İstanbul 2010 projesini, bürokrasiden yıldığı için çekmeye karar verdi.
Radikal, Haber: Cem Erciyes, 05.02.2010 |
|
![]() |
TARİHİ KALINTILAR MARDİN MÜZESİ'NDE SERGİLENİYOR
Mardin-Diyarbakır yolu üzerindeki yerleşim alanı İçinde bulunan Mardin Artuklu Üniversitesi'ne ait arazide yapılan kazılarda içinde çeşitli dönemlere ait kalıntılar, kuyu ve sarnıçların ortaya çıkmasının ardından alan, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kurulu tarafından 3. Derece Sit alanı olarak tescil edildi. Mardin Kültür ve Turizm Müdürü Davut Beliktay, Artuklu Üniversitesi kampüs alanı ve çevresinde orta çağa ait (Paralotik) döneme ait tarihi yapıların ve kalıntıların bulunduğunu belirterek, kampüs alanında yapılan incelemelerde Roma dönemine ait sarnıç ve kuyular bulunduğunu söyledi.
Mardin Artuklu Üniversitesi kampüs alanında 10 bin ile 100 bin yıl arasında değişen tarihi yapıların mevcut olduğunu tespit ederek tescillediklerini ifade eden Beliktay, "Artuklu Üniversitesi kampüs alanında aynı şekilde Roma dönemine ait sarnıçlar var. Yine İzzetpaşa karakolunun arka tarafında ve üniversite kampüs içinde bulunan alanda Roma dönemine ait 40 tane kuyu ve çırahane bulundu ve tescili yapıldı. Ama ondan önce Paleolitik döneme ait yapılarda Mardin Artuklu Üniversitesi kampüs alanı içindedir. 10 bin ile 100 bin yıl arasında değişen yapılar orada mevcut. Şu anda arkeologlarımız ve tarihçilerimiz bu kalıntıların üzerinde yoğun bir çalışma ve inceleme yapmaktadır" dedi.
Üniversitenin temeli atılması ile birlikte ortaya çıkan tarihi hazinenin de korunması gerektiğini vurgulayan Beliktay, "Üniversitenin temeli atıldığı zaman burada ortaya çıkan tarihi hazinenin de korunması ve ortaya çıkarılması gerekir. Kampüs alanında bulunan bu kültür değerleri Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kurulunca 3. Derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Halkımızın bu tür kültür değerlere sahip çıkması ve korunması gerekmektedir" şeklinde konuştu. Yeni Şafak, Haber: Mehmet Atay, 03.02.2010 |
PICASSO'NUN EŞİNE 8.1 MİLYON STERLİN
İspanyol ressam Pablo Picasso’nun, eşi Jacqueline’i
resmettiği portresi, 8,1 milyon sterline (yaklaşık
20 milyon TL) satıldı. Müzayede evi Christies’in Londra şubesinde önceki gün yapılan açık artırmada, 3 ila 4 milyon sterline satılması beklenen Picasso’nun “Tete de Femme (Jacqueline)” adlı portresi, tahmin edilen fiyatın üzerinde alıcı buldu.
Hürriyet, 04.02.2010 |
|
VE MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ KAPANDI...
Geçen ay içinde halkın katılımı olmadan açılışı yapılan Muhsin Ertuğrul Sahnesi yeniden kapandı. İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın yıkılmasını protesto edenleri bir bir göstereceği bir sinevizyonla intikam malzemesi olan sahnenin kapanma nedeni ise NATO toplantısı.
Medyafaresi adlı internet sitesinin haberine göre yurtdışından gelen konuk yönetmenin sahneye koyduğu Bakkhalar adlı oyunun ilk gösterim tarihi düzenlenecek kongre nedeniyle ertelendi. Salonda toplantı olmamasına rağmen güvenlik nedeniyle 3-4 Şubat’ta seyircinin tiyatroya gitmesi sakıncalı bulundu.
Durum tiyatrocular arasında skandal olarak değerlendirildi. Açılışından 17 gün sonra yeniden kapanmak durumunda kalan sahnenin geleceği ise bu örnek durumla ortaya konmuş oldu. Haber Sol, 03.02.2010 |
|
Habertürk, 03.02.2010 |
|
YAMAÇ EVLER'DE 'ANTİK' BULMACA
Dünyanın en görkemli antik mermer salonu, Efes’te olacak. Uzmanlar, ‘puzzle’ yöntemiyle 25 bin parça birleştirdi. 100 bin parça daha var Milliyet, Haber: Veysel Erol, 03.02.2010 |
![]() |
AYNALIKAVAK KASRI, TÜRK MÜZİĞİ MERKEZİ OLUYOR
Haliç'in kıyısında bir saray. Adına kimi Ayna Sarayı demiş, kimi de Aynalı Saray... Rivayet odur ki bu isme sebep, içindeki Venedik aynaları ya da Divanhane'nin aynalara benzeyen cephesiymiş. Aynalı Saray günümüze ulaşamamış, ama içindeki muhteşem kasır Osmanlı mimarisinin tepelerinde dolaşmaya devam ediyor. Şairin "içindeki aynalar sabah yelinin gelip geçiş yoludur" diye tanımladığı kasırda hem deniz hem kara aynı anda yüzünü gösteriyor. Bu büyülü mekan, en çok ince ruhlu bir padişah olan tamburi, neyzen ve şair III. Selim'e yakışır şüphesiz. Öylede olmuş nitekim; III. Selim burada pek çok beste yapmış. Kasrın içinde, Şeyh Galip'in dizelerinin Yesari'nin hattı ile lacivert üstüne altın varakla yazıldığı 'beste odası' dedikleri eşsiz bir mekan doğmuş. Beste odasını süsleyen ve "Sultanların sultanı, adaleti adalet dağıtmak olan Sultan Selim Han'ın yaptıklarının insanları kurtarmak olduğunu" söyleyerek başlayan otuz altı dizelik şiir, bu ince ruhlu padişahın sırrını ele veriyor.
Bu rüya hep böyle sürmez tabii. Kasır, Cumhuriyet'le birlikte diplomatik bir havaya bürünür. Toplantılara ev sahipliği yapar. Milli Saraylar'a bağlanır. 1984 yılına geldiğimizde ise Milli Saraylar Bilim Kurulu başkanı olan Metin Sözen, özellikle III. Selim'in bestekar kişiliğiyle bütünleşen bu kasrın Türk müziği merkezi olması için kolları sıvar. Aslında bu proje, Abdülaziz'in torunu şehzade Seyfettin Efendi'nin kızı Gevheri Osmanoğlu'nun kendi elindeki bazı kıymetli sazları, belgeleri Aynalıkavak Kasrı'na bağışlamasıyla başlar. Hemen girişimler yapılır, öteden beriden toplananlar ve belediyeden yapılan bağışlar vasıtasıyla bir koleksiyon oluşturulur. Dolmabahçe Sarayı'nın kendi envanterindeki sazlar, plaklar, el yazmaları da buraya dahil olur. Bu eserler, kasrın içinde 'Türk Çalgıları Sergisi' adıyla daimi olarak sergilenir. Kasır yıllar içinde pek çok restorasyon görür; Bekir Sıtkı Sezgin'in, neyzen Niyazi Sayın'ın, tamburi Necdet Yaşar'ın da aralarında olduğu çok güzel yaz konserlerine ev sahipliği yapar. Ancak içindeki Türk çalgıları sergisinden çok az kimsenin haberi vardır. Gün gelir, bilindik uzun restorasyon çilesi buraya da bulaşır. Son olarak Aynalıkavak Kasrı beş yıl boyunca demirden bir iskeleye hapsolur. Bu muhteşem kasrın 'dünden bugüne' hikayesi aynen böyledir.
Yıllardır restorasyonlardan dolayı kapalı olan Aynalıkavak Kasrı nihayet açılıyor. Ağustosta restorasyonu bitecek kasır, eylül ayından itibaren de bu kez Türk müziği merkezi olarak hizmet verecek. Kasırda neylerden tamburlara, zilli maşalardan bendirlere pek çok müzik aletinin yanı sıra el yazmaları, notalar ve taş plaklar da sergilenecek. Bunun yanında Türk müziği kütüphanesi oluşturulması ve konserler yapılması da planlanıyor. Dolmabahçe Sarayı Saatler ve Müzik Aletleri bölümü sorumlusu Şule Gürbüz'ün sürdürdüğü çalışmalarda yıllar yılı bekleyen müzik aletleri elden geçti ve el içine çıkacak hale getirildi. Aynalıkavak Kasrı'nın Türk Müziği Merkezi yapılması için çok müsait bir yer olduğunu söyleyen Gürbüz, "Bir Dolmabahçe Sarayı ya da Beylerbeyi Sarayı çok alafranga yerler. Buralarda hep Batı müziği sazları var. Aynalıkavak, III. Selim'den dolayı Türk müziği ile özdeşleşmiş. Hem de klasik Osmanlı üslubunu yansıtan bir yapı. Elimizde çok geniş olmasa da kaliteli bir koleksiyon var." diyor.
Türk Müziği Merkezi fikri, sıcaklığını hep korusa da sık sık değişen yönetim nedeniyle bunu hayata geçirmek pek mümkün olmamış. Ama yönetim bu kez kararlı. Hazırlıkları süren araştırma merkezinin koleksiyonu bu süreçte artabilir. Eserlerinin kalitesi adına çıtanın yüksek olduğunu hemen belirtelim. İyi ustaların elinden çıkmış epey müzik aleti var. Aynalıkavak Kasrı'nın Türk müziği merkezine dönüştürülmesi belki yıllardır dilden dile dolanan Müzik Müzesi'nin gerçekleştirilmesi için de bir vesile olur. Zaman, Haber: Musa İğrek, 03.02.2010 |
|
HATTUŞA'YI BÜNYESİNDE
BARINDIRAN BOĞAZKALE KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKIYOR
Çorum Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak 1966 yılından beri faaliyetlerini sürdüren ve Hititler başta olmak üzere Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait yaklaşık 12 bin eserin sergilendiği Boğazkale Müzesi’nde geçtiğimiz haftalarda incelemede bulunan Vali Mustafa Toprak, çalışmaların turizm sezonuna yetiştirilmesi talimatını vermişti.
Ayrıca müze yanında bulunan parktan müzeye giden bir yol açılması, giriş kapısında bulunan Belediye’ye ait benzinlik ve trafonun da kaldırılmasının görüntü açısından önemli olduğunu belirten Vali Toprak’ın bu talebinin önceki gün yapılan Boğazkale Belediye Meclisi Toplantısı’nda 2’ye karşı 8 oyla reddedildiği öğrenildi.
Turizm beldesinde turizme katkı sağlayacak yola ret kararı verilmesi ile ilgili görüşlerini aldığımız bir çok yetkili Boğazkale’nin kendi ayağına kurşun sıktığını belirttiler. Boğazkale Belediye Başkanı Ali Rıza Soysat da yol kararının geçmesi için çaba gösterdiğini, kendisinin kabul oyu vermesine rağmen vatandaşların “benzinlik kalkacak” yönündeki endişesi uyarınca 8 Belediye Meclis üyesinin ret oyu ile yol kararının reddedildiğini vurguladı.
Hattuşa ve Yazılıkaya ile birlikte Boğazkale Müzesi’nin de yapılan çalışmalar neticesinde ilimiz turizmine önemli katkılar sağlayacağına inandığını anlatan Soysat, alınan karardan dolayı üzgün olduğunu da ifade etti. Çorum Haber, 03.02.2010 |
|
SAHABE KABRİNİ 'KİLİSE KALINTISI' DİYE RAPOR ETTİLER
Diyarbakır'ın fethi sırasında yaralanan Sultan Sasa, 6 ay valilik yaptıktan sonra vefat etti. Ulucami'nin yanında, eski bir kilisenin üzerinde kendi adına yaptırılan mescidin bahçesine gömüldü. Yaklaşık bin 300 yıl burada kalan mezar, 1925'te yol çalışması gerekçesiyle Rızvanağa Mezarlığı'na taşındı. Mescidi yıkan belediye, bölgede Gazi Caddesi'ni açtı. Yıkılan türbenin bir bölümü, İslam'ın ilk valisinin makamı olarak kaldı. Gazi Caddesi'nde iki yıl önce uygulanan rehabilitasyon projesi kapsamında Sultan Sasa'nın makamının olduğu yerde kazı çalışması yapıldı. Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nin kazı ile ilgili düzenlediği raporlar, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne gönderildi. Vakıflar da 'Sultan Sasa Türbesi ve Camisi' olarak kayıtlı 5 no.lu parsele 'Roma dönemine ait bir kilisenin müştemilatının kalıntısı' şeklinde rapor verdi. Arkeologların türbeyi görmezden gelmesi, araştırmacıların tepkisine yol açtı.
Dicle Üniversitesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Başkanı Prof.Dr. Abdurrahman Acar, kazıda ortaya çıkan yapının 1925'te yıktırılan Sultan Sasa Camii'nin temeli olduğunu söyledi. Acar, "Yakın zamana kadar müstakil türbesi bulunan tek sahabe Sultan Sasa'ydı. 1926'da yıktırıldı ve yol haline getirildi." dedi. Vakıflar'da bile 'Sultan Sasa' Türbesi diye kayıtlı bir alana 'kilise kalıntısı' raporu verilmesini maksatlı bulan Prof.Dr. Kenan Haspolat da şunları söyledi: "1925 öncesi fotoğrafları var. Mescit ve türbe gözüküyor. Böyle aşikar olan bir şeyi tartışmanın alemi yok. Hz. Sasa, 1926 yılında yattığı yerden çıkarıldığında sadece bacağında küçük bir çürük vardı. Kazı yapılan yerde sahabe valinin ruhu var, öyle kalması gerekir." Zaman, Haber: İsmail Avcı, 03.02.2010 |
|
|
TARİHİ ESER OPERASYONU
Kütahya'da, tarihi eser bulundurdukları iddia edilen 2 kişi yakalandı.
Akis, 03.02.2010 |
NAZİLLİ'DE ETNOGRAFYA MÜZESİ AÇILACAK
Nazilli Belediyesi tarafından ''Etnografya Müzesi'' açılacak.
İlçede daha önce müzeye çevrilen İstasyon Meydanı'ndaki geçmişte ünlülerin de konakladıkları ve ''Anayurt Oteli'' filminin de çevrildiği tarihi Ankara Palas Oteli, ''Nazilli Etnografya Müzesi'' olarak önümüzdeki günlerde ziyarete açılacak.
Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık, çalışmaların ve son hazırlıkların yapıldığı Nazilli Etnoğrafya Müzesi alanında incelemelerde bulunup, çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Alıcık, yaptığı açıklamada, şunları söyledi: ''Biz çok iddialıyız. Ege Bölgesi'nin en büyük ve zengin Etnografya Müzesi'ni Nazilli'de açıyoruz. Nazilli halkımızdan da tekrar ellerindeki tarihi değeri olan eşyalarını müzemizde sergilenmek üzere teslim etmelerini istiyoruz. Müzemizin tarihi eser yönünden çok zengin olması en büyük arzumuzdur. Müzemiz açılışa hazır hale gelmek üzeredir. Şu anda ekiplerimiz müze içerisindeki son çalışmalarını yapmaktadırlar. Müzemizde bölgemizi ilgilendiren tüm tarihi değeri olan kültürel amaçlı eserler sergilenecektir. Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan malzemeler ağırlıkta olacak.'' Alıcık, müzenin açılışının gerçekleşmesinin ardından tüm vatandaşları ziyarete beklediklerini kaydetti. Aydın Denge, 02.02.2010 |
|
TARİHİ ÇEŞMELER ONARILIYOR
Ordu Valisi Orhan Düzgün, şehir merkezinde bulunan tarihi çeşmelere el attı.
1970'li yıllara kadar çeşmeler şehri olan ve hemen her mahallesinde birkaç tane tarihi nitelikte hayrat bulunan Ordu'da, bu ata yadigarları bir bir yok oldu.
Ordu'da 1910'lu yıllardan itibaren 500 metre yüksekliğindeki Boztepe'nin zirvesinden kopup gelen kaynak sularını şehrin bütün mahallelerine dağıtmak amacıyla hayırsever vatandaşlar tarafından yapılan onlarca çeşme ile hayrat, bugün ya beton yapıların temel duvarları altında kayboldu ya da kitabeleriyle birlikte sorumsuz insanlar tarafından yıkılarak kırıldı.
Bu tarihi çeşme ve hayratların çoğunluğu yeni yapılan veya yükseltilen yollar sebebiyle toprak altında kalırken, kitabeleri tarihi eser kaçakçıları tarafından tek tek söküldü. Yaklaşık 33 yıl öncesine kadar şehrin 15'e yakın mahallesinde her gün gürül gürül suların aktığı kurnalı 68 adet çeşme veya hayrat bulunan ve bundan dolayı 'Çeşmeler Beldesi' olarak anılan Ordu, bu özelliğini kaybetti. 68 çeşme ve hayrattan bugün geriye sadece birkaç tanesi kaldı. Bunlardan biri olan Saray Mahallesi'ndeki Osmanbey Çeşmesi, üzerindeki padişah tuğrası ve kitabesiyle ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Ata yadigarı tarihi çeşmelerin durumunu gören Ordu Valisi Orhan Düzgün, bu çeşmelerin temizlenerek kullanılabilir hale getirilmesi talimatını verdi. Şehir merkezinde 4 tescilli çeşmenin 2'sinin iç ve dış temizliği yapılarak, kullanılabilir hale getirilirken, diğer 2 çeşmenin de önümüzdeki günlerde iç ve dış temizliği yapılarak kullanılabilir hale getirilmesi sağlanacak. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nce herhangi bir harcama yapılmadan tamamen sponsor firmalar ve kişiler vasıtasıyla yapılan çalışmalara katkı sağlayan kişi ve kurumlara Vali Orhan Düzgün tarafından teşekkür belgesi verilecek. Vali Düzgün, şimdiden 2 tarihi çeşmenin temizliğini yaparak, tarihi eserlerin yaşatılmasına katkı sağlayan işadamı Mustafa Şahin'e teşekkür etti. Ordu Kent Haber, 02.02.2010 |
![]() ![]() |
|
RAKOCZİ MÜZESİ RESTORE EDİLDİ
Macaristan hükümetince restore ettirilen Tekirdağ’daki tarihi Rakoczi Müzesi yeni yüzüyle ziyaretçilere açıldı.
Müze, adını dramatik ve maceralı bir hayatı olan, Macar tarihinin en önemli isimlerinden birinden; Ferenc Rakoczi’den alıyor. Rakoczi, 1700’lü yıllarda, Macaristan’ın Avusturya’ya karşı verdiği bağımsızlık savaşına öncülük etti. Ülkesinin işgal edilmesi üzerine de 1717 yılında Osmanlı Devleti tarafından Türkiye’ye davet edildi. Rakoczi, hayatının son dönemini Tekirdağ’da, şimdi müze olan bu evde geçirdi.
1931 yılında açılan ve o tarihten bugüne defalarca restorasyonu yapılan Rakoczi Müzesi, Macaristan hükümetince yeniden restore edildi. Müze yeni yüzüyle ziyaretçilere açıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bu yıl İstanbul ve Macaristan’ın Peç kentinin Avrupa’nın Kültür Başkenti unvanı taşıdığını hatırlatarak, iki ülkenin tarihe dayanan dostluğunu geliştirmek için ortak çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.
Macaristan Eğitim ve Kültür Bakanı Istvan Hiller de, Macarların kahramanı Rakoczi’nin, kendisini ülkesinin bağımsızlığına adamış bir kişi olduğunu ve yaşamının son dönemini Tekirdağ’da geçirdiğini belirterek, "Birkaç yüzyıl önce başlatılan bu dostluğu devam ettirmek en büyük görevimizdir’" diye konuştu. Trt/Haber, 02.02.2010 |
SİDE'DE TARİHİ EVLER KORUMA ALTINDA
Antalya’da Side Belediyesi, 113 yıllık 96 cumbalı Osmanlı taş evini koruma altına aldı. Side Belediye Başkanı Abdulkadir Uçar, Osmanlı padişahı II. Abdulhamid'in 1897 yılında Side (Selimiye) yerleştirdiği Giritlilerin yaptığı tarihi taş evleri koruma altına aldıklarını söyledi.
Uçar, tarihi şehirde cumbalı evlerin gün yüzüne çıkması için alt katları dükkan işletmelerde gölgelik ve reklam panolarının tamamını kaldırdıklarını kaydetti. Uçar, "Side'deki 96 cumbalı Selimiye taş evlerini koruma altına aldık. Tarihi evler aynı zamanda günümüzün en canlı sivil mimari eserleri. Sezon öncesi hayata geçirdiğimiz Kentsel Dönüşüm Projesi (KDP) içinde tarihi Osmanlı evlerinin korunması da vardı. Reklam panoları ve gölgelikler kalkınca asırlık cumbalı evler nefes aldı. Sivil mimari örnekleri gün yüzüne çıktı. Side'ye tatile gelen turistler, yeni sezonda rahatlıkla cumbalı evler önünde hatıra fotoğrafı çektirecek" diye konuştu.
Side Esnaf Birliği Derneği (SEBD) Başkanı Mehmet Ergen, cumbalı evlerdeki reklam panoları inince Side tarihi çarşıya estetik güzellik geldiğini dile getirdi. Yeni sezonda turistlerin Side'yi görünce çok şaşıracağını belirten Ergen, Osmanlı evlerinin tarihi çarşıya estetik bir görünüm sağladığını ifade etti.
Side Lokantacılar Derneği Başkanı Mehmet Karakaş, cumbalı evler gün yüzüne çıkınca Side'de tarihi dokunun yeniden canlandığını belirtti. Karakaş, Side Antik Kent'te Hellenistik, Roma, Bizans eserleri yanında Selimiye evlerinin zamanın tanıkları olarak tarihe ışık tuttuğuna dikkat çekti. Turizm Gazetesi, 02.02.2010 |
|
Habertürk, 02.02.2010 |
|
TARAKLI, TARİHİ ESERLER ONARILINCA CAZİBE MERKEZİ
OLDU Sabah, Emlak, 02.02.2010 |
|
ANITKABİR'E 'SIVI CAM'LI KORUMA
Anıtkabir’de bütün liderlerin yürüdüğü ünlü Aslanlı Yol, nanoteknoloji ile korunuyor. Aslanlardaki ve yolda bulunan kadın-erkek grubu heykellerdeki yıpranmanın önlenmesi için 2008 yılından bu yana nanoteknolojik bir ürün olan “Sıvı cam” kullanımına geçildiği öğrenildi. Dünyada da henüz çok yeni bir ürün olan “Sıvı cam” aynı zamanda İlyas Bey Camii’nde de kullanılıyor. Vatan, 02.02.2010 |
![]() |
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarihi ve kültürel mirası koruma çalışmalarına 1421 yılında Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından yaptırılan Mahkeme Hamamı da eklendi.
Büyükşehir Belediyesi’nin takas yoluyla Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan aldığı tarihi yapıda restorasyon çalışmaları Başkan Recep Altepe ve AKP İl Başkanı Nagip Vardar’ın da katıldığı törenle başlatıldı.
Başkan Altepe, kentin merkezindeki anıtsal yapının 1 yıl gibi kısa sürede orijinal halini yeniden alacağını belirterek, “Hamamlar kültürümüzün önemli bir parçası. Burada bu kültürü yaşatmayı düşünüyoruz. Bu sebeple de restorasyon bittiğinde bu anıtsal yapının orijinal işlevini sürdürmesini hedefliyoruz. Erkekler bölümü yine hamam olarak faaliyet gösterecek. Kadınlar bölümü ise kültürel faaliyetler için kullanılabilir. Yapı 1490, 1495 ve 1953 yıllarında onarım görmüş. Biz şimdi yapacağımız çalışma ile bütün olarak ele alıyoruz. Bu 600 yıllık emaneti geleceğe en iyi şekilde miras bırakmak bizim için büyük onurdur” diye konuştu.
Bursa Olay, 02.02.2010 |
|
|
TUNCA NEHRİ TAŞTI
Tunca Nehri'nin yatağının dar olan kısımlarından nehir suları taşarak çevreye yayılmaya başladı. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin de yapıldığı Er Meydanı'nın bulunduğu Sarayiçi mevkisi ile Yenimaret Mahallesi'ni bağlayan Tunca Nehri üzerindeki Fatih Köprüsü'nün gözlerini dolduran sular, köprü çevresinden akmaya başladı. Taşkın suları Sarayiçi'ndeki Balkan Şehitliği'ne doğru yayılıyor. Sabah, 02.02.2010 |
2 BİN 450 OSMANLICA ESER ARAŞTIRMACILARI BEKLİYOR
Aksaray İl Halk Kütüphanesi Müdürü Mahmut Yılmaz,
AA muhabirine yaptığı açıklamada, kütüphanede
birbirinden kıymetli 2 bin 450 Osmanlıca eser
bulunduğunu söyledi. Radikal, 02.02.2010 |
|
OSMAN KAVALA, TARİHİ BİNALARI YAŞAMA KATACAK
Biri iletişim ve yayıncılık sektöründen, diğeri eski tekstilci yeni turizmci iki ünlü işadamı ortak bir şirket kurma kararı aldı. İkilinin geride bıraktığı tecrübeler, kurulan bu yeni şirketin daha çok eski eser statüsündeki binaların restore edilerek yaşama yeniden katılması konusunda hizmet vereceğini gösteriyor.
Osman Kavala, pek çok alanda aktif bir isim. Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların yönetim kurulu üyeliklerinde bulunan Kavala, şu anda Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) yönetim kurulu üyeliğinin yanı sıra George Soros’un Açık toplum Enstitüsü’nde danışma kurulu üyesi olarak rol alıyor. Aynı zamanda Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin de üyesi olan Kavala, Tarih Vakfı ve Diyarbakır Kültürevi sponsorluklarıyla dikkat çekiyor. Kavala, bir dönemler Turkcell’e de hissedardı. Ancak, ünlü işadamı, 1998 yılındaki ekonomik kriz nedeniyle hisselerini Çukurova Holding’e devretmek durumunda kalmıştı.
Timur Özdemir ise 2006 yılına kadar tekstil sektöründen tanınan bir isimdi. O yıl içinde sektörü bırakma kararı alarak turizm sektörüne adım attı. Ancak, bu alana özel bir kulvardan girdi. Türkçeye ‘kişiye özel otel’ olarak çevrilebilecek ‘hip otel’ kavramının 2007 yılında açtığı Lush ile ilk Beyoğlu’ndaki uygulayıcısı oldu. Simurg Turizm isimli şirketiyle ikinci önemli adımı ise Karaköy Bankalar Caddesi’ndeki Sümerbank binasını 12 milyon dolara sanatsal aktivitelerin de yer alacağı bir otele dönüştürme oldu. Bina üzerindeki çalışmalarını sürdüren Özdemir’in Florya’daki Kibrithane’yi de satın alarak bir otele dönüştürme planı olduğu biliniyor.
Milliyet, Haber: Seda Tabak, 02.02.2010 |
|
TARİHİ ESERLER MÜZEYİ BEKLİYOR
Manisa’da 82 yıllık Etnografya ve Arkeoloji Müzesi’nde muhafaza edilen 28 bin 700 eserden sadece 2 bin tanesi sergilenebiliyor. Nem sebebiyle müzenin arkeoloji bölümü yedi yıldır kapalı tutulurken, bazı eserler etnografya bölümünde sergilenmeye çalışılıyor. İl Kültür ve Turizm Müdürü Erdinç Karaköse, müzenin arkeoloji müzesinde yedi yıl önce ortaya çıkan drenaj sıkıntısı nedeniyle bölümün duvarların nem olduğunu ve eserlere zarar vermemesi için kullanıma kapatıldığını hatırlattı. Yedi yıldır arkeoloji bölümünün restorasyonu konusunda çalışmalar yaptıklarına dikkat çeken Karaköse, geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın müzeyi ziyaretinde verdiği talimat doğrultusunda restorasyon için çalışmaların hızlandırıldığını söyledi. Karaköse, Manisa Pamuklu Mensucat A.Ş.’nin 150 bin metrekarelik arsasında belli bir bölümün müze yapılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildiğini hatırlattı. Özelleştirme İdaresi’nin bu alan için “beş yıl imar yapılamaz” kararı aldığını kaydeden Karaköse, “Bu süre mart ayında doluyor, biz de müze yapımına başlayacağız” dedi. Hürriyet Ege, Haber: İlker Kılıçaslan, 02.02.2010 |
|
![]() ![]() |
ARKEOLOJİNİN BÜYÜK SIRLARINDAN BİRİ AYDINLANIYOR
Mısır, arkeoloji dünyasının büyük sırlarından birisi olan firavun Tutankamon'un soyağacını ilan etmeye hazırlanıyor.
Mısır Eski Eserler Genel Müdürü Zahi Havas yaptığı açıklamada, bu önemli keşfin Kahire müzesinde 17 Şubatta yapılacak basın toplantısında kamuoyuna duyurulacağını belirtti. Havas, bu arkeolojik keşfin DNA analizleriyle yapılan araştırmaların sonucunda geldiğini kaydetti.
Turkuaz işlemelerle süslü som altından mezarı içindeki mumyası İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından 1922'de bulunan genç firavun Tutankamon, yaklaşık MÖ 1333 ve 1324 yılları arasında hükümdarlık yapmıştı. 9 yaşında firavun ilan edilen Tutankamon özellikle Kahire müzesinde sergilenen lapis lazuli ve yarı değerli taşlarla süslü 11 kilo ağırlığındaki som altın maskının bulunduğu mezar hazinesiyle meşhur olmuştu.
18. Mısır hanedanının 12. firavunu olduğu tahmin edilen Tutankamon'un asıl ölüm sebebi, tüm soy zincirindeki firavunlar gibi bir muamma olarak kalmaya devam ediyor. Sabah, 01.02.2010 |
GÖLMARMARA'DA TARİHİ ESER OPERASYONU
Manisa'nın Gölmarmara İlçesi'nde, tarihi eser kaçakçılığı yapan iki kişi, 176 parça eserle birlikte yakalandı.
Manisa İl Jandarma Komutanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, yapılan çalışmalar sonucunda, Gölmarmara İlçesi Kayaaltı Köyü'nde Kültür ve Tabiat Varlığı Kaçakçılığı yaptığı tespit edilen şüpheliler takibe alındı. Alıcı kılığındaki jandarma görevlileri, şüpheli E.A. ve İ.E. ile buluşarak ellerindeki tarihi eserleri satmak isterken suçüstü yakaladı. 176 parça çeşitli dönemlere ait sikke ve eski tarihi esere el konuldu. Şüpheliler E.A. ve İ.E. alınan ifadelerinin ardından adli makamlara sevk edildi. Manisa Kent Haber, 02.02.2010 |
|
|
BODRUM'UN AYA NİKOLA'SI MÜZE OLACAK
DP Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, 40 yıldan bu yana Halk Eğitim Merkezi olan binanın restore edilerek, eskiden olduğu gibi kilise kimliğine dönüştürüleceğini söyledi. Başkan, tarihi kilisenin Balıkçılık ve Süngercilik Müzesi olabilmesi için izin almak amacıyla 15 Ocak 2010 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bir yazı gönderdi. Başkan Kocadon, kilisenin müzeye dönüştürülmesi halinde Halk Eğitim Merkezi için yeni bina yapılacağı ifade etti.
“www.bodrumajans.com.tr” adlı internet sitesindeki, “Halk Eğitim Merkezi’ne dönüştürülen tarihi Kilise, eski haline getirilerek tekrar Bodrum kültür ve turizmine kazandırılmalı mı?” sorusuna ankete katılanların yüzde 80’i ‘Evet’ dedi. Hürriyet, 01.02.2010 |
BU AYIPTAN DÖNÜLDÜ
UNESCO tarafından ‘dünyada korunması gerekli kültür varlığı’ olarak kabul edilen Kapadokya bölgesindeki peribacalarının bazıları, bilinçsiz yaklaşımların kurbanı olmak üzere. Nevşehir merkeze bağlı Uçhisar Beldesi'nin Cevizli Mevkii'ndeki peribacalarının içine başta inşaat olmak üzere çeşitli kullanılmayan malzemelerin depolanması görenlerin tepkisini çekiyor. Doğan Haber Ajansı, 31.01.2010 |
![]() |
![]() |
İSA PEYGAMBER, CEBRAİL VE MİKAİL'İN RESİMLERİ ÇIKTI
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından tarihi Ayavukla Kilisesi’nde yürütülen restorasyon çalışmaları kapsamında 3 yeni duvar resminin ortaya çıkarıldığı bildirildi. Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Ayavukla Kilisesi’nde yapılan çalışmalarda, boya tabakalarının ardında gizli kalmış olan İsa figürü ile melekler Cebrail ve Mikail’i simgeleyen duvar resimlerinin bulunduğu belirtildi.
Birgün, 31.01.2010 |
ALACA'DA TARİHİ ESER OPERASYONU
Çorum'un Alaca İlçesi'nde
jandarma ekipleri tarafından bir otomobile
düzenlenen operasyonda Adana'dan Alaca'ya satılmak
için getirilen tarihi eserler ele geçirildi. haberfx.net, 31.01.2010 |
|
SOFYA CAMİYİ, İSTANBUL KİLİSEYİ ÖNERECEK
Ankara'daki temaslarının ardından İstanbul'a gelen Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Bulgaristan Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Tsevetan Tsevetanov ve Sofya Belediye Başkanı Yordanka Fandakova, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı ziyaret etti. Saraçhane'deki Belediye Başkanlığı binasında resmi törenle karşılanan Bulgaristan Başbakanı Boyko, Başkan Topbaş'la makamında yaklaşık bir saat görüştü.
Görüşme sonrası basın mensuplarına açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, konuklarına İstanbul'la ilgili bilgiler verdiğini ve Sofya'yla karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımı yapacaklarını kaydetti. Başkan Topbaş'ın 5 yıldaki projelerinden övgüyle söz eden Bulgaristan Başbakanı Borisov da, "Sofya'ya yetkilileri davet ettim. Deneyimleri bizim için büyük fırsat olacak" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, "Demir Kilise" olarak bilinen Bulgar Kilisesi'nin denize kaymasını önlemek için gerekli teknik girişimlerde bulunduğunu hatırlatan Başbakan Borisov, "Biz de UNESCO Kültür Mirası listesine girmesi için Filibe'de bulunan Murad Hüdavendigar Camii'ni önereceğiz. İstanbul da Demir Kilise'nin UNESCO'nun Kültür Mirası Listesi'ne girmesi için öneride bulunacak" şeklinde konuştu. Bulgaristan Başbakanı Borisov, daha sonra İstanbul Valisi Muammer Güler'i ziyaret etti.
Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ve beraberindeki heyet, Fatih Haliç sahilinde bulunan Bulgar Kilisesi'ni ziyaret etti. Konuk Başbakan, Bulgar Kilisesi Vakfı Başkanı Vasil Liaze, vakıf üyeleri ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir tarafından karşılandı. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ve beraberindeki heyet kiliseye girerek mum yakıp dua etti. Bulgar Kilisesi Vakfı Başkanı Liaze, kilisenin temelinin kaydığını ve dış cephesinde korozyon olduğunu söyleyerek restorasyona ihtiyacı olduğunu belirtti. Liaze, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin temel kaymasını giderdiğini, dış cephesinin de yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edileceğini söyledi. Kilisenin hemen karşısında bulunan ve kilise vakfına ait olan binanın projesinin de Fatih Belediyesi tarafından İl Özel İdaresi'ne sunulduğunu ifade etti. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de, vakfa ait binanın Mart sonu ya da Nisan başında restore edilmeye başlanılacağı bilgisini verdi. Yeni Şafak, 31.01.2010 |
|
![]() |
DENİZLİ'DE 500 YILLIK SU ŞEBEKESİ BULUNDU
Denizli Belediyesi'nin "Yüzyılın Dev Altyapı Projesi" adını verdiği çalışmalar sırasında, Mimar Sinan Caddesi'nde Osmanlı dönemine ait bir su şebekesi ortaya çıkarıldı. 15. yüzyıldan kalma olduğu tahmin edilen şebekenin bulunması üzerine kazı çalışmalarına ara verildi. Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek, Denizli Müze Müdürü Hasan Hüseyin Baysal ve arkeologlar, tarihi su şebekesinde incelemelerde bulundu. Haber Ekspres, 31.01.2010 |
9 BİN YILDIR DEĞİŞMEYEN TUZLUK
Konya’nın Çumra İlçesi yakınlarındaki 9 bin yıllık yerleşim yeri Çatalhöyük’te yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan tuzluk ve çıngırağın, bugün kullanılan tuzluk ve çıngırakla hemen hemen aynı olması dikkat çekti.
Konya Müze Müdürü Arkeolog Yusuf Benli, Çatalhöyük kazılarında çıkarılan tuzluk, kolye, yüzük, çıngırak ve tabak gibi malzemelerin üzerinde çok az bir değişiklik yapılarak daha modern bir şekilde bugün de kullanıldığını söyledi. Benli, Çatalhöyük kazı çalışmalarında bulunan tarihi eserlerin Arkeoloji Müzesi’nde sergilendiği belirtti. Bölgedeki kazıların devam ettiğini kaydeden belirten Yusuf Benli, “Konya neolitik yerleşim açısından önemli bir merkez. Bugüne kadar da yapılan kazı çalışmaları esnasında Çatalhöyük Ören Yeri’nden çıkan malzemeler ve yerleşim planı Anadolu’daki ilk yerleşik hayata geçiş ile ilgili bize ipuçları vermekte” dedi. Benli, yaklaşık 9 bin yıllık tarihi bulunan Çatalhöyük'te insanların bugün mutfaklarda kullanılan malzemeleri küçük bir değişiklik ile o dönemde üretip, kullandığını söyledi. Yusuf Benli, “Bugün arkeoloji müzemizde bulunan tuzluklar ve ayna olarak kullanılan obsidienleri, çeşitli mutfak eşyasını görüyoruz. Bu da bize Çatalhöyük ile günümüz insanı arasında bir bağ kurmamız gerektiğinde, malzeme kullanımı açısından bir kültür genetiğinin halen devam ettiğini ve devam edeceğini gösteriyor” diye konuştu. Konya Müze Müdürü Arkeolog Yusuf Benli, bugün kadınların takı malzemesi olarak kullandığı süs eşyası, ayna, cımbız gibi malzemelerin Çatalhöyük kazılarında da ortaya çıktığını ve bunların bugün modern ölçülerde tasarlanmış takılarda görüldüğünü söyledi.
Bugün bir ailenin kullandığı tüm eşyayı, o dönemin insanlarının da imal ettiğini ve kullandığını belirten Yusuf Benli, “Çatalhöyük’te yapılan kazılarda bunların parçaları bulunuyor. O dönemin çocuklarını eğlendirmek için kullanılan, çıngırak olarak tabir edilen ve içerisine kum tanecikleri konularak kullanılan oyuncaklar, hayvan figürü ile at arabası şeklinde yapılmış malzemeler günümüzde de halen kullanılıyor” dedi. Hürriyet, Haber: Mehmet Kayhan Yıldız, 31.01.2010 |
![]() ![]() |
BİZANS MÜZESİ, HEMEN!
Tarih, hikayecilikten bilim olmaya doğru yol alırken, üzerine basabileceği sağlam bir zemin bulmak zorunda kalmıştır.
BİZANSLI İSTANBUL Oysa Atina, Bizans döneminde önemsiz bir yer olarak kalmıştır.
Habertürk, Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay, 30.01.2010 |
|
AKM TARTIŞMASI SİL BAŞTAN Vatan, Haber: Emre Öztürk, 30.01.2010 |
|
|
İSVİÇRE ÇAKISI DEĞİL, ROMA KAŞIĞI
İngiltere’nin Cambridge kentindeki Fitzwilliam Müzesi'nde açılan Antik Yunan ve Roma eserleri galerisinin bu en popüler parçası birçok farklı aleti barındırmasından dolayı Romalıların “İsviçre çakısı” olarak anılıyor.
Gümüşten yapılmış bu nadide eserde, kaşık,çatal ve bıçağın yanı sıra salyangozları kabuğundan çıkarmaya yarayan bir alet de bulunuyor. Roma çakısı sıkı kapatılmış şişeleri açmak için ve kürdan olarak bile kullanılabiliyor. Aletin karmaşık yapısı ve gümüşten olması nedeniyle zengin bir yolcuya ait olduğu düşünülüyor. Milliyet, 30.01.2010 |
'DANSÖZ' ARTIK DÖNECEK
1981 yılında Perge Antik Kenti’nde yapılan kazılar sırasında Güney Hamam’ı kısmında bulunan heykelin, değişik bir teknikle yapıldığını bildiren Demirel, heykelin vücudunun çıplak yerlerinin beyaz, giysi ile örtülü yerleri ve saçlarının siyah olduğunu belirtti. 100’e yakın parçanın birleştirilmesiyle tamamlanan heykelin başının hafif sağa dönük, boynunun da bükük olduğunu ifade eden Demirel, yüz işçiliği mükemmel olan eserde saçların çelenk gibi başın üzerine toplandığını ve saç örgülerinin alın üzerinde düğüm yapılmış şekilde olduğunu anlattı.
Radikal, 30.01.2010 |
|
YÜRÜYEN MÜZE POLİSE YAKALANDI
Kadıköy'de ihbar üzerine Hülya G., isimli bir kadının çantasında yapılan aramada Bizans dönemine ait 492 parça sikke, 2 bronz çan, 1 Afrodit heykeli ve 1 kurşundan yapma eşya ele geçirildi.
Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, "Tarihi eser kaçakçılığı" ihbarı üzerine harekete geçti. Kadıköy'de kısa bir takibin ardından yolda yürüyen Hülya G., ve arkadaşı Mehmet Faruk E., durdurularak kimlik kontrolü yapıldı. Bu sırada Hülya G.'nin çantasında yapılan aramada 492 parça sikke, 2 bronz çan, 1 Afrodit heykeli ve 1 kurşundan yapma eşya ele geçirildi.
Hülya G., ile Mehmet Faruk E., gözaltına alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Burada yapılan sorgulamada program yapımcısı olduğu öne sürülen Hülya G., ifadesinde "Bu eserler bana ait değil. Bir hafta önce ziyarete gelen bir arkadaşım çantayı bana teslim etti. Kendisi nereden aldı bilmiyorum. Sahte olup olmadığını araştırmam için çantayı bıraktı. Tanıdığım bir koleksiyoncu var. Eserler sahte mi değil mi diye koleksiyoncu arkadaşıma gösterecektim. Ardından müzeye götürecektim" dediği öğrenildi.
Gözaltına alınan Hülya G. ve arkadaşı Mehmet Faruk E., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Yeni Şafak, Fotoğraf: Cnn Türk, 30.01.2010 |
![]() |
TARİHİ ESER OPERASYONUNDA 6 GÖZALTI
Muğla'daki tarihi eser operasyonu Muğla İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince düzenlenen operasyonda 76 parça tarihi eser ele geçirildi, 6 kişi gözaltına alındı.
İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, yaklaşık 6 ay süren istihbarat çalışmasının ardından Muğla'da önceden belirlenen noktalara eş zamanlı operasyon düzenledi.Ellerindeki tarihi eserleri satmaya çalıştıkları iddia edilen zanlılar M.S, R.D, M.K, U.T, İ.Ç. ve B.E. gözaltına alındı. Zanlılarla birlikte Roma, Doğu Roma, Hellenistik ve Arkaik dönemlerine ait 76 parça tarihi eser ele geçirildi.Ele geçirilen 7 sikkenin yaklaşık 2 bin 600 yıllık tarihi geçmişi olduğu belirtildi.Eserler arasında, Roma ve Doğu Roma dönemine ait kadın ve kraliçe figürleri, sikkeler, gözyaşı şişeleri, süs eşyaları ve üzerinde gladyatör figürü yer alan kapların bulunuyor.
Gözaltına alınan 6 zanlının, işlemlerin ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi. Yeni Asır, 30.01.2010 |
|
![]() |
HASAN BASRİ BEY CAMİİ ONARILDI
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Filistin'de yapılan ve daha sonra İsrailliler tarafından ibadete kapatılan Hasan Basri Bey Camii yeniden tamir edilerek aslına uygun hale getirildi. İsrailli fanatikler tarafından defalarca saldırıya uğrayan camii son olarak Türkiye'de faaliyet gösteren Mirasımız-Der tarafından aslına uygun bir şekilde onarıldı.
Bu tarihi mekanın tadilat çalışmaları yüksek mimar, inşaat mühendisi, arkeolog, sanat tarihi uzmanları ve bir profesör tarafından yürütüldü.
Dünya, 30.01.2010 |
SAHTE DA VINCI'YE SERVET
Gerçek ressamı bilinmeyen, Leonardo da Vinci'ye ait olduğu düşünülen bir yağlı boya tablo geçen hafta bir açık artırmada 1.5 milyon dolara satıldı.
La Belle Ferronniere’ isimli tabloda, zengin giyimli bir kadın betimleniyor. 1993 yılında bir uzman, 1929’da da Vinci olarak kimliklendirilen tablonun, 17. yüzyılın ortalarında, yani da Vinci’den bir yüzyıl sonra yapıldığını ortaya çıkarmıştı. Radikal, 30.01.2010 |
|
MÜZELER HERGÜN AÇIK
Açıldıkları tarihten bu yana ziyaretçi akınına uğrayan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi müzeleri kültürel mirasın korunması ve yaşatılması alanında yapılan çalışmalarla Gazianteplilerin sosyal ve kültürel yaşamlarına renk katmaya devam ediyor.
Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Daire Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, şu bilgiler verildi: ''Bayazhan Gaziantep Kent Müzesinde Gaziantep'in yöresel el sanatı olan gümüş işlemeciliği, bakırcılık, kalaycılık, yemenicilik, sedef işlemeciliği, kutnu dokumacılığının yöresel kıyafetler giymiş mankenler yardımı ile canlandırılarak gelen ziyaretçilere tanıtılıyor. Türkiye'de bir ilk olma özelliğine sahip, Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi'nde, Gaziantep'in geleneksel mutfak kültürü yaşatılıyor. Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi'nde ise Antep halkı tarafından gösterilen mücadele ve kahramanlıklar anlatılıyor.''
Açıklamada, ziyaretçilere ilişkin olarak da şunlar kaydedildi: ''Müzelere yerli yabancı ziyaretçilerin büyük ilgi gösteriyor. Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi'ni 52 Bin, Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi'ni 54 Bin 500, Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi'ni ise 64 Bin 750 kişinin ziyaret etti. Pazartesi günleri ziyarete kapalı olan müzelerin ziyaretçilerin yoğun ilgisinden dolayı haftanın 7 günü 08.00-17.00 saatleri arasında açık olacak. Müzelerde gerçekleştirilen aktiviteler, sergiler, söyleşiler müzeleri daha canlı hale getirdi.
Bayazhan Kent Müzesi'nde Ocak ayı içinde gerçekleştirilen 'Antepli Gelinin Çeyiz Sandığı' sergisine gösterilen yoğun ilgiden yola çıkarak bundan sonraki süreçte, diğer müzelerde de aylık aktiviteler, sergilerin düzenlenmesi planlanıyor.'' Gaziantep Hakimiyet, 30.01.2010 |
|
ENDÜSTRİ SİTLERİ DÖNÜŞÜRKEN
Birgün, Yazı: Maya Arıkanlı, 29.01.2010 |
![]() |
|
Klaros |
...1954
|
![]() |
24 - 30 Ocak 2010 |
|
İKİ HAFTADIR DİRENİŞTE OLAN MARMARAY İŞÇİLERİ, YENİKAPI'DA BİR BASIN AÇIKLAMASI YAPTI![]() Marmaray projesinin Yenikapı şantiyesinde ana firma Gama-Nurol’un taşeronu Polat Deniz İnşaat’ta çalışan 80 işçinin başlattığı direniş 2. haftasını doldurdu. Dün direnişin 14. gününde, Yenikapı kazı alanında bir basın açıklaması yapan işçiler adına konuşan Aydın Erhan, taşeron firmanın maaşlarını zamanında ödemediğini, maaşlara üç yıldır zam yapmadığını, sigorta primlerini eksik yatırdığını bildirdi. Çalışma koşullarının da olumsuz olduğunu söyleyen Erhan, kendilerine eldiven ve çizme verilmediğini, yemeklerin kötü olduğunu ve elbiselerini değiştirecek yer tahsis edilmediğini kaydetti. Sigorta primleri eksik yatırıldığı için SSK’ya başvuruda bulunan 20 arkadaşlarının 16 Ocak’ta işten çıkarıldığını anlatan Erhan, bunun üzerine 80 işçi olarak iş bırakıp direnişe geçtiklerini söyledi. Erhan işten çıkarılan arkadaşlarının geri alınmasını, insanca yaşam ve çalışma koşulları talep ettiklerini belirtti. Erhan “46 gündür onurluca direnen Tekel işçileri ile Esenyurt ve itfaiye işçisi kardeşlerimizin açtığı direniş yolundan yürümekte kararlıyız” diyerek tüm emekçileri direnişlerine destek vermeye çağırdı. soLHaber 30.1.10 |
|
ÖMER ULUÇ HAYATINI KAYBETTİ
79 yaşındaki sanatçı Ömer Uluç sabaha karşı tedavi
gördüğü İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde hayata veda
etti.
Vatan, 28.01.2010
Kendi sanat tarihine bile kafa tutabilen, onu bin bir emek ve heyecanla tekrar tekrar inşa eden, meydan okumayı iyi bilen bir sanatçıydı Ömer Uluç. Kimi zaman günde 20 saat çalışabildiğini söylemişti bir keresinde... Son anına kadar üretmeyi sürdü.
79 yaşında kaybettiğimiz Uluç, 1953’te
Robert Kolej’deki eğitimini bitirdikten sonra,
ABD’de mühendislik eğitimi aldı. Ama aslında
biliyordu ki onun yolu sanatla çizilmişti. “Keşke
daha erken başlayabilseydim” dediği bu yola, dolu
dolu 50 yılını verdi. Kendisini mühendis ressam
olarak tanımlıyor, “O zaman bir akademi vardı bir de
sokak. Biz sokaktan geldik” diyordu. Sanatındaki yeni dönem de bu yıla rastladı. Resimlerindeki formlar değişime uğradı, soyut eserler ortaya çıktı. 1974 - 77 tarihleri arasında şehir planlaması projesinde çalıştığı Nijerya’da tanıştığı Afrika sanatı da kariyerindeki çok sayıda dönüm noktasından biri oldu.
En pahalı 3 Ömer
Uluç tablosu Milliyet, Haber: Yasemin Bay, 29.01.2010 |
|
KÜLTÜR SANAT DÜNYASI 'BAŞKAN'INI KAYBETTİ
Kültür sanatı koruyup kollamasıyla tanınan, bu
alanda yatırım yapan bir ailenin üyesiydi 81 yaşında
ardamızdan ayrılan Şakir Eczacıbaşı. İşadamlığının
zaman zaman önüne bile geçti kültür sanat alanında
yaptıkları. Ağabeyi Nejat Eczacıbaşı’nın kurucuları
arasında bulunduğu
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nı 1993 yılından
beri yönetiyordu. Uluslararası
İstanbul Müzik Festivali, Film Festivali,
İstanbul Bienali ve Tiyatro Festivali gibi pek
çok etkinliği bünyesinde bulunduran Vakıf, kültür
sanat dünyamıza yön veren en önemli sanat kurumları
arasında yer aldı.
1929 yılında
İzmir’de doğan Şakir Eczacıbaşı, Robert
Kolej’deki öğreniminden sonra, Londra Üniversitesi
Eczacılık Okulu’unda okudu. Türkiye’ye dönüşü
sonrası 1953’te Vatan gazetesinin ünlü Sanat Yaprağı
ekinin yayıncıları arasında yer aldı. Eczacıbaşı
İlaç Kuruluşu’na 1955’te katılan Eczacıbaşı,
1956-1967 yılları arasında, bilim çevreleri kadar
sanat ve kültür çevrelerinde de geniş yankılar
uyandıran Tıpta Yenilikler dergisini yayımladı.
Ayrıca, uluslararası şenliklerde ödüller alan
Eczacıbaşı Kültür Filmleri dizisini 1960-1962
döneminde Sabahattin Eyüboğlu ve Pierre Biro ile
birlikte hazırladı. Bunlardan “Renk Duvarları” 1964
yılında Avrupa Konseyi’nin Kültür Filmleri Ödülü’nü
kazandı. 1954’te, Onat Kutlar’la birlikte Türk
Sinematek Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti ve on
yıl süreyle başkanlığını yaptı. İş yaşamında 1970’li
yıllarda Eczacıbaşı İlaç kuruluşunun genel
müdürlüğüne gelen Şakir Eczacıbaşı, 1980’de
Eczacıbaşı Topluluğu yürütme kurulu başkanı, 1993’te
de Eczacıbaşı Holding yönetim kurulu başkanı oldu.
Şakİr Eczacıbaşı, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na Şişhane’deki yeni binası Deniz Palas’ı kazandırarak Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın vakfın kendine ait bir mekan yaratma yolunda attığı adımları tamamladı. İKSV ile yeniden yaşam bulacak olan Deniz Palas, Ocak ayından itibaren ev sahipliği yapacağı farklı mekanlarla kentin hareketli kültür yaşamının sürekli bir parçası olarak Şakir Eczacıbaşı’nın hayalini gerçekleştirmeye devam edecek.
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Başbakan
Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay ve
CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal Şakir Eczacıbaşı’nın vefatı
nedeniyle birer başsağlığı mesajı yayınladılar.
Sinema kültürü oluşturdu 1980 sonrasında başlatılan Sinema Günleri’nin kısa zamanda Uluslararası İstanbul Film Festivali’ne dönüşmesi ve Avrupa’nın sayılı film festivalleri arasında bugünkü saygın konumuna gelmesi Şakir Eczacıbaşı’nın bizzat festivale verdiği emek sayesinde gerçekleşti. Türkiye’de bir sinema kültürünün oluşmasında büyük katkısı olan Eczacıbaşı sinemanın pek çok ünlü ismini İstanbul’da ağırlayarak festival kapsamında yaşam boyu başarı ödülü verdi. Ünlü oyuncu Catherine Deneuve de bunlardan biriydi. Hürriyet, 25.01.2010 |
|
YEDİLER MANASTIRI YOK OLUYOR
Bafa Gölü manzaralı her yıl binlerce turistin ziyaret akınına uğrayan ve doğal güzelliğiyle de dikkat çeken bölgeye ulaşmak için yaya olarak yaklaşık 3 saatlik yolculuk yapılması gerekiyor. Öte yandan bölgede bulunan ve Alman arkeologlar tarafından tarihte tespit edilen en eski insan tasvirlerinin bulunduğu mağaralar da tarihsel öneme sahip. Özellikle yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Kapıkırı ve Gölyaka’daki alanlar Hıristiyanların kutsal mekanlarından kabul ediliyor.
MS 7.yüzyılda inşa edildiği öğrenilen yapıda
manastır, kilise ve kale kalıntıları bulunuyor.
Yapıtlar arasında en dikkat çekeni yaklaşık 5 metre
yüksekliğindeki oyuk bir kayada bulunan Hazreti İsa
ve 12 Havarileri'nin resmedildiği fresk. Yaklaşık
1230 yıllık fresk yıllara meydan okusa da yapımında
kullanılan kireç ve dış şartlar nedeniyle özellikle
Hazreti İsa ve havarilerinin yüz kısımlarında
yıpranmalar olduğu gözlendi. Bölgedeki manastırlar içinde Hıristiyan dünyası için en önemlisi olduğu söylenebilir. Bugün Karpuzlu Köyü yakınlarındaki " Arap Avlusu " olarak adlandırılan mevkide yer alan manastıra ulaşabilmek hayli yorucu olmaktadır. Kapıkırı Köyü'nden başlayan yürüyüş, Beşparmak dağları üzerine tırmanılarak devam etmekte ve 5 saat kadar sürmektedir.
Lokantaların yanından Kapıkırı Köyü Yaylası'na doğru giden yolu izleyerek yaylaya ulaştıktan sonra, yayla girişinde sağdan dağa doğru giden bir patika var. Bu patika, antik Kral Yolu'na ait olduğu için zemini düz taşlarla döşenmiş ve oldukça belirgin. Antik yolu takiben devam eden yürüyüş sırasında zamanın tahribi nedeniyle yol, yer yer gözden kaybolmakta ve rotayı belirlemek güçleşmektedir. Yürüyüş parkuru olarak oldukça güzel olan bölgeye, bir rehber eşliğinde gitmek daha akılcı olabilir.
Alman arkeolog A. Perchlow bölgede yaptığı
araştırmalar sırasında yolun gözden kaybolduğu
kısımlarda kaya ve ağaçlar üzerine kırmızı ve mavi
boyalarla işaretleme yaparak ( ! ) yolun hattını
belirlemeye çalışmış. Arap Avlusu dağın üst
kısımlarında genişçe bir düzlük. Bu düzlükte bugün
bir Yörük ailesi yaşıyor. Stylos Manastırı, çevresi
surlarla çevrilmiş bir şekilde bu düzlüğün biraz
yukarısında yer alıyor. Manastırın durumunun çok iyi
olduğu söylenemez. Asıl yapıya ait iç odaları
gezilebilen manastırda 10.yy'da Paulos adlı bir
keşiş yaşamış. Bu keşişe ait çilehane olarak
kullanılmış küçük bir mağara ise manastırın az
yukarısında görülebilmektedir. Söylentiye göre
Paulos burada meşe palamudu ve bitki kökleri yiyerek
yıllarca yaşamış. Çilehanenin freksleri belli oranda
zarar görmekle birlikte çok kötü durumda değildir.
Paulos'un buraya yerleşerek Stylos Manastırının
temelini attığı söyleniyor. Fırtınalı bir gecede
mağarasına giren bir panterin ona dokunmaması,
Poulos’la ilgili mucizevi bir olay olarak
aktarılıyor. Eski adı Bucak Köyü olan Gölkaya Köyü'nden ( Kapıkırı'na gelmeden bir önceki köy ) bir saatlik yürüyüşle Yediler Manastırına ulaşılabilir. Manastıra giden yol kırmızı boyalarla işaretlenmiş durumda. Zeytinlikler içersinden oldukça rahat bir yürüyüşten sonra ulaşılabilen manastır, göle hakim bir tepenin üzerine kurulmuş.
Sur duvarları ve iç yapılarının bir kısmı ayakta olan manastırın yakınlarında bir düzlükte küçük bir kilise kalıntısı daha vardır. Yuvarlak ve doğal bir kayanın içi oyularak kovuk haline getirilmiş ve içi frekslerle süslenmiştir. Muğla Kent Haber, 29.01.2010 |
|
DERİNCE'DE TARİHİ ESER OPERASYONU
Kocaeli'nde polisin yaptığı operasyonda tarihi bir tepsi ele geçirildi. Suçüstü yakalanan şahıslar adliyeye sevk edildi.
Derince İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, müşteri kılığına girerek tarihi eseri 350 bin TL'ye satmak isteyen Emrullah D. ve Sezgin S. isimli şahıslarla buluştu. Üzerinde Arapça yazılar olan 1624 yılına ait tepsiyi polise satmak isteyen şahıslar gözaltına alındı. Emrullah D. ve Sezgin S., sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Kocaeli Kent Haber, 29.01.2010 |
|
![]() |
DEFİNE ARARKEN YAKALANDILAR
Kahramanmaraş'ın Türkoğlu İlçesi'ne bağlı Ceceli Köyü yakınlarında define arayan 10 kişi yakalandı.
Jandarma, 14 kişilik bir şebekenin Almanya'dan getirttikleri sismik bir cihaz ile ilçede define aradıkları bilgisine ulaştı. Zanlıların Ceceli Köyü yakınlarındaki bir arazide arama yaptığını belirleyen ekipler, düzenledikleri operasyonla S.D.(59), M.T.(55), Ç.B.(37), A.K.G.(39), C.D.(37), H.A.K.(29), S.E.(32), Y.K.(26), B.K.(26) ve Y.A.(53) adlı kişileri yakaladı.
Operasyonda, define aradıkları öne sürülen şahısların define aramada kullandığı ve yurt dışından getirttikleri belirlenen ve bilgisayar desteğiyle çalışan sismik cihaz, dizüstü bilgisayar, çekiç, murç, uzatma kablosu ve şeritli metreye el konuldu.
Olayla ilgisi olduğu ileri sürülen 4 kişinin yakalanması için de çalışmalar devam ederken, jandarmadaki sorgusu tamamlanan 10 kişi adliyeye sevk edildi. Kahramanmaraş Kent Haber, 29.01.2010 |
20 YIL BOŞ DURDU
Tarihimi hamamın çatısının aktığını, sarhoşların geceleri ev olarak kullandığını kaydeden Yılmaz, tezgahları kurarken tarihi hamama hiç bir zarar vermediklerini söyledi. Çalışmaları müze müdürlüğü yetkililerinin gözetiminde yaptıklarını belirten Yılmaz, tarihi hamamın içerisine 7 ayrı tezgah kurduğunu söyledi.
Yılmaz, "Burası 20 yıldır boştu. Şehir merkezinde böyle bir yerin boş durması hem bizi hem de esnaf arkadaşlarımızı da rahatsız etti. Burası çok pis, farelerin gezdiği, gece sarhoşların ev olarak kullandığı virane bir durumdaydı. Çatısı içeri akıyordu, burası vakıflara ait olduğu için bölge müdürümüz ile görüştük. Burayı temizleyip şehrimize kazandıralım dedik. Geçici bir süreliğine ihaleye çıktılar, bizde en yüksek teklifi vererek aldık. Dükkan kiralar gibi kiralamadık. Buradan 4 kamyon pislik çıktı. Burayı temizlemek ve düzenlemek için büyük masraf yaptık. Ama burası eninde sonunda hamam olacak.
Buraya devlet 500 bin TL'lik bir bütçe ayırmış hamam olması için. Ereğli halkı da bu işle fazla ilgilenmemiş. Bölge müdürümüz de bize, 'Ereğli'de kimse burası virane gibi burayı yapıp onaralım diye kimse demedi' dedi. Biz bu işe soyununca biraz kıymete bindi herhalde. Bazıları 'Burada böyle bir yer var mıydı?' gibi bir sürü sorular sordu. Biz tarihe sahip çıkmak için bu işe girdik. Basit tezgahlarla, hiçbir tarihi esere zarar vermeden müze gözetiminde çalıştık burada. Yapılan her şey fotoğraflandı. İşi bitince raporlar tutuldu. Burada pek bir şey yapamıyorsunuz. 19. yüz yıldan kalma. Ama Ereğli'nin bir hamamı var inşallah ileride yapılır. Ereğli'ye güzel bir hamam kazandırılır" dedi. Değişim Gazetesi, 29.01.2010 |
|
TARİHİ HALİÇ TERSANESİ MÜZE OLUYOR
Denizcilik Müsteşarlığı Müşaviri ve İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. İdris Bostan, Haliç Tersanesi’nin ‘Denizcilik Müzesi’ne dönüştürüleceğini açıkladı. Radikal, 29.01.2010 |
![]() |
VAKIF HAN'A İYİ Mİ EDİLDİ, KÖTÜ MÜ?
Arkitera olarak koruma ve restorasyon alanında uzman kişilere ve restorasyonu yapan mimarlık ofisine 4. Vakıf Han'ın restorasyon sonrası durumu hakkındaki görüşlerini sorduk.
Koruma alanında önemli akademisyenlerden Prof.Dr.
Zeynep Ahunbay'a binanın restorasyon sonrasındaki
durumu hakkında görüşlerini sorduğumuzda, çatısında
kocaman bir tesisat eki yapıldığını ve bunun bu
kadar değerli bir yapıya yapılmaması gereken bir
müdahale olduğunu vurguladı. Ayrıca çatı katının çok
çirkin pencerelerle değiştirildiğini ve bu şekilde
en üst kısmının şu an tamamen değişik bir görünüşe
sahip olduğunu söyledi. Kurulun daha önce bu durumu
kabul etmediğini ama bir şekilde formüle edildiğini
de ekledi. Bu tür çalışmaların dış görünüş olarak
bir değişiklik getirmemesi gerektirdiğini ifade
etti. Bodrum katına yapılan ek otopark alanının da
yine binaya yapılmaması gereken bir müdahale
olduğunu vurguladı.
4. Vakıf Han'ın Restorasyon Projesi'nin sahibi
Mimar Halil Onur ise, sürecin 2005 - 2009 seneleri
arasında ilk önce cephe onarımı, malzeme onarımı,
taşların onarımı, bakımı ve temizliği yapılarak
gerçekleşen uzun bir süreçten oluştuğunu söyledi.
"İlk başta cephe onarımı izni alındı daha sonra da
ruhsat alınınca binanın yeni kullanımının
gerektirdiği teknik eklemeler yapıldı. Otel
fonksiyonu verildiği için teknik donanımların
eklemeleri oldu. Onun dışında plan karakteri
korundu. Çatı katındaki ek kat ayıklandı,
restitüsyon yapıldı. Restitüsyonda Mimar
Kemalettin'in restitüsyon çizimleri kullanıldı. Çatı
katındaki restoran kısmına çatı pencereleri eklendi.
Mimar Kemalettin'in çiziminde de pencereler vardı
ama biraz küçüktü. Restoran kısmının da ışık
alabileceği şekilde pencereler konuldu ve koruma
kurulu da uygun buldu. Bodrum katında büyütme ya da
küçültme olmadı. Kısmi bir otopark eklendi, teknik
bölüm, mutfak ve fitness bölümü eklendi. Binanın
kendi oda düzeni tamamen korundu ve kullanıldı.
Mekanın boyutlarında herhangi bir oynama yapılmadı.
Mevcut plan düzeni aynen muhafaza edildi. Çatı
arasının lokanta yapılmasının dışında binaya ek bir
fonksiyon yüklenmedi," dedi. Arkitera: Yazı: Derya Yazman, Fotoğraflar: Dilek Öztürk, 29.01.2010 |
|
A.Ü. DOĞU TARİHİNİ AYDINLATIYOR
Atatürk Üniversitesi’nde görev yapan bilim adamları önemli bir çalışmaya daha imza attı. Prof.Dr. Hamza Gündoğdu’nun başkanlığındaki Doç.Dr. Ahmet Ali Bayhan, Yrd. Doç.Dr. Ali Murat Aktemur, Öğr. Gör. Sibel Tığcı ve Arş. Gör. Muhammet Arslan’ın ortak çabasıyla gerçekleştirilen “Kültürel Varlıkları ile KEMAH” kitabında, Kemah ve çevresinde yer alan kültür varlığı ortaya konuluyor.
Çalışmada, Kemah`ta yer alan tarihi kalıntıların en önemlisinin Kemah Kalesi olduğu belirtiliyor. Yöredeki Akbudak, Kalecik, Sarıtaş, Bardık, Yücebelen ve Taşbulak kalelerinin de önemli kalıntılar olduğu belirtilen çalışmada, ortaya çıkarılan iri blok taşlarla harçsız örgülerin ve seramik buluntularının Kemah çevresinin Demirçağı ve Ortaçağa ait önemli yerleşim merkezlerinden biri olduğu bilgisini de bize veriyor.
Mevcut kalıntıların önemli bir kısmının Urartu uygarlığını işaret ettiği saptamasının yapıldığı çalışmada, şu tespitler yapılıyor:
“Kemah ilçe merkezinin kuzeybatısındaki eski adı Sonkoru (Sunguru) olan Taşbulak Köyü`nde, köyün yaklaşık 500 m. batısındaki üçgen biçimli sarp bir tepe üzerinde, iri kayalardan örülü temel izleriyle ve seramik parçaları ile günümüze gelebilen kale de yörenin önemli Ortaçağ yerleşmelerinden biridir. Özellikle alt kısmında yer alan kayaya çentilerek oyulmak suretiyle yapılan kaya mezarı, Urartu ve Roma medeniyetleri sınırları dahilinde yer alan pek çok yerde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin Tokat Çördük Kalesi kaya mezarları (aynı zamanda bu kalede suya inen basamaklı tünel de mevcuttur), yine Tokat’ta Gümenek (Komana) Kaya Mezarı ve Tokat Kızık Köyü Kaya Mezarı, her ne kadar Roma dönemine ait olsalar da, işleniş ve biçim bakımından, Taşbulak Köyü Urartu Kaya Mezarlarıyla benzerlik göstermektedirler.”
Kemah çevresinde yer alan en önemli kültür varlıklarından birinin de Melik Mengücek Gazi Türbesi olduğu ifade edilen çalışmada, daha sonra şu değerlendirme yapılıyor: “Sekizgen gövdeli ve piramidal külahlı kümbet, özellikle tuğla işçiliği bakımından Büyük Selçuklu geleneğinin Anadolu`ya yansıması biçiminde değerlendirilmektedir. Bistan Kümbeti (12. yüzyıl sonu), Isfahan Mescid-i Cuma`sı (1080), Meraga Kümbet-i Surh (1140), Harrekan kümbetleri (1067-1068), Abarkuh Kümbet-i Ali (1056), Nahçivan Yusuf bin Kuseyr Kümbeti (1162) gibi, Büyük Selçuklu mimari örnekleri, Melik Mengücek Gazi Kümbeti`nin Anadolu öncesi Türk mimari geleneğini Anadolu`ya taşındığını göstermektedirler. Tokat - Niksar Kırk Kızlar Kümbeti, Amasya Gök Medrese Kümbeti, Tokat Ali Tusi Kümbeti de tuğla mimarinin Anadolu`daki önemli temsilcileri olarak karşımıza çıkmaktadırlar.”
Kemah`taki Anonim Türbe ve Killikderesi Türbesinin de önemli eserler arasında yer aldığına dikkat çekilen çalışmada, Karasu'nun sol kıyısındaki kayalık üzerinde yer alan ve yörede Gözetleme Kulesi olarak bilinen yapının (Gözcübaba Türbesi) olduğu tespitine yer veriliyor.
Yöredeki en önemli kültür varlıklarından biri durumundaki Togay Hatun Kümbeti’nin silindirik gövdeli oluşuyla diğer kümbetlerden ayrıldığı anlatılan çalışmada, şu görüşler yer alıyor: “Araştırmalarımız esnasında yörede tespit edebildiğimiz han kalıntılarından ikisi de yıkık vaziyette ve temel seviyesinde günümüze ulaşmıştır. Bunlardan Alp Köyü yakınlarındaki han kalıntısı, Erzincan-Kemah karayolu üzerinde İpek Yolu'nun önemli bir dinlenme yeri olarak karşımıza çıkmaktadır.”
“Gülabi Bey Camii, Muratboynu Köyü Camii, Taşbulak Köyü Camii ve Ayranpınar Köyü camileri dikdörtgen planlı, ahşap direklerin üzerine ahşap kirişlemeli tavanlarıyla dikkat çeken, son onarımlarla orijinalitelerini yitiren yapılar olarak ön plana çıkmaktadırlar. Bu özellikleriyle Erzurum`daki ahşap direkli ve ahşap çatılı camileri hatırlatırlar,” bilgilerinin yer aldığı kitapta, Islami nitelikteki eserlerle ilgili olarak da şu bilgilere yer veriliyor:
“Salih Ergincan Evi ve Ayranpınar Köyü Hüseyin Koçyiğit Evi gibi yöre konakları, arazinin eğiminden de faydalanılarak iki ya da üç katlı düzenleme gösterirler. Kemah ilçe merkezinde yer alan Hacı Mehmet Behçet Bey Çeşmesi ve Sağırzade Hasan İmadüddin Bey Çeşmesi son dönem Osmanlı çeşmeleri olarak Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki örneklerinin yakın benzerleri şeklinde karşımıza çıkmaktadırlar.”
Yöredeki tarihi mezarlıkların da tüm detaylarıyla incelendiği bilgisin yer aldığı çalışmada, “Melik Gazi Türbesi'nin kuzeydoğusunda yönünde yer alan Tarihi Mezarlıkta, gözden geçirdiğimiz mezar taşları 18. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın başlarına kadar yaklaşık 150 yıllık bir süre içinde Kemah yöresinde devlete ve yöreye önemli hizmetlerde bulunmuş, saygın bir ailenin fertlerine ait 23 mezardan ibarettir,” deniliyor.
“Kültür Varlıkları ile KEMAH” kitabında sonuç olarak şu değerlendirmeye yer veriliyor: “Denilebilir ki Kemah ve çevresi, Anadolu'nun zengin tarihinin hemen her evresinde birçok kültür varlığının yapımına beşiklik etmiştir. Ancak söz konusu kültür varlıklarının çoğunun terk edilmişlik ve bakımsızlık sonucu yıkıldığı ya da yıkılmaya yüz tuttuğu görülmektedir. Kemah ve çevresinde, kültür varlıklarını koruma ve yaşatma bilinciyle atılacak her adım, hiç olmazsa ayakta kalan maddi kültür kalıntılarının geleceğe aktarılmasını sağlayacaktır.” Erzurum Gazetesi, 29.01.2010 |
|
|
DİNOZORLARIN RENGİ BELLİ OLDU
İngiltere’deki Bristol Üniversitesi uzmanları,
bundan 125 milyon yıl önce yaşamış olan et obur
“Sinosauropteryx” türü dinozorların gerçekte neye
benzediğini araştırdı. Sinosauropteryx’lerin
kalıntılarının keşfedildiği Çin’de çalışmalar
yürüten bilim adamlarına göre başında mohikan
modeli bir
ibiği olan bu dinozorlar, rakun benzeri bir kuyruğa
sahipti. Kuyruğun üzerinde de beyaz ve kızıl
kahverengi çizgiler bulunuyordu. |
TÜRK SERGİSİNİ 250 BİN KİŞİ GEZDİ
Fransa’da Türkiye Mevsimi etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” sergisini 241 bin 233 kişi gezdi. Ekim ayında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin birlikte açtığı, 25 Ocak'ta sona eren sergi, beklenenin üzerinde bir sayıyla, günlük ortalama 2 bin 500 kişi tarafından ziyaret edildi. Ayrıca, toplam ziyaretçiler içinde bin 632 çocuk gerçekleştirilen 84 pedagojik atölye faaliyetine katılırken, 32 bin ziyaretçi de sesli rehber sistemi kiraladı. 10 bin 500 ziyaretçi dinlenme salonunda ücretsiz olarak yapılan kültürel etkinlikleri izledi. Türkiye Gazetesi, 29.01.2010 |
|
ŞEMSİYELİK VAZO MİLYONLUK
İngiltere’de yaşlı bir çift, evlerinde 50 yıldır duran ve şemsiyeleri koymak için kullandıkları porselen vazonun değerini öğrenince şoke oldu. Bir arkadaşlarının ısrarı üzerine vazoyu antika uzmanına inceleten çift, evin bir köşesinde duran vazonun Çin İmparatoru Kianlong’a ait 270 yıllık bir parça olduğunu öğrendi. Üzerinde imparatorluk mührü bile bulunan vazonun değerinin yaklaşık 500 bin sterlin (1 milyon 207 bin TL) olduğu tahmin ediliyor. Vatan, 29.01.2010 |
|
YAZMA ESERLER KURUMU GELİYOR
Kültür mirası yazma ve eski harfli nadir basma eserleri toplayıp, korumak üzere Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı oluşturulmasını öngören yasa tasarısı, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda kabul edildi. Buna göre, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak merkezi İstanbul’da kurulacak olan Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı için Ankara, İstanbul ve Konya’da bölge müdürlükleri oluşturulacak. Kurum, hat, tezhip, ebru, ciltçilik gibi geleneksel Türk el sanatlarıyla ilgili eğitim programları düzenleyecek, eserlerin tespit ve tescil işlemlerini yapacak. Başkanı, 4 yıllık süre için atanacak. Türkiye Gazetesi, 28.01.2010 |
|
BERGAMA 'UNESCO' YOLCUSU
Antikçağda “kale”
anlamına gelen Bergama’nın 2 bin
yıl önce de adı aynıydı.. hatta “Bergama
Krallığı”nın başkentiydi...
Kral II. Eumenes,
35 m. boyunda, 12 m. yükseklikteki, tarihin en
görkemli sunağını, Galatları yendiği için tanrı
Zeus’a şükran armağanı olarak Bergama’da
yaptırmıştı... Almanların 1870’lerde parçalayarak
kaçırdıkları dev sunak, Berlin’deki
“Pergamon Müzesi”nde “vatan hasreti”
çekerken eski Belediye Başkanı
Safa Taşkın’ın
90’larda başlattığı, “sürgündeki Zeus’u kurtarma”
girişimleri bugüne dek sonuçsuz kaldı... Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 28.01.2010 |
|
VAN'DA TARİH ÇÜRÜYOR
Van'da 1972 yılında kurulan
ve yıkılmakla yüz yüze kalan Van Müzesi'nde, 100 bin
eser bulunmasına rağmen, sadece 3 bin 200 eser
sergileniyor. Depolarda tutulan binlerce eser,
binanın elverişsizliğinden ve bakımsızlıktan dolayı
çürümekle yüz yüze. Evrensel, 28.01.2010 |
|
TARİHİ ESERLERİ POLİSE SATACAKTI
İzmir Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerine tarihi eser satmaya kalkan bir zanlı yakalandı. Bir kişinin elinde bulunan altı parça tarihi eseri satmak istediğini öğrenen ekipler alıcı gibi bağlantı kurdu. Elinde bulunan 1 adet pişmiş topraktan yapılmış orta kısmı ve ağız kısmı kırık testi, 1 adet alt kısmında hafif kırık ve kulp kısmı kırık olan testi, 1 adet çift kulplu kase ve 3 adet birisinin uç kısmı kırık olan kandili satmak isteyen H.H.D., suçüstü yakalandı. Hürriyet Ege, 28.01.2010 |
|
![]() |
TROIA'YI 351 BİN TURİST GEZDİ
Çanakkale merkeze bağlı Tevfikiye Köyü sınırları içerisinde yer alan Troia Antik Kenti'ni 2009 yılında 351 bin 663 yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği açıklandı.
Çanakkale Kültür ve Turizm İl Müdürü Şinasi Haznedar, Troia Antik Kenti'ni 2009 yılında 351 bin 663 kişinin gezdiğini belirterek, "Çanakkale tarihi ve turistik açıdan önemli bir yerleşim birimi. Yapılan istatistiki değerlendirmeler sonunda 2009 yılında Troia antik kentini 40 bin 933 müze kartlı, 131 bin 713 yerli ve 179 bin 17’de yabancı olmak üzere toplam 351 bin 663 kişinin ziyaret ettiğini belirledik. Antik kenti gezen 131 bin 713 yerli ziyaretçinin 67 bin 455’inin ücretsiz olması düşündürücü bir durum. Bu tür turistik yerleri ücret vermeden ziyaret etme geleneğini maalesef ilimizde de sürüyor” dedi.
Yapılan istatistiki değerlendirmelerde 2009 yılında Assos Antik kentini 69 bin 122, Aleksandria Troas’ı 3 bin 672, Apollon Smintheus Tapınağı’nı 2 bin 972, Kilitbahir Kalesini 24 bin 953 ve Arkeoloji müzesini de 9 bin 804 kişinin ziyaret ettiğini belirten Haznedar, 2010 yılında tarihi yerlerin ziyaretçi sayısının artmasını beklediklerini sözlerine ekledi. Çanakkale Kent Haber, 27.01.2010 |
ANTİK KENTE BASKIN
Aydın’ın Germencik İlçesi yakınlarında bir ihbarı değerlendiren jandarma kaçak kazı yapan 2 kişiyi suçüstü yakaladı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.
Önceki gün akşam saatlerinde ilçeye bağlı Tekin Köyü yakınlarında bulunan Magnesia Antik Kenti sit alanı içerisinde iki kişinin izinsiz kazı yaptığı yolunda ihbar alan jandarma ekipleri, antik kente baskın düzenledi.
Edinilen bilgiye göre, yapılan baskında Y.D. ve S.D. isimli kişiler kaçak kazı yaparken yakalandı. Kazıda kullanılan dedektör ve diğer malzemelerle gözaltına alınan Y.D ve S.D. çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar. Aydın Kent Haber, 27.01.2010 |
|
DOĞA DERNEĞİ'NDEN GARANTİ BANKASI'NA UYARI Birgün, 27.01.2010 |
|
3270 YILDIR ŞAŞIRTIYOR
Alaca’daki
antik Hitit Barajı, bölgeye yeniden
yaşam veriyor. Hititlerin başkentinde yaşanan aşırı
kuraklığı sona erdirmek amacıyla
Alacahöyük
antik kentinde MÖ 1260’ta
Kral Hattuşuli’nin
eşi Puduhepat Tanrıçası adına inşa
ettirdiği Hitit Barajı 3 bin 270 yıl sonra bölgeyi
canlandırıyor. Belediye Başkanı
Rıza Bek,
130 metre uzunluğunda, 100 metre genişliğinde
bulunan ve dünyanın gün yüzüne çıkarılan en eski
barajı olan Hitit Barajı ile Alacahöyük beldesinde
binlerce dönüm tarım arazisinin sulandığını söyledi.
Cumhuriyet, Haber: Seyfettin Mete, 27.01.2010 |
|
![]() |
KOMMAGENE'DE TABLET YAZIT BULUNDU
Adıyaman'ın Tut İlçesi'nde bir kişi, üzerinde yazıtlar bulunan taş tableti, evinin duvarından sökerek müzeye teslim etti.
Tut İlçesi'de yaşayan Ali Dündar, evinin duvarında tesadüfen fark ettiği ve tarihi eser olabileceğini düşündüğü taş tableti duvardan sökerek, Adıyaman'a götürdü ve Müze Müdürü Fehmi Eraslan'a verdi. Cnn Türk, 27.01.2010 |
İLK PİRAMİTLERİ TÜRKLER Mİ YAPTI?
Çin'de, Mısır piramitlerinden daha eski ve daha büyük piramitler olduğu belirtiliyor. İddiaya göre bu piramitleri yapanlar ise Ön-Türk uygarlıklarından birisi! Şian şehrindeki bu piramitlerin en büyüğü Beyaz Piramit. Söz konusu piramitlerde Ön-Türkçe yazıtlar bulunduğu öne sürülüyor. Yeni Şafak, 27.01.2010 |
|
HARRAN'DAKİ KÜMBET EVLER BOŞALTILIRSA YIKILIR
Tarihi kümbet evlerini her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Şanlıurfa’nın Harran İlçesi’nde sit alanında kaçak yapılan evlerin yıkımına başlandı. Bölgenin tamamen insandan arındırılması ve butik otel olarak kullanılması kararlaştırıldı. Kümbet evlerde yaşayanların, TOKİ tarafından sit alanı dışına inşa edilecek konutlara taşınması planlanırken, MHP’li Harran Belediye Başkanı Mehmet Özyavuz, evlerin insandan arındırılması durumunda korunmasının mümkün olmayacağını savundu. Özyavuz kümbet evlerin taş ve topraktan yapıldığını belirterek, “Bu evlerin bakımı, onarımı ve koruması yapılmazsa, bir yılda yıkılır” dedi. Hürriyet, Haber: Hasan Kırmızıtaş - Ömer Pınar, 27.01.2010 |
|
4,5 YIL SONRA DAVA SONUÇLANDI, HAN RESTORE EDİLİYOR
Adıyaman'a gelen yerli ve yabancı turistlerin kent merkezinde alış veriş yaparak ekonomik girdi sağlaması planlanan tarihi Tuz Hanı'nın turizme kazandırılması, Danıştay'a kalmıştı. Adıyaman Valiliği ve Kültür ve Turizm Müdürlüğünün çalışmaları neticesinde sonunda kazanan Adıyaman oldu.
Oturakçılar Pazarı'nda Adıyaman’ın eski tarihini yansıtan, yerli ve yabancı turistlerin gezebileceği bir yer olan tarihi tuz hanı restore edilmeye başlıyor. 2004 yılından bu yana restore edilmeyi beklenen tarihi tuz hanı ile ilgili olarak oturakçılar pazarı esnafları, tuz hanının restore edilerek Adıyaman turizmine katkı sağlamasını istiyor.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi ekipleri tarafından inceleme altına alının tuz hanının restorasyonu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını belirten esnaflar, tarihi tuz hanının Adıyaman’da çok önemli bir yere sahip olduğunu söylediler.
Geçmiş yıllarda tuz hanına çok sayıda turistin geldiğini vurgulayan esnaflar, tuz hanının bu halinin her geçen gün Adıyaman turizmine kayıplar sağladığını dile getirdiler.
Şanlıurfa Bölge İdare Mahkemesinden Danıştay 6. Daireye temyize götürülerek 4,5 yıl süren dava tuz hanındaki 11 esnafın aleyhine sonuçlandı. Adıyaman'a gelen yerli ve yabancı turistlerin kent merkezinde alış veriş yaparak ekonomik girdi sağlaması planlanan tarihi Tuz Hanı'nın turizme kazandırılması, Danıştay'ın vereceği karara kalmıştı. Mahkeme esnafları haksız bularak devletin lehine bir karar verdi ve topu Adıyaman Valiliğine attı.
Önümüzdeki günlerde esnafların dükkanları boşaltarak restorasyon ve rölöve çalışmalarına başlanması beklenirken çalışmalarda İl Özel İdare bütçesinden ayrılan 2 milyon TL olmak üzere toplamda 4 milyon TL kullanılacak.
Tarihi yapısı nedeniyle il turizmine kazandırılmak istenilen Tuz Hanı için başlatılan kamulaştırma çalışmaları, mülkiyet sahiplerinin mahkemeye başvurmaları sonucu askıya alınmıştı. Oturakçı Pazarı'nda bulunan tarihi Tuz Hanı'nın turizme kazandırılması için dört yıl önce başlatılan çalışma bir türlü başlatılamadı. Hibe yoluyla tüm parsellerin bir kısmını alan il daimi encümeni, diğer parsellerin kamulaştırılmasına karar verdi fakat parsellerinin kamulaştırılmasını istemeyen mülkiyet sahipleri mahkemeye başvurdu. Geçtiğimiz hafta içerisinde karara bağlanan davadan mülk sahiplerinin aleyhine sonuç çıktı.
Tuz Hanı'nın turizme kazandırılması amacıyla restorasyon çalışması düşünülen 452 ada üzerindeki 12 parsel ve bu parsellerin üstündeki yığma otel kamu yararı görülerek, il daimi encümeni tarafından kamulaştırıldı. 45 mirasçısı bulunan Tuz Hanı'nın 29 hissedarı noter vekaletiyle hisselerini Özel İdare'ye bağışladı. Hissedarlardan 16'sı ile yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılamadı. Bununla Tuz Hanı'nın yanında bulunan 11 adet dükkanın sahipleri, çıkartılan kamulaştırma kararına karşı çıktı ve mahkemeye başvurdu. Hissedarlar İdari mahkemeyi kaybetmesinin ardından temyiz için Danışta 6. Daireye başvurdu.
Şimdi ne yapacaklarını kara kara düşünen Tuz Hanı civarındaki esnaflar kurulu düzenlerini kaybetmelerinin üzüntüsü içerisindeyken dükkanlarına gerçek değerinin verilmesini ve tarafsız bir komisyon kurularak kararın buradan çıkmasını istiyorlar. Adıyaman Haber, 26.01.2010 |
|
MEZARDAN 1942 TARİHLİ 5 ABD CENT'İ ÇIKTI
Kazılara heyet üyesi olarak katılarak geç Roma dönemi mezarlarında çalışan Anadolu Üniversitesi (AÜ) Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Oğuz Alp, AA muhabirine, son yıllarda Eskişehir'de gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla, geçmişin izlerini örten toprağın biraz daha aralandığını kaydetti.
Yaşadığı toprakların tarihi hakkındaki bilinenlerin günden güne arttığını ifade eden Yrd. Doç.Dr. Alp, şöyle konuştu: ''Eskişehir'in sahip olduğu zengin tarihsel mirasın gün yüzüne çıkartıldığı arkeolojik alanlardan biri Seyitgazi İlçesine bağlı Bardakçı Köyünde yer alıyor. Bardakçı Köyünün 4,5 kilometre batısında yer alan Keçiçayırı mevkisinde, Eskişehir Arkeoloji Müzesi ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Efe başkanlığındaki bir ekip tarafından sürdürülen kazı çalışmalarıyla, Erken Tunç dönemine ait bir kale yerleşiminin surları büyük oranda açığa çıkartıldı. Bölgenin tarih öncesi dönemlerine ilişkin önemli sonuçlar elde edildi. Bu önemli arkeolojik alan, köyden uzakta dağlık bir alanda bulunması nedeniyle, yoğun kaçak kazılara maruz kalmaktadır.''
Yrd. Doç.Dr. Alp, kazı çalışmalarının öncelikli hedeflerinden birinin, her geçen yıl kaçak kazılarla daha fazla tahrip edildiği gözlemlenen Roma dönemi mezarların açığa çıkartılması olduğunu belirterek, bu amaç doğrultusunda yaklaşık bir aylık özverili bir çalışmayla kayaya oyulmuş 25 mezar odasının dolgularının temizlendiğini kaydetti.
Yapılan çalışmalarda, mezarların daha önce kaçak kazılarla tahrip edildiğini tespit ettiklerini anlatan Yrd. Doç.Dr. Alp, şöyle konuştu: ''Çalışmalarımız sırasında çok güzel eserleri de gün yüzüne çıkarttık. Mezarlardan MÖ 4-3. yüzyıla denk gelen geç Roma Dönemine ait 7 bronz küpe, 3 yüzük, kolye ucu, 8 kemer tokası, 3 bronz,1 gümüş sikke ile pişmiş topraktan yapılmış kandiller ve testiler bulduk. Mezarların birisinde bulunan 1942 tarihli 5 ABD centi, bu mezarlardan antik sikke bekleyen bizlerin yüzünde bir tebessüme neden oldu. Söz konusu para ortak mirasımızın bilinçsizce yok edilmesinin bir kanıtı olarak raporlarımızdaki yerini aldı.
Geçmişin izlerini arayan arkeologlar ile kaçak kazıcıların doymak bilmeyen bilinçsiz ihtirasları arasındaki bu yarış, gerekli yapısal düzenlemeler ve caydırıcı cezalar uygulanmadığı taktirde daha uzun süre devam edecektir.'' Zaman, 26.01.2010 |
|
ÇİVRİL'DE TARİHİ ESER OPERASYONU
Denizli'de, kaçak kazı yaptıkları ileri sürülen yedi kişi gözaltına alındı.
Denizli İl Jandarma Komutanlığı'nca kültür ve tabiat varlıkları kaçakçılığına yönelik yapılan çalışmalar sonucunda, Çivril İlçesi Kıralan bölgesinde H.K., S.K., S.K., H.D., M.G., M.A.K. ve A.S. isimli şahısların kaçak kazı yapacakları haberi alındı. Bu kapsamda yapılan çalışmalar sonucunda, bölgeye çıkarılan devriyelerce 7 kişi ellerinde bulunan malzemelerle birlikte kaçak kazı yaparken yakalandı. Şahısların üstlerinde, kullandıkları araç ve olay mahallinde yapılan aramada, bir dedektör, bir av tüfeği, 12 av tüfeği fişeği, 4 alüminyum çubuk, bir açılabilir anten, 1 manila demir ve çivisi, bir balyoz, bir kürek, bir kazma ve bir otomobil ele geçirildi. Olayla ilgili ifadesi alınan şüpheliler çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Denizli Kent Haber, 26.01.2010 |
|
ERTUĞRUL FİRKATEYNİ'NDEN HABER VAR
Japonya'nın Kushimoto bölgesinde 120 yıl önce batan fırkateynin kalıntılarının günışığına çıkarılmasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor. Son olarak Ertuğrul Firkateyni'nden iki madeni para çıkarıldı. Madeni paralardan biri 1 İngiliz sterlini, diğeri ise 1 Japon yeni.
Ertuğrul Firkateyni'ni denizden çıkarma çalışmalarını yürüten arkeolog Tufan Turanli, madeni paraların 1856 yılında basıldığını ve 12 metre derinden çıkardıklarını söyledi. Türk arkeologlar Ertuğrul Firkateyni'nin kalıntılarını çıkarmak için 2008 yılında çalışmalara başladı. Şimdiye kadar deniz altından 5 bin 800 parça çıkarıldı.
Ertuğrul Firkateyni, 1890 yılında II. Abdülhamid tarafından bir iyi niyet elçisi olarak Japonya’ya gönderilmişti. 630 denizcisiyle 11 ay süren seferin ardından Japonya’ya varan Ertuğrul Firkateyni, Japonya’da İmparator Meici karşılanmış, İmparator’un isteği üzerine gemi komutanı Osman Paşa, konuşmasını Türkçe olarak yapmıştı. Zorluklarla tamamladıkları bu önemli görevden sonra denizcilerimiz tayfun mevsimi olduğu halde dönüş yolculuğuna çıkmışlar, Ertuğrul, Japonya’nın güneyinde Oshima Adası açıklarında kayalıklara çarparak parçalanmış, Osman Paşa dahil 550 gemici şehit olmuştu.
Oshima köylüleri 69 denizcinin kurtarılması ve şehitlerimizin gömülmesinde çok büyük emek vermişlerdi. Kurtarılan Türk denizciler daha sonra Japonya tarafından İstanbul'a geri gönderilmişti. Ertuğrul Firkateyni'nin yaşadığı trajik kaza daha sonraları Türk-Japon dostluğunun sembolü olmuştu. Hürriyet, 26.01.2010 |
|
YILLARA DİRENDİLER 'İHMALE' YENİLİYORLAR İlçe merkezinde, 1920'li yıllarda yapılmış,
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da sivil
mimarlık örneği olarak tescillenmiş 15 adet tarihi
ev bulunduğunu belirten Öztürk, bu binalardan
birinin Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırma
işleminin devam ettiğini, diğer binaların
mülkiyetinin ise şahıslara ait olduğunu bildirdi. Sabah Emlak, 26.01.2010 |
|
|
ESKİ KIŞLA, ŞEHİR MÜZESİNE DÖNÜŞÜYOR
Toptan gıda pazarlamacılarının yer aldığı Rami Kışlası, İstanbul Şehir Müzesi'ne dönüştürülüyor.
2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları kapsamında kütüphane- müze olarak inşa edilmesi beklenen kışlanın projesi tamamlandı. Tek bir kapıdan girişin yapılacağı müzede, ziyaretçilerin gezebileceği büyük bir avlu ve iç mekanlar inşa edilecek. Proje kapsamında ayrıca 3 milyon kitap kapasitesi ve sınırsız dijital kayıt arşivinin yer alacağı bir de dev kütüphane inşa edilecek. Sabah, 26.01.2010 |
ULUCAMİ İLK GÜNKÜ GİBİ OLACAK
Ulucami`nin içindeki çalışmaların tamamlanmasının ardından bahçe düzenlemesi ve dış cephe iyileştirmeleri de yaklaşık 1 milyon liralık çalışmayla gerçekleştirilecek. Çalışmanın 9 ayda tamamlanması bekleniyor. Kuzey cephedeki avluda Kapalıçarşı yangınından önce mevcut olan ahşap şadırvan kubbeleri ve o zamanki tarzı yansıtan orjinal şadırvanlar yeniden inşa edilecek. Ulucami`nin yılların verdiği hava kirliliğiyle kararan küfeki taşının dış cephesi de uluslararası kabul görmüş özel bir temizleme yöntemiyle ilk günkü haline getirilecek.
Ayrıca bahçede yapılacak düzenlemeyle ilk olarak caminin kubbelerinden akan suların, zeminde rahat akıp gitmesi için açılan ancak 15 yıl önce kapatılan drenaj kanalları yeniden açılacak. Cami avlusundaki zemin de iyileştirilecek. Projede tabii taş malzeme kullanılacak. Cami bahçesi yarım metre ile 1 metre arasında topraktan arındırılarak Emir Han girişi seviyesine getirilecek. Ulucami`deki çalışmalarda, yazın bahçeye taşan cemaatin rahat ibadet etmesi sağlanacak. Musalla taşının bulunduğu bölgede bahçe tanzimi yeniden yapılacak ve cenaze namazı kılınan mahal genişletilecek. Dış mekandaki abdest alma yerleri ahşap bir sistemle kapatılacak. Bursa Olay, 26.01.2010 |
|
"ANADOLU'YA 1071'DEN 1000 YIL ÖNCE GELDİK"
Prof. Demir, Mesudiye'de bulunan resim ve figürlerin MS 1 ve 2.yy'dan kalan Türk yazıları olduğunu ileri sürerek, "Bu eserler Türklerin Peçenek boyuna ait olabilir" dedi.
Ordu'nun Mesudiye İlçesi Esatlı Köyü'nde bulunan
kayalar üzerine çizilmiş resim ve figürlerin MS 1
ve 2. yy'dan kalan Türk yazıları olduğu öne sürüldü.
Konu üzerinde yıllarca çalışan ve bulgularını
kamuoyu ile paylaşan Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim
Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Necati Demir,
bilinenin aksine Türklerin Anadolu'ya 1071'den bin
yıl önce geldiğini öne sürdü. Köydeki çeşitli kayaüstü resim ve figürlerini incelediğini belirten
Demir, bunların Ön-Türklerin kullandığı runik
yazılar olduğunu, şekil ve yazıların MS 1 ile 2.
yüzyılda yazıldığını öne sürdü. Buradaki eserlerin,
o tarihte Anadolu'ya gelen Türklerin Peçenek boyuna
ait olabileceğini belirten Demir, böylece Orhun
Yazıtları'ndan daha eski Türk yazısına ulaşılmış
olduğunu savundu. Kendisinin de Esatlı'ya 15
kilometre mesafedeki Kumanlar Köyü'nde doğduğunu,
1994 yılında keşfedilen yazı ve resimleri o yıldan
bu yana incelediğini kaydeden Demir, şu bilgileri
verdi: "Esatlı Köyü kaya üstü resim ve yazılarının
Türk karakterli olduğu, Türk kültürünün bir parçası
olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Peçenek
Türkleri tarafından yazılmış olabileceğini
düşünüyorum. Gök tanrı inancına bağlı Türkler,
belirledikleri dağların tepelerine oba kuruyorlardı.
Ayrıca bir de kurban yeri belirliyorlardı. 'Ay'a
kurban olarak sundukları hayvanların resimlerini
kayalara çiziyorlardı. Esatlı Köyünde bulunan kaya
üstü resimleri ve yazılar, çevreye hakim yüksek bir
noktada. Resim ve yazılar, arazinin yüksekliği
dikkate alınarak buraya nakşedilmiş." Sabah, Haber: Hanefi Ceyhan, 26.01.2010 |
|
ÇİNİDE TARİHİ YOLCULUK
Yıllar içinde İznik çinileri dökülen ve yerlerine fayans takılan meşhur Bursa Yeşil Türbe, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteğiyle restore edildi. Eski görünümüne kavuşan Yeşil Türbe’de, 14. yüzyıldan bu yana yapılışı gizemini koruyan İznik çinileri, uzun uğraşlardan sonra aslına uygun olarak üretildi.
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 26.01.2010 |
|
SAKAR ZİYARETÇİ PICASSO TABLOSUNU YIRTTI
New York Modern Sanatlar Müzesini (MOMA) ziyaret eden bir kişi, İspanyol ressam Pablo Picasso’nun (1881-1973) "Actor" tablosunun üzerine düşerek, eserin yırtılmasına neden oldu.
İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, dengesini kaybeden ziyaretçi, ressamın 1905 yılında çizdiği tablonun üzerine düşünce, eserin sağ köşesinde yaklaşık 15 santimetre uzunluğunda bir yırtık oluştu. Yetkililer, cuma günü meydana gelen olayda, bir cambazın tasvir edildiği eserin "odak noktası"nın zarar görmediğini söyledi. Müzede Picasso’ya ait yaklaşık 250 eser sergileniyor. Hürriyet, 26.01.2010 |
|
YURTDIŞINDAKİ TARİHİ ESERLER GERİ DÖNÜYOR
Kültür ve
Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel
Müdürlüğü’nün 2009 yılı boyunca yürüttüğü
çalışmalar sonucunda, yasadışı yollarla yurtdışına
kaçırılan 151 tarihi eser Türkiye’ye geri
kazandırıldı. Aralarında
Sardes Antik Kenti’ne
ait olduğu belirtilen 12 bronz cerrahi alet, 115
sikke ve el yazması Kuranıkerim yapraklarının da
bulunduğu eserler, Anadolu Medeniyetleri
Müzesi Müdürlüğü’nde koruma altına alındı.
Cumhuriyet, 26.01.2010 |
|
İKİ TARİHİ BAŞKENT, 5 ASIR SONRA KARDEŞ OLUYOR
Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yapan Konya ile Endülüs Emevi Devleti'ne başkentlik yapan İspanya'nın Cordoba (Kurtuba) şehri arasında kardeş şehir protokolü imzalanıyor.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun girişimleri ile hayata geçirilen Medeniyetler İttifakı Projesi'nin Hazreti Mevlana'nın sevgi, barış ve hoşgörü anlayışıyla çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Akyürek, bu sebeple protokolün son derece önemli olduğunu kaydetti. Akyürek, 2 kardeş şehrin, Endülüs Emevi Devleti'nin yıkılışının ardından 5 asır sonra tekrar buluşacağına dikkat çekti. İspanya'nın Cordoba şehri ile birlikte Konya'nın kardeş şehir sayısı 21'e yükselecek. Zaman, Haber: Aydın Hızlıca, 26.01.2010 |
|
![]() |
KUTSAL YOLUN AÇILMASI İÇİN PROJE HAZIRLANDI
Muğla'daki Stratonikeia ve Lagina antik kentleri arasındaki 9.5 kilometrelik bölüm, turizme kazandırılacak. Yeni Asır, Haber: Mustafa Suiçmez, 25.01.2010 |
ÜNLÜ CAMİLER KAPILARINI YENİDEN AÇIYOR
İstanbul
Vakıflar 1. Bölge Müdürü İbrahim Özekinci, ahşap
ustalarının el emeği göz nuru ile çok titiz bir
çalışma yürüttüklerini belirterek, şöyle devam etti: Ntvmsnbc, 25.01.2010 |
|
AKROPOL'E TELEFERİK PROJESİ GERÇEKLEŞİYOR Yeni Asır, Haber: Erdal Çarboğa, 25.01.2010 |
|
CERVANTES, KILIÇ ALİ PAŞA CAMİİ'NDE AMELE İDİ
Mimar Sinan'ın ustalık devri eseri olan Kılıç Ali Paşa Camii'ni Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa, Mimar Sinan'a yaptırdı. Ser mühendisan-ı cihan mimar-ı bi akran Mimar Sinan, bu camiyi Ayasofya'nın küçültülmüş bir modeli olarak inşa etmişti. Cami, Ayasofya'nın küçültülmüş bir modeli gibidir lakin Mimar Sinan bu camiyi Ayasofya'nın basit bir kopyası şeklinde değil de, onun eksik yönlerinin tamamlanıp, mimari yönden daha geliştirilmiş hali olarak yapmıştı.
Rivayet edilir ki; Kılıç Ali Paşa, tüm kaptanıderyaların yaptığı gibi deniz kenarına bir cami yaptırmak istedi. (Osmanlı kaptanıderyaları hep deniz kenarlarına cami yaparlardı. Kılıç Ali Paşa, Sinan Paşa, Kaymak Mustafa Paşa vs. ) Bu arzusunu Sultan 3. Murat Han'a arz ederek, kendisine yer göstermesini istedi. Sultan Murat latife edip 'Sen ki deryalar serdarısın. Bir de benden kara toprak mı istersin. Camini dahi denize yapman münasiptir' cevabı verince Kılıç Ali Paşa, bunun üzerine Tophane'deki sahilde, denizi doldurarak küçük bir yarımada oluşturdu ve camisini bu yarımadaya kondurdu.
İNEBAHTI ÇOLAĞI
DUVAR İŞÇİSİ CERVANTES
İtalya'daki Kılıç Ali Paşa Yeni Şafak, Yazı: Mahmut Sami Şimşek, 25.01.2010 |
|
VAN GOGH 4 YIL ARADAN SONRA LONDRA'DA Radikal, 25.01.2010 |
|
İNSANLIK ŞARABI NUH'UN KEÇİSİNE Mİ BORÇLU?
Radikal, 25.01.2010 |
|
DİYARBAKIR'IN SİMGESİ ULUCAMİ 3 YILDA ESKİ
İHTİŞAMINA KAVUŞACAK
Turistlerin ildeki uğrak yeri olan caminin avlusu, Hasanpaşa Hanı'yla birleştirilecek. Caminin önünü kapatan yeraltı çarşısı yıkılacak. Restorasyondan sonra caminin iç avlusuna, asırlar önce olduğu gibi merdivenle çıkılacak.
Diyarbakır'ın fethinden önce havra ve kilise olarak kullanılan 3 bin yıllık Ulucami daha önce birçok kez tadil edildi. Ancak ilk kez bu kadar kapsamlı bir restorasyona tabi tutulacak. Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğü, iki yıllık çalışmanın ardından bir proje hazırladı. Buna göre restorasyon ve çevre düzenlemesi 3 yıl sürecek, bu esnada cami ibadete açık kalacak. Belediyenin Gazi Caddesi üzerinde yaptığı ve tarihi caminin önünü kapatan yeraltı çarşısı kamulaştırılacak. Çarşının bulunduğu yer, asırlar öncesinde olduğu gibi caminin dış avlusu haline getirilecek ve şu anda turistik mekan olarak kullanılan Hasanpaşa Hanı ile birleştirilecek. Caminin bitişiğindeki Zinciriye ve Mesudiye medreseleri de elden geçirilecek. Restorasyonda caminin özgün yapısı değiştirilmeden özel malzemeler kullanılacak. Tarihi yapının zemin etüt çalışması sırasında yerin 7-8 metre altında su sarnıçları tespit edildi. Çalışma kapsamında bu sarnıçlar da dikkate alınacak. Bunun için Orta Doğu, İstanbul Teknik, Marmara ve Dicle üniversitelerinden bilim heyeti oluşturup restorasyonlar onların eşliğinde tamamlanacak.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan onay aldıklarını belirten Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürü Yakup Aktürk, Ulucami'nin restorasyonu için ihaleye çıktıklarını söyledi. Konuya olumlu yaklaşan belediyenin de mülkiyetindeki gayrimenkulleri Vakıflar'a bedelsiz vereceğini ifade eden Aktürk, şöyle konuştu: "Ulucami'nin tarihi yapısı ile doğramaları korunacak. Bina ilk yapıldığında Ulucami'ye merdivenle çıkılıyordu. Daha sonra dolgu yapılmış, şimdi merdivenle camiye iniyoruz. Caminin önünde bir yeraltı çarşısının yapılması camiyi adeta esir almış. Bu binayı kamulaştırıp cami alanına katacağız. Söz konusu olan 3-4 dönümlük bir alandır. Tarihi Ulucami'nin hemen karşısında Hasanpaşa Hanı var. Alanın külliye olduğu düşünülüyor. Zamanında imarda yapılan değişiklikle belediye orasını yeraltı çarşısı olarak kullanmış. Camideki bütün mekanları, kütüphane, Zinciriye ve Mesudiye medreseleri komple bir külliye halinde restorasyona alacağız. Restorasyonu 3 yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz." Zaman, Haber: İsmail Avcı, 25.01.2010 |
|
İNŞAAT KAZISINDA ÇIKAN HAZİNE YERİNDE KALACAK
Gaziantep'in Nizip İlçesi Menderes Mahallesi’ndeki muhteşem mozaik, iki yıl önce ortaya çıkarılmıştı. Dünyaca ünlü Zeugma antik kenti sınırları içindeki mozaiğin erken Bizans dönemine ait olduğu bir kilisenin tabanını oluşturduğu anlaşıldı.
Radikal, Haber: Metin İliskoy, 25.01.2010 |
![]() |
|
MONA LISA'NIN SIRRI DA VINCI'NİN MEZARINDA
İtalyan bilim adamları ünlü Rönesans sanatçısı Leonardo da Vinci’nin kemiklerini çıkartarak Mona Lisa’nın sırrını çözmeye çalışacak.
Hürriyet, 25.01.2010 |
TARİHİ MEZAR KAPAĞI ELE GEÇİRİLDİ
Zonguldak’ın Alaplı İlçesi'nde, Doğu Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen mezar kapağı bulundu.
İhbarı değerlendiren ilçe jandarma ekipleri, Ahiler Köyü Yağışlı Mahallesi’nde ikamet eden A.G, B.Y, İ.Ö. ve A.G’ye ait evlerde arama yaptı. Aramalarda, Doğu Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen mezarlık kapağı ele geçirildi.
Bektaşlı Köyü Kasırgollu Mahallesi’ndeki köy hizmetleri şantiyesi mevkisindeki alanda da Roma dönemine ait kalıntılar bulundu. Kanal A Haber, 24.01.2010 |
|
DESPOT'UN SARAYI KÜTÜPHANE OLACAK
Türközen, “TÜRSAB, bina için tahsis talebinde
bulundu. Gerekli izinler alındığında bu tarihi
yapı, TÜRSAB tarafından restore edildikten sonra
Cumhuriyet Kütüphanesi olarak kullanılacak” dedi.
İşte öyküsü Hürriyet Ege, Haber: Ahmet Ertan, 24.01.2010 |
|
![]() |
|
VATANDAŞA SİT'TİR
Aslında her şeyi anlatan bu
başlığı yazdıktan sonra devam etmenin alemi yok ama,
biz yine de yazıyormuş gibi yapalım; maaşı hak
edelim. *
Hatırlarsınız, “İstanbul'un kültür başkenti olması, tırışkadan teyyaredir” dedik; kızdılar.
*
Bakın...
*
Birinci Konstantin diye bi arkadaş var. İmparator. Asıl adı, Gaius Flavius Valerius Aurelius Constantinus... Bu arkadaş, milattan önce 330 senesinde “Yetti gari” deyip, imparatorluğun başkentini, Roma'dan İstanbul'a taşıdı. Müteahhitliğe meraklı bir arkadaştı... Planları bizzat çizdi, saraylar, kuleler, yollar, su kemerleri inşa ettirdi, bizim “at meydanı” dediğimiz Hipodrom'u yaptı, önünde fotoğraf çektirdiğimiz “yılanlı sütun”u filan dikti. Hakk'ın rahmetine kavuşunca da, onun hatırına, İstanbul'a Konstantinopolis adını verdiler.
*
16 asır idare ettiler vaziyeti, gel zaman git zaman, Fatih gemileri karadan mı yürüttü, palavra mı sallıyoruz neyiz hala tartışılıyor ama, Ulubatlı mulubatlı, neticede, aldık.
*
Ve, “demokrasi” geldi...
*
İmparator Konstantin'in evinin oraya, Eminönü Belediyesi kuruldu. Sonra bu belediye kapatıldı... Ancak, kapatılmadan önce, belediyenin eski başkanı, Sultanahmet'te bulunan çorap fabrikasını demokratik şekilde satın aldı. Bi kazdı... Çorap fabrikasının altından demokratik olarak Bizans Sarayı çıktı iyi mi... Demokrasinin nimeti yani.
*
3 bin 500 kamyon hafriyat, 13 metre aşağı indiler, 4 katlı ana binayı buldular. Sordular soruşturdular... İmparator Konstantin'in milattan önce 324 senesinde yaptırdığı ve elçileri kabul ettiği devasa Magnaura Sarayı'ydı bu... Sarayın geriye kalanı da, sokağın karşı sırasındaki halıcının altındaydı!
*
E n'aapsınlar?
“Satalım bari” dediler.
*
Gazetelerin emlak ilavelerinde reklamını görebilirsiniz... 12 milyon Euro istiyorlar. Düğün salonu olmaya müsait... Pazarlıklar sürüyor. İlgilenenler arasında, Vatikan da var. (Papa'yı evlendirecekler herhalde!)
*
Vatandaş, dandik ahşap binasına iki tane çivi çakmaya kalksın, “sit'tir” derler... sit alanıdır, sit'tinsene dokunamazsın... Ama, Bizans Sarayı'nı şakır şakır satabilirsin.
*
Kültür başkenti çünkü. Hürriyet, Yazı: Yılmaz Özdil, 24.01.2010 |
|
'İSTANBUL VE ÇEŞİTLİ BAŞKENTLİK DURUMLARI'
Sonunda geldi
çattı, İstanbul 16 Ocak’ta
Avrupa Kültür Başkenti (AKB) olarak
izleyicilerinin karşısına çıktı. Peki, İstanbul,
tarihinin bu kimilerine göre önemli kimilerine göre
sıradan şovu için sahneye çıkmaya hazır mı? Bana
İstanbul yalnızca AKB olmak yerine iki farklı
başkentliğe daha adaylığını koyabilirdi gibi
geliyor. Ama yine de fırsat kaçmış sayılmaz, biz
aday adaylığını duyurup görevimizi yapalım...
İstanbul 2010: Avrupa Rant Başkenti (ARB) Birgün, Yazı: Eda Beyazıt, 22.01.2010 Radikal, 24.01.2010
Sanat
örgütleri ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti’
kutlamalarını ve yaşanan kültür dönüşümünü
Beyoğlu’ndaki 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (AKB)
önünde protesto etti. Birgün, 24.01.2010
İstanbul 2010 deneyimi, kültür ile siyasetin
bundan sonra nasıl buluşturulacağına dair düşünmemiz
gerektiğini gösteriyor.
Haliç'teki açılışta İstanbul Büyüsü başlığını
taşıyan tehlikesiz yeni Yekta Kara prodüksiyonu ile
bir kere daha, 1996 yılından bu yana Lirik Tarih'le
başlayıp, çeşitli varyasyonları ile bir resmi
açılıştan öbürüne Türkiye'nin hoşgörüsünü anlatan
milli kültür söylemi nüksetti. Ardından devasa
Kongre Merkezi'ni bile bir cüceye çeviren ezici ışık
ve havai fişek gösterisiyle seyirciler dillerini
yuttular. Resmi törenin en çarpıcı yönü de buydu
herhalde: 65 dakikalık performans boyunca sadece bir
kere seyirci okunan şarkıya eşlik etme cesaretini
gösterdi, havai fişek bombardımanı sırasında huşu
ile seyir dışında başka bir çare yoktu. Seyirci
tamamen pasifleştirilmişti. Nitekim olacakları önden
sezmiş olacaklar ki, izleyiciler arasında gençlerin
oranı çok düşüktü, olanları da "kravatlı"lar geçidi
arasında ayırt etmek mümkün değildi. Avrupa Konseyi
Kültür Komiseri Bob Palmer, 1990'dan bu yana
gerçekleşmiş olan Avrupa Kültür Başkentleri
programlarını analiz eden raporunda, kültür
başkentlerinin önündeki en büyük tehlikenin bu
payeyi, uçup gidecek bir gösteriye indirgemeleri
olduğunu söylemişti. İstanbul'un sanat repertuarına
açılış vesilesiyle en azından yeni bir beste ya da
bir performans maalesef eklenemedi. Radikal, Yazı: Asu Aksoy, 25.01.2010 |
|
AYASOFYA NİHAYET 17 YIL SONRA İSKELESİZ Yapı, 25.01.2010 |
|
![]() |
|
KERİMOĞLU EVİ İHALEYE ÇIKIYOR
Muğla'da, Kerimoğlu Türküsünün hikayesinin geçtiği ev aslına uygun bir şekilde restore edildikten sonra şimdi de işletmeye açılıyor. Yerkesik Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek ihale, 2 Şubat 2010 tarihinde yapılacak. Kerimoğlu Eyüp Türküsü Evi'nin ihalesi 2 bin 400 TL muhammen bedel ile 6 yıllığına ihaleye çıkacak.
Kerimoğlu Eyüp Türküsü Evi ilk olarak Yerkesik Belediyesi tarafından şahıslardan alındıktan sonra projesi hazırlanmış ve Muğla Valiliği'nin desteğiyle aslına uygun bir şekilde restore edilmişti. Restorasyon ve satın alma çalışmaları 120 bin TL'ye malolmuştu. Mimar Ertuğrul Aladağ tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları yaklaşık 1 yıl sürmüş, restorasyon çalışmalarında kullanılan bütün malzemeler yöreden doğal yollarla elde edilmiş ve çalışmalarda yöre usta ve kalfaları görev yapmıştı.
Kerimoğlu Eyüp Türküsü Evi'nde dönemin eşya, araç ve gereçleri ile düzenlenmiş Kerimoğlu Eyüp'ün vurulduğu evin yanında, Ressam Gülnur Efendioğlu tarafından çizilen olayı anlatan tabloların sergilendiği sergi salonu, müştemilatlar, oturma grupları, mutfak, restoran ve kafeterya bulunuyor. Muğla Kent Haber, 24.01.2010 |
![]() |
![]() |
|
St. Eirene bahçesindeki Bizans lahit kapakları kazısı (İstanbul, Tarihi Yarımada ve Arkeoloji, N. Başgelen, 2007) |
...1916
|
![]() |
17 - 23 Ocak 2010 |
|
AVRUPA'NIN ERKEKLERİ
ORTA DOĞU'DAN Habertürk, 23.01.2010 |
|
TARİHİ ESERLERİ SATMAK İSTERKEN YAKALANDI
Saruhanlı İlçesi'nde, alıcı kılığındaki jandarma görevlilerine 80 parça tarihi sikke satmak isteyen bir kişi yakalandı.
Haber Ekspres, 23.01.2010 |
|
İKİ İMPARATORLUĞUN ESERLERİ GEZİYE ÇIKIYOR
İstanbul 2010 Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında Topkapı Sarayı’nın birbirinden kıymetli eserleri Kremlin Çarlık Sarayı’nda Mart ayında tarihseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Bu serginin ardından ise Topkapı Sarayı Müzesi, Rus tarihinin kıymetli eserlerine Mayıs ayında evsahipliği yapacak. İlk kez karşılıklı olarak düzenlenecek olan sergilerde özellikle Osmanlı -Rusya tarihinin barış dönemini içeren 16. ve 17. yüzyıl eserler yer alacak. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından hayata geçirilen proje için halen gönderilecek eserlerin tespiti sürerken, eserlerin güvenli bir şekilde nakledilmesi ve sergilenmesi için çalışmalar sürdürülüyor. Dünyanın iki önemli sarayı Topkapı ve Kremlin’e ait koleksiyonların ilk kez karşılıklı olarak ziyaretçilere sunulması, Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel ilişkilerin geçmişteki niteliğini ortaya koyarken, ileriye dönük olarak geliştirilmesi için de büyük anlam taşıyor. Vatan, 23.01.2010 |
|
![]() |
İNDUS BİR KEZ DAHA YOK OLACAK
Güney Asya’da İndus Nehri etrafında kurulan dünyanın en eski kent uygarlıklarından İndus Vadisi medeniyetinin kalıntılarının yok olma tehdidi altında bulunduğu bildirildi.
Birgün, 23.01.2010 |
İSLAM DÜNYASININ 1010 ESERİ MÜZEDE
Londra'da açılan '1001 Buluş; Dünyamızın İslami Mirasını Keşfet' adlı sergide İslam uygarlığının batının bilim-sanat ve teknolojiye yaptığı katkıları tarihi eserlerle anlatıyor. İngiltere'nin başkenti Londra'da Bilim, Teknoloji ve Medeniyet Vakfı tarafından gerçekleşen '1001 İcat-İslam Mirası' adlı sergide tarihte Müslüman bilim adamlarının bulduğu icatlar sergileniyor. Sergilenen icatlar arasında El-Cezire'nin bulduğu 'fil saat' ve su ile çalışan 'çizgi saat', bugün hala ameliyatta kullanılan bıçak, makas gibi aletlerin yanı sıra günlük hayata ışık tutan yüzlerce buluş Londra'daki Bilim Müzesi'nde (Science Museum) ziyaretçilere tanıtlıyor.
Bir hafta sürecek olan sergide Türk-Osmanlı tarihine ait çok sayıda icat da yer alıyor. Sergide 18. yüzyıldan kalma Türkiye'den getirilen kılıç dikkat çeken eserler arasında yer alıyor. Bir diğer önemli buluş ise yine yüzyıllar öncesine ait Türkiye kaynaklı 'fil saat', ziyaretçilerin dikkatini çeken objelerden biri. Dün açılışı yapılan sergiye İngilizler oldukça yoğun ilgi gösteriyor. Müslüman dünyasının günümüz teknoloji ve bilimin geldiği noktaya yaptığı katkıyı ön plana çıkarma amacını taşıyan serginin organizatörlerinden Profesör Dr Salim El-Hassani, Türkiye'nin İslam mirasının oluşmasında önemli bir faktör olduğuna inandığını belirtiyor.
Bilim Müzesi'nde sergilenen eserlerin çoğu, İslam dünyasının en ileri, Avrupa'nın ise karanlık Orta Çağ dönemine ait olduğu belirtiliyor.
Geleneksel hale gelen 'İslam Uygarlığı' sergisi, her yıl farklı bir şehir ya da mekanda düzenleniyor. Sergi en son geçtiğimiz yıl İngiliz Parlamento Binası'nda düzenlenmişti. Bugün, 22.01.2010 |
![]() |
KRAL MEZARLARINA SEYİR
TERASI PROJESİ HAZIR Yeni Asır, Haber: Aliosman Kılıç, 21.01.2010 |
|
SAHİBİNDEN SATILIK BİZANS SARAYI
Sarayın satışını üstlenen Golden Royale Gayrimenkul’ün Yönetim Kurulu Başkanı Korhan Kongaz, sarayı özel müze, turistik tesis gibi amaçlarla kullanmak isteyen yatırımcılarla görüştüklerini söylüyor.
Magnaura Sarayı, Eminönü'nün eski Belediye Başkanı Tahir Aktaş'ın 1992 yılında satın aldığı çorap fabrikasının altında bulundu. Saray kompleksinin belki de en iyi korunmuş parçası olan kule görünümlü bu yapı, restorasyon sürecinin tartışmalara neden olması ve en sonunda mahkemeye taşınmasıyla atıl kaldı.
Hürriyet Emlak, 21.01.2010 |
|
İSTANBUL'UN 500 YILLIK HARİTALARI KİTAP OLDU
Kubilay, 16. yüzyılın en önemli haritacılardan kabul edilen İsveçli Sebastian Münster'in İstanbul haritalarının dönemin en popüler atlasında yer aldığını ifade ederek, Giuseppe Rosaccio'nun 1598 tarihli haritasının bakır baskı tekniğinde basılan en eski İstanbul haritası olduğunu anlattı.
"Kentin Galata-Pera yönünden bakılarak çizilen ilk haritası Baron Louis des Hayes'in 1624'te çizdiği haritadır. O güne kadar haritalar, Marmara Denizi'nden görüldüğü şekle göre çizilmişti. Haritada, kent, Suriçi, Pera-Galata ve Üsküdar olarak 3 bölüme ayrılmış ve Adalar'a yer verilmiştir. Macar mühendis Johann Baptist Von Reben'in (1764) bilinen tek eseri olan adım hesabıyla ölçülerek çizilen İstanbul Boğazı haritası, bilinen en uzun boğaz haritasıdır. Adım hesabının gerçeğe yakınlığı, sonraki yıllarda aletli ölçümlerle birlikte daha iyi anlaşılmıştır."
Kubilay, İstanbul'un 18. yüzyıl haritaları ve planlarının diğer yüzyıllara nazaran daha süslü ve dikkat çekici olduğunu vurgulayarak, İstanbul'un 1782 tarihinde geçirdiği 3 büyük yangını konu alan Tomas Lopez tarafından çizilen haritanın, erken tarihli haritalar içerisinde İstanbul yangınları üzerine yapılan tek örnek olabileceğini söyledi. Kubilay, haritanın 1782 yangınlarının İstanbul'u hemen hemen yarısını yok ettiğini etkili bir biçimde gösterdiğini anlattı.
"İnşaat mühendisi François Kauffer'in 1786'da çizdiği, tarihi yarımada, Haliç, Pera-Galata ve Üsküdar'ı içine alan haritanın özgün ölçeği 1/17.280'dir. Haritada yerleşim yerleri dışında demir yolu, surlar surlar üzerinde bulunan kapılar, iskele ve limanlar, her dine ait mezarlıklar, türbeler, cami, mescit, kilise gibi dini yapılar, çeşme, ayazma, okul, saray gibi sivil yapılar, bahçeler, elçilik sarayları ve her dine mensup halkın oturduğu mevkiler gibi sosyal ve mimari tespit açısından çok değerli bilgiler bulunmaktadır. Avrupa yakasında Yedikule'nin hemen dışından Beşiktaş'a, Asya yakasında Fener Bahçesi burnundan Istavroz'a (Beylerbeyi) kadar uzanan bir alanı kapsar."
Fransa Kralı XVI. Louis'in coğrafyacısı ve haritacısı Jean Denis Barbie du Bocage tarafından 1788 yılında çizilen ve tarihi bir romandan yola çıkarak antik dönem İstanbul'unu ortaya koyan haritasının da kitapta yer aldığını belirten Kubilay, haritacı Sampierdarena tarafından 1801 yılında çizilen haritanın, Boğaz'ın her iki yakasının arazi özelliklerini gösterdiğini anlattı. Haritanın, yüzyıl dönümüne yaklaşıldığı bir zamanda bilimsel anlam taşıyan haritaların yavaş yavaş üretilmeye başlandığını gösterdiğini belirten Kubilay, haritanın yer aldığı seyahatnamenin yazarı Olivier'in Boğaz kıyıları hakkındaki görüşlerini şöyle aktardı:
"İstanbul civarındaki arazi, bizde olduğu gibi bağ, bahçe, hububat, dut vesair meyve ağaçları yetiştirmeye fevkalade elverişli olduğu halde Boğaz'ın Karadeniz'e yakın sahillerinden gayri yerlerde ekilmiş arazi görmek zordur. Şehrin batı tarafındaki arazi, oldukça düzdür, akıllı ve çalışkan bir halkın geçimini pek kolay bir şekilde sağlayabileceği bir sıra ova ve yamaçlar halinde uzar, gider. Türklerin tarımla pek uğraşmak istememelerinden mi, bilinmez. Osmanlı İmparatorluğu'nda tarıma en elverişli, en verimli arazi bomboş durmaktadır."
Alman Stolpe'nin 1866 tarihli İstanbul'un demografik haritasında Müslüman, Hıristiyan ve Musevi halkların yerleşim yerlerinin gösterildiğini kaydeden Kubilay, kentin demiryolu ağını gösteren haritanın da 1889 yılında ilk demiryolu takvimini basan George Bradshaw tarafından çizildiğini ifade etti.
Katolik misyonerlerin, Osmanlı güzergahlarını, İstanbul'un limanlarını, yerleşim yerlerini, semtlerini, satıcılarını gösteren haritaların da bulunduğunu dile getiren Kubilay, İstanbul'un ilk yangın planının da İngiliz Charles Edouard Goad tarafından çizildiğini bildirdi.
İstanbul ve civarını gösteren ilk haritanın 1908 yılında çizildiğini belirten Kubilay, Küçükçekmece'den Pendik'e ve Karadeniz kıyısına kadar bütün İstanbul'u içine alan ayrıntılı bir harita olduğunu söyledi.
"Nefs-i İstanbul" haritasının, Harita Heyeti tarafından Erkan-ı Harbiye Matbaasında tab edilen, bez üzerine yapıştırılan 17 ayrı paftanın bir araya getirilmesinden oluşan devasa bir harita olduğunu belirten Kubilay, Ernest Mamboury'nin 1914 yılında çizdiği Adalar haritasının da önemine işaret etti.
Kubilay, kitabın, Jacques Pervititch'in 1922 tarihli "kadastrol sigorta haritası" ile sona erdiğini belirterek, "İstanbul bir yangınlar şehriydi ve yangın sigorta şirketleri için potansiyel bir pazardı. Evlerde yapı malzemesi olarak ahşap kullanılması ve yerleşim sorunları nedeniyle sıklıkla yangın çıkıyordu. Bu nedenle kentteki sigorta şirketi sayısı artmış ve şirketler de harita yaptırmıştır" dedi.
"Haritalar beni İstanbul'un içine soktu, sokaklarına girdim. Bizans döneminde bir Bizanslı, Osmanlı döneminde Osmanlı gibi dolaştım. Kentin sokaklarında yürüdüm, yapıları inceledim, sur içinde gezindim, Eyüp'ü arşınlayıp oradan adım adım Galata'ya oradan da Pera tepelerindeki bağlara uzandım. Boğaz'ın iki yakasındaki kıyı köylerinde konakladım, Üsküdar'dan Kadıköy'e geçip, Fener bahçesinde uzun bir mola arası İstanbul'u seyrettim. Kitap, 1422'den başlayıp, çağ çağ, yıl yıl özümsediğim bir zaman yolculuğu oldu. Kah antik çağda Byzantion'da buldum kendimi, kah Doğu Roma'nın başkenti Nea Roma'da. Bir yerde İmparator Konstantin'in Konstantinopolisi'ndeydim. Sonra bir baktım Osmanlı'nın Dersaadet'ine gelmişim. Zaman değişti ama İstanbul hep İstanbul, bence dünyanın başkenti...."
Sanat tarihçisi Dr. Ayşe Yetişkin Kubilay, 20. yüzyıl başına kadar olan haritaların kendisini çok heyecanlandırdığını, günümüz haritalarının ise bilimsel ölçekli yapıldığı için çok fazla done vermediğini anlatan Kubilay, kitabın, harita gelişim tarihini de ortaya koyduğunu vurguladı. Radikal, 21.01.2010 |
|
GALATAPORT YARIM KALDI, TAMAMLAMAYA ÇALIŞIYORLAR
Galataport’un yapılacağı bölgenin önemli bir yer
olduğuna dikkat çeken Şener, “Fatih Sultan
Mehmet’in gemilerini Haliç’e indirdiği bölgelere
yakın” dedi. Bölgede çok sayıda tarihi bina ve
yapılaşmanın olduğunu dile getiren Şener,
“böylesine radikal bir imar değişikliği ile tarihi
dokunun baştan sona tahrip edilmesine yol açacak bir
düzenlemenin hukuk sistemimizde mümkün olabileceğini
düşünmüyorum.”
İstanbul Şehir Plancıları Odası:
Bütün kurallar alt üst edildi Birgün, Haber: Elçin Yıldıral, 21.01.2010 |
|
"TARİHİ ESER OLDUĞUNU BİLMİYORDUM"
Sarıyer’de, alıcı gibi davranan jandarma ekiplerine yeğeniyle birlikte tarihi eser satmak isterken yakalanan Aysın Boyner (48), 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Cezası ertelenen Boyner’in evinde ele geçirilen aralarında yüzük ve sikkelerin de bulunduğu 103 tarihi eser, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilecek. Aysın Boyner, savcılıkta verdiği ifadede şunları söylemişti: “Sikke ve yüzükleri, Ortaköy’de bulunan antikacılardan üçer beşer alarak bir koleksiyon oluşturdum. Bu eserlerin hangi döneme ait olduğunu öğrenmek için internette araştırma yaparken, Ü. Cengiz Bulut’la tanıştım. Tarihi eser olduğunu bilmiyordum.” Hürriyet, Haber: Eray Erollu, 21.01.2010 |
|
![]() |
KÜÇÜK HAMAM'IN KAFETERYA OLMASINA AZ KALDI
Kütahya'da restorasyonu tamamlanma aşamasına gelen tarihi Küçük Hamam, kafeterya olarak hizmet verecek. Tellal Gazetesi, 20.01.2010 |
KRALİÇENİN TABUTU 100 YIL SONRA ALMANYA'DAN ÇIKTI
İngiliz kraliyet ailesinin en eski üyelerinden Kraliçe Eadgyth'in tabutunun Almanya'da bulunduğu iddia edildi.
10. yüzyılda yaşayan kraliçenin, Saksonya dükü ile evlendirilmek için Almanya'ya götürüldüğü biliniyordu.
Eski dilde Edith şeklinde telaffuz edilen bir ismin yazılı olduğu tabut Magdeburg'dan çıktı. Tabutun içinde büyük ihtimalle bir kadına ait olduğu belirtilen, ipeğe sarılmış bir iskelet bulundu. Yeni Şafak, 21.01.2010 |
|
|
ULU CAMİ'DEKİ VAV'A KORUMA
Bursa’daki tarihi Ulu Cami’nin duvarında hat sanatıyla yazılmış, tezhiple süslenmiş ‘vav’ harfinin önünde Hızır Aleyhisselam’ın namaz kıldığı rivayeti, yoğun ilgi çekiyor.
Bursa Müftüsü Mahmut Gündüz, “Halk arasında bu rivayetin yaygın olması nedeniyle birçok kişi, dualarının kabul olacağı düşüncesiyle harfin önünde namaz kılıyor, dileklerinin gerçekleşmesi için minik parçalar koparıyor. Sözle koruma sağlayamadık. Parça koparılmaması ve el sürülerek kirletilmemesi için tabloyu camla kaplattık” dedi. Hürriyet, 21.01.2010 |
'ORTAK NEMRUT' İÇİN
GİRİŞİM Malatya Haber,
20.01.2010
Adıyaman Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Ekinci, UNESCO tarafından dünya kültür mirasları arasında yer alan, devasa kral ve tanrı heykellerinin arasında güneşin doğuşu ve batışının en güzel izlendiği yer olarak bilinen 2206 metre yükseklikte adeta bir açık hava müzesini andıran Nemrut Dağı Avrupa Birliği'nin de desteğiyle öncelikle hizmet evi ve çevre düzenlemesinin yapılacağını söyledi.
Ekinci, en büyük sorunlarının engelli ve yaşlıların Nemrut Dağına rahatlıkla çıkamaması olduğunu vurgulayarak, “ Hizmet evi ve çevre düzenlemesi projemiz kuruldan geçti. Ayrıca yaşlı ve engelliler için düzenlediğimiz raylı sistemde kuruldan geçti. Nemrut dağının otantik olmasıyla katırlar kullanılacak.” dedi.
İPA projesinin yüzde 80’nin Avrupa Birliği tarafından karşılandığını kaydeden Ekinci, yüzde 20’sinin Türkiye tarafından karşılandığını ifade ederek, 10 milyon TL gibi büyük bir kaynağın Avrupa Birliği kaynağından geldiğini gördüklerini belirtti. Ekinci, Biz rekabet edilebilirlik koşulları içerisinde bulunmak istemiyoruz ancak bizim bir tek amacımız var uluslar arası arenada Adıyaman’ın nasıl daha iyi tanıtabiliriz. Daha fazla turisti buraya nasıl çekebiliriz. En önemlisi boyutu uluslar arası boyutta yapılıyor olması hem iç turizm hem de dış turizm dinamiklerini harekete geçirecek çünkü burada yapılacak olan böyle bir festival içerisinde gelecek olan sanatçılar çok popüler sanatçılar olacaktır ve bu popüler sanatçılar buraya geldikleri zaman dünya basınının ilgi odağı haline gelecektir burası. İnşallah bu gelecekte uluslar arası bir nitelik kazanacaktır. Bir aygın ödül olma yolunda ilerleyebilir. En önemlisi de sürekliliğinin sağlanabilmesidir. Dolayısıyla bu festivalin burada yapılıyor olması iç turizmi buraya yönlendireceği gibi dış turizmi de buraya yönlendirecektir. Zaten burada çok zengin bir kültürel varlık var dünyanın en zengin kültürel illerinden bir tanesi hatta dünyaca 8. harika olarak kabul edilen bir yer. Bu potansiyelin bütün dünya insanlarına sunulması ve bunun getirileriyle de bu bölgede yaşayan insanımızın daha rahat bir hayat yaşamasını sağlamaya çalışıyoruz bu projede” dedi.
Ekinci, Adıyaman’a gelen turist sayısı konusunda yüzde 25 oranında artış yaşandığını belirterek, bu yıl turizm sezonunda yüzde 25’in üstünde artış beklediklerini ifade etti. Çok sayıda turisti ağırlamaya Adıyaman’ın hazır olmadığını söyleyen Ekinci, Adıyaman’da 1 milyon turisti ağırlama hayallini yineledi. Ekinci, “ 2009 yılında Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında otellerde yer bulmak zordu. 2008 yılında 127 bin 124 ziyaretçi ilimizi ziyaret ederken 2009 yılında 149 bin 819 ziyaretçiyi ağırladık. İlk kez 2009 yılında 5 bin 520 İtalyan Adıyaman’a geldi. Daha önceki yıllarda Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri ilk sıralarda yer alırken Almanya 3 bin ile İtalyanlardan sonra 2. sırada yer aldı. 3. sırada 2 bin 443 ziyaretçi ile Fransa, 2 bin 790 ziyaretçi ile ABD yer aldı. Son yıllarda artan Asya ziyaretçilerinde ise bu yıl Japonlar 2 bin 467 ile 5. sırada yer aldı.”dedi. Adıyaman Haber, 20.01.2010 |
|
FRİG VADİSİ İÇİN ÜÇ İL GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİ
Kütahya, Eskişehir ve
Afyonkarahisar illerince geçen yıl ortaklaşa kurulan
Frigya Kültürel Mirasını Koruma ve Kalkınma Birliği
(FRİGKÜM), bu illerin sınırlarında yer alan Frig
Vadisi'nin turizme kazandırılması için çalışmalar
yürütüyor.
Tüzükte birliğin asıl
amacı, ''Bölgedeki kültürel mirasın ve çevresinin
korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını
yapmak, korunması mümkün olmayanları aslına uygun
olarak yeniden inşa etmek ve ettirmek'' olarak
belirtildi.
Kütahya, Afyonkarahisar
ve Eskişehir il sınırları içinde kalan Frig Vadisi,
eski çağlardan beri çeşitli kavimlerce iskan edildi. Volkan türünün kolay işlenebilir bir kayaç olması,
bölgenin en eski sakinlerinden biri olan Friglerin
bunları oyma ve yontma yoluyla çeşitli amaçlarla
kullanmalarını sağladı. Friglerin ana tanrıçası
Kybele'ye adanmış açık hava tapınaklarıyla savunma
amaçlı yapılar, en çok dikkati çeken eserler
arasında bulunuyor. Bunların yanı sıra Roma
döneminde kayaların oyulmasıyla meydana getirilen
çeşitli barınaklar, mezar odaları, ağıl ve ahır
olarak kullanılan mekanlar, sarnıç ve ambarlar,
kilise ve şapeller yer alıyor.
Frig Vadisi'nde belirlenen bazı alanlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca arkeolojik ve doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmişti. Tellal Gazetesi, 20.01.2010 |
|
20 BİN YARASA NEREYE KAYBOLDU?
İncelemede, doğal ve yapay mağarada bir tane bile yarasaya rastlanmadı. 16 türden 20 bin yarasanın akıbeti merak konusu. Hürriyet, 20.01.2010
DSİ Genel Müdürlüğü,
"Havran Barajı göl alanında kalacak İnboğazı
Mağarası'ndaki yarasalar yok edildi" iddiasına
ilişkin, "bilimsel incelemelerin, mağaranın ortalama
sıcaklığı dikkate alındığında kışlama için geçmiş
dönemde de çok az sayıda yarasanın bu mağaraya
yöneldiğini ortaya koyduğunu" bildirdi. DSİ Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada,
"Havran Barajı göl alanında kalacak İnboğazı
Mağarası'ndaki yarasaların üst kotlarda açılan yeni
mağaraya taşınmadıkları ve 20 bin yarasanın yok
edildiği" iddialarının yer aldığı haberler
yayımlandığını anımsattı. Haber Ekspres, 22.01.2010 |
|
LOUVRE MÜZESİ, APOLLON VE JUPITER'İ İADE ETMİYOR
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun bir süre önce ünlü Louvre Müzesi'nin CEO'su Henri Loyrette'e gönderdiği mektuba yanıt geldi. Louvre'da sergilenen Smyrna Apollonu ve Smyrna Jüpiteri heykellerinin İzmir'e iadesini isteyen Başkan Kocaoğlu'na olumsuz yanıt veren Loyrette şu görüşü savundu: “Bu eserler, 1680'de, o vakitler ülkenizle ayrıcalıklı ilişkileri bulunan Kral XIV. Louis adına Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinilmiş bulunmaktadır. Mektubunuzda değindiğinizin aksine uluslararası sözleşmeler, tümüyle kanuna uygun yollardan yüzyıllar önce edinilmiş eserlerin iadesini öngörmemektedir. Bu konudaki tek düzenleme, Fransa'nın da 1997'de onayladığı ve geriye yürümeyen 1970 tarihli Kültürel Değerler Hakkında UNESCO Sözleşmesi'dir. Bu eserler, ayrılmaz biçimde Fransız koleksiyonlarındadır ve iadeleri düşünülemez.”
Loyrette'in olumsuz yanıtı üzerine vakit kaybetmeden ikinci mektubunu yazan Başkan Kocaoğlu ise şu ifadelere yer verdi: “İzninizle XIV. Louis döneminde, yani 1680'de Türk Piyasası'nın ne olduğu ve bunun hukuki bir edinim için ne kadar öne sürülebileceği konularını şimdilik bir yana bırakıyorum. 1970 UNESCO Sözleşmesi'nin de tüm diğer sözleşmeler gibi, emsaller ve teamüllerle değiştirilip geliştirilebilir nitelikte bir uluslararası belge olduğu görüşümü sizin de paylaşacağınızı sanıyorum. Ayrıca isimleri bile kentimizle anılan eserlerin, müzenizin de desteği ve işbirliğiyle düzenlenerek açılacak bir müzede, ait oldukları topraklarda, beraber var oldukları eserlerle yan yana sergilenmesinin anlamlı olacağına dikkatinizi çekmek istiyorum.”
Louvre CEO'su Henri Loyrette'in yanıtındaki olumsuz ifadelerin kendisi için sürpriz olmadığını kaydeden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu şunları söyledi: “Öncelikle Louvre'a yazdığımız mektubun hedefine ulaştığına inanıyorum. Bir kere kamuoyunda müthiş bir sahiplenme oluştu. Uluslararası medya, iade talebimize büyük ilgi gösterdi. İzmir'in kültür mirasına sahip çıkışı, dünyada çok olumlu yankı buldu. Blog'larda Türkiye'nin dört bir yanından insanlar ‘biz de bir şeyler yapmaya hazırız' diye yazdılar. Louvre'dan gelen yanıtta ‘heykelleri vermeyiz' deniyor. Şimdi bu isteğimizden vazgeçmeden işbirliği talebimizi yineliyoruz. Kendilerini görüşme yapmak için İzmir'e, Agora'ya; müzelerinde, vitrinlerde duran eserlerin yurdu olan topraklara davet ediyoruz. İzmir, kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkarak kültür alanındaki atılımlarını sürdürmeye kararlıdır.” Radikal, 20.01.2010 |
|
MÜZEDEKİ TARİHİ BELGELER SANAL ORTAMA AKTARILIYOR
İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi'ndeki tarihi belgeler, 'hybrid kamera' ile taranarak, bilgisayara aktarılıyor.
Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, kamera, tarihi gazete ve belgeleri en hassas ve hızlı biçimde 2-6 saniyede tarayarak, internet ortamına aktarıyor. İzmir'de 1880'lerin başından itibaren yayımlanan gazeteler, belgeler ve fotoğrafları, en hassas biçimde mikro filme alan ve tarayarak bilgisayar ortamına aktaran 'Hybrid kamera', soğuk ışık veren lambası ile de taradığı materyale zarar vermiyor. Son teknoloji arşivleme sistemi ile hem İzmir'deki hem de İzmir dışındaki araştırmacılar, akademisyenler ve tarihçiler tarihi belgelere anında ulaşma imkanına sahip oluyorlar. Tasnifi tamamlanmış ve taranarak http://www.apikam.org.tr adresine aktarılmış belgelere, koleksiyonlara, gazetelere ve fotoğraflara ulaşmak isteyenler, 1 aylık, 6 aylık ya da 12 aylık sürelerle abone olabiliyorlar. Sisteme 1 aylık abonelik ücreti 15 lira, 6 aylık abonelik ücreti 55 lira, 1 yıllık abonelik ücreti ise 100 lira olarak belirlendi. Zaman, 19.01.2010 |
|
SİLAH VE TARİHİ ESER OPERASYONU
Adıyaman’da Jandarma tarafından yapılan operasyonlarda silah ve tarihi eserler yakalandı.
Edinilen bilgiye göre, Adıyaman İl Jandarma Komutanlığı'nca Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında adli makamların bilgisi dahilinde yapılan çalışmalar sonucunda icra edilen operasyonel faaliyette Kahta İlçesi'nde Y.E ve A.D isimli şahısların ev ve eklentilerinde yapılan aramada 2 adet Kalaşnikof Piyade Tüfeği ile bu silahlara ait 4 adet şarjör ve 241 adet mühimmat ele geçirildi.
Jandarma ekiplerinin il merkezinde tarihi eser kaçakçılığına yönelik icra edilen operasyonel faaliyette ise A.K isimli şahsın ev ve eklentilerinde yapılan aramada 2 adet pirinç heykel, 16 adet sikke, 180 adet eski dönemlerde tiyatro bileti olarak kullanılan figürlü taş ve 1 adet bıçak ele geçirildi. Olayla ilgili yakalanan Y.E, A.D ve A.K isimli şahıslar göz altına alındı. Adıyaman Haber, 19.01.2010 |
|
HASANKEYF'İ YAŞATMAK İSTEMEK SUÇ MU?
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi, BDP'ye yönelik operasyonda tutuklanan belediye başkanlarının Hasankeyf'te baraja karşı yürütülen kampanyaya destek vermelerinin "suç unsuru" sayılmasını "Kaygı ve utanç verici" olarak değerlendirdi.
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in de bulunduğu belediye başkanlarının üyesi oldukları Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'ne verdikleri desteğin "suç unsuru" sayılması kınandı.
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'nin faaliyetlerinin insani ve demokratik haklara dayandığının aktarıldığı açıklamada, tutuklanan belediye başkanlarının Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'ne verdikleri destekle suçlanmalarının utanç verici olduğu vurgulandı.
Girişimin bir suç örgütü olmadığı gibi Hasankeyf'i yaşatma çabalarının da bir suç faaliyeti olmadığının vurgulandığı açıklamada, Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'nin çalışmalarını şeffaf, katılımcı bir şekilde yasal çerçevede sivil itaatsizlik eylemleriyle yürüten bir kurum olduğu ifade edildi. Evrensel, 19.01.2010 |
|
TAHRAN'DAN ÜNLÜ MÜZEYE ÜLTİMATOM
İran medyasında yer alana haberlere göre Tahran, British Museum’la tüm ilişkilerini kesmek ve UNESCO gibi uluslararası kuruluşları da ilişkilerini gözden geçirmeye çağırmak niyetinde. İran, British Museum’daki Cyrus’un Silindir’ini sergilemek istiyor. İran’ın Tahran’da sergilemek istediği antik nesnenin önemi, üzerinde ilk Pers imparatorluğunu kuran Cyrus’un kanunlarının yazılı olması. Bu kanunlar dünyanın ilk insan hakları bildirgesi de sayılıyor. Ne var ki British Museum, son dakikada bazı güvenlik sebepleriyle silindiri vermekten vazgeçtiğini açıklamıştı. Radikal, 19.01.2010 |
|
|
ÖZGÜRLÜK ANITI'NIN ORİJİNALİ ANTALYA'DA
MÖ 12 yy'a ait heykelde bir elinde meşale olan kadın figürünün diğer elinde bir kılıç bulunuyor. Özgürlük Anıtında ise kılıç yerine kitap bulunuyor.
Antalya'daki Perge Antik Kenti'nde incelemelerde bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın gezisi sırasında çekilen bir fotoğraftaki detay görenleri şaşırttı. Bakanlık Danışmanı İbrahim Sarıtaş, Bakan Günay'la birlikte geçen hafta Perge'de incelemelere katıldı. Sarıtaş antik kentte ayağa kaldırılmış sütunda yer alan bir kabartmayı fotoğrafladı. Kabartmada elinde meşale bulunan kadın figürü gözleri Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan Özgürlük Anıtı'na çevirdi. Sarıtaş, başında 9 ok ve tacı olan kadın kabartması ile Özgürlük Anıtı arasından büyük benzerlik olduğunu gördü. Fotoğrafı bilgisayarında açtıktan sonra yakından inceleme şansı bulan Sarıtaş benzerliği geziden sonra anladı.
Özgürlük Anıtı'nın bu heykel kabartmasından etkilenmiş olacağını söyleyen Sarıtaş, “Bakanla birlikte Perge'de gezerken sütunların fotoğrafını çektim. Yaptığım incelemelerde bu ayrıntıya rastladım. Sonuçta Anadolu bütün medeniyetlerin esinlendiği bir yer. Burada da bir esinlenme olabilir. Sanat tarihçilerinin ve arkeologların incelemesi lazım' şeklinde konuştu. Yeni Şafak, Haber: Murat Palavar, 19.01.2010 |
TARLABAŞI'NDA 'YENİLEME PROJESİ'
AA muhabirine projeye ilişkin bilgi veren Demircan, kültürel zenginliğin korunamadığı ve gerekli bakım ve onarım çalışmaları yapılamadığı için giderek yok olmaya yüz tutmuş Tarlabaşı ve çevresinin yıllarca ihmal edildiğini, oluşan kötü çevre koşulları ve yüksek proje maliyetleri yüzünden bugüne kadar yatırım yapılamadığını söyledi.
Beyoğlu Belediyesi tarafından hazırlanan Tarlabaşı Yenileme Projesi ile Tarlabaşı'nın büyük bir dönüşüme hazırlandığını belirten Demircan, '3 yıldan beri devam eden çalışmada son aşamaya gelindi. Binaların yüzde 55'lik bir bölümünde mal sahipleriyle anlaştık. Anlaşma sağlanamayan binalarla ilgili dava süreci tamamlanır tamamlanmaz yenileme çalışmalarına bu yıl içinde başlanacak. Hedefimiz bu yıl kazmayı vurmak' dedi.
Demircan, projenin Tarlabaşı'ndaki Bülbül, Çukur ve Şehit Muhtar mahallelerini kapsadığını belirterek, 'Proje kapsamında toplam 20 bin metrekarelik alanda 210'u tescilli sivil mimarlık örneği 278 bina restore edilecek ve 2,5 yıl içinde mülkler sahiplerine teslim edilecek' diye konuştu. Demircan, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:
'Proje ile büyüklükleri 50 ile 100 metrekare olan küçük tarihi evler 5'er-10'ar gruplar halinde birleştirilip tek bir blok haline getirilmesi planlanıyor. Bloklar oluşturulurken, binaların dış cepheleri korunacak. Binaların içlerinde alışveriş merkezleri, konutlar, butik otel ve pansiyonlar olacak. Bütün konutlar için yer altı otoparkları ve sosyal faaliyetlerin yoğunlaşacağı yaya alanları oluşturulacak. Mülk sahiplerinin büyük bir çoğunluğu proje alanından konut ve dükkan edindi. Çok küçük kısmı da bedeli karşılığında mülkünü sattı. Çok küçük hisse sahibi olanlara (veraset yoluyla ya da kiracılar) ise Beyoğlu Belediyesinin TOKİ ile yaptığı anlaşma çerçevesinde kuraya girmeden yüzde 5 peşinatla Kayabaşı konutlarından mülk edinme hakkı tanındı. Cadde üzerinde ticari işletmesi olan konut sahiplerine yine cadde üzerinde ticari birim önerildi. Proje kapsamında belediye yaklaşık 10 milyon TL tutarında kamulaştırma yapmayı öngörüyor. 500 milyon dolarlık dev proje ile Tarlabaşı'nı Pariste'teki Champs Elysees'ye dönüştürmeyi hedefliyoruz.'
Demircan, yenileme projesinin mekansal yenilemenin yanı sıra toplumsal ve ekonomik gelişmeyi de hedeflediğini, böylece bölge halkının, daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamaya devam edeceğini ve yeni istihdam olanaklarından öncelikle faydalanacaklarını söyledi.
Oluşturulan kapasite artırımı programlarıyla da yeni iş olanaklarına ulaşma becerilerinin artacağına işaret eden Demircan, 'Böylece bölge insanı, yapmakta oldukları işlere göre çok daha nitelikli meslekleri öğrenme ve kendilerine ekonomik fırsatlar yaratma imkanı bulacak' dedi. Demircan, proje sayesinde alanda var olan fiziksel ve sosyo-ekonomik sorunların çeşitli projeler ve eğitim programları ile ortadan kalkacağını, bunun yanı sıra hem alanda, hem de yakın çevresi için tehdit oluşturan unsurların azalacağını kaydetti.
'Beyoğlu'nun bu güzide bölgesi dar sokaklara, otopark sorununa, kötü çevre koşullarına artık veda ediyor' diyen Demircan, proje ile bölgenin çağdaş ve modern bir görünüme kavuşacağını söyledi. Beyoğlu Belediye Başkanı Demircan, 'Proje sadece Tarlabaşı'nı yenilemekle kalmayacak, bölgede daha güvenli, sağlıklı, yaşanabilir yeni bir yaşam merkezi oluşturarak, İstanbul ile bütünleşmiş bir alan haline gelmesini sağlayacak' şeklinde konuştu. Yeni Şafak, 19.01.2010 |
|
KAMERALAR ÖNÜNDE 500 YILLIK TARİHİ ÇALDI!
Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun, 9 Nisan 1977 tarihinde aldığı kararla "korunması gereken kültür varlığı" olarak tescil edilen "Süleymaniye Camii" de, tarihi eser kaçakçılarından nasibini aldı. İnşasından tam 453 yıl sonra ilk kez geniş kapsamlı restorasyona tabi tutulan ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından ziyaret edilen caminin restorasyonunu üstlenen firmanın, çalışmaları kayıt altında tutması, hırsızlığı ortaya çıkardı.
1.5 yıl önce restorasyon çalışmalarına start veren firma, mimar, usta ve işçilerin nereli olduklarından caminin hangi bölgelerinde çalıştıklarına kadar tüm detayları kayda geçirdi. Çalışmaları yıl sonunda kitaplaştırmaya hazırlanan firma, muhtemel hırsızlıklara karşı tüm eşyaların tespitini yaparak Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne teslim etti. Güvenlik önlemlerinin sıkı tutulduğu camide restorasyon sırasında 2 tarihi eserin çalındığı ortaya çıktı. İddiaya göre; caminin cümle kapısının sol kanadında bulunan ahşap bordür parçası üzerindeki 2 adet abanoz süsleme parçası yerinden söküldü.
4 Eylül 2009'da yaşanan hırsızlık, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne bildirildi. Kameralar tarafından saniye saniye görüntülenen şantiye bekçisi A.K, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle adliyeye sevk edildi. Öte yandan, güvenlik görevlilerinin şüphelendikleri bekçiyi daha önce kameralardan takip ettiği öğrenildi. Yeni Şafak, Haber: Ergün Çolakoğlu, 19.01.2010 |
|
BUDA HEYKELİNE ESTETİK
Çin'deki en eski Buda heykeline "estetik ameliyat" yapılacak. Resmi haber ajansı Şinhua, kuzeydeki Taiyuan kentinin Meng Dağı'nda bulunan Buda heykelinin her an çökme tehlikesinin bulunduğunu, heykeli onarım maliyetinin 10 milyon 800 bin dolar olduğunu duyurdu. Doğal Kaynakları Bakanlığından tahsis edilen parayla heykelin dengesinin sağlanacağı, çökmemesi için etrafının tahkim edileceği kaydedildi. Bölgedeki 7 kömür ocağı, heykeli korumak amacıyla 2007'de kapatılmıştı. Yerel yetkililer, heykelin onarımıyla birlikte bölgede turizmin gelişeceğini umuyor. Haber Ekspres, 19.01.2010 |
|
![]() ![]() |
"EVİNDE DEFİNE ARADIN" GÖZALTISI
İncesu İlçesi'ne bağlı Örenşehir Köyü'nde, define bulmak için 6 aydır evinin altında kazı yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan Bülent Yalman (31), mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Yalman, define değil mozaik aradığını söyledi.
“Defineci” olarak nitelendirilmesine tepki gösteren Yalman, bir süre mobilya sektöründe çalıştığını, ardından açtığı tuhafiye dükkanının da battığını söyledi. Evlendikten sonra köyüne döndüğünü, uzun süredir işsiz olduğunu anlatan Yalman, şöyle konuştu: “Komşular, evinizin yanındaki ahırın altında parlayan halı desenli mozaik olduğu konusunda ısrar ettiler. Ben de merak ettim. Babam Mehmet Yalman, 30 yıl önce halı desenli mozaiği görmüş ve gerekli yerlere başvurmuş. Yetkililer gelmiş incelemiş, tünelleri falan görünce ‘buranın üstüne bir şey yapmayın’ demişler.”
Babasının 15 yıl beklediğini, kimse gelmeyince de ahır yaptığını kaydeden Yalman, “Ben de komşuların ısrarı ile 2.5 ay önce 5-6 metre yer kazdım. O uzun tüneller çıktı, zaten oralara dokunulmadığı belli. Sadece merakımı gidermek istemiştim. Biraz kazdıktan sonra bahsedilen mozaiği gördüm. Baktım normal taş, üzerinde desen var. Öyle olunca da bıraktım. 2.5 ay sonra şikayet üzerine jandarma gözaltına aldı. İfademi verdikten sonra da serbest bıraktılar.”
Yalman, Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden yetkililerin ahırın bulunduğu yerde kazı çalışması yapacağını ve 25 metre olduğu ileri sürülen mozaiği götüreceğini de söyledi. Milliyet, Haber: Demet Öztürk, 19.01.2010 |
VAN GOGH'UN KANLI MEKTUPLARI
Ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh'un hayatının son dönemlerinde ruh sağlığının bozulduğu biliniyordu. Ressamın yaşamını sorguladığı ve üzerinde kan izinin bulunduğu mektup İngiltere'de sergilenmeye başladı. Sergide Van Gogh'un erkek kardeşi Theo'ya yazdığı ancak göndermediği mektuplar da bulunuyor. Sabah, 18.01.2010 |
![]() |
|
HAVRA RESTORE EDİLECEK
Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün şu anda bir harabe görünümünde olan eski havrayı restore ettirip kente yeniden kazandıracağı belirtilirken, Büyükşehir Belediyesi'nin de havra çevresinde düzenleme yapacağı kaydedildi.
Havra'nın çevresinde düzenleme çalışması Vakıflar Bölge Müdürü İsa Güven, havranın 2010'da restore edilip kente yeniden kazandırılacağını belirtirken, kendilerinin restorasyon işlemlerini tamamlanmasının ardından çevre düzenlemesinin de başlayacağını söyledi. Bir yılda ayağa kalkacak havranın restorasyon işlemlerinin yaklaşık 1 milyon liraya mal olacağını dile getiren Güven, havranın çalışmalar başladıktan bir yıl sonra tamamlanacağını dile getirdi. Gaziantep Hakimiyet, 18.01.2010 |
İZNİK DÜNYA KENTİ OLACAK
İznik ilçe Stadyumu'nun açılış töreni için ilçeye giden Vali Şahabettin Harput, Kaymakam Nurettin Kakillioğlu, Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, İl Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, İl Genel Meclis Başkanı Nurettin Avcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı Müfit Aydın ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Gedik ile birlikte toplantı yaptı.
Kılıçarslan Caddesi'nin taşıt trafiğine kapatılarak turistlerin rahatça gezebileceği yürüyüş yolu olması için kurumlarla irtibata geçeceğini beliren Vali Harput, Lefke Kapı`dan başlayarak sur boyunca yapılması planlanan yürüyüş yolunu yerinde inceledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 4 bin 700 metrelik surların onarımıyla ilgili proje çalışmalarının başlatılacağını belirten Vali Harput, `Sur içerisinde kalan yerleşim yerlerinin, sur dışına çıkartılarak İznik`i dünyanın en büyük müze kenti yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.
Bursa Olay, 18.01.2010 |
|
![]() |
|
2010 KÜLTÜR BAŞKENTİ'NDE SANAT TARİHİ ÖĞRETMENİ YOK
Havayi fişek atılarak kültür başkenti olunmuyor...
Sanat Tarihi dersinin zorunlu ders kapsamından çıkarılarak seçmeli ders haline getirilmesine itiraz eden Sanat Tarihi öğretmeni gönderdiği elektronik postada 2010 Dünya Kültür Başkenti’nin Sanat Tarihi eğitimine verdiği önemi gözler önüne seriyor....
Bizler hem sanat tarihi mezunları hem de nadirde olsa atanabilmiş olan sanat tarihi öğretmenleri olarak çok zor durumdayız. Nedeni ise, Türkiye gibi tarihi eserleri ve geçmişi zengin olan bir ülkede, ortaöğretim kurumlarında sanat tarihi derslerinin önceleri zorunlu, sonradan seçmeli ders haline getirilmesidir. Ayrıca son yıllarda bu dersler, alan dışından diğer öğretmenler tarafından da verilmekte ve bu durum hem dersin amacının gerçekleşmesini engellemekte, hem de biz sanat tarihçileri madur edilmektedir. Sanat tarihi dersleri bu gün, bu konuya merakı olan ve bu alanda bilgi edinmeyi isteyen öğrenciler tarafından seçilmeyi beklemektedir. Böylece sanat tarihi hakkında bilgisi olmayan ve yanlış eğitim sisteminden dolayı bu alandan uzaklaştırılan bireylerden oluşan bir toplum karşımıza çıkmaktadır. Oysa tarih boyunca insanın yaratıp geliştirdiği sanat eserleri, ait olduğu toplumun kültür hazinesini oluşturmaktadır. Bunların öğrenilmesi milli şuuru uyandırır ve destekler. Aynı zamanda bu bilinç, kültür varlıklarının korunması ve sonraki nesillere aktarılmasını sağlar.
Bugün nadirde olsa atanabilmiş sanat tarihi öğretmenlerinin de durumu perişandır. Son rakamlara göre; “2010 Dünya Kültür Başkent”liğine ev sahipliği yapacak TÜRKİYE’de, 133 kadrolu, 10 sözleşmeli olmak üzere toplam 143 sanat tarihi öğretmeni görev yapmaktadır. Ancak 3-4 yıla kadar tüm genel liseler Anadolu lisesine çevrilecek, bu durumda görev yapmakta olan branş öğretmenleri için, "And. Lis. Öğrt. Seçme" sınavı başvuru sayfası açılmadığı için sınava giremeyeceklerdir. Böylece branş tamamen atıl duruma düşecektir. Bu nedenle sanat tarihi dersini seçmeli ders statüsünden çıkarıp, zorunlu ders olarak hak ettiği konuma getirmemiz gerekmektedir. Bu durumda hem sanat tarihi öğretmen alımı artacak hem de "And. Lis. Öğrt. Seçme" sınavı başvuru sayfası açılacaktır. Ayrıca hiçbir branşta böyle bir sıkıntı yoktur. Sizinde bildiğiniz üzere, her branşın bir ana dersi bir de seçmeli dersi vardır. Bakanlığa konu ile ilgili verdiğimiz dilekçeye gelen cevapta hiç bir açık, tatmin edici cümle yoktur, mevzuatın şu maddesi gereğince diye bir açıklık getirmemişlerdir. Çok çaresiz bir durumdayız!... GERÇEKTEN!... Çabalıyoruz ama sesimizi duymak istemiyorlar. Yukarıda da bahsi geçen 143 sanat tarihi öğretmeni; ilerde dersi olmadığı için geri hizmete alınan, kütüphanede vb. yerlerde çalıştırılan, işini yapamayan bir öğretmen grubu olacaklardır.
Kısaca sanat tarihi günümüzde mecbur kalınmadıkça seçilmeyen bir ders durumuna gelmiştir ve genel eğitim içinde var olma sorunu yaşamaktadır. Türkiye gibi tarihi ve kültürel mirası zengin olan bir ülkede, toplumdaki bu bilinçsizliği gidermek ve insan olarak yaşamın gereklerinden olan sanat ve sanat tarihinin önemini kavratmak için eğitim politikalarında değişiklikler yapılmalıdır. Sanat ve sanat tarihi eğitimi de genel eğitimin bir parçasıdır. İnsan hayatında önemli yere sahip olan manevi duygularımız ve bu maneviyatımızı besleyen kültürümüz, varlığımızın nedenidir. Toplumlar; tarihleri ve tarih boyunca ürettikleri kültürleri ile varlıklarını sürdürmektedir. Toplumsal değerlere, tarihe, sanata ve geçmişe sahip çıkmak ulusları başarıya götürür. Bunda da ‘Sanat Tarihi Eğitimi'nin’ önemi büyüktür.
Artık, sanat tarihçilerine yapılan haksızlıklar kesinlikle kabul edilemeyecek düzeye ulaşmıştır. Bu haksızlığa biran önce son verilmesi gerekmektedir. Artık sanat tarihçileri madur edilmemelidir. Sitenizde sanat tarihçilerinin haklı haykırışları ve şikayet mesajları her geçen gün artmaktadır ve artacaktır. Bu duyarsızlığa sizin duyarlı bir şekilde eğilim göstereceğinize tüm sanat tarihçileri canı gönülden inanmaktadır. Bu inancımızda haklı çıkacağımıza inanıyor, biz madur sanat tarihçilerinin de yanında yer almanızı bekliyoruz.
Saygılarımızla “Mağdur Sanat Tarihçileri…” abbasguclu.com.tr, 17.01.2010 |
|
HERKES SUSSUN BAŞKENT İSTANBUL KONUŞACAK
İstanbul bugün resmen Avrupa Kültür Başkenti oluyor. 2006 yılının kasım ayında İstanbul 2010 Kültür başkenti ilan edilmişti.
Türkiye'nin uluslararası arenada adını duyurması ve imajını güçlendirmesi açısından büyük bir fırsattı. Bu tarihten yaklaşık bir yıl sonra İstanbul'u, Avrupa Kültür başkenti olarak hazırlamak, 2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu kurum ve kuruluşlarının bu amaçla yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak amacıyla İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kuruldu.
Ajans gelen projeleri karara bağlayan merci oldu. Ajansın Genel Sekreteri Yılmaz Kurt iki yıllık sürede 2 bin 300'den fazla projenin kendilerine geldiğini 497'sinin kabul edildiğini söyledi. Kurt, medyada yolsuzluk iddialarının sıklıkla gündeme gelmesinde yaklaşık 2 bin kişilik memnuniyetsiz kitlenin de payının olduğunu düşünüyor. "Kamuoyunda öyle bir hava estirildi ki burada milyonlar uçuyor ve kapanın elinde kalıyor gibi. Kesinlikle böyle bir şey yok. Ajansın harcadığı miktar 70-80 milyon TL." Bütçede gözüken paraların yüzde 70'inin tarihi eserlerin restorasyonu için kullanıldığını belirten Kurt, "Yola çıkarken amacımız sahip olduğu tarihi ve kültürel değerler ve kültür sanat potansiyeli ile İstanbul'un Avrupa'da bir marka bir şehir olmasına katkı sağlamaktı. İkinci hedefimiz ise İstanbulluluk bilincinin geliştirilmesiydi." ifadelerinde bulundu.
2010 Ajansı hangi hedeflerle yola çıkmıştı, bugün gelinen noktada bu hedefe ne kadar yaklaştı? Sahip olduğu tarihi ve kültürel değerler ve kültür sanat potansiyeli ile İstanbul'un Avrupa'da bir marka bir şehir olmasına katkı sağlamaktı amaç. Bu amaç doğrultusunda adımlar atıldı. Tabii bunların sonuçlarını bugünden yarına görmek çok kolay değil. Zaman isteyen işler bunlar. Bu süreçte yabancı basının İstanbul'a ilgisi büyük oldu. Avrupa'nın, Amerika'nın en saygın gazetelerinde İstanbul 2010 yılında kültür sanat turizm destinasyonu olarak gidilmesi gereken yerlerin başında gösteriliyor.
Ayrıca yurtdışı için reklam kampanyaları yapılıyor mu? Reklam kampanyamızı yurtiçi-yurtdışı olarak ikiye ayırdık. Yurtdışında belli mecralarda İstanbul'u tanıtan reklamlara ve sloganlara yer verdik. Bir de dergi, gazete ve televizyonlarda bugüne kadar İstanbul'la ilgili yapılmayan bir kampanya yürüttük. Bununla ilgili özel fotoğraf çalışması yapıldı. Tarihi yarımadayı gösteren fotoğraf Madrid'den Paris'e, Venedik'ten Roma'ya birçok şehir meydanında açık alanlara giydirildi. İlham veren şehir sloganı kullanıldı. Şu anda dergilerde, gazetelerde bu şekilde ilanlar çıkıyor. Yakında da dünyanın belli kanallarında reklam filmi gösterilecek.
Ajansın bütçesi sık sık medyada gündeme geldi. Ne kadar bütçe ayrılmıştı, ne kadarı kullanıldı? 2 bin 300'den fazla proje geldi. Bunun da bütçesi 3 milyar TL'yi aşan bir rakam. Bütçe meselesine gelirsek; bu konu çok speküle edildi. Bizi yordu, üzdü. Yanlış çağrışımlara yol açtı. Ajansın milyar dolarlık bir bütçesi olduğu yazılıp söylendi. Kesinlikle böyle bir şey yok. 2009 bütçesi olarak 805 milyon TL öngörülmüş. Ama bize gelen para 200 milyon TL. Bu yılki bütçemiz de 305 milyon TL. 2008 yılı bütçe rakamı 285 milyon olarak düşünülmüş. Ama 78 milyon TL gelmiş, bunun 40 milyonu harcanmış. 2009 bütçesindeki miktarın yüzde 70'i, bu yılki miktarın da yüzde 60'ı tarihi ve kültürel yapıların restorasyonu için ayrıldı. Ayrıca UNESCO tarafından koruma altına alınmış yapılara da kaynak ayrıldı bu bütçeden. Nemrut, Sivas Divriği Camii gibi. Bu rakamları düştüğümüzde ajansın harcadığı miktar 70-80 milyon TL. Ama kamuoyunda öyle bir hava estirildi ki burada milyonlar uçuyor ve kapanın elinde kalıyor gibi. Kesinlikle böyle bir şey yok.
Gelen projelerden kaçı kabul edildi? 2 bin 329 proje geldi. Bunlardan 497'si kabul edildi. Bu da gelen projelerin yüzde 20'sine karşılık geliyor. Yüzde sekseni kabul edilmedi. Programa dahil edilemeyenlerin kimi haklı, kimi haksız tepkileri oldu. Spekülasyonlara yol açtı.
Projelerden daha çok idari sıkıntılar ve yolsuzluk iddiaları gündeme geldi. Projesi kabul edilmeyen 2 bine yakın insan var. Hepsi de projelerinin en iyi projeler olduklarını kabul ediyorlardı. Başka hesaplaşmalar bizim üzerimizden yapılmaya çalışıldı. Biz olabildiğince şeffafız.
2010'un heba edildiğini düşünen geniş bir kitle de var... Biz millet olarak abartmayı seven bir kültürden geliyoruz. Bazen bir kurumla, bir yasayla birçok şeyi düzeltebileceğimiz yanılgısına düşüyoruz. İstanbul 2010'nun en büyük talihsizliklerinden biri bu. İstanbul'un birçok sorununun çözülebileceği gibi büyük bir beklenti oluştu. Bir yıllık, iki yıllık kurumla istenen kaynağı da verseniz yıllanmış sorunları çözemezsiniz.
2010'un en iddialı projesi neydi? Atatürk Kültür Merkezi, 2010'un en büyük projesi idi. Ajans bütün sorumluluklarını yerine getirdi. AKM'yi 21. yüzyıla hazırlayacak konsept bir proje hazırladı. İhale yapıldı. Sözleşme aşamasına gelinmişti. Ama açılan dava sonucu yargı süreci yaşandı. 2010 yılıyla anılacak en iddialı projemizi gerçekleştirememiş olduk.
Diğer önemli bulduğunuz projeler neler? İstanbul'u İstanbul yapan ikonlar, eserler, anıtlar var. Bu eserlerin restorasyonu kaynak aktarılmadığı için yapılamıyordu. 2010 bir fırsat olarak görüldü. Ayasofya'nın içinde 1993 yılından beri duran bir iskele var. Yeterli kaynak aktarılamadığı için restorasyon tamamlanamıyordu ve iskele 16 yıldır duruyordu. Ama şimdi tamamlandı, iskele sökülecek. Yine Topkapı Sarayı'nın birçok bölümü restore ediliyor. Sur-i Sultani diye Topkapı Sarayı'nın orijinal surlarının içinin bir müze park haline getirilmesi projemiz var. Uzun vadeli çalışmanın ilk tuğlasını koymuş olacağız. Yürütülebilirse 2010 yılıyla anılacak güzel bir proje olacak.
İstanbullu için ne ifade etmeli 2010? İstanbul 2010'nun aslında makro hedefi İstanbulluluk bilincinin geliştirilmesidir. İstanbul dev bir metropol, İstanbul'da yaşadığı halde bu kentin ne olduğunu, ne anlam ifade ettiğini bilmeyen milyonlarca insan var. Son reklam kampanyalarımızda 'Şimdi Yeniden Keşfetme Zamanı' sloganını özellikle kullandık. Bu kentteki ikon olan eserleri de kampanyada kullanıyoruz. Çünkü bu yapıları hiç görmemiş milyonla İstanbullu var. Yine hiç deniz görmemiş, hiç tiyatroya gitmemiş, hiç müze gezmemiş insanımız var. Bunlar için de projeler hazırladık. Kültür sanatı onların ayağına götüreceğiz, kimi zaman da onları alıp müzelerde gezdireceğiz. Kültün sanat ortak paydasında şehirli olma yolunda bir adım atmış olmayı amaçlıyoruz.
Ajansın yıl sonu itibarıyla işlevi bitiyor mu? Evet, ajans kapanacak. 130-140 çalışanı var. Yıl sonu itibarıyla ajansın işi bitiyor. 6 aylık bir tasfiye süreci var. 2011 Haziran'ında tamamen bitmiş olacak. Zaman, Haber: Mustafa Tokay, 16.01.2010
Bugün İstanbul'un 2010 Kültür Başkenti olmasıyla ilgili açılış etkinlikleri yapılıyor. Haliç Kongre Kültür Merkezi'nde 17.30'da başlayacak olan açılış etkinliklerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yapacaklar. Günün ağır toplarından biri de Tarkan. Tarkan Taksim Meydanı'nda sahne alacak. Etkinlikler ve havai fişek gösterileri Kadıköy, Beylikdüzü, Pendik ve Sultanahmet'te de devam edecek.
Orhan Aydın (Tiyatro
Sanatçısı)
Orhan Kurtuldu (Tiyatro
Sanatçısı)
Evrensel, Yazı: Nuray Sancar, 16.01.2010
İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri dün,
Haliç Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül,
TBMM Başkanı
Mehmet Ali Şahin ve Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapıldı.
Açılış etkinliklerinde, devletin zirvesi, iş ve
sanat dünyası bir araya geldi.
Erdoğan, “İstanbul, biraz
Saraybosna’dır, biraz
Kudüs’tür, biraz
Paris’tir, biraz
Viyana’dır, biraz Madrid’dir, biraz
Bağdat’tır, Biraz
Şam’dır, biraz Amman’dır. Ama İstanbul en çok da
İstanbul’dur. İstanbul sevinirse
Kahire, Beyrut,
Bakü sevinir; İstanbul hüzünlenirse dünya
hüzünlenir” dedi.
Milliyet, Haber: Şakir Aydın, Fotoğraf: Okan
Güzelce, 17.01.2010 Gecenin tanıtımı için asılan afişlerde günlerce Kadıköylüler, düzenlenecek etkinliğe davet edildi. Ancak, soğuk hava sebebiyle ilk dakikalarda ilgi az olurken, saat 19.00’da başlayan “ışık gösterisi” deniz yoluyla Kadıköy’e gelenlerin dikkatini çekti. Onlarca renkten oluşan havai fişekler gökyüzünde patlayınca kalabalıklar, otobüs duraklarından ve vapur iskelelerinden konser alanına doğru akmaya başladı. Sahne alan “Mor ve Ötesi” renk katarken, Fransız “Plasticiens Valonto” grubunun ip gösterisi adeta büyüledi.
Milliyet, Haber: Gökhan Karakaş, 17.01.2010
Yağmurlu bir İstanbul akşamı...
Milliyet, Haber: Filiz Aygündüz, 17.01.2010
Ve sahiden çok görkemli bir geceyi kaçırmış oldular. Üstelik her şey çok sükunetle gerçekleşti. Taksim Meydanı barikatlarla kapatılmıştı, belli yerlerde kurulu turnikelerden geçip giriyordun içeri. Fakat ilginçtir, kimse birbirini itip kakmıyordu. Hatta girişteki kadın güvenlik görevlisi “Kusura bakmayın, biliyorum hoş bir şey değil ama mecburum” diye bakıyordu çantaların içine...
Ünlü Fransız
grup F’in 45 dakika kadar süren gösterisi boyunca
havai fişekler atıldı, ışık kümeleri kesişti,
alevler parladı. Kesişen fişeklerden üzerimize ateş
böcekleri yağdı. ‘Kültür’ün kaç ayrı yerden
fırlatılıp birleştikçe çoğalan bir şey olduğunu
düşündüren, büyüleyici bir gösteriydi.
Milliyet, Haber: Asu Maro, 17.01.2010
Haliç Kongre Merkezi'ndeki “İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti” etkinliklerinin resmi açılış
töreninde, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül,
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu resmi
protokol, konuşmaların ardından sanatçılarla toplu
fotoğraf çektirdi. Yenikapı Mevlevihanesi'nde “Mevlevi Kültürü Anlatımı ve Sema Kültürü” gösterisi, “İst'te Yaşıyor ve Çalışıyor-Antoni Muntadas Çalıştay” Sergisi ise 18 Ocak-14 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerce Tophane-i Amire'de görülebilecek.
“Yerel Yönetimler için Kültür Yönetimi Profesyonel Formasyon Programı 2. Dönem” kapasite geliştirme toplantısı 19 Ocakta, “Müzik Nasıl Konuşur” konulu basın toplantısı 20 Ocakta, kent kültürü başlığı altında “Yerel Yönetimler için Kültür Yönetimi Profesyonel Formasyon Programı 2. dönem” kapasite geliştirme toplantısı 21 Ocak'ta yapılacak.
23 Ocak'ta ise “Fotoğraf Geçidi-İstanbul Sanat ve Fotoğraf Seminerleri” 2010 Sanat Üretim Merkezinde, “Europa Nostra Meeting (Bizim Avrupamız-İstanbul 2010) Kentsel Uygulamalar Semineri”, “Yüzde Yüz Ekolojik Pazarın Geliştirilmesi ve Tüketici Bilinçlendirme Feriköy Ekolojik Pazar” etkinliği ise Bomonti Şişli'de gerçekleştirilecek. Hürriyet, 17.01.2010
Dün bir festival havasında 2010 Avrupa Kültür Başkenti tacını takan İstanbul, görkemli bir tiyatro sahnesine de kavuştu. Yaklaşık bir buçuk yıl önce eski binanın yıkılma kararı verildiğinde pek çok tartışma ve protestonun odağı haline gelen Muhsin Ertuğrul Sahnesi, dün perdelerini yeniden açtı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden inşa edilen tiyatronun resmi açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Törene, Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve pek çok tiyatro oyuncusu katıldı.
Törende konuşan Başkan Erdoğan, eski Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımından önce yapılan protestoları hatırlatarak, kendilerine tiyatroları yıkıyormuş muamelesi yapıldığını söyledi. "Sanki biz Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni yere gömüyorduk. Neler söylemediler ki? Buraya cami inşa edeceğimizi bile iddia ettiler. Bizim sanata karşı düşmanlığımız olamaz, tam aksine bunu yaygınlaştırırız." diyen Erdoğan, sözü AKM'ye getirdi: "Burayı yıkalım, yerine Taksim'e yakışacak dev bir eser inşa edelim dedik. Ona da inanmadılar. Eğer başlayabilseydik 2010 açılışına orayı da yetiştirebilecektik." Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nin de tadilattan geçeceğini ifade eden Erdoğan, Cemil Topuzlu'nun üstünün mobil şekilde kapatılarak, dört mevsim kullanılabileceğini söyledi. Ertuğrul Günay ise İstanbul'da son iki yılda, 9. yeni sahneyi açtıklarını ifade etti. Günay, "Sanat mekanları kapanıyor, Türkiye'nin sanat yaşamı karartılıyor diyenlere buradan sadece bir gül atmak istiyorum." dedi. Kadir Topbaş da konuşmasında, Muhsin Ertuğrul'un hep özlemini duyduğu teknolojiye sahip, kendi adını taşıyan sahneyi açmanın mutluluğunu yaşadığını belirtti.
Tören, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin geçmişten bugüne kısa tarihini anlatan film gösterimi ile başladı. Filmde, sahnenin yıkılarak yeniden yapılması gündeme geldiğinde koparılan 'Muhsin Ertuğrul'u yıktırmayız!' protestolarına cevap niteliğinde, basında yer alan haberler ve yapılan protestolardan görüntüler de yer aldı. Açılışta konuşma yapan tiyatro sanatçısı Ayla Algan, sadece Türkiye'de değil, tüm Avrupa'da bir kesinti olacaksa bunun kültür ve sanattan yapıldığını hatırlattı. Algan, bu yüzden sanatçıların birtakım korkularının olduğunu, kendisinin, yapım planlarını gördüğü için başlangıçta ikna olduğunu söyledi. Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi'nin geçen yıl açılmasının Muhsin Ertuğrul'un da yapılacağının teminatı olduğunu söyleyen Zihni Göktay, "Tamam, 'Tiyatromuz elden gidiyor' diye bir paranoya oluştu. Ancak bu ülkede Boğaziçi Köprüsü yapılırken bile protesto edildi. Darü'l Bedai denilen bu 'Güzellikler Evi'nin başöğretmeni Muhsin Ertuğrul olmak üzere 1914'ten beri bu tiyatroya emeği geçen, şu an aramızda olmayan meslektaşlarımızı da rahmetle anıyorum." dedi. Açılışta konuşan Muhsin Ertuğrul'un eşi Handan Ertuğrul ise, 50 yılı aşkın süredir tiyatroya hizmet verdiğini, açılan her tiyatro için emeği geçenlere minnet duyduğunu söyledi.
Sahnenin açılışını, konuşmalardan sonra, Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan; Handan Ertuğrul, Ertuğrul Günay, Kadir Topbaş ve sanatçılarla birlikte yaptı. Başbakan Erdoğan ve davetliler, törenin ardından Duşan Kovaçeviç'in 'İntiharın Genel Provası' adlı oyununu izledi. Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bu özel gösterimin ardından, perdelerini kapattığı 'Keşanlı Ali Destanı' adlı oyunla 20 Ocak'ta yeniden perde diyecek.
Zaman, Haber: Yavuz Ulutürk, 17.01.2010
Tırışkadan teyyare... Daha önce İzmir’i kerizlemeye çalışmışlardı “Expo’yu alacağız, acayip müthiş, aklınız durur” filan diye... Şimdi de İstanbul’a aynı numarayı yapıyorlar, “Kültür Başkenti olduk, inanılmaz bi şiy...”*
Hangi şehirde Expo 2010?
Madem bu kadar önemli bir hadiseydi, niye bilmiyoruz, nerdedir bu seneki Expo?
*
Kültür başkenti meselesine gelince...
Konserler monserler, havayi fişekler, öyle bir rüzgar yaratıyorlar ki, sanırsın “her şehre nasip olmayan lütuf”tur.
*
Bakın size listeyi vereyim...
Atina, Floransa, Amsterdam, Berlin, Paris, Glascow, Dublin, Madrid, Anvers, Lizbon, Lüksemburg, Kopenhag, Selanik, Stockholm, Weimar, Reykjavik, Bergen, Helsinki, Brüksel, Prag, Krakow, Santiago de Compostela, Avignon, Bologna, Rotterdam, Porto, Brugge, Salamanca, Graz, Genova, Lille, Cork, Patras, Lüksemburg, Sibiu, Liverpool, Stavanger, Linz, Vilnius...
*
39 tane.
Halk arasındaki tabirle, Avrupa’da kültür başkenti olmayanı dövüyorlar birader... Biz olana kadar, Lüksemburg iki defa olmuş mesela... Hadi diyelim “Cork City”yi kahvede İddaa oynayanlar bilir, kültürün başkenti ilan ettikleri Sibiu’nun nerde olduğunu kaç kişi bilir Allah aşkına?
*
Üstelik, “Kültür başkenti olduk” diyorlar ama, “Kültür başkentleri olduk” aslında... Çünkü, 2010’da üç şehir kültür başkenti, İstanbul, Essen, Pecs... 3’ün 1’i yani.
*
Seneye Turku ile Tallinn, öbür seneye Guimares ile Maribor, daha öbür seneye Marsilya ile Kosice... Londra kültürsüz bu arada iyi mi! Budapeşte veya Moskova da.
*
Hayır, “evinden işine dört saatte gidebilen, iki santim yağmur yağdığında oturma odasında boğulan, son 15 senede Miniatürk’ten başka eseri olmayan bir şehir, nasıl kültür başkenti olabilir?” diye sormayacağım. Ama şunu merak ediyorum doğrusu...
*
Memleketin başkentinde 20 bin kişi, eksi 2 derecede, çoluğuyla çocuğuyla açlık grevi yaparken, adeta alay eder gibi, Tarkan’la göbek attırmanın neresi kültürdür? Hürriyet, Yazı: Yılmaz Özdil, 17.01.2010
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin açılışını yapan, daha sonra İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarını başlatan Başbakan Erdoğan acaba sanatsal etkinlikler açısından İstanbul’un ne durumda olduğunu biliyor mu?
İstanbul, Avrupa’nın Kültür Başkenti olarak opera ve bale gösterilerinin yapılamadığı Avrupa’daki tek metropol.
Çünkü İstanbul’un, yani Avrupa Kültür Başkenti olan kentin opera ve bale sergilenecek bir merkezi yok.
Allah’tan CHP’li Belediye Başkanı Selami Öztürk, tekstil atölyesi olarak kullanılan ve perişan durumda olan Süreyya Operası’nı restore ettirip İstanbul’a kazandırdı.
O sayede İstanbul’da bugün küçük opera ve bale temsilleri yapılabiliyor.
Çünkü Süreyya’nın sahne arkası büyük opera ve bale oyunlarının sergilenmesine uygun değil.
AKM ise AKP iktidarının illa yıkıp yenisini yapacağız diye tutturması yüzünden iki yıldır atıl vaziyette duruyor.
Daha ne kadar duracağı da belli değil.
Çünkü Başbakan da oranın yıkılmasından yana.
* * *
İstanbul’un acıklı durumuna devam edelim.
Bugün İstanbul’da, yani Avrupa Kültür Başkenti’nde sadece ve sadece bir tek konser salonu var.
O da şimdi yurtdışında olan ve ülkeye dönemeyen Bedrettin Dalan’ın yaptırdığı ve mükemmel olan Cemal Reşit Rey Konser salonu.
Salonsuzluktan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası çadır tiyatrosu gibi her hafta bir başka mekanda konser verebiliyor.
Diğer müzik etkinlikleri ise orda burdaki toplantı salonlarında yapılıyor.
Yabancı bir orkestra şefi AKM’nin kapatılacağını öğrendiğinde şöyle demişti: “Bu tip büyük sanat ve kültür merkezleri tamamen kapatılmaz. Parça parça yenilenir. Etkinlik hiçbir zaman durdurulmaz. AKM de kapatılmadan yenilenebilir. Sakın kapatmayın.”
Kültür Bakanlığı yetkilileri orkestra şefine çok kızmışlardı ve “Onu mahcup edeceğiz ve bir yıl sonra AKM’yi açacağız” demişlerdi.
2008 Mayıs’ında AKM kapatıldı. Aradan iki yıla yakın süre geçmesine karşın binaya tek çivi çakılmadı.
Bunun faturası yargıya kesilemez. Olayı yakından izleyen bir gazeteci olarak tek suçlunun Kültür Bakanlığı olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Şimdi yapılacak olan AKM’yi özelliğini bozmadan hızla yenilemektir.
İşte Avrupa’nın Kültür Başkenti olması görkemli törenlerle kutlanan İstanbul’un hiç de iç açıcı olmayan sanat karnesi...
Bence Başbakan Erdoğan’ın acilen ilgilenmesi gereken bir durum.
* * *
İstanbul’da olağanüstü görkemli havai fişek gösterileriyle renklenen törenler yapılır, kentin 7 noktasında pop konserleri verilirken Ankara’da bazı insanlar ekmeklerini korumak için mücadele ediyorlardı.
Tekel işçileri 34 gündür çoluk çocuk, kadın erkek hükümete seslerini duyurabilmek için Ankara ayazını yiyorlar.
Dün de binlerce işçinin katılımıyla Sıhhiye Meydanı’nda haklarını elde edebilmek için miting yaptılar.
Bir iktidar emeğin kutsallığına nasıl bu kadar duyarsız kalabilir?
Bir iktidar nasıl bu kadar kuruluşla aynı anda kavgalı olabilir?
Sayarsak ortaya şöyle ürkütücü bir liste çıkıyor: Sendikalar, işçiler, memurlar, emekliler, üreticiler, yargı, medya, işadamları, sivil toplum örgütleri...
Başbakan önceki günkü konuşmasında şöyle diyor: “Hiç kimsenin yaşam tarzına herhangi bir kastımız, kısıtlamamız olamaz.”
Başbakan bunu söylerken aynı günkü gazetelerde ilginç bir fotoğraf, televizyonlarda da görüntü vardı.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay elinde tuttuğu şarap bardağını foto muhabirlerinin ve kameramanların çekim yaptığını görünce iki eliyle gizlemek zorunluluğunu duydu. Hürriyet, Yazı: Tufan Türenç, 18.01.2010
İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olma süreci hepimizi değiştirecek.. Bir yıl içinde kültür iliklerimize kadar işleyecek.. Hayata kültürlü kültürlü bakacağız.. Daha çok kültür balığı tüketeceğiz.. Birbirimizin sülalesine değil, kültürümüze söveceğiz.. Ne kadar iyi..
Bugün İstanbul’un Avrupa Cehalet Başkenti olma durumundan çıkıp Avrupa Kültür Başkenti oluşunun dördüncü günü..
Bu resmi bir şey değil..
Yani Fransa’dan bir sinema yönetmeni çıkıp da “Ben kimsenin seyretmeyeceği; seyredenin de anlamayacağı entel film yapmak istiyorum..” derse, kendi memleketinde oturur yapar..
Bunun için taaa İstanbul’a kadar gelmesine, İstanbul Valiliği’nden tasdikli “Sanat filmleri yönetmeni..” belgesi almasına gerek yok..
Haaaa! İstanbul Kültür Müdürlüğü, sinemalarda oynatılan bir Fransız filmi için değerlendirme yapamaz mı? Yapar..
***
Mesela hükümet adamlarına bağlı sorumlu kişiler filmi üşenmeyip seyreder..
Bunalım geçirdiği için geceleri çıplak yatan; uyanınca da ilk iş bir cıgara yakıp, üryan vaziyette pencerenin önünde içen; böylece edep yerini teşhir eden Fransız kadınının durumunu inceler..
Evde umumi adaba mugayir kılıkta gezen, doğru dürüst yemek yapmayan, kocasına asi olan, bulaşıkları yıkamayıp mutfak evyesinin içinde biriktiren o artist kadın için tutanak tutarlar..
Filmdeki karakterin; aile yapımızı sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve evde kocasına asi olmadan oturan yerli cins kadınlarımız için kötü örnek teşkil ettiğine dair tutanağı bir güzel imzalarlar..
Başkent olmaktan doğan yetkilerimiz budur..
Ne Coşkuymuş... Gazete haberlerine göre; İstanbul’un Avrupa Başkenti olması havai fişek atımıyla kutlanırken gösterilere bunun coşkusunu duyan binlerce kişi katıldı..
İstanbul’un kazandığı bu onur Güneydoğu Anadolu’da da kutlandı.. Korucular, kalaşnikoflarıyla ateş edip, etrafı şenlendirdiler..
Ümraniye ve Sultançiftliği’nde oturan hakiki İstanbullular’ın bundan haberi olmadı..
Dudullu ve Beşyüzevler olaya soğuk baktı.. Hacıhüsrev mahallesi sakinleri “Şenlik sırasında bize ekmek çıkar mı?” düşüncesi ile kutlamalara coşkuyla katıldı..
Hacıhüsrev’in coşkusu, polisleri de etkiledi.. Onlar da coştu..
Gazetelerin söylediği aşağı yukarı bunlar.. İyi de bizim niye haberimiz olmadı?
Berberim Fuat’ın verdiği bilgilere göre ki kendisi çok sağlam bir haber kaynağıdır.. İki ayaklı fukara gazetesi gibidir..
Tek başına herhangi bir televizyon kanalının haber dairesinden çok istihbarat toplar..
Onun ifadesine göre “Kutlamalara ilgi yoktu..”
Zaptiyeler, yerin göğün adam almayacağı hesabı ile Taksim’e çıkan yolları araç trafiğine kapatmış ve “Saat 22.00’ye kadar geçit yok..” demişlerdi..
İlgisizlikten dolayı zaptiyenin koyduğu “Non Pasaran” kuralı daha dokuzda delinmiş.. Yağmur da azıtmış işi.. Saçak altlarına sıkışan ahali arada sırada patlatılan havai fişeklerine şöyle bir bakmış..
Say ki sonradan görme bir para azgını kızına düğün yapmış, fişek patlatıyor..
***
İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olmasının iyi tarafı şu oldu.. Ahali birdenbire kültürün çok iyi bir şey olduğunu anladı..
“Kültür..” sözcüğü bundan böyle günlük konuşmalarımıza girecektir.. Temsil, okeyde taş çalan arkadaşını yakalayan bir İstanbullu; ona eskiden olduğu gibi “Senin ecdadını..” diye başlayan bir uyarıda bulunmayacaktır..
“Senin kültürünü..” sözcükleriyle başlayıp sinkafla biten başka türden cümleler kuracaktır..
Istakayı kafasına geçirmesi ise yaratıcı türden yeni bir kültürel etkinlik sayılacaktır..
Kültür Sözcüsü Şahsen, İstanbul ahalisin bünyesindeki kültüre doğru yönelmenin belirtilerini her yerde görüyorum..
Memleketimizin hem bir kültür insanı hem de divası olan, ayrıca en önemli kanaat önderi olarak kabul gören Hülya Avşar’ın talk show programına olan ilgi mesela..
“Hülya Avşar Soruyor?” adlı programın iki vakte kadar reyting hesabında “Aşk-ı Memnu” yu geçeceğine inanıyorum..
Şahsen hiçbirini kaçırmıyorum..
Harika mesajlar veriyor, kültürümüzü şey ediyor.. Geçenlerde şarkıcı Teoman’la konuşuyordu.. “Ben her medeni insanın bir psikiyatrisi olması gerektiğini düşünüyorum..” deyiverdi..
Psikiyatrların önceliğinin akıl hastaları olduğunu düşünen Teoman arka arkaya üç su bardağı dolusu viski içmiş de çarpılmış gibi kalakaldı..
Bunun ne faydası mı var?
Mesajı alan zenginlerimiz, hatta orta sınıftan insanlar gidip kendilerine bir ruh doktoru tedarik edecekler.. Gelinler kaynanalarını, müdürler CEO’larını çekiştirecekler.. Kendilerini daha medeni hissedecekler..
Benim bile aklıma gelmiyor değil.. Kendi kendime “Git bir psikiyatr ile görüş..” diyorum..
Sonra “Ya beni muayenehanesinden salmaz da ambulansa bindirirse..” korkusu yüzünden vazgeçiyorum..
Demek ki medenileşmeme daha çeyrek var..
Gidip Haymana’da mı otursam?
***
İstemezler, her zaman olduğu gibi yine belden aşağı vuruyorlar..
Efendim, orta yerde hiç proje yokmuş.. Hiç hazırlık yapılmamış.. Nereden belliymiş Avrupa Kültür Başkenti olduğumuz?
Proje çok.. Ama istemeyen görmez.. Yoruma bağlı bir şey bu..
Misal dün Milliyet’in Cadde ilavesinde Hande Ataizi’nin arabaya binerken eteğinin açıldığı bir fotoğraf vardı.. Yanına “Frikik verdi..” lejandını yazmışlar..
Hürriyet’in Kelebek ekinde ise Hande’nin arabada güzel güzel otururken fotoğrafı vardı..
Kelebekçiler, kızın donunu çekemediklerinden o fotoğrafın yanına “Frikik vermemek için çok uğraştı..” yazıp, işin içinden çıkmışlar..
Yani olay yorum meselesi..
Büyüklerimiz mutlaka tedbir alıp projeler hazırlamıştır..
Kültürümüzün donu kabak gibi ortada..
Görmek isteyen görür, göremeyen de Kelebekçiler gibi böyle niza çıkarır. Vatan, Yazı: Selahattin Duman, 19.01.2010
Güzel ve tarihi İstanbul'umuzun, Avrupa Konseyi tarafından 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmesine yeterince sevinemedim. Altını çizerek belirtmeliyim ki, bu unvanın resmen İstanbul'a verilmesi prosedürünün yürütülmesinde çok geç bile kalınmıştır.
Ayrıca, bu unvan
Avrupa'da öncelikle ve ilk defa olarak İstanbul'a
verilmeli idi. Çünkü, Avrupa Konseyi istese de,
istemese de, İstanbul zaten 2000 yıldır Avrupa'nın
değil, dünyanın kültür başkenti değil miydi? Turizmdebusabah.com,
Yazı: K. Ünsal Barış, 19.01.2010
İstanbul'un "2010 Avrupa Kültür Başkenti" olmasını İstanbulluların tümü ne ölçüde bilinçle benimsediler bilemiyorum.
Bu konuda Hükümet'in ve Büyükşehir Belediyesi'nin büyük çaba gösterdikleri inkar edilemez bir gerçek. Artık "Kongre Vadisi" diye bilinen bölgedeki yeni yapılar bile (mesela yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi) bu çabanın çok somut kanıtıdır.
Ancak "Kültür" somut olduğu kadar soyut içerikli bir kavramdır da.
Binalar, anıtlar, resimler, kitaplar, müzeler, üniversiteler yanında kültürü, kentliliğin de, yaşam tarzının da, dünyaya, topluma ve insana bakış açısının da şekillendirdiği bilinir.
Bu bakımdan eski İstanbul, biz Türkler için "Kozmopolit kültür"ün de bir simgesiydi.
Birbirlerinin dini kutsal günlerini kendi kutsal günleri gibi kutlayan Sünnilerin, Alevilerin, Ortodoksların, Katoliklerin, Yahudilerin kentiydi eski İstanbul.
Aynı şekilde farklı etnik kökenlilerin davranışları ve lehçeleri Karagöz perdesinde yansıtıldığında, izleyen herkes bunların neyi simgelediğini bilirdi.
Kent kültürü Yeni İstanbul'da bir ortaokul öğrencisi bana "Eskiden İstanbul'da Yunanlılar varmış" dediğinde, onun kuşağının "Rum" kavramından habersiz olduğunu anlamıştım.
Tabii ki bir kentin hem kozmopolit olmaması, hem "Kent kültürü"ne sahip olması da mümkündür.
Bu açıdan yeni İstanbul'un insanları bir kentten öteye tüm Anadolu'nun da kültürünü temsil ediyorlar.
1950'li yıllarda nüfusu 1 milyonu bulmayan İstanbul'da, 50 yılda bir İsviçre veya bir Yunanistan nüfusunun barınabileceği kadar konut, bunları kaldıracak kadar altyapı inşa edildiğini düşünürseniz, İstanbul'un aynı zamanda "Türkiye" olduğunu da görebilirsiniz.
Yani İstanbul'un Avrupa'nın "Kültür Başkenti" olması çeşitli çevrelerde tartışılsa bile, İstanbul'un bir "Kentlileşme Başkenti" olması gerçeğini kimse inkar edemez.
Avrupa'nın Paris, Zürih veya Budapeşte gibi kentlerinin 100 yıl önceki nüfusları, bugünküyle aynı. İstanbul'daki büyümeye ancak Mexico City'de, Kalküta'da falan rastlanır.
Yani İstanbul hem Avrupalı, hem de 3'üncü Dünyalı bir kent.
Burası hem Doğu hem Batı.
Ebedi başkent Dede Efendi ile Beethoven, Dikran Çuhacıyan'la Franz Lehar burada rekabet halindeler.
İstanbul'un mutfağında "Çiğ Köfte" de, "Beef Tartar" da var.
Justinyen'in Aya Sofyası da, Kanuni'ni Süleymaniye'si de, Japon yapımı Boğaz Köprüsü de "İstanbul Kültürü"nün öğeleri.
Bu kent Nika Ayaklanması'na da, Patrona Halil isyanına da, 28 Nisan öğrenci başkaldırısına da sahne oldu.
Yeni İstanbulluların bir bölümü "2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul" un bu yıl yapımları gerçekleştirilecek mimari eserlerle gelecek kuşaklara bırakılması beklentisi içindeler.
Oysa İstanbul, binalarla falan değil tarihi ile, eski ve yeni sentezleri ile, yaşadığı dramatik değişimlerle, zaten gelecek kuşaklara hazırlanıyor.
2010 geride kaldığında, "Avrupa'nın Kültür Başkenti" unvanını artık taşımaması, İstanbul'un kendisini eksikli hissetmesine mi sebep olacak sanki? Sabah, Yazı: Mehmet Barlas, 19.01.2010
AKP, ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’ balonuna start verdi.
Meydanlardan; TV ekranlarından inmeyen pop yıldızları, havai fişek gösterileri, süslü-püslü laflar, sırt sıvazlamalar ve tam bir yıl sürecek yalan üstümüze taştı.
Polis barikatları ardından popçulara ulaşmak için bayılanlar, ağlayanlar, hırsızlananlar ve her anlamda tacize uğrayanlar alkışlara boğdular memleketi!
Bağcılar meydanında başörtülü genç kızlar bağırıyor, “yaşasın kültür merkezi olduk”!
Anlaşılan, göz boyamacılar meseleyi iyi belletememişler garibim halka, bunca reklam, gürültü-patırtı, para-pul boşuna mı ne?
Başbakan, Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve 2010 yürütücüleri aynı telden çalıyorlar.
Dertleri, bu düzeysizliğe, sıradanlığa, seviyesizliğe, basitliğe, aldatmacaya karşı çıkanları karalamak.
Haliç’deki açılış gecesinden önce, TRT 2 ekranlarından, tiyatro düşmanı İskender Pala efendiden saatler süren inciler izlettirildi tüm ülkeye. "Kültür başkenti projesi başkanımızın himayelerinde gerçekleştiriliyor”. Adam, AKP genel başkan yardımcısı sanki. 2 saatlik yayında 50 kez, Başbakan ve AKP'ye övgüler sıraladı.
Zevatın salona geç teşrifleri nedeniyle açılış 1 saat geç başladı ve Yekta Kara yönetimindeki açılış etkinliğinin sonunda, tam 300 sanatçı sahnede unutuldu. Sanatçılar selam bile veremeden zevat sahneyi kuşattı.
Vali, Belediye Başkanı, Başbakan, bakanlar, Cumhurbaşkanı, 2010’cu zevat, sahnenin önünde, arkada 300 sanatçı!
Tam AKP’ye göre evlere şenlik bir durum!
Işık-ses gösterisi denen güzelleme de erken başlayınca, izleyenler kapının önüne hücum etti ve sanatçılar öyle elleri bağlanmış kalakaldılar sahnede.
Gösteri sonrası kırmızı plakalardan geçilmeyen bir trafik oluştu ki, İstanbul böyle işkence herhalde az görmüştür!
İki gün boyunca, ipe-sapa gelmez bir sürü kelam dinledik beylerden!
Başbakan; “Bizi çok sıkıştırdılar, öyle şeyler söylediler ki şaşırdım”, Belediye Başkanı; “Bu kentin, bu ülkenin sahibi bizleriz, sizlersiniz öyle üç-beş kendini bilmezi dinleseydik bir şey yapamazdık” diyorlar.
Yapılanları birlikte gördük!
Harbiye Muhsin Ertuğrul’dan başlayalım.
Bu salonun yalnızca adı Muhsin Ertuğrul’dur. İşlevsizliği daha ilk günden ‘çok amaçlı’ diyerek itiraf edilmiştir. Uluslararası kara para aklayıcılarına, elini kana bulaşmış finans gruplarına, çok uluslu tekellere beş yıldızlı hizmet vermek için inşa edilmiş olan kongre merkezinin içinde, deyim yerindeyse, yerin yedi kat altına gizlenmiştir.
Şehir tiyatrolarına ne kadar ve nasıl ev sahipliği yapacağını da birlikte göreceğiz.
Kaldı ki Belediye bu salonun sahibi bile değildir, olsa olsa küçücük bir hissedarıdır.
Açılışta Başbakan ‘Buraya cami yapacağımızı söylediler, yahu insaf ' diye bağırıyor.
Beyefendi yanılıyor.
Biz, hiç bir biçimde o alana bir cami yapılacağı için bu salon yıkılıyor demedik, aksine, “Bu alan rant avcılarına peşkeş çekiliyor, eskisini yıkmadan yenisini yapmayı bilmez misiniz, nedir bu düşmanlık?’ diye seslendik.
AKP’nin Cami projesi, Taksim Meydanı içindir ve bu da Büyükşehir Belediye Meclisi'nce onanmıştır. Bunu Başbakan, hepimizden iyi bilmektedir.
Açılışta, Orhan Kurtuldu, Nedim Saban arkadaşlarımın konuşmalarına yer verilmiş, Harbiye Muhsin Ertuğrul eyleminin görüntüleri izletilmiş.
Birileri de, ‘bravo’ sesleri ile alkışlamışlar.
Kimler yok ki salonda, neler olduğunu izleyenlerin dışında, İstanbul kentinin sanat sevicileri çoğunlukta!
Şehir tiyatrolarından bir kısım oyuncular ve daha düne kadar ADD gecelerinden inmeyen, ÇYD çalışmalarına omuz vermiş(!) yaptığı her oyunu bu anlamda ranta çevirmiş, bir özel tiyatro patroniçesi de var.
Daha çiçeği burnunda, AKP sevici bir ‘diva’!
Hepinizin merak ettiği Orhan Alkaya’yı ise ortalarda gören olamamış, çağrılmamış olabilir mi?
Yazık, ‘yıkım kararını’ bu beye imzalatmışlardı oysa. Ortaya çıkan eseri(!) açılışında görmek onun da hakkı olmalıydı!
Şehir Tiyatroları müdürlüğü ve sanat yönetmenliği o yapıya taşınacakmış.
Nasıl olacaksa. Ne dekor-kostüm-aksesuar-terzi atölyeleri, prova salonları, depoları var ne idari üniteler için uygun mekanları.
Binanın çevresindeki, dev beton kütle, ‘ben buradayım’ diye bağırıyor.
İnsani hiçbir yaşam alanı yok. Ağaçlar katledilmiş, vadideki doku tahrip edilmiş, heykellerin yerinde yeller esiyor, trafik ise keşmekeş.
Bu konuda hep birlikte çokça konuşacağız belli. Ama son sözü, ‘diva’ya verelim. ‘Başkan beyi tebrik ederim’ demiş.
Ne demeli, ah garibim ah, yazık. Sen misin, ‘çağdaş Türk kadın sanatçısı’ peh!
AKM için, sinsice onlarca kirli bilgiyi ortalığa süren, AKP ve yandaş medya çığırtkanlığının da sonu geldi.
Hem de Yargıtay kararları ile bizlerin haklılığı onaylanarak.
Bakanlık ‘itiraz’ hakkını kullanmaktan bile vazgeçti.
Ancak beyler, halen serbest atış halindeler. Hedeflerinde bizlerle birlikte yargı da var.
‘Yıktırmadılar, yaptırmadılar, durdurdular’
Doğru.
Yıktırmadık, durdurduk ama yaptıracağız.
Siz yapacaksınız, biz denetleyeceğiz.
Koruma kurulu kararları ne ise, onu uygulayacaksınız.
Artık, yalana-dolana hiç gerek yok!
İşinizi yapın ve imzalanan ortak protokolü hayata geçirip, salonu gerçek sahiplerine teslim edin.
Durumu eveleyip-geveleyip, kendinize yeni vazifeler çıkarmayın.
Bu arada, kokusunu aldığımız ‘zaman aşımını’ hiç beklemeyin, yanılırsınız.
2010 Ajans’ı denilen şirket, bir yıl sonra sönümlenir gider. Ama tek tek isimleriniz kamuoyunca biliniyor, günü gelir birileri tutar yakanızdan çıkarır halkın karşısına.
Şimdi, bir gecede 7 ayrı alanda yapılan 2010 açılışı etkinliğe harcanan 8.5 milyon lira, ve düpedüz seviyesizlik görüntülerinden oluşan etkinlikler birileri tarafından konuşulacak mı, merak ediyorum!
Bir de, bu gecelerde sahnelere çıkıp sunumlar yapan ‘tiyatrocu’ kardeşlerimin ruh hallerini merak ediyorum. Ne haldeler? İşlerini başarıyla yapmış ülke kültürüne, sanatına katkı sunmuş ve bunun keyfini mi sürüyorlar yoksa, başlarını öne eğip ‘biz ne yaptık’ diye mi düşünüyorlar?
Ancak görülüyor ki, bütün gürültü-patırtıdan geriye kalan, OYNAMA ŞIKIDIM, ŞIKIDIM’dan başkaca bir şey değildir. Haber
Sol, Yazı: Orhan Aydın, 19.01.2010 Dileyelim, İstanbul'un Almanya'nın Essen ve
Macaristan'ın Pecs kenti ile birlikte bir yıllığına
taşıyacağı ünvan hayırlara vesile olsun. Ama
kutlamalara bakınca İstanbul'un Brüksel yerine
Avrupa'nın başkenti olduğu hissine kapılanların
sayısı eminim az değildir. Bir şaşaa, bir kıyamet...
Haliç'teki öyle bir havai fişek gösterisiydi ki,
soğuk hava ve yağmur nedeniyle gitmeye üşendiğim
halde Osmanbey'deki evimin balkonundan rahatlıkla
izleyebildim. 10 dakikalık bu gösteri 8,5 milyon
Avro'ya mal olmuş. Tanıtım filan iyi tabii de, biraz
"tuzlu" olmamış mı sizce de? 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Ajansı, bu paranın çok daha azına, üstelik
İstanbul'un müthiş siluetini parlak ışıkların
arkasına gizlemek yerine bizatihi kenti işin içine
katarak daha görkemli bir gösteri hazırlatabilirdi.
Kalan parayla da nice kültür - sanat projesi ve
sanatçıya yıl boyunca destek olunurdu. Tanıtım,
sürdürülebilirliği varsa anlamlı bir gider
kalemidir. Değilse, 10 dakikada uçar gider, havai
fişek gibi yere doğru ağır ağır düşerken sönümlenir.
Umarım "Kültür Başkenti" projesi de böyle bir
akıbete uğramaz. Ben kentin çeşitli meydanlarındaki konserleri
daha çok önemsedim bu yüzden. Daha akılda kalıcı,
sanatçıyı dinleyicisiyle buluşturan etkinliklerdi.
Daha da önemlisi belediyede çalışan "kent
sosyologları"nın bu şehre dair net algılarını da
gördük aslında. Taksim, Kadıköy, Pendik, Beylikdüzü,
Haliç, Bağcılar ve Sultanahmet meydanındaki şarkıcı
dağılımına bakıldığında kent kültürü üzerine kafa
yoranların İstanbul'u isabetli bir biçimde toplumsal
katmanlarına ayırmada ne kadar "becerikli"
olduklarını gösteriyordu. Taksim Meydanı'nda Tarkan, Sultanahmet
Meydanı'nda Mercan Dede, Pendik'te Kıraç,
Beylikdüzü'nde Nil Karaibrahimgil ve Bağcılar'da
Zara konserleri vardı. Diyordu ki organizatör,
"Taksim bırak İstanbul'u, Türkiye'nin yüzüdür.
Yerlisine, yabancısına bakmaksızın herkesi kucaklar
burası. Bu nedenle buranın hakkı Tarkan'dır. Tarkan
İstanbul'un sadece tek bir semtiyle özdeş filan
değil, o kentin tamamını temsil ediyor, aynı
Taksim!". O, Amerika Birleşik Devleteleri'nde (ABD)
müzik terbiyesi görmüş Balkanlar, Kafkasya, Rusya ve
tabii Türkiye coğrafyasının tartışmasız en büyük pop
starı. Narenciye tanıtım filmlerinde oynayıp
Rusya'da mandalina tüketimini patlatacak kadar
kuvvetli bir imaj. Kültür Başkent'ni geçtim,
Finikeliler, Serikliler, Gazipaşalılar da onunla
gurur duyuyor. Sultanahmet Meydanı'nda da Mercan Dede,
nam-ı diğer Arkın Allen vardı sahnede. Elinde ney,
bir yandan oryantalist kulakların pasını silerken, "turntable"ından
çıkan ritmler ile senteze ulaşıyordu. Tayyip
Erdoğan'ın tören gecesi yaptığı konuşmanın Ayasofya
gölgesindeki sahne performasıydı onunkisi: "İstanbul
biraz Saraybosna biraz Kudüs'tür, Paris'tir,
Viyana'dır, Şam'dır, Amman'dır. Ama İstanbul en çok
İstanbul'dur". Kıraç'a gelince. Ona Osmanlı İmparatorluğu
sırasında kentin sınırlarında durup yeni gelen
Anadolu ahalisine İstanbul'a giriş vizesi veren
Bostancılar gibi bir muamele çekilmişti. Kentin
doğusunda, "sınır"da batı sazlarıyla türküler
söyledi. Anadolu'dan göçü simgeledi bütün gece.
Birbirlerinin kültüründen beslenenler bir aradaydı.
Ekmek parasının peşinden yollara düşüp geldiği
İstanbul ile büyük mücadele verenlerle
dinleyicisinin öz benliğini popülerleştirip paraya
tahvil etmekte mahir şarkıcının buluşması...
İstanbul'un çok daha doğusundan gelenlere söylediği
türküler şehrin onları unutmayacağını, çaldığı
elektrik gitar ise "hafiften" dönüştüreceğini haber
veriyordu. Kentin en batı sınırında, emlak komisyoncularının
yükselen yıldızı Beylikdüzü'nde de Nil
Karaibrahimgil konseri vardı. Ardı ardına yükselen
pahalı blokların arasında, kentli, "özgür", deli
dolu ve tıpkı İstanbul gibi "yaşlanmayan" bir imge.
Çok batılı, hadi mevzuun özüne değelim, "Avrupa-i"
bir pop star. Beylikdüzü'de gelişen toplum yapısını
yansıtıyor sanki: Beyaz renklerin hakim olduğu,
özenle ve rahatlık konseptine uygun döşenmiş,
ankastre Amerikan mutfaklı geniş apartman dairesinin
bir odasında, parlak yaşam öyküsünün "metropolitan"
müziğini yapıyor. Beylikdüzü'nden 20 kilometre ötede, Bağcılar'da
Zara sahnedeydi. Yanık, acılı şarkılar söylüyordu.
Kimisi ekonomik zorunluluklar nedeniyle geldi
İstanbul'a, kimisi zorunlu göçe tabi tutulmuştu onu
dinleyenlerin. Kentin yükü onların omuzlarındaydı.
Selde deresi taşıp mütemadiyen ölen oydu.
Fakirliğin, işsizliğin pençesinde bir yandan şehrin
zengin gösteren, dökümlü akışına ayak uydurmak
zorundaydı, diğer yandan selden arta kalan sahipsiz
çanak çömleği pis suların içinden topladığı için ana
akım medyanın medyanın haksız "yağmacı" ithamına
maruz kalıyordu. Zara'nın Bağcılar'da o gece
söylediği "Aşk bir ızdırap" şarkısı tam da onları
anlatıyordu:
Bianet, Yazı: Murat Utku, 19.01.2010
1985'ten bu yana
her yıl Avrupa kentlerinden bir ya da birkaçı
Avrupa Kültür Başkenti olarak
seçiliyor. Başkent olmanın şartı, kentin Avrupa'nın
"kültür zenginliğini ve çeşitliliği"ni barındırması.
AB Parlamentosu, 1999'da AB üyesi
olmayan ülkelerin de kültür başkenti olmasına imkan
sağlayan bir karar aldı. Türkiye de 2000 yılından bu
yana İstanbul için gayret gösteriyordu, nihayet bu
yıl İstanbul ile birlikte Macaristan'ın
Pecs
şehri ve Almanya'nın Ruhr bölgesi
de kültür başkenti ilan edildi. Ajans (AKBA) Yürütme
Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç
"İstanbul'un AB dışında kültür başkenti seçilen ilk
ve son kent olduğunu" söylüyor. Haberi veren Yeni
Şafak'a göre, "Asyalı tek kültür başkentidir
İstanbul". (24 Aralık 2009) Zaman, Yazı: Ali Bulaç,
20.01.2010 Cumhuriyet, Yazı: Evin İlyasoğlu,
20.01.2010
İstanbul'un, Avrupa'nın diğer iki taşra
şehriyle beraber, 2010 Kültür Başkenti ilan
edilmesine sevinmeden önce bunun İstanbul için ne
anlama geldiğini sorgulamak gerekirdi. Hazırlıkları
epeydir süren "2010 Avrupa Kültür Başkenti" olarak
nasıl bir İstanbul'u takdim ettiğimiz meselesi,
yaklaşık 200 yıllık batılılaşma maceramızın en
yakıcı sorusuyla yüzleşmeyi gerektirir.
Temel soru şu: İstanbul bir Avrupa şehri midir?
Ya da daha önce gündeme getirdiğim gibi: Avrupa (ve
de biz) hangi medeniyete ait İstanbul'u kültür
başkenti olarak görmek istiyor/uz? 'İstanbul'un Avrupalılığı' üzerinden iki farklı
yaklaşım var; ilki, batıcıların, geçmişi tümden
reddederek yeni bir uygarlığa dahil olmuş çağdaş
Türkiye'yi temsil eden bir şehir varsayımı. Bir
gecede medeniyet değiştirmeyi mümkünmüş gibi kendini
batılı sayanları geçelim. Bunlar İstanbul'a, daha
çok Bizans kökleri ve Galata çevresinden ibaret
sayan bir modernlik ve batılılık kurgusuyla
yaklaşır.
2010 Kültür Başkenti projesini yürüten
muhafazakar iktidar ve çevresi açısından
bakıldığında daha eklektik bir durum söz konusu.
Avrupa medeniyeti ile Osmanlı ve İstanbul ilişkisini
Avrupalılık parantezine alarak tanımlayan
muhafazakar yaklaşım kültür başkenti konseptinin
içini doldururken tüm zaaflarıyla kendini ele
veriyor.
Benzer tutum, Avrupa Birliği'ne neden girmemiz
gerektiği konusunda nefes tüketen muhafazakar
siyasetçiler ve yazar-çizerler tarafından
sergilenmişti. Kısaca, Avrupa bilim ve tekniği
Müslümanlardan aldı; dolayısıyla Avrupa
medeniyetinin temelinde İslam vardır, tezini işleyen
son derece eklektik bir tarih ve medeniyet yorumu
ortaya çıktı. Avrupa medeniyetinin tüm günahlarına ,
insanlığa hediye ettiği açmazların vebalini maddi ve
teknik başarı karşılığında İslam medeniyetine bedel
olarak fatura edilişi üzerinde kafa yormaya gelmeyen
tipolojidir. 20 yüzyıl başlarında İslam dünyasında
görülen batı karşısında ezilmişliğin özür dilemeci
tavrın bugüne yansıması AB konusunda tekrar yeşerdi.
Osmanlı tarih yorumunu Avrupa üzerinden gören,
tanımlayan son okuma ise bir bakıma "yeni
Osmanlıcılık" söyleminin alameti farikası gibidir.
Osmanlı'yı Avrupa'nın bir parçası sayan ve
muhafazakar söylemin tekrarlamaktan pek haz duyduğu
bu tarih ve medeniyet yorumu siyasi olarak pek
kullanışlı görülüyor bugünlerde.... Aslında bu tarih
okuması da bir batılı yorumlamadır. M.G.S Hodgson'un
Osmanlı'yı Avrupa medeniyetinin bir parçası olarak
yorumlamasından ödünç alınmıştır.
Osmanlı tarihinin aynı zamanda bir Avrupa tarihi
olması askeri, coğrafi bir olgudan öte Balkanları
aşan varlığını Avrupa parantezine alan bir kurgudur.
Osmanlı'yı, " Avrupa'nın ötekisi" olarak Avrupa
kimliğinin oluşumunda belirleyici bir özne olmaktan
çıkarıp paranteze alan yaklaşım Batı merkezli bakış
açısının ürünüdür. Osmanlı'nın askeri ve coğrafi
olarak Avrupa'da varlık gösterdiği gerçeğinden
Avrupa medeniyetine şekil veren değerlerin ortak
paydasını oluşturduğu anlamını çıkarmak en azından
bir gece medeniyet değiştirerek artık Batı uygarlık
dairesine girdiğimizi varsaymak kadar tutarsızdır.
Unutmamak gerekir ki, Batılıların gözünde 20.
yüzyıla kadar Ortadoğu'nun sınırları bugünkü
Bosna'dan başlıyordu.
Avrupa'nın bir parçası, devamı olarak İstanbul'un
hangi kültürün başkenti olduğunu sormak havada
kalıyor bu duruma göre. Oysa İslam medeniyetinin
başkenti olarak İstanbul hangi Avrupa'nın kültürel
karşılığı olduğunu sormak ancak bu yaşlı kıtanın,
çok kültürlülüğünü ciddiye aldığımızda anlamlı
olabilir. Zorlayarak da olsa İstanbul'u Avrupa'ya
eklemleme çabası Helen ve Bizans rengi baskın bir
kültür tanımına götürür. Nitekim İstanbul'un Avrupa
Kültür Başkenti konsepti için geliştirilen söylem bu
yönü öne çıkartıyor.
Avrupa, kendi kültürel köklerinin yansımasını
bulduğu İstanbul'u mu yoksa farklı ve özgün bir
kültürün temsilcisi olarak İstanbul'u mu kültür
başkenti görmek istiyor? Bu soruyu Avrupa'dan önce
bizim sormamız, yüzleşmemiz gerekiyor. Ve 200 yıllık
batılılaşma çabaları sonucunda, İstanbul'un temsil
ettiği siyasal iradenin yok edilmesiyle üzerine
giydirilmek istenen deli gömleğinin yeni versiyonu
ile karşı karşıyayız. İstanbul'a giydirilen kültür
gömleği muhafazakar tezgahta dokunarak "yeni
Osmanlıcılık" biçimiyle sahneye çıkartılıyor.
İstanbul, eğer İslam medeniyetinin başkenti
olarak varlık bulmasaydı farklı kültürlerin
yeşermesi imkansız olacaktı. Farklılıkların
yaşayabilmesi için 'bir İslam şehri olarak
İstanbul'un yaşatılması gerekir.
Batıcı seçkinlerin İstanbul'a giydirmek istediği
deli gömleği ile muhafazakarların resmettiği,
Avrupa'nın taşrası niteliğindeki diğer iki şehirle
yarıştırılan bir İstanbul'a önce İstanbul isyan
edecektir. Ne var ki yeni Osmanlıcılık formatı için
deli gömleği giydirilmiş İstanbul çok uygun düşüyor. Yeni Şafak, Yazı: Akif Emre, 21.01.2010
İstanbul'un Avrupa'nın
kültür başkenti oluşu önemli bir hadise... İsmi
konsun ya da konmasın bu misyonu daimi olarak
taşıyor zaten. Ama isminin konmuş olması da iyi bir
şey İstanbul için. Gelecek turist sayısıyla falan
ilgilenmiyorum pek o kadar, beni daha çok bu
vesileyle İstanbul'a yapılacak olan kültür
yatırımları ilgilendiriyor. Eğer iyi bir planlama
yapılabilmişse, İstanbul bu işten karlı çıkacaktır.
Aksi halde bu güzel imkan da boşa harcanır gider.
Umalım ki ilk ihtimal gerçekleşsin, İstanbul bu
işten kültürel karlarla çıksın.
Türkiye geçmişte uzun yıllar boyunca krizlerden
krizlere sürüklenen bir ülke halinde olduğu için
söküklerini dikmekten ötesine bir türlü mecal
yetiremedi. Dolayısıyla memleketi yönetenlerin
ellerinde kültürel yatırımları ötelemek konusunda
daima mazeretleri, bahaneleri hazır oldu. Kültürel
patinaj halimiz ne zaman gündeme getirilse bu
mazeretler ve bahaneler raflardan indirilip tepe
tepe kullanıldı. Açıkçası toplum cihetinden bu
gamsız kalkanı aşabilecek güçlü itirazlar da
üretilemedi pek. Hal böyle olunca Türkiye ikibinli
yılların başında bir önceki yüzyılın ortalarında
ürettiği ve ekseriyetinde hepimizin burnuna gelen o
nahoş kamusal teşvik-tertip-tensip kokusu barındıran
eserleri vitrinden indiremeden geldi. Yeni üretimler
kültürel ya da sanatsal kaygılardan ziyade,
piyasa-moda-tüketim cenderesinden çıktı. Doğaldır ki
bu türedi eserimsiler ya hiç sine-i millete inemedi
ya da üç günde unutulup gitti.
2010 yılında İstanbul'un Avrupa kültür
başkentlerinden biri olarak ilan edilmesi, bizim
oluruna bıraktığımız kültürel bulmacamızı sağdan
sola ya da yukarıdan aşağıya başlamak suretiyle
çözmeye başlamamızı zaruri kılıyor. Çünkü Avrupa'nın
kültür başkenti ilan edilen her şehrin, üzerine
çevrilen bir kıta ahalisinin önüne bir kültür-sanat
sofrası kurması zaruri hale geliyor. Türkiye
bilindiği üzere, bu sofrayı zamanında hazır etmek
üzere kurumlar-kurullar oluşturdu epeyce zaman önce.
Şimdi o kurumlar-kurullar tarafından onaylanan
yemeklerle kurulan sofradan bir lezzet almaya gayret
edeceğiz. Bizim iştihamızın tam olduğunu söylemeye
gerek var mı, bilemiyorum. Bu sofradan karnımızı
kafi miktarda doyurarak kalkacak mıyız, onu da zaman
gösterecek. Öyle olması temennimiz...
Bu noktada küçük bir notum var ki, söylemeden
geçemeyeceğim. Haliç Kongre Merkezi'ndeki İstanbul
Büyüsü isimli geniş katılımlı ve kültürel yelpazeyi
iyi yansıtan program, şehrin diğer merkezlerindeki
popüler müzik konserleri tarafından biraz perdelendi
gibi geldi bana. Televizyon kanallarının
haberlerinde ya Tarkan konserinden ya da Kıraç
konserinden görüntülerle verildi haber... Doğal
olarak meseleye bu haberler üzerinden aşina olanlar,
İstanbul'un kültürel temsili noktasında belki bir
parça yanlış bir izlenim edinmiş oldular. Tarkan'a,
Kıraç'a ve diğer sanatçılara bir sözüm yok, ama bu
isimlerin hiçbiri doğrudan İstanbul'u çağrıştıracak
bir imaja sahip değiller. Dolayısıyla da bu habere
eşlik etmeleri çok yerinde olmadı diye düşünüyorum.
Keza havai fişek gösterileri de buna dahil
edilebilir. Böyle organizasyonlarda halkın
katılımının önemini yadsımıyorum. Ama "İstanbul
Büyüsü"nün öne çıktığı, bu vurguya sahip olduğu bir
açılışın İstanbul'u daha iyi anlatacağı gibi bir
hisse kapıldım. Kişisel olarak bu misyon
çerçevesindeki bir etkinlik olarak, İstanbul'da
düzenlenen herhangi bir konserin değil, İstanbul'u
anlatan ya da hissettiren bir konserin doğru tercih
olduğunu düşünüyorum. Maruzatım budur. Yeni Şafak, Yazı: Gökhan Özcan, 21.01.2010
|
|
'KÜLTÜR' BAŞKENTİNE 'KÜLTÜR' ENVANTERİ
İstanbul kenti varolduğundan bu yana birçok kültüre ev sahipliği yaptı. Birçok dönemin önemli yapılarını, yapıtlarını ve tarihi eserlerini içinde barındıran bu kentin bu zamana dek kültür envanteri oluşturulamadı. Bu da 2010 yılında "Avrupa Kültür Başkenti" olan bir şehre yakışmayan bir durum olsa gerek... Ama bu sene ile birlikte İstanbul için kültür envanterinin oluşturulacağının sinyallerini aldık. 20 Ocak 2010 Çarşamba günü 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nda gerçekleştirilen bir toplantı ile bu envanterin oluşturulmaya başlandığı haberini öğrendik.
Toplantı açılış konuşmasını İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü, Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili yaparak, bu projenin İstanbul açısından büyük önem taşıdığından ve bu sürecin bir sene ile sınırlı kalmayıp uzun bir süreç olacağından bahsetti.
Türkiye Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı, Prof.Dr. Tarık Çelik TÜBA kuruluşundan bahsetti. "Kültür - Kitap" pilot projesinin daha önce GAP Bölgesi için yapılmış olduğunu ve şimdi yapılan projenin de İstanbul açısından çok büyük önem taşıdığını vurguladı.
Daha sonra "İstanbul'un Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri Proje" ekibinden Prof.Dr. Zeynep Ahunbay, İstanbul'da gerçekleştirilecek olan bu projenin sınırlarını açıkladı ve kentin sahip olduğu tarihi ve kültürel değerler üzerinden proje kapsamına dahil edilecek verileri ifade etti. Tarihi Yarımada bölgesinin bu değerler açıdan oldukça zengin bir bölge olmasının İstanbul kenti açısından avantajından bahseden Ahunbay, çarşıların, meydanların, camilerin, özgün kentsel dokuların, kiliselerin, müzelerin, kışlaların, su yapılarının (sebil, sarnıçlar), medreselerin, kütüphanelerin, imaretlerin, tarihi hastanelerin, endüstri mirasının, boğaz ve saraylar ile adaların da proje kapsamında ele alınacak veriler olduğunu açıkladı. Tüm bu alanlara yönelik de turizm amaçlı gezi güzergahları yaptıklarını da ifade etti.
Ahunbay'dan sonra Prof.Dr. Mehmet Özdoğan konuşmasında, çok fazla envanterin olması da envanter kirliliği yarattığı, o nedenle yapılan envanterlerin başarılı ve yararlı olması gerekliliğinden bahsetti. Yapılan bu proje ile İstanbul'un arkeolojik envanterinin oluşmasının kent için olumlu olacağından ve artık yapılan yatırımların toprak altı envantere bakarak yapılacağını vurguladı. Bu şekilde yapılan projelerin Yenikapı'da yaşanan durumlar gibi olmayacağını, önceden herşeyin bilinerek projelerin geliştirilebileceğini söyledi.
Prof.Dr. Namık Yalçın, Kültür Varlıkları Veri Yönetim Sistemi'nden bahsetti. Proje kapsamında 4 ana başlıkların ele alındığını söyledi: Arkeoloji, Kentsel Mimari, Halk Kültürü ve Kültür Ekonomisi. Yalçın, "Kültür- Kitap"ın tanımını yaparak, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) tabanlı bir veri depolama sistemi olduğundan ve veri girişi, sorgulama/analiz, raporlama, görselleştirme gibi modülleri içerdiğini belirtti.
Daha sonra Yard.Doç.Dr. Abdulkadir Emeksiz, proje kapsamında İstanbul'un halk kültüründe ele alınacak konuları anlattı.
Toplantının son konuşmacıları olan Doç.Dr. Zeynep Enlil ve Yard.Doç.Dr. Asu Aksoy, İstanbul Kültür Ekonomisi Projesi'nin nasıl oluştuğundan ve kapsamından bahsettiler. Enlil, yapılan bu çalışmanın amacının kültür ürünleri, kültür etkinlikleri, kültür varlıkları ve endüstrileri ile bir bütün oluşturarak insanların kente katılımını sağlayacak zemin oluşturmak olduğunu söyledi. Aksoy ise, kültür ekonomisi açısından İstanbul'un önemini, kültürel - artistik değer yaratımı, ekonomik - sosyal - yaşam çevresi - kentin imajı, yaratıcılık birikimi gibi kavramlar ile açıkladı. Son olarak da kültür ekonomisi analizlerinin, miras, sanatlar, medya ve yaratıcı hizmetler olmak üzere 4 ana başlıktan oluşacağını söyledi. Arkitera, Haber: Derya Yazman, 21.01.2010 |
|
'2010'U DENİZ PALAS'TA KARŞILADIK Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 21.01.2010 |
|
![]() |
|
FATİH BELEDİYESİ KAMU MALLARINI SATIYOR
Fatih Belediyesi Meclisi, vergi borçlarının ödenememesini öne sürerek belediyeye ait bütün taşınmazların satışı için Belediye Başkanı Mustafa Demir’e yetki verdi. Böylece, belediyeye ait tüm kamu malları ihale edilecek, istenilen fiyata istenilen kuruma satılacak.
Üç dönemdir AKP’nin elinde bulunan Fatih Belediyesi, belediye bütçesini borç batağına sürüklemesiyle, borçları bahane ederek işçi çıkarmalarıyla, kentsel dönüşüm projeleriyle Fener-Balat-Ayvansaray bölgesini Çalık Grubu’na devrederek orada yaşayan halkı mağdur etmesi ve Fatih’te yaşayan mülk sahiplerine fahiş emlak vergileri uygulaması gibi politikalarıyla biliniyor.
Satışa çıkartılan taşınmaz malların arasında, aylık 600.000 dolar geliri olan Historia Alışveriş Merkezi de bulunuyor. Bir kısmı emekli sandığına ait olan araziye kültür merkezi yapılması koşuluyla devralınmasının ardından kurulan ve imar sürecinde dükkanların yandaş firmalara kiralanmasıyla da bilinen Historia AVM ile birlikte satışa çıkartılacaklar arasında Haseki Hastanesi sağlık tesis alanları, Çemberlitaş Meydanı, Vezneciler metro istasyonu alanı, Yenikapı metro istasyonu alanı, Mimar Sinan Stadı, Karasurlarını Koruma Yeşil Alanı, Anemas Zindanları ile Bozdoğan su kemeri dikkat çekiyor.
Eminönü ile birleşmesinin ardından bir çok tarihi yapıyı da bünyesinde toplayan Fatih Belediyesi, tarihi duvar, çeşmeler, medreseler ve su terazilerini de satışa çıkartmasının dışında bölge halkının kullandığı trafolar, spor tesis alanları, katlı otoparklar, semt konakları, semt parkları, meydanlar, cami alanları ve türbeler de satılacaklar arasında yer alıyor. Haber Sol, 16.01.2010 |
|
ÖĞRENCİLER, HASANKEYFTEKİ ESERLERİN ENVANTERİNİ ÇIKARACAK
Özel M. Sıddık Tekin Lisesi öğrencileri Mahmut Cem Ortaboy ve Mustafa Tekin, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Hasankeyf'teki tarihi eserlerin envanterini çıkaracak.
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından gerçekleştirilen Ortaöğretim Kurumları Arası Proje Yarışması için öğretmen Cem Bektaş koordinatörlüğünde hazırlanan proje için öncelikle internetteki bilgiler taranarak bir ön çalışma yapıldı.
Hasankeyf'teki tarihi eserlerin detaylı bir listesinin oluşturulması için konuyla ilgili yazılan tüm makale ve bildirileri inceleyen öğrenciler, internet ortamındaki bilgilerin bilimsel nitelikten uzak ve birbirinin tekrarı niteliğinde bilgiler olduğuna dikkat çekerek, bununla projenin gerekliliğinin daha fazla ortaya çıktığını vurguladı.
Hasankeyf'te de incelemeler de bulunan öğrenciler kazı heyeti başkanı ve Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam ile de görüşerek hem hazırladıkları envanter taslağını paylaştı hem de konu ile ilgili daha detaylı bilgilere ulaştı.
Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, kazı çalışmaları ve eserlerin mimari özellikleri ile ilgili detaylı bilgiler de vererek öğrencileri gerçekleştirmeye çalıştıkları projeden dolayı tebrik etti. Uluçam, "Bu tür proje çalışmalarına üniversite olarak destek vermeye her zaman hazırız. Uzmanlık alanım olan Hasankeyf tarihi eserleri ile ilgili yaptığınız çalışma beni oldukça memnun etmiştir. Umarım projenizde başarılı olursunuz. Bu tür bir literatür çalışmasına her zaman ihtiyaç vardır." dedi.
Koordinatör Cem Bektaş ise "Hasankeyf'te antik dönem, Roma, Ortaçağ ve sonrası dönemleri, Osmanlı dönemlerine ait onlarca tarihi eser tespit edilmiştir. Bu eserlerde Roma, Artuklu, Emevi, Abbasi, Hamdani, Mervani, Süryani, Akkoyunlu, Osmanlı ve daha bizim tespit edemediğimiz birçok medeniyetin mimari özellikleri görülmekte. Bizim tespit etiğimiz tarihi eserlerle ilgili bir envanter çalışması yapılmamıştır. Bu da projemizin değerini artırmaktadır. Ayrıca tarihi eserlerin yaklaşık olarak coğrafi konumu hakkında da bilgi vermeye çalışarak ileride yapılacak çalışmalara öncülük etmeye çalıştık. Oluşturduğumuz envanterin taslak çalışmasını gösterip değerli fikirlerine başvurduğumuz rektörümüz beklediğinden çok daha kapsamlı bir çalışma olduğunu ifade etmişlerdir." diye konuştu. Zaman, 16.01.2010 |
![]() |
|
Gordion |
...1956
|
![]() |
10 - 16 Ocak 2010 |
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA DARBE
İl jandarma Komutanlığı’nın 7 ay süren çalışmasının ardından Gaziantep, Malatya, Muğla ‘da eş zamanlı düzenlenen operasyonda tarihi eser kaçakçılığı ve uyuşturucu madde kaçakçılığı yapmak amacıyla suç örgütü kuran 14 kişilik şebeke çökertildi. Gaziantep İl jandarma Komutanlığı tarafından yapılan çalışmanın tamamlanmasının ardından ekipler, Gaziantep , Malatya, Muğla ‘da düzenlenen eş zamanlı operasyonda ev ve iş yerlerine baskın yaptı. Operasyonda, Gaziantep’te Bekir B, Mahmut Ç, Mehmet Ç, Hasan E, Malatya’da Abdülkadir Vahap Y, Muğla’da örgüt lideri İsmail Ertuğrul U, Kadir D, Mithat İ, Mehmet İrfan Ş, Oğuz A, Tufan S, Kadir İ, Güngör Y. gözaltına alındı.
Zanlıların ev ve iş yerlerinde yapılan aramada eski dönemlere ait ; 1 adet el yazması Kuran-ı Kerim, 25 adet altın sikke, 22 adet metal sikke, 2 adet tarihi çan, 1 adet 35x40 ebatlarında aslan heykeli, 1 adet taş insan heykeli, 1 adet cam vazo, 24 adet süs eşyası, çok sayıda tarihi eserlerin görüntülerinin bulunduğu fotoğraflar ile kazı yapılacak yerlerin fotoğrafları , 1 adet metal dedektör, 10 kök kenevir bitkisi ele geçirildiği öğrenildi Zanlılar, jandarmadaki sorgularının tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Gaziantep 27 Gazetesi, 16.01.2010 |
![]() |
DÜŞKÜN LEYLEKLER EVİ YENİDEN HİZMETE GİRDİ
Bursa’da 19’uncu yüzyılda göçmen kuşların bakımının yapılması amacıyla kurulan ve “dünyanın ilk hayvan hastanesi” olduğu bildirilen, “Gurabahane-i Laklakan (Düşkün Leylekler Evi)”, Osmangazi Belediyesi’nce yeniden restore ettirilerek, törenle hizmete açıldı.
Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, törende, geçmişte hasta ve sakat kuşların bakım ve tedavisinin yapıldığı bu yere Ahmet Haşim tarafından “Gurabahane-i Laklakan” denildiğini ve bu ismin günümüze kadar geldiğini söyledi. Hayvan sağlığı ve rehabilitasyonu konusunda binanın giriş katında hizmet verileceğini ifade eden Dündar, veteriner ekiplerin de belirli günlerde buraya gelip çalışacağını anlattı. Bodrum katıyla birlikte 3 kattan oluşan binanın kalan bölümü ise Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği üyelerince kullanılacak. Hürriyet, 16.01.2010 |
|
500 YILLIK TARİHİ ESERİ ŞANTİYE BEKÇİSİ ÇALMIŞ
Kanuni Sultan Süleyman'ın kendi adına yaptırdığı Beyazıt'taki Süleymaniye Camisi'nin cümle kapısındaki 2 adet abanoz süslemeli tarihi eserin, restorasyon çalışmaları sırasında satılmak üzere yerinden söküldüğü ortaya çıktı. Üç giriş kapısı bulunan tarihi camiden sökülen tarihi eserlerin, 16. yüzyıla ait olduğu belirtildi. Cami güvenlik kameralarının saniye saniye kaydettiği hırsızlık olayında tarihi eserleri çalmak isteyen kişinin, onarım şantiye bekçisi A.K. olduğu tespit edildi. İşine son verilen şüpheli hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Sabah, Haber: Ali Oktay, 16.01.2010 |
|
![]() ![]() |
ADANA'DA PICASSO RESMİ BULUNDU
Adana'da bir evde, üzerinde Pablo Picasso'nun imzası bulunan “Fight Love” isimli bir resim ele geçirildi. Resmin gerçek olup olmadığını tespiti için Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne gönderileceği bildirildi.
Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri Gülbahçesi Mahallesi'ndeki bir eve operasyon düzenledi.
Operasyonda, üzerinde Pablo Picasso'nun imzası bulunan bir resim, Doğu Roma dönemine ait 3 adet sikke ile aynı dönemde kullanıldığı belirtilen papazlara ait kolyeler ele geçirildi.
Yapılan incelemede, resmin ön yüzünde Picasso imzası ile 1924 tarihi, arka yüzünde ise Kuveyt Müzesi'ne ait olduğu belirtilen mühür, Eyfel Kulesi'ni simgeleyen bir çizim, Fransızca olduğu belirtilen yazılar ile üzerinde “Picasso”, “Year 1924”, “Name Pectur Fight Love”, “Length: 90 Width: 67”, “Lover Meusem” yazılarının bulunduğu bir kağıdın yapıştırılmış olduğu görüldü.
Evinde resim bulunan Celal E'nin (35) ifadesinde, nakliyatçılık yaptığını, resmi de Irak'a gittiğinde bir kişiden aldığını söylediği öğrenildi. Celal E'nin Emniyetteki sorgusu devam ederken, resmin gerçek olup olmadığını tespiti için Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne gönderileceği bildirildi. Sikkeler ile kolyelerin ise Adana Müze Müdürlüğüne teslim edildiği belirtildi. Hürriyet, 16.01.2010 |
İSTANBUL HARİTALARI RAHMİ KOÇ MÜZESİ'NDE
"İstanbul Haritaları 1422-1922" kitabının tanıtımı ve kitaptan seçilen nadide haritaların yer aldığı serginin açılışı 19 Ocakta Rahmi Koç Müzesi'nde yapılacak. 2010 Avrupa Kültür
Başkenti İstanbul’un, 1422-1922 yılları arasını
kapsayan haritalarının toplandığı kitap, Ağaoğlu
Şirketler Grubunun desteğiyle Dr. Ayşe Yetişkin
Kubilay tarafından yazıldı. Radikal, 15.01.2010 |
|
ANTİK KENTTE ÇİMENTO
PLANI İPTAL EDİLDİ Bundan yaklaşık iki yıl
önceydi.. Osmaniye merkezi 12 kilometre uzaklıkta
Kastabala Antik Tiyatrosu'nun ise burnunun dibinde,
400 metre yakınında özel bir şirket çimento
fabrikası açmak için kolları sıvadı. Üstelik çimento
fabrikasının kurulması planlanan yere 5 kilometre
mesafede Kırmıtlı Kuş Cenneti, 15 kilometre
uzaklıkta ise Türkiye'nin ilk açık hava müzesi olan
Karatepe Açık Hava Müzesi buluyordu. Şirket, gerekli
izinlerini aldı. Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan da
ÇED olumlu kararı çıktı. Fabrika yılda 2 milyon ton
çimento üretmeyi planlıyordu. Tabii karşısında
oradaki kazı çalışmalarına yıllarını vermiş,
arkeologları, bilim insanları, sanatçılar ve
yazarlar vardı.
1947'den bugüne kadar,
yani yarım yüzyılı aşkın süredir Karatepe'de
kazılarını sürdüren ve birçok eseri gün yüzüne
çıkaran Arkeolog Prof. Dr. Halet Çambel, mahkeme
kararının son derece olumlu olduğunu ancak şirketin
çimento fabrikası yapmak konusunda ısrarının devam
ettiğini belirtiyor. Radikal, Haber: Serkan Ocak, 15.01.2010 |
|
YOZGAT'TA BİR İSTANBULLU Zaman, Haber: Mevlüt Karabulut, 15.01.2010 |
|
![]() |
BALIKLIGÖL'E TESCİL
Her yıl Şanlıurfa’ya gelen binlerce kişi tarafından ziyaret edilen Balıklıgöl, ‘taşınmaz kültür varlığı’ olarak tescil edilip, birinci derece sit alanı ilan edildi. Şanlıurfa’daki tarihi eserlerin tescillenmesi çalışması da sürüyor. İl genelinde tescilli eser sayısı 1749 ’a ulaştı. Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan, şu anda yılda 350 bin turistin konakladığı Şanlıurfa’da gelecek 5 yıl içerisinde bu sayıyı 5 milyona ulaştırmayı hedeflediklerini de belirtti. Radikal, 15.01.2010 |
137 YILLIK BİNA 2.1 MİLYON DOLAR
ABD'nin New York Kenti'nin en dar evi 2.1 milyon dolara satıldı. Greenwich Village bölgesinde 1873 yılında inşa edilen 3 metre eninde, 12 metre uzunluğundaki ev, geçen ağustos ayında 2.7 milyon dolara satışa çıkarılmıştı. Önceki gün 2.1 milyon dolardan alıcı bulan evi kimin satın aldığı bilinmiyor. Şair Edna St. Vincent Millay'ın ve antropolog Margaret Mead'ın yaşadığı iki odalı, iki banyolu ev, en son 2000 yılında 1.6 milyon dolara satılmıştı. Hürriyet, 15.01.2010 |
|
VAKIFLAR, ULUS'U AYAĞA KALDIRIYOR
Vakıflar Ulus’u ayağa
kaldırıyor Vakıflar
Genel Müdürlüğü,
Ulus Tarihi Kent Merkezi projesi
çerçevesinde Ulus’taki
Vakıf İşhanı
ve Kuyumcular
Çarşısı’nı restore edecek. Hürriyet Ankara, 15.01.2010 |
|
BERGAMA, UNESCO ADAYLIĞI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI
UNESCO'nun Dünya Kültür
Mirası Listesi'nde yer alabilmek için neler
yapılması gerektiğini araştırmaya başlayan Bergama,
bu yolda önemli bir adım attı. Bergama Belediyesi
tarafından düzenlenen "Bergama Kültürel Miras
Paneli'nde bu konu tüm yönleri ile dile getirildi.
Panelin ilk konuşmasını yapan Yüksek Mimar Oktay Ekinci, Türkiye'de kimliksiz kentler oluşturulduğuna dikkat çekti. Ekinci, "İmar planlarıyla, şehirlerimizde planlı yapılaşma adına yan yana beton bloklardan oluşan konutlar inşa edilerek, planlı cinayetler yapıldı. İnşa edildiği yörenin hiçbir özelliğini taşımayan yapılarla ülkemizde kimliksiz kentler oluşturuldu" dedi. Çağdaş mimarlığın kimliksiz kentler oluşturmak olmadığına işaret eden Ekinci, "Çağdaşlık bizden önce yaşayanları, bize miras bırakanları reddetmek değildir. Çağdaşlık adına eğer modern binalar yapıyoruz diye yan yana hiçbir özelliği olmayan beton bloklardan binalar inşa edersek planlı bir şekilde kimliksiz kentler oluştururuz "dedi.
Panelin ikinci konuşmacısı Yazar - Gezgin Atila Ege, UNESCO Dünya Kültür Mirası'na girmek için ne gibi kriterlerin arandığını açıkladığı konuşmasında, "Bergama kültürel ve tarihi zenginlikleri ile UNESCO'nun listesine girmeyi hak eden tarihi bir kenttir. Bu listeye girmek için aday gösterilen bölgenin, eserin, yaratıcı insan dehasının bir sonucu olması, kültürel bir gelenek veya yaşayan ya da kayıp bir uygarlığın tek veya en azından istisnai tanıklığını yapması, insanlık tarihinin bir veya birden fazla anlamlı dönemini temsil eden yapı tipinin ya da mimari veya teknolojik peyzaj topluluğunun değerli bir örneğini sunması gerekiyor. Bergama'da bu kriterlere uyan bir çok eser bulunmaktadır. UNESCO listesine giren bir çok bölge de bir turizm patlaması yaşanmaktadır. Ülkeler için bir Dünya Mirası'na sahip olmak çok önemli. Bu sıfatı hak kazanmış bölgeler, turizmde ciddi bir patlama yakalıyor" dedi.
Panelin son konuşmacısı Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Orhan Terzioğlu, tarihte ilk defa su ile tedavi yöntemini uygulayan, telkin ve rüya yolu ile tedavi yöntemini uygulayan Dünya'nın ilk sağlık yurtlarından birisi olan Asklepion'un UNESCO listesinde yer alması gerektiğinin altını çizdi. UNESCO listesine girme kriterlerinden bir çoğunu Asklepion'un fazlasıyla taşıdığını ifade eden Prof.Dr. Terzioğlu, "Yunanistan'daki Epidaurus Asklepios Barınağı ile Bergama Asklepion'u kıyasladığımızda, Epidaurus'ta ayakta kalan bir tek eser bile yokken, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alıyor. Ama birçok yapısı halen sağlam bir şekilde duran Bergama Asklepion'u bu listede yer almıyor. Bunu sağlamak için Bergama'da yaşayan herkesin çok çalışması gerekiyor" dedi.
Panelin yöneticisi İstanbul Vali Yardımcısı Feyzullah Özcan, UNESCO listesine girmek için olmazsa olmazların başında; Alan Yönetim Planı geldiğine dikkat çekti. Vali Yardımcısı Özcan, "UNESCO dünya miras listesi aday adaylığı süreci için hazırlık yapan Bergama, bu konuya dikkat etmeli. Çalışmalarına bu noktadan başlamalı" dedi. Bergama Kuzey Ege, 15.01.2010 |
|
![]() |
KARUN HAZİNESİ'NE AİT KOLYEYİ SATMAYA KALKTILAR
İstanbul polisi, tarihi eser kaçakçısı gibi davranarak düzenlendiği operasyonda Lidyalılardan kalma 2 bin 300 yıllık altın bir kolye ele geçirdi.
Kolyenin, zenginlik sembolü 'Karun Hazinesi'nin bir parçası olduğu belirtildi. İhbar üzerine harekete geçen Mali Şube ekipleri, tarihî altın bir kolyeyi satmaya çalışan T.Ü. ile alıcı gibi davranarak bağlantı kurdu. Bir tekstil firmasında danışmanlık yapan şahıs, Küçükçekmece'de gerçekleştirilen pazarlık sırasında kolyenin Lidya Kralı Karun'un hazinesinde yer aldığını öne sürerek 1 milyon dolar istedi. Kolyeyi gösterdiği sırada gözaltına alınan zanlı, adliyeye sevk edildi. Arkeoloji Müzesi ekiplerince yapılan incelemede 22 ayar ve 45 gram ağırlığındaki kolyenin Lidyalılara ait olduğu belirlendi. Uzmanlar, MÖ 300 yılına ait olan takının, Lidya'nın o dönemki prensesi tarafından kullanıldığını tahmin ediyor. Zaman, Haber: Orhan Fırat, 15.01.2010 |
YALITIMINDA POLİÜRETAN KÖPÜK KULLANILDI
Mudurnu'da yıllara meydan okuyamayan konakların restorasyon işlemleri devam ediyor.
Bolu Olay, 15.01.2010 |
|
|
TUNCA NEHRİ'NİN DEBİSİ ARTTI
Edirne'de etkili olan son yağışların ardından Tunca Nehri'nin debisi arttı.
Nehir suları köprünün üst kesimlerine kadar ulaşırken, bölgede şu an için bir taşkın tehlikesi bulunmadığı bildirildi. Tunca Nehrinin debisi, Suakacağı bölgesinde 77 metreküp-saniye olarak ölçüldü. Debinin artmasıyla birlikte Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Sarayiçi mevkiinde de küçük su birikintileri oluştu. Edirne Kent Haber, 14.01.2010 |
1602 yılında çizilmiş, 4 asırdan daha yaşlı haritada, Çin dünyanın merkezi olarak gösteriliyor!
Amerika'nın Florida eyaletini "The Land of Flowers", "Çiçeklerin Diyarı" olarak adlandıran ve Çin'in dünyanın merkezinde gösterildiği harita, Amerika'da, Kongre Kütüphanesi'nde sergileniyor.
Çin'e Amerika'yı tanıtmak için hazırlanan harita, 1600'lerin başında şu anki Pekin'in bulunduğu bölgede yaşayan Matteo Ricci adlı İtalyan bir misyoner tarafından çizilmişti.
Ricci'nin haritayı 1602
yılında İmparator Wanli'nin isteğiyle çizdiği
biliniyor.
"Eski günlerde, kimse Kuzey ve Güney Amerika ve Magellanica gibi yerler olduğunu bilmezdi" diye haritasına not düşen Ricci'nin "Magellanica" olarak adlandırdığı bölge Avustralya ve Antarktika. Ricci'nin bu haritası, "Kartografi'nin Kara Lalesi" olarak adlandırılıyor, çünkü bulunması çok zor.
Kent Haber, 14.01.2010 |
|
AYDIN'IN 'AYDIN'LARI KARACASU'DA Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 14.01.2010 |
|
![]() |
VAKIFLAR TARİHE SAHİP ÇIKIYOR
Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Bursa ve çevresinde unutulmaya yüz tutmuş birçok tarihi eseri gün yüzüne çıkardı. Vakıflar, Bursa ve çevresinde son 6 yılda 21 milyon lira ödenek ile 85 adet tarihi eseri ayağa kaldırdı.
Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 2009 yılında yaptığı çalışmalarla birçok eseri gün yüzüne çıkarttı. Vakıflar, geçen yıl Yıldırım`da bulunan ve 1929 yılında Hacı Resul Mehmet İpekçi tarafından yaptırılan Mücelleddin Camii'ni, yaklaşık 180 bin liralık ödenekle restore ettirerek halkın hizmetine sundu. Ayrıca Bilecik'te yapılan kazı araştırmaları sonunda Osmangazi, Emirler ve Karacalar camileri ile Süleymanpaşa ve Emirler hamamlarının kalıntılarına ulaştı.
Bursa Olay, 14.01.2010 |
KONAK VE MÜZEYE ZİYARETÇİ AKINI
Ordu Paşaoğlu Konağı ve Etnoğrafya Müzesi'ni 2009 yılında yaklaşık 14 bin kişinin ziyaret ettiği bildirildi.
İl merkezinde Selimiye Mahallesi'nde bulunan Paşaoğlu Konağı ve Etnoğrafya Müzesi'ne yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor. 2009 yılında toplam 14 bin 551 kişinin ziyaret ettiği müzeyi yıl içerisinde 86 da yabancı turist gezdi. Müzeyi ziyaret edenlerin büyük bir bölümünü öğrenci grupları, 17 yaş altı ve yaşlılar oluştururken, 13 bin 493 kişi müzeyi parasız ziyaret etti. 2009 yılında yaklaşık 2 ay süren tadilat nedeniyle ziyaretçi sayısında az da olsa düşüş yaşandığını ifade eden Müze Müdürü Halil Coşar, 2010 yılında çok daha fazla ziyaretçi beklediklerini söyledi. Özellikle okulların bitmesiyle öğrencilerin oluşturduğu turların Ordu'ya geldiklerinde kesinlikle müzelerine uğradığını ifade eden Coşar, öğrenci ve öğretmenlere ücretsiz hizmet verdiklerini kaydetti. Müzede yaklaşık 3 bin eserin bulunduğunu hatırlatan Coşar, müze kart uygulaması ile 2009 yılında bin 756 kişinin müzeyi ziyaret ettiğini belirtti.
Paşaoğlu Konağı'nın, Karadeniz Bölgesi'nde bulunan ve geçen yüzyıldan zamanımıza ulaşan sivil mimarinin ender örneklerinden biri olduğunu dile getiren Coşar, 3 TL karşılığında müzenin gezilebileceğini sözlerine ekledi. Ordu Kent Haber, 13.01.2010 |
![]() |
|
İGM TARİHİ OKULU RESTORE ETTİRİYOR
Cumhuriyet ile yaşıt Türkiye’nin ilk okullarından biri olan ve yıllardır atıl vaziyette bulunan Kütahya’nın Simav İlçesine bağlı Demirciköy beldesindeki okul, Kütahya İl Genel Meclisi tarafından aslına uygun bir şekilde restore ediliyor.
AKP Simav İlçe Başkanı Mehmet Yağcı, Kütahya İl Genel Meclisinin Kültür Varlıkları Bölümü'nden sağladığı 50 bin liralık ödenek ile tarihi okulun restorasyonuna başlandığını ve kısa sürede büyük mesafeler alındığını söyledi.
Kütahya İl Genel Meclisi Daimi Encümen üyesi Hüseyin Kalaycık ile birlikte çalışmaları takip etmek üzere Demirciköy beldesine giden AK Parti Simav İlçe Başkanı Mehmet Yağcı, çalışmaların aslına uygun bir şekilde sürdürülmesine özen gösterildiğini anlattı. Yağcı, ilgisizlik yüzünden harabeye dönüşen okulu aslına uygun bir şekilde restore ederek yeniden hayat bulmasını sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.
Başkan Yağcı, tarihine sahip çıkmayan bir milletin geleceğini de düşünemeyeceğini ve bu yüzden tarihine sahip çıkan Kütahya İl Genel Meclisi'nin 37 üyesini de gönülden tebrik ederek teşekkür ettiğini bildirdi. Kütahya Kent Haber, 13.01.2010 |
MIAMI SANAT MÜZESİ'NDE MİMARLIK VE SANATI BİR ARAYA GETİRMEK
Neden iyi bir çağdaş sanatlar müzesi tasarlamak çok zor?
Bu soru sanatseverleri uzun bir süredir rahatsız ediyordu. Son yıllarda birçok sanat merkezi etkileyici müzeler inşa etmek için yola koyuldular ama hemen hemen inşa edilen her projede mimarlar sanat eserlerinin sergilenmesi ihtiyacı ile mimari ifade arasında doğru bir denge kurmada zorlandılar. Bu kadar sanat müzesi inşa edilmesine rağmen bu soru halen sorulmaya devam ediyor.
Herhalde hiçbir mimar bu problemi çözmek için
İsviçreli mimarlar Jacques Herzog ve Pierre de
Meuron kadar uğraşmamıştır. 2001 yılından beri
Londra'nın simgelerinden birisi olan ve bu şehiri
sanat başkentlerinden birisi olmasını sağlayan Tate
Modern'in açılmasından sonra Jacques Herzog ve
Pierre de Meuron dünyanın dört bir tarafında, her
birisi beklenmedik bir şekilde kışkırtıcı, yeni
sanat müzeleri tasarladılar. Miami Sanat Müzesi'nin tasarımındaki amaç
geçmişte kalmış tarihi formların yeniden yaratılması
değil. Tam tersi burada gerçekleşen bu tarihi
formların parçalanması, sonra bir araya getirilip
yepyeni bir şey yaratılması. Adeta müzenin tasarımını
gerçekleştiren bu mimarlar geçmişe bakıp, kendi
tasarımları da dahil olmak üzere, müze tasarımının
nasıl evrim geçirdiğini incelemişler.
Müzenin doğu tarafında Biscayne Körfezi ve güney tarafında, gelecek sene inşaatına başlanacak, oldukça büyük bir park yer alıyor. İçinde Grimshaw Mimarlık tarafından tasarlanan bir Bilim Müzesi'nin de yer alacağı bu parkın şehrin kültürel kalkınmasına yardımcı olması amaçlanıyor. Jacques Herzog ve Pierre de Meuron'un bu müze tasarımının geçmişte inşa edilmiş klasik ve modern müze örnekleri ile son derece sağlam bir ilişkisi var. Bu müze adeta İkinci Dünya Savaşı'ndan önce inşa edilmiş sanat merkezlerinden başlayan, Mies van der Rohe'in Yeni Ulusal Galeri (New National Gallery) ve Karl Friedrich Schinkel'in Neo-Klasik tarzdaki Altes Müzesi ile devam eden ve de Partenon'a kadar uzanan bu güçlü aile ağacının önemli bir parçası olacak. Bu iki mimar yapıyı, adeta sanatın yüksek pozisyonunu temsil edercesine, betonarmeden oluşan bir platforma yerleştirmekle yapının ihtişamlı ve gururlu olma hissini bizlere de hissettirmek istiyorlar. 55 metre genişliğinde, son derece geniş bir alana yayılmış yapıyı sahile bağlayan merdivenler New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nin ihtişamlı merdivenlerini anımsatıyorlar. Tek farkı bu yeni yapıdaki merdivenlerin manzarasının çok daha güzel olması. Ayrıca ikinci bir daha ufak bir merdiven yapıyı parka bağlıyor.
Bu yapının farklı ve beklenmedik olacağı, daha ilk aşamada hissedilen hafiflikle, kendini belli ediyor. Normalde son derece ağır ve kalın bir platforma oturması beklenen yapının taban bölgesi, aksine son derece ince bir betonarme yüzey olarak tasarlanmış. Bu şekilde uzaktan bakıldığında adeta yerden yükselmiş ve havada yüzüyormuş gibi görünecek. Bu tabanın üzerinde giriş alanı ve lobi, bir restaurant, oditoryum ve galeriler adeta kutu şeklinde mekanlar olarak tasarlanıp bu mekanların bir araya getirilmesi ile oluşturuluyor. Bu kutu şeklindeki fonksiyonların bazıları ana tabana yayılırken, bazıları da taban üzerinden dışarı sarkıyor.
Uzaktan gözlemlendiğinde müze sanki
yükseliyormuş, hatta bazı bölgeleri farklı yönlere
uçuyormuş hissi verecek. Gözlemleyenler aynı zamanda
sadece çatının ve yapıyı destekleyen kolonların
yapıyı bir arada tuttuğu izlenimini edinecekler.
Bahçeler ve ışık kuleleri betorname tabana yer yer
yerleştirilmişler. Bazıları 12 metreye kadar uzanan
ve çatıdan dışarı sarkan bahçeleri görenler sanki
yapı çevresini saran doğa tarafından yutulmuş
zannedecekler. (Bu sahne kıyamet sonrası bir
fanteziyi akla getiriyor.) Yapının ortasında yer alan ikinci bir merdiven ise ikinci katta yer alan galerilere çıkıyor. Galerilerin çoğunluğu anlaşılır bir şekilde yan yana dizilmişler. Bazı noktalarda ziyaretçilerin rutin yoldan çıkıp "odak noktası" olan ve belirli sanatçılar için kullanılacak küçük çaplı galerilere yönlenmesi de amaçlanmış.
Bazı galerilerde tabandan tavana pencerelerin yer alması bir müzede rahatsız edici bulduğum mimari anlayışlardan birisidir. (1990'lı yıllarda mimarlık dünyasında yaygınlaşan ve de halen bazılarının kabul ettiği klişelerden birisi, müzeleri tasarlarken ziyaretçilerin yorulmasını önlemek için tedbirler almak gerektiğiydi.)
Öte yandan mimarlar hareket eden duvar sistemleri tasarlamaya başladıklarından beri pencereleri gerektiğinde kapatmak veya galerileri daha küçük alanlara bölmek fırsatını elde ettiler. Bu esneklik Miami Sanat Müzesi gibi projelerde özellikle önem taşıyor çünkü, tıpkı geçmişte genişleme planlarını uygulayan diğer müzeler gibi, Miami Sanat Müzesi'nin şu aşamada limitli bir koleksiyonu olsa da zaman içinde bunu genişletmek amacındalar.
Maja Oeri'nin vizyonu ve mimarlarının yaratıcılığı sayesinde tasarlanıp inşa edilen Schaulager'de yer alan etkileyici orjinallik Miami Sanat Müzesi'nde yok. Yapının ana galerilerinden depolara (bu depolar bir nevi özel izinle girilebilecek ve sanat eserlerinin daha yoğun depolandığı sergi mekanları olarak düşünülebilir) kolaylıkla geçilebilmesi sanat ile sürekli yakın temas içinde olmaya olanak sağlayacaktır ve gerisi kolaylıkla gelecektir.
Miami Sanat Müzesi projesi, mimarın yerel yönetim, belediye ve müze yetkilileri ile aynı zamanda çalışması ve anlaşmaya varmasını zorunlu kılan standart ama çekişmeli bir proje olacak. Bu proje aynı zamanda çağdaş sanat müzelerini çelişkili ve zor projeler yapan konulara yani kültür turizminin yerel ekonomideki artan önemi, sanat camiasının değişmeye başlayan doğası ve görece daha yeni sanat eserlerinin değerlendirilmesi gibi sorunlara da çözümler üretmeye çalışacak.
Miami Sanat Müzesi, yakın zamanda inşa edilen birçok müzenin aksine, bazı sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor ki bu küçümsenecek bir başarı değil. Bu proje oluşturulması kolay olmayan bir orta yolda buluşmaya çalışıyor, yani hem etkileyici bir mimarlık anlayışını ortaya koymayı hem de müze çalışanlarını ve ziyaretçileri rahat ettirecek bir ortam sağlamayı hedefliyor. Arkitera, Kaynak: New York Times, Yazı: Nicolai Ouroussoff, Çeviren: Serzan Gök, 13.01.2010 |
|
KALEKONDULAR YIKILACAK
Yaklaşık 3 bin yıllık Tarihi Sinop Kalesi üzerine yapılan ve halk arasında "kale kondu" olarak tabir edilen evlerin yıkılması için başlatılan çalışmalar sürüyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, kalekonduların yıkılması ve düzenleme çalışmaları kapsamında bu yıl için bakanlıktan 1 milyon TL ödenek talep ettiklerini söyledi. 2009 yılında 650 bin TL'lik restorasyon çalışmaları sonucunda 22 evden ikisini kamulaştırdıklarını belirten Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, "Şuan bizim için acil olan konu Sinop Tarihi Cezaevi'nin arka kısmındaki batı surlarının onarımı. O nedenle gönderilecek olan ödenekle o bölümü yapacağız. Çalışmalarımızı restorasyon yaptığımız bölgeye denk gelecek kalekonduları kamulaştırarak sürdüreceğiz" diye konuştu. Sinop Kent Haber, 13.01.2010 |
|
![]() |
TOPRAK KAYDI, İKİ BİN YILLIK DUVAR ORTAYA ÇIKTI
Malatya’nın Orduzu beldesinde sit alanı olarak belirlenen Karamildan Tepesi’nde meydana gelen toprak kayması sonucu, 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen duvar ortaya çıktı. Radikal, Fotoğraf: Cnn Türk, 13.01.2010 |
EN GÜZEL ARMAĞANLAR!
“Armağan”
geçmişten bugüne tüm dünya kültürlerinde var; çünkü
insanın insana verdiği “değer”in ürünü; sevginin
nişanesi... “Yılbaşı armağanları” da her yeni yılın
“umut”la karşılanmasından kaynaklanan evrensel bir
gelenek. Nitekim Kuzey Yarımküre’de kıştan yaza
geçilirken “doğanın yılbaşı”nı kutlayan tüm
kültürlerde de “Nevruz armağanları” vardır. Örneğin
Azeriler, her 21 Mart’ta “semeni” denilen süslü
tabaklarda yeşertilmiş “bahar filizleri”ni armağan
ederler. “Semeni şarkısı”nda da vatan sevgisini dile
getirirler: Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 13.01.2010 |
|
ÇALINTI MONET BULUNDU
Polonya polisi, ülkenin batısındaki Poznan'da yaklaşık 9 yıl önce çalınan Claude Monet'ye ait bir tabloyu buldu.
Poznan Emniyet Müdürlüğü sözcüsü Andrzej Borowiak, izlenimci ressamın “Pourville Plajı” adlı tablosunun bulunduğunu belirttiği açıklamasında, “Bir kişiyi dün Olkusz'da yakaladık. Tabloyu çalan kişinin bu kişi olduğuna inanıyoruz” ifadesini kullandı.
Sözcü, tablonun iyi koşullarda saklanmış olduğunu, görünen bir hasarın tespit edilmediğini de sözlerine ekledi. Monet'nin 1882'de resmettiği 60x73 santimetrelik yağlıboya tablosu 19 Eylül 2000'de Poznan Ulusal Müzesi'nden çalınmıştı. Hırsız, tabloyu çerçevesinden kesmiş, yerine bir kopyasını yerleştirmişti. Hürriyet, 13.01.2010 |
|
TARLABAŞI YOK OLUYOR! Evrensel, Haber: Eylem Lodos - Büşra Yılmaz , 13.01.2010 |
|
SULUKULE NEREYE GİTTİ?
Sulukule üzerinden rant sağlanıyor
Sulukule Roman Orkestrası müziğiyle sesini duyuruyor Cnn Türk, Haber: Şerife Türk/MİHA, 13.01.2010 |
|
|
ŞÜPHELİ ARAÇTA TARİHİ ESER
Zeytinbağı`nda içinde 5 kişinin bulunduğu aracı durduran Jandarma, yaptığı aramada bir adet heykel, 3 mühür ve arkeoloji çalışmalarıyla ilgili bazı dokümanlar ele geçirildi.
Roma dönemine ait eserler Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Gözaltına alınan 5 kişi Adliye'den serbest bırakıldı. Bursa Olay, 13.01.2010 |
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA SUÇÜSTÜ
Mali polis ekipleri, ellerinde bulunan tarihi eserleri yurt dışına pazarlamak isteyen bazı şüphelilerle alıcı rolünde irtibat kurdu. Eserler için 1 milyon dolar isteyen R.İ ve oğlu B.İ., pazarlık sırasında yapılan operasyonla suçüstü yakalandı. Şüphelilerle birlikte Bizans dönemine ait 7 adet pişmiş toprak çömlek, 35 adet sikke ve çeşitli objeler ele geçirildi. Baba oğul, tarihi eserlerin kendilerine dedelerinden kalma olduğunu ileri sürdü. Türkiye Gazetesi, 13.01.2010 |
|
Ölü doğmuş bir projenin cenazesi de şenlikli oluyormuş: İKİBİN(S)ON |
|
'KÜLTÜR BAŞKENTİ' AÇILIŞI İÇİN 8.5 MİLYON TL Sabah, Haber: Recai Kömür,
13.01.2010
“İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti” projesi
çerçevesindeki etkinlikler, yarın başlıyor. Mevcut
koşullar ve yetersiz hazırlıklar açısından
İstanbul’un ne ölçüde “Avrupa Kültür Başkenti”
sayılabileceği konusunda bugüne kadar epey yazılıp
çizildi. Bu arada, örneğin opera ve konser salonları
kapalı, tiyatro mekânları yetersiz, yüzyıllardır
içinde barındırdığı kültürün ve ‘kültürlerin’ gerçek
anlamda çözümlemeleri yeterince yapılmamış, aslında
başlı başına bir kültürel zenginlik oluşturabilecek
‘kozmopolit’, yani çok-kültürlü doğal yapısı, bu
niteliği neredeyse yadsıyan tutumların baskısıyla
gölgelenmiş bir kentin ‘kültür başkenti’ diye
adlandırılmasının ne büyük bir çelişkiyi sergilediği
de vurgulandı. Cumhuriyet, Yazı: Ahmet
Cemal, 15.01.2010
Yarın (16 Ocak) İstanbul'un dört bir yanında büyük kutlamalar var. İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti (AKB) resmi açılış kutlamaları bunlar! Cumartesi akşamı, ses, ışık, müzik, tiyatro, İstanbul'un pek çok semtinde ayrı ayrı gösteriler düzenlenecek, AKB Ajansı'nın deyişiyle "2010 enerjisi İstanbul'a yayılacak..."
Başvurusu 2000 yılında gerçekleştirilen Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları, 13 Kasım 2006'da İstanbul'un, Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Peç kentiyle birlikte kültür başkenti olarak resmen seçilmesiyle hız kazandı. 1980'lerde ve 90'larda Atina, Amsterdam, Floransa, Berlin, Paris, Madrid, Lizbon gibi büyük ve tarihi kentlerin ardından 2000'lerde görece daha küçük ve birden fazla sayıda kent Avrupa kültür başkenti olarak seçilmeye başlandı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da İstanbul gibi önemli ve tarihi bir kent için pek de içine sindiremediğini ifade ettiği "Kültür Başkenti" unvanı zaman zaman eleştirilse de, İstanbul için olumlu bir hareketlilik yaratacağı beklentisiyle pek çok çevreden yine de destek gördü.
Yerel ve merkezi yönetim düzeyinde ciddi olarak "iş edinilen" kültür başkenti organizasyonları için ciddi bir kamusal kaynak da ayrıldı. Ayrılan kaynağın kullanımı ve etkinliklerin organizasyonu için de sivil toplum kuruluşlarının ve bürokratların birlikte çalışacağı bir AKB Ajansı oluşturuldu. Ancak 2 Kasım 2007'den beri gerek ajans bünyesinde yaşananlar, peş peşe gelen istifalar, gerekse İstanbul'daki uygulamalar, Avrupa Kültür Başkenti unvanının İstanbul kenti ve İstanbullular için umulan faydayı sağlamaktan uzak olduğu izlenimi yarattı.
Önceleri 1 milyar lira civarında olacağı söylenen AKB Ajansı'nın gelirleri, açıklanan rakamlara göre 2008 ve 2009 (10 aylık) yıllarında toplam 172 milyon lira olarak gerçekleşti ve bunun 98,7 milyon lirası harcandı. Yine AKB Ajansı'nın açıkladığı verilere göre 2010 Kültür Başkenti kapsamında 467 proje kabul edildi ve bunlar için toplam 374,5 milyon liralık bütçe harcaması öngörüldü. 2008-2009 döneminde projelere aktarılan kaynak ise 29,4 milyon lira düzeyinde gerçekleşti. Buna göre gelir-gider farkı olarak kasada bulunan 73,3 milyon lirayı da sayarsak, 2010 sonuna kadar yaklaşık 345 milyon lirası projeler için harcanmak üzere yönetim ve Kültür Bakanlığı'na yapılan aktarmalar da dahil 400 milyon lira civarında bir giderin finansmanı için yaklaşık 330 milyon liralık bir kaynağın daha AKB Ajansı'na aktarılması gerekiyor. Böylece 2008, 2009 ve 2010 yıllarında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesi için harcanacak kaynak, hemen hemen 500 milyon liraya ulaşıyor. 2008-2009 yıllarındaki gerçekleşmelere bakacak olursak AKB Ajansı'nın kullandığı kaynağın yüzde 3'ünü faiz gelirleri, 1,9'unu AB tahsisleri, 0,8'ini sponsorluk gelirleri, 0,6'sını İTO ve İSO, 0,6'sını İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İl Özel İdaresi karşılamış. Bu kaynağın geri kalan yüzde 93'ünü ise Maliye Bakanlığı; bir başka deyişle bütün Türkiye'deki vergi mükellefleri sağlamış. (Hesaplamalar www.istanbul2010.org <http://www.istanbul2010.org/> adresindeki finansal tablolara ve proje bilgilerine dayanarak yapıldı)
Bu verilerden sonra AKB Ajansı'nın web sitesinden 2010 projesinin ne olduğuna ilişkin birkaç satırbaşını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu sitede "Avrupa Kültür Başkenti nedir?" başlığının altında şu ifadelere yer veriliyor:
- Genç ve dinamik nüfusu, yaratıcı bir enerji oluşturarak, Türkiye'nin bir aynası olan İstanbul'u dünyanın en dinamik kentlerinden biri haline getirmektedir. İstanbul'da özellikle son yirmi yılda gelişen kültür bilinci, kültür yaşamına da yansımaktadır.
- İstanbul, her geçen gün, yalnız İstanbullular için değil, tüm dünya için bir çekim alanı, bir kültür ve sanat merkezi niteliği kazanmaktadır.
- İstanbul'un başarılı bir Avrupa Kültür Başkenti olması, İstanbulluların bu projeyi benimsemeleri ve en geniş katılımla desteklemeleriyle gerçekleşecektir.
"İstanbul'a katkıları" başlığı altında ise şu ifadelere yer veriliyor:
- İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, daha şimdiden dünyanın ilgiyle izlediği bir kültür sanat merkezi olan İstanbul'un tüm potansiyelinin ortaya çıkacağı, her kesimden İstanbullunun katılacağı, sahipleneceği, kültür ve sanatın tüm görkemiyle yaşanacağı büyük bir katılım projesidir.
- İstanbul'un eşsiz kültürel mirası ve yaratıcı kültür kapasitesinin turizme yansıtılması, yurtiçi ve yurtdışında İstanbul'a ilişkin var olan algıların güçlendirilmesi ve zenginleştirilmesi, turizm açısından gerekli kentsel altyapının iyileştirilmesi, hizmet kalitesinin yükseltilmesi çalışmaları ile İstanbul'un önemli bir kültür turizmi destinasyonu olmasına da katkıda bulunulması hedeflenmektedir.
- İstanbul'un sadece tarihi birikimi ile değil, kültür sanat etkinlikleri ile de uluslararası arenada etkin tanıtımın yapılması sayesinde, gerçek bir kültürel deneyim yaşamak isteyen ziyaretçilerin İstanbul'a yönlendirilmesi ve ziyaretçilerin kentteki ortalama kalış sürelerinin uzatılması, hem İstanbul'un tanıtımına katkıda bulunacak hem de çeşitli ticari faaliyet kollarında daha fazla gelir elde edilmesini sağlayacaktır.
Yarın, eğer İstanbul'daysanız kutlamalara katılın, İstanbul'da değilseniz televizyonlardan izleyin; haftaya bu resmin içinde neler olduğunu konuşacağız... Dünya, Yazı: Güventürk
Görgülü, 15.01.2010
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, kentin tanıtımı amacıyla, başvuran 2 bin 329 projeden 518'inin kabul edildiğini belirterek, ''Bugüne kadar yaklaşık 122 milyon lira harcama yapıldı. Bunun 35-40 milyon lirası tarihi eser onarımına aktarıldı'' dedi.Kurt, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve etkinlikleri hakkında bilgi verdi.
Toplam 136 personeli olan Ajansın 2008 yılında tahmini gelir bütçesinin 285 milyon lira olarak düşünülmesine karşın gerçekleşen gelirin 78 milyon lira olduğunu ve yılın 40 milyon 374 bin TL harcamayla kapatıldığını belirten Kurt, 2009 yılında da 805 milyon liralık bir gelir öngörüldüğünü, ancak 259 milyon liralık gelirin 82 milyon lirasının harcandığını anlattı.
Kurt, Ajansın kurulduğundan bugüne kadar yaptığı harcamanın yaklaşık 122 milyon lira olduğunu belirtirken, ''Bunun yaklaşık 35-40 milyon TL'lik kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Türkiye'nin değişik yerlerindeki tarihi eserlere aktarılmıştır. Bu rakam da düşüldüğünde Ajansın reel olarak 2008-2009 yılında harcadığı para yaklaşık 80-85 milyon TL aralığındadır'' dedi.
Kültür Başkenti Ajansının, misyonunu yerine getirebilmesi için kendisine kentsel projeler ve kültürel miras, kültür sanat, turizm ve tanıtma olmak üzere üç temel stratejik alan belirlediğini belirten Kurt, kültürel mirasla ilgili Koordinasyon Kurulunun, 2009 yılında bütçesinin yüzde 70'inin, 2010 yılında da yüzde 60'ının, birinci stratejik alana ayrılmasını kabul ettiğini kaydetti.
Ayasofya'daki iskele sökülüyor İkinci alanda Kültür sanat etkinlikleri ve faaliyetlerinin planlanmasının yer aldığını, ayrıca turizm ve tanıtma alanında da planlanan faaliyetlerin yürütüldüğünü belirten Kurt, tüm bu faaliyetlerle ilgili Ajans kurulduğunda kamuoyuna yaptığı proje çağrısı üzerine 15'e yakın disiplinde proje başvurusu yapıldığını bildirdi.
Ajans Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, Ajansın ''önceden öngörülemeyen bir proje sağanağı altında kaldığını'' belirterek, şunları kaydetti: ''Ajansa 2 bin 329 adet proje geldi. Bu projelerin rakamsal tutarı 3 milyar 271 milyon TL'dir. Ajansı en çok yoran ve çalışmasını kilitleyen noktalardan birisi bu. Bu projeler Ajansın mevcut kuruluş yasası, yönetmeliği ve yönergeleri çerçevesinde ilgili komite tarafından değerlendirildikten sonra Yürütme Kuruluna getiriliyor. Kurul da o alandaki uzmanların görüşleri doğrultusunda projeleri 2010 programına dahil ediyor veya etmiyor. Bu süreçte yaklaşık bin 824 proje değerlendirildi. Bunlardan 518'i İstanbul 2010 programına dahil edildi. 1306 proje reddedildi. Kabul edilen projelerin toplam bütçesi ise 396 milyon 391 bin 810 TL.''
Başvuruların 100'ünün Ajansa, 11'inin sivil toplum kuruluşlarına, 60'ının üniversitelere, 34'ünün belediyelere, 89'unun kamu kuruluşlarına, 76'sının ticari işletmelere, 49'unun da şahıslara ait olduğunu belirten Kurt, ''Projelerin yüzde 68'i kentsel kültürel mirasa ilişkin, yüzde 32'si de kültür sanat ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin'' dedi.
AKM 2010'a
yetişmiyor
İhale kararının onaylanmasının ardından, sözleşme yapılacakken, açılan dava üzerine mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar verdiğini belirten Kurt, bu kararın ardından İstanbul'un kültürel mekan ihtiyacı ve binanın mimari önemi göz önünde bulundurularak, uygulamaya devam edebilmek için ilgili taraflarla görüşmeler yapıldığını ve projelerin revize edilmesi konusunda mutabakat sağlandığını anlattı.
Kurt, 30 Eylül 2009 tarihi itibariyle proje revizyonlarının Koruma Kuruluna teslim edildiğini belirterek, ''Ajans olarak AKM'nin yenilenmesi için gerekli kaynağı ayırdık. Ancak modern Cumhuriyetin en parlak yapılarından birisi olacakken mahkeme kararıyla durduruldu'' dedi.
''2010
projeler"
Bu arada Rami Kışlası'nın Kültür Merkezi-Kent Müzesi olarak kullanımına yönelik restorasyon projelerinin de Koruma Kurulunca onaylandığı bildirildi. Cumhuriyet, 15.01.2010
İstanbul, bu yılın Avrupa Kültür Başkenti. Yedi tepeli şehir, Avrupa’nın kültür başkentliğini bugün Haliç Kongre Merkezi’nde yapılacak resmi törenle ilan ediyor. Görkemli açılışa 300 sanatçı katılacak ve Avrupa Kültür başkentliği Taksim, Kadıköy, Beylikdüzü, Sultanahmet, Pendik ve Bağcılar’da verilecek halk konserleriyle kutlanacak.
Etkinlikler bu kadarla sınırlı değil elbette. Denizcilik, dış ilişkiler, eğitim, edebiyat, geleneksel sanatlar, kent kültürü, görsel sanatlar, kentsel projeler, klasik Türk müziği, kültürel miras ve müzeler, müzik ve opera, reklam ve pazarlama, sahne ve gösteri sanatları, turizm ve tanıtım ve kentsel uygulamalar alanlarında onlarca proje hayata geçirildi. Bu proje ve etkinliklerin bir kısmı sadece meraklısına seslense de büyük bölümü tüm İstanbulluların ilgisini çekecek kadar cazip. Seçim yapmanızı kolaylaştırmak için jürinin önerileriyle aralarından 10 tanesini seçtik.
Liste:
1. ADEM’İN YAKARIŞI Günümüzün Mozart’ından Dünyanın en önemli çağdaş bestecilerinden Arvo Part’ın klasik müzik eseri. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul ile 2011 Avrupa Kültür Başkenti Talin’in ortak projesi. Dünya prömiyeri, 7 Haziran’da 38. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında, Aya İrini’de yapılacak. Tonu Kaljuste yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasıyla Estonya Filarmonik Oda Korosu ve Vox Clamantis toplulukları tarafından seslendirilecek. Konserde yer alacak vokal topluluklarından Estonya Filarmonik Korosu’nun CD kayıtları birçok kez Oscar ve Grammy Ödülleri’ne aday gösterilmiş.
2. PİNA BAUSCH’UN İSTANBUL’U Şehre bir sevgi gösterisi 2009’da kaybettiğimiz ünlü Alman koreograf ve dansçı Pina Bausch’un son projelerinden biri. 21-23 Haziran’da Uluslarararası İstanbul Tiyatro Festivali ortaklığıyla gösterilecek. Bausch’un “Kentler ve İnsanlar” projesinin bir ayağı. Sanatçının, İstanbul’dan esinlenerek yarattığı “Nefes” adlı projesi ölümünden önce Türkiye’de de sergilenmişti. İstanbul’a sevgisini dile getirdiği bir dans gösterisi. Mercan Dede’den Burhan Öçal’a, Suren Asaduryan’dan Tom Waits’e kadar pek çok ünlü müzisyenin imzasını taşıyan müzikleriyle daha da zenginleşen bu gösteri; İstanbul’un dişiliğini, kırılgan, özgür, mistik ve modern yönlerini anlatıyor.
3. U2 360 TOUR KONSERİ Muhteşem bir şölen
4. İSTANBUL’UN ORTA YERİ SİNEMA Beyazperdedeki İstanbul İstanbul’u fon olarak kullanan yerli ve yabancı filmlerin üzerinden İstanbul’u anlatacak bir belgesel projesi. Filmlerde rol alan oyuncular, zamanda yolculuk yaparcasına o mekanların bugünkü yerlerinde filmlere ve sinemaya dair görüşlerini aktaracak. Hem İstanbul’un zaman içinde geçirdiği değişimi hem de Türk filmlerinin tarihsel gelişimini gösteren bu çalışmayı, Türk sinemasının emektarlarından ünlü yönetmen ve senaryo yazarı Safa Önal hazırladı. Belgeselin ilk gösterimi 12 Şubat’ta Kadırga Kültür Merkezi’nde.
5. 40 YAZARDAN 40 SEMT 40 KİTAP Semtinizi bir de böyle dinleyin 40 yazarın kendi semtlerini anlattıkları 40 kitaplık bir anıt proje. Her semtin ayrı bir hikayesi, ayrı bir kimliği ve ayrı bir ruhunun olduğu fikrinden yola çıkıldı. İstanbul’da doğmuş veya yaşamış 40 yazar, İstanbul’un 40 semti üzerine duygularını, düşüncelerini ve anılarını yazdı. Dizinin yönetmenliğini Ömer Asan, danışmanlığını Eray Canberk, editörlüklerini de Gülsüm Cengiz ve Süleyman Faruk Göncüoğlu yaptı. Adnan Özer, Gaziosmanpaşa’yı, Ali Taygun Kurtuluş’u, Doğan Hızlan Kocamustafapaşa’yı, Gülsüm Cengiz Kuzguncuk’u, Gündüz Vassaf Levent’i, Haydar Ergülen Cihangir’i, Hıfzı Topuz Nişantaşı’nı, Nail Güreli Cağaloğlu’nu, Selçuk Erez Bakırköy’ü anlatıyor.
6. İSTANBUL MAHKEMELERİ KADI SİCİLLERİ Osmanlı’nın hafızasına girin İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM) ile yapılan işbirliği sonucunda, yüzyıllardır arşivlerin tozlu raflarında bekleyen, toplumsal tarih kayıtlarımız olan kadı sicilleri gün ışığına çıkıyor. Sosyal ve iktisadi tarihin önemli bir kaynağı olan ve dünyada bir benzeri bulunmayan 10 bin ciltlik zengin bir koleksiyon oluşturan İstanbul Mahkemeleri Kadı Sicilleri’nin yayımlanmasıyla İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası hakkında başta akademik çevreler olmak üzere geniş kitleler bilgilendirilecek. Bu projeyle 30 ciltlik bir seçmeler külliyatının yayımlanması hedefleniyor.
7. ULUSLARARASI OPERA FESTİVALİ Operayı seveceksiniz Tarihi dış mekanlarda gerçekleştirilecek festival, 2-21 Temmuz tarihleri arasında. Türk opera sanatçıları, yabancı konuk sanatçılarla ortak prodüksiyonlarda yer alacak. 3 hafta sürecek etkinlik, 7 farklı opera prodüksiyonu ve toplam 18 gösteriyle İstanbul 2010’un ağır toplarından. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya ve Samsun Devlet Opera ve Balesi yapımlarının yanı sıra Deutsche Oper Berlin ve Bremen Operası gibi önemli ve prestijli sanat kurumları da konuk topluluk olarak katılacak. II. Mehmet, Duvara Karşı, Sevil Berberi, İmeneo, Aida, Zaide ve Saraydan Kız Kaçırma gibi eserler sergilenecek. Sertab Erener, Aynur, Kıraç, MFÖ ve Fatih Erkoç gibi popüler sanatçılar festivalin sürprizleri arasında.
9. BARBAROS Kaptan-ı Derya’ya saygı duruşu İstanbul’un denizini ve çağdaş yaşamda insan-su ilişkisini tarihsel bağlantılarla işleyen bir dans ve müzik prodüksiyonu. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştiriliyor. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayatını ve 16. yüzyıl Akdenizi’nde Türk akıncılığını, dans, müzik, görsel tasarım ve edebiyat gibi sanatın farklı dallarından yararlanarak anlatıyor. Devlet Opera Balesi’nin solist sanatçılarından geniş bir kadroyla sahnelenecek Barbaros’un bir başka özelliği de, 1 Temmuz’daki prömiyerinden Eylül’e kadar farklı ortamlarda sergilenecek türde bir hareketliliğinin olması. Barbaros’un koreografisini ve genel sanat yönetmenliğini Beyhan Murphy üstleniyor.
9. MASUMİYET MÜZESİ Çukurcuma’da açılıyor Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı romanında anlatılan müze, geleneksel mimarisini hala koruyan Çukurcuma Mahallesi’nde 2010’un yazında açılacak. Romanda yer alan 750-800 çeşit objeyi bizzat Orhan Pamuk topladı. Kitabı henüz okumayanlar için küçük bir hatırlatma: Kitapları dünyada 58 dile çevrilmiş olan Orhan Pamuk’un her Masumiyet Müzesi kitabı aynı zamanda müzeye giriş bileti. 1950’den 2000’e kadar, İstanbul kültürünün günlük hayat eşyaları, fotoğraf ve filmler üzerinden şehrin şiirsel ve belgesel bir temsili gerçekleştirilecek.
10. İSTANBUL’UN EDEBİYAT HARİTASI Sokak sokak edebiyat Proje, İstanbul’da yaşamış edebiyatçıların envanterinin çıkartılmasını amaçlıyor. Şehirde doğmuş, büyümüş veya yaşamını tamamlamış edebiyatçıların oturdukları semtler belirlenerek, bu mekânlara yazar ve şairler hakkında bilgi veren tabelalar, panolar yerleştirilecek. Oturdukları evlerin günümüze dek ayakta kalıp kalmadığı araştırılacak ve yaşayan binalara levhalar konulacak. Sokaklara isim verilmesi, heykel veya büstler yerleştirilmesi de projenin hedefleri arasında. Bu projeyle, İstanbulluların ve İstanbul’u ziyarete gelenlerin kentin edebiyatçıları hakkında genel kültür kazanmalarına katkı sağlamanın yanı sıra, İstanbul’un edebiyat zenginliğinin görünür kılınması da amaçlanıyor.
JÜRİNİN ADINI ANDIĞI DİĞER PROJELER 2010 Okullarda, Taşınabilir Sanat, Sur-i Sultani Stratejik Planı, Kadıköy Hasanpaşa Gazhanesi, İstanbul’un Çokkültürlü Mirası, Boylu Soylu Yelkenliler Donanma Şenliği, Türk Müziğinin Kültürel Hafızası, İstanbul’un Ustaları, Pasajlar Şenliği, Müzelerde Acil Durum, Küçükyalı Arkeoloji Parkı, İstanbul’un Genç Gönüllüleri, İstanpoli, Eyüp Rami Kışlası Kütüphanesi, Haydarpaşa’da Bahar ve İstanbul’da Aşk.
Hürriyet Cumartesi, 16.01.2010 |
|
İSTANBUL'UN ADI OLUP KENDİ KAYIP CAMİLERİ
En acı durumda olanlar ise, ibadethane ahkamına çok ters düşen işler için kullanılanlar.. Örneğin Sirkeci Garı bitişiğindeki cami, yeniden cami olarak restore edilmeden önce pavyon olarak kullanılıyordu.
Fatih'te 169, Eminönü'nde 113 cami yok olmuş durumda. Bunlardan 69'unu yol ve meydan yapmak amacıyla yerel yönetimler yıkmış. 50'si doğal afetlere ve yangınlara kurban verilmiş. 20'si ise, ilgisizlik ve bakımsızlığa direnememiş. Birçoğunun yerinde simdi apartmanlar, gecekondular ve işyerleri var. 118 cami ve mescidin ise resmi kayıtlardaki isimlerinden başka geride hiçbir izi yok.
İstanbul'da yaşanan tarih kıyımının boyutlarını görmek için yalnızca Eminönü ve Fatih Müftülükleri'nin kayıtlarına bakmak yeterli. 1950'den sonra hız kazandığı gözlenen kıyımın bilançosu söyle:
Eminönü'nde 113, Fatih'te 169 cami ve mescide çeşitli nedenlerle yok olmuş durumda. Yani toplam 281 tarihi eser. Bu iki ilçede ayakta kalan cami sayısı ise 283. Bir başka deyişle tarihi mirasın yarısı, yerel yönetimlerin sorumsuzluğuna, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ilgisizliğine, plansız kentleşmeye ve doğal afetlere kurban edilmiş durumda.
Eminönü ve Fatih ilçelerinde yok olan cami ve mescitleri inceleyen ilçe müftülüklerinin yayınladığı 'Eminönü Camileri' ve 'Fatih Camileri' adli iki kitap iç karartıcı tabloyu bütün çıplaklığıyla göz önüne seriyor.
Bir müftülük yetkilisi, en çok yıkık bir şekilde duran camiler için bir şey yapamamanın sıkıntısını çektiklerini belirterek şunları söylüyor: 'Yok olan cami sayısı çok fazla. Bunların birçoğu ise sorumsuzluğa kurban verilmiş durumda. Bütün çalışmalarımız en azından tarihi belgelemek ihtiyacına hizmet ediyor. Ortaya çıkan bu iki kitap kaybolan eserlerin kayıtlı hale getirilmesi çabasını güdüyor. Özellikle yıkık vaziyette duran camiler, halkı huzursuz ediyor. Bunlar bir an önce aslına uygun olarak restore edilip şehre ve topluma kazandırılabilir.'
İstanbul'un kayıp camileri arasında hikayesi en çarpıcı olan ise Karaköy Camii...
Karaköy Meydanı'nda II. Abdülhamid dönemi saray mimarı Raimondo D'Aronco tarafından yapılan ahşap cami, 1959 yılında yol yapımı nedeniyle sökülerek gemiye yüklendi. Kınalıada'ya tekrar kurulması planlanan camii, taşınırken gemi yan yattığı için parçalarının bir çoğu suya gömüldü. Camiden kalan iki parça mermerin birisi, bütün ihtişamıyla Kınalıada Camisi'nin avlusunda yatıyor. Diğeri ise aynı caminin duvarının yapımında kullanılmış. Karaköy Camii'nin abanoz ağacından oyma, nakışlı ahşap mihrabını ise Kasımpaşa'daki Yahya Kethüda Camii ödünç almış. Dünya Bülteni, 13.01.2010 |
|
MARDİN'DE 2 BİN 500 EV YIKILACAK
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), Mardin Valiliği ve belediyenin işbirliğiyle yürütülen Kentsel Dönüşüm Projesi'yle Mardin sit alanında 2 bin 500 beton yapı yıkılacak.
Belediye Başkanı Beşir Ayanoğlu proje hakkında bilgi verdi: “Proje, Mardin sit alanındaki tarihi yapıların görüntüsünü bozan beton ve moloz yapıların yıkılmasını kapsıyor. Ortaya çıkan yapıların restore edilmesi için de proje hayata geçirildi. Proje kapsamında önce kamuya ait binalar ve belediyeye ait yaklaşık 40 bina ve 20’ye yakın işyeri yıkıldı. 200’e yakın binanın da beton olan kısımlarının yıkımı gerçekleşti. Mardin sit alanındaki 2 bin 500 yapıya fiili olarak müdahale edilmesi gerekiyor. Bunların 700’ü konuttur. (Yarın) TOKİ 1400 konutun yapımı için ihaleye çıkacak. Yenişehir’de TOKİ, sit alanında oturanlar için konut yapacak. Bu konutlar iki yılda tamamlanacak. Mardin’in açık hava müzesine dönüşecek.” Radikal, 13.01.2010 |
|
ÇİNİLERİYLE 'YAŞAYAN İNSAN HAZİNESİ'NE GİRDİ Radikal, 12.01.2010 |
|
MAĞARA CENNETİ BEYŞEHİR VE DEREBUCAK KEŞİF BEKLİYOR
Yapılan araştırmalarda, 2006 yılı sonu itibariyle Beyşehir'de 39, Derebucak'ta ise 45 olmak üzere iki ilçede toplam 84 mağara tespit edildi. Bu mağaraların 1150-1700 rakımlar arasında kümelendiği belirlendi. Mağara araştırmacıları, bölgede günümüzde keşfedilmeyen ve bu sayının çok çok üzerinde mağaranın olabileceğine vurgu yaparken, daha yüksek kesimlerde henüz araştırma yapılmadığından iki ilçeye ait mağara sayısının 200'den fazla olabileceğine dikkat çekiyor. Derebucak İlçesine bağlı Çamlık beldesindeki bazı mağaralar dünyaca tanınan mağaralar arasında yer alıyor. Balatini bin 768, Körükini bin 330, Billurgüzel ise bin 250 metrelik uzunluğuyla ilçenin en uzun mağaraları arasında gösteriliyor. Derebucak'ın en uzun diğer mağaraları ise 800 metre uzunluğu olan Pınarbaşı, 714 metre uzunluğundaki Büyükdüden ve 542 metre uzunluğunda olduğu belirtilen Dedetarlası mağaraları.
TURİZME AÇILMAYI BEKLEYEN MAĞARALAR Beyşehir'in keşfedilip turizme açılmayı bekleyen en uzun mağaraları ise uzunluklarına göre şöyle sıralanıyor: "Dumanlı 2 bin 500 metre, Düdenyayla bin 381 metre, Sığırini 270 metre, İnönü 225 metre, Asarini 162 metre. İki ilçenin en derin mağaraları ise şöyle: "Derebucak: Göktepe (-135 metre), Seyrandağı (-101 metre), Kızılalan (-55 metre), Körükini (-54 metre), Dedetarlası (-47 metre). Beyşehir: Düdenyayla (-416 metre), Dumanlı (-165 metre), Kardeliği (-94 metre), Buzluk (-79 metre), Çaldağı (-66 metre).
Mağara araştırmacıları tarafından 2006 yılı sonu itibariyle tespit edilen Beyşehir ve Derebucak ilçesindeki mağaralar ve bulundukları yerleşim birimleri ise şöyle:
BEYŞEHİR: Sığırini (Yeşildağ), İnönü (Kurucuova), İnsu (Kurucuova), Karagöl düdeni (Kurucuova), Kartoz Pınarı (Dumanlı), Kızılin (Dumanlı), Mada Adası (Mada Adası), Söbüalanı (Şamlar), Buzdeliği (Dumanlı), Eşekini (Yeşildağ), Kapılıin (Yeşildağ), Direkliin (Yeşildağ), Hatçeninin (Yeşildağ), Kurudere (Yeşildağ), Deliktaş (Yeşildağ), Kısıkboğazı (Yeşildağ), Tulumini (Üzümlü), Elmaağacı (Üzümlü), Pancarlık (Karadiken), Güvercinin (Karadiken), Dumantüten (Karadiken), Çaldağı (Mesutlar), Dumanlı Düdeni (Dumanlı), Asarönü (Kurucuova), Asarini (Kurucuova), Cula Deliği (Kızılca), Düdenyayla (Dumanlı), Karlıobruk (Dumanlı), Karlıçatlak (Dumanlı), Buz Mağarası 1 (Dumanlı), Buz Mağarası 2 (Dumanlı), Karga Deliği (Dumanlı), Sincap Deliği (Dumanlı), Buzlu 1 (Dumanlı), Buzlu 2 (Dumanlı), Buzlu 3 (Dumanlı), Buzlu 4 (Dumanlı), Düdenyayla Düdeni (Dumanlı), Güvencinlik (Dumanlı).
DEREBUCAK: Gerişyolu (Çamlık), Sokmak (Çamlık), Suluin (Çamlık), Asmaçini (Çamlık), Baraj (Çamlık), Billurgüzel (Çamlık), Devrent (Çamlık), Dölek Düdeni (Çamlık), Mastaltı (Çamlık), Saklıuçurum (Çamlık), Büyükdüden (merkez ilçe), Feyzullah'ın düdeni (merkez ilçe), Islıkeçiini (Çamlık), Körükini (Çamlık), Mula Düdeni (Çamlık), Belini (Çamlık), Kızılalan (Pınarbaşı), Uçukludere (Pınarbaşı), Pınarbaşı (Pınarbaşı), Ortapayam (ilçe merkezi) K.Suluin (Çamlık), Uzunsu (Çamlık), Balatini 1 (merkez ilçe), Balatini 2 (merkez ilçe), Bıçakçı Düden (merkez ilçe), Bıçakçı Mağarası (merkez ilçe), Çocukattıkları De. (Çamlık), Debifelini (Gencek), Dedetarlası (Çamlık), Değirmenini (Çamlık), Dibek Düdeni (Çamlık), Melik 1 (merkez ilçe), Melik 2 (merkez ilçe), Karatop (merkez ilçe), Seyran Dağları 1-8 (merkez ilçe), Göktepe 1-2 (merkez ilçe). Yeni Şafak, 12.01.2010 |
|
SADBERK KOÇ'UN HAYALİYDİ Cumhuriyet, Haber: Özlem Güvemli, 12.01.2010 |
|
PAHALI VE TUTKULU BİR İŞ: KOLEKSİYONCULUK
Türkiye’de resme olan ilgi artıyor. Son 10 yılda resim koleksiyoneri sayısında da ciddi bir artış gözleniyor. 200’e ulaşan bu sayının önümüzdeki dönemde 2 bine yaklaşması bekleniyor. Koleksiyonerler arasında ise iş dünyasının öncü isimleri başı çekiyor. Oya-Bülent Eczacıbaşı, Suna-İnan Kıraç, Can Has, Yunus Büyükkuşoğlu, Mustafa Taviloğlu, Ünal Göğüş ve Lucien Arkas değerli resim koleksiyonlarıyla öne çıkıyor. Ömer Koç, Ahmet Kocabıyık, Nezih Barut, Cengiz Çetindoğan ise son 10 yılda sanat eseri alımına ağırlık veren isimler…
Aslında Türkiye’de resim koleksiyonerliği, 30-35 yıllık bir geçmişe sahip... İlk sanat galerilerinin ve resim koleksiyonerlerinin ortaya çıkışı, 1970’li yıllara rastlıyor. Ancak 40 yılda katedilen yol inanılmaz. Geçtiğimiz kasım ayında Burhan Doğançay gibi önemli bir çağdaş ressamın ‘Mavi Senfoni’ tablosuna verilen 2,2 milyon TL, bu pazarın ne kadar hızlı geliştiğinin de en açık göstergesi.
Sanat talebine bağlı olarak Türk resim piyasasının hacmi de yükseliyor. Bundan 10 yıl önce 20 milyon dolarlık bir pazardan bahseden sanat uzmanları, bugün bu rakamın 200 milyon dolar civarında olduğunu tahmin ediyor. Sanat uzmanları, son 6 ayda çağdaş eserlerde fiyatların yüzde 100 arttığını belirtiyor. Aynı şekilde son 10 yılda yeni koleksiyonerler doğuyor, resimle ilgilenmeye, yatırım yapmaya başlayanların sayısında da ciddi bir artış mevcut.
Koleksiyonerliğe gönül vermiş isimler de
müze açmak için fırsat kolluyor. Sanat dünyasının
duayenlerinden Antik A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı
Turgay Artam, “Sanat eserlerine olan ilgi sürekli
artış eğiliminde… Yurtdışından getirilen önemli
sergiler ve bu sergilere gösterilen ilgi, insanların
sanat olaylarına bakışının değişmesini sağladı”
diyor. X-İst’in kurucularından Daryo Beskinazi de
“Sanat eserlerinde kar marjlarının hem de yaşayan
sanatçılar için 6-7 haneli rakamlara çıkmış olması,
alım arzusunu ve risk iştahını artırıyor” diye
konuşuyor.
“Geçtiğimiz 10 yılda koleksiyoner sayısında çok hızlı artış olduğu gerçek” diyor Art Depo Sanat Galerisi yöneticisi Erhan Ersöz, ancak Türkiye’de iyi koleksiyoner sayısının 200 kadar olduğunu tahmin ediyor. Koleksiyoner olma yolunda resim alanların sayısının ise 2 bin kişiyi bulduğunu düşünüyor.
Daryo Beskinazi ise Türkiye’de son dönem
gelişmelerin ciddi bir koleksiyoner potansiyeli
olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Ancak Beskinazi’ye
göre Türkiye’ Türkiye’de koleksiyonerlerin ellerindeki eserlerin değerini belirlemek ise çok zor. Kimin, hangi esere sahip olduğu, ancak sergilendikçe ya da müzayedelerden alım yaptıklarında öğrenilebiliniyor. Yurtdışında Londra, Paris, New York gibi sanat şehirlerinden de alım yaptıkları için hangi eserlere sahip olduklarını, koleksiyonerlerin kişisel beyanları ile takip etmek mümkün oluyor. Bu da koleksiyonların değerinin belirlemede güçlük yaratıyor.
Örneğin Salih Tatlıcı’nın ölümü sonrası yapılan araştırmalarda 6,5 milyon TL değer biçilen 800’e yakın tablosu bulunmuştu. Eserlerini İstanbul Modern’de sergileyen Oya-Bülent Eczacıbaşı’nın da müzedeki eserlerinin değerinin
100 milyon doları aştığı tahmin ediliyor. Cengiz Çetindoğan’ın Demsa Grup Koleksiyonu olarak oluşturduğu koleksiyonunun maliyetinin 100 milyon doların üzerinde olduğu söyleniyor. Koleksiyonerler de kendi koleksiyonları için belli
değerlemelerde bulunabiliyor. Örneğin Hey Tekstil
Yönetim Kurulu Başkanı
Yunus Büyükkuşoğlu, Cengiz Çetindoğan,
Lucien Arkas, gelecek planları içinde koleksiyonunu paylaşmak olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İzmir Ticaret Odası ve İzmir Ekonomi Üniversitesi ortaklığıyla Eski Tekel fabrikasını tarihi kimliğini koruyarak kültür-sanat üreten ve paylaşan ‘Reji’ isimli bir Kültür Merkezi’ne dönüştürmek için çalışıyoruz.” Rezzan Has Müzesi’nde eşi Ahu Has ile oluşturdukları koleksiyonlarını geçtiğimiz ay sergilemeye başlayan Can Has da her yıl kendi koleksiyonundan yeni eserlerle sergi düzenlemeyi planladığını belirtiyor. İstanbul Modern Mütevelli Heyeti’ne yer alan Ünal Göğüş de eserlerini bu çatı altındaki sergilerle paylaşıyor. Capital, Haber: Elçin Cirik, 12.01.2010 |
|
SARIZ'DA TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI YAKALANDI
Kayseri'nin Sarız İlçesi'nde tarihi eser kaçakçılığı yapan 4 kişi polis ekipleri tarafından yakalandı.
Tarihi eser ticareti yaptığı belirlenen 4 kişinin sorgusunun sürdüğü, ele geçirilen tarihi eserlere el konulduğu ve soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Kayseri Gündem, 11.01.2010 |
|
MÜZEDE SAHTE ESER
SERGİLENİYOR
Dolandırıcılık sınır tanımıyor. Özellikle geçmişten bu güne antika eşya ve gömü şeklindeki eşyaların ilgi çekmesi dolandırıcılar için adeta ilham kaynağı oluyor. Adıyaman Müzesi'nde bulunan sergi salonundaki açılan stantta sahte olan tarihi eşya süsü verilmiş bazı eserlerin sergilenmesindeki amaç vatandaşların dolandırıcılara karşı dikkatli olmaları konusunda uyarılmasını sağlıyor.
Bazıları dökme demirden bazıları ise topraktan yapılmış heykel ve sahte sikkelerin dolandırıcılıkta kullanıldığını söyleyen Müze Müdürü Fehmi Erarslan, bu eserlerin sergilenmesindeki amacın vatandaşlara bilgi vermek gayesi taşıdığını belirtti.Dolandırıcıların bu işi yaparken kullandıkları metot bir hayli ilginç! İlk önce tarihi bir eser oluşturuluyor. Ardından elde edilen bu eser yine eski görünümlü bir küpün içerisine konularak önceden belirlenen bir vatandaşın arazisine gömülüyor. Ardından vatandaşa toprağında tarihi eser olabileceği anlatılarak inanması sağlanıyor. Ardından yapılan kazıda çıkartılan küp kırılarak içerisinden eskitilme süsü verilmiş olan eserler veya sikkeler ortaya çıkartılıyor. Dolandırılacak olan arazi sahibine bu eserlerin veya sikkelerin çok yüksek fiyatlar edebileceğini söyleyen dolandırıcılar bunun için yurt dışından uzman getirileceğini fakat bunun 10 ila 15 bin dolar arasında bir maliyet gerektirdiğini söyleyerek vatandaştan bu parayı alıp kayıplara karışıyor. Vatandaş ise uzun süre bekledikten sonra elindeki eseri bir müzeye göstererek işin gerçek kısmını anlıyor fakat ne yazık ki geç oluyor.Müze Müdürü Fehmi Eraslan, özellikle bölgemizde tarihi eser çıkartılan alanlarda arazisi olan vatandaşların bu ve benzeri olaylarda dikkatli olmaları konusunda uyarılarda bulunarak; “Bu tip dolandırıcılıkta en önemli olan konu vatandaşın bilmeden suç işleyebileceğidir. Özellikle tarihi eserlerin bizlerin kontrolü ile çıkarılması ve özel izinlerle bu işlerin yapılası gerekli. Vatandaşlar bir taraftan dolandırılırken diğer taraftan ise olası bir kazıda haber vermeden yaptığı için suçlu duruma düşmesi içten bile değil. Arazi sahipleri en güvendikleri kişilere bile itimat etmeden böyle bir teklif karşısında bizlere müracaat ederek hem dolandırıcılığın önüne geçmiş olurlar hem de yasal olarak izne tabi olan bir kazı çalışmasını gizlice gerçekleştirmeden suçlu duruma düşmezler” şeklinde konuştu.Adıyaman Haber, 11.01.2010 |
|
EĞİRDİR KALESİ'NİN RESTORASYONU İÇİN PROJELENDİRME
ÇALIŞMASI YAPILDI
Yıllardır ziyarete kapalı olan Eğirdir Kalesi’nin rölöve, restitüsyon, restorasyon, statik ve elektrik projelerinin hazırlama işini 2009 Aralık ayında sonuçlanan ihale sonrasında kazanan Nuran Demirtaş Proje” firması ilk çalışma ekibini geçen hafta ilçeye gönderdi.
Eğitimini Almanya’da görmüş ve Türkiye’de ilk defa üç boyutlu lazer tarayıcısı (ölçüm aleti) kullanma ehliyetine sahip Mühendis Ertan İlter ve Restorasyon ve Konservasyon mezunu eşi Vildan İlter, Eğirdir Kalesi’nin ölçüm ve çekimini 3 gün boyunca çalışarak yaptıkları bildirildi. Belediye Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, Belediye Başkanı Osman Nuri Özmeral’i makamında ziyaret eden İlter çifti, çalışmalar hakkında bilgi verdiler. Başkan Özmeral de zaman zaman çalışmaları yerinde takip etti ve teferruatlı bilgiler aldı.
Başkan Özmeral, Eğirdir’de tarih ve kültür varlıklarının artık sahipsiz olmadığını belirterek Kale’den sonra diğer tarihi varlıklarımızın halkımızla birlikte tek tek ele alınacağını ifade etti. Ertan İlter ve ekibini çarşı merkezindeki hamamı gezdiren Başkan Özmeral, tarihi Selçuklu Hamamının da ortaya çıkarılması ve restorasyonu için görüş alışverişinde bulundu. Turizm Gazetesi, 11.01.2010 |
|
![]() |
EDİRNE'DE TARİHİ KÖPRÜLER YENİLENİYOR
Fatih, Kanuni, Yalnızgöz, Tunca, Saraçhane, Bayezid, Gazimihal ve Meriç Köprüleri restore edilecek. Edirne İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ahmet Çetin, Fatih, Kanuni, Yalnızgöz, Tunca, Saraçhane, Bayezid, Gazimihal ve Meriç Köprülerinin bakım ve onarımlarına 2006 yılında başlandığını ve 2007 yılında çalışmaların tamamlandığını söyledi. |
EN BÜYÜK SANAT MÜZESİ'NDE RADİKAL DİNCİ KORKUSU
ABD’de yayınlanan New York Post gazetesi, dünyanın en büyük sanat müzelerinden Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunan daimi sergideki Hz. Muhammed’in sözde görüntülerinin, radikal dincilerin tepkisinden çekinildiği için çıkartıldığını duyurdu.
Müzede bulunan İslam sanatına ait 60 bin eserden sadece 60’ının daimi olarak sergilendiğini belirten gazete, müze yönetiminin bunların arasında bulunan ve İslam peygamberinin yüzünü gösteren eserleri, radikal dincilerin tepkisinden çekinerek sergiden çıkarma kararı aldığını yazdı. Peygamberin yüzünü gösteren üç eserin henüz görüntü yasağının bulunmadığı yüzlerce yıl öncesine ait olduğunu öne süren New York Post, müzenin “ziyaretçileri kızdırmamak” adına daha önce de bazı galerilerin isimlerini değiştirdiğini hatırlatarak, bu çerçevede “Primitif Sanat Galerileri” adının “Afrika, Okyanusya ve Amerika Sanatları” diye değiştirildiğini kaydetti.
Gazete, “İslam Galerileri” denilen bölümünün adının da aynı gerekçeyle “Arap Toprakları, Türkiye, İran, Orta Asya ve Geç Dönem Güney Asya” olarak değiştirildiğini bildirdi. Hürriyet, 11.01.2010 |
![]() |
LOUVRE'A YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN LOUVRE-LENS Louvre-Lens
için seçilen 620 bin metrekarelik proje
arsası, çevresindeki dokudan daha yüksek
bir kotta yer alıyor. Bu nedenle tasarım
stratejisinde, peyzaja üstün gelen bir
yapıdansa, onu yücelten ve onunla bütünleşen alçak
tek katlı beş pavyondan oluşan bir tasarım
tercih edilmiş. Yansıtıcı veya şeffaf olsun tüm
yapılar proje alanını ince kıvrımlarla katediyor.
Doğa ile yapıları kaynaştırmak amacıyla
tüm hacimler yüksek yansıtıcılığa sahip cilalı
alüminyum cephelerle örtülmüş. Böylelikle manzara,
hava ve izleyicinin konumuna bağlı olarak çevrenin
silik bir yansıması yaratılmış oluyor. Doğu yönündeki
iki pavyon ana sergi salonlarını içeriyor. Işık
geçirmeyen 'Galerie du Temps'
(Zaman Galerisi), tarzına ve üretildiği yere
bakılmaksızın, kronolojik düzende sunulan eserlerin
bulunduğu yarı-kalıcı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergileme biçimi ile Paris Louvre'den dikkat çekici
biçimde ayrışıyor. Ziyaretçiler,
müzenin depolama alanlarını ve eserlerin
sergilenmeye hazırlandığı stüdyoları, geniş bir
merdivenle erişilen Tanıtım Galerisi'nden
gözetleyebilecekler. Ana depolama alanı, 15er
kişilik küçük gruplar tarafından gezilebilecek.
Sonraki pavyonda süreli sergilere yer verilecek ve
sonuncusunda da 300 kişilik bir oditoryum yer
alacak. Yapı, Haber: Amber Eroyan, 11.01.2010 |
|
ESKİ ESERLER GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Sultan III. Mustafa ve Sultan III. Selim Türbesi'nden restorasyon sonrası ilk merhaba. İstanbul İl Özel İdaresi, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'u, "Eski Eserler Gün Yüzüne Çıkıyor" ve "Kültür Mirasımıza Sahip Çıkıyoruz" sloganları eşliğinde hak ettiği değerle buluşturmaya devam ediyor.
Topkapı Sarayı, Has Odalar, Bağdat Köşkü, Kutsal Emanetler Dairesi, Yıldız Sarayı Mabeyn Köşkleri, Ayasofya Müzesi Padişah Türbeleri, I. Abdülhamit Türbesi, Beyazıt Hamamı ve Zabit Mektepleri İstanbul'a tekrar kazanılanlardan sadece bir kaçı...
Onlarca kütüphane, kervansaray, köşk, yalı, türbe, eski ve tarihi eser... Bizi biz yapan, İstanbul'u İstanbul yapan yüzlerce, binlerce eser, İstanbul'la yeniden buluşuyor.
Bir baba ve oğulun birlikte yattığı, 1763 yılından itibaren aramızda olan, Mimar Tahir Ağa imzalı Sultan III. Mustafa ve Sultan III. Selim Türbesi de yenilendi. Yenilenen tarihi türbenin açılışı 12 Ocak'ta yapılacak. Açılışa İstanbul Valisi Muammer Güler de katılacak.
Habertürk, 11.01.2010
Açılış töreninde konuşan İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Altuntaş, kültür başkentinin birçok medeniyete hayat verdiğini kaydetti. Türbelerin restorasyonu için 600 bin lira harcandığını ifade eden Altuntaş, İstanbul'a bir tabloyu seyreder gibi baktığını, açılışını yaptığı türbenin de kendisine 1700'lü yılları yaşattığını dile getirdi.
Padişah türbelerinin tarihi zenginlik açısından büyük bir miras olduğunu belirten Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili de türbelerin sanatsal ve mimari açısından gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçladıklarını kaydetti. Ecdada sahip çıkma açısından yapıların önem taşıdığına dikkat çeken Bilgili, türbe içerisindeki eksik parçaların veya restorasyonda kullanılan malzemenin bire bir aynısı olduğunu söyledi. Macaristan gezisinde keşfettikleri Osmanlı camisi ve türbesini de İstanbul Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları içerisinde restore edeceklerini belirten Bilgili, bu yıl sadece İstanbul'daki değil tüm Avrupa'daki Osmanlı eserlerini kültürel mirasa kazandıracakları müjdesini verdi. Zaman, Haber: Mustafa Gürlek, 13.01.2010 |
|
|
PECS RESMEN KÜLTÜR BAŞKENTİ
Macaristan’ın Pecs kenti 10 Ocak’ta düzenlenen açılış töreniyle resmen "2010 Avrupa Kültür Başkenti" oldu. Radikal, 11.01.2010 |
ADALAR'A MÜZE GELİYOR
Müzenin, 1870'li yıllarda İskenderiye Patriği Sofronios'un yazlık evi olarak inşa edilen ve 1922-1967 yılları arasında Büyükada İlkokulu olarak hizmet veren Taş Mektep binasında kurulacağını bildiren Baysan, ''Bina, belediye tarafından satın alınarak 1922 yılından itibaren okul olarak kullanılmaya başlandı. İlk adı Köprülü Mehmet Paşa Numune Mektebi olan okulun adı daha sonra Büyükada İlkokulu olarak değiştirildi. 1967 yılına kadar Büyükada İlkokulu olarak hizmet vermeye devam etti'' diye konuştu.
Adalar Müzesi'nin kuruluş çalışmalarının hızla sürdürüldüğünü belirten Baysan, müze binası restorasyonu için mimari projenin hazır olduğunu ve yakında restorasyon çalışmalarının başlayacağını söyledi.
Baysan, müzenin yaz aylarında ziyarete açılacağını bildirdi. Adalar Müzesi'nin, tarihi varlıkları ve doğal güzellikleriyle geçmişte olduğu gibi bugün de farklı gündelik yaşam deneyimlerini barındıran, çok kültürlülüğüyle önemli bir yere sahip olan Adalar'ın tarihini bütünlüklü olarak sergilemek amacıyla kurulacağını anlatan Baysan, ''Proje sonunda Adalar'ın, sosyal tarihini, bugünü ve geleceğiyle anlatan, sahip olduklarını biriktiren, koruyan ve yarına aktaran bir müzesi olacak'' dedi.
Büyükada İlkokulu'nun müzenin ana binası olacağını dile getiren Baysan, Büyükada'daki Adaevi, Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi, İnönü Evi ve Deniz Lisesi Müzesi, Burgazada Sait Faik Müzesi ile başka kültür merkezleri, kütüphaneler, sivil toplum kuruluşlarına ait farklı mekanların da katılımıyla tüm Adalar'a yayılan bir çalışmanın yürütüldüğünü anlattı.
'Adalara hizmet veren kamu kurumları, kulüpler ve sivil toplum kuruluşlarının birikimlerini yansıtan arşivleri, yayınları ve diğer üretimleri müzeye korunmak ve geliştirilmek üzere verecekleri her türlü bilgi ve belge inceleniyor. Türkiye ve İstanbul genelindeki arşivler, kütüphaneler ve diğer müzeler taranıyor. Adalar içerikli malzemenin envanteri çıkarılıyor ve içerikleri inceleniyor. Uluslararası arşivler ve kütüphanelerde yer alan çalışmalara ulaşılması ve yurt dışında yaşayan Adalılar ile bağlantılar kurulması için adımlar atılıyor.''
Koleksiyon kampanyasıyla Adalar ve ada yaşamı ile ilgili yayın, belge, fotoğraf, film, mektup, gündelik yaşama ilişkin diğer üç boyutlu malzemelere ilişkin bilginin envanterleneceğini belirten Baysan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Adalılar'dan yüzlerce yıl korunması ve sergilenmesi için koleksiyon bağışları istiyoruz. Adalılar'ın müzeye bağışlayacakları bu malzemeler sergilerde kullanılırken bağış yapan Adalılar'ın isimleri belirtilecek. Koleksiyon kampanyasıyla eş zamanlı olarak arşiv ve kütüphanelerde, yayınlar ve görseller üzerinde süren araştırmalara devam edilecek. Bulunan malzeme replikasyon yöntemi ile yüksek kalitede dijital arşive aktarılacak. Adalar'a ilişkin ulaşılan tüm malzeme uzmanlar tarafından okunacak, indekslenecek, web kanalı ile bilgisi paylaşılacak ve sergilerde kullanıma hazır hale getirilecek. Adalar ve Adalılar belleği oluşturmak için 'sözlü tarih' çalışmaları yapılıyor.''
Baysan, Adalar Müzesi'nin, Adalar'ı manastır yaşamının başlamasından bugüne gelen bir hikaye içinde anlatacağını belirtti. Serhat Baysan, ziyaretçilerin, müzede Adalar'ın balıkçılarını, hekimlerini, şairlerini, sporcularını, bakkalını, kasabını, geçmişte çocuk olanları, bugün Adalar'da çocuk olanları, cambazhanesini, yetimhanesini, mekteplerini görmenin heyecan verici mutluluğunu yaşayacağını söyledi.
Serhat Baysan, ''Adalar'da yaşanan salgın hastalıklar, savaşlar, kutlamalar, bayramlar tüm renkleri ile sunulmaya çalışılacak'' dedi. Cumhuriyet, 11.01.2010 |
|
PİRAMİTLER NASIL İNŞA EDİLDİ?
Habertürk, Fotoğraf: Milliyet, 11.01.2010 |
|
SUDAN'DA FİRAVUN HEYKELİ BULUNDU
MÖ 690’lı yıllarda hüküm sürmüş Mısır firavunu Taharka’nın bugüne kadarki en büyük heykeli, Sudan’da bulundu.
Granitten yapılan bir ton ağırlığındaki, 2.6 metre uzunluğundaki heykel Dangeil’deki kazılarda kum altından çıkarıldı. Uzmanlara göre daha önce Mısır’ın güneyinde bir firavun heykeli bulunmamıştı. Arkeologlar, keşif için “Heyecan verici” dediler. Hürriyet, 11.01.2010 |
|
![]() |
PADİŞAH TORUNU OSMAN MUSUL PAYINI İSTİYOR
Gazi Osman Paşa ile II. Abdülhamid'in torunu olan Bülent Osman, 80 yıl sonra dedesinin memleketi Tokat'ı ziyaret etti. Dedesi II Abdülhamit'in Musul'daki petrolleri kendi parasıyla aldığını belirten Bülent Osman bu konuda hakkını arayacağını açıkladı. Dedesi Gazi Osman Paşa'nın doğduğu yer olan Tokat'ı görmek istediğini belirten Osman, "Buraların bu kadar güzel bir yer olacağına inanamıyordum. Burada herkes Gazi Osman Paşa'yı tanıyor" dedi.
II. Abdülhamid'in torunlarının dedelerinin Türkiye'deki gayrimenkulleri için hukuki mücadeleye başlayacak olmasıyla ilgili soru üzerine Bülent Osman, "Bu mücadelem kendim için değil, ailem için. Osmanlı İmparatoru II. Abdülhamid, Musul'daki petrolleri kendi parasıyla almıştı. Bugün ailemize buralardan bir kuruş gelmiyor. Buraları kim aldı, ne oldu diye yetkililerle görüşmek istedim, ama hala bir sonuç alamadım. Ailemizde şu an iyi bir yaşantı süren yok. Güçlükle yaşıyorlar" diye konuştu. Kol düğmelerinden birinde II. Abdülhamid diğerine ise Gazi Osman Paşa'nın resmi olan Osman, Gazi Osman Paşa'nın heykeli önünde hatıra fotoğrafı çektirdi. Sabah, Haber: Tayfun Yiğit, 11.01.2010 |
AKM'Yİ NASIL SAKLASAK? Radikal İki, Yazı: Korhan Gümüş, 10.01.2010 |
|
İNSAN HER DEVİRDE GÜZELLİĞİNE DÜŞKÜN
Günümüzden 100 bin ila 35 bin yıl önce yaşayan Neandertallerin makyaj yaptığı ortaya çıktı.
İngiltere’deki Bristol Üniversitesi araştırmacıları, İspanya’da bulunan 50 bin yıllık deniz kabuklarında yaptıkları incelemelerde, renk pigmenti kalıntılarına rastladı. Kabukların makyaj malzemelerini karıştırmak, saklamak için kullanıldığı belirtildi. Milliyet, 10.01.2010 |
|
![]() |
KONYA'DA TARİH CANLANIYOR
Yüzyıllardır Selçuklu İmparatorluğu'na başkentlik yapmış Konya'da, yıkılmaya ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi eserlerin bakım ve onarımı için İl Özel İdaresi fonundan 7 Milyon TL kaynak aktarıldı. 2005 yılında yürürlüğe giren Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile belediyelerin tahsil ettiği Emlak vergilerinin yüzde 10'unun tarihî eserlerin bakım ve onarımına ayrılması, yıllardır kendi haline terk edilen birçok eserin yüzünü güldürdü. 2005 yılından buyana tarihî eserlerin bakım ve onarımına İl Özel İdaresi fonundan 7 milyon TL kaynak aktarıldığını ifade eden İl Özel İdaresi Genel Sekreter Vekili Osman Günaydın, kanunda yapılan değişikliğin tarihî eserlerin bakım ve onarımı için büyük imkan sağladığını ve bugüne kadar tarihi eserlerin onarımında en büyük engel olan ödenek ihtiyacının da ortadan kalktığını belirterek, yıkılmaya ve yok olmaya yüz tutmuş tarihî mirasımızın gelecek nesillere aktarılması için bu imkanın çok iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Emlak vergilerinden gelen paylar ile 2005 yılından buyana İl Özel İdaresi hesabında biriken yaklaşık 7 Milyon TL ile başta Selçuklu Zazadin Hanı olmak üzere, Selçuklu Sille Deresi İslahı, Karatay Köprübaşı Karakolu, Selçuklu Sille Ak Mahalle Hamamı, Karatay Mahmut Dede Sokağı, Söylemez Türbesi, Akşehir Cumhuriyet İlkokulu, Ilgın Eski Askerlik Şubesi, Selçuklu Sille Aya Elena Kilisesi, Karatay Mahmut Dede Sokağındaki tescilli bina, Akyokuş Hoca Cihan Hanı ve birçok tarihî eserin restorasyonunun gerçekleştirildiğini dile getiren Günaydın, Konya'nın tarihî mirasına sahip çıktığını ve önümüzdeki yıllarda onarıma ihtiyaç duyulup da yapılmayan bir tane bile eser kalmayacağını sözlerine ekledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kayıtlarına göre, Türkiye'de 25 bini sivil mimarlık örneği olmak üzere 65 bin tescilli taşınmaz kültür varlığı bulunuyor. 'Taşınmaz Kültür Varlıkları'nın Korunmasına Ait Katkı Payına Dair Yönetmelik', belediyelerin tahsil ettiği Emlak vergilerinin yüzde 10'unun tarihî eserlerin bakım ve onarımı için ayrılmasını öngörüyor. Bu yönetmelikle özel idare bünyesinde toplanan paralar valilik onayı ile sadece kültür ve tabiat varlıkları için kullanılıyor. Yeni Şafak, Haber: İsmail Poçan, 10.01.2010 |
MUĞLA ÖREN YERLERİNDE İLK SIRA SEDİR ADASI'NIN
Muğla'daki ören yerlerini geçen yıl 291 bin 277
kişinin ziyaret ettiği bildirildi. Muğla Kültür ve
Turizm Müdürlüğü'nün 2009 yılı verilerine göre, geçen
yıl Muğla'daki 195 ören yerini 291 bin 277 kişi
ziyaret etti. Sedir Adası en çok ziyaret edilen
yerler arasında birinci, Kayaköy Antik Kenti ikinci,
Kaunos Antik Kenti ise üçüncü sırada yer aldı. Sedir
Adası'nı ziyaret eden 72 bin 685 ziyaretçiden 391
bin 970 TL elde edildiğini bildiren yetkililer,
''Sedir Adası, tarihi özellikleri ve eşsiz
kumsalıyla ziyaretçilerin akınına uğradı. Doğal
güzellikleriyle turistlerin beğenisini kazanan ada
için alınan koruma tedbirleri başarıyla
sürdürülüyor. Bu yıl da Sedir Adası'na yoğun ilgi
bekliyoruz'' diye konuştu. Yeni Asır, 10.01.2010 |
|
GAZİANTEP'İN MÜZELERİ DE İLGİ ODAĞI HALİNE GELDİ
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin kültürel mirasın korunması ve yaşatılması çalışmaları kapsamında açılan, şehrin tarihini, kültürünü, gelenek ve göreneklerini anlatan 3 müze ziyaretçilerin ilgi odağı oldu.
Müzelerin bulunduğu binalarda kamulaştırma ve tahsis işlemlerinin tamamlanması, restorasyon ve teşhir tanzim projelendirmeleri bitirdikten sonra yapıları aslına uygun şekilde restore eden Belediye, bu mekanları müzeye çevirdi. Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi, Mutfak Müzesi ve Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi şehir halkının ilgi gösterdiği müzelerin başında geliyor.
Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi'nde, Antep halkı tarafından gösterilen mücadele ve kahramanlık anlatılıyor. Vatan, millet ve hür yaşama aşkından başka silahları olmayan Antep halkının kahramanlık destanı; heykeller, kabartmalar, haritalar ve belgesel yardımı ile anlatılıyor.
Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesi'nde; yüzlerce yıllık birikimi olan Gaziantep'in geleneksel mutfak kültürü anlatılıyor. Antep mutfağında önemli bir yere sahip yemeklerin pişirilmesi, yöresel kıyafetler giyen mankenler yardımıyla tanıtılıyor. Yemek malzemeleri, mutfak araç gereçleri olan bakır kaplar, yöresel yemekler, içecekler ve erzakların depolanmasına varıncaya kadar mutfak kültürü Emine Göğüş Mutfak Müzesi'nde anlatılıyor.
Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi'nde ise Gaziantep'in yöresel el sanatı, gümüş işlemeciliği, bakırcılık, kalaycılık, yemenicilik, sedef işlemeciliği, kutnu dokumacılığı, kilimcilik, Antep evi, Antep işi çeyiz yapımı, baklavacılık, mesken kültürü ve fıstık tarımı yöresel kıyafetli mankenlerin yardımı ile canlandırılıyor. Müzede, yemek kültürü, doğal güzellikler, spor, folklor, sağlık, doğal güzellikler, tarihi ve kültürel mirasa da dikkat çekiliyor.
Üç müze de, Gaziantep halkından her türlü elişi, dokuma, elbise, ahşap eşyalar, bakır-tunç mutfak eşyaları, el yazması kitap, ferman ve belge niteliğindeki yazılı belgeler, fotoğraflar, Antep Harbinde kullanılan tabanca, tüfek, kıyafetler, dokümanlar, eski dönemleri yansıtan her türlü eşya ve meslek alet edevatı, eski teknoloji ürünleri ve benzerlerinden oluşan bağışları bekliyor. Zaman, Haber: Adem Yılmaz, 10.01.2010 |
|
'BAYAN ÖZGÜRLÜK' 3 MİLYON DOLARA GİTTİ
Bir zamanlar Mısır kralının sahip olduğu 5 sentlik bir ABD demir parası, düzenlenen müzayedede 3 milyon 737 bin 500 dolara satıldı. ‘Liberty Head’ diye bilinen seriye ait olan 5 sentlik demir paranın, özel tarih ve tasarıma sahip bilenen 5 örneğin birisi olduğu ve özel bir para koleksiyoncusu tarafından satın alındığı açıklandı. Bir zamanlar 1952’de darbe ile tahttan indirilen Mısır Kralı Faruk’un koleksiyonunda olan paranın değeri, 2003’de bir milyonu aşmıştı. Philadelphia Darphanesi’nde basılan paranın arka yüzünde Bayan Özgürlük’ün büstü bulunuyor. Radikal, 10.01.2010 |
|
AKDAMAR KİLİSESİ'NE İBADET İZNİ ÇIKMADI
Türkiye ile Ermenistan arasında geliştirilen sıcak ilişki kapsamında restore edildikten sonra ibadete açılacağı açıklanan kiliseyle ilgili tartışmalara son noktayı Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay koydu. Günay, Akdamar Kilisesi’nin ibadete açılmayacağını ve haç takılmayacağını söyledi.
Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin
normalleşmesi için 10 Ekim 2009’da imzalanan
protokolle hızlanan
Ermeni açılımını destekleyen turizmciler,
hükümetin Akdamar Kilisesi’ni de ibadete açması
isteminde bulundu.
Van Valisi Münir Karaloğlu, bir süre önce
yaptığı açıklamada, “Kültür Bakanlığı ile gerekli
yazışmalar yapıldı. Kilise
12 Eylül 2010’da ibadete açılabilecek” demişti.
Karaloğlu, açılışa Ermeni
din adamlarını da davet edeceklerini ifade
etmişti. Ancak Kültür Bakanlığı Ermenilere ait
tarihi Akdamar Kilisesi’nin ibadete açılmasına onay
vermedi.
Milliyet, Haber: Namık Durukan, 10.01.2010 |
|
![]() |
ÇANAKKALE 2010 KENDİ KÜLTÜRÜNÜN BAŞKENTİ
Çanakkale, 2010 yılında bir kültürel atılım için yola koyuldu. ‘Yerel Kültür Politikaları için Stratejiler’ başlıklı çalışma sırasında harekete geçen Çanakkale’deki sivil toplum kuruluşları, kendi programlarını oluşturdu. Kendi zengin kültürünü korumak, paylaşmak ve geleceğe bırakmak amacıyla yıl boyu devam edecek etkinliklerin üst başlığı ‘Kültürümüz Budur Abiler’. ‘Çanakkale 2010’ etkinlikleri sergiler, konserler, panel ve konferanslarla sürecek. Çanakkale 2010 Girişimi ve Anadolu Kültür’ün birlikte gerçekleştirdiği proje kentin kendi kültür ve sanat insanlarıyla ulusal ve uluslararası sanatçıları biraya getirecek. Radikal, 09.01.2010 |
PARİS OPERA BİNASI KAÇ YAŞINDA HABERİNİZ VAR MI?
Paris’in ünlü Opera Binası... Diğer adıyla Palais Garnier...
İnşaatına 1862 yılında başlanmış, 1875’te hizmete girmiş.
1994 yılında, elektrik sisteminde bazı yenileştirmeler yapılmış.
Paris’in “dünya çapında” bilinen en önemli binalarından biri. Tarihi, müziğin ve operanın kalbi.
Eskidi diye yıkmaya kalkan olmamış. Yerine daha iyisini yapacağız “ayağına” yeni projeleri belediyeye dayatan da olmamış. Buna kalkışan olunca da Paris Belediyesi, şehrin banliyölerini göstermiş: “Gidin istediğiniz büyüklükte ve modernlikte kültür sanat binası yapın, sizi tutan yok ama bunu yıkamazsınız!”
Polonya’nın Krakov kentindeki Juliusz Slowacki tiyatro binası... 21 Ekim 1893 yılında perdelerini açmış. Hala yerinde duruyor. Yerine yenisini yapacağız, modernleştireceğiz diyen de çıkmamış. Avrupa böyle yüzlerce, hatta binlerce tarihi bina ile dolu.
Brezilya’nın başkenti Rio de Janeiro’daki Belediye tiyatro binası, yapım yılı 1909.
Ukrayna’daki ünlü Lvivtiyatrosu. Resmi açılış tarihi 1842...
Bugün baktığınızda bu binaların çoğu, modern dünyanın dev kompleksleri karşısında birer cüce, ama tüm görkemiyle dünya mimarisine de kafa tutuyor.
Bütün bu yazılanlar, 2008 Mart ayında yıkılan ve bugün yerine yepyeni bir bina kondurulan Muhsin Ertuğrul Sahnesi üzerinde yürütülen tartışmalara bir ekleme yapmak için.
Yıkım kararı verildiğinde duyarlı sanatçılar hep bir ağızdan bu yıkıma karşı çıkmıştı. Her haberde olduğu gibi, bu haberde de sulandırma gündeme gelmiş ve “cami yapılacağı için karşı çıkılıyor” dedikodusu, tartışmanın yönünü değiştirmişti.
Dünyanın çağdaş hiçbir ülkesinde uygulanmayan bir uygulamayla, bir anıt haline gelen binalar yıkılıp yerine yeni binalar yapılıyor. Buna da modernleşme adı veriliyor.
Bu, karşı konulmayacak bir çaba gibi gösteriliyor ve şimdi 18 Ocak’ta Keşanlı Ali Destanı ile perdelerini açacak olan tiyatro sahnesi için kimi yazarların “gördünüz mü bakın, cami falan yapılmadı, eskisinden de güzel bir binada Muhsin Ertuğrul’un anısı devam edecek,” savunmasına neden oluyor, oldu.
Anlaşılmayan veya Eyüp Can, Alper Görmüş gibi yazarların anlamak istemediği nokta, bu gibi büyük ve modern kompleksler yapmak için mutlaka eskilerin yıkılmasının gerekmediği. Yıkarak modernleşme yoluna gidilseydi eğer, ne Budapeşte, ne Paris ne de Roma kalırdı. Roma’nın merkezinde bir avuç tarihi bölgede belediyeler böyle bir “modernleşmeye” gitmiyor. Benzeri Avrupa kentlerinde, hatta çoğu Güney Amerika ülkelerinde, simgeleşmiş ve kentin tarihine gömülmüş, kentin kimliği ile bütünleşmiş binalar yıkılmaz, restore edilir.
Yeni bir binaya ihtiyaç varsa, kent dışına doğru yayılmak genel eğilimdir.
Bu her zaman tiyatro veya kültür binası olmak zorunda da değil. Anımsanırsa eğer, Kızılay’ın tam ortasında, şimdi Beğendik Alışveriş Merkezi diye yapılan ama bir türlü hizmete girmeyen garabet bir binanın yerinde, küçücük bir Kızılay büfesi vardı. Meydana adını veren minicik bu büfe, tüm Kızılay’ın tarihini simgeler gibiydi.
Yerine “modernleşme” adına çirkin bir beton yığını oturtuldu.
Şimdi kimi yazarlarımızın savunmasına bu gözle bakalım:
Daha kullanışlı bir bina mı yapıldı Kızılay büfesi yerine: Evet.
Daha çok kişinin ziyaret edeceği bir yapı mı oluşturuldu: Evet.
Ankara’nın en kıymetli yerindeki bir alan daha “rantable” hale mi getirildi: Evet.
Yani bu soruların yanıtları evet çıktığına göre, Muhsin Ertuğrul Sahnesi yerine yapılan binayı da bu mantıkla savunursak, yazarlar haklı.
Kentin dokusu, simgesi, soluk alınacak alanları... Bunlar düşünülmediğinde ve her şey AKP mantığıyla ranta çevrilmek üzere yola çıkıldığında, evet, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin “modernleşmesini” savunanlar haklı.
Her eskinin yerine yenisinin yapılması gerekseydi, Fatih Ayasofya’yı yıktırırdı herhalde.
Yıkıp yeniden yapmak, çağdaşlaşmakla eş değer kabul ediliyorsa eğer Petersburg’dan Madrid’e, kentlerin tümünün San Diego’ya veya Dubai’ye benzemesi gerekmez miydi?
Elbette Sydney’deki tiyatro ve opera binası gibi, çok daha büyük ve fonksiyonlu komplekslerin yapılması hem kaçınılmaz hem de gerekli, ama bunun ille de eskisinin üzerine yapılmasının altında yatan mantığı, bölgenin daha “rant” getirici biçimde kullanılmasının dışında bir açıklaması var mı?
Avustralya, dünyanın en modern opera binasını yaparken, eskinin üzerine mi kurdu?
Sanat her zaman ticaretle at başı gitmiyor. Muhsin Ertuğrul sahnesini yıkıp da, yerine kondurulan beşi yukarıda altısı aşağıda katlarla kenti Dubai’ye çevirmekle çağdaşlık olmuyor.
Bunun için sanatçılar yürüyor işte, cami yapılacak diye sulandırılmasına rağmen.
Ne argümanı kaldı bu garabetleri savunan yazarların: “Bakın, gördünüz mü cami falan yapılmadı!”
Soruna hep böyle bakıldığı için, yüz yıl sonra Ecyad Kalesi’nin harabeleri üzerine yapılan Zemzem Towers gibi, Topkapı Sarayı’nın üzerine kurulacak Topkapı Towers ile karşılaşma tehlikesinin adımları olarak görülüyor bütün bu yaklaşımlar.
Düşünsenize, Topkapı Sarayı’nın, neredeyse ikizi gibi olan İshak Paşa Sarayı’na taşındığını ve yerine 878 metrelik bir Topkapı Kulesi ve alışveriş merkezi kurulduğunu...
Ne karlı bir iş ama...
Karşı olanlar da bu yüzden sokaklara dökülüyor. Odatv, 09.01.2010 |
|
BALATLAR KİLİSESİ'NDE KAZI YAPILACAK
Bizanslılar tarafından MS 660 yılında Sinop'ta yapılan Balatlar Kilisesi'nde baharda kazı çalışması başlatılıyor.
Yabancı müzelerden arkeologların da katılacağı kazı çalışmalarında ünlü Mitridas Kralı 6. Mitridates'in kayıp mezarının da bulunabileceği iddia ediliyor. Balatlar Kilisesi'nin geniş çaplı kazı programı sonrası Trabzon'daki Meryem Ana Manastırı'nı turist potansiyeli bakımından geride bırakabileceği belirtildi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, Balatlar'ın sadece bir kilise değil eski bir manastır olma özelliğine sahip olduğunu belirterek şu anki kalıntılar altında gün ışığına çıkmayı bekleyen eşsiz bir tarih mirasının yattığını söyledi.
Hikmet Tosun, "Balatlar Kilisesi bizim için potansiyel bir değer. Alanda kazı çalışması yapılması konusunda bir karar alındı. Mayıs ayında Boğaziçi Üniversitesi ile yabancı müzelerden arkeologların katılımıyla bir kazı yapılacak. Çok önemli bulguların çıkacağına inanıyoruz. Ünlü Mitridas Kralı 6. Mitridates'e ait bulguların bulunması da sürpriz olabilir" dedi. Sinop Kent Haber, 09.01.2010 |
![]() |
![]() |
AZERBAYCAN'DA OSMANLI SİKKELERİ BULUNDU
Azerbaycan’ın Zagatala bölgesinde Osmanlı dönemine ait gümüş sikkeler bulundu.
II. Abdülhamid ve Sultan Reşad devrinde basılan sikkeler Zagatala Tarih Müzesi’ne kaldırıldı.
Hamidiye ve Reşadiye olarak da adlandırılan sikkelerin üzerinde "Sultana dua" ve "Yardımın bol olsun" sözleri ile sultanların şahsi mühürleri de yer alıyor. Trt/Haber, 06.01.2010 |
![]() |
|
Efes |
...1957
|
![]() |
3 - 9 Ocak 2010 |
|
5 SENTLİK ANTİKA PARA 3.7 MİLYON DOLARA SATILDI
Bir zamanlar Mısır kralının sahip olduğu 5 sentlik bir ABD demir parası, düzenlenen müzayedede 3 milyon 737 bin 500 dolara satıldı.
'Liberty Head' diye bilinen seriye ait olan 5 sentlik demir paranın, özel tarih ve tasarıma sahip bilinen 5 örneğin birisi olduğu ve özel bir para koleksiyoncusu tarafından satın alındığı belirtildi. Bir zamanlar 1952'de darbe ile tahttan indirilen Mısır Kralı Faruk'un koleksiyonunda olan paranın değeri, 2003'te bir milyonu aşmıştı. Philadelphia Darphanesi'nde basılan paranın arka yüzünde Bayan Özgürlük'ün büstü bulunuyor. Zaman, 09.01.2010 |
![]() |
|
KLEOPATRA'NIN KURŞUNİ MAKYAJI ÇOK SAĞLIKLIYMIŞ
Eski Mısır’da, 4 bin yıl önce yapılan göz makyajının estetik güzelliğin yanı sıra tıbbi yararlarının bulunduğu ortaya çıktı.
Fransız kimyagerler, eski Mısır’da gözleri ve bakışı güzelleştirmek için yapılan göz makyajında kullanılan farlarda çok az bulunan bir tür kurşunun tıbbi yararlarının olduğunu saptadı. Günümüzde, kurşun olası toksik özelliğiyle biliniyor. Yapılan araştırmanın sonucunda çok az dozda kullanılan kurşunun hücreyi öldürmediği ve tersine, bağışıklık sistemini aktifleştirdiği bilinen bir molekülün üretilmesine yol açtığı görüldü. araştırmacılar, kurşun bazlı bu farların kullanılmasının gözde enfeksiyon durumunda savunma mekanizmasını harekete geçirebileceğini, bakterilerin yayılmasını sınırlandırdığını ortaya çıkardı. Hürriyet, 09.01.2010 |
DONDURMACI DÜKKANINI
MÜZEYE ÇEVİRDİ Zaman, Haber: Adem Yılmaz, 08.01.2010 |
|
TARİHİ HAMAMLAR TEK TEK
SATILIYOR Ntvmsnbc, 08.01.2010 |
|
İVRİZ HİTİT ANITI KORUMA ALTINA ALINIYOR
Konya İl Genel Meclisi Kültür ve Turizm Komisyonu, Karapınar’daki İvriz Hitit Kaya Anıtı’nın koruma altına alınmasına yönelik rapor özetini Meclis’e sundu.
Konya İl Genel Meclisi, Ocak ayı 4. birleşiminde İvriz Hitit Anıtının korunması talebini gündemine alarak, anıtın korunması için yapılan çalışmayı değerlendirdi. İvriz Hitit Kaya Anıtı üzerinde geçtiğimiz günlerde araştırma yapan İl Genel Meclisi Kültür ve Turizm Komisyonu, bu çalışmasının ardından ayrıntılı bir rapor hazırladı. Rapor özetini dün İl Genel Meclisi’ne sunan komisyon, anıtın dışarıdan gelen bütün etkenlerden korunması için öncelikle restorasyon ve konservasyon çalışması yapılması ve kaya anıtının üzerinin örtülerek koruma altına alınması gerektiğini rapor etti.
Raporda şu bilgiler yer aldı:
Manşet Gazetesi, 08.01.2010 |
|
KİMLER ÇALDI?
Edremit’in kaybolan tarihi eserleri aranıyor. Değerleri milyonlarca lira olduğu öğrenilen, bir kamyon dolusu eski, tarihi ve etnografik eserler bulunamıyor.
Edremit’in yıllar boyu toplanan tarihi eserleri kayboldu! Bursa Müze Müdürlüğüne gönderilmek üzere bir kamyonla yola çıktığı söylenen tarihi eserler yok oldu! 1963 döneminde H.Vehbi Görgün’ün Edremit Belediye Başkanı olduğu dönemde, Belediye içerisinde bulunan Edremit Şehir Müzesi’nde biriktirilen, arkeolojik, tarihi, etnografik ve sanat değeri olduğu anlaşılan ve tamamına yakını Edremitliler tarafından bağışlanan eserlerin, Edremit Şehir Müzesi'nin 1964 yılında kapatılmasıyla yok olma sürecinin başladığı anlaşıldı.
132 parça eserin listesi bulunurken, listenin 1.sayfası bulunamıyor! En önemli eserlerin yer aldığı birinci liste Araştırmacı Yazar Zekeriya Özdemir tarafından dahi bulunamadığı hatırlatıldı.
Edremit Belediyesi'nde müze olarak kullanılan odanın boşaltılmasıyla Bursa Müze Müdürlüğü'ne yola çıktığı söylenen müzelik eserler Bursa’ya hiç ulaşmadı!. Edremit Belediye Başkanlarından Necdet Eke ve Ahmet Öner tarafından aratılan eserlerden eser çıkmadı. Tarihe duyarlılığı ile bilinen ve dönemin Belediye Meclis üyesi M.Emin Güle’nin son çabaları da sonuç getirmedi. Son olarak Edremit Sıdıka Erke Etnografya Müze Müdürü Reyhan ….. ve dönemin İmar Müdürü Necmiye Halkalı’nın Tarihi eserlerinin yerini tespit etmek amacıyla Bursa Müzesine yaptığı ziyarette sonuçsuz kaldı.
Edremit’ten çıktığı söylenen bir kamyon dolusu tarihi eser sırra kadem bastı. Halk arasında yıllardan bu yana rivayet şeklinde konuşulan bir söyleme göre, kaybolduğu ileri sürülen tarihi eserlerin bir bölümün dönemin Belediye Başkanı'nın evinde görüldüğü halen konuşulduğu olduğu vurgulandı.
Edremit tarihine önemli katkılar sağlayan Kıyas Yetkin’in tutmuş olduğu bir liste kaybolan eserlerin bir kısmının ne olduğunu belgeleyen tek kayıt olarak karşımıza çıktı. Edremit adına bu önemli eserlerin bulunması için Edremit Belediye Başkanı Tuncay Kılıç’ın suç duyurusunda bulunması ve adli soruşturma açması istendi. Körfezin Sesi, 08.01.2010 |
![]() ![]() ![]() |
![]() ![]() |
SONUNDA KARAR ÇIKTI
Bakanlar Kurulu 2009 yılının son gününde aldığı karar ile Düzce’nin yıllardır beklediği tarihi sorunu çözüme kavuşmuş oldu. Konuralp Müze Müdürlüğü Düzce’nin il olmasının ardından 10. yılında kuruldu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Düzce Konuralp Müzesi Müdürlüğü kurulması yönünde 26 Ağustos 2009 tarihli yazısı Bakanlar kurulunda gündeme geldi. Bakanlar Kurulunun 11 Aralık 2009’da yaptığı toplantıda Müze Müdürlüğünün kurulması için karar alındı. Bakanlar Kurulu’nun Kararı 2009’un son günü Resmi Gazetede yayımlandı. Müdür kadrosu bulunmadığı için bu güne kadar görevlendirmelerle ve kısıtlı imkanlarıyla bölgeye hizmet vermeye çalışan Konuralp müzesinde çeşitli dönemlere ait yüzlerce eser bulunuyor. Müze Müdürlüğü kadrosu bulunmadığı için il genelinde bulunan tarihi eserler artık Düzce’nin müzesinde kalacak. 5 bin yıl öncesine dayanan antik dönemlere ait eserlerin yer aldığı Müze için müdür kararının yaklaşık 10 yıl sonra çıkması da tarihe verilen önemi ortaya koydu. Bünyesinde barındırdığı eserler ile tarihte bir dönemine ışık tutan Konuralp Müzesine şimdi kadro bekleniyor. Düzce Damla, 08.01.2010 |
BEHRAMPAŞA HANI 49 YILLIĞINA BELEDİYE'NİN
Yıllarca bir mermer firması tarafından kullanılan ve geçtiğimiz yıl boşaltılan tarihi Behrampaşa Hanı restore edilmesi için 49 yıllığına Sivas Belediyesi’ne kiralandı. Sivas Belediyesi tarihi hanı otel yapmak amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile 49 yıllığına protokol imzaladı.
Sivas Hürdoğan, 08.01.2010 |
![]() |
YOZGAT MÜZESİ'Nİ 5 BİN 336 ZİYARETÇİ GEZDİ
Yozgat İl Kültür ve Turizm Müdürü Bahri Akbulut, 2009 yılı itibari ile 7 bin 776 adet eserin bulunduğu Yozgat Müzesi'ni (Nizamoğlu Konağı) 5 bin 336 ziyaretçinin gezdiğini belirtti.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Bahri Akbulut, müze hakkında CİHAN muhabirine yaptığı açıklamada, Yozgat Müzesi'ndeki eserlerin bin 561'inin arkeolojik eser, 2 bin 801'inin etnografik eser, 3 bin 354 adedinin ise sikke envanterine kayıtlı olduğunu kaydetti. Akbulut, Yozgat genelinde 175 adet tek yapı ölçeğinde taşınmaz kültür varlığı ve 142 adet arkeolojik doğal sit alanı olduğunu kaydetti. Turizm Gazetesi, 08.01.2010 |
|
![]() |
TOPKAPI SARAYI MÜZESİ'NE YAKIŞACAK RESTORASYON
İstanbul'un 2010 Kültür Başkentliği'ne ev sahiplerinden biri olmaya hazırlanan Topkapı Sarayı'nda hummalı bir çalışma sürüyor. Şantiyeye dönen sarayın pek çok bölümü yenileniyor, yıllardır ziyarete açılmamış olan bölümler, gün ışığına hiç çıkmamış koleksiyonlara ev sahipliği yapmak için müthiş bir hızla restore ediliyor. Bunlardan en önemlisi ise mutfaklar bölümü. Günışığına çıkmamış bir koleksiyon, dünyanın en önemli mutfaklarından biri olan Osmanlı Mutfağı'nın sırları, yenilenen saray mutfağında görücüye çıkacak. Restorasyonlar nedeniyle heyecanını saklayamayan Topkapı Sarayı Müzesi Müdür Vekili Ayşe Erdoğdu, "Benim asıl hayalim Topkapı Sarayı'nın 700 bin metrekarelik toplam alanını, yani Sur-i Sultani'nin tamamını bir müze-park haline getirmek, sarayı eski sınırlarına taşıyabilmek. Eski bostanları ve bahçeleriyle bu ihtişamlı saray eski günlerine dönecek ve bu dünyada bir ilk olacak. Umarım Cumhuriyet'in 100'üncü yılına yetişir" diyor. Sabah, Haber: Nurdeniz Erken, 08.01.2010 |
400 MİLYON YILLIK İZ
Polonya’nın güneyinde terk edilmiş bir maden ocağında 4 ayak üstünde yürüyen bir canlının 397 milyon yıllık ayak izleri tespit edildi.
Ayak izlerini bulan ekipten İsveç’in Uppsala Üniversitesi öğretim görevlisi Per Ahlberg, kariyerinin en önemli keşfi olarak nitelendirdiği ayak izlerinin, canlıların sudan karaya çıkarak yürümeye başladığına dair en eski bulgu olduğunu belirtti. İzlerin sahibi hayvanın 2 metre civarında olup timsaha benzediği ve hem karada hem suda yaşayan bir canlı türü olduğu sanılıyor. Milliyet, 08.01.2010 |
|
|
500 YILLIK KİLİSELER GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR
Diyarbakır’da Katolik, Ermeni ve Protestan kiliselerinin Vakıflar tarafından restorasyon çalışmaları başladı.
DİyarbakIr Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Ermeni Katolik ile Protestan Cemaati kiliselerini restore ediyor. Yüzyıllar boyu Romalılar, Sasaniler, Artuklular ve Akkoyunlular gibi 33 medeniyete ev sahipliği yapan, çan ve ezan sesinin hoşgörüyle birbirine karıştığı, kültürlerin kol kola gezdiği medeniyetler şehri Diyarbakır’da kültür varlıkları, ilgili kurumlarca tek tek aslına uygun restore edilerek gelecek nesillere aktarılıyor. Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğü, mülkiyetindeki eserleri, uzman ekiplerce restore ederek, eski görkemli hallerine kavuşturuyor. Diyarbakır’da son iki yılda 30 eser restore edilirken, Sur İlçesindeki virane haldeki 16. veya 17. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Ermeni Katolik Kilisesi ile 19. yüzyıla ait Protestan Cemaati Kilisesi’nin de restorasyonu için çalışma başlatıldı. Söz konusu kiliseler restorasyonlarının ardından virane görünümlerinden kurtularak, kültür turizminin hizmetine sunulacak. Vatan, 08.01.2010 |
AYASOFYA'DAKİ 17 YILLIK
İSKELE SÖKÜLÜYOR
“İstanbul İl Kültür Turizm Müdürü”, aynı zamanda da İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkan Vekili Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili, Ayasofya Müzesi’nde yapılan çalışmaları Milliyet’e anlattı.
Ayasofya Müzesi’ndeki
Serafim meleğinin restorasyonu da tamamlandı.
Çalışmalar sonrası eseri ilk kez Milliyet
görüntülerken, aylar süren çalışma sonrasında
binlerce mozaik tessera tek tek temizlendi. İskele
söküldükten sonra meleğin yüzü ziyaretçiler
tarafından da izlenebilecek.
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 08.01.2010 |
|
BİTLİS'İN BEŞ MİNARESİ
GÖRÜNECEK Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 07.01.2010 |
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇISI YAKALANDI
Hatay'ın Samandağ İlçesi'nde polisin şüphe üzerine takibe aldığı bir kişinin üzerinden tarihi eser niteliği taşıyan bir tablo ele geçirildi.
Alınan bilgiye göre, Atatürk Mahallesi'ndeki Namık Kemal Sokak üzerinde devriye gezen polis ekipleri şüphelendikleri bir kişiyi durdurmak istedi. Polisin "dur" ihtarı üzerine şahıs, yanında taşıdığı tabloyu yere bırakarak kaçmaya başladı. Polis yere bırakılan tabloyu koruma altına alırken, şüpheli şahsı yakalamak için harekete geçti. Kısa bir kovalamacanın ardından H.Ş. adlı kişi yakalandı.
Gözaltına alınan H.Ş., sorgulanmak üzere polis merkezine götürülürken, ele geçirilen ve tarihi eser niteliği taşıyan tablo incelenmek üzere Mustafa Kemal Üniversitesi'ne gönderildi. Hatay Kent Haber, 07.01.2010 |
![]() |
TARİHİ MİRASLARA SAHİP ÇIKILIYOR
Çankırı'nın tarihi ve kültürel zenginliklerinin turizme kazandırılmasına yönelik yol haritasını belirlemek amacıyla yapılan toplantılar devam ediyor.
Belediye Başkanı İrfan Dinç'in eşi Zeynep Dinç'in koordine ettiği toplantıların ikincisi Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi'nde gerçekleşti. Toplantıya Vali Şemsettin Uzun ve eşi Gülserin Uzun, Belediye Başkanı İrfan Dinç, konuyla ilgili bazı daire müdürleri ve sivil toplum kuruluşu başkanları katıldı.
Toplantıda açılış konuşması yapan Zeynep Dinç, Çankırı'nın zengin ve çok çeşitli kültürel mirasa sahip olduğunu belirterek, ''Bu değerlerimizi ürün haline getirip Çankırı'nın turizmden hak ettiği payı alması için ciddi bir birlikteliğe ve işbirliğine ihtiyacımız var'' dedi. Belediye Başkanı İrfan Dinç, Çankırı'da son beş yılda tarihi dokuda ve kültürel mirasın korunması anlamında çok önemli çalışmalar yaptıklarını kaydetti. Vali Şemsettin Uzun da toplantıda yaptığı konuşmada, emlak vergilerinin yüzde 10'luk diliminin tarihi eserlerin restorasyonunda kullanılmak üzere İl Özel İdaresi bünyesinde açılan ayrı bir hesapta toplandığını belirterek, bu kaynağın hazırlanacak projeler için kullanılabileceğini söyledi. Çankırı Kent Haber, 07.01.2010 |
|
AMOS ANTİK KENTİ TURİZME
KAZANDIRILIYOR
MTO önderliğinde geliştirilen projeyle, Marmaris'e 20 kilometre uzaklıktaki Turunç Beldesi sınırları içerisinde bulunan 4 bin yıllık Amos Antik Kenti'nin turizme kazındırılması için düğmeye basıldı. Antik Kayra Uygarlığı'nın yerleşim yerlerinden olan ve Rodos birliğini oluşturan önemli ilçelerden biri özelliğine sahip tarihi kentin antik tiyatrosunda bir açıklama yapan MTO Başkanı Mehmet Baysal, "İlk adımını bugün atmış olduğumuz Antik Amos Kenti çevre düzenlemesi ve yönetim planı hiçbir şekilde hiçbir kurumu öne çıkartma amacı gütmeden, odamız, Muğla Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Turunç Belediyesi ve MARTAB ortak girişimi ile düzenlenmektedir. Marmaris'te ilk antik çağa ait bin kişilik amfi tiyatro ve yerleşim yerini yöremize kazandırabilmenin gururunu taşıyoruz. Çalışmalarımız bilimsel anlamda ve ilk etap da kazı yapılmadan sadece çevre düzenlemesi yapılmak sureti ile gerçekleşecektir" dedi.
MTO Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Miray Apak da "Yaptığımız araştırmalarda kentin 4 bin yıllık bir tarihi olduğu ortaya çıktı. Bu kentte en son kazı çalışması 1948 yılında George Evards Bean tarafından yapılmış. Kentin kurulduğu tarihten bu yana sadece surların bir kısmı ve antik tiyatrosu ayakta kalabilmiş. MTO uzun zamandır yürüttüğü Marmaris 2010'un neresinde isimli proje kapsamında diğer destekçi kuruluşlarla ortak işbirliğiyle bu kenti turizme kazandırmayı amaçlamaktadır. İnanıyorum ki gerekli izin ve onaylar en kısa zamanda alınacaktır. İzinler çıkar çıkmaz çalışmalara başlayacağız" diye konuştu.
Turunç Belediye Başkanı
CHP'li Ali Fuat Fidan, "Yıllardır bu tarihi
kentimizi ayağa kaldırmaya niyet ediyorduk. Şimdi
burada bir başlangıç yapıyoruz. Burada emeği geçen
ve geçecek olan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.
Biz Turunç Belediyesi olarka bu işe her türlü
desteği vereceğiz" dedi.
Amos'un tarihçesi Radikal, 07.01.2010 |
|
"TARİHİ ANTEP EVLERİ KORUNACAK"
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Settar Çanlıoğlu, belediye olarak kültürel değerlerin korunması için AB fonlarından sağladıkları parayla çok sayıda tarihi eseri yeniden kazandıklarını, yaptıkları çalışmalarla şehrin tarihinin önemli oranda gün ışığına çıktığını dile getirdi.
Gaziantep'te en az 50 tane Antep evinin restoran, kafe ya da butik otel olarak turizme kazandırıldığını belirten Settar Çanlıoğlu, Gaziantep'in kültürel mirası için büyük önem taşıyan Antep evlerini korumak ve turizme kazandırmak için çeşitli projeler hazırladıklarını, bunları hayata geçirdiklerini söyledi. Antep evlerini turizme kazandırmak için vatandaşlardan da yardım beklediklerini, bu konuda yatırımcılara büyük görev düştüğünü belirten Çanlıoğlu, “Bugüne kadar 500’ün üzerinde eski Antep evi SİT alanına çevrildi. Eski Antep evlerinin restore edilerek koruma altına alınması için vatandaşlarımıza da önemli görevler düşüyor. Eski Antep evine sahip olan vatandaşlarımızın bize başvurarak yapının koruma altına alınmasını sağlayabilirler” dedi. Gaziantep Hakimiyet, 07.01.2010 |
|
AKHAN KERVANSARAYI
RESTORE EDİLİYOR Akhan Kervansarayı'nın restorasyonunun Laodikya,
Pamukkale ve civarla bütünleşip Denizli turizmine
çok şey katacağına inandığını ifade eden Vali Erkmen,
"Hepsinden önemlisi kendi kültürümüze, kendi
tarihimize sahip çıkmamızın bilincidir" dedi. Yeni Şafak, 07.01.2010 |
|
![]() |
300 YILLIK ALTIN İŞLEMELİ KUR'AN, SATILMAK ÜZEREYKEN ELE GEÇİRİLDİ
Kapalıçarşı'da 18. yüzyıldan kalma hattat Seyyid Nureddin imzalı, altın işlemeli, elyazması Kur'an-ı Kerim, satılmak üzereyken ele geçirildi. Maddi değeri yüksek, 300 yıllık Mushaf'ı satmaya çalışan Yunus Ç. (34) gözaltına alındı.
Kur'an'ın kime ait olduğu ve zanlıda ne aradığına yönelik soruşturma sürüyor. Kapalıçarşı'da tarihî bir Kur'an'ın satılmaya çalışıldığı ihbarını alan Fatih Emniyet'i, zanlıyı yakalamak için harekete geçti. Görgü tanıklarının ifadeleri doğrultusunda çevrede çalışma başlatan ekipler, Nuruosmaniye Caddesi üzerinde hareketlerinden şüphelendiği Yunus Ç.'yi durdurdu. Şüpheliyi arayan ekipler, Ç.'nin üzerinde yıpranmış bir vaziyette Mushaf buldu. Gözaltına alınan zanlı, sorgulanmak üzere Fatih Adliyesi'ne sevk edildi. Yapılan incelemede ele geçirilen kutsal kitabın 1700'lü yılların başında yazıldığı, suyla temas ettiği için bazı bölümlerinin silindiği ve manevi değerinin büyük olduğu ifade edildi. Alınıp satılması yasak olan tarihî eserin müze müdürlüğüne teslim edileceği kaydedildi. Zaman, Haber: Ali Cansev, 07.01.2010 |
SİNOP SAHİLLERİNDE TARİH YATIYOR
Turizm Bakanlığı tarafından önceki yıllarda yapılan araştırmada, Karadeniz'de en fazla batık ve su altı arkeolojik eserlerin Sinop'ta olduğunu ortaya çıkarttı.
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, Türkiye genelinde yapılan araştırmada, Sinop'un da aralarında bulunduğu 3 ilin sahillerinde, adeta keşfedilmeyi bekleyen tarih yatıyor. Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, Türkiye çapında Sinop, Muğla, Antalya'nın Türkiye'de en fazla tarihi önem taşıyan batık gemi ve eserlere sahip olduğunu söyledi. Tosun, "Karadeniz'de de yapılan araştırmalarda Sinop'un en fazla batığa sahip olduğu anlaşıldı. Sinop, Türkiye çapında da ilk 3'te. Sinop kıyıları birçok batığa ev sahipliği yapıyor. İlerleyen süreç içerisinde bu eserler Sinop turizmi açısından değerlendirilecek. Sinop'ta bu kapsamda deniz müzesi kurulması yönündeki çalışmalar devam ediyor. Biz antik çağ kentiyiz ve antik çağa ait birçok batığa ev sahipliği yapıyoruz" diye konuştu. Sinop Kent Haber, 07.01.2010 |
|
|
POLİSTEN TARİHİ ESER OPERASYONU
Osmaniye Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen operasyonda çok sayıda tarihi eser ele geçirildi. Olayla ilgili 4 kişi yakalandı.
Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Büro Amirliği görevlilerince tarihi eser kaçakçılığının önlenmesine yönelik olarak yapılan çalışmalarda bazı şahısların Adana'dan gelip Osmaniye'de tarihi eser pazarlayacakları bilgisine ulaşıldı. Emniyet güçleri, yaptıkları çalışmada plakası tespit edilen otomobili il merkezindeki bir iş yerinde buldu. Oto içerisinde bulunan 4 kişi gözaltına alındı.
Şüphelilerin üzerleri, iş yeri ve otomobil içerisinde yapılan aramada 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında, tasnif ve tescile tabi müzelik değerde 161 adet değişik dönemlere ait sikke, haç, heykel, yüzük, vazo, 2 adet tarihi eser aramada kullanılan malzeme, 1 adet hassas terazi, 1 adet 2,5 HDD harici disk ve çok sayıda tarihi eser görüntülerinin bulunduğu bir CD, 1 adet ruhsatsız tabanca, şarjör ile tabancaya ait çok sayıda dolu fişek ele geçirildi. Osmaniye Kent Haber, 07.01.2010 |
OFER'İN KULAKLARI ÇINLAYACAK, GALATAPORT YENİDEN
SATIŞTA
2005’te işadamı Mehmet Kutman ile İsrailli işadamı Sami Ofer konsorsiyumuna ihale edilen Galataport Liman Projesi, büyük tartışmalara neden olmuş ve Danıştay’ın imar planlarına ilişkin kararından sonra 2006’da Özelleştirme İdaresi tarafından ihalesi iptal edilmişti.
Milliyet, 07.01.2010 |
|
MONA LISA'DA YÜKSEK KOLESTEROL VARMIŞ
Rönesans'ın ünlü ressamı Leonardo da Vinci'nin farklı yüz ifadesi sebebiyle dünyanın sayılı tabloları arasına giren Mona Lisa'sında yüksek kolesterol çıktı.
İtalyan bilim adamı Vito Franco, tablodaki modelin göz çevresinde yağ asitlerinin biriktiğini hatta sol gözünün çukurunda kolesterol belirtisi 'ksantelazma' tespit ettiğini öne sürdü. Zaman, 07.01.2010 |
|
![]() ![]() |
İNŞAAT KAZISINDA LAHİT BULUNDU
Mersin'in Mut İlçesi'nde bir inşaatın temel kazısı sırasında bir lahit mezar bulundu.
Yatırtaş Mahallesi muhtarı Eyüp Ceran, kendisine ait inşaatın kazısı esnasında 2 adet mezar çıktığını ve durumu Silifke Müze Müdürlüğü'ne bildirdiğini söyledi.
Silifke Müze Müdürlüğü'nden gelen Arkeolog Ulaş Demir'in gözetiminde yapılan kazıda 2 parça halinde lahit ve lahit kapağı, sütun parçası ve mezarda insan kemikleri bulundu. Demir, mezarda gerekli incelemeleri yaptıklarını belirterek, "Çalışmalar doğrultusunda mezarın bulunduğu yer ve mezar hakkında hazırlayacağımız raporları gerekli yerlere gönderip raporların sonucunu bekleyeceğiz" dedi. Mersin Kent Haber, 06.01.2010 |
EFSANE KAYIP ŞEHİR EL DORADO UYDUDAN BULUNDU
Amazon Havzası'nda araştırmalar yapan bilim adamları çok geniş bir alana yayılmış dev höyüklerin kayıp şehir El Dorado'nun kalıntıları olduğunu savunuyor.
El Dorado hakkında yüzyıllardır dev kalelerine gömülü hazineler hakkındaki efsanelerle maceracıların ve kaşiflerin peşinden koştuğu bir hedef oldu. İspanyol denizciler bu hazinelerin için yağmur ormanlarının derinliklerine yaptıkları seferlerde Azteklere ve İnkalara rakip kayıp bir medeniyet bulacaklarına inandılar. 250 kilometre çapında bir alana yayılan çemberler ve diğer geometrik şekillerin Kristof Kolomb, Amerika kıtasına ayak basmadan çok önce MS 200 yılında yapıldığı söyleniyor.
Araştırmayı yayımlayan Antiquity dergisi, tarım yapmak için orman arazisinde ağaçların kesilmesiyle ortaya çıkan yapıların "Kolomb öncesi döneme ait sofistike bir toplum"a ait olduğunu belirtiyor. Radikal, 06.01.2010 |
![]() |
BİZANS MÜZESİ KURULACAK MI? |
|
MEVLANA'YA İLGİ AZALDI
UNESCO'nun 2007'yi Mevlana Yılı ilan etmesinin de etkisiyle 2008 yılında ziyaretçi sayısı artan Mevlana Müzesi, 2009 yılı başlarında küresel kriz, sonrasında da tüm dünyada hızla yayılan domuz gribi nedeniyle ziyaretçi kaybına uğradı.
2008 yılında Topkapı Sarayı Müzesi ve Ayasofya Müzesi'nin ardından 1 milyon 536 bin 980 ziyaretçi ile en fazla turist çeken müze sıralamasında üçüncü olan Mevlana Müzesi'ne geçen yıl bir önceki yıla oranla yaklaşık yüzde 9 düşüşle 1 milyon 394 bin 844 yerli ve yabancı turist geldi. Aynı şekilde, 2008 yılında 302 bin 102 olan yerli turist sayısı 278 bin 655'e, 1 milyon 234 bin 878 olan yerli turist sayısı da geçen yıl 1 milyon 116 bin 189'a düştü. Mevlana'nın 736. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Etkinlikleri'nde sunulan 16 sema gösterisinin yoğun katılımla izlendiğini, bu törenlerin Konya'nın tanıtımına büyük katkıda bulunduğunu belirten yetkililer, buna karşın, dünya genelinde yaşanan küresel kriz ve domuz gribinin müzeyi ziyaret edenlerin sayısını önemli ölçüde düşürdüğünü bildirdi.
Mevlana Müzesi'ne dünyanın dört bir yanından turistler geldiğini ifade eden yetkililer, her yıl olduğu gibi geçen yıl da Japon, Koreli ve İranlıların müzeye en çok gelen ziyaretçiler olduğunu kaydetti.
Tarih, kültür ve inanç turizmi açısından önemli potansiyeli barındıran Konya'da bulunan Mevlana Müzesi'nin dünyanın en önemli müzeleri arasında yer aldığını ifade eden yetkililer, küresel kriz gibi olumsuz etkenlerin ortadan kaldırılmasıyla müzeye gelen ziyaretçi sayısının artacağını tahmin ettiklerini söyledi. Habertürk, 06.01.2010 |
|
İNÖNÜ'NÜN EVİ İÇİN İMAR DEĞİŞİKLİĞİ
Türkiye’nin 2.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün,
Maçka’daki evi için torunları
Hayri ve
Eren İnönü’nün
“eski eser notu kaldırılsın istemi”nin,
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde
kabul edilmesiyle bağımsız 2 katlı ev yerine,
çevresindeki emsalleri gibi 4 katlı bir bina
yapılması önünde engel kalmadı. Cumhuriyet, 06.01.2010 |
|
|
KARŞIYAKA'DAKİ LATİFE HANIM KÖŞKÜ ONARILDI
Karşıyaka Belediyesi'nin kamulaştırarak 2008 yılında halka açtığı Latife Hanım Köşkü, yoğun ziyaret nedeniyle bir kez daha tadilattan geçirildi. Köşk, kapılarını 2010 yılında tekrar açtı. Latife Hanım Köşkü'nü günde 1000 kişinin ziyaret ettiğini, bu yüzden çeşitli sorunlar yaşandığını belirten Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, tadilatın bir ay içerisinde tamamlandığını, aslına uygun olarak onarıldığını bildirdi. Yer döşemeleri, merdivenler, tırabzanlar ile ahşap tavanlar onarıldı. Kapılar, pencereler, dış kapılar, aslına uygun olarak boyandı ve eksikleri giderildi. Başkan Durak, sadece 1.5 ay kapalı kapan Latife Hanım Köşkü'nde ziyaretçi kabulüne başlandığını sözlerine ekledi. Yeni Asır, 06.01.2010 |
DOĞA DERNEĞİ'NDEN AKBANK VE GARANTİ BANKASI'NA:
HASANKEYF'İN YOK EDİLMESİNE İZİN VERMEYİN Yapı, 06.01.2010
Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu, Hasankeyf'i yok etmediklerini,
geleceğe hazırladıklarını söyledi. Yeni Şafak, 08.01.2010 |
|
BİRGİ, TARİHİ KİMLİĞİYLE YENİDEN CANLANIYOR
Aydınoğulları Beyliği'ne başkentlik yapan İzmir -
Ödemiş'e bağlı Birgi beldesinde 10 yıldır sürdürülen
restorasyon çalışmaları sona erdi. Belediye Başkanı Cumhur Şener, Aydınoğlulları Beyliği'ne başkentlik yapmış, ilk denizci ve ilk doktoru çıkarmış bir kentin, gelecek kuşaklara tarihi dokusu içinde bırakılması gerektiğine inandığını söyledi.
Ege tarihinde özel bir yere sahip olan Birgi'de, tarihi yapıların korunması için yaklaşık 10 yıl önce başlatılan restorasyon çalışmalarının sürdüğünü aktaran Şener, ''Birgi, yapılan restorasyon çalışmaların ardından kimlikli bir kent haline gelmiştir. 2010 yılından itibaren, yapılan çalışmaların meyvelerini almaya başlayacağımızı umuyorum'' dedi.
Yapılan restorasyon ve düzenleme çalışmalarıyla
ilgili bilgi veren Belediye Başkanı Şener, şunları
kaydetti: ''Yaklaşık bir yıldır süren Şehit Gürol
Madan Caddesi cephe iyileştirme çalışmaları sona
erdi. Bu çalışmalarla tarihi Çakırağa Konağı
önündeki uzun cadde yeniden eski ihtişamlı günlerine
döndü. Şimdiki hedefimiz, Derviş Ağa Medresesi ile
Derviş Ağa Hamamı önündeki alanın eski haline
döndürülmesi. Buradaki çalışmalar bittiğinde araç
trafiğine kapatacağımız bu alan turistik bir merkeze
dönüştürülecek. Medrese yanındaki tek yapı
ölçeğindeki evin restorasyonunun bitmesinin ardından
burayı 7-8 odalı bir pansiyona dönüştürmek
istiyoruz. Gerekirse, Birgi'nin otantik yapısını
yansıtan hediyelik eşyalar satış yeri de açabiliriz.
2009'un Haziran ayında ödeneği çıkan bu onarımın
nisan ayı sonunda bitmesini bekliyoruz.'' Ntvmsnbc Emlak, 05.01.2010 |
|
KAÇAKÇILARDAN KURTARILAN MUMYALAR ARTIK MÜZEDE
Aksaray’da kaçak kazı yapan kişiler tarafından çıkarılan ve operasyonlarda ele geçirilen mumyalar, müzede ziyaretçilerini bekliyor.
Aksaray Müze Müdür Vekili Fahri Ayçin, “Anadolu’da İlhanlı Devleti’nin önde gelenleri ve yakınları mumyalanırken, Kapadokya Bölgesi’ndeki Aksaray’da da özellikle Bizans döneminde mumyalama yapılmıştır” dedi. Aksaray’daki mumyaların, teknik açısından Mısır’dakilerden farklı olduğunu ifade eden Fahri Ayçin, “Kapadokya’da bulunan mumyalar Mısır’daki gibi bezle sarma tekniğiyle yapılmamış. Kapadokya’daki mumyalar, bölgede üretilen, cesedi uzun yıllar koruyabilecek özellikteki bir sıvıyla kaplanmış” diye konuştu. Türkiye Gazetesi, 05.01.2010 |
|
"OSMANLI'DA CAMİLER FERMANLA YAPILABİLİRDİ"
Türkiye İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı H. Serdar Harp, özellikle kamu yapılarında ve bu tür cami gibi dini yapılarda tip projeler uygulandığını söylüyor ve ekliyor: "Bu tür yapıların büyük bir kısmı metal imalat. Bir yerlerde imal edilen minareler başka bir yerlere monte ediliyor." İstanbul İl Müftüsü Prof.Dr. Mustafa Çağrıcı ise konuya farklı bir bakış açısı getiriyor. Camilerin, dernekler tarafından yaptırıldığını belirten Çağrıcı, "Bu dernekleri oluşturan insanlar da kültür düzeyi düşük. Ne mimari düzeyi ne de estetik duygusu, cami gibi son derece önemli bir yapının gerektirdiği düzeyde değil. Toplumun bilgili kültürlü kesimleri cami ve dernekleriyle ilgilense statik ve estetik yapısı da değişir. Eskiden camiler padişah fermanı ve müsadesi ile yapılıyordu. "
Uzmanların bahsettiği tip projeleri yapanlardan biri Karadağ İnşaat Minare'nin sahibi Salih Karadağ. Karadağ, bugüne kadar 55 tane minare yapmış. "Bizim yaptıklarımızdan yıkılan yok" diyor ve ekliyor: "O yıkılanlar eski taş minareler. Sultanahmet gibi eski camilerin minarelerine özenilerek yapılan minareler. Bunlarda demir yok, sadece taş var. Bu nedenle rüzgar fırtına devirebiliyor. Mimar Sinan'a özenip aynısını yapmaya kalkışırsan sonuç bu olur."
İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağırıcı Bizim cami yapımlarıyla ilgili yasal bir denetim yetkimiz yok. Bunu sık sık gündeme getiriyoruz. Diyanet teşkilat yasası tasarı haline getirildi. O yasayla yetki ve sorumluluk getiriliyor. Birinci derecede sorumlu kurum olarak Diyanet'in yetkisiz hale getirilmesi çok üzücü.
Mimarlar Odası Başkanı Bülent Tuna Dışardan sanki çok güzelmiş, kendi içinde tutarlıymış gibi görünen minareler ufak bir sallantıda ve fırtınada yıkılıveriyor. Bunları imzalayan meslektaşlarımız tek başına suçlu değil. Çünkü bu işler sipariş veren kesimin isteği doğrultusunda oluyor. Denetim kesinlikle şart.
İnşaat Mühendisleri Odası Bşk. Serdar Harp Cami inşaatında yöreye göre değişen meteorolojik koşullar dikkate alınmıyor. Camiler ve minarelerin denetimiyle ilgili kimsenin yetkisi yok. Her isteyen istediği şekilde minare yaptırabiliyor. Hayır ve dini yapıların denetleyicisi yok. Çoğu projesiz ve ruhsatsız şekilde yapılıyor. Sabah, Haber: Mediha Olgun, 05.01.2010 |
|
|
PERİBACALARI BETONLAŞIYOR
UNESCO tarafından 1985 yılında “Dünyada korunması gerekli kültür varlığı” kabul edilen Kapadokya’daki peribacalarının yanına beton binalar yapılıyor.
Avanos İlçesi’nde Zelve Örenyeri’nin yakınında, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından peribacalarının 107 metre uzağında, ‘Konuk Ağırlama Merkezi’ yapımına başlandı. Bunun yanı sıra Nevşehir’in Göreme Beldesi´ndeki Yusuf Koç Kilisesi’nin yanında yine beton inşaat başladı. Zelve’deki peribacalarını korumakla yükümlü Kapadokya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayıyla yapılan binalar tepkiye neden oldu. Beton yapılanmalarının Kapadokya turizminin sonunu getireceği savunuldu. Hürriyet, Haber: Ahmet Korkmazer, 05.01.2010 |
DÜNYA MİRAS ALANLARI YÖNETİM PLANI YAKINDA HAZIR Yeni Şafak, 04.01.2010 |
|
Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam): İKİBİN(S)ON |
|
'İSTANBUL 2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ' KOMEDİSİ
Nihayet, 2010 geldi. Malumunuz, bu yılın ismi konmuş bir özelliği var. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Bir süredir... Pardon, düzeltiyorum... Birkaç yıldır, birilerinin dilinde hep bu "Avrupa Kültür Başkenti" lafı var. Sözüm ona, tanıtımlar yapılıyor. Ama kimse ne olduğunu anlamıyor. Neden? Çünkü, kimse ne olduğunu bilmiyor. Neyi tanıtıyoruz? Kimin için tanıtıyoruz? Bu işin kime, ne faydası var? Tam bir muamma. Sadece bir kesim var, onlar biliyor. Zaten o kesim de, işin içinde.
Geçenlerde, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ile sohbet ediyoruz... Kimsenin bilmediği ve kimsenin de pek fazla umursamadığı bu konuyu sordum. Başaran Ulusoy, "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesini Başbakan başlattı, şimdi uğraşıyorlar. Keşke Kültür Bakanlığı bu konunun içinde daha aktif olsaydı" diyerek başlıyor anlatmaya ve İstanbul'un, sadece bir yıllığına değil de zaten dünyanın kültür başkenti olduğunu belirtiyor.
Başaran Ulusoy, ilginç bir tespitte de bulunuyor: "Kanun çıkmış. Hükümet parayı vermiş. Alın, yürüyün demiş. Gelip de kaşıkla helvayı yapacak artık hükümet değil ki. Bizim, buluşup anlaşmamız lazım."
Ulusoy'un bu söylemlerinden sorun olduğu anlaşılıyor. Belli ki, ortada bir proje var ve zamanı gelmiş ama halen kimin, ne yapacağı belli değil. Hatta bırakın kimin, ne yapacağını; projenin, başı ve sonu bile belli değil. Başaran Ulusoy'a göre değerlendirmeler bir yıl önce yapılsaydı, çok daha iyi olurdu. Ayrıca, içeriye yönelik tanıtım yapmanın da bir anlamı yok. Önemli olan, yurtdışına yapılacak olan tanıtım. Başaran Ulusoy, "Biz kendimizi içeride zaten anlatıyoruz" diyerek, "2016'da Avrupa Futbol Şampiyonası olacak. Olimpiyatlar var. Turizm bu insanları birbirine bağlıyor. 2010 projesi yine de şansını yakalamak mecburiyetinde" şeklinde konuşuyor.
Yeri gelmişken bilmeyenler için şu bilgiyi de vereyim. Bu projeyi, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı yürütüyor. Yazıcı, aynı zamanda da İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Koordinasyon Kurulu Başkanı... Başaran Ulusoy, projenin sadece Kültür Bakanlığı ya da Hayati Yazıcı'nın değil, tüm Türkiye'nin işi olduğuna dikkat çekerek, bir önerisini ortaya atıyor: "Bana göre bu proje 2010'da bitmesin. Bir yıl daha müsaade versinler. 2011'in sonuna kadar bitirilmeyen işler bitirilsin. Mesela, müzeler. 2010 bitti, İstanbul bitti diye bir şey olamaz. Sadece Arkeoloji Müzesi'nin altındaki tarihi eserleri çıkarsak, bize 7-8 tane daha müze gerekir." Başaran Ulusoy'a göre söz konusu İstanbul olunca, yapılacak çok iş olduğunu da vurguluyor. İstanbul'da yabancı turistler için ortalama kalışın 2 gün olduğunu ve bunu 7 güne çıkarmanın konuşulması gerektiğini belirten Ulusoy, sadece tarihi yarım adayı anlatmanın yetmeyeceğine de dikkat çekiyor.
Sohbetimizin sonunda Başaran Ulusoy, proje kapsamında TÜRSAB'a verilen İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni devreye sokmaya çalıştıklarına da değiniyor.
Evet... Ulusoy ile, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti üzerine yaptığımız sohbet böyle. Anlaşılacağı üzere ortada bir proje ve bunun için de harcanan çok ciddi paralar var. Ama henüz net bir durum yok. Kimin bu projede, nasıl ve ne şekilde yer alacağı bile belli değil. Aynı şekilde proje kapsamında nelerin yapılacağı da...
Yanlış anlaşılmasın... Yıl, 2010. Daha açık anlatımla... İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti. Tabi, sözüm ona. Biz ise halen proje diyoruz. Referans,
Haber: Noyan Doğan, 04.01.2010
"Avrupa Kültür Başkenti" düşüncesi fikri ilk kez 1985 yılında dönemin Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri tarafından ortaya atıldı. Aynı yıl Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi projenin kapsamını belirledi ve uygulamaya koydu. 1985’ten 2000 yılına kadar Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi. 2000 yılına gelindiğinde, yeni binyıl nedeniyle Avrupa Kültür Başkenti unvanı hem birden fazla kente, hem de AB Adayı olan ülkelerin kentlerine verilmeye başlandı. Bu tarihten sonra sırasıyla "Kültür Başkenti" seçilen kentler şöyle sıralandı:
* 1985 Atina -Yunanistan, * 1986 Floransa -İtalya, * 1987 Amsterdam -Hollanda, * 1988 Berlin -Almanya, * 1989 Paris -Fransa, * 1990 Glasgow -İskoçya, * 1991 Dublin -İrlanda, * 1992 Madrid -İspanya, * 1993 Anvers -Belçika, * 1994 Lizbon -Portekiz, * 1995 Lüksemburg, * 1996 Kopenhag -Danimarka, * 1997 Selanik -Yunanistan, * 1998 Stockholm -İsveç, * 1999 Weimar -Almanya, * 2000 Avignon -Fransa, Bergen -Norveç, Bologna -İtalya, Brüksel -Belçika, Helsinki -Finlandiya, Krakov -Polonya, Reykjavik -İzlanda, Prag -Çek Cumhuriyeti, Santiago de Compostela -İspanya, * 2001 Porto -Portekiz, Rotterdam -Holanda, * 2002 Bruges -Belçika, * 2003 Salamanca -İspanya, Graz -Avusturya, * 2004 Genova -İtalya, Lille -Fransa, * 2005 Cork -İrlanda, * 2006 Patras -Yunanistan, * 2007 Lüksemburg, Sibiu -Romanya, * 2008 Liverpool -İngiltere, Stavanger -Norveç, * 2009 Linz -Avusturya.
Avrupa Birliği, 2004 yılında 10 yeni ülkenin daha üye olmasıyla birlikte 27 üyeli hale gelirken topluluk yıl iki kenti kültür başkenti olarak belirleme kararı aldı. AB’nin aday ülkeler arasında "kültür başkenti" seçim yapmasının 6 yıl sürdüğü, önümüzdeki 2011’de bu unvanı Turku (Finlandiya) ve Talin (Estonya) alırken bunları 2012’de Guimaraes (Portekiz) ve Maribor (Slovenya) takip edecek. 2013’de Marsilya (Fransa) ve Kosice (Slovakya) kültür başkenti olacak. AB Komisyonu’nun kültür-sanat işlerinden sorumlu üyesi John Mcdonald, bu süreci Deutche Welle’ye değerlendirirken, "Yeni ülkeler üye olduğunda bir ülkenin kültür başkenti için yeterli olmadığının farkına vardık. Başkentin sırayla diğer ülkelere geçmesi çok uzun sürüyordu. Doğu Avrupalı üye ülkelerin uzun süre beklememesi için iki kentte karar kılındı" dedi.
‘Avrupa Kültür Başkeni' unvanını alan ülkeler ilk yıllarda bazı konser ya da kültür sergileriyle yetinirken, günümüzde bir dizi etkinlik düzenlemeye başladı. AB Komisyonu'nun kültür- sanattan sorumlu üyesi Macdonald, kültür başkentlerinin bu unvanı başka bir kente devrettikten sonra da çalışmalarını sürdürmesine özen gösterdiklerini anlatırken, “Kültür başkentinin sadece kısa süreli çalışmalar yapmamasına çaba gösteriyoruz. Bir yıl sonunda kültür başkentliğini bırakması halinde bile etkinliklere devam edilmeli. Kentlerin seçilmesinde kültürel çalışmaların uzun süre sürdürülmesi kriterlerden biri” diye konuştu.
Avrupa Birliği’nin hedefleri arasında somut projeler, kültür merkezlerinin restore edilmesi, sanayide dönüşüm ve yeni kültür-sanat evlerinin inşa edilmesi yer alıyor. Avrupa Birliği Komisyonu’nun yaptığı araştırmaya göre ‘kültür başkenti' sıfatını almak o kente birçok yarar sağlıyor.
Diğer "başkentlerde" durum Bu yıl İstanbul ile birlikte ‘kültür başkenti' unvanını paylaşan Ruhr Havzası’nda 53 kent binlerce etkinlik hazırladı. Sponsor ve belediyelerin finanse ettiği Ruhr Havzası’nın 2010’un bütçesi 65 milyon euro olarak belirlendi. AB başlangıç için 1.5 milyon euro yardımda bulundu. AB Komisyonu’nun kültür-sanattan sorumlu üyesi John Macdonad bunun diğer sponsorları harekete geçirmek için küçük ve sembolik miktar olduğunu bildirdi.
Essen ve çevresindeki 53 köy ve kentten oluşan bir dönemlerin madencilik ve demir-çelik sanayii merkezi Ruhr Bölgesi, 171 farklı ülke ve kültürden 5 milyon 300 bin insanın yaşadığı Almanya’nın en büyük sanayi bölgelerinden biri. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak 2010 programını tamamlayan ve tanıtım çalışmalarına başlayan Ruhr 2010, bölgenin kendine özgü kültürel dokusu ve çok kültürlü yapısını dikkate alarak bir konsept oluşturdu. Ruhr 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında 2010 yılı boyunca 300’den fazla proje ve 2 bin 500’den fazla etkinliğin gerçekleştirileceği belirtildi.
Macaristan’ın Baranya eyaletinin (ülkenin Transdanubya adı verilen Batı bölgesindeki 3 eyaletten biri) başkenti Pecs’de, kültürel faaliyetler için belediye, Kültür ve Eğitim Bakanlığı, Pecs Üniversitesi, Baranya Eyalet Belediyesi ile koordinasyon sağlarken bütçe hazırlandı. Hürriyet,
Haber: İhsan Dörtkardeş, 05.01.2010
İstanbul, artık Avrupa'nın Kültür Başkenti. 2010 AKB Ajansı bünyesinde gerçekleşen etkinlikler hızla devam ederken, Eylül 2009'dan bu yana çalışmalarını sürdüren 2010 Avrupa Kültür Başkenti Gönüllü Programı, İstanbulluları da bu etkinliklere ortak olmaya çağırıyor.
Gönüllüler, tekrarı olmayacak Avrupa Kültür Başkenti organizasyonunun mutfağında yer alacak ve tüm süreci yakından takip edebilecek. Bunun yanı sıra gönüllüler; eğitim, gezi ve diğer sosyal etkinliklerden yararlanma fırsatına da sahip. Eğer siz de 'Gönüllü Olmak İstiyorum' diyorsanız, her çarşamba 15.00-17.00 ve her cumartesi 11.00-13.00 saatleri arasında İstiklal Cad. Atlas Pasajı İstanbul 2010 ofisinde düzenlenen tanışma toplantılarına katılabilirsiniz. (0212 377 0273 / www.istanbul2010.org/gonullu) Zaman, 07.01.2010
İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür
Başkenti olma süreci 1 Ocak itibariyle başladı.
Resmi açılış tarihi ise 16 Ocak. 2010 yılı sonuna
kadar, üç yıl için yaklaşık olarak 600 milyon lirayı
bulacak bütçesiyle, İstanbul'un 'Dünyanın en ilham
verici kenti" ruhunu yaşatacaklarını söyleyen 2010
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (AKB) Başkanı Şekib
Avdagiç, açılış öncesi heyecanını ve üzüntülerini
SABAH'la paylaştı. Avdagiç, 16 Ocak'ta Haliç Kongre
ve Kültür Merkezi'ndeki açılış töreniyle ilgili
"İstanbul ses, müzik, şiir, dans ve görüntüyle 5
unsurda buluşacak. İstanbul'u İstanbul yapan her şey
burada olacak. Özellikle içinden cımbızla farklı
etnik kökenlerin birleşimi diye sunulmasına
karşıyız. Burada etnik köken bazlı program
yapmıyoruz. İstanbul bazlı program yapıyoruz" dedi.
2010 Avrupa Kültür Başkenti
İstanbul yılının en önemli projelerinden biri de
Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nin
yenilenmesiydi. Yıkımı gündeme geldiğinde büyük
tartışmalara yol açan ve hükümetin projeden
vazgeçmesiyle devreye Ajans girdi. 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansı AKM'nin yıkılmadan
yenilenmesi için projeyi hazırladı ve taraflarla
görüşerek uzlaşma sağlandı. Yenileme giderleri Ajans
tarafından karşılanacaktı. Ancak itiraz geri
çekilmeyince yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Sabah, Haber: Gül
Kireklo, 08.01.2010
İstanbul, 2010 Avrupa
Kültür Başkenti seçildiği güne dek yapılan
çalışmaları, verilen emek ve çabayı, karar anına dek
yaşanan coşkuyu düşününce o günlerden bugünlere bir
“düşüş” ve “düş kırıklığı” yaşandığını itiraf
etmeliyim. Şimdi geriye dönüp yeniden kavgalara
tutuşmanın zamanı değil. Şimdi, sadece ve sadece
ileriye bakıp, yapıcı önerilerle katkıda bulunma
zamanı. Cumhuriyet, Yazı: Zeynep
Oral, 08.01.2010
Takvimlerin 2010'u göstermesiyle "Avrupa Kültür Başkenti" unvanına sahip olan İstanbul, 16 Ocakta Haliç Kongre Merkezinde düzenlenecek resmi törenle etkinlerine start verecek.
İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansından yapılan açıklamaya göre
İstanbul, 16 Ocak'ta "2010 Avrupa Kültür Başkenti"
unvanının resmi kutlamasında İstanbullulara ve üst
düzey uluslararası konuklara ev sahipliği yapmaya
hazırlanıyor. Cnn Türk, 08.01.2010 |
|
ÇEMBERLİTAŞ NİHAYET GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Yaklaşık 1.700 yıl önce Roma'nın Hıristiyanlığı kabulünün sembolü olarak dikilen Çemberlitaş Sütunu 12 yıldır iskeleler arasında saklanıyordu. Tarihi sütunun nihayet yenilenme çalışmaları tamamlandı. Çok yakında sütünün açılacağını belirten Mustafa Demir, Yenikapı'daki Marmaray kazısından çıkan eserlerin de kazı alanının hemen batısında bir açık hava müzesinde sergilenebilmesi için çalıştıklarını söyledi. Yeni Şafak, 04.01.2010 |
|
100 MİLYON DOLARA MALOLACAK ARŞİV BİNASININ TEMELİ ATILIYOR
Modern arşivcilik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılacak en büyük Osmanlı arşivleri binasının temeli yarın (4 Ocak 2010) atılacak. İstanbul Kağıthane'de inşa edilecek binada dört ayrı mekanda dağınık haldeki arşivler 'Osmanlı Arşiv Sitesi' adı altında tek çatıda toplanacak.
100 milyon dolara mal olacak binanın inşaatı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından ihale edildi. 80 bin metrekare alana sahip projenin yaklaşık 50 bin metrekaresi yer altında kalacak. Sultanahmet'te yer alan Osmanlı arşivleri, yaklaşık beş yıl sürecek bir çalışmanın ardından Kağıthane'ye taşınacak.
Konu ile ilgili Zaman'a açıklamalarda bulunan TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanı Niyazi Özdemir, arşiv sitesinin ihale bedelinin 132 milyon lira olduğunu söyledi. Şantiyelerin kurulduğunu ve projenin bitirilme aşamasına geldiğini dile getiren Özdemir, "Osmanlı Arşiv Sitesi, tarihi dokuya uygun özgün bir mimari tasarım ile inşa edilecek." dedi.
Toplam 115 bin metrekare inşaat alanına sahip olacak site içinde 10 blok inşa edilecek. Bloklarda, idari bina, 350 kişilik araştırma salonu, araştırma enstitüsü, kütüphane ve müze, dijital arşivleme, restorasyon, yayın ve tanıtım hizmetleri, tasnif çalışmaları ve destek hizmetleri ünitesi, yemekhane ve sosyal tesisler ile 2 bin 500 kişilik kongre merkezi yer alacak.
Kağıthane'ye yapılacak arşiv, Osmanlı dönemine ait önemli eserleri bünyesinde barındıracak. Sitede, arşivciliğin son teknolojileri kullanılacak. Yüz yıllık belgelerin saklanacağı binada iklimlendirme sistemleri, dijital okuma, kolay erişim gibi sistemlerin yanında cep okuma odaları, konferans salonları, yüksek güvenlik sistemleri de bulunacak. Arşiv sitesinde, 370 bin defter, 100 milyon civarında da belge bulunacak. Müzede ayrıca, Fatih'in Bosna Fermanı, Karlofça Antlaşması, Baltalimanı Sözleşmesi ve diğer devletlerle yapılan anlaşmaların birer nüshası da bulunacak.
Site içindeki arşiv depoları kaya oyuklarının içine gömülecek ve böylece arşiv yalnızca sele karşı değil, deprem, kimyevi ve biyolojik saldırılara karşı da korunmuş olacak. Sitede 3,5 kat olarak planlanan depo üniteleri, tamamen raf kurulu olduğunda 150 bin metre raf alanı oluşacak ve yaklaşık 1.000 personel çalışacak. Osmanlı Arşiv Sitesi'nin, Vatikan'da bulunan arşiv binasına benzetildiği de söyleniyor. Yetkililerin verdiği bilgiye göre Kağıthane'de yapılacak sitenin Vatikan'daki benzerinden çok daha farklı olduğuna dikkat çekiliyor. Osmanlı Arşiv Sitesi'nin Vatikan'daki benzerinden daha büyük olacağı söyleniyor. Arşiv sitesi inşaatının 2011 yılı sonunda bitirilerek, 2012 yılı başında hizmete girmesi planlanıyor. Zaman, Haber: Fatma Turan, 04.01.2010 |
|
BİZANS DÖNEMİ KAYIP ALTINLARINA TAKİPSİZLİK KARARI
Zeytinburnu'ndaki askeri tesislerde bulunduğu öne sürülen Bizans darphanesinden çıkarılan 80 ton altına Ergenekon örgütünce el konulduğu iddiasıyla MİT mensupları Murat S. ve Zikri A. ile Kartal Kızılay İlçe Şube Başkanı Rıfat C. K.'nın da aralarında bulunduğu 5 şüpheli hakkında, delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildi. Olay, Zeytinburnu'nda orduya ait Ağır Bakım Tesisleri'nde askerlik yapan bir er gece komutanlarından gizli olarak bira içmek için girdiği marangozhane bölümünde altınları bulmasıyla patlak vermişti. Sabah, 04.01.2010 |
|
OSMANLI MİMARİSİ YENİDEN CANLANACAK
Aydın'ın Karacasu İlçesi, ünlü antik kenti Afrodisias'la birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde yapılmış tarihi evleri ile de adından söz ettirmeye çalışıyor. Karacasu Belediye eski Başkanı Emin Mete'nin başlattığı çalışmaları devam ettiren yeni Belediye Başkanı Mustafa Büyükyapıcı, Tarihi Kentler Birliği'ne üye olan Karacasu'nun tarihi zenginliklerinin korunması için çalışmaları hızlandırdı. Başkan Büyükyapıcı "Elimizdeki tarihin kıymetini bilmek zorundayız" dedi. Yeni Asır, Haber: Ali Soydemir, 04.01.2010 |
![]() |
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA YENİ YIL OPERASYONU
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'nca, yılın ilk günlerinde düzenlenen operasyonlarda 5 kişi MS 2 ve 3'üncü yüzyıllara ait 495 sikke ile yakalandı. Jandarma ekipleri yapılan istihbari çalışmalar sonrası İstanbul Tuzla, İzmir ve Ankara'dan getirilen tarihi eser niteliğindeki eserleri satmak için müşteri arayan şahısları tespit ederek bağlantı kurdu. Sivil jandarma ekipleri satıcılarla bağlantıya geçerek alıcı kimliğinde anlaşma sağladı. Ekipler tarihi eser kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen kişilerin yakalanması için alınan izinlerin ardından 30 Aralık'ta ve 2 Ocak'ta 2 ayrı operasyon düzenledi. Operasyonlarda, 5 kişi ile birlikte 495 sikke ele geçirildi. Jandarmanın toplam 250 bin dolara anlaştığı sikkelerin üzerinde Roma imparator ve imparatoriçelerinin isimleri yer alıyor.
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı 2009 yılında tarihi eser kaçakçılarına yönelik 51 operasyonda 8 bin 34 parça tarihi eserle birlikte 76 kişiyi yakalayarak adli makamlara sevk etti. Adliyeye sevk edilenlerden 25'i tutuklanarak cezaevine kondu. Sabah, 04.01.2010 |
AFGANİSTAN'DAN MOĞOLİSTAN'A TÜRK ESERLERİ İHYA
EDİLİYOR
Yurtdışında bulunan Türk eserleri bir bir yenileniyor. Dış politikadaki hareketliliğe paralel olarak, sınırlarının dışındaki tarihî eser restorasyonlarına hız veren Türkiye, Moğolistan'dan Meksika'ya geniş bir coğrafyada bakıma muhtaç camileri, türbeleri ve külliyeleri ihya ediyor. Kültür Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı'nca (TİKA) yürütülen onarım çalışmaları 2010 yılı içinde tamamlanmış olacak.
Yenilenen eserlerin 'sembol' eserler olması, yapılan çalışmaların ehemmiyetini daha da artırıyor. Balkan ülkelerindeki tarihî eserlerin ağırlıkta olduğu restorasyon çalışmalarını yürüten Kültür Bakanlığı, şu günlerde Murat Reis Külliyesi'nin onarımında karşılaşılan pürüzü çözmeye çalışıyor. Rodos Adası'ndaki külliyenin restorasyonundaki yanlış uygulamanın düzeltilmesi için girişimde bulunan Dışişleri Bakanlığı, Yunan makamlarından olumlu bir cevap bekliyor.
Müzeler Genel Müdürlüğü, Mehmet Akif Ersoy'un Mısır'da 1925-1935 yılları arasında kiracı olarak yaşadığı evi bir müzeye dönüştürmek istiyor. TİKA da Afganistan'ın Belh şehrinde bulunan 800 yıllık Bahaeddin Veled Medresesi'ni onarmayı planlanıyor. Kültür Bakanlığı, kısa süre önce tamamladığı Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi ile Göktürk Abideleri'nin bulunduğu bölgeyi 1300 yıl önceki canlılığına kavuşturmayı amaçlıyor. Meksika'daki Osmanlı saat kulesiyle ilgili de bir gelişme yaşandı. Türkiye, 1910 yılında Osmanlı vatandaşlarının armağan ettiği saat için de gerekli çinileri üretip maddi destek verecek. Balkanlar'daki tarihî eser restorasyonlarını ekibiyle birlikte yürüten Prof.Dr. Hakkı Acun, Türk dış politikasındaki açılımla birlikte dışarıdaki eserlerin onarımı için ayrılan bütçenin büyüdüğünü hatırlatıyor. Sekiz yıldır Balkan ülkelerinde çalışan Prof. Acun; restore çalışmalarının Türkiye'nin dışarıdaki prestijini artırdığını ve daha önemlisi bugün hala 'Müslüman' demek için 'Türk' kelimesini kullanan Balkan halkına güven verdiğini söylüyor.
Nerede, hangi eser onarılıyor?
Zaman, Haber: Ülkü Özel Akagündüz, 04.01.2010 |
|
BİR KENT MERKEZİNİN SEYRİ
Türkiye’de kentleşme olgusu ve kentlerin gelişim serüveni, Türk modernleşme sürecinden ayrı düşünülemez. Kentlerin bir bütün olarak planlanması ve bu doğrultuda inşa edilmesi Cumhuriyet süreciyle başlar. Bunun en özgün örneğini, Ankara oluşturur. Ankara, Cumhuriyet’in kurucu felsefesi ve Mustafa Kemal’in bilimsel yaklaşımı önemseyen tavrı sonucunda belli bir plan ve bu plana temel oluşturan estetik ve mimari bir müdahaleyle şekillenir. Bu yeni yaratım süreci, Ankara’nın tarihsel birikimini ve eserlerini koruyan, onları görünür kılan bir içerik taşır. Başkentin imar edildiği ilk yıllarda, geleneksel ve modern unsurların birarada kullanılmasıyla hedeflenen, Ankara’nın birçok uygarlığa yaptığı ev sahipliğini vurgulamak ve geçmişin bu köklü özelliklerini çağdaş ülkelerin değerleriyle birleştiren yepyeni bir kentsel doku yaratmaktır.
Kızılay’ın ve genelde Çankaya’nın bu anlamda özel bir yeri ve simgesel önemi vardır. Önce bir semt merkezi olarak planlanan Kızılay ve çevresi, Ankara’nın güneye doğru gelişme sürecinde, 1950’li yıllardan itibaren başkent Ankara’nın “yeni kent merkezi” olma yolunda işlevsel ve yapısal dönüşümler geçirdi. Kızılay’ın kent merkezi işlevlerini yüklenmesi, bu alanı kentin en çok kullanılan ve en önemli temsil-simge merkezi durumuna getirdi.
Ankara’da Kızılay’la örneklendirilebilecek kent merkezleri (merkezi iş alanları), barındırdığı ticari, yönetim ve kültürel işlevleri ve yüksek erişilebilirlik özellikleriyle kentlerin kalbi ve odak noktalarıdır. Gün boyu kentin en devingen alanı, çalışan nüfusun büyük bir bölümünün her gün gelip gittiği ve günlerinin geçtiği yerdir. Ayrıca kentlerin karakterini, kimliğini yansıtan temsil merkezleri olması nedeniyle o kentin ülkeye ve dünyaya açılan yüzüdür. Bu nedenle, çok daha dikkatli ve özenle planlanması, geliştirilmesi, kamusal alanlarının artırılması ve çirkinliklerinden arındırılması gereken kent parçalarıdır.
Hem ülkenin siyasi ve idari merkezi hem de başkent Ankara’nın kent merkezi olan Kızılay ve çevresi, Ulus’a benzer biçimde bir çöküntüleşme süreci içine girdi, kent merkezi işlevlerini ve kimliğini yitirmeye başladı. Kızılay, isteyerek ve zevkle gelinilmesi gereken bir yer olacağına sadece iş nedeniyle “zorunlu” olarak gelinen, görsel, çevresel ve mekansal olumsuzlukları sonucu “kaçılıp terk edilmesi gereken” bir yere dönüşmeye başladı. Kullanım -yaşam değeri- yerine sadece değişim değeri ve işletmecilik, mekana hakim olmaya başladı. Kızılay bölgesi için, ne parçacı ne de bütüncül herhangi bir uzak görüşlülük ve politika tanımlanıyor ve sorunlar giderek ağırlaşıyor. Esasında, Kızılay’ın çağdaş bir kent merkezi olması yönünde bugüne değin uygulanan herhangi bir planlama çalışması da yok. Eğer bütüncül planlama politikaları ve çağdaş yaklaşımlar hayata geçirilmezse, Kızılay’ın çöküntü bölgesi haline gelmesi kaçınılmazdır. Kızılay’daki çöküntüleşme sorunu: Kızılay, eski kent merkezi Ulus’un yaşadığı çöküntüleşme sürecinin bir benzerini yaşıyor. Kızılay, merkez olma konumundan uzaklaşmaya, yer yer köhneleşmeye başladı. Üst düzey, nitelikli işyerleri ve mağazalar Kızılay’ı terk ediyor, mülk fiyatları ve dükkan kiraları düşüyor ya da eskisi gibi artmıyor, mağazalar ucuz-fason ürünlere yöneliyor. Simitçiler, ucuz yemek ve giyim dükkanlarının sayısındaki yoğun artış bunun en somut örnekleri. Kaliteli bir restoran ya da mağaza, artık Kızılay’da yer açmıyor. Dershaneler, kamu kurumları ve bankalar Kızılay’ı yaşatır duruma geliyor.
Sorunlar Kızılay’ın kullanımında, sosyolojik olarak önem verilmesi gereken bir değişim yaşanıyor. Sosyal tabakanın belirli bir bölümü, Kızılay’ı terk ediyor ve kentsel gerilimi derinleştiren korumalı özel mekanlara yöneliyor. Kentin daha çok pazarlama-depolama alanlarında bulunması gereken toptancı sektörü (özellikle tekstil), Kızılay bölgesinde yer seçmeye başlıyor. Ayrıca, geceleri bölgeyi yaşatan konut kullanımları da artan sorunlar nedeniyle bu bölgeden kaçıyor. Süreç bu şekilde devam ederse, Ankara’nın merkezi, tamamen bir çöküntü alanı haline gelecektir. Çöküntü alanının pratikteki karşılığı, kentsel iş merkezi çeşitliliğini, dolayısıyla kullanıcı zenginliğini yitirmiş, kullanılabilirliği düşük, gece kullanımı sınırlı, toplumsal güvenlikten yoksun kent parçasıdır. Bu kent parçası, kentin herhangi bir parçası değil de hem ülkenin idari hem de kentin siyasi, idari ve ticari merkezi olduğunda, sorun çok daha ciddidir.
Ulaşım politikalarından kaynaklanan sorunlar: Diğer yandan Kızılay, uygulanan ulaşım politikaları nedeniyle sadece “içinden geçilip gidilen bir yer” haline geldi, yayalık istenmeyen bir durum oldu. Yapılan alt ve üst geçitler, otomobil trafiğinin merkeze doğru hızla akıtılmaya çalışılması, yaya bölgelerinin ve kaldırımların otomobillerce işgal edilmesi, hızlı trafiğin yaya güvenliğini tehlikeye atması, trafiğin gürültüsü ve egzoz kirliliğinin kent merkezindeki cazibeyi azaltması en önemli sorunlar. Acil olarak, yaya haklarını ve toplu taşımacılığı esas alan yeni bir kent merkezi trafik yönetim sistemi ve trafik düzenlenmesine ihtiyaç var.
Kentsel kültürel aktivite ve mekanların yitirilmesi: Atatürk Bulvarı, Kızılay’ın nüvesi olan Yenişehir semtinin kurulması ve Bakanlıklar sitesinin bu bölgeye yapılmasıyla birlikte uzunca bir dönem, bir prestij ve promenat mekanı kimliğini muhafaza etti. Sinemaları, Havuzbaşı parkında verilen kent konserleri, sanat galerileri, kent plastiği ile kentsel kültürel bir odak ve çekim noktası özelliği gösterirken, kent kültürünün oluşturulmaya çalışıldığı bir örnek alan ve temsil merkezi oldu. Kızılay’ın bugününe bakıldığında ise, sadece ticari bir merkez niteliğine büründüğü, kentsel kültürel aktivitelerin üretildiği mekanların yok olduğu, sinemaların ve tiyatroların korunaklı alışveriş merkezlerine yöneldiği bir yapı izleniyor. Kızılay, giderek kültür mekanları yönünden fakirleşiyor. Bu çöküntüleşmenin ve olumsuz gidişin sosyal, ekonomik ve mekansal pek çok nedeni var. Kentlerin yayılması, büyük alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması, yerel yönetimlerin kent merkezini yıllardır ihmal etmesi, kapitalist ekonominin kamusallığı dışlayan ve bireyselleştiren “yeni yaşam biçimlerini” toplumlara dayatması, uygulanan taşıt öncelikli ulaşım politikaları, vb. nedenler bunlardan başlıcaları.
Çankaya Belediyesi, bir ilçe belediyesi olarak kuşkusuz bu sorunları ve bunların nedenlerini ortadan kaldırma yönünde her tür çabayı gösterecektir. Ancak, sadece bir ilçe belediyesinin yapacağı çalışmalar, merkezin yaşaması için yeterli olmayacaktır. Merkezi ve yerel yönetimler, ilgili kurumlar, meslek odaları ve genel olarak tüm Ankaralılarla birlikte güç birliğinin sağlanması gerekiyor. Radikal İki, Yazı: Bülent Tanık / Çankaya Belediye Başkanı, 03.01.2010 |
|
AĞIRBAŞLI BANKA BİNASI FOKUR FOKUR KAYNAYACAK!
İstanbul'un 2010'a Kültür Başkenti olarak giriyor ya
size yeni yılın ilk pazar günü önemli bir projeyi
mimarlarıyla konuşarak duyurmak istedim. İstanbul bu
yıl toplamda 15 bin metrekareyi bulan iki yeni
kültür merkezine daha kavuşuyor ve bu kültür
merkezleri metrekare büyüklüğüyle İstanbul'da bugüne
kadar faaliyet gösteren en büyük kültür merkezi
unvanını alıyor. 2010'a yakışacak kadar iddialı olan
bu projenin sahibi Garanti Bankası. Son yıllarda
kültür ve sanata verdiği desteği giderek artan
banka, İstanbul'da Bankalar Caddesi'nde müthiş
mimarisiyle göz dolduran tarihi bir binayı kültür
merkezine çevirmek üzere düğmeye bastı. Bununla da
yetinmeyen Garanti Bankası İstiklal Caddesi
üzerindeki Garanti Platform Sanat Merkezi'nin yer
aldığı binayı da restorasyona tabi tutarak iki
kültür merkezini bir çatı altında toplayacak yeni
projeyi başlattı. Osmanlı Bankası'nın yer aldığı ve
ünlü Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından
1892 yılında yapılan tarihi binada ve yine 1976
yılında yapılan ancak mimarı bilinmeyen İstiklal
Caddesi'ndeki eski binada birkaç yıl süren proje ve
izinlerin ardından şantiye kuruldu. Anıtlar
Kurulu'ndan izin almanın ne kadar zor olduğunu
tahmin edersiniz sanırım. Tüm bu süreçler geçtikten
sonra bu iki önemli binayı kültür merkezine
dönüştürmek üzere kolları sıvayan ise ününü
yurtdışına çoktan taşıyan, Aga Han ödüllü bir Türk
mimar. Han Tümertekin.
Böylesi tarihi bir binayı projelendirirken mimar
olarak nasıl bir tavır içinde oluyorsunuz?
Garanti Bankası kültür ve sanata ne kadar para
harcamayı taahhüt ediyor?
Binalarda önce çok ciddi bir rölöve yapıldı. Anıtlar Kurulu'nun istediği ve zaten yapılması da doğru olan binaların orijinal durumlarına ilişkin araştırmalar yapıldı. Bu yapıda çok büyük bir bankacılık kitaplığı olacak. Zaten vardı, şimdi büyüyecek. 300 kişilik oditoryumlar yapıyoruz. Çok amaçlı toplantılar için çok rahat boyutları değişebilir salonlar yapıyoruz. İstiklal Caddesi'ndeki binada 2 bin metrekare, burada da 800 metrekare sergileme alanı yapıyoruz. Sabah, Haber: Şelale Kadak, 03.01.2010 |
|
MOZAİKLERE SIRRINI DÖKEN BAŞBAKAN! Bizans konusunda önemli bir otorite olan Oxford Üniversitesi Bizans ve Modern Grek Dili Profesörü Cyril Mango, Chora'nın mozaiklerini şöyle yorumluyor: "Kompozisyonların fonlarının çeşitli mimari formlarla doldurulması mozaiklerde belirli bir derinliğin sağlanmasına neden olmuş. Bizans resminin haşinliğini hortadan kaldıran mozaikler..." Panoda Theodoros Metokhites dizleri üzerine çökmüş olarak kilisesinin modelini tahtta oturan İsa'ya takdim ediyor. Metokhites gösterişli bir kıyafet ve yüksek görevini simgeleyen uzun bir başlık giymiş. 1120'da kiliseyi onaran veliaht prens Isaakios Komnenos da bir mozaikte resmedilmiş. 'Hayat veren kaynak'olarak Meryem ellerini iki yana kaldırmış halde resmedilmiş. Sabah, Haber: Mediha Olgun, 03.01.2010 |
|
KOZAHAN'IN RESTORASYON PROTOKOLÜ İMZALANDI
İç Kozahan'ın restorasyon çalışmalarıyla ilgili protokol, Devlet Bakanı Faruk Çelik`in de katıldığı törenle Gökdere Medresesi'nde imzalandı. İç Kozahan, BESOB tarafından restore edilerek 20 yıl boyunca işletilecek.
Törende Vali Harput ise yapılan protokol ile tarihe sahip çıkmanın en güzel örneğinin sergilendiğini ifade ederek, `Tarihine sahip çıkmayan milletin geleceğe erişmesi mümkün değildir. Şanlı ecdadımızın mirasına sahip çıkmak için çalışmalarımız sürüyor. Tarih ve kültür şehri olan Bursa'nın turizmden daha çok pay alması için yapılan çalıştayta önemli kararlar aldık` açıklamasını yaptı.
BESOB Başkanı Arif Tak, Bakan Çelik`in esnafın sıkıntılarını çözmede birçok desteği olduğunu ifade ederek, `Bu protokol ile İç Kozahan yeniden ekmek kapısı olacak. Bizim hiçbir zaman kimseyle sıkıntımız olmadı. Sadece sanayi sitesiyle alakalı çelişki oluştu ama o da çözülüyor. Birlik ve beraberlik olduğunda meseleler çözülür` şeklinde konuştu.
Bursa Olay, 03.01.2010 |
|
EYÜP'ÜN TARİHİ DOKUSU YENİLENİYOR
Eyüp'te tarihi binaların cephelerinin yenilenmesine Feshane Caddesi'nden başlandı. Eyüp Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) işbirliğiyle yürütülen proje kapsamında, bir yandan da envanter çalışması sürdürülüyor. Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu, çalışmaların etaplar halinde diğer sokaklarda da devam ettirileceğini söyledi. Sabah, Haber: Zeynel Yaman, 03.01.2010 |
|
![]() |
KAZIDAN BİZANS MOZAİKLERİ ÇIKTI
Gaziantep'in Nizip İlçesi'nde bir inşaat alanında yapılan kazıda, 4. yüzyıl Bizans dönemine ait taban mozaikleri bulundu. Menderes Mahallesi'nde bulunan Müslüm Bozkurt'a ait inşaat alanında yapılan temel kazıları sırasında, taban mozaiğine rastlanınca, Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne haber verildi. Bölgeyi inceleyen Gaziantep Müzesi'nden arkeolog Fatma Bulgan ve 15 kişilik ekibi, 200 metrekarelik bir alanda kazı çalışmalarına başladı. Arkeolog Bulgan, çıkan mozaiğin üzerinde tarih bulunduğuna dikkat çekerek, eserlerin 4. yüzyıldan kalma olduğunu kaydetti. Mozaiğin bulunduğu alanın Bizans dönemine ait bir kilise olduğunu söyleyen Bulgan, ilerleyen günlerde kazı alanının genişletilebileceğini de sözlerine ekledi. AKP Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı da, kaymakam ve emniyet müdürü ile birlikte kazı alanına giderek inceleme yaptı. Sarı, Nizip'te adeta yerden fışkıran mozaiklerin yerinde sergilenmesi için çalışmaların yapıldığını belirterek, tüm Nizip halkının bu tarihe sahip çıkmasını istedi. Sabah, Haber: Ömer Yayla, 03.01.2010 |
FRANSA'DA MİLYON DOLARLIK TABLO SOYGUNU
Fransa’nın güneyindeki bir villadan milyon dolarlık tablolar çalındı.
Polis, La Cadiere d’Azur’daki villadan çalınan 30 kadar tablonun arasında Pablo Picasso ve Henri Rousseau’nun çalışmalarının bulunduğunu söyledi. Soygunun perşembe günü hizmetçi tarafından fark edildiğini açıklayan polis, tatil için İsveç’te bulunan ev sahibinin soruşturmaya yardım etmek üzere Fransa’ya döndüğünü belirtti. Bunun, Fransa’nın güneyinde yakın zamanda yapılan ikinci büyük tablo soygunu olduğu kaydedildi. Fransız empresyonist Edgar Degas’ın “The Chorus” adlı çalışması Çarşamba günü Marsilya'daki bir müzeden çalınmıştı. Milliyet, 03.01.2010 |
|
GÖL TAŞMADAN KAÇAK YAPILAR YIKILACAK Sabah, Haber: Zeynel Yaman,
03.01.2010
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından
gerçekleştirilecek yıkım için bölgede Çevik Kuvvet
Şube Müdürlüğü ekiplerince yoğun önlemler alındı. Sabah, 06.01.2010 Radikal, 07.01.2010 |
|
BİZANS SOKAKLARINDA AYI OYNATILIYORMUŞ
Yenikapı’da sürdürülen arkeolojik kazılarda Neolitik (Cilalı Taş Devri) ve Bizans dönemine ait kemiklerin de bulunduğu 8 kamyon dolusu hayvan kemiği çıkarıldı. Avcılar’daki İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde koruma altına alınan kemiklerden şu ana kadar sadece Bizans dönemine ait olanlar incelendi. Bizans hayvan kemiklerinin incelemesinden çarpıcı sonuçlar elde edildi. Bulunan kemikler arasında at, eşek, katır, kedi köpek en bol olanı. Ama bunun yanında ayı, fil, deve, akbaba, turna, yaban kazı, yaban keçisi, Afrika kedi balığı, orfoz, yunus, köpek balığı, palamut, levrek, çipura, deve kuşu, caretta caretta ve bir maymuna ait kemiklere ulaşıldı.
Prof.Dr. Onar için at kemiklerinin yeri ayrı. Dünyada Bizans atları üzerine en geniş bilgiye sahip olduklarını iddia eden Onar, ellerinde şu anda yaklaşık 10 binden fazla Bizans atına ait veri olduğunu söylüyor. At kemiklerinin üzerinde satır izlerine rastlayan Onar’a göre bu dönemde atlar yeniyormuş.
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 03.01.2010 |
|
SİNOP CEZAEVİ'NİN TAŞ GÜLLELERİ
Tarihi Sinop Cezaevi’nin duvarları içinde kalan ve tarihi dokuyu bozan eklentilerin yıkımı sırasında eski devirlerde mancınıklarda kullanıldığı tahmin edilen taş gülleler bulundu.
Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun denetiminde yapılan yıkım çalışmaları sırasında rastlanan 40 dolayındaki taş gülle, Sinop Arkeoloji Müzesi’ne taşındı. Tarihi Sinop Cezaevi, yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahip. Aralarında Sabahattin Ali, Mustafa Suphi, Burhan Felek ve Refik Halit Karay gibi isimlerin de yer aldığı çok sayıda tanınmış kişinin kaldığı tarihi cezaevi, 2000 yılından bu yana resmi olarak ziyarete açık tutuluyor. Hürriyet, 03.01.2010 |
|
![]() |
"AKM 1. GRUP KÜLTÜR VARLIĞIDIR"
İstanbul Taksim’de bulunan Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) yapılması planlanan değişiklikleri yerinde bulmayarak durduran İstanbul 9’uncu İdare Mahkemesi, 16 Aralık’ta projeyi iptal etti. 4 sayfalık kararda, AKM’nin birinci grup kültür varlığı olduğu, proje ile yapılmak istenen değişikliklerin ise “Yapının tarihi kimliği ve özgün konumunu korumadığı”, hukuka ve mevzuata aykırı olduğu belirtildi. Başbakan Tayyip Erdoğan proje için, “Şu hali ile AKM’yi beğeniyor musunuz? Orayı yıkıp yeniden yapmak gerekli” demişti. Hürriyet, Haber: Oya Armutçu, 03.01.2010 |
![]() |
|
Xanthos (George Scharf) |
...1839
|
![]() |
![]() |
TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B 34345 Kuruçeşme İstanbul Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298 e.posta: info@tayproject.org |
Copyright©1998 TAY Projesi |