Ocak '11 Arşivi |
30 Ocak - 5 Şubat 2011 |
|
ARKEOLOGLARIN SON GÖZDESİ GOOGLE EARTH
Uluslararası bilim dergisi New Scientist son sayısında, arama motoru Google’ın “Google Earth” uygulamasının arkeologlar tarafından, kazı alanı keşfi için kullanıldığını yazdı.
Dergiye konuşan Avustralya Üniversitesi’nden Profesör David Kennedy, Arap Yarımadası’nda yaklaşık 1300 kilometrekarelik bir alanı tarayarak, 1977 potansiyel kazı alanı ve 1082 adet antik mezar taşı bulduğunu açıkladı. Bu keşfi üzerine alana yakın yaşayan bir arkadaşından, oraya giderek bölgeyi fotoğraflamasını isteyen Kennedy, fotoğrafları incelediğinde söz konusu arkeolojik alanın 9 bin yıl öncesine ait olduğunu tespit etti. Arkeolog şimdi daha detaylı bir inceleme için bölgeye gitmeye hazırlanıyor. Milliyet, 05.02.2011 |
|
5 BİN PARÇALIK 'SARAY KOLEKSİYONLARI MÜZESİ'
Türkiye Gazetesi, 05.02.2011 |
|
SOKULLU MEHMET PAŞA'NIN GİZLİ HAYIRLARI
Oysa hayırlar yapmaya da vakit ayırmış ve Mimar Sinan'a altı tane cami yaptırmış. Bunlardan üçü İstanbul'da. Diğerleri ise Edirne, Hatay ve Kırklareli'nde. Hepsinin ortak özelliği ise şimdilerde pek hatırlanmayışı...
Galata'ya doğru giderken Unkapanı Köprüsü'nün bitiminde bir cami... Avlusu Haliç'le dip dibe. Yer yer dalgalar vuruyor penceresine. Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmış Tershane-i Amire ile de komşu. Zira bu komşuluk caminin yapılma sebebi. Bilhassa tersane sakinlerinin ibadetlerini yapabilecekleri iyi bir yer olsun düşüncesiyle, 16. yüzyılda Osmanlı tarihinin ismi en bilinen sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmış. Birinci Dünya Savaşı'na kadar da cami, hem cemaatini hem de popülerliğini korumuş. Fakat o tarihten sonra unutulmuş ve kapısını açan olmamış. Şimdilerde ise camiyi bir tek, önünden geçerken görüntüsüne kapılanlar ziyaret ediyor. Bu cami, Sokullu Mehmet Paşa'nın ömr-ü bakiyesini süslendirmek için yaptığı hayratlardan sadece biri. O, Galata'daki Sokullu Mehmet Paşa Camii ile şimdilerde aynı kaderi paylaşan, yapıldığı dönemlerde dolup taşan 6 cami daha yaptırmış. Bunlardan 3'ü İstanbul'da. Diğerleri ise Edirne, Kırklareli ve Hatay'da.
***
Sokullu Mehmet Paşa camilerinden biri İstanbul Kadırga'da; Sultanahmet Camii ve Küçük Ayasofya arasındaki Şehit Mehmet Paşa yokuşunda bulunuyor. 1571 yılında yaptırılmış. Çevresi, takriben 2 metrelik duvarlarla çevrili. Avlusuna üç farklı sokaktan girilebiliyor. Avlunun ortasında kubbeli bir şadırvan var. Şadırvanın olduğu yerden bakıldığında, medrese odaları görülüyor. Caminin ses ve aydınlatması ise diğer bütün Mimar Sinan eserlerinde olduğu gibi oldukça iyi. Cami, ayrıca pek çok tarihi yapılarda olduğu gibi İznik çinisi ve orijinal kalem işleriyle süslenmiş. Yine caminin mihrap, minber ve kubbe bölümlerinde Hacer'ül- Esved taşlarının gömülü olduğu söyleniyor. Cami bu bakımdan da önem kazanıyor.
Sokullu Mehmet Paşa, İstanbul haricinde de, şehirlere cami ve külliye inşa ettirmiş. Hatay, Edirne, Kırklareli onun hayırlarından nasiplenen şehirler arasında. Hatay'ın Payas beldesine, 1574 yılında Mimar Sinan'a; cami, medrese, sıbyan mektebi, arasta, han, tabhane, imaret, hamam ve çeşmeden oluşan bir külliye yaptırmış... Külliye, Klasik Osmanlı üslubunun tüm özelliklerini yansıtıyor. Sokullu Mehmet Paşa, yine aynı özellikte bir başka külliyeyi, hem ticari bir merkez hem de Rumeli seferlerine çıkan ordunun konaklama yeri olması münasebetiyle Edirne'ye 1576'da inşa ettirmiş. Kırklareli'ne ise 1568 tarihinde bir cami yaptırmış. Caminin çatısı ahşap ve tek minareli. Müezzin mahfili, mihrap, minber ve şadırvan mermerden yapılmış.
Sokullu Mehmet Paşa'nın kendi adıyla inşa ettirdiği camilerden üçüncüsü ise Büyükçekmece'de. 1567 tarihinde yine bir Mimar Sinan eseri olan Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü'nün biraz ilerisine inşa ettirilmiş. Caminin, Mısır haricinde benzeri olmayan bir minaresi var. Minare, yekpare taştan oyularak yapılmış ve camiden ayrı olarak avlunun girişine inşa ettirilmiş. Cami, bugün belediye tarafından çevrilmiş kültür parkı içerisinde, tarihi Kurşunlu Han'ın yanında bulunuyor. Kapısı sadece vakit namazlarında açılıyor.
Zaman Cuma, Haber: Sevim Şentürk, 04.02.2011 |
|
![]() |
MACARİSTAN'DA 400 YILLIK OSMANLI MİNARESİ ÇÜRÜYOR
Macaristan'ın Eger (Eğri) şehrinde 400 yıl önce Osmanlı döneminde inşa edilen Kethüda Camii'nin 40 metrelik minaresi yıkılmak üzere.
Türkiye Gazetesi, 04.02.2011 |
'GERİ ZEKALI' KAVGASI
Kocaeli Üniversitesi’nde arkeoloji bölümünde öğrenim gören 20 öğrenci kazı ve araştırma teknikleri derslerinin uygulaması için 27 Ekim 2010 tarihinde hocaları Prof.Dr. Ayşe Çalık Ross, Yrd. Doç.Dr. Şengül Aydıngül ve Ayşin Tüfekçioğlu ile birlikte İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne geldi.
Müzedeki araştırmaları sırasında bir ara öğrencilerin yanına gelen Arkeoloji Müzesi’nde görevli arkeolog Dr. Şehrazat Karagöz, “Size çok acıyorum, hiçbir şey öğrenemiyorsunuz. Ama bu sizin suçunuz değil, Kocaeli Üniversitesi’nin suçudur. Üniversiteniz size böyle eğitim veriyor. Bölüm başkanız Tuğba Hanım hariç bütün hocalarınız geri zekalı” dedi.
Öğrenciler de bu sözleri birlikte geldikleri hocalarına iletti. Duydukları karşısında şok yaşayan arkeologlar savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Şehrazat Karagöz, kimseye hakaret etmediğini, kendisine komplo kurulduğunu söyledi ve uzlaşmayı da kabul etmedi. Ancak hakaret içeren bu sözleri duyduğunu belirten 20 öğrenci olaya şahit olduklarını yazılı olarak beyan etti. Şehrazat Karagöz hakkında 1 yıl 3 aydan 3.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Milliyet, 04.02.2011 |
![]() |
BABASININ DEFİNE KAZISI ÖLDÜRDÜ
Eskişehir’in
Mihalgazi İlçesi’nde ilköğretim 5’inci sınıf
öğrencisi Fikriye Gül Ellez (11), babası Mehmet
Ellez, eniştesi M.D., babasının arkadaşları S.Ç. ve
O.D. ile birlikte Sakarılıca Köyü yakınlarına önceki
gün define aramaya gitti. Hürriyet, 04.02.2011 |
|
BU DA ARNAVUTKEYF!
Baruthane Nazırı Mehmet Şerif Efendi'nin önerisiyle, 1795-1796'da inşa edilen Azatlı Baruthanesi'ne, 1804'te bir derbent yaptırılarak, kanalla su getirildi. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına kadar faaliyetini sürdüren baruthane, Ruslar tarafından tahrip edildi. Baruthane tesislerinden bugün ancak büyük bir havuz ile hangar biçiminde bir yapının yıkıntıları kaldı. Samlar Bendi ise, II. Mahmut zamanında, 1826-1828 yılları arasında baruthanenin ihtiyacı olan suyun biriktirilmesi için yapıldı. Akşam, Haber: Ercan Öztürk, 04.02.2011 |
|
ORDİNASYÜS SAHTEKAR
İstanbul Özel Aydın Üniversitesi'nde, "ordinaryüs
profesör" unvanıyla sanat tarihi dersi veren
Ayça Engin Akmeşe
'sahte hoca' çıktı. Müthiş sahtekârlık hikâyesi
YÖK'ün "Kayıtlarımızda böyle bir isim yok" yazısıyla
anlaşıldı. Hakkında "nitelikli dolandırıcılık"
suçlamasıyla iddianame hazırlanan Akmeşe ise
kendini, "Bana paranoya teşhisi konmuştu. Ne
yaptığımı hatırlamıyorum" diye savundu.
Ordinaryüs
unvanı, 1933'te üniversitelerde yapılan reformun
ardından verilmeye başlanmıştı. En az 5 yıl süreyle
profesör olarak görev yapan ve bilimsel
çalışmalarıyla kendini ispatlayan bilim adamlarına
üniversite senatoları tarafından özel olarak verilen
unvan, Alman Sabah, 04.02.2011 |
|
![]() |
'ÇİNGENE KIZ'A ESKORTLU TRANSFER
Gaziantep'te Fırat Nehri Kıyısı'ndaki Zeugma antik kentinin, sular altında kalmaktan kurtarılan bölümlerinden çıkarılan mozaik ve eserler 3 ay içinde parça parça müzeye transfer edildi. En değerli iki eser olan 'Çingene Kızı' mozaiği ve Roma Savaş Tanrısı 'Mars Heykeli'nin taşınması son ana bırakıldı. Lazerli güvenlik sistemiyle korunan eserlerin taşınması için Kültür ve Turizm Bakanlığı olağanüstü önlemler aldı. Büyük bir gizlilikle yürütülen transferi AKŞAM görüntüledi. İşte transfer süreci: Eserler, müzeye garajdan sokuldu. 'Çingene Kızı' mozaiği ve 'Mars Heykeli' arkeologlar tarafından paketten çıkartılarak müzeye yerleştirildi. Lazer güvenlik sistemi aktif hale getirildi. Bu ay Başbakan tarafından açılması beklenen müzede 73 ayrı eser sergilenecek. Akşam, Haber: Günay Yılmaz, 03.02.2011 |
MONA LISA 'KÜÇÜK ŞEYTAN' MI?
İtalya Kültürel Miras Komitesi Başkanı Silvano Vincenti, Roma'da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Da Vinci'nin yardımcılığını yapan Gian Giacomo Caprotti’nin Mona Lisa için modellik yapmış olabileceğini söyledi. Vincenti, Caprotti'nin sanatçının ilham perisi olmuş ve birçok tablo için modellik yapmış olabileceğini ifade etti. Da Vinci ve Caprotti'nin muhtemelen aşk yaşadığını da iddia eeden Vincenti, Mona Lisa'nın gözlerinde Lenonardo'ya işaret eden “1” harfi ve Salai'ye işaret eden “s” harfinin gizlendiğini söyledi. Radikal, 03.02.2011 |
![]() Mona Lisa ve Salai'nin anonim bir ressam tarafından çizilmiş portresi |
|
DİNK'E AHDE VEFA
Malatya Valisi Ulvi Saran, suikasta kurban giden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in doğduğu ve çocukluğunun geçtiği evinin yanı başındaki Ermeni kilisesini restore ederek kütüphane yapacaklarını açıkladı. Misyoner katliamının Malatya'nın imajını bozduğunu söyleyen Saran, 'Bu imajı yıkmamız lazım. Kilise de cami de bizim mabedimiz' dedi. Saran, 'Malatya deyince insanların aklına Zirve cinayeti, Fendoğlu olayı, sokak olayları geliyor. Aslında böyle bir yer değil burası. Çünkü burada terör yok, PKK yok çok şükür. Burada zaman zaman, birkaç yılda bir olan olaylar var. Bu imajı yıkmamız lazım. Onun için önce buradaki kültürel çeşitliliği arttırmamız lazım' dedi. Saran, bu imajı yıkacak projesini şöyle anlattı:
Taşhoron cemaat olmadığı için ibadethane olamayacak. Ama senede bir ayin yapılmasına izin verilir. Biz tarihi eserler kütüphanesi gibi bir şey yapmayı düşünüyoruz. Kilise de cami de bizim mabedimiz. Akşam, Haber: Soner Arıkanoğlu, 03.02.2011 |
SELÇUKLU HANI RESTORE EDİLECEK
Samsun'da 13. yüzyıldan kaldığı belirtilen Selçuklu Hanı restore edilerek kültür ve turizme kazandırılacak.
Samsun'a 35 kilometre uzaklıkta Eski Samsun-Amasya Kervanyolu üzerinde bulunan Selçuklu Hanı, 13. yüzyıl eseri olarak tarihlendiriliyor. Avlulu bir han olan ama avlusu tamamen yok olan han ahır kısmı birbirine paralel üç sahından oluşuyor. Üst örtüsü tonoz, ahır taç kapısı traverten adı verilen gözenekli taşla inşa edilen han kapı sövelerle desteklenmiş ve kapı sütunları işlemeli olarak tarihi bir değer olarak duruyor. Köy tüzel kişiliğinde olduğu ve resmi kurumlarca kendi haline bırakılan han yöre sakinlerince ahır olarak kullanılırken, hanın birçok bölümü çöplük haline dönüştü. Valilik girişimleri ile hanın İl Özel İdaresi bünyesinde kurulan Koruma Uygula ve Denetim Bürosu'nca (KUDEB) restore edilmesi için çalışmalar başlatıldı.
Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, handa incelemelerde bulundu. Hanın kısa sürede restore edilerek tarihi İstiklal Köprüsü’nün de projeye dahil edilip bir kültür turizm kompleksi oluşturulmasının hedeflendiğini söyledi.
Tarihi hanın kültür ve turizm açısından önemli bir değere sahip olduğunu, tarihe sahip çıkma anlayışıyla hanın restore edileceğini belirten Demir, “Tarihi ve kültürel varlıklarımıza sahip çıkmalıyız. Bunun içinde bu tarihi hanın restore edilmesi ve yeniden kazanılması gerekli” dedi. Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, han ve bölgedeki diğer tarihi varlıkların restorasyonuyla ilgili çalışmaların sürdürüldüğünü, bu yönde ciddi çalışmaların yapıldığını kaydetti. Samsun Kent Haber, 02.02.2011 |
![]() |
"HASANKEYF İÇİN KARAR KURUL'A AİTTİR"
Batman Valisi Ahmet Turhan, 2 DSİ görevlisinin Hasankeyf'e görevlendirildiğini ve uzmanların raporuna göre çalışma yapabileceklerini söyledi. Vali Turhan "Valilik olarak bizim Hasankeyf'e hiçbir şekilde müdahalemiz yok. Bütün sorumluluk ve yetki Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda ve onun başkanı da Rektör Abdüsselam Uluçam’dır. Bu nedenle alınacak karar doğrultusunda hareket edebileceğiz. Valilik veya Kaymakamlık olarak oradan bir taşı kaldırmamız bile kanuna aykırı. Bizde sizin gibi Hasankeyf için en kısa zamanda karar verilmesini bekliyor ve istiyoruz" dedi. Batman Gazetesi, 02.02.2011 |
|
VENEDİK SARAYI KAPISINI HALKA AÇIYOR
İtalya'nın Türkiye’deki Büyükelçilerinin Boğaz konutu olarak kullandıkları İstanbul Boğazkesen’deki “Venedik Sarayı”, kapılarını halka açarak İtalyan kültürü merkezi haline getiriliyor.
İlkbahar aylarından birinde İtalya Birliği’nin 150. Yılı tarihi, hukuki ve musiki açılardan Türk ve İtalyan uzmanlar tarafından yorumlanacak; İtalyan tasarım ürünleri sergisi “Venedik Sarayı”nda açılacak.
İstanbul İtalyan Kültür Merkezi Müdürü Gabriella Fortunato gazetemize yaptığı açıklamada Kılıç Ali Paşa’nın yaşamını konu alan “Occhiali”’nin Türkçe’ye çevirisinin tanıtımını Mayıs ayında bir konferans eşliğinde yapacaklarını; İstanbul Taksim Anıtı’nın heykeltıraşı Pietro Canonica’nın Türkiye kamuoyuna sonbaharda tanıtılacağını;tarihi Venedik kadifelerinin sekiz yüzyıllık sergisi Kasım ayında Topkapı Sarayı’nda açılacak. Evrensel, 02.02.2011 |
|
ATA'NIN MİMARI TBMM'YE DÖNÜYOR
Ankara'daki birçok tarihi binanın mimarı olan Avusturyalı Clemens Holzmeister'in anıtı, yapımını üstlendiği Meclis'in bahçesine dikilecek. İktidar ve muhalefetin ortak kararıyla benimsenen anıt, ana binanın muhalefet kulisi tarafındaki havuzun yanına yapılacak. 1886'da Avusturya'da doğan Prof.Dr. Holzmeister'in Türkiye'ye gelişi bir trajediye dayanıyor. Nazi zulmünden kaçan 800'e yakın sanatçı ve bilimadamına Atatürk'ün isteği doğrultusunda Türkiye kucak açmıştı. Yahudi asıllı olan Holzmeister de Viyana'dan ayrılarak İstanbul'a yerleşmişti.
1983'te vefat eden Prof.Dr. Holzmeister, Atatürk'ün yakın ilgi gösterdiği isimler arasındaydı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan hemen her kamu eserinde onun izleri bulunuyor. Çankaya Köşkü, Meclis, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı, Yargıtay, Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı binaları Holzmeister'in eseri. Harp Okulu, Güven Anıtı, Ulus Merkez Bankası, Vilayet Meydanı, Ulus Emlak Bankası, Bayındırlık Bakanlığı binaları da üstlendiği yapılar arasında yer alıyor. 'Devlet Mahallesi Mimarı' olarak bilinen Holzmeister, yaşamı boyunca toplam 673 esere imza attı. Akşam, 02.02.2011 |
|
HİERAPOLİS TÜRKLERE EMANET Yeni Asır, Haber: Ufuk Soyhan, 01.02.2011 |
|
KADINA ŞİDDETİN ORTAÇAĞ DÖNEMİNE UZANTISI ARAŞTIRILIYOR
Ilısu Baraj Gölü içinde kalacak Diyarbakır’ın Bismil İlçesine bağlı Kortik Tepe Höyüğü’nde gerçekleştirilen kazıda gün ışığına çıkarılan 120 insan iskeletinden kadınlara ait bazı kafataslarında darbe izine rastlanması üzerine kadına yönelik şiddetin Ortaçağ dönemine uzantısı araştırılıyor.
Dicle Üniversitesi (D.Ü) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nce gerçekleştirilen kazıda çıkarılan iskeletlerin incelemesine Diyarbakır Müze Müdürlüğü’nün izni ile başlandı.
D.Ü Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Vecihi Özkaya’nın başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda çıkarılan Ortaçağ dönemine ait 120 insana ait olduğu belirtilen kemik parçaları, protokol kapsamında antropometrik incelemelerin yapılması amacıyla D.Ü Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Vatan Kavak’a teslim edildi.
Topraktan arındırılarak yıkanan ve kireçleme işleminden geçirilen kafatasları, D.Ü Diş Hekimliği Fakültesi’nde 3 boyutlu tomografi cihazında incelenerek, antropometrik ölçümleri yapıldı. Yapılan incelemeler sonucu elde edilen veriler, Ortaçağ dönemindeki sağlık ve sosyal yaşama dair araştırmalar ışığında değerlendirilecek.
D.Ü Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Vatan Kavak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kafatası kemiklerinin antropometrik olarak incelediklerini belirterek, şunları söyledi: ”D.Ü Diş Hekimliği Fakültesinde 3 boyutlu tomografi cihazında iskeletlere ait kafataslarının 3 boyutlu görüntüsünü alarak Ortaçağ dönemine ait olan insanların ölçümlerini günümüz insanlarının ölçümleri ile karşılaştırıyoruz. Bu incelemede cinsiyet ayrımı yapılabildiği gibi diş boyutları, kafa çapı, çene yapısı gibi anatomik noktalar incelenerek meydana gelen evrim de tespit edilebilecek. Multi disipliner bir çalışma ile elde edilecek veriler birleştirilerek insanlığın gelişimi, kullandıkları dil, beslenme şekilleri ve şiddet toplumu olup olmadıklarına kadar birçok konuda tespit yapmak söz konusu olabilecek.”
Doç.Dr. Kavak, Ortaçağ’dan günümüze kadar yaklaşık bin 800 yıl geçtiğini hatırlatarak, inceleme sonucunda ortaya çıkacak verilerin bin 800 yıl öncesine ışık tutacağını söyledi.
Bu kapsamda, kemiklerin birçok açıdan inceleneceğini, bunun ışığında insanların bölgesel aidiyetlerine bakılacağını ifade eden Kavak, kafatası incelenmesinde, Kortik Tepe’deki bölge halkının yaş ortalaması, yaş ortalamasının cinsiyete göre dağılımının da ayrı bir konu olarak ele alınacağını belirtti.
Kavak, incelenen kadınlara ait bazı kafataslarında arkadan darbe izine rastladıklarını kaydederek, bunun o dönemde kadına şiddetin var olup olmadığı şüphesini uyandırdığını da vurguladı.
Özellikle genç kadınlara ait kafataslarında bu şekilde izlere rastladıklarını anlatan Kavak, şunları söyledi: ”Bu darbeler bizde, o dönemde yaşayan toplulukların ‘savaşçı bir toplum mu?, ‘Şiddet eğilimi gösteren bir topluluk mu? ya da ‘Kadına yönelik şiddetin hakim olduğu’ bir toplum mu olduğu yönünde şüphe uyandırdı. Araştırmamızı bu yönde sürdüreceğiz. Kafatasına alınan darbelerden o dönemde yaşayan bu topluluğun ne tür kavgalar içerisinde olduğunu ortaya çıkaracağız. Bu kapsamda ilk etapta kemiklerde normal yapılaşma ve normal yapıdan sapmalar gözlenecek. Kafatası bir bütün olarak alınacak. Bu bütünlük içinde; yapılaşma anomalileri, yapılaşmadan sapmalar, erkek-kadın farklılıkları, bu farklılıklara ilişkin morfolojik değişiklikler, dişler ve dişlerin form ve durumları ile bazı hastalıklar ve zamanında tüketilen gıdaların tespiti yapılacak.
İncelediğimiz kafataslarının tümünün diş yapılarının sağlam olduğunu belirledik. Bu bize iyi beslendiklerini gösterir. Kafatası tetkiklerinde ayrıca sinüslerin yapısı, üst çene dişlerin anatomik ilişkileri, üst damak yapısı, diş ve damak form ilişkisi ve buradan hareketle gıdaların alınması ve bazı alışkanlıkları ile ilgili bilgilere ulaşılabilir. Bu bilgiler ışığında bölgede Ortaçağ döneminde yaşayan topluluğun lisanı ve çocukluk dönemi kötü alışkanlıkları ile ilgili bilgilere ulaşmak da söz konusu olabilir. İskeletlerde oluşan darbeleri antropometrik ölçümler ve kafatasının 3 boyutlu tomografisini çekerek şiddetin günümüze Ortaçağ’dan gelip gelmediğini ortaya çıkaracağız. 120 insana ait bu kemiklerin antropometrik ölçümlerini arkeolojik verilerle birleştirerek günümüzle bağını kurup bölgenin Ortaçağ döneminin aydınlatılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.”
Doç.Dr. Vatan Kavak, yıkama ve temizleme işlemi sırasında iskeletlere ait bazı kafataslarında yuvarlak düzgün açılmış kesitlere de rastladıklarını belirterek, bunun o dönemde beyin ameliyatlarının gerçekleştirildiğinin bir göstergesi olabileceğini söyledi.
İnceleme sonucunda elde edilecek veriler ışığında kafatası kemiklerinden ayrıca Ortaçağ’da uygulanan tıbbı girişimlerle ilgili bilgilerin de elde edilebileceğine dikkati çeken Kavak, temizlenmiş kafatasında özel tekniklerle yapılacak inceleme sonucu, önemli arter dallanmalarının haritasını da çıkartmayı hedeflediklerini belirtti.
Kemiklerin Kortik Tepe’de yaşamış insanların kendi dönemlerindeki kültürünün hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın değerlendirileceğini belirten Kavak, elde edilen verilerin günümüzle bağını kuracaklarını ifade etti.
Günümüzde yeryüzünde, sosyal, kültürel, ekonomik ve genetik yönden birbirinden oldukça farklı, değişik coğrafya ve iklimlerde yaşayan çok sayıda topluluk bulunduğunu anlatan Kavak, sınırlı veriler nedeni ile bugüne kadar aydınlığa kavuşmamış bölgenin Ortaçağ’ının bu buluntuların antropometrik, antropolojik ve arkeolojik olarak incelenmesi sonucu ortaya çıkacak veriler ışığında ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan aydınlığa kavuşmasının sağlanacağını kaydetti.
İncelemenin en çok zaman alan bölümünü geride bıraktıklarını söyleyen Doç.Dr. Vatan Kavak, yaklaşık 3 ay sonra tüm çalışmaların tamamlanacağını bildirdi.
Önceki yıllarda gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların ölçümlerinin yapılması amacıyla farklı illere ve ülkelere gönderildiğini hatırlatan Kavak, bu tür antropolojik ve antropometrik ölçümlerin D.Ü’de de yapılabildiğini belirtti.
Kavak, bu tür ölçümleri yapabilecek yeterli bilgi ve donanıma sahip olduklarını vurgulayarak, ”Burada yapacağımız araştırmadan elde edeceğimiz sonuçlarla, yurt dışında yapılacak araştırma sonuçları benzerdir. Bu ve benzeri çalışmaları üniversitemizde yapmayı arzuluyoruz. Bu konuda yeterli bilgi ve teknik donanıma sahibiz. Bu çalışmalar TÜBİTAK projesi kapsamında yapılıyor. Biz de bundan sonraki çalışmalarımızı TÜBİTAK kapsamında gerçekleştirmek istiyoruz. Bölgede görev yapan akademisyenler olarak bu bölgeden çıkan geçmişe ait izleri bölge araştırmacılarınca incelenmesi ve yorumlanmasının daha doğru olacağı düşüncesini taşıyoruz” dedi. Zaman, 01.02.2011 |
|
HEYKELE YIKIM KARARI!
Her iki tarih arasında belediyenin anıtın
yapımına ilişkin aldığı bütün kararların iptaline ve
konuyu belediye başkanının yetkisine göndermek
şartıyla heykelin kaldırılması yönündeki teklif
meclise sunuldu. ****** "GEREKİRSE DOZERİN ÖNÜNE VÜCUDUMU SİPER EDERİM" Toplantıya
katılan 11 AKP'li belediye meclis üyesi ile 8
MHP’li üye heykelin yıkılması yönünde oy
kullanırken, CHP’li 4 üye yıkım kararına hayır dedi.
Kars Belediyesi önümüzdeki dönemde anıtın dikildiği
ve sit alanı olan Tarihi Temur Paşa Tabyası
bölgesine tarihi dokuya uygun
olarak çevre düzenlemesi yapacak. Anıtı yapan ünlü
heykeltraş Mehmet Aksoy karara ateş püskürdü. Aksoy
hukuki yolların sonuna kadar gideceklerin ancak
gerekirse heykeli yıkacak yıkım ekibi ve dozerin
karşısına vücudunu siper edeceğini söyledi. İşte
Aksoy’un karara tepkisi: Vatan, Haber: İlker Akgüngör, 01.02.2011
Kars Belediye Başkanı
Nevzat Bozkuş, “Heykeli elmas yöntemiyle keserek
kaldıracağız. Hedefimiz Mart’ta kaldırma işlemini
başlatmak. Heykel Kars’ta başka bir yerde olsaydı
hiç ilgilenmezdik” dedi. Heykeltıraş Aksoy’un
avukatı Turgut Kazan ise, “Dava açacağız” diyor. Vatan, Haber: İlker Akgüngör, 02.02.2011
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay,
Kars Belediye Meclisi’nin ‘İnsanlık Anıtı’ heykelinin
kaldırılmasına ilişkin kararıyla ilgili olarak,
“Bizim de belediyenin de bu alanda özel
yetkisi yok” dedi. Vatan, 03.02.2011
Kars'taki anıt geriliminin ardında ‘estetik' kaygılar değil, ‘siyasi' beklentiler var...
Başbakan Kars'ta "İnsanlık Anıtı'nı yıkın" dediğinde, ulusal şairimiz Mehmet Akif'in (1873-1936) dizelerini anımsamıştım: "Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir, Onu en çulpa herifler de emin ol becerir. Sade sen gösteriver ‘İşte budur kubbe!' diye. İki ırgatla iner şimdi Süleymaniyye. Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat, o zaman, Bir Süleyman daha lazım yeniden, bir de Sinan..."
Anıtın dikilmesini sağlayan önceki Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu'nu elbette ki Sultan Süleyman'la kıyaslamak mümkün değil, ama Kars'ın, "Doğu'nun Uygar Kenti"; "Kafkasya'nın Anadolu'daki Elçisi" vb. tanımlarla anılması da Alibeyoğlu'nun mirasıdır...
Sanatçı Mehmet Aksoy'u da elbette ki Koca Sinan'la kıyaslamak akla bile gelmez; ama yine Kars'a, "Kültür ve Sanat Kenti" kimliğini kazandıran çabalar hey-kelcimizi de böylesine etkilemeseydi, o duygu yüklü abidenin kente armağan edilmesi mümkün olabilir miydi?
Şimdi ise deniyor ki, bu "ucube" yıkılacak!..
Oysa onu en "çulpa" herifler bile becerebilir. Ama "yapmak" için Kars'ın yeniden "uygar kent kimliği"yle buluşması, Aksoy'un da yeniden o coşkuyu duyması gerekir...
"Ucubeci"lerle bu nasıl gerçekleşebilir?
SİYASİ TUTUMLAR
Yanıtını da şöyle özetlemiş: "Başbakan Kars'taki MHP oyları için heykel meselesini yaratmış olabilir." (Milliyet-23 Ocak 2011)
Aslında "MHP" değil de Kars'taki bazı "ülkücü"lerin tepkili olduklarını söylersek gerçeğe daha çok yaklaşmış oluruz... çünkü "anıt"ın gerekçesi kısaca şuydu: Erivan'daki, Türkleri suçlayan "Soykırım Anıtı"na karşı "insanlık" adına en anlamlı yanıtı vermek..
Halkları bu gibi "tarih saptırmaları"yla birbirine düşürmek yerine, insanın içindeki barış duygularını yücelten bir anıtla Ermenistan'ı "utandırmak", sadece Türkiye'nin değil, tüm Kafkaslar'ın da özlemi değil miydi? Buna en yakışan kent ise elbette ki Kars'tı..
Nitekim Demirel de Cumhurbaşkanlığındaki "Kafkas İstikrar Paktı" projesinde Kars'ın etkin yer almasını önemsemiş, aynı nedenle kentin üniversitesi bile "Kafkas" adını almıştı... İnsanlık anıtı da bir bakıma Kafkasya'nın ortak duygularını simgeleyecekti...
İşte bu fikre, "Ermenileri utandırmak yerine cezalandırmak gerekir" düşüncesiyle karşı çıkan ülkücüler, "Bizde de onların soykırımını gösteren anıtlar yapılmalı" diyerek insanlık heykelini "Erivan'la uzlaşma" olarak yorumladılar!..
Açıkça söylenmese bile Erzurum Koruma Kurulu'nun değerlendirmelerine aynı tepki kimi üyelerce de yansıtılınca, projeyi başlangıçta olumlu bulan Kurul, ilerleyen toplantılarda "sakıncalı" görmeye başladı... üstelik anıtın bulunduğu tepenin altındaki 2. Dünya Savaşı'ndan kalma bir siperi "Kurtuluş Savaşı mirası" sayan tartışmalı gerekçelerle..
UZMANLARIN RAPORU
Kültür ve Turizm Bakanı'nın 6 Mayıs 2010'da görevlendirdiği 4 kişilik bir inceleme komisyonu, 10 Haziran'daki raporunda özetle şu tespitleri yapıyor:
- Anıtın yapımı başladığında bulunduğu tepe sit değildi. İnşaat sürerken, 2. Dünya Savaşı'na ait bir "makineli tüfek siperi"ne "tarihi tabya" denerek alınan kararda ise sit "sınır"ları belirsizdir. - Kurul, sit nedeniyle incelediği projeyi önce onaylamış, "çekince"li kararlar ise ilerleyen aylarda "usullere aykırı" üretilmiştir. Toplantıda bulunmayan üyelerin "karşı imza"ları dikkat çekicidir. - "Muhalefet şerhi" düşen üyelerin yazılı gerekçeleri dosyada yoktur. Alınan 7 kararın tümünde de birbirleriyle çelişkiler bulunmakta; anıtın, sit dışında kaldığı anlaşılmaktadır. - Bu nedenle sorumluluk Kurula değil, belediyeye aittir. Yapıldığı yerin Hazine'de mi, belediye mülkiyetinde mi olduğuna yerel makamlar açıklık getirmelidir.
Nitekim Koruma Yüksek Kurulu'nun 6 Ocak'taki "sorunu belediye çözmelidir" kararı da işte bu tespitlere dayanıyor.
YASAL DURUM
Oysa Kars Belediyesi'nin "tüzelkişiliği" ile heykeltıraş arasında yapılmış "sözleşme" var! Sanatçının da bu sözleşmeyle birlikte hukuksal temelini Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'ndan aldığı "telif hakkı", yani sanatçı yetkisi bulunuyor.
Belediye yönetimi, "sözleşmeyi hukuksal bir dayanakla iptal etmeden" heykeli yıkabilir mi? Aksoy, eserinin yıkımına onay vermezse insanlık anıtına fiske vurulabilir mi?
Yanıtları hukukçulara bırakıyor, Kars'ı yönetenlerin Mehmet Akif'in şiirindeki duruma düşmemelerini diliyoruz. Cumhuriyet, Yazı: Oktay Ekinci, 03.02.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'ucube' diye nitelediği 'İnsanlık Anıtı' için Kars Belediye Meclisi'nden çıkan 'yıkım' kararıyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay şöyle dedi: 'Bundan sonraki süreç, Koruma Kurullarının almış olduğu kararlar çerçevesinde işleyecek'. Azerbaycanlı
Ressamlar Sergisi'nin açılışında gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Günay, 'Koruma Kurulu'nun
uygun gördüğü yönteme göre davranılacak. Bizim
de belediyenin de bu alanda özel bir yetkisi
yok'' diye konuştu. Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 04.01.2011
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Belediye Meclisi’nin 4’e karşı 19 oyla kaldırılmasına karar verdiği Kars’taki “İnsanlık Anıtı” heykeli için, “Bundan sonraki süreç, Koruma Kurullarının almış olduğu kararlar çerçevesinde işleyecek” dedi. Günay, bu konudaki tartışmaların başından beri speküle edildiğini, kararın Koruma Kurulu’na bir proje olarak götürüleceğini belirterek, “Koruma Kurulu’nun uygun görmesi halinde, onun uygun gördüğü yönteme göre davranılacak. Bizim de belediyenin de bu alanda özel bir yetkisi yok” diye konuştu.
Milliyet, Haber: Yasemin Bay, 04.02.2011 |
|
TARİH 'GÜN IŞIĞINA' ÇIKIYOR Habertürk, 01.02.2011 |
|
57. ALAY ŞEHİTLERİ OTOPARK ALTINDA Hürriyet, Haber: Sefa Kaplan, 01.02.2011 |
|
KÜLTÜR BAŞKENTİ İÇİN GİDER 'AMACI' AŞMIŞ
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (YDK), İstanbul
2010 Kültür Başkenti Ajansı’nın bazı harcamalarının
amaç dışı olduğunu belirledi. Personel giderlerinin
çok fazla aşıldığını belirleyen YDK, danışmanlık
ücretlerinde de ödeneğin 5 kat aşıldığını tespit
etti. Ajans’ın harcamaları için oluşturulan Fon’a
kaynak olmak amacıyla vatandaşlar, litre başına
benzinde 1.5 kuruş, mazotta 1 kuruş vergi ödüyor.
Habertürk, Haber: Ahmet Kıvanç, 01.02.2011 |
|
'MUHTEŞEM YAĞMA'YA GÜNAY EL KOYDU
Yeni Asır, Haber: Mustafa Suiçmez, 31.01.2011
Yeni Asır, Haber: Mustafa Suiçmez, 04.02.2011 |
|
|
HAZZOPULO PASAJI'NIN KİRALARI KAYYUMDA
Namık
Kemal'in ve Ahmet Mithat Efendi'nin tutuklanmalarına
tanıklık eden, Ahmet Haşim'in sıkça
Sabah, Haber: Ali Oktay, 31.01.2011 |
50 YILLIK KRİZDEN 5 YILDIZLI OTEL ÇIKTI Büyükada Manastır Tepesi'ndeki Rum Yetimhanesi geçtiğimiz günlerde, tapusunun Fener-Rum Patrikhanesi'ne verilmesiyle gündeme gelmişti. Dünyanın en büyük ahşap binası özelliğindeki bina bu kez de otel olmasıyla gündeme geldi. Rum cemaati, 112 yıl önce otel olarak yapılan Osmanlı yönetiminden otel olmasına izin verilmeyen heybetli binanın tekrar otel olabilmesi için kolları sıvadı. Cemaat, binanın aslına dönmesi için gerekli imar plan değişikliği nedeniyle ilçe ve büyükşehir belediye başkanlığına başvurmaya hazırlanıyor. 1960 yılından bu yana boş duran görkemli yapı, otel olarak ayakta kalmaya devam edecek.
İmar planlarında 'özel koşullu alan' olarak yer alan
yetimhane, 1996 yılında Turizm Bakanlığı'nca turizm
bölgesi ilan edilip 49 yıllığına otel olarak
işletilmesi için bir şirkete kiralanmıştı.
Büyükada Rum Yetimhanesi, 1898-1899 yılları arasında yapıldı. Ünlü Mimar Alexandre Vallaury tarafından otel olarak inşa edilen binanın dünyanın en büyük ahşap binası olduğu iddia ediliyor. Prinkipo Palas adı altında otel olarak tasarlanan bina gerekli iznin alınmaması üzerine el değiştirdi ve Eleni Zarifi tarafından satın alınır. Yedikule'deki Balıklı Rum Hastanesi'nde hizmet veren Rum Yetimhanesi de, 1902 yılında bu binaya taşındı. Yetimhane Heybeliada'ya nakledince, bina da 1960'lı yıllarda kapatıldı ve günümüze kadar boş olarak kaldı. Fener Rum Patrikhanesi 2005'te AİHM'e açtığı davayı kazandı. 29 Aralık 2010'da yetimhane binasının tapusu patrikhaneye devredildi. Akşam, Haber: Nebahat Koç, 31.01.2011 |
|
BEŞ BİN YIL DAYANABİLDİLER Radikal, 31.01.2011 Zaman, 02.02.2011 |
|
SIVASI KAZINAN AYASOFYA ÇÜRÜYOR Sabah, 31.01.2011 |
|
Radikal, Haber: Abdullah Kılıç, 31.01.2011
Radikal’in haberi üzerine bir açıklama yapan
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir
Topbaş, “Tramvayın Tarihi Yarımada’ya zarar
vermemesi için çok ciddi ölçümler yapıyoruz.
Sarnıç üzerinde bulunan Özel İdare binasını
yıkacağız. Sarnıcın üstündeki bu yükü, baskıyı
alacağız” dedi. Topbaş, tramvay yolunun
değişmeyeceğini vurguladı. Tramvay hattında
rayların altına titreşimi önleyici malzemeler
yerleştirdiklerini, bölgede titreşimi azaltan
asfalt kullandıklarını belirten Topbaş,
Karaköy-Sultanahmet Camii arasında turistleri
taşıyan vagonlu sistemi hayata geçireceklerini
ifade etti. Radikal, Haber: Abdullah Kılıç, 01.02.2011 |
|
10 BİN YILLIK EMANETLER
Aydın'ın Söke, Koçarlı, Karpuzlu ve Çine ilçeleriyle Muğla'nın Milas İlçesi arasındaki doğa harikası Beşparmak Dağları'ndan 10 bin yıl öncesine kadar ulaşan tarihi eserler bulundu. Dağlardaki bitki çeşitliliğini, yaban hayatını, yırtıcı kuşları, otantik köyleri, eski zeytin işliklerini, tarihi buluntuları, manastırları, tarih öncesi kaya resimlerini araştırmaya devam eden Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Kayabükü bölgesinde çok önemli antik kalıntılar tespit etti. Antik kalıntılar görüntü ve fotoğraf altına alınarak Milas Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi.
Yeni Asır, Haber: Umut Baksi, 30.01.2011 |
![]() |
|
MUHTEŞEM EĞRİ!
Beşiktaş’taki Yıldız Serencebey Parkı’nda bulunan Fatih Sultan Mehmet heykeli, görenleri hayretler içinde bırakıyor. Çünkü Fatih’in at üzerindeki heykeli ve heykelin bulunduğu zemin yamuk! Heykel, altındaki beton zeminle birlikte her geçen gün biraz daha eğiliyor, yan yatıyor.
2009 yılında yapılan anıtın önünde, İstanbul’un fethinin yıldönümlerinde törenler düzenleniyor, kutlamalar yapılıyor ama ne gariptir ki yetkililer bu yamukluğu fark edemiyor.
Çevre sakinleri, kentin orta yerindeki, üstelik de Fatih Sultan Mehmet gibi önemli bir şahsiyete ait olan heykelin zeminindeki bu eğriliğe tepki gösteriyor.
Acil Şikayet Hattı’na başvuran İstanbullular, “Heykel, göz göre göre kayıyor. Bu ayıba neden kimse müdahale etmez?” diyerek yetkilileri eleştiriyor. Vatandaşlar, heykelin zemininin düzeltilmesi için kenti yönetenleri göreve çağırıyor. Habertürk, Haber: İsmail Bölükbaş, 31.01.2011 |
MİLLİ SARAYLAR ÖDÜNÇ ALINAN EŞYALARIN PEŞİNE DÜŞTÜ
Milli Saraylar, 100 yıl önce kamu kuruluşları tarafından ödünç alınıp geri verilmeyen saray eşyalarının peşine düştü. Milli Saraylar'ın iade çağrısına sadece Cumhurbaşkanlığı kulak verdi. Cumhurbaşkanlığı ödünç aldığı, II. Mahmut tuğralı altın kaplama yemek takımını saraya iade etti. Böylece 7.947 parça ziyafet sofrasının bir bölümü Saray Koleksiyonları Müzesi'nde görülebilecek.
Milli Saraylar'ın, kamu kurumları tarafından ödünç alınan ve geri verilmeyen tarihi eserlerin de iadesini istediği ortaya çıktı. TBMM Milli Saraylar Daire Başkanı Yasin Yıldız, "2004 yılında saraydan ödünç alınan yemek takımı, halı ve mobilyaları geri istedik. Kurumlarla yazışmalar yapıldı; fakat Cumhurbaşkanlığı dışında hiçbir kurum eserleri geri göndermedi. Kültür Bakanlığı ve ikinci Meclis binası gibi birçok kurumda sergilenen eserlerimiz var." dedi. Kılıç, sarayda sergilenmeyen objeleri ziyarete açmaya çalıştıklarını belirtti. Bu amaçla Saray Koleksiyonları Müzesi'nin kurulduğunu dile getiren Yıldız, "Milli sarayları ziyaret edenler saray eşyalarının küçük bir bölümünü görebiliyordu. Dolmabahçe Sarayı depolarında bulunan 45 bin tarihi eser, Saray Koleksiyonları Müzesi'nde bir araya getirildi. Restorasyonu tamamlanan 5 bin obje müzede sergilenecek." şeklinde konuştu.
Saray Koleksiyonları Müzesi'nin Şubat 2011'de resmi bir törenle açılması bekleniyor. Müzede, Abdülaziz'e ait bebek elbisesi, Abdülmecit Efendi'nin resim çalışmaları, yemek takımları, halılar da yer alacak. Halife Abdülmecit'in kızı Dürrülşehvar Sultan'ın eğitim gereçleri ve oyuncakları da dikkat çekiyor. Abdülmecit Efendi'nin Türkiye'den ayrılmadan önce yaptığı sanat çalışmaları da görülebilecek. Saray Koleksiyonu'nda krema makinesinden daktiloya, telefondan kameraya kadar birçok teknolojik alet de görülebilecek. Koleksiyonun en ilginç ayrıntılarından biri ise hasta ve engelliler için hazırlanmış sandalyeler. İki bölümden oluşacak olan müzenin ilk bölümünde hanım sultanlara ait oyuncaklar, şehzadelere ait kıyafetler, birtakım elyazmaları, temizlik aletleri, halılar, tekstil ürünleri, mutfak araç gereçleri gibi pek çok tarihi eser görülebilecek. Zaman, Haber: Süheyla Sancar, 30.01.2011 |
|
KÜLLİYEDE 118 YILLIK KEŞİF
İstanbul Vakıflar Müdürlüğü'nce yürütülen Hacı Beşir Ağa Külliyesi'nin restorasyonu sırasında, hünkar mahfelinin odalarında duvarlara yazılı Osmanlıca şiir çıktı. 21 Rebiulahir 311 (1 Kasım 1893) tarihi not düşülen şiirin gün yüzüne çıkarılan dizeleri ise şöyle: "Ne hoş olur Dersaadet'in ab u havası /Parası olmayan zevatın çekilmez cefası" Bu dizelerin Türkçesi şöyle: "Ne hoş olur İstanbul'un iklimi /Parası olmayan kişilerin çekilmez cefası." 3. Selim ve 1. Mahmud dönemlerinde görev yapan Darüssaade Ağası Hacı Beşir Ağa'nın 18'inci yüzyıl ortalarında yaptırdığı Külliye'nin 2008'de başlayıp geçen yıl tamamlanan restorasyon çalışmaları, Restorasyon Yıllığı'nda kayıt altına alındı. Yıllıkta, restorasyon sırasında hünkar mahfelinde uzmanların imza attığı ilginç bir keşfin bilgisi de yer aldı. Sabah, Haber: Hasan Ay, 30.01.2011 |
![]() |
|
BEDRİ RAHMİ'NİN KÜLLERDEN ÇIKAN RESİMLERİ BULUNDU
1975 yılında yaşamını yitiren ünlü şair, yazar ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yarım asır önce yaptığı ve New York’ta yıllar önce çıkan bir yangında tamamen yandığı sanılan resimler ortaya çıktı. Hürriyet, 30.01.2011 |
LAODİKYA'DA BÜYÜK HEYECAN
Denizli’deki Laodikya antik kentinde, Hıristiyan alemi için çok önemli sayılan ve İncil’de adı geçen 7 kutsal kiliseden biri olarak kabul edilen bir mabet ortaya çıkarıldı. Kutsal kilisenin bulunduğunu Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay açıkladı. Bakan Günay kilisenin bulunmasından büyük heyecan duyduğunu belirterek, “Bu yaz restorasyonunda önemli adımlar atılarak yapı ortaya çıkarıldıktan sonra uluslararası basını da çağırıp bir toplantı yapabiliriz” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Denizli ziyaretine eşlik eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bugün sabah erken saatlerde Laodikya antik kentini gezdi. Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek, tarihi kentte devam eden kazılarla ilgili bilgi vererek, İncil’de adı geçen 7 kiliseden biri olan Laodikya Kilisesi’ni bulduklarını açıkladı. Kilisenin Kral Konstantin döneminde yapıldığını ifade eden Prof.Dr. Şimşek, “Bu yıl ilk kez yer altında radar taraması yaptık ve 4’üncü Yüzyıl’da yapılmış Laodikya Kilisesi’ni bulduk. 8 ayak üzerine oturtulmuş 2 bin metrekare alandaki kilisenin büyük bölümü orijinalliğini koruyor” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da kilisenin bulunmasından büyük heyecan duyduğunu belirterek, son dönemlerde Türkiye arkeolojisinin büyük hız kazandığını, akademisyenleri sonuna kadar desteklediklerini söyledi. Laodikya’nın Denizli Belediyesi’ne devredilmesinin ardından kazıların 12 ay sürdüğüne işaret eden Bakan Günay, “Kutsal kilise alanı ile karşılaştım. Heyecan verici. Bu yaz restorasyonunda önemli adımlar atılarak yapı ortaya çıkarıldıktan sonra uluslararası basını da çağırıp bir toplantı yapabiliriz” diye konuştu.
Bakan Günay, Laodikya’daki tarihi zenginliğin üzerine bu yapının ayrı bir zenginlik kattığını vurgularken, “Kilise bu zenginliğin üzerine kaymak tabakası getirmiş oldu. Eskiden Efes bilinirdi şimdi dünyanın ilgisini çekecek yeni alanlar çıkıyor” görüşünü dile getirdi.
Kilisenin vaftiz havuzunu gören Bakan Günay, gerek işlemesi gerek yapısıyla bunun Ayasofya Kilisesi’ndekinden daha etkileyici olduğunu ve ayrı bir estetiği bulunduğunu ifade etti.
9 Şubat’ta Türkiye’deki yerli yabancı kazı heyeti başkanlarının katılacağı bir tören düzenleyeceklerini duyuran bakan Günay, “Bakanlığımız 28 yıldan bu yana bir bilim ödülü vermemiş. Bu yıl arkeoloji kültür ve sanat ödülü vermek istedik” diye konuştu. Milliyet, 30.01.2011 |
|
ÇEVRE KİME TESLİM?
Radikal İki, Yazı: Murat Biricik, 01.02.2011 |
|
ROMA DÖNEMİNE AİT TARİHİ ESERLER YETKİLİLERİN İLGİSİNİ BEKLİYOR
Gaziantep’in Araban İlçesi'ne bağlı Gökçepayam Köyü'nde Roma dönemine ait tarihi lahit mezar ile çeşme yetkililerin ilgisini bekliyor.
Köy sakinleri yaptıkları açıklamada atıl durumdaki tarihi eserlerin yok olup gideceğinden endişe ettiklerini söyledi. Eserlerin hangi dönmenden kaldığını bilmediklerini dile getiren vatandaşlar, “İçi oyuk etrafında kabartma resimler olan, beyaz kayadan oluşan taşın bir tarihi eser olduğunu biliyoruz. Taşın bir lahit mezar olduğunu tahmin ediyoruz. Ayrıca üzerindeki yazılarını okuyamadığımız çeşmede atıl durumda bekliyor. Yetkililerden bu eserleri incelemelerini ve bunların tarihi özelliğinin ortaya çıkmasını istiyoruz” dedi. Köy gelen bazı kişilerin kaçak kazı yaptıklarını kaydeden vatandaşlar, “Bu eserlerle ilgilenilmediği için kaçakçılar, köyümüzün değişik bölgelerindeki tarihi mağaralarda kazı yapıyor. Bu durumdan rahatsız oluyoruz. Eserlerin koruma altına alınmasını istiyoruz” diye konuştu. Gaziantep Olay, 29.01.2011 |
|
![]() |
TITIAN'IN ÜNLÜ ESERİNE 16.9 MİLYON DOLAR
Rönesans ressamı Titian’ın (Tiziano Vecellio) Hazreti Meryem, Hazreti İsa, Aziz Luke ile İskenderiyeli Catherine’i resmettiği “A Sacra Conversazione: The Madonna and Child with Saints Luke and Catherine of Alexandria” tablosu 16.9 milyon dolara satıldı.
|
İKİ PICASSO TABLOSU ELE GEÇİRİLDİ
Fransız polisi, Bordeaux kentinde bir hırsızın evine yaptığı baskında, Picasso'ya ait iki tablo ele geçirdi. Polis baskınında ayrıca, çalıntı olduğu tahmin edilen çok değerli yaklaşık 400 adet şaraba el konuldu.
Eve yapılan aramada, her türlü çalıntı eşya ile karşılaşan polis, hırsızın, zenginlerin evleri dışında lüks restoranların mahzenlerine girerek, pahalı kaz ciğerlerini bile çaldığını açıkladı.
50'li yaşlarda olduğu belirtilen hırsız, gözaltına alınarak cezaevine gönderildi. Hırsızın kimliğinin, soygun yaptığı bir evde bıraktığı eldiveni üzerinde yapılan testler sonucu ortaya çıktığı bildirildi. Akşam, 28.01.2011 |
|
TEOS'A BİR SPONSOR DAHA
12 İon kentinin en önemlileri arasında yer alan Teos antik kentinde, 12 yıl aradan sonra tekrar başlayan kazı çalışmalarına bir ayda ikinci sponsor da geldi. İzmir’e Agora Alışveriş Merkezi yatırımını yapan Odak Şirketler Grubu’nun Başkanı Gürcan Oral, kazılara destek olma kararı aldı.
Teos antik kenti kazıları sponsorluk protokolü İzmir Valiliği’nde düzenlenen törenle imzalandı. Törende konuşma yapan İzmir Valisi Cahit Kıraç, kentin en önemli tarihsel mirasları arasında yer alan ve İon kentlerinin en önemlilerinden olan Teos antik kentinde kazılara 12 yıl ara verildiğini, kaybedilen bu zamanı telafi edebilmek için yoğun çaba sarf ettiklerini dile getirdi.
Seferihisar Belediyesi ile kazı alanındaki mülkiyet sorunlarını çözdüklerini, ardından Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF) Öğretim Üyesi Doç.Dr. Musa Kadıoğlu başkanlığındaki kazı heyetinin çalışmalara başladığını kaydeden Kıraç, Teos’un en kısa zamanda kentin kültür hayatına kazandırılmasını, insanlar tarafından kullanılır hale getirilmesini hedeflediklerini söyledi.
İzmir’de 30′a yakın kazının sürdüğünü, Efes’in 120, Bergama’nın 100 yıldır kazıldığını ifade eden Kıraç, kazı çalışmalarının hızla ilerlemesini umduklarını söyledi. Kıraç, ‘Sponsorlar geldikçe Teos’un geleceğine ilişkin ümitlerim artıyor’ dedi.Teos’un antik dönemde sanatçılar kenti özelliğiyle ön plana çıktığına dikkati çeken Kıraç, ‘Seferihisar’ı da bir sanatçılar kenti yapmak için elimizde güzel bir tarihi mirasımız var’ diye konuştu.
Kazılara sponsor olan Odak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Gürcan Oral ise Agora Alışveriş Merkezi’nin ismiyle bölgenin antik zenginlikleriyle karşılıklı etkileşim içine girdiğini, tarihi ve kültürel çalışmalara destek olmayı görev olarak gördüklerini ve gelecek yıllarda da destek vermeye devam edeceklerini ifade etti.
Mali büyüklüğü açıklanmayan protokol, Vali Kıraç, İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdülaziz Ediz ve iş adamı Gürcan Oral tarafından imzalandı.
Teos antik kenti kazılarına bir ay önce Yaşar Holding’in Eski Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Kalpaklıoğlu da 3 yıllığına 90 bin lirayla destek olmuştu. haberler.com, 28.01.2011 |
23 - 29 Ocak 2011 |
|
TARİHİ YAPILAR AYAĞA KALDIRILIYOR
Mecitözü’nde “Hükümet Konağı” olarak bilinen tarihi binada yenileme çalışmalarının Temmuz ayına kadar bitirilmesine dönük yoğun çalışmalar devam ediyor. Vali Nurullah Çakır, tarihi kaymakamlık binasının restore edildikten sonra kaymakamlık binası olarak yeniden kullanımına başlanmasının yanı sıra klasik müze anlayışının dışında ilçe kültürünü yansıtan farklı bir müze olarak da kullanılabileceğini söyledi.
Çakır, Mecitözü’nün tarihi itibariyle köklü bir geçmişe sahip ilçelerden birisi olduğunu belirterek, “İlçede dünden bugüne bize kalan en önemli tarihi yapılar hükümet binası ve eski askeri binadır. Dönem olarak 19. yüzyıl yapıları. Bizi birbirimize bağlayan ruhsal bütünlüğün yanı sıra bu ruhun oluşmasını sağlayan temel öğelerden birisi de mimari yapılarımızdır” dedi. Çakır, ihale bedeli 758 bin lira olan konağın yenileme çalışmalarının Temmuz ayına yetiştirileceğini açıkladı.
Tarihi Hükümet Konağı, geç Osmanlı dönemine tarihleniyor. Yapının Ziya Paşa’nın Amasya Valiliği döneminin ilgi ve desteğiyle 1865-1866 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Ayrıca Amasya tarihi adlı kitapta (Abdizade Hüseyin Hüsamettin 1.Cilt sayfa:319) Hükümet Konağı’nın yeniden Kaymakam İskilipli İsmail Bey tarafından 1894 yılında yapıldığı yazılıyor.
Kareye yakın planlı ve su basmanı üzerine iki katlı, kuzey ve güney cepheleri çıkmalı olarak inşa edilen yapıda malzeme olarak taş tuğla ve ahşap kullanılmış. Kuzey ve güney cephelerinden iki girişli olup, giriş kısımlarında iki sütunlu sahanlık kısım bulunuyor. Yapının sahan ve bazı oda tavanları, ahşap ve ortası göbekli olup, orijinal durumunu halen koruyor. Oda kapılarında ise basit geometrik bezemeler ile içi bitkisel bezemeli rozetler yer alıyor. Çorum Haber, 28.01.2011 |
|
DEFTERDAR İBRAHİM PAŞA CAMİİ İSTANBUL'LA BARIŞIYOR
Boğaz'da, iki köprü arasında kutu gibi bir cami... Kuruçeşme'de yolun biraz aşağısında kalır, taş külahı selamlar önünden geçenleri. 17. yüzyılda Defterdar İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. O günden bugüne geleni, gideni, uğrayanı neredeyse yok gibi. Cemaati derseniz, cuma günleri belki... Aslında en başından belliymiş kaderi. Yapıldığı tarihte çevresinde gayrimüslimler yaşarmış. Civarındaki 200'e yakın dükkanın birçoğu meyhaneymiş. Şimdi de İstanbul'un iki eğlence merkezi Reina ve Sortie arasında kalıyor. Geceleri yanından yüzlerce insan geçiyor ama kimse varlığının farkında değil.
Defterdar İbrahim Paşa Camii, geçtiğimiz yıla kadar kaderine terk edilmiş, Boğaz'a küskün bir camiydi. En son 1941 yılında onarımdan geçmiş, o günden bugüne el sürülmemişti. Hırsızlar değerli tablo, saat ne varsa alıp götürmüşlerdi. Çatısı çökmüş, sıvaları çatlamış, ahşap dış cephesi parçalara ayrılmıştı. Hazin manzarası, "Herhalde bir gün yıkılır, yerine bir eğlence merkezi daha yapılır." diye düşündürürdü insana. Ama öyle olmadı. Tam bir yıl önce, Defterdar İbrahim Paşa Camii'nden yükselen ve Boğaz'a dalga dalga yayılan çekiç sesi, terk edilmişliğe ve küskünlüğe son verdi. Eser, İstanbul'la yeniden barıştı. Acıbadem AŞ ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen protokolle restorasyon çalışmaları başladı. Bugünlerde restorasyon bitmek üzere. Cami baştan aşağı yenilenmiş, güzelliği gözler önüne serilmiş. Şimdi bahçe düzenlemesi yapılıyor.
Caminin yalnız içi değil, dışı da bir hayli değişmiş. Dış cephe, ahşap kaplanarak beyaza boyanmış. Camiyi çevreleyen duvarların temizliği yapılmış. Eski tuvaletler yenilenmiş. Lavabolara sıcak su tesisatı döşenmiş. Abdest alınan yerlere büyük aynalar yerleştirilmiş. Camiye inen merdivenlere ve bahçeye taşlar döşenmiş. Böylelikle yıllardır sandal sahiplerinin işgali altında olan ve harabeye dönen bahçe, temiz bir görünüm kazanmış. Zaman Cuma, Haber: Esra Keskin, 28.01.2011 |
|
İNSANLIK KIZIL DENİZ'DEN Mİ YAYILDI? Sabah, 28.01.2011 |
|
DARBEDE 'ÖĞRENCİLER GEÇMESİN' DİYE KAPATILAN SÜLEYMANİYE KAPISI 50 YIL SONRA AÇILIYOR
Yerleşkenin ilk girişi konumundaki kapının onarımı 1 milyon liraya mal olacak. Ziyaretçiler 'Kültür Yolu' adı verilecek kapıdan geçtikten sonra Süleymaniye Camii'ne ulaşabilecek.
Yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçisi olan ve çoğu zaman talebi karşılayamayan İstanbul Üniversitesi Beyazıt yerleşkesi turizme açılıyor. 2010 Kültür Başkenti Ajansı'nın da destek verdiği restorasyon çalışması sayesinde 32. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz tarafından 1865-66 yıllarında yaptırılan ve bugün üniversite olarak hizmet veren tarihi yerleşke, gözde turizm merkezlerinden biri olacak. 50 yıl aradan sonra ilk kez bakıma alınan Beyazıt'taki tarihi üniversite kapısından geçecek ziyaretçi, Osmanlı'nın Genelkurmay'ı olarak kullanılan yapıyı gezerek Süleymaniye Kapısı'ndan çıkacak. Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri tamamlanan kapı 5 ay sonra yeniden hayat bulacak. Tarihi kapı en son 60 darbesine zemin hazırlayan, 40 kişinin yaralandığı ve Turan Emeksiz'in öldürüldüğü 28 Nisan 1960'taki olaylarda öğrenciler tarafından kullanılmıştı. Darbeden sonra güvenlik gerekçesiyle kapıya mühür vurulmuştu.
Proje kapsamında tarihi üniversite gezisi için 1 ve 1,5 saatlik iki ayrı program düzenlenecek. Ziyaretçilere Türkçe ve İngilizcenin yanı sıra 12 farklı dilde bilgi verilecek. Ziyaretler ilk aşamada salı, perşembe ve pazar günleri öğleden önce ve sonra olmak üzere 4 kez planlanıyor. Kule çevresinde veya havuzlu bahçede çeşitli dinlenme mekanları da hazır olacak. Yerleşkede restorasyonu tamamlanan 2. Beyazıt Hamamı, Mirgün Köşkü, Abdüllatif Suphi Paşa Konağı, Nadir Eserler Kütüphanesi, yerleşke çevre duvarları ve taş odalar ise ziyarete hazır durumda. Zaman, Haber: Burak Kılıç, 28.01.2011 |
|
TARİHİ CAMİYİ TALAN ETTİLER Sabah, Haber: Mustafa Suiçmez, 28.01.2011 |
|
27 BİN PARÇAYI BİRLEŞTİRİP HEYKELLERİ TAMAMLADILAR
İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1943 yılında Berlin'deki Tell Halaf Müzesi'nin bombalanması sırasında zarar gören 40 heykellerin parçaları birleştirildi. Birleştirilen parçaların 27 bin adet olduğu açıklandı.
Almanya'da önceki gün başlayan "The Tell Halaf Adventure" adlı sergide, yaklaşık bir asır önce bulunan 3 bin yıllık heykelin de bulunduğu çok sayıda tarihi eser sergilenecek. Türkiye Gazetesi, 27.01.2011 |
![]() ![]() |
OSMANLI ARŞİVLERİ NÜKLEER SALDIRIYA KARŞI BİLE KORUNACAK
Radikal, 27.01.2011 |
|
BOSNA'DA SAVAŞTA YANAN KÜTÜPHANE İÇİN 500 BİN EURO
Türkiye Gazetesi, 27.01.2011 |
|
![]() |
TARİHİ BİR KONAK DAHA KÜL OLDU
Antalya Kaleiçi'ndeki tarihi konakta bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Kullanılmadığı öğrenilen ahşap bina, itfaiye ekiplerinin müdahalesine rağmen kül olmaktan kurtulamadı. Habertürk, Haber: Soner Özcan, 27.01.2011 |
ANDY WARHOL'UN BAŞYAPITI SATIŞTA
Müzayede devi Christie’s’in 16-17 Şubat tarihlerinde Londra’da düzenleyeceği Savaş Sonrası Dönem ve Çağdaş Sanat Müzayedesi’ne Andy Warhol’un büyük boy otoportresi ile Jeff Koons’un devasa ‘Kış Ayıcıkları’ heykelinin damga vurması bekleniyor. Warhol’un 1967 tarihli yapıtı, kendi portrelerinden oluşan 10 adetlik tarihi önemdeki serinin bir parçası. Christie’s uzmanları eserin satış fiyatının 5 milyon sterline (12.5 milyon lira) ulaşabileceğini söylüyor. Radikal Hayat, 27.01.2011 |
![]() Christie s tarafından satılacak Warhol portresi, 1967 tarihli. |
CENGİZ HAN TARİHİN EN ÇEVRECİ HÜKÜMDARI MIYDI? Habertürk, 27.01.2011 |
|
AKP'NİN SİYASİ NÜFUZU MÜZE MÜDÜRÜNÜ BAKIN NASIL ZORUNLU İZNE ÇIKARDI?
İznik'te; Öyle şeyler yaşanıyor ki akıl sır erdirmek pek mümkün değil.
Kaldı ki; Bu yaşananlar, siyaset kurumunun, "nüfuz kullanımı"na da en iyi örneklerden biri.
Olayı hemen özetleyelim. Duyulan ihtiyaç doğrultusunda İznik Müze Müdürlüğü'ne 5 güvenlik elemanı için hizmet alım ihalesi yapılıyor.
Ve; İhaleyi kazanan Alimler Özel Güvenlik Şirketi'ne artık alışılageldiği üzere siyasi iktidar AKP tarafından elaman veriliyor.
Yani ihaleyi bir şirket alıyor ama personeli AKP gönderiyor. Sonuçta da, 5 kişi güvenlik görevlisi olarak işbaşı yapıyor.
Ne ilginç ki; bu 5 kişiden Abdullah Demir, Ali Yıldız ve İbrahim Tetik aynı zamanda AKP'nin İznik İlçe Gençlik Kolları üyesi çıkıyor.
İlginçtir; İlerleyen zaman içinde arkalarında siyasi iktidarın gücünü de hissettirmeye başlıyor bu AKP'li güvenlik görevlileri.
Bunun üzerine; İznik Müze Müdürvekili Gül Karaüzüm bir rapor hazırlıyor.
Ve raporunda; Kurumunda görev yapan 5 kişilik güvenlik personelinden Abdullah Demir, Ali Yıldız ve İbrahim Tetik'in, binaya yetkisiz personel soktuğunu, arızayı idareye bildirmediğini, devriye atmadıklarını, görevi dışında başka iş yaptıklarını, traş olmadan işe geldiklerini, kimlik kartı takmadıklarını, ziyaretçilere nazik davranmadıklarını, oluşan hasarları idareye bildirmediklerini, uyumlu çalışmadıklarını ve de kurumun gizlilik içiren bilgilerini 3. şahıslara aktardıklarını yazıyor.
Ve de; İhaleyi kazanan şirketten bu 3 kişi yerine başka 3 kişi görevlendirilmesini istiyor.
İşte ne olduysa bundan sonra oluyor.
İddiaya göre; Bu raporu duyan AKP İznik İlçe Başkanı Osman Sargın küplere biniyor.
Ve siyasi nüfuzunu kullanarak Müze Müdürvekilinin bu isteğinin yerine getirilmemesi için elinden geleni yapıyor.
Ne var ki; Bu sırada söz konusu 3 kişi, ilgili özel şirket tarafından başka bir yere görevlendiriliyor.
İşte bu aşamadan sonra iş daha da kızışıyor.
Partisinin İl Başkanlığı'nı arayan, adı bizde saklı milletvekilini de devreye sokan AKP İlçe Başkanı, konuyu partisinin bir toplantısında Bakan Faruk Çelik'in önünde de gündeme getiriyor.
Hatta; "Bu durum benim için bir namus meseledir" dediği de konuşuluyor.
Araya giren siyasi irade hemen konuya el atıyor.
Ama; Bu kez de AKP'lilerin karşısına Müze Müdürlüğü'nün ilgili özel güvenlik şirketiyle yaptığı hizmet alım sözleşmesinde yer alan "Görevden alınan güvenlik personeli daha sonra hiçbir şekilde tekrar görevlendirlemeyecektir" ibaresi çıkıyor.
Yani AKP'li gençlerin Müze'ye yeniden alınmasının önü tamamen kesiliyor ki, hedef tahtasına bu kez, AKP'li Başkan'ın sözünü dinlemeyen Müze Müdürvekili Gül Karaüzüm giriyor.
Ve Karaüzüm'ü görevden el çektirmenin yolları deneniyor.
İddiaya göre, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü de İznik Müze Müdürvekili'nin "kulağının çekilmesi" için devreye sokuluyor.
Sonrasında ise; Yoğun baskılar nedeniyle Müze Müdürvekili Gül Karaüzüm dün itibariyle önce 4 günlük rapor alarak, sonrasında da yıllık iznini kullanmak üzere kurumdan ayrıldı.
Karaüzüm, muhtemelen bugün için Ankara'da olacak ve İznik'te yaşananlara ilişkin kurumuna üst düzeyde bilgi verecek.
Şimdi gözler; Partisinin gençlerine iş olanağı yaratmak için siyasi nüfuzunu kullandığı iddia edilen AKP İznik İlçe Başkanı Osman Sargın ile görevinden isteği dışında uzaklaşan İznik Müze Müdürvekili arasındaki bu çekişmenin sonucuna çevrildi ki, bu yaşananları sizlere de aktarmış olalım. Bursa Hakimiyet, Yazı: Okan Tuna, 26.01.2011
İznik'te; Müze Müdürlüğü'nde görevlendirilen AKP'li gençlerin, disiplinsiz davranışları nedeniyle Müze Müdürlüğü'nce görevden uzaklaştırılması sonrasında yaşananları salı günü bu sütunlardan sizlere aktarmıştık.
Olay kısaca şöyleydi.
Taşeron firma tarafından çalıştırılan AKP'li gençler Abdullah Demir, Ali Yıldız ve İbrahim Tetik hakkında tam 13 ayrı disiplinsiz davranıştan rapor tutulmuş, fakat bu raporu tutan Müze Müdürvekili Gül Karaüzüm, üzerindeki siyasi baskılar nedeniyle zorunlu izne ayrılmıştı.
Ne var ki; Partisinin gençlerinin kurumdan uzaklaştırılmasını hoş karşılamayan AKP İznik İlçe Başkanı Osman Sargın, görevden uzaklaştırılan bu 3 AKP'li gencin Müze Müdürlüğü'nde yeniden işbaşı yapabilmesi yönünde AKP İl Başkanlığı da dahil olmak üzere görüşmeler yapıyor.
AKP'li Başkan'a göre; "Ortada mağdur olan çocuklar var ve onlar sadece haklarını arıyorlar"
İşin ilginci; İlçe Başkanı Sargın, 13 ayrı disiplin suçu nedeniyle tutulan rapor için de "Belki bir iki gün işe sakallı gelmiş olabilirler ama bunlar büyütülecek olaylar değil" diyor.
Yanısıra; Daha da ilginci İlçe Başkanı Sargın'a göre, partisine üye 3 çalışan "siyasi fikirlerinden" dolayı Müze'den uzaklaştırıldı ki oldukça vahim.
Çünkü; AKP yönetimine göre Müze Müdürvekili Gül Karaüzüm CHP'li ve bu nedenle de AKP'li çalışanları özellikle işten çıkarttı.
Elbette ki, böyle bir iddiaya inanmak hiç kolay değil.
Kaldı ki; Devlet kurumlarında siyaset yapılamayacağı gibi, söz konusu 3 çalışan hakkında raporlara geçen 13 ayrı disiplin suçu tespiti de bir hayli çarpıcı.
Görebildiğimiz kadarıyla; İznik Müze Müdürvekili, böylesine bir raporu tutmak zorunda kaldığına göre demek ki ispatlanmış/delillenmiş gözlemler ve fiiller var. Yoksa bir kurum yöneticisinin, hem de AKP'nin işe yerleştirdiği üstelik partili çalışanlar hakkında böylesine cesur bir davranışta bulunması pek mümkün olmayabilirdi.
Nitekim; AKP İlçe Başkanı Sargın, işten uzaklaştırdıkları gençleri gönderdiği İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Gedik de, Müzü Müdürvekili gibi düşünüyor.
"Benim yapabileceğim bir şey" diyen ve disiplinsiz davranışta bulunan 3 çalışanın Müze Müdürlüğü'nin isteğiyle taşeron firma tarafından el çektirildiğini" anlatan Gedik, "bu durum tamamen Müze Müdürlüğümüzün bir takdiridir, taşeron şirketten gerekli personel değişimi elbette ki istenebilir" diyerek de AKP'den olası siyasi baskılara kapıyı kapatmış oldu.
Gedik; Müze Müdürlüğü ile taşeron şirket arasında imzalanan protokol kapsamında "görevden alınan personelin aynı kurumda yeniden görevlendirilmesinin mümkün olmayacağı" maddesini de hatırlatarak, "Benim yapabileceğim bir şey yok, yapılanlar yapılmış zaten" diyerek de "parti ve devlet işlerinin ayrı şeyler olduğunun" bilinmesini istedi.
Bu arada; İlgili taşeron şirket de, AKP'li gençleri bir başka kurumda yine güvenlik görevlisi olarak çalıştırmaya başladı.
Şimdi; Gözler haliyle üst düzey görüşmeler yapmak üzere Ankara'da olduğu belirtilen Müze Müdürvekili Karaüzüm'de. Aldığı 4 günlük mazeret izninin ardından yıllık iznini kullanmaya başlayacak olan Karaüzüm'ün, izin bitimindeki bürokratik akıbeti merak ediliyor.
Zira; Konuşulanlar, siyasi nüfuz kullanılarak Müzü Müdürvekili'ne izin bitiminde işbaşı yaptırılmayabileceğine yönelik ki, olası böyle bir durum işi daha da skandal hale sokabilir. Bursa Hakimiyet, Yazı: Okan Tuna, 28.01.2011 |
|
"İSLAMİYETTE BİR CAMİ TİPOLOJİSİ YOKTUR"
Konferansın açılışını yapan Yapı-Endüstri Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbulSMD Başkanı Doğan Hasol, derneğin böylesi bir etkinlik düzenlemekteki hedefini açıklayarak başladığı konuşmasında, Ataşehir’de gerçekleştirilmesi planlanan “Selimiye kopyası” cami projesi hususunda konuşmak üzere, ilgili projenin sahibi mimarın da etkinliğe davet edildiğini belirtti. Mimarın çalışmasını sunmasını dilediklerini ve böylelikle katılımcılara, görüşlerini ifade edecekleri bir panel ortamı oluşturmayı istediklerini vurgulayan Hasol, mimarın davetlerini reddettiğine açıklık getirdi. Yalnızca birkaç proje görselini ve kendisinin, Taraf Gazetesi’nde yayınlanan beyanatını ilettiğini söyleyen Doğan Hasol, bu sebeple panel fikrinin de gerçekleşemediğini dile getirdi. Bugünlerde
“her şehre bir Selimiye” şeklindeki önerinin de
gündemde olduğunu hatırlatan Hasol, İstanbul Serbest
Mimarlar Derneği’nin, Türkiye’de mimarlığı yüceltme
yönünde çabaları olduğunu vurgulayarak şunları dile
getirdi:
İstanbul
Serbest Mimarlar Derneği olarak sıkıntılarını
aktarmak üzere gerçekleştirdikleri etkinlikte, bir
çözüm önerisi sunmaktan da geri durmayacaklarını
belirten Doğan Hasol, camileri de kapsayacak şekilde
tüm kamu yapılarının yarışma ile elde edilmesi
gerektiğine dikkat çekti. Hasol konuşmasını,
Yapı-Endüstri Merkezi etkinlik alanında halihazırda
sergilenmekte bulunan Yıldız Teknik Üniversitesi
Mimari Tasarıma Giriş dersi ürünlerine dikkat çekip,
“4,5 ay önce mimarlığa adım atmış olan
öğrencilerimizin çalışmalarına bakarak umut
kazanmamızı ümit ediyorum” sözleri ile noktaladı.
“Selimiye’nin kubbesi üstte 75 santimdir, altta ise 1,5 metre kesite ulaşır. Bu yüzyılda bu kubbeyi, 1,5 santimetrelik beton plaklar ile yapıyoruz. Biz, malzeme, strüktür ve yapı arasındaki ilişkinin mesleğin temeli olduğunu bilen mimarlar ise, buna şaşkınlık ile bakıyoruz” ifadesinde bulunan Doğan Kuban, Vedat Dalokay’ın uygulanmayan Kocatepe Cami önerisine de değindi. Dalokay’ın yarışma ile seçilen projesinin, temelleri atıldıktan sonra çıkan “Bu Türk camisi değildir” spekülasyonu nedeniyle dinamitlendiğini hatırlatan Kuban, Dalokay’ın sonraki yıllarda Pakistan’da uyguladığı İslamabad Camisi ile en başarılı modern cami örneğini verdiğini belirtti.
Yapı, 26.01.2011 |
|
BEYOĞLU'NUN GELECEK PLANI HAZIR
İstanbul’un merkezi olan Taksim Meydanı ve Beyoğlu yıllardır hızla değişiyor. Kentin yaşadığı o büyük değişimin neredeyse simgesi bu semt. 150 yıllık kültür ve eğlence merkezi, aynı zamanda bir büyük sit alanı, her köşesi tarihi mirasın bir parçası. Bu nedenle, kimi bölgeleri terk edilmiş, kimi bölgeleri kendi kendine gelişen, her tür yenilik için kurulların devreye girdiği büyük tartışmaların yaşandığı bir yer Beyoğlu.
Radikal, Haber: Cem Erciyes, 26.01.2011 |
|
SUR KAPILARI ACİL YARDIM BEKLİYOR
İstanbul'daki sur kapıları, son olarak Cibalikapı'ya, yüksek tonajlı bir kamyonun çarpmasıyla gündeme gelmişti. Kaza sırasında, kapı üzerindeki Sultan Abdülmecid'in tuğrası parçalanmıştı. Tuğranın parçaları, Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edildi; ancak bu olayla birlikte sur kapılarındaki bakımsızlık gün yüzüne çıktı.
Sur kapıları, araç geçişlerinin ötesinde kullanım şekillerinden dolayı da zarar görüyor. Kapılara ait duvar taşlarından bazıları sökülmüş, kapı kemerleri ve çevrelerinde çatlaklar oluşmuş durumda. Ticari tabela da, trafik levha ve lambalarının da asıldığı kapılar, evsizlerin yaktığı ateş yüzünden adeta harabeleri hatırlatıyor. İstanbul'a giriş kapılarının onarılması için yazışmalar yaptıklarını belirten KUDEB Müdürü Şimşek Deniz, "Şehirde 37 sur kapısı mevcut. Ayvansaray ve Yedikule kapıları en çok zarar gören kapılar. Şehre giriş kapıları olduğu için geçen her araç zarar veriyor." şeklinde konuşuyor. İstanbul'un bu kapılarının bir bütünlük içinde ele alınıp bir proje kapsamında onarılmasının zaruri hale geldiğini vurgulayan Deniz, "Biz tespitler yaptık ve ilgili yerlere yazısını gönderdik. Bu kapılar 1. grup arkeolojik eser. Acil müdahale gerekiyor. Öncelikle bitki temizlikleri, cephe temizlikleri yapılmalı. Görsel kirliliklerin ortadan kaldırılmasının ardından projelendirme yapılarak onarılmalı." diyor.
Kapıların özellikle araçların geçişleri sırasında zarar gördüklerini belirten Şimşek Deniz, şöyle konuştu: "İstanbul'un tarihi sur kapılarından Cibalikapı, Ayakapı, Yedikulekapı, Belgradkapı, Silivrikapı, Mevlanakapı ve Eğrikapı'da tetkikler yaptık. Bu kapılarda çarpma ve sürtünmelerden kaynaklı tahribat var. Kapıların duvar taşlarından bazılarının sökülmüş, kapı kemerleri ve kapı çevrelerinde, kemerlerin iç yüzeylerinde yarıklar, çatlaklar ve sıvalarında dökülmeler var. Ahırkapı'da kapıya bitişik bina yapılmış. Cibalikapı'nın Haliç tarafındaki kemeri de tamamen çökmüş. Bir daha böyle bir olay yaşanmaması için yüksek araçların geçişinin yasaklanması gerekli." KÜLTÜREL MİRASI KORUMA DAİRE BAŞKANLIĞI
KURULACAK Kültür ve Turizm Bakanlığı, kültür ve varlıklarının korunması amacıyla büyükşehir belediyeleri bünyesinde 'Kültürel Mirası Koruma Daire Başkanlığı' kurulmasını onayladı. Tarihi ve kültürel mirasın korunması, koruma kurullarının faaliyetlerine destek verilmesi amacıyla 2005 yılında yerel yönetimler bünyesinde koruma uygulama ve denetim müdürlüklerinin faaliyet alanlarına eklenen yeni düzenlemeyle büyükşehir belediyeleri bünyesinde kurulan Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) birimi daire başkanlığı seviyesine yükseltilecek. Zaman, Haber: Sevgi Korkut, 26.01.2011 |
|
|
ASKERLERİN TÜFEKLERİ ORTADAN KAYBOLDU
Heykel tartışmalarıyla daha önce de gündeme gelen Antalya'da ilginç olay.
Şehitler anıtındaki asker figürlerinin elinde bulunan tüfekler ortadan kayboldu. Heykeltıraş Cüneyt Çağlıcan'ın 1998'de yaptığı heykel, asker figürlerinin kol ve bacaklarının yürüyüş nizamına uygun olmadığı gerekçesiyle tartışmalara yol açmıştı. İki yıl önce vefat eden Çağlıcan, figürleri bilinçli olarak aykırı tasvir ettiğini söylemişti. Dün gece de 12 asker figüründen 9'unun silahları kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından çalındı. Antalya Şehit ve Gazi Aileleri Derneği Başkanı Cengiz Nizam, olayın kasıtlı olduğunu iddia ederek 'Hepsinden önemlisi şehitlere saygısızlık' dedi. Akşam, 26.01.2011 |
DOLMABAHÇE SARAYI BÜYÜYOR
Dolmabahçe Sarayı, büyüyor. Sarayın geçmişte mutfak olarak kullanılan Beşiktaş tarafındaki bölümü önümüzdeki ayın ortalarında Saray Koleksiyonları Müzesi olarak kapılarını açıyor. Burada şimdiye kadar görülmemiş tam 5 bin obje sergilenecek, sarayın depoları bile gezilebilecek.
Bundan yıllar evvel bakımsız bodrumları, çürüyen tarihi eserlerle gündeme gelen Dolmabahçe Sarayı elden geçirildi, bodrumlar düzenlendi, tarihi eserler restore edildi ve sıra ziyaretçilere gösterilmesine geldi.
Sergilenecek eserler arasında hayli ilginç objeler bulunuyor. Tablolar, hatlar, panoların yanı sıra sarayda yaşayan şehzade ve prenseslerin oyuncakları ve hatta padişahın çocukluk giysileri yer alıyor. Örneğin Sultan II. Abdülmecit’in kızı olan ve 2006’da vefat eden Dürrüşehvar Sultan’ın oyuncak bebeği, puzzle şeklinde olan ve şehzadelere mimari sevgiyi aşılamak için hazırlanan ahşap oyuncaklar… Ayrıca boyama kitapları, küçük kurşun askerler, kız çocukları için oturma odası takımları da sergilenecek eserler arasında… Bir de çocuk giysisi var.
Halife Abdülmecit Efendi’den kalma bir çocuk kıyafet var, tahminler babası Sultan Abdülaziz’e ait olabileceği yönünde. Bir başka özel eşya ise Sultan II. Abdülhamit’e ait tıraş masası. Masa açıldığında içinden gümüş işlemeli telkari tıraş takımı çıkıyor.
Müze, Şubat ayının ortalarından itibaren ziyarete açılacak. Turizm Habercisi, 26.01.2011 |
![]() |
TARİHİ KÖPRÜ ONARIMA ALINDI
Edirne Keşan'a bağlı Mercan Köyü'ndeki tarihi köprü yıllar sonra onarılıyor.
Ancak, köprü ulaşıma kapatıldığı için alternatif ulaşım konusunda sorun yaşanıyor. Mercan Köyü muhtarı Mesut Özkan, yolun trafiğe kapatılmasının ardından, köprünün diğer tarafına geçiş için alternatif yol oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Köprünün diğer tarafında köy halkına ait 2 bin dönüm arazi olduğunu dile getiren Özkan, "Alternatif bir yol bulamamamız halinde, insanlar 7 yerine 35 kilometre yol kat edecek. Bunun için en kısa sürede köprünün yanından dere üzerine taş koyarak pratik bir yol yapılması gerekiyor." dedi. Yolun, Karayolları ya da Özel İdare'nin haritalarında bulunmadığının altını çizen Mesut Özkan, "Burası Tarihi İpek Yolu olarak geçiyor. Ancak, haritadan bakıldığında ova yolu olarak gözüküyor." dedi. Zaman, Haber: Hüseyin Ünsal Yücel, 25.01.2011 |
|
"KEŞKE BİRAZ DAHA YAMULSA"
Yapılan yeni ışıklandırma sistemiyle
İstanbullulara hava durumunu bildirecek olan kulede
mavi yandığı zaman havanın açık,
yeşil yandığı zaman yağmurlu,
sarı yandığı
zaman sisli, kırmızı yandığı zaman ise
karlı olacağını haber verecek. Cnn Türk, 25.01.2011 |
|
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARININ KORUNMASI
Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun,
kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik
ilke kararlarında bazı değişikliklere
gidildi. Yüksek kurulun, 6 Ocakta yaptığı
toplantıda, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Yüksek Kurulunun 19 Ocak 2010 tarih ve 760 sayılı
İlke Kararının iptaline karar verildi. |
|
RESMİ MİMARİYLE BÜTÜNLEŞTİREN SANAT ADAMI
Bedri Rahmi Eyüboğlu, ressam, şair, yazar, öğretmen, mozaik sanatçısı, heykeltraş, yazmacı, seramikçi ve vitraycı kişiliği ile dünyada büyük yankı uyandıran sayısız esere imzasını attı. Yaşamı boyunca yaptığı bu eserlerle resmi mimariye sokmaya çalışan Bedri Rahmi'nin, ülkemizde birçok önemli yapının duvarları onun resimleri ve panoları ile süslü.
Eserleri ve Başarıları...
31 Ekim 1942 tarihinde açılan 4. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde ikincilik ödülünü kazandı. İlk duvar resimlerini, 1943 yılında Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için gerçekleştirdi. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro'nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı. 1946 yılı Kasım ayında UNESCO'nun Paris'te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ile oldukça ilgi çekti.
1950 yılında, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde 150 resimden oluşan "Retrospektif" sergisi düzenledi. Bu yıllarda, Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı ve Kariye Cami düzenlemesini yaptı. 1951 yılında, "Küçük Sahne"yi süsledi. Bu tarihe kadar boya ile mozaik dokusunda resimler yapan Eyüboğlu, 1954 yılında "Türk Tepsisi" adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın düzenlemiş olduğu yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi. 1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan Otelleri ve KLM İstanbul Merkezi'ndeki panoları yaptı. Yaptığı eserlerle oldukça ilgi çeken Bedri Rahmi Eyüboğlu, Yugoslovya ve Hollanda hükümetleri tarafından davet edildi ve 1955 yılında TBMM Binası'na konulacak resimleri seçecek kurulun başına getirildi. 1956 yılında da Sao Paulo Bienali'nde onur ödülü aldı.
1963-1964 yıllarında Vakko Fabrikası, Karaköy Tatlıcılar, Manifaturacılar Çarşısı panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi. Son panosu Etap Oteli girişindeki "Güvercinler" oldu.
1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında ise, 33'üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 21 Eylül 1975 tarihinde yaşama veda etti. Ölümünden bir yıl sonra Ankara'da "Yaşayan Bedri
Rahmi" adıyla Bedri Rahmi adına bir sergi
düzenlendi. Aynı yıl içerisinde İstanbul'da Güzel
Sanatlar Akademisi'nde adına düzenlenen bir sergi
ile anıldı. 1984 yılında ise yine İstanbul'da "Bedri
Rahmi - Her Dönemden" adlı toplu sergisi ile
hayranlarının beğenisini topladı. 2008'de hayatını
anlatan "Gözleri Anadolu'yu Gören Adam" adlı
belgesel film çekildi.
Mozaikleri:
Heykelleri: Vitray Eseri:
|
|
ARKEOLOJİK ESERLER ÜZERİNDE YÜKSELEN 'ATİNA AKROPOL MÜZESİ'
Tarihi miras nasıl korunmalı? Atina'da dünyaca ünlü Akropolis'te arkeolojik kalıntılar üzerinde yükselen Akropol Müzesi, tarihi mirasın korunmasında birden fazla seçeneğin olabileceğini somut bir şekilde gösteren örneklerden biri.
16 Ocak'ta Atina'daydık. Atina Belediye Başkanı
Yorgo Kaminis, Başkan Topbaş'ı ağırlıyordu.
Akropolis'in eteklerinde Parthenon'u gören bir yerde
öğle yemeği verdi. Bulunduğumuz yerden 2.500 yıllık
eseri görebiliyorduk, tepedeydi. Yemek yediğimiz
restoran dahil ünlü müze arkeolojik park alanı
içerisinde yer alıyordu. Dünya Miras Listesi'nde yer alan en önemli arkeolojik alanda, tarihi kalıntılar üzerine inşa edilen Akropol müzesi, arkeolojik sit içerisinde ve kalıntılar üzerindeydi.
Dünyanın en ünlü tepesinin eteğine, antik şehir kalıntıları üzerine yapılan bu müze için bazıları ‘''Akropol'ün eteklerine bir uzay gemisi indi" demiş. Bazıları da Parthenon Tapınağı'na bakıp ''Atina'nın 2 bin 500 yıllık estetiğine, tarihine karşı ihanet'' diye sert eleştiriler yöneltmiş. Akropol Müzesi'nde bölgeden ve Akropol'den çıkartılan tarihi eserler sergileniyor. Dört kat inşa edilen müzenin en büyük özelliği binanın tabanının camdan olması ve arkeolojik eserler üzerinde sütunlarla yükselmesi.
Müze, Yunanistan'ın 35 yıllık rüyasıydı Yunan mimarisinin en büyük eseri olarak kabul edilen Athena Tapınağı-Parthenon'a mesafesi 300 metre. 2.500 yıl öncesine ait bu anıtsal eserin çevresinde arkeolojik kazılar bugün halen devam ediyor.
Kültür Mirasının Korunması ve Değerlendirilmesi
üzerine kaleme aldığı bir makalede Jean-Marie
Vincent, üç tehlikeden söz eder. Bunlardan biri
‘fosilleşme'dir. Vincent'e göre, ‘kültür mirasının
korunması resmi dondurmak demek değildir. Bizi
geçmişe bağlayan ama geleceğe doğru ilerlerken bize
eşlik edeni hayatta tutmak demektir.' İşte günümüzde
en büyük mesele hayatın içinde yaşatılan tarihi
mirasın korunmasında nasıl bir yol izleneceği
konusudur. Atina'da arkeolojik kalıntılar üzerinde
yükselen Akropol Müzesi, geçmişle yakın bir ilişki
kurulabileceğini gösteren, arkeolojik alanda modern
mimarinin yapılabileceğini kanıtlayan bir eser
olarak öne çıkıyor. Başkan Topbaş'ın, Akropol Müzesi ile ilgili değerlendirmesi dikkat çekiciydi: ‘Bizde kıyametler koparan insanlar, Atina'daki Akropol Müzesi'ne bakmalılar. Altta arkeolojik kazı alanı, üstte müzeyi görüyorsunuz. Müze arkeolojik kazı alanına yerleştirilen kolonlar üzerine yükseliyor. Üstelik arkeolojik kazı çalışmaları da devam ediyor. Ancak bizde anlayışlar farklı şekilde önümüze engel olarak çıkartılıyor. Bizde bazı yerlerde kıyametler koparanlara Akropol Müzesi'ni mutlaka görmelerini tavsiye ediyorum. Çok etkileyici bir müze yapmışlar. Bulgular da orada sergileniyor. Bizim burada maruz kaldığımız, bir takım yerlere şikayet edildiğimiz çevrelerce müzenin arkeolojik kazı alanı üzerine nasıl yükseldiğinin görülmesi gerek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 25.01.2011 |
|
TAŞ DEVRİNE AİT BİNA BULUNDU!
Çin’in
kuzeybatısındaki Şaanşi eyaletinde
tarih öncesi döneme ait olduğu düşünülen
bir
"belediye binasının" bulunduğu bildirildi. Vatan, 25.01.2011 |
|
SURİYE'DE TARİH VE TOPLUMUN DOKUSU KORUNUYOR Son 50 yıl içinde restorasyon çalışmaları sadece büyük mimari eserlere odaklandığı için birçok insan evlerinden oldu. Ev sahiplerine ve esnafa çeşitli teşviklerin sunulduğu yeni proje, fakirlik içinde yaşayan halka şimdiden bir denge getirdi. Dünyanın bu bölgesinde fakirler için yapılan en etkin sosyal programlar, Hizbullah ve Müslüman Kardeşler gibi radikal örgütler tarafından yürütülüyor. Birleşmiş Milletler'in kültürel kolu UNESCO için çalışan koruma gönüllüsü Daniele Pini, "Halep Projesi oldukça istisnai bir örnek. Kahire ve Ürdün gibi yerlerde tarihi bölgelerin restorasyonu için çalışanlar, bu bölgelerde yaşayanlarla çatışma halinde" diyor. Suriye Gelişme Vakfı'nın Başkanı Ömer Hallaj, "'Antik' anlamına gelen 'athar' sözcüğü korkulan bir kavrama dönüştü. Çünkü evlerimizi korurken geleneklerimizin yok edilmesini ifade ediyor" diyor. Son yıllarda büyüyen turizm sektörü bu korkuyu arttırdı. Şam'ın eski şehir merkezi son 10 yıl içinde yabancı turistleri çeken bir turizm merkezine dönüştü. 11 Eylül saldırıları sonrası bölgeden pek uzaklaşmak istemeyen Arap turistler de Şam'a akın ediyor. Belediye yönetimi şehrin karakterini korumak için mücadele veriyor ancak geleneksel avlulu evler, otellere ya da lüks restoranlara dönüştürülüyor. Bu evlerde yaşayanların kalması için bazı teşvikler veriliyor ancak bazı uzmanlara göre bunun için çok geç.
Pini'ye göre Halep Projesi sayesinde, eski evler modern hayatın ihtiyaçlarına göre restore edilecek ve böylece aileler buralarda kalmaya devam edecek. Alman hükümetinin kar amacı gütmeyen GTZ isimli kuruluşu ve Ağa Han Kültür Vakfı'nın liderliğinde ilerleyen projenin 2 yıl süren ilk safhasında şehrin tarihi eserleri incelendi ve burada yaşayanlarla konuşuldu. Faizsiz krediler, ev sahiplerini ve kiracıları cesaretlendirip evlerde kalmalarını sağladı. Bu projenin bölge için örnek gösterilmesine yol açan şey, mimarinin sosyal gruplar arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdiğinin kavranması oldu. Yoksul kesim ve zenginler eski şehrin sokaklarında rahatça dolaşıyor. Bu, Beşar El Esad hükümetinin otoriter yönetimi altındaki Suriye için oldukça şaşırtıcı bir şey. 11 Eylül saldırılarından 2 ay sonra Halep'te bir konuşma yapan Ağa Han, hedefinin "Ölmeye mahkûm dogmaların boğmayacağı entelektüel bir bahçe yapmak" olduğunu söyledi. "Güzellik farklılıkların birleşiminde bulunacak" diye de ekledi. Ancak tarihin korunmasıyla çağdaş bir şehir yaratmak arasındaki bağ noktası hala belirsiz.
Proje için çalışan koruma uzmanlarının çoğu son 70 yılda meydana gelen gelişmelerle ilgilenmiyor. Dünyanın en zengin insanlarıyla çalışan mimarların çoğu ise bölgedeki yoksul kesimin yarattığı karmaşık siyasi ortamdan habersiz. Halep veya Şam gibi şehirlerin güçleri, sadece tarihin katmanlarının güzelliğinden kaynaklanmıyor. Esas güçleri, her bir kuşağın söz hakkı olduğu ve kişisel yaratıcılığın ideolojik farklılığa baskın geldiği bir dünyada, katmanların hep birlikte var olmasında yatıyor. Sabah, Kaynak: New York Times, 24.01.2011 |
|
![]() |
MISIR, NEFERTİTİ'Yİ İSTİYOR
Mısır, Berlin'deki bir müzede sergilenen 3 bin 300 yıllık Kraliçe Nefertiti'nin büstünün iade edilmesi talebinde bulundu. Mısır Tarihi Eserler Yüksek Konseyi Başkanı Zahi Havas, büstün iade edilmesi için Alman yetkililere resmi talebin gönderildiğini belirtti.
MÖ 14. yüzyıla ait büst, Mısır'ın, sömürge döneminde ve sonrasında yurt dışına kaçırılan binlerce tarihi eseri geri getirme çabaları çerçevesinde oluşturulan listesinin üst sıralarında yer alıyor. Almanya, büstün ülkede yasal olarak bulunduğu ve taşınamayacak kadar kırılgan olduğu gerekçesiyle iade edilmesi yönündeki talepleri daha önce reddetmişti.
Mısır Firavunu Akhenaten'in karısı olan ve yaşadığı dönemde güzelliğiyle ün salan Kraliçe Nefertiti'nin kireç taşından yapılan büstü, Berlin'deki Neues Müzesi'nde sergileniyor. Müzenin en önemli parçalarından biri olan ve 1913 yılından beri Almanya'da bulunan büst, sanatseverlerin ilgisini en çok çeken eserlerin başında geliyor. Habertürk, 24.01.2011 |
TARİHİ CAMİ KENDİSİNE UZANACAK YARDIM ELİNİ BEKLİYOR
Abana İlçesindeki yapım tarihi tam olarak bilinmeyen tarihi cami, kendisine uzanacak yardım elini bekliyor. İlçeye bağlı Yemeni Köyündeki ormanlık alanın içerisinde bulunan ve yapım tarihi ile ilgili net bir bilgi bulunmayan tarihi cami, etrafındaki meşe ve gürgen ağaçlarının arasında kaderine terk edilmiş bir halde bulunuyor. Köy sakinlerinden Esat Tığlı (57), caminin tarihiyle ilgili olarak araştırmalarda bulunduğunu, caminin yapım tarihinin yaklaşık olarak 1800`lü yıllara dayandığını, ancak kimsenin cami ile ilgili net bir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Taşların üzerine inşa edilen tarihi caminin içerisindeki oyma işlemeler ise ilk günkü sadelik ve sağlamlığıyla dikkatİ çekiyor. Köy sakinleri, ağaçların ve mezarlıkların arasında kalan tarihi caminin gün yüzüne çıkarılması ve onarılması konusunda girişimde bulunduklarını, ancak bir sonuç alamadıklarını belirtti. Caminin yıllar önce dedesinin dedesi tarafından restore edildiğini aktaran Tığlı, caminin yapıldığı tarihten bu yana doğal görünümünü koruduğunu ve caminin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini, bu konuda yetkililerden yardım istediklerini kaydetti. Tığlı, şöyle konuştu: ``Cami, tamamı ahşap ve o günün şartlarıyla yapılmış bir sanat şaheseri. Caminin tam olarak ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Beş taşın üzerinde duran cami, işlemelerini koruyarak bugünlere gelmesiyle dikkati çekiyor. Günümüzde dini bayramlarda camiyi kullanıyoruz. Biz, elimizden geldiğince camiyle ilgileniyoruz, ancak devletimizin ve ilçe yöneticilerimizin bu konuya duyarlılık göstermesini istiyoruz. Çünkü geçmişimizin izlerini taşıyan tarihi cami, yavaş yavaş dökülmeye başladı. Bu konuyla ilgilenilmediği takdirde koskoca bir tarih göz göre göre yok olmuş olacak.`` Kastamonu Postası, 24.01.2011 |
|
BU AYIBI ÖRTEMEZSİNİZ!
AKP hükümetinin baskıları sonrası İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu (KTVKK)’nın kararı ile üzeri kumla örtülerek Yortanlı Barajı’nın sularına terk edilen Allianoi Antik kenti ile ilgili skandallar bitmiyor. Antik kentin 800 metre kuzeydoğusunda, baraj gövdesi yakınlarında bulunan 311 No.lu parseldeki Roma Kilisesi ve mezarların üzerinin kapatılmasının unutulması, Allianoi’nin ”üzeri kumla örtülerek korunması”(!) noktasındaki ‘ciddiyeti’de ortayla serdi. Roma Kilisesinin kapatılmasının unutulduğunun ortaya çıkması üzerine yetkililer çevreden kestikleri zeytin dalları ile kilise yapısını gizlemeye çalıştılar.
Allianoi’un yakın çevresinde ve baraj gölet alanı içinde yapılan yüzey araştırmasında Bergama Soma arasındaki su yolu, nekropoller, kaya mezarları ve karayolları bulunmuştu. Bu araştırmalar sırasında bölgede çok sayıda kaçak kazı yapıldığı da tespit edilmişti. Bunlardan biri de antik kentin 800 metre Kuzeydoğusunda bulunan bir zeytinlikteki 311 numaralı parselde ortaya çıkarıldı. Baraj gövdesi yakınında bulunan 311 No.lu parselde de kaçak kazı gözlemlenmesinin ardından, bu parselde 2000 yılında kısa süreli bir kurtarma kazısı yapılmıştı. Bu kısa süreli kurtarma kazında ancak bir kilise ile içinde ve etrafında bulunan sadece 20 mezar kazılabilmiş, bunun yanı sıra etrafta çok sayıda mezar olduğu gözlemlenmişti. Kilise içinde Roma Çağı’na ait çok sayıda devşirme mimari eser, çatı kiremitleri ve mimari süslemeler halen ören yerindeydi. Taşınabilir nitelikteki bulunan arkeolojik eserler ve sikkeler 2000 yılında envanterlenerek Bergama müzesine teslim edilirken, Allianoi’da bulunan On bin sikke ile birlikte bu sikkelerde, halen Prof.Dr. Oğuz Tekin tarafından yayına hazırlanmakta. Geç Antik Çağ’a ait olduğu düşünülen kilise ve mezarlardaki bilimsel çalışmalar, o yıllarda bakanlığın talebi üzerine Ilıcaya yoğunluk verilmesi nedeniyle tamamlanmamıştı. Kilisenin yakın çevresinde henüz kazılmamış çok sayıda mezar ve kültür varlığı olduğu biliniyor.
Evrensel, Haber. Özer Akdemir, 24.01.2011 Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 24.01.2011 |
|
TARİHİ ESERLERİMİZ GERİ KAZANDIRILIYOR
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce yapılan çalışmalar sonucu 2010 yılında çoğunluğu ”Afyon Tatarlı Tümülüsü”ne ait ahşap parçalar olmak üzere 44 eser Türkiye’ye kazandırıldı.
Çeşitli ülkelerde bulunan ve Bakanlıkça müzayedelerde satışları durdurulan, yurt dışında davaları devam eden eserlerin iadesi için de girişimler sürdürülüyor.
Sırbistan ve Karadağ’ın Batrovci Sınır Kapısı’nda ele geçirilen büyük bölümü sikke bin 864 arkeolojik eserin Türkiye’ye iadesinin bu yıl yapılması bekleniyor.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, kültür varlığı kaçakçılığını önlemek için Bakanlık ve ilgili kurumlar çok yönlü çalışmalar yapıyor. Müze veya ören yerlerinden çalınan eserin, fotoğraflı envanter bilgileri, Bakanlığa bağlı tüm müze müdürlüklerine, özel müzelere, koleksiyonerlere gönderiliyor. Bu konuda Bakanlığın web sitesinde de duyurular yapılıyor. Ayrıca yurt dışına çıkışlarının önlenmesi amacıyla fotoğraflı envanter bilgileri ilgili kurumlara gönderilerek tüm gümrük kapıları uyarılıyor.
Yasadışı yollarla yurt dışına götürülen eserler, bulunmaları halinde iadeleriyle ilgili çalışmalar, bilim adamları ve müze müdürlüklerince eserlere ilişkin verilen raporlar doğrultusunda ilgili kurumlarla koordinasyon sağlanarak sürdürülüyor.
Eserlerin iadesinin ikili görüşmeler ve anlaşmalar kapsamında sağlanamaması durumunda, konsolosluklar ve elçilikler aracılığıyla avukatlık firmalarıyla ilişkiye geçilerek hukuki süreç başlatılıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yürüttüğü çalışmalar sonucu 2010 yılında, yurt dışındaki Türkiye kökenli 44 eserin iade edilmesini sağladı.
Bir kısmı 1969′da Türkiye’den kaçırılan ve MÖ 450 yıllarına tarihlenen ”Afyon Tatarlı Tümülüsü”ne ait ahşap parçalarının Almanya Münih Arkeoloji Müzesi’nde olduğu, Prof.Dr. Peter Ian Kunıholm’un 2005′teki dilekçesinde bildirildi. Bakanlığın girişimleri sonucu Münih Arkeoloji Müzesi’ndeki 38 küçük ahşap parçası ve 4 kalas, 18 Şubat 2010′da Türkiye’ye getirildi.
Tatarlı Tümülüsü’nün mezar odasına ait ahşapların Münih Devlet Arkeoloji Müzesi’nde ve Afyonkarahisar Müze Müdürlüğü’ndeki ahşap parçaların, restore edilerek tekrar ayağa kaldırılması ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında sergilenmesi sağlandı. Sergi, ”Tatarlı Tümülüsü: Renkleri Dönüşü” başlığıyla 18 Haziran-26 Eylül tarihlerinde Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde açıldı.
Muğla’nın Datça İlçesi Knidos antik kentinden 1971 yılında alınarak İngiltere’ye götürülen bir seramik parçası ve bir kaba ait tıpa, Londra Büyükelçiliği'ne teslim edildi. Klasik döneme tarihlenen eserler, 8 Haziran 2010′da Dışişleri Bakanlığından alınarak Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edildi.
İadesi sağlanan eserlerin yanı sıra Almanya, Amerika, Bulgaristan, İngiltere, Danimarka, Fransa, İtalya, Rusya, Sırbistan, Ukrayna gibi ülkelerde, Türkiye’ye iade edilmesi amacıyla takip edilen pek çok eser bulunuyor.
Türkiye’nin iadesini istediği eserler ve ülkelerden bazıları şöyle: ”Almanya’daki Boğazköy Sfenksi, Bergama-Zeus Sunağı, Aphrodisias-İhtiyar Balıkçı Heykeli, Konya-Beyhekim Camii mihrabı, Hacı İbrahim Veli Türbesi sandukası ve Troya eserlerinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili çalışmalar 1991′den bu yana ikili girişimler ve toplantılar yoluyla sürdürülüyor.
Almanya Darmstadt Başsavcılığı'nca el konulan 3 gümüş kase ve 2 küçük tasın ülkemize getirilmesine ilişkin yasal süreç devam ediyor.
Almanya Düsseldorf Havalimanı'nda bir Türk vatandaşının bagajında bulunan gümüş freskin iadesi için gerekli işlemler, Adalet Bakanlığı'yla koordineli başlatılmış olup, gelişmeler takip ediliyor.
Danimarka’da David’s Samling Koleksiyonu’nda yer aldığı belirlenen Diyarbakır Müzesi’ne ait Sfenks figürini, Akşehir Sedi Mahmut Hayrani Türbesine ait sanduka, Cizre Ulu Camii’ne ait kapı tokmağı ve Nuruosmaniye Kütüphanesi’ne ait Kuran yapraklarının iadesiyle ilgili girişimler 1991′den bu yana devam ediyor.
Fransa’daki Louvre Müzesi’ndeki Sultan II. Selim Türbesi’ne ait çini panonun iadesi için girişimler sürüyor.
İtalya İnterpolü tarafından bir İtalya vatandaşında 1997′de ele geçirilen Lidya Yazıtı ile ilgili gelişmeler izleniyor.
Rusya’daki Troya eserlerinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili girişimler, 1991′den beri ikili girişimler yoluyla sürdürülüyor.
Öte yandan, Türkiye’den Ukrayna’ya giden bir geminin kaptan kabininde 2002′de ele geçirilen MS I. ve IV. yüzyıla tarihlenen 4 amphora ile 7 amphora parçasının Anadolu karasularından çıkarılmış olma ihtimalinin yüksek olduğunun belirlenmesi üzerine, eserlerin Türkiye’ye iadesi için gerekli girişimler Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla başlatıldı.
-AMERİKA VE İNGİLTERE’DEKİ ESERLER- Lydia Uygarlığına ait Mezar ve Adak Stelleri: ABD’de bir internet sitesinde açık artırma yoluyla Türkiye kökenli 16 Grekçe yazıtlı mezar ve adak stelinin satıldığı bir raporda bildirildi. Söz konusu stellerin iadesiyle ilgili İçişleri, Dışişleri ve Adalet Bakanlığının nezdinde koordineli çalışma başlatıldı.
Herakles Heykeli: Perge ören yerinden 1980′de bilimsel kazılar sonucu çıkarılan Herakles Heykeli’nin üst yarısının Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde bulunduğu 1990′da belirlendi. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığının 11 Haziran 2010 tarih ve 41850 sayılı yazısıyla, Washington Büyükelçimizin Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ni ziyaret ettiği, müze yönetimiyle yapılan görüşmenin olumlu geçtiği belirtildi.
Kumluca Eserleri: Antalya Kumluca’daki kiliseden 1963′te alınan ve büyük kısmını dini amaçlı gümüş kapların oluşturduğu eserler şu an Washington’daki Dumbarton Oaks Müzesi’nde bulunuyor. Eserlerin bir kısmı ise Antalya Müzesi’nde.
J. Paul Getty Müzesi’ndeki eserler: Müzede saptanan ülkemiz kökenli eserlerin iadesiyle ilgili müze yetkilileriyle görüşmeler sürdürülüyor. Bu kapsamda uzun yıllar tartışma konusu olan Getty Müzesi’ndeki bronz başın Burdur Müzesi’ndeki heykel gövdesine ait olup olmadığının tespiti için analiz yapılmasına karar verildi. Sonuçların olumlu çıkması halinde müze yetkilileri, bu eseri ülkemize iade edeceklerini belirtti. Ayrıca 22 Eylül 2010′da müze yetkilileriyle yapılan toplantıda, Boubon ören yerine ait eserler başta olmak üzere diğer şüpheli eserlerin ülkemize iadesi konusunda işbirliği içinde bulunulması, bu kapsamda görüşmelerin devam ettirilmesi istendi.
İngiltere Stansted Havaalanında, bir Türk vatandaşında ele geçirilen sikkelerin Türkiye kökenli olduğu British Museum ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğünce hazırlanan raporlarda belirtildi.
Çalıntı Kur’an-ı Kerim Sayfaları: İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Müdürlüğüne bağlı Nuruosmaniye Kütüphanesi koleksiyonundan 1990 yılında 62 yaprağı çalınan Kur’an-ı Kerim’in sayfalarının bulunabilmesi amacıyla gerekli çalışmalar sürüyor.
-SINIR KAPILARINDA ELE GEÇİRİLEN ESERLER- Malko-Tırnavo Sınır Kapısı: Bulgaristan’ın Malko Tırnovo Sınır Kapısı’nda 2005′te Türk plakalı otobüste 328 antik sikke ile aynı sınır kapısından giriş yapan İngiliz vatandaşının kullandığı araçta 23 arkeolojik eser ele geçirildi. Bu eserlerin ülkemiz kökenli oldukları Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğünce belirlenerek, iadesi talep edildi.
Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı: Bulgaristan’ın Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı’nda, bir Türk tırında Türkiye’den Almanya’ya kaçırılmaya çalışılan Tunç Çağı ve Roma Dönemine ait 28 parça tarihi eser ele geçirildi.
Sırbistan ve Karadağ’ın Batrovci Sınır Kapısı’nda 2004 yılında ele geçirilen 1485 sikke ve 379 arkeolojik eser bulunduğunun İnterpol tarafından duyurulması üzerine, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğünce yapılan incelemede, eserlerin ülkemiz kökenli olabileceği belirlendi.
Belgrad Ulusal Müzesi uzmanları ise eserlerin tüm Balkanlar’da bulunabilecek eserlerden olabileceğini iddia etti. Ancak özellikle sikkeler üzerindeki darphane isimleri (Constantinople, Nikomedia/İzmit, Nicea-İznik) nedeniyle, eserlerin Anadolu kültürüne ait izler taşıdığı vurgulanarak, bunların Türkiye’ye iadesi için müzakereler başlatıldı.
Dışişleri Bakanlığından alınan 22 Kasım 2010 tarihli yazıyla gerekli yasal prosedürün tamamlanmasını müteakiben, bu eserlerin iade edilebileceği bildirildi. Eserlerin iadesi için gerekli prosedürün tamamlanmasının ardından Genel Müdürlüğe bilgi verilmesi istendi. Bu arada eserlerin bir kısmının bu yıl içinde Türkiye’ye iade edilmesi bekleniyor. Zaman, 24.01.2011 |
|
![]() |
MİMARLAR MÜZE İÇİN YARIŞACAK
Çanakkale’de yapılacak “Troya Müzesi” için mimari proje yarışması başlatıldı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Troya ören yerinden çıkarılan arkeolojik eserlerin sergilenmesi amacıyla Çanakkale’de yapılacak “Tronya Müzesi” için mimari proje yarışması başlattı. Yarışmaya başvurulan 16 Mayıs mesai bitimine kadar yapılacak. Yarışmada birinciye 60 bin TL ödül verilecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Troya ören yerinden çıkarılan arkeolojik eserlerin sergilenmesi amacıyla Çanakkale’de yapılacak “Troya Müzesi” için mimari proje yarışması başlattı. Çanakkale’nin Tevfikiye Köyü’nde yapılması planlanan müze için düzenlenen yarışmada katılım serbest, ulusal, tek aşamalı olacak. Yarışmaya katılmak için başvurular 16 Mayıs 2011 tarihine kadar yapılacak. Yarışmada, birinciye 60 bin TL, ikinciye 45 bin TL, üçüncüye 30 bin TL ödül verilecek. Gerçek Gündem, 24.01.2011 |
AYAĞA KALKACAK
Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu üyelerinden oluşan 15 kişilik heyet, Mersin Vali Yardımcısı Mehmet Suphi Olcay başkanlığında, Erdemli’nin Ayaş beldesindeki Kanlıdivane ve Elaussia Sebaste antik kentleri ile Kız Kalesi’nde incelemelerde bulundu.
Vali Yardımcısı Olcay, gazetecilere yaptığı açıklamada, Mersin’deki kültürel değerlerin korunması amacıyla başlatılan çalışma kapsamında inceleme yaptıklarını söyledi.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) ile ortaklaşa yapılan çalışmaları Kanlıdivane antk kentinden başlattıklarını belirten Olcay, Erdemli Kaymakamlığı ve Ayaş Belediyesinin desteklediği Kanlıdivane Peyzaj Düzenlemesi Projesi kapsamında bölgede temizlik yapıldığını ifade etti.
İl genelinde kültürel varlıkların korunması amacıyla gerçekleştirilecek projeler için İl Özel İdaresinde 12 milyon lira ödenek bulunduğunu kaydeden Olcay, “İlk etapta Kanlıdivane’de başlattığımız çalışma için 200 bin lira ödenek ayrıldı. Mersin Üniversitesi (MEÜ) Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nida Naycı’nın hazırladığı proje çerçevesinde 30 kişilik ekiple başlatılan temizlik çalışmaları sürüyor. Asıl uygulamasına mayıs ayında başlanacak çalışmanın haziran veya temmuz ayında tamamlanması planlıyor. Amacımız görkemli ve önemli kalıntıların yer aldığı antik kentte yılda 20 bin olan ziyaretçi sayısını 100 binlere çıkarmak” dedi.
Kanlıdivane antik kentinin tanıtımının yetersiz olduğuna işaret eden Olcay, şöyle konuştu: “Kanlıdivane kalıntıları ilçemizin, kentimizin hatta ülkemizin önemli arkeolojik kalıntıları arasında bulunuyor. Hellenistik dönemden kalma, erken Roma, Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılan, önemli yerleşim yerlerinden biri olan ve özellikle MS 4. yüzyılda Bizans döneminde Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri haline gelen Kanlıdivane’nin bugüne kadar tanıtımı yapıldı ancak istenildiği kadar ziyaretçi akışı sağlanamadı. Projenin tamamlanmasıyla tanıtım çalışmalarına önem verilecek.”
İncelemeye Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı Prof. Dr Tamer Gök, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Şehircilik Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr Ruşen Keleş, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Neriman Şahin, MEÜ’den Doç.Dr. Nida Naycı, Erdemli Kaymakamı İbrahim Özefe, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Vedat Güngör, İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Emel Gökbel, Mersin Müze Müdürü Songül Ceylan Bala katıldı. Hürriyet, 24.01.2011 |
|
"YIKSIN DA GÖRELİM, DÜNYA AYAĞA KALKACAK" "Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararı var deniyor ama
bana kimse tebliğ etmedi. Hukuk devletinde yaşamıyor
muyuz? Niye gizli tutuluyor. Kurulun üyeleri kimler?
Üyeler nasıl değişmiş? Kuruldan iki senedir karar
çıkmıyor ama 6 Ocak'ta pat diye çıkıyor. Kurulda
bilirkişi var mıymış, adını söylesinler. Niye
söylemiyorlar? Neden bu gizlilik? Hiçbir şey
söylemiyorlar." Habertürk, Haber: Tülay Şubatlı, 23.01.2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ucube”
dediği, heykeltıraş Mehmet Aksoy’a ait “İnsanlık
Anıtı”nın yıkılması için Kars Belediyesi tarafından
teknik heyet oluşturuluyor. Teknik heyetin
çalışmalarını bir ay içinde tamamlayacağı ve
heykelin yıkılacağı belirtildi.
Belediye de heykelin yıkımı için gerekli araç gereci sağlayacak. Teknik heyette yer alacak kişilerin belirlenmesinin ardından da yıkım için ihale açılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, 35 metre yüksekliğinde ve 350 ton ağırlığındaki anıtın yıkımının kolay bir iş olmadığı, anıtın sit bölgesine yapılmış olduğundan yıkımı sırasında bölgeye zarar verilebileceğini belirtiyor. Kars Belediyesi yetkilileri de sit bölgesine zarar vermemek için teknik heyet oluşturulduğunu savunuyor.
Öte yandan anıtla ilgili tartışmalar başgösterdiğinde, anıta Karşıyaka Belediye Başkanı CHP’li Cevat Durak sahip çıkmıştı. Durak ve beraberindeki heyetin bugün anıtın taşınmasıyla ilgili olarak Kars’a gideceği öğrenildi. Ancak Kars Belediyesi yetkililerine göre, heykelin İzmir’e taşınması ağırlığı ve yüksekliği nedeniyle “olanaklı değil.” Bu nedenle de heykel en az bir ay içinde yıkılacak. Hürriyet, 25.01.2011
Hürriyet, Haber: Cansu Çamlıbel, 25.01.2011
Habertürk, Haber: Tacettin Durmuş, 26.01.2011
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara
Sanayi Odası meclis toplantısında, Başbakan Tayyip
Erdoğan’ın Kars’taki İnsanlık Anıtı’yla ilgili
sözlerine şu yanıtı verdi: Hürriyet, Haber: Onur Konuralp, 27.01.2011 |
|
HATAY'DAKİ TARİHİ KÜLLİYE TURİZME EMANET EDİLİYOR
Mimar Sinan tarafından yapılan ve Hatay'ın Payas beldesinde yer alan külliyenin restore edilerek butik otele dönüştürülmesi planlanıyor. Payas Belediye Başkanı Bekir Altan, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinden 48 dükkan, hamam, han, cami ve sübyan mektebi ile üst düzey yöneticilerin ağırlandığı mekanların yer aldığı külliyeyi 49 yıllığına kiraladıklarını söylüyor. Yürütecekleri restorasyon çalışmasından sonra külliyenin butik otel olarak hizmet vereceğini ifade eden Altan, "Yıllardır yerli ve yabancı turistler tarafından merak edilerek ziyaret edilen külliyeden tam anlamıyla yararlanılamadı. İşlet-devret modeli kapsamında burayı yeniden ayağa kaldıracağız." diyor. Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri de külliyenin 1968 yılından itibaren çeşitli dönemlerde onarımının yapıldığı, ancak büyük çapta restorasyonun gerçekleştirilmediğine işaret ediyor. Yerli ve yabancı turistlerin külliyeyi ziyaretin hemen ardından ayrılmaları dolayısıyla yöreye ekonomik katkı sağlanamadığına dikkati çeken Altan, "Eskiden devlet büyüklerinin ağırlandığı 20 odanın yer aldığı bölümü 40 yataklı otel haline dönüştüreceğiz. Dükkanları da aslına uygun olarak düzenleyerek, vatandaşlarımızın geleneksel ürünlerinin yanı sıra elişi çalışmalarını satmasına fırsat vereceğiz." ifadesini kullanıyor. Çalışmaları sonucu turistlerin tarihle iç içe güzel bir zaman geçirebilecekleri külliyeyi cazibe merkezi haline getireceklerini belirten Altan, külliye ile ilgili ihalenin 11 Şubat'ta yapılacağını hatırlatarak, 18 ay gibi kısa bir sürede çalışmalarını tamamlamayı hedeflediklerini söylüyor. Zaman, 23.01.2011 |
|
BAKANLIKTAN 'HEYKEL' AÇILIMI
Kars’taki heykel
tartışıladursun, Kültür Bakanlığı deposundaki ünlü
şahsiyetlere ait heykellerin tozunu alıp Ankara
ve
İstanbul’un çeşitli yerlerine dikti. Vatan, 23.01.2011 |
|
BAŞBAKAN'IN TAKSİM PROJESİ
Radikal İki, Yazı. Korhan Gümüş, 23.01.2011 |
16 - 22 Ocak 2011 |
|
PATARA DOSYASI |
|
AMERİKALILAR PATARA İLE NEDEN İLGİLENİYOR?
KUMLARIN ARASINDAKİ TARİH 2000'li yılların başlarına kadar zorluklarla sürdürülen Patara kazıları, bölgede sıklıkla çıkan orman ve sazlık yangınları, rant kavgaları, sit alanı tartışmaları ve bir türlü bitmek bilmeyen koruma imar planı çalışmalarıyla anılıyordu. Kazıların maddi zorlukları bir yana, kazı alanının kumla kaplı olmasından kaynaklanan fiziki zorluklar da adeta iğneyle kuyu kazar gibi bir kazı sürecini beraberinde getiriyordu. Patara kazıları, onbinlerce kamyon kumun bölgeden taşınması içinde ayrı bir çaba gerektiriyordu.
DİKKATLERİ PATARA'YA ÇEKEN İLK VE ENLER Ancak 2000 yılından sonra kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin iddialı tanıtımlarla kamuoyuna duyurulmaya başlanması, dikkatleri Patara'ya çekti. Bir iletişim yöntemi olarak sıklıkla kullanılan 'ilk' ve 'en' kavramı Patara'da tam anlamıyla karşılığını buluyor, bölgede ortaya çıkarılan ya da bir bölümü açıkta olan antik kalıntılar dünyanın 'ilk' ve 'en'leri olarak kamuoyuna duyuruluyordu. Arkeoloji çevreleri Patara kazılarıyla ilgili tartışmalara değinildiğinde, öncelikle bölgede olduğu varsayılan Apollon tapınağının arandığını ancak bir süre sonra bundan vazgeçildiğini söylüyorlar. Atina Olimpiyat oyunları başladığı sırada 'dünyanın ilk olimpiyatlarının Patara'da yapıldığı'na dair iddialar da basına yansımaya başlasa da Patara'daki ilk ve en'lerin en dikkat çekenleri 'dünyanın ilk deniz feneri' ve 'dünyanın ilk demokratik meclisi' iddiaları olacaktır.
Patara kazılarında ortaya çıkarılan ve bugün kumlarla kaplı olan antik limanın girişindeki deniz feneri, 'dünyanın en eski deniz feneri' olarak tanıtılmış, fenerin ayağa kaldırılması için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan, çeşitli resmi ve sivil kuruluşlara kadar uzanan kaynak arayışına girildiği bilgileri basına yansımıştı.
KUMLARIN ARASINDAN ÇIKAN LİKYA BİRLİĞİ MECLİSİ Mİ 2000 yılında kazılarına başlanan bir başka yapı da ilerleyen yıllarda 'dünyanın ilk meclisi' olarak adlandırılarak çeşitli kutlama projeleri için restore edilecek olan antik kalıntıydı. Kaş Kaymakamlığı'nın resmi web sayfasında, Patara'daki söz konusu kalıntı şu ifadelerle tanıtılıyor: "Patara kazılarının daha ilk yılında, Tiyatro’nun kuzey karşısında ve yönü doğudaki Agora’ya dönük görkemli kalıntının ancak bir Birlik Meclisi olabileceği savlanmış; 2000 yılında başlanan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkan tiyatro benzeri mimarisi ve önündeki revakta ele geçen, değişik kentlerden Lykiarkhların heykelleri için yazılmış, çok sayıda kaide yazıtı bu görüşü doğrulamıştır."
'DÜNYANIN İLK MECLİSİ', ABD ANAYASASINA İLHAM VERİYOR Patara'daki kumların arasından yavaş yavaş açığa çıkarılmaya başlanan antik kalıntı, ilerleyen yıllarda bitmek bilmeyen bir tartışmanın odağında olacağından habersiz yüz yıllardır süren sessizliğinin son günlerini yaşıyordu. Önce 'Birlik Meclisi' olabileceği savlanan yapı, 2004 yazında Patara'ya yapılan bir gezinin ardından birden dünya ölçeğinde projelerin odağına yerleşiverir. Bu dönemde Patara kazı ekibi tarafından çeşitli yerlerde verilen konferanslar ve konuşmalarda, Patara'daki 'Birlik Meclisi'nin, 'dünyanın ilk demokratik meclisi' olduğu yönünde vurgular yapılması dikkat çeker. Ancak bu konudaki ilk önemli açıklama 2005 yılının Eylül ayında yapılır. Üstelik de ABD'nin en ünlü gazetelerinden birinde. 19 Eylül 2005 tarihli New York Times Gazetesi, Richard Bernstein imzalı bir haber yayınlar. "Türkiye'de kumlara gömülmüş bir meclis" başlığını taşıyan ve Patara'daki 'Birlik Meclisi'nin tanıtıldığı haberde, bölgenin tarihi ve Aziz Paul için önemine vurgu yapılarak "Amerikan Anayasası'nı yazanlar, 2 bin yıl önce Patara'da kurulu olan Antik Likya Federasyonu'nu örnek almış" bilgisine yer verilir.
ABD KONGRESİ'Nİ PATARA'DA TOPLAYALIM New York Times'in bu haberi ertesi günü Türk basınında da geniş yer bulur ve Patara'daki antik kalıntının Amerikan Anayasasının şekillenmesinde rol oynamasına değinirler. Tabii bunun çok önemli bir tanıtım ve turizm fırsatı olduğu yönündeki yorumlar da arı ardına gelmeye başlar. Amerikan basınında çıkan haberde değinilen ayrıntılardan biri de Patara'daki antik kalıntının, Amerikan Anayasasının 220. yılı kutlamalarına da ev sahipliği yapacağı yönündedir. Haberde, Patara'ya 15 kilometre mesafedeki Kalkan'a yerleşen bu amaçla kutlamalar için hazırlıklar yapmaya başlayan Eski ABD Kongresi Üyesi Stephan Joshua Solarz'ın görüşlerine de yer verilir. Kısaca Solarz, Patara'daki bu bilginin kendisini heyecanlandırdığını dile getirmektedir.
SOLARZ'LA KALKAN'DA RANDEVU New Yok Times'in Patara haberi bir iki gün tartışıldıktan sonra unutulur. Ancak haberde adı geçen ve kutlama projesinin odağındaki isim olan Solarz'ı bulup bu projenin ayrıntılarını konuşmak için Kalkan'a gidiyoruz. Solarz'ın da tanıdığı olan ve Kalkan'ın nitelikli otellerinden birinin işletmecisi olan bir tanıdığım aracılığıyla kendisine ulaşıyoruz ve talebimizi iletiyoruz. Kısa süre sonra görüşme talebimize olumlu yanıt geliyor ve 20 Ekim 2005 tarihinde Solarz'ın Kalkan sırtlarında bulunan ve 'Beyaz Saray' olarak adlandırılan villasında uzun bir söyleşi yapıyoruz.
SOLARZ'IN 'YENİ ŞAFAK' SORUSU Solarz, söyleşi aralarında bir kaç gün önce Kalkan'a gelen ve yabancılara mülk satışı konusunda bir söyleşi gerçekleştiren, ayrıca çeşitli incelemelerde bulunan dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı, ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Onur Öymen'le ilgili bir kaç soru soruyor. Öymen'e Kalkanlıların ilgisinin ne ölçüde olduğunu öğrenmek isteyen Solarz, ayrıca Yeni Şafak Gazetesi'yle de ilgili bir kaç soru soruyor. "Şafak"ın ne anlama geldiğini öğrenmek istiyor.
'LİKYA MECLİSİ BİZİM MECLİSE BENZİYOR' Solarz'a Patara'daki kutlama fikriyle ilgili bir çok soru soruyoruz ve özetle şunları söylüyor: "Beni büyüleyen şey, sadece evimden 15 dakika uzaklıktaki dünyanın ilk federasyonunun bulunması değil. Bu federasyonun, bizim anayasamızı yazanlara ilham kaynağı olması; ki biz onlara ‘Kurucu Atalarımız’ deriz. 1787 yazında Philadelphia’da 3 ay boyunca süren ve Anayasa’yı oluşturan Anayasa Kuruculular Meclisi’ndeki hararetli tartışmalarda, Likya Federasyonu’na çok sayıda atıfta bulunulmuştu. Bu Federasyonun başarısı örnek gösterilmişti. Bu Federasyonda üyeler, nüfuslarına ya da başka etkenlere göre farklı sayıda temsilciyle temsil edilmişti. Patara’da yapılan kazılarda bulunan binalardan birinin, bizim Amerikan federal sistemimize bir anlamda ilham kaynaklığı etmiş bir Parlamento’nun binası olması beni çok heyecanlandırıyor. Çok ilginçtir ki, bu Parlamento binası, bizim Kongre binamıza benzer şekilde, yarım daire biçimindeydi. Amerikan Anayasası’nın kabulünün 220. yılının kutlanacağı 2007 yılının yaz ayında, Amerika’yı temsilen Amerikan Kongre üyelerinden oluşan bir heyetin Patara’ya gelip, Türk Parlamenterlerden oluşan bir heyetle birlikte, Likya Parlamentosu’nu anmasını ve iki ülkenin nasıl ortak bir mirası paylaştığının altını çizmesini umuyorum."
'KURUCU ATALARIMIZ PATARA'DAN ESİNLENMİŞLER' Bu bilgiyi ilk kez ne zaman öğrendiğini
sorduğumuz Solarz, ayrıntılarıyla anlatıyor: "Bu
bilgiyi 2004’te öğrendim. Sanırım ilk kez Prof. Işık
ve ekibiyle tanıştıktan sonra Patara’ya yaptığım
ziyaretlerden birinde öğrendim. Bunu Amerika’da pek
az kimse biliyor, sanırım Türkiye’de de pek az
biliniyor. Oysa bu, ABD ile Türkiye’yi daha da
yakınlaştıracak çok önemli bir bilgi. Kazı
bölgesini, tiyatroyu gezmiştim ama burada bir
Parlamento binasının olduğundan habersizdim. Prof.
Işık ile yaptığımız sohbetler sırasında, kendisi bu
federasyon ile bizim anayasamız arasındaki
benzerliklere dikkatimi çekti. Ben de Washington’da
bununla ilgili bir araştırma yaptırdım. Anayasa
Kurucular Meclisi’ndeki tartışmalar sırasında buraya
atıfta bulunulduğunu öğrendim. Hatta, federal
sistemi destekleyen gazetelerde ve halkı yazılan
Anayasa’yı desteklemeye çağıran yazı ve makalelerde
de bu tür atıflara rastladım. Kurucular
Meclisi, Anayasa’yı bir taslak olarak
hazırladığında, bunun geçerlilik kazanması için
eyalet temsilcilerinin dörtte üçünün onayından
geçmesi gerekmekteydi. Bu temsilcilerden bir kısmı,
çok çeşitli gerekçelerle bu anayasaya karşıydı, bu
yüzden, anayasayı savunanlar, çeşitli gazete
yazıları ve makalelerle kamuoyuna anayasanın
yararlarını ve önemini izah etmeye çalışmıştı.
Bunların arasında, özellikle James Madison’ın, (daha
sonra kendisi ABD Başkanı olacaktır) ve Aleksander
Hamilton’ın, (o da ilk Hazine Bakanı olacaktır)
yazılarında Likya Birliği veya Federasyonu’na
atıflarda bulunulmaktaydı. Bu Birliğin başarıyla
sürmesi, kurulmakta olan federal hükümetin
başarısına örnek olarak verilmekteydi."
Solarz'la yaptığımız görüşmenin ardından bu
söyleşiyi ve konuyla ilgili bir haberi yayına
hazırlamak üzere çalışmalara başlıyorum. Amacım
Patara kazı ekibinden de konuyla ilgili bir görüş
almak ve söyleşinin yanı sıra bir de haber
hazırlamak. 29 Ekim günü Antalya'dan ortak bir
dostumuzla Kaş'a gelen Patara kazı Başkanı Prof.
Fahri Işık ve eşi Havva Işık'la çalıştığım işyerinde
kısa bir sohbet etme olanağı buluyoruz. Aynı günü
akşamı da yine birlikte 29 Ekim kutlamalarına
PROF. ŞAHİN'DEN ÇARPICI 'FEDERASYON' DEĞERLENDİRMESİ Bu görüşmenin ardından hazırladığım habere konuyla ilgili bir uzmanın değerlendirmesini katmak istiyorum. Bu amaçla Likya bölgesini ve tarihini bilen bir kaç kişiyle görüşmek için kısa bir araştırma yapıyorum. Kendisine ulaştığım bir iki uzman bu konuda görüş vermekten kaçınıyor. Ancak o dönemde Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Başkanı olan ve kendisini o güne kadar yalnızca yayınlarından bildiğim Prof.Dr. Sencer Şahin, bu konuda görüş vermeyi kabul ediyor. Prof. Şahin'e ayrıntıları aktarıp, "Türkiye’nin federatif sisteme fazlasıyla hassas olduğu ve bunu varoluşuna tehdit olarak algıladığı bir dönemde birilerinin kalkıp eski Anadolu uygarlıklarından biri olan Likya Federatif devlet sistemini, Türkiye üzerindeki emelleri belli olan bazı çevrelerin eline tarihi deliller oluşturacak şekilde referans göstermesi, ya cehaletle ya da art niyetle açıklanabilir" şeklinde özetlenebilecek değerlendirmesini aldıktan sonra haberi ve söyleşiyi yayına hazırlıyorum. Haberin yayınından önce son bir kez Prof. Fahri Işık'a eşinin telefonundan ulaşmaya çalışıyorum. Haberle ilgili görüş verip vermeyecekleri yönündeki soruma Prof. Havva Işık, "biz söyleyeceğimizi söyledik" yanıtını veriyor...
PATARA TARTIŞMALARI BAŞLIYOR Haber, 8-9 Kasım 2005 tarihlerinde iki gün arka
arkaya Yeni Çağ gazetesinde manşetten yayınlanıyor.
Bir kaç gün içinde çeşitli köşe yazarları ve gazete
haberlerine konu olan tartışmalar da başlıyor. Bu
arada Kaş ve Kalkan bölgesinde yabancılara yönelik
arazi satışlarının yaygınlaşması üzerine bu sürecin
bölgede yaratacağı sosyal ve ekonomik sorunlara
dikkat çekmek amacıyla Antalya'da kurulan Kalkan ve
Atamülkünü Koruma Derneği'nin Başkanı, aynı zamanda
Patara kökenli bir gazeteci olan Emine Karakitapoğlu,
Patara kazıları hakkında Antalya Cumhuriyet
Savcılığı'na bir suç duyurusunda bulunuyor.
Karakitapoğlu, suç duyurusunda, Patara kazılarının
bilimsel yöntemlerden uzak yapıldığı, tarihi
eserlere zarar verildiği, üçü Türk, üçü de yabancı
kökenli olmak üzere 6 bilimadamının kazılardan
ayrıldığını iddia ettiği suç duyurusunun ardından
basına verdiği demeçte, ABD Kongresi'nin Patara'da
yapacağı duyurulan kutlamalara da değinir ve "kültürel
alışveriş,
Karakitapoğlu'nun kazıların bilimsel yöntemlerle yapılmadığı yönündeki bu girişimi ve ABD meclisiyle yapılması planlanan kutlamalarla ilgili açıklamaları tartışmayı daha da alevlendirir. Ancak Patara kazı ekibinden bu süre içinde önemli bir açıklama gelmez. Kısa süre sonra sessizlik bozulur ve Karakitapoğlu'nun bu girişimine kazı ekibi de karşı bir dava açarak yanıt verir.
KAŞ'TA PATARA 'HAŞLAMASI' Sessizliği bozan asıl girişim ise kısa bir süre
sonra, 15 Nisan 2006 tarihinde Kaş'ta düzenlenen
'CASUS İŞTE BUYMUŞ!' Amacı,
SEN KİMSİN DE HEREDOT'TAN SÖZ EDEBİLİYORSUN! "Herkes uzman olduğun alanda konuşsun. Uzmanlık alanına girmeyen konularda kimse ağzını açmaya cesaret etmesin. 'Heredot demiş ki...' Sen kimsin kardeşim 'Heredot demiş ki' diye başlıyorsun. Ne haddine senin! Düğmeni ilikle bir kere Heredot'un önünde... Heredot demiş ki, Likyalılar, Giritli olmayan Giritlilerdendir. Tabi Yunanca bilmiyor olabilirler onlar. Ben Yunancasından da okumuyorum. Türkçe çevirileri de var onun. Ne derdi Heredot; 'Likyalılar, Girit'ten gelmişlerdir' der. İşte bu kadar! Bu kadarını söylüyor. Ne döndürüp dolandırıyorsunuz?! Okuma yazmanız da mı yok sizin.
HEREDOT'UN KARŞISINA FAHRİ HOCA DİKİLDİ VE DEDİ Kİ... Ve bu Heredot'un karşısına sevgili iftiracılar, siz dikilmediniz. Tarihin babası olan bu Heredot'un karşısına Fahri Işık Hoca dikildi. Yol kılavuz anıtını buldu, üzerindeki Trimili yazıtını okudu, ve dedi ki, 'Lİkyalıların anayurdu olan Tirimili, bugünkü Dirmil'dir. Heredot yalan söylüyor' dedi ve yazdı bunu. (Alkışlar...)
Sizin ne haddinize Heredot'la ağzınızı
açmak! Siz ancak gidip kasaptaki etlerin nasıl bir
SİZ KORKAKSINIZ, BİZ CESURUZ! Utanın! Utanın! Erdem, ancak ve ancak bizden önce yaşayanlara sahip çıkarak sahip olunur demiştik, bunu tekrar ediyorum. Siz bu korkularla ülkeyi bu hale getirdiniz zaten. Kafanız asla dik değil. Herşeyden korkarak, herşeyde paranoya yaratarak, her şeyden komplo teorisi üreterek... Korkaksınız! Biz cesuruz! Biz çünkü çalışıyoruz. Biz cesuruz, biz çalışıyoruz! Emek üretiyoruz. Sizin gibi oturup bilmem ne köşelerinde dedikodu yaparak insanlara iftira üretmiyoruz.
BENİMLE AYNI DÜZEYDE DEĞİLSİNİZ On yıllarca süren koruma çalışmalarından sonra Patara gördüğünüz hale gelmiştir. Sevgili dostlarım biz Patara'yı böyle biliyoruz, böyle anlatıyoruz. Hiç bir kişi, ne Yusuf Yavuz, ne Emine Karakitapoğlu'na karşı benim bu ülkeyi ne kadar sevdiğime, ne kadar koruduğuma ve neyi nasıl gördüğüme dair yapacak bir yorumum yoktur. Kendilerini benimle aynı düzeyde görmüyorum. Önce benim düzeyime gelecekler, benim bilgime sahip olacaklar, benimle bunu tartışacak konuma gelecekler, ancak ondan sonra kendilerini muhatap olarak alabilirim.
SİZİ TARİH DEĞİL BEN YARGILARIM! Biz bunun gibilerini çok gördük. Hiç bir şey üretmeyen, vatana millete hiç bir hayrı dokunmayan, dernekleri kendi çıkarları için kullanan, şov yapan, başkalarını karalamayı, onlara iftira atmayı ilke haline getiren insanlarla biz bininci kez karşı karşıyayız. Biz dürüstlüğümüzle, alnımızın açıklığıyla ve yaptığımız işin şeffalığıyla ayakta kaldık. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle.Ben 1988 yılından beri Patara'dayım. (Bu sırada slayta bir çocuk ve kadın bir fotoğrafı yansıtılıyor) Bu aile mücadele etti Patara için. Siz otururken! Siz yan gelip yatarken! Ve çocuğumu her zaman ikinci plana ittim ben Patara için. Siz otururken, siz keyif yaparken! Siz bunun hesabını bana veremezsiniz. Ve bizi suçlayamazsınız! Tarih sizi yargılar. Tarihe bile zaman kalmaz sizi ben burada yargılarım!"
PİREF ÖKKEŞ'İN 'BATAR HA!' KORKUSU Işık'ın konuşması salonda gerilimi oldukça
arttırır. O konuşmanın yarattığı etki bir kaç gün
sonra, 29 Nisan 2006 tarihli Cumhuriyet Bilim Teknik
Dergisi'nde Piref Ökkeş'in diline dolanacak, Piref Ökkeş
o haftaki köşesinde 'Batar ha!' başlığıyla şunları
yazacaktı: “ Sayın Piref Ökkeş Hocam, Kaç
zamandır kafamı kurcalayan bir sorunla yemeden
içmeden kesildim. Şöyle birkaç günlüğüne kafamı
dinleyeyim diye Kaş kıyılarına doğru bir yolculuk
yapayım dedim. Hem birkaç kitap karıştırır hem de
çay bahçelerinde avarelik eder şu bahar yorgunluğunu
atarım diye düşündüm. Hay demez olaydım. Efendim
lafı uzatmadan maruzatıma geleyim. Kaş’ın henüz
patates kızartması kokmayan sokaklarında gezinirken,
Belediye hoparlöründen gelen sesle irkildim.
BUGÜN PATARA İÇİN NE YAPTIN? Patara’da filizlenen ve taa Amerikalara kadar uzandığı savlanan demokrasi ve kültür hakkında konuşmak üzere büyük bir incelik içinde kürsüye gelen hanım konuşmacı, (Kendisine bilimadamı dedi nedense?) salondakileri selamladıktan sonra avaz avaz bağırmaya başlamaz mı? Bütün salonda bir patırtı, şaşkınlık... Allah sizi inandırsın ben böyle bilimci görmedim Hocam. Elindeki mikrofonu arada bir salonda oturanlardan birine doğru sallıyor; “şerefsizler, namussuzlar!” diye haşladıktan sonra “Ey Kaş halkı, bu gün Patara için ne yaptınız ha!” gibi cümleler kuruyordu. Sonra slayt makinesine doğru sesleniyor, “değiştir çocuğum” komutları veriyor ve elinde kazma kürek çalışan insanların olduğu bir takım resimleri duvara yansıtıyor ve yine bağırıyordu. “ Ey cahiller, siz nasıl yüce Herodot’un adını ağzınıza alıyorsunuz, siz kim oluyorsunuz da Runik Alfabeden söz ediyorsunuz? İşte ispatı. Şu fotoğraflara iyi bakın da utanın! Siz daha dünyada yokken biz buralarda taş taşıyor, kum çekiyorduk!”
SİZİ GİDİ FANİLER SİZİ Salonu dolduran tüm faniler gibi ben de o biçim tırstım haliyle. Bağır çağır, bir saatlik hışımdan sonra tam “bilimle iyice terbiye olduk, yüce rabbim kimseyi bilimle terbiye etmesin” derken ikinci konuşmacı geldi kürsüye. İkinci bilimci Hoca da lafı öncülünün kaldığı yerden alarak aynı biçimde sürdürdü haşlamasını: “ Benim duvarlarım Atatürk resimleriyle doludur, siz kim oluyorsunuz da bilimden bahsediyorsunuz? Sizi gidi faniler sizi!” Salondakilerin bir çoğu garip hareketlerle bu haşlama faslına alkışlarıyla eşlik ediyor ne olup bittiğini anlamadan her hakaret faslından sonra bilimle sınanmanın rahatlığını yaşıyorlardı. Bilimin halkı böyle muhakeme edeceğini kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. Ah Ökkeş Hocam, inanın bütün salondakiler gibi ben de yerin dibine girdim. O yüce bilimcilerimizin böylesi zorluklar yaşadığını bilseydim her sabah kendi kendime sorardım; “Ey fani, bu gün Patara için ne yaptın?”
DEMOKRASİ BÖYLE BİR ŞEYMİŞ DEMEK O gün kafama dank etti Hocam. Meğer ne kadar cahil cühela bir halk olmuşuz. Düşünün taa Amerikalardan, Washingtonlardan elin oğlu Patara’yı keşfediyor, “burası bizim atalarımızın demokrasi mabedidir” diye methiyeler düzüyor... Biz şuracıkta burnumuzun dibindeki bu değerin farkına varamamışız. Meğer konferans bunun için yapılıyormuş. Demek demokrasi böyle bir şeymiş. Bilimciler halkı karşısına alacak ve avazı çıktığı kadar bağırarak haşlayacak.
DEMOKRASİ PAT DİYE PATARA'DAN GELİRSE Çocukların yüzlerini görmeliydiniz Ökkeş Hocam. Hepsinin gözlerinde Patara’nın nasıl bir demokrasiye kaynaklık ettiğini görmenin üzüntüsü vardı. Benim asıl sorum şu; bir dostum Patara adının, tepeden bakınca bir hançeri andıran yapısından dolayı “ Batar ha!” kelimesinden türeyerek Patara’ya dönüştüğünü anlattıydı. Siz bilimciler şu fani halkı bu konuda aydınlatırsanız sevineceğiz hocam. Bu patırtının Patara ile bir ilgisi var mı? Yoksa demokrasi pat diye Patara’dan geliverirse şu ülkenin hali nice olur?" Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 12.01.2011
Patara’daki 400 villa tartışmasıyla ilgili Antalya’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkan Yardımcısı Avukat Münip Ermiş, anayasa ve yasaların güvencesi altındaki Patara’ya konut inşa etmeye çalışanlar ve buna izin verenler suç işliyor dedi.
Antalya'nın Kaş İlçesi'ne bağlı Patara antik kentindeki ‘400 villa’ tartışması sürüyor. Üç ayrı koruma statüsü bulunan antik kentte, 2008 yılında hazırlanan koruma amaçlı imar planında yapımına onay verilen 400 dolayındaki villaların bir kısmının inşaatı sürerken, gelişmeye tepki gösteren sivil toplum örgütleri Patara’da suç işlendiğini öne sürdü.
‘KANITLAR ULAŞINCA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ’ Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz ile Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkan Yardımcısı Avukat Münip Ermiş, arkeolog-yazar Nermin Bayçın ve TTKD Kaş Sorumlusu Munise Ozan Orhan'la birlikte Ansan Sanat Galerisi'nde basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkan Yardımcısı Avukat Münip Ermiş, anayasa ve yasaların güvencesi altındaki Patara'ya konut inşa etmeye çalışanlar ile buna izin veren kamu kurumlarının yöneticilerinin de suç işlemiş olacağını belirterek, “Bu suça karışanlar 2 ile 5 yıl arasında hapis cezası ile yargılanabilecek. Suçun oluştuğuna dair kanıtların elimize ulaşması halinde cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunacağız” diye konuştu.
PATARA MECLİSİ REKLAM MALZEMESİ YAPILIYOR Patara antik kentinin ranta kurban gittiğini ve 400 lüks villanın yapılacağını savunan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz ise buradaki bir binanın tarihteki ilk demokratik meclis olduğu öne sürülerek, inşa edilmek istenen villaların yüksek fiyattan satışı için reklam yapıldığını iddia etti. Reklam malzemesi yaratılması amacıyla bilimin de bilim dışı yöntemlerle kullanıldığını ileri süren Gündüz, rant kaygılarıyla bazı kişilerin bölgede sessiz sedasız arsa topladığını savundu.
PATARA ALLİANOİ OLMASIN! Gündüz, tarihe saygı, geleceği koruma, üreme alanları bu bölgede bulunan nesli tükenmekte olan caretta caretta türü deniz kaplumbağalarını koruma ve küresel ısınmaya karşı vicdani sorumluluk duygusuyla Patara'da yaşananlara itiraz ettiklerini belirterek, mücadele için sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla 'Patara Bizim Grubu'nu oluşturacaklarını bildirdi. Grup için hazırlıkları sürdürdüklerini söyleyen Gündüz, şöyle konuştu: “Gözümüz kulağımız Patara'dadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin sit alanları koruma konusunda zafiyeti var. Patara, Allianoi'nin (Yortanlı Barajı göleti içinde kalacak olan antik kent) kaderine terk edilmesin. Toplum vicdanını harekete geçmeye davet ediyoruz.”
193 KİLOMETREKARELİK ÖÇK ALANI TEHDİT ALTINDA TTKD Kaş Sorumlusu Munise Ozan Orhan da Patara'nın 1990 yılında Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) ilan edildiğini hatırlatarak, Eşen Çayı'nın suladığı 193 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip Patara ve çevresinin ekolojik, doğal, tarihi ve kültürel değerleri hakkında bilgiler verdi. Orhan, yapılaşmayla tüm bu değerlerin tehdit altında olduğunu vurguladı.
GERÇEKDIŞI ÖNEMSETME ÇABASI Basın toplantısına yazılı açıklamalarıyla destek veren Prof.Dr. Sencer Şahin ve Araştırmacı Yazar Giray Ercenk de Patara’daki villa tartışmasıyla ilgili görüşlerini aktardılar. Akdeniz Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof.Dr. Sencer Şahin, açıklamasında Patara çevresinde yaratılan bu günkü arsa spekülasyonlarının temelinde, antik Patara kentine yüklenen, ama gerçekle en küçük ilişkisi olmayan bir önemsetme çabasının yattığını öne sürdü. Şahin, “dünyanın demokratik ilk parlamento binası Patara’da yapılmış; demokrasi burada doğmuş, binanın yeri de tespit edilmiş, Amerikan Kongre binası da Patara’daki bu parlamento binasının bir kopyasıymış, bu keşfin dünyaya ilan edilmesi gerekiyormuş” şeklindeki bu önemsetme çabası üzerine TBMM’nin harekete geçerek dünyanın ilk parlamento binası denen yapıya sahip çıktığını, ardından da restorasyonunu üstlenerek 2011 yılında dünya parlamenterlerini Patara’ya davet ederek bu keşfin dünyaya ilan edilmesini programına aldığını vurguladı.
DEMOKRASİNİN SEFİLLEŞTİĞİ KENTTİ Patara’ya yüklenmek istenen tarihi önemin ardından ören yerine bakan ve özellikle restore edilmiş binayı gören noktalardaki arazilerin müthiş şekilde rant yaptığını öne süren Şahin “bugün gelinen sonuç ise ortada; yüzlerce villa Patara yamaçlarını dolduracak!” ifadelerini kullanan Şahin, açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi: “işin bilimsel açıdan aslına bakıldığında, Patara antik kenti bırakınız demokrasinin doğduğu yer olmayı, tam tersine demokrasinin sefilleştiği bir kenttir. Çünkü başkentlik yaptığı Likya eyaleti üçüncü sınıf bir Roma valisinin emir kuluydu. Bu valinin ‘olur’u alınmadan hiçbir karar yürürlüğe konamazdı. Tarihin ilk parlamento binası olarak kamu parasıyla restore edilen bina yıkıntısı ise bir odeion’du (konser salonu.) Likya Federal Devleti’nin meclisi, yılda sadece bir kez tiyatroda toplanırdı. Bunların hepsinin kanıtı ya da yazılı belgesi var. Ama kamu parasıyla restore edilen binanın parlamento binası, ya da meclis binası olduğuna ilişkin tek bir kanıt, tek bir belge yok. Öyle ise durup dururken Patara’ya neden böyle uydurma bir tarihi önem yüklendi? İşte bu sorunun cevabını bugün arsa spekülasyonu yapan patronların geçmişteki planlarında aramak gerekir. Daha da elim olanı işin siyasi boyutudur. Roma İmparatorluğu gibi emperyalist bir devletin üçüncü sınıf bir valisinin yönetimine verilmiş Likya Federal Devleti ile tam bağımsız olduğuna inanmak istediğimiz TBMM ile arasında paralellik kurulmuş olmasıdır.”
PATARA DÜNYA ÖLÇEĞİNDE DEĞERLİ BİR ÖRNEK Anadolu Akdeniz’inin önemli liman kenti olan Patara’nın, coğrafyanın üretimi, sosyolojiyi, inancı ve tarihi belirlediğine ilişkin savın doğruluğunu belgeleyen dünya ölçeğinde çok değerli bir örnek olduğunu belirten Araştırmacı Yazar Giray Ercenk ise, açıklamasında Kaş ve Kalkan yöresi bugün, yabancıların mülk almak için yarıştığı bir bölge durumunda olduğuna dikkat çekti.
HALK DIŞARI, ZADEGAN İÇERİ! Bölgedeki yoksul halkın, ata yurdu mülklerini yok pahasına sattığına değinen Ercenk, “Patara çevresindeki yapılaşmaya karşı çıkmanın bugün bir vatan borcu olduğunun altını çizdiği açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Patara’nın arkeolojik ve doğal sit alanı bağlamında korunması için, Antalya’da, Kaş’ta faaliyet gösteren; çevreye ve tarihe duyarlı Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile birlikte zor üretim ve yaşam koşulları içinde olmasına karşın duyarlı yöre halkının, koruma adına birlikte sergiledikleri özverili uğraş hatırlardadır. Patara’nın bugünkü duruma gelmesinde bu iki kesimin katkısının yadsınmaz. Bin yıldan buyana, yörenin sıcağına, bataklığına, sivrisineğine katlanan Gelemiş halkının, turizmle birlikte değer kazanan Patara çevresinden uzaklaştırılması için verilen onca kavganın, suçlamaların, mahkemelerin ardından; ancak zenginin zadeganın alabileceği 400 adet Villa yapmak neyin nesi, anlamak mümkün değil. Patara düze çıktıktan sonra, taliplileri arttı. Antik Kente nazır mülk sahibi olma bir yana, yakın olmak bile büyük ayrıcalık şimdilerde. Halk dışarı, zengin zadegan içeri.Gönül isterdi ki; yörenin bin yıldır sahibi olan halkın, kabul edilebilir makul taleplerine bile, arkasına STK’ları alarak karşı çıkarken adeta aslan kesilenlerin; kentin, sit alanı içinde olup olmadığı tam belli olmayan yakın bir yerinde 400 villa yapımına sessiz kalmalarını anlayan varsa beri gelsin.”
Basın toplantısının ardından “Patara Bizim” adıyla örgütlenerek Patara’daki yapılaşmaya karşı mücadele etme kararı alan sivil toplum örgütleri, kurulacak olan 'Patara Bizim Grubu'nda, TTKD, Çağdaş Hukukçular Derneği, Yurtsever Cephe, Alevi Kültür Derneği Antalya Şubeleri ve yerel derneklerin temsil edileceğini açıkladılar. Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 13.01.2011
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı
Mehmet Ali Şahin, incelemelerde bulunmak üzere
Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 15.01.2011
İstanbul medyasında ardı ardına Patara'ya ve kutlamalara ilişkin yapılan hazırlıkların haberleri yayınlanıyor, organizasyonu yapanlar her fırsatta 2007 Temmuz'unda yapılacağını duyurdukları Amerikan anayasasının yıldönümü kutlamalarına ilişkin ayrıntıları anlatıyor ve bunun Türk tarihinin en önemli tanıtım fırsatı olacağını belirtiyorlardı. Sabah Gazetesi'nin Akdeniz Bölge ekinde 5 Mayıs 2006 tarihinde yer alan bir haberde, "Patara'nın gönü kulağı ABD'de" başlığı kullanılmış, Patara'nın doğal güzellikleri sıralanarak şu bilgilere yer veriliyordu: "Patara'yı ön plana çıkartan bir başka özellik tarihteki ilk federasyonun merkezi olması. Yani bugünkü Amerika Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği gibi oluşumlar ilk kez bizim Patara'da kurulmuş. Bunu öğrenen Amerikalı, 220 yıl evvel, ABD anayasasını hazırlarken Patara'dan esinlenmiş. Bununla da kalmayarak Amerika'da bugün hala kullanılan parlamento binası 3 bin yıl önce Patara'da kullanılan parlamento binasından kopya edilerek yapılmış. 2007 yılında ABD anayasasının 220. yılı kutlanacak. Onun için gerekli sponsorlar bulunursa gelecek yıl ABD meclisi Patara'da toplanacak.Tabi ki bizim kazı ekipleri çalışmasını bitirirse. Meclis üyeleri ile birlikte bini üzerinde gazeteci ve televizyoncu Patara'ya akacak. Bu da bölge ve Türkiye için bu güne kadar yapılan en büyük tanıtım olayı olacak. Bu konu Patara'da bir yıldır konuşuluyor. Gelip gidenler var. Amerika'da bir çok yayın kuruluşunda haber çıktı. Şimdi Pataralı'nın gözü kulağı uzaktan gelecek olan 'seneye Patara'dayız' müjdesinde. Bu müjdeyi bekleyenlerden birisi de Patara Muhtarı Arif Otlu. Muhtarın aynı zamanda mütevazı bir pansiyonu var. Muhtar Otlu, böyle bir olayın hayatlarını değiştireceğini düşünenlerden."
PATARA'DA GODOT'YU BEKLERKEN Bölgede yaratılmaya çalışılan heyecan, en üst düzey yöneticisinden sıradan esnafa kadar herkese ulaşıyor ve basın yoluyla da her fırsatta duyurulan ABD meclisinin Patara'da toplanacağı haberleri yıllardır Godot'yu bekleme sürecini yaşayan Patara'daki turizm işletmecilerinin beklentilerini arttırıyordu. Prof. Fahri Işık, Kaş'ta yaptığı bir başka konuşmada, kazı ekibinden bir grubun ABD'ye gittiğini ve oradaki ilgilileri Patara konusunda bilgilendireceğini anlatıyor, gelecek güzel günlerden söz ediyordu. Kazı ekibi için yıllardır süren çileli mücadelenin ardından varılan umutlu bir eşikten söz eder gibiydi Prof. Işık.
BOZULAN TÜRK ABD İLİŞKİLERİNE PATARA'YLA KURTLAR VADİSİ AYARI Patara'da Godot'yu bekleyen turizmciler, nasıl bir içeriğe sahip olduğunu bilmeseler de ABD'lilerin köylerine gelmesiyle birlikte kaderlerinin değişeceğine inandırılmışlardı. Bu dönemde Türkiye'de siyasi gündem de altüst oluyor, Irak'ın işgali, çuval olayı, tezkere krizi ve başka bir çok nedenden dolayı ABD ile ipler iyice geriliyordu. O günlerde Kurtlar Vadisi Irak filmi ve Hamas liderinin Türkiye ziyareti bu gerilime tuz biber ekmiş, ABD-Türkiye ilişkileri son yılların en hassas dönemine girmişti. Tam da bu gerilimli atmosferde gerçekleşen Dış Ekonomik İlişkiler İş Konseyi (DEİK) ve Türk Amerikan İş Konseyi'nin (TAİK) yıllık toplantılarında Patara'daki kutlamalar gündeme geliyor, bu vesileyle gerilen ilişkilere tarihsel bir sıcaklık getirilmeye çalışılıyordu. TAİK'in Washington'da yapacağı mutad toplantı öncesinde Radikal'den Funda Özkan, toplantıya hazırlanan ekibin hazırlıklarıyla ilgili 18 Mart 2006 tarihli köşesinde şunları yazacaktı: "26-29 Mart'ta yapılacak konferansın bu yıl da ağırlıklı olarak işadamları, siyasetçi ve bürokratlardan oluşacağı tahmin ediliyor... Washington ve New York'a gidilmişken, Patara kazısı için de destek istenecek. Ne alakası var demeyin. Demokrat Partili eski kongre üyesi Stephan Solarz, Kalkan'da evi olan Türkiye aşıklarından. Bu aşk hikayesinde Stephan Solarz'ın ortağı olduğu The Livingstone Group'un 2000'den beri yılık yaklaşık 1.8 milyon dolar karşılığı ABD'de Türkiye lobisi yapıyor olmasının etkisi var mı bilinmez. Ancak Solarz'ın lobide büyük, başarılı adımlar attığı da kesin. Mesela onun sayesinde Eylül 2005'te New York Times gazetesinde çıkan haberle ABD'lilerin ilgisi Patara bölgesine dönüverdi. 3 bin yıl öncesinin Likya uygarlığının başkenti Patara'daki kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan meclis kalıntısı uzun uzun ABD'lilere tanıtıldı. İddia şu ki, ABD'nin kongre binası Likya uygarlığından esinlenerek yapılmış. Dahası ABD anayasası da aynı uygarlıktan esinlenerek hazırlanmış. Bu iddianın kanıtı da Amerikan arşivlerine göre anayasanın hazırlayıcılarından Alexsander Hamilton ile ABD'nin eski devlet başkanlarından James Madison, Likya uygarlığından söz ediyor olması. İşadamları, yıllık değerlendirme gezisinde, Stephan Solarz'ın katkısıyla Patara kazısına fon yaratmak için gece düzenleyecekler."
VE PATARA ABD'DE TANITILIYOR Şimdi Funda Özkan'ın aktardığı ayrıntıların ardından okyanus ötesine uzanalım. Tarih 26 Mart 2006. Türk heyeti Washington’da. Amerikan- Türk İş Konseyinin yoğun bir programı var. Kayıt, kitap satışı, 'Golden Horn' üyelerine özel Büyükelçilik resepsiyonu ve çay- kahve molası... Arada, Türk- Amerikan ilişkileri üzerine 'Amerikanca' başlıklı birkaç toplantı yapılıyor. Savunma, güvenlik, tarım, inşaat, enerji, özelleştirmeler ve bol 'perspektifli' cümleler eşliğinde süren oturumların dikkat çekici başlıklarından biri programın ikinci gününde ortaya çıkıyordu.
TÜRK EMLAK PİYASASINDA FIRSATLAR PANELİ 27 Mart 2006 tarihli dikkat çekici panel, 'Türk Emlak Piyasasında Fırsatlar' başlığını taşıyor. Aynı günün akşamı, dikkat çekici başka bir etkinlik; “Kültürel Gala Yemeği: Patara...”
Türk- Amerikan Konseyinin Savunma Grubunun 29 Mart 2006 tarihli veda yemeğinin ayrıntıları, Milliyet’in 3 Nisan 2006 tarihli haberinde şöyle aktarılır: “Yer Washington’un gösterişli yeni otellerinden Mandarin Oriental’in balo salonu. İki ülkenin işadamlarının ortak örgütü Türk- Amerikan Konseyinin savunma grubunun veda yemeği veriliyor. Yemeğin onur konuğu, ABD Genelkurmay Başkanı Peter Pace. Şeref masasında Genelkurmay Başkanlığı’nı Plan Prensipler Başkanı Korgeneral Akın Zorlu temsil ediyor. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy ile ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson şeref masasında dikkat çekiyorlar. ABD Savunma Bakanlığının üç numaralı yetkilisi olan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman da şeref masasında. Bir başka masada Neo- Con’ların en önemli isimlerinden Richard Perle göze çarpıyor. Tam yemeğe geçilecekken bir Amerikan ritüeli başlıyor.
KADEHLER TSK VE ABD ORDUSU İÇİN KALKIYOR Konuklardan ellerindeki içki kadehleriyle ayağa kalkmaları isteniyor. Kürsüye Ankara’daki Amerikan Askeri Heyeti Başkanı General Sutton geliyor ve “ to the Republic of Turkey” ( Türkiye için) diye sesleniyor. Bütün salon tekrarlıyor ve şarap kadehleri topluca Türkiye için kaldırılıyor. Ardından kürsüye Türkiye’nin Washington’daki askeri ateşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu geliyor. Türk askeri yetkili de “to the United States” ( Amerika Birleşik Devletleri için) diye sesleniyor. Bütün salon topluca tekrarlıyor. Ardından kürsüye Amerikalı bir albay geliyor ve “to the Turkısh Armes Forces” ( TSK için) diye sesleniyor. Bunu bir Türk albayın çıkıp “ to the United States Armed Forces” (ABD Silahlı Kuvvetleri için) diye tekrarlaması izliyor...”
YASEMİN ÇONGAR WASHİNGTONDAN BİLDİRİYOR: 'PATARAFOBİK NEO-ULUSALCILAR' Kurtlar Vadisi ve Hamas ziyaretiyle gerilen Türk-ABD ilişkileri, Patara'dan estirilen tarih fonlu demokrasi rüzgarları eşliğinde yeniden yumuşama dönemine girer. Türk heyetiyle ABD'ye giden Patara kazı ekibinden Gül Işın, Patara adına düzenlenen gecede bir sunum yapar. Ancak Patara'yla ilgili Türk basınında çıkan 'eleştirel' haberler ve kazılar hakkında yapılan suç duyurusu, bütün kazı ekibi ve kutlama komitesi gibi Gül Işın'ın da bir hayli canını sıkmıştır. Işın, bu sıkıntısını Yasemin Çongar'ın ifadesiyle, "cam kırığı gözlerindeki teklifsiz tebessümle" anlatır. Yasemin Çongar, 2 Nisan 2006 tarihli Milliyet'in Pazar ekinde yazdığı yazıya, 'Patara kazılarının tarihten ve dünyadan korkan dar bir milliyetçiliğin oklarına hedef' olduğunu belirterek başlar ve Patara konusunda artık ezberlenmiş olan bilgileri tekrarlayarak şöyle devam eder: “...Efendim, bu toprakların bugünkü çocuklarının pek de öyle aşinası olmadığı Likya Birliği'ni Amerikalılar iyi biliyorlar. Zira anayasaları ilhamını biraz da bu birlikten almış. ABD'nin kurucu babalarından Alexander Hamilton ve James Madison, Amerikan Anayasası'nın felsefi temelini oluşturan 'Federalist' üst başlıklı makaleler dizisinde birkaç kez Likya Birliği'ni 'konfederasyon' adıyla anıp, kendilerine model seçtiklerini belirtiyorlar. İşte ABD'li eski Kongre üyesi Stephen Solarz'a Patara'da kutlama yapma fikrini veren de bu. Türkiye dostu ve Türk devletinin Washington'daki lobiciliğini emanet edecek kadar güvendiği Solarz, Kalkan'daki evi ve tarihe tutkusu sayesinde Patara'yla ilgilenmeye başlamış. Derken, hem kazı çalışmasını desteklemek hem de ABD'den Türkiye'ye turizm için yeni bir bahane, ikili ilişkileri pekiştirmek için yeni bir kanal yaratmak umuduyla, '2007'de ABD Anayasası'nın 220'nci yılı kutlanırken Likya Birliği'nin başkentinde de bir tören yapsak' diye düşünmüş.
'BİR DE FAZIL SAY'A ÇALDIRABİLSEK...' Bak bak bak! Sonra Kalkan ve Ata Mülkünü Koruma Derneği çıkmaz mı, '220'nci yıl kutlamalarının masum olmadığını düşünüyoruz' diye savcılığa başvurmaz mı?
Gül Işın'a soruyorum, 'Nasıl bir tören olacak bu?' Öyle ya o törende birileri çıkıp 'Federasyon fikri bu topraklardan doğdu' derse ne olur bizim halimiz? Anında bölünüvermez miyiz? Bana 'okumak yerine işitseydiniz keşke' dedirten bir coşkuyla anlatıyor Işın: 'Kazıyı tanıtmanın bir yolu bu. Patara'daki antik meclis binası üzerindeki çalışmamızı bir ölçüde tamamlayınca, Türk ve Amerikalı parlamenterler bu binaya gelseler, bir tören yapıp dünyaya Patara'yı duyursalar fena mı? Bir de Fazıl Say'ın o büyüleyici Patara'sını orada çaldırabilsek!' (…) Dinledikçe içime sular serpiliyor ama gel de bunu Patarafobik Neo-Ulusalcılara anlat!”
Yasemin Çongar'ın Washington'dan yaptığı bu desteğin ardından, bir hafta içinde ardı ardına Patara'daki gelişmelere ilişkin yazılar ve haberler gelmeye başlar. Kazı ekibine yönelik eleştirileri ve yapılan suç duyurusunu hedef alan, eleştirileri paranoya, tarihten ve dünyadan korkmak olarak tanımlayan bu haber ve yazılarda belki de en dikkat çeken ifade Yasemin Çongar'ın 'Patarafobik Neo-Ulusalcılar' tanımasıdır. Çongar'ın bu yazısı, ardından yazanlara da kaynaklık eder. Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 17.01.2011
Emine Karakitapoğlu, Patara kökenli bir ailenin üyesiydi ve siyaset bilimi eğitimi aldıktan sonra uzun yıllar gazetecilik yapmış, Cenevre'de Cumhuriyet Gazetesi adına ofis açmış; Birleşmiş Milletler Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kuruluna seçilmiş deneyimli bir gazetecidir. Ancak tartışmalar olması gereken zeminden çıkmış, Karakitapoğlu ailesinin arazileri üzerinden kazı ekibiyle sürdürülen sürtüşmelere indirgenmişti. Kazı ekibinin ağzından yazılan yazılarla, Karakitapoğlu'nun eniştesinin sit alanında bulunan arazileri ve bu arazilerde bulunan bir restoranın kazı ekibi tarafından yıktırılması üzerine, bu tartışmaların çıktığı iddia ediliyordu. 'Bilimsel kazı yapılmadığı' iddiaları ve ABD meclisinin toplanması girişimi üzerine başlayan tartışma, 'enişte- baldız, arazi-dükkan' tartışmasına indirgenmiş, Yeşilçam filmlerini aratmayacak kurgularla eleştirel akıl ve bilimsel söylem felç edilmişti.
PATARA MUHTARI OTLU: 'ABD'LİLERİN GELMESİNİ İSTİYORUZ'
Tartışmaların büyümesi üzerine Milliyet'in arkeoloji muhabiri Ömer Erbil Patara'ya gelerek 'Pataralı ABD'lileri Bekliyor' başlığını taşıyan bir haber yapar. Patara köylülerini antik tiyatro binasının içine doldurarak çekilen fotoğraflarla süslenen 9 Nisan 2006 tarihli haberde, Patara Muhtarı Arif Otlu'nun şu görüşlerine yer verilir: "Kutlamalar köyümüzün ismini duyuracak. Böylelikle daha çok turist köyümüzü görmeye gelecek. 'ABD'liler köyümüzü satın alacak' diyorlar. Bugüne kadar tek karış toprak satmadık. Bundan sonra da satmayız. Ama kutlamalar için ABD'lilerin gelmesini istiyoruz. Onlara Türk misafirperverliğini göstereceğiz. Tarihi eser bulundukça arazilerine otel, restoran yapamıyorlar. Biz bu tartışmanın bundan kaynaklandığını düşünüyoruz."
AKARCALI'NIN KUTLAMA DAVETİ Ardından ABD meclisinin Patara'da toplanmasıyla ilgili yapılan girişimin sorumlularından biri olan Eski Bakan Bülent Akarcalı'nın yazısı gelir. Akarcalı, 11 Nisan 2006 tarihli Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde, Patara'daki gelişmelere yönelik endişelerini dile getiren bölge insanını ve bu gelişmeleri haberleştiren gazetecileri hedefine alır: "(...) 1984-87 arası ABD Kongresi'nde Türkiye için Lobi çalışmaları yapmak üzere bir grup milletvekili, görevlendirildik. Bazı Kongre üyeleriyle yakın dostluk kurduk. New York Senatörü Stephan Solarz da bunlardan biriydi. Bize çok yardımcı olan Solarz daha sonra da, en zor anlarımızda Türkiye'den desteğini esirgemedi. Dört beş yıl önce de Kalkan'da bir ev yaptırdı ve yılın üç ayını Türkiye'de geçirir oldu. Ben de 17 yıldır Kalkan'a giderim. Geçen yaz Solarz'a Patara'yı gezdirdim; onu Prof. Fahri ve Havva Işık'la tanıştırdım. Solarz bize Likya Birliği'nin, tarihi bir emsal olarak, ABD'nin ilk kuruluşunda tartışıldığını ve ABD'nin siyasi yapısının oluşumunda Patara'nın önemli bir yeri olduğunu söyledi. Daha sonra, Kalkan'a davet ettiği Amerikalı gazeteciler Patara hakkında bol fotoğraflı, övücü röportajlar yayınladı. 2007'de Patara'da büyük bir olay geliştirmeyi kararlaştırdık: Antik parlamentoda Türk ve ABD'li parlamenterlerin sembolik bir oturumu yapmaları, arkasından bir resepsiyon ve bir klasik konser. ABD ve Avrupa'nın önde gelen isimlerini davet ederek Patara'nın ve Türkiye'nin tüm ABD'de tanıtımına katkıda bulunmak... İki hafta önce Washington'da yapılan Türk - ABD İş Konseyi toplantıları dolayısıyla bir geceyi Patara gecesi olarak düzenleyip hem ilk tanıtım yapılmasını hem de kazılar için bağışlar toplanmasını sağladık. Programımız aksamadan devam ediyor. Ama bizler bu çalışmaları yaparken birileri çıkıp projeyi durdurmak için ellerinden geleni yapmaya başladı... Atalarımız bir çuval inciri berbat etmek deyimini bu gibi durumları anlatmak için söylemiş olmalı. Hayatlarında müspet iş yapmamış olanların en sık başvurduğu yol, yapanları engellemeye çalışmaktır. Ama ben şimdiden sizleri 2007 Ağustosunda düzenlenecek geceye davet etmek istiyorum."
SOLARZ'IN KALKAN TOPLANTILARI Akarcalı'nın 2007 Ağustos'unda yapılacağını duyurduğu ve okurlarını davet ettiği kutlamalar gerçekleşmez. Ancak bu arada kutlamaların odağındaki isim olan Solarz ve ilişkileri hakkında yaptığımız araştırmalar ilginç sonuçlara ulaştırır bizi. Bir kısmını haberleştirip duyurduğumuz gelişmelerden en önemlisi, Solarz'ın bölgedeki toplantıları, çeşitli derneklere üyeliği ve bölgeden aldığı arazilerin fazlalığıdır.
Şimdi Patara, ABD anayasası, ve kutlama tartışmalarını bir kenara not edip uzun bir parantez açalım. Yasemin Çongar'ın, Patara kazıcılarının, Akarcalı ve diğerlerinin paranoyaklıkla şuçladığı insanların endişelerini haklı çıkaracak ayrıntıların belgelerine bir göz atalım. Patara kazıcılarının sıklıkla vurguladığı,'kuvvacı' söylem ve 'biz bölgeden bir karış toprak sattırmadık, Patara'yı Side olmaktan kurtardık' açıklamalarını da anımsatarak Solarz'ın arazilerine ve yaptırıp sattığı villalara doğru uzanalım.
EMLAKÇI SOLARZ''DAN TRİLYONLUK VİLLALAR O dönemde yaptığımız araştırmada, ABD anayasasının kabulünün 220. yıldönümü kutlamalarının bir ayağının Patara’da yapılması için kongreye öneride bulunan eski ABD Kongresi üyesi Stephan Joshua Solarz’ın emlakçılığa soyunduğu ortaya çıkarmıştık. Kalkan’da yaptırdığı ultra-lüks villaları internet üzerinden satışa çıkaran Solarz’ın kendisi ve eşi Nina Solarz adına satışa koyduğu son villanın fiyatı 250 bin Sterlin'di ve dünyanın önde gelen emlak sitelerinde yer alan villa ilanlarında, 'yönetim şekli federasyon olan Likya Birliği’nin başkenti Patara’ya da ayrıca yer veriliyordu: '15 dakikalık kısa bir sürüş sizi Türkiye’nin en güzel plajına götürür. Deniz kaplumbağaları için doğal bir koruma alanı olan Patara, binlerce yıllık antik tiyatrosu ve parlamento binasıyla Likya Birliği’nin başkentidir.'
ÜÇ ADA, ÜÇ PARSEL, 2,5 MİLYONLUK ARAZİ Türk devletinin Amerika’daki Ermeni lobisine karşı resmi lobiciliğini üslenen ve bu çalışması karşılığında kendisine Türk devleti tarafından her yıl 1. 800 milyon dolar ödenen Solarz, bununla da yetinmemiş, Kalkan sırtlarında, o günkü değeri 2.5 milyon YTL’yi bulan toplam 6600 metrekare arsayı da servetine eklemişti. Kaş Tapu Müdürlüğü kayıtlarına göre Stephan Joshua Solarz adına, Kalkan’da 91, 92 ve 93 Ada numarasıyla kayıtlı arsalar ve Kalkanlıların “Beyaz Saray” adını verdiği büyük bir villaya sahip olan Solarz'ın kayıtlarına o günlerde ulaşamadığımız daha büyük başka bir arazisi de Kalkan'ın 2009 yılında yağmalanan ve haberleştirerek kamuoyuna duyurduğumuz Kalamar Koyundan çıkacaktı.
KALAMAR KOYUNDAKİ KÜMES VİLLALAR Ancak Kalamar koyunda ortaya çıkan çarpıcı bir başka gerçek daha vardı ki, Patara'da sürdürülen çalışmaların amacı konusundaki tartışmaya son noktayı koyacak nitelikteydi. Haberlerimizin ardından meclise taşınan, valilik ve savcılık soruşturması başlatılan uluslararası imar vurgunu kısaca şöyleydi... Kalamar koyundaki imar alanı dışındaki zeytinlik 130 dönüm tarım arazisine, yasalar dolanarak 34 tane villa yapılmış, bununla da kalmayıp yasal düzenleme olmadan ilk yüz metreye çivi dahi çakmanın yasak olduğu kıyıya tecavüz edilmiş, villaların kıyıya doğru uzanan bölümlerine havuzlar ve iskeleler yapılarak kıyı yasası da delinmişti. Tarım arazisi niteliğinde olan imar dışı alanlarda, yalnızca 'tarımsal amaçlı yapı'lara izin verilmesini hükme bağlayan yönetmelikler de hiçe sayılarak; kümes, mandıra, tarım ürünlerin işlenebileceği küçük üretim atölyeleri ve çiftlik evi gibi yapılar olması gerekirken Kalamar koyuna mesken ruhsatı verilerek 34 tane villa yapımına başlanmıştı.
10 BİN METREKARELİK ARAZİ ABD'Lİ ORTAKLARA Buraya kadar bildik bir yağma görüntüsünü andırıyordu Kalamar skandalı. Ancak araştırmalarımız sırasında incelediğimiz tapu kayıtları arasında dikkatimizi çeken 'Solarz' ve 'Bernstein' soyadları olaya farklı bir boyut kazandırıyordu. Patara kutlamalarının merkezindeki isim olan Solarz'ın, Kalamar Koyunda yağmalanan imar dışı alanda toplam 10 bin metrekarelik arazisi bulunuyor, üzerinde trilyonluk villa inşaatlarının yükseldiği arazinin hissedarları ise; Stephan J. Solarz: %34, Jehuda Reinharz: %11, Richard Paul Bernstein: %22 ve Margaret Marygriele: %33 olarak sıralanıyordu.
DÜNYA DERİN DEVLETİ KALKAN'DA Solarz'ın parsel ortakları şaşırtıcıydı. 'Dünyayı yöneten örgüt' ya da dünyanın derin devleti olarak bilinen CFR’nin (Council on Foreign Reletions-Dış İlişkiler Konseyi) yöneticisi Jehuda Reinharz, uzun süre Amerikan Brandeis Üniversitesi rektörlüğünü yürütmesinin yanında, önemli Yahudi tarihçilerinden biri ve Siyonist hareketin en ateşli savunucularından kabul ediliyordu. Öyle ki, Reinharz'a bu çalarından dolayı İsrail Cumhurbaşkanlığı ve parlamentosu özel ödüllerine layık görülmüştü.
DÖRDÜNCÜ ORTAK SOLARZ'IN PARTNERİ Tapu kayıtlarında adı “Margaret Mary Griele” olarak geçen Amerikalı kadının asıl adı 'Margaret M Grieve'di ve uzun yıllar Bank of America’nın Genel Hukuk Danışmanlığı görevini yürütmüştü. Grieve’in Solarz’la olan bağlantısı, Solarz’ın bir dönem başkanlığını yürüttüğü Asya Fonu’na, ya da diğer bilinen adıyla Orta Asya-Amerikan Girişim Fonu’na (CAAEF) dayanıyordu. Grieve’in bir kartviziti de Asya Fonu’nun yönetim kurulunda görev almasıydı.
PATARA'YI TANITAN NEW YORK TİMES YAZARININ ARAZİSİ Kalamar Koyun'daki imar vurgununda adı öne çıkan en dikkat çekici isim ise, Solarz'ın davetiyle bölgeye gelen ve 19 Eylül 2005'te New York Times'da Patara'yla ilgili ünlü haberi yapan Richard Bernstein'dı. Bernstein, Solarz’ın önerisiyle yazdığı bol fotoğraflı Patara haberinde, “Amerikan demokrasisinin köklerinin Patara”da olduğunu öne sürmüş, haber, o günlerde Türk basınında sevinçle karşılanmıştı.
YÖNETİCİLER DEĞİŞİYOR, PROJE DEĞİŞMİYOR Bu uzun parantezi kapatmadan önce bir kaç ayrıntıyı ekleyerek Patara'daki antik yapıya geri dönelim. Solarz'ın Kalkan'daki arazileri ve villa yapsatçılığına soyunmasına ilişkin haberlerimizle paralel olarak 'dünyanın ilk meclisi' olduğu savlanan Patara'daki antik yapının tanımında da küçük değişiklikler, düzeltmeler yapılmaya, kutlamaların ABD mesliciyle değil, TBMM'nin ev sahipliğinde, dünya parlamento başkanlarıyla yapılacağı haberleri gelmeye başladı. Bu arada meclis başkanları, bakanlar, valiler ve kaymakamlar değişiyor ancak ABD meclisinden, dünya meclis başkanlarının toplanmasına yönelik proje hiç değişmiyordu. Konuyu takip eden ve ayrıntıları aktarmayı sürdürdüğümüz haberlerimiz zaman zaman kazı ekibinin tepkisini çekiyordu.
Son olarak Amerikalılar'ın Patara'ya olan ilgilerinden söz etmiştik.
Adı bizde saklı olan mülki amirlerden birinin,
"Patara'daki kutlamalar Amerikalılar'la değil TBMM
ile olacak. Meclis binası Milli Saraylar'a
devredilecek" sözleri,
YİNELENEN PATARA EZBERİ Giderek slogana dönüşen 'reklamın iyisi kötüsü
olmaz' tanımı Patara için de geçerliydi ve bölgeye
gelen her Meclis Başkanı, yerel idareci ve siyasiler
aynı ezberi tekrarlayarak Patara'daki antik yapının
'dünyanın ilk meclisi' olduğu reklamını bilinçli
bilinçsiz yapmayı sürdürdü. Patara kazıcıları
herkesin hoşuna gidecek, kompleksleri
BAKAN KOÇ: 'ABD ADINI LİKYA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDEN ALMIŞ' Siyasiler Patara'yla ilgili tezleri öyle ileri
götürüyorlardı ki, 2007 Temmuz'unda dönemin Kültür
ve
BAKAN GÜNAY: 'KENDİ MALINI PAZARLAYAMAYAN BİR MİLLETİZ' AKP'ye
MECLİS BAŞKANI TOPTAN: 'DÜNYANIN İLK MECLİSİNDE TOPLANACAĞIZ'
7 Şubat 2008'de Kaş'a gelen dönemin Meclis
Başkanı Köksal Toptan, çay bahçesinde Kaşlılara
seslenecek ve "Kaş'a Patara'daki dünyanın ilk
parlamentosunda incelemelerde bulunmak üzere
geldiğini" söyleyecek ve şunları
ekleyecekti: ''MÖ 3200 yılında bizim
sahip olduğumuz bu güzel topraklarda dünyanın ilk
parlamentosunun bulunduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Bu
Atina uygarlığından bile önce. Bugün dünya
parlamentolarında tam anlamıyla gerçekleşemeyen
kadın
MECLİS BAŞKANI ŞAHİN: 'TBMM'NİN 90. YILINDA PATARA'DAYIZ' Toptan'ın ardından Meclis Başkanı seçilen Mehmet
Ali Şahin, 2 Şubat 2009'da bu kez Patara'da konuşur
ve insanlık tarihinin en eski demokratik
parlamentosunun topraklarımızda bulunuyor olmasının
ve onu ortaya çıkarmanın güzel bir şey olduğunu
söyler. Meclisin açılışının 90′ıncı yıl kutlamaları
çerçevesinde dünya parlamentoları başkanlarının
ağırlanacağı Likya Birliği’nin başkenti Patara’daki
insanlık tarihinin en eski demokratik parlamento
binasında incelemelerde bulunarak Likya Meclis
Başkanı tahtının meclis sıralarının ortasında
olmasını önce garipseyen Şahin, sözlerini şöyle
sürdürür: "Kültür ve
PROF. ŞAHİN: 'MECLİS BİNASI DEĞİL, KONSER SALONU' Bütün bu açıklamaların ortasında tartışmaları izleyen ve bir bilim adamı sorumluğuyla Meclis Başkanı ve ilgili kurumlara bir rapor ileten Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü eski Başkanı Prof.Dr. Sencer Şahin, raporunda, Patara'da büyük gürültüler koparan ve çeşitli projelerin odağında bulunan antik yapının, bırakın 'dünyanın ilk meclisi' olmasını, meclis binası bile olmadığını öne sürer. Patara kazılarında da bulunmuş bir epigraf olan Şahin, raporunda, burada bulunan yapının meclis binası değil, 'odeon- konser salonu-' olduğunu öne sürer ve kazı ekibini bilimi siyasete alet etmekle itham eder. Şahin'in bir endişesi de 'dünyanın ilk meclisi olarak tanıtılan antik yapıyla dünya parlamento başkanları nezdinde Türkiye'nin imajına zarar verileceği yönündedir. Ancak Şahin'in bu raporuna olumlu yanıt gelmez, aksine 'çalışmalara devam' edileceği bilgisi ulaştırılır meclisten.
BAKAN GÜNAY: 'GEREKEN DESTEĞİ VERECEĞİZ' Tarihler 2 Ağustos 2010'u gösterdiğinde, Kültür
ve
KAŞ KAYMAKAMLIĞI: 'PATARA MECLİSİ ÖNEMLİ
POLİTİK Kültür ve
MEHMET ALTAN: "LİKYA'YI ABD GÖRMÜŞ, DARBECİLER GÖRMÜYOR' Patara üzerinden Batı uygarlığına siyasi ders
vermekle kalınmıyor, Ergenekon operasyonlarından
darbe iddialarına bir çok toplumsal ve siyasi olay
karşısında Patara'ya gidilip 'dünyanın ilk
demokratik meclisi'ne sığınılarak ülkeye demokrasi
dersi de veriliyordu. Bu tür
'CUNTACILAR VE DARBECİLER PATARA'DAN UTANMALI' Mehmet Altan'ın Patara üzerinden verdiği demokrasi dersleri konusunda çok geç kaldığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü Patara söz konusu olduğunda herkesin söyleyecek bir sözü oluyor, Patara adeta dünyanın ilk 'Hyde Park'ına dönüyordu. Altan'dan yaklaşık bir yıl önce Antalya'da hararetli bir demokrasi açıklaması yaparak 'Ergenekonculara' ders veren Toros Yörükleri Kültür ve Diyalog Derneği (TOYÖKÜD) Başkanı Mücahit Gündoğdu, dünyanın hayran olduğu Patara Meclisi'nin bulunduğu Anadolu topraklarında asırlar sonra darbe planlarının ortaya çıkmasının insanları üzdüğünü söylemişti. Anadolu'nun dünyanın halihazırda tarihi kaynaklara göre en mükemmel demokratik cumhuriyet devleti örneği olduğunu ifade eden Gündoğdu, "Patara Meclisi'nin bulunduğu Anadolu topraklarında cuntacılar ve darbeciler utanmalı" sözleriyle sürdürdüğü konuşmasını, Amerika Birleşik Devleti (ABD) Anayasası'nı MÖ 2'nci yüzyılda kurulan Patara Likya Birliği Meclisi kararlarının biçimlendirdiği bilgisini vererek temellendiriyor ve salvolarına devam ediyordu: " Patara Meclisi'nin bulunduğu Anadolu topraklarında cuntacılar ve darbeciler utanmalı. Likyalılar demokrasiyi içlerine MÖ 2'nci yüzyılda sindirmiş. Bizdeki ara rejim özlemcileri cuntacılar demokrasiyi rafa kaldırma için Eldiven, Ayışığı, Sarıkız, Yakomoz, Çarşaf ve Balyoz diyerek darbe planı yapıyor. Bu ülkede demokrasi gerçek anlamda özümsenecekse okullarımızda Patara Likya Birliği Meclisi'nde o dönemde 24 ülkenin aldığı kararlar iyi şekilde öğretilmeli. ABD ve Avrupa ülkeleri demokraside Patara Likya Birliği Meclisi kararlarını anayasalarına aldığı için darbenin 'd'sinden bile bahsedilmiyor..."
KAZICILAR VE ŞAHİN'E ÖNEMLİ GÖREV Meclis Başkanı Şahin ve Antalya Valiliği'nin katkılarıyla dünya meclis başkanlarının 29 Ekim 2010'da Patara'da toplanacağını hatırlatan Gündoğdu, Şahin'in cuntacıları utandırmak için elini biraz daha çabuk tutması gerektiğinin altını çizerek, "darbe planlayıcıların yüzünün kızarması için Patara Meclisi'nde kazı yapan Akdeniz Üniversitesi arkeologlarına büyük sorumluluk düştüğünü" de ekliyordu konuşmasına Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 19.01.2011
2005 yılında New York Times'ın haberiyle ve bu
haberde ortaya atılan iddiayla başlayan Patara
tartışması gün geçtikçe farklı şekillere bürünerek
altı yıldır sürüyor. Ancak 2010 yılına gelindiğinde
Patara'dan farklı haberler gelmeye başlamıştı. Üç
ayrı koruma statüsü bulunan Patara'da,
OLAĞANÜSTÜLEŞTİRMEK PATARAYI YOK EDECEK
Patara'daki yapılaşmayla ilgili görüşüne
başvurduğumuz ancak ismini vermek istemeyen üst
düzey kamu görevlisi bir şehir ve bölge plancısı,
bölgede yaptığı incelemenin ardından sorularımıza şu
yanıtları vermişti:"Yani amaç gerçekten koruma mı
yoksa koruma görüntüsü altında alanı parçalara bölüp
PATARA KAZICILARININ 'KUVVACI'LIĞI Patara kazılarına uzun süre başkanlık eden Prof.
Fahri Işık, tartışmalar üzerine Sabah Gazetesine
verdiği demeçte, şöyle diyordu: "Patara'nın tek
patronu var o da Türkiye'dir. Zaten Solarz'ın
'sanata hamilik' ötesinde bir art niyeti yoktur,
olamaz. Patara kazıcılarının 'kuvvacı' yüreği
herkesçe bilinir. Bilimcisi ve öğrencisiyle her
türlü tehditlere can pahasına göğüs gererek, orayı
'yerli' rantçıların betonuyla boğulmaktan, Side'ye
dönüşmenin eşiğinden kurtaracaksınız ve şimdi de bir
yabancıya 'pazarlayacaksınız' mı demek isteniyor.
Patara tüm insanlığın ortak mirası, kişi ya da
kişilere mülk olamaz...
PATARA Yaklaşık altı yıl önce Patara kumlarının arasında
başlayan tartışma, dünyanın öbür ucuna uzanarak ve
zaman zaman da gerilimini yükselterek sürdü gitti.
Bu süre içinde söylemler, açıklamalar değişse de
Patara'daki rant baskısı değişmedi. Yıllar önce,
1990'ların başında Antalya'nın doğusunu
DEMOKRASİ MANZARALI VİLLALARA KARŞI KUTLAMA Bir iletişim söylemi olarak kullanılan 'ilk' ve
'en'lerle dünyaya açılmaya çalışılan Patara, sahip
oldukları gerçek ilk ve en'leriyle belki de son
günlerini yaşıyor. Şaşaalı bir açılışa hazırlanan
antik kent dünyanın dört bir yanından
TARİHE 'YAZILMAK' ARZUSU Şimdi gözler TBMM'nin 90. yılı kutlamaları
çerçevesinde 23 Nisan 2011'de Patara'da yapılacağı
duyurulan ve dünya parlamento başkanlarının
ağırlanacağı etkinlikte. Antik yapının
restorasyonunun Şubat ayına kadar bitirilmesi
talimatını veren Antalya Valisi Ahmet
Altıparmak, çalışmaları yakından takip ediyor.
Dünyanın bir çok ülkesinden Odatv, Haber: Yusuf Yavuz, 20.01.2011 |
|
DEVRİM HOCA'YA ZİRAAT'TEN BÜYÜK AYIP Vatan, Haber: Cahit Yüce, 21.01.2011 |
|
MENCİLİS MAĞARASI TEMİZLENİYOR
Karabük'ün Safranbolu İlçesi Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy, Safranbolu'nun kültür mirasına gereken özeni göstererek korunması ve temizlenmesi amacıyla geniş kapsamlı bir çalışma daha başlattı.
Safranbolu Belediyesi'nin görev mıntıkası dışında bulunmasına rağmen Bulak Mencilis Mağarası ve ince kaya su kemerinde temizlik çalışması başlatan Başkan Aksoy, turistik yerlerin temiz bulunması konusunda hassasiyetini sürdürüyor. Safranbolu Belediyesi temizlik elemanlarınca komple alan taraması yapılarak gerçekleştirilen çalışmalarda çevre tamamen elden geçiriliyor.
Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy, Dünya Miras Şehri unvanına sahip olan ilçenin Safranbolu'nun doğal güzelliklerinden birisi olan Bulak Mencilis Mağarası ve kent ormanının çevre temizliğinin tamamlanmasının ardından ekiplerin ince kaya su kemerinin temizlik çalışmalarına da başladığını belirterek, "Her iki alanda da piknik ve gezi yapmak amacıyla ziyarete gelen vatandaşların çevre temizliğine dikkat etmelerini istiyoruz" dedi. Karabük Kent Haber, 21.01.2011 |
![]() |
|
TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA DARBE
Ankara İl Jandarma Komutanlığı'nın tarihi eser kaçakçılarına yönelik düzenlediği iki ayrı operasyonda 7 kişi gözaltına alındı.
Alınan bilgiye göre, jandarma ekiplerinin yaptıkları çalışmalarda bazı kişilerin Kazan ve Evren ilçelerinde izinsiz kazı yaptıkları tespit edildi. Jandarma ekiplerinin Kazan'a bağlı İne Köyü Kağnı Eğri Tepe mevkiinde düzenledikleri operasyonda, S.Ç. ve Y.A. isimli iki kişi birinci derece sit alanında izinsiz kazı yaparken suçüstü yakalandı. Zanlılarla birlikte 1 adet hilti, 100 metre uzunluğunda kablo, 1 adet üçlü priz, 1 adet detektör şarj aleti, 1 adet detektör batarya bloğu, 1 adet detektör kumaş kılıfı, 1 adet kazma, 2 adet kürek, 3 adet kova ve 10 metrelik kancalı ip ele geçirildi.
Öte yandan Evren İlçesi Çatalpınar Köyü Cevizin Döleği mevkiinde R.Ö., K.O., Z.,K., M.D. ve V.K. isimli 5 şüpheli, höyük olduğu tahmin edilen tepede kaçak kazı yaparken yakalanarak gözaltına alındı. Zanlılarla birlikte 1 adet detektör, 2 adet kazma, 1 adet kürek, 1 adet çapa, 1 adet el feneri, 2 adet telsiz ve 1 adet ruhsatsız av tüfeği ele geçirildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. Ankara Kent Haber, 21.01.2011 |
'EN ESKİ EV' İLGİYE MUHTAÇ
Ankara’daki en eski ev olduğu tahmin edilen bina Hamamönü Gelin Sokak’ta bulunuyor. Uzmanların 17. yüzyılda yapıldığını dile getirdikleri ev, harap durumda ve birçok yerinde dönemine ait ciddi süslemeleri barındırıyor. Cumhuriyet Ankara, Haber: Sertaç Eş, 21.01.2011 |
![]() |
DİYARBAKIR SURLARININ EN BÜYÜK SIKINTISI HAYVANCILIK Yapı, Fotoğraf: Nurten Aslan/AA, 21.01.2011 |
|
AKROPOLİS MÜZESİ'NİN DEĞİŞEN TARİHİ
1833'de Türk garnizonu Akropolis'ten çekildi. Yunan Hükümeti'nden sonra tartışmalar Akropolis Tepesi'ndeki Akropolis Müzesi'nin inşasına yönelik oldu. 1863'de Partenon'nun güneydoğusunun bir alanına müzenin inşasına karar verildi ve kurumlar bunu 30 Aralık 1865'de halletti.
Müzenin inşa programı Partenon'nun pervaz yüksekliğinden üstün olmayan bir yükseklikte geliştirildi. 800 metrekarelik zemin alanı ile 1886'da başlayan Akropolis'teki büyük kazılardan çıkarılanları yerleştirmek için yetersiz görünen bir binaydı. İkinci müze, "Küçük Müze" adında 1888'de duyuruldu. Son değişimler ikinci müzenin yıkılması ve orijinal halinin epeyce genişlemesi ile 1946-1947 yılları arasında gerçekleşti.
1970'lerde müze, kapısından geçen çok sayıdaki ziyaretçilerle başa çıkamadı. Alanın yetersizliği problemleri doğurdu ve Rock'ın sanateserleri sergisini orada gerçekleştirmeyi çalıştığı gibi bazı hayalleri de suya düşürdü.
Akropolis Müzesi, Constantinos Karamanlis tarafından 1976 yılı Eylül ayında tasarlandı. O ayrıca müzenin inşasının yapıldığı alanı da seçti. Onun bu başarılı vizyonu ile ihtiyaç olan şeyler tanımlanarak, paha biçilemez Yunan eserlerini korumak adına tüm yeni müzenin donanımına teknik özelliklerle birlikte bu ihtiyaçlar eklendi.
Mimari yarışmalar, 1976 ve 1979 senelerinde açıldı fakat hiçbiri başarılı olamadı. İngiliz Müzesi'nden Parthenon Marbles'a geri dönüş yaptığı iddialarıyla Kültür Bakanı tarafından politikası tanımlanan Melina Mercouri, 1989'da uluslararası mimarlık yarışması başlattı.
2000 yılında Yeni Akropolis Müzesi İnşaat Organizasyonu, Avrupa Birliği Direktifliği ile uyumlu yeni bir teklif için davet duyurusu yaptı. Bu teklif Michael Photiadis, Bernard Tschumi ve onların ortaklarının ödüllü tasarımıydı. Tasarım, 2007 yılında tamamlandı.
Bugün yeni Akropolis Müzesi 14.000 metrekarelik sergi alanı ile toplamda 25.000 metrekarelik bir alana sahip. Yeni müze 21.yy'da uluslararası bir müzenin sahip olması gerekli tüm kolaylıkları sunuyor. Acropolis Museum, 21.01.2011 Basın mensuplarına Atina ziyaretini değerlendiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Atina'da bazı incelemelerde bulunduğunu ve özellikle Akropol Müzesi'nin inşaatının çok dikkatini çektiğini belirterek, arkeolojik kazı alanı üzerine nasıl bir müzenin yapıldığını gözlemlediğini söyledi.
Bu müzenin fotoğraflarını çektirdiğini vurgulayan Başkan Kadir Topbaş, şöyle konuştu; "Biz de kıyametler koparan insanlar, Atina'daki Akropol Müzesine bakmalılar. Altta arkeolojik kazı alanı, üstte müzeyi görüyorsunuz. Müze, arkeolojik kazı alanına yerleştirilen kolonlar üzerinde yükseliyor. Üstelik arkeolojik kazı çalışmaları da hala devam ediyor. Ancak biz de anlayışlar farklı şekilde önümüze engel olarak çıkartılıyor. Atina gibi bir yerde kazı alanından betonlar çıkarılarak müze binasını nasıl koyduklarını gördük. Biz de bazı yerlerde kıyametler koparanlara Akropol Müzesi'ni mutlaka görmelerini tavsiye ediyorum. Çok etkileyici bir müze yapmışlar. Bulgular da orada sergileniyor. Bizim burada maruz kaldığımız, birtakım yerlere şikayet edildiğimiz çevrelerce müzenin arkeolojik kazı alanı üzerine nasıl yükseldiğinin görülmesi gerek. Bilim adamıysalar bilim adamı olarak görsünler, kendilerini uzman olarak kabul ediyorlarsa gidip görsünler."
Atina ziyaretinde "İstanbul-Konstantinapolis" tartışmasının gündeme gelmediğini ifade eden Kadir Topbaş, "Böyle bir krizle karşı karşıya kalmadık. O, zannediyorum kendi partileri arasında bir söylem olabilir. Gayet olumlu geçti, iyi bir görüşme yaptık. Müşterek işbirliği yapmak ve bizim bazı çalışmalarımızı incelemek adına oradan bir teknik heyeti İstanbul'a davet ettik. Bu teknik ekip ulaşım sistemlerimizi ve diğer sistemlerimizi inceleyecek" diye konuştu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 21.01.2011 |
|
KAYA RESİMLERİ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GENİŞLİĞİNİ ORTAYA KOYUYOR
Ankara’ya bağlı Güdül İlçesi yakınlarındaki kaya resimlerinin Sibirya’dan başlayıp Türkistan’a, Türkistan’dan Kafkasya’ya, Anadolu’ya ve hatta Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş alanda Türk kültürünün genişliğini göstermesi bakımından son derece ilgi çekici bir örnek olduğu bildirildi. Bulunan kaya resimleri, yapımcılığını ve yönetmenliğini Servet Somuncuoğlu’nun yaptığı belgeselde TRT ekranlarına gelecek.
Ankara civarında yaklaşık iki yıl süren saha araştırmalarının ardından taşlardaki Türk izleri tüm ayrıntılarıyla kayıt altına alındı. Alanında son derece yetkin danışman grubu ve ekip eşliğinde, iki yıl boyunca Ankara civarında yürütülen çalışma; “Türkler Anadolu’ya ne zaman geldi?” sorusuna, bugüne kadar gün yüzüne çıkarılmamış bulgularla, dünya tarihini yeniden yazdıracak bir cevap veriyor.
Düdük Dağı'nın doğu yamaçlarında yer alan ve sayıları binden fazla olan eski Türk mezar geleneğine uygun yapılmış kurganlar, binlerce kaya resminin yer aldığı arkeolojik alan bu belgeselle ilk olarak kamuoyu ile buluşuyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan TRT Prodüktörü Servet Somuncuoğlu, küçük bir bilgiden hareket ederek, iki yıl süren saha çalışmalarının ardından çekimlere başladıklarını kaydetti.
Kaya resimlerinin geçmişten günümüze bir miras olduğuna dikkat çeken Somuncuoğlu, “Burada şaşırtıcı olan şu, Anadolu’nun ortasında Ankara’nın 80 km batısında bu resimlerin olması ve bugüne kadar ortaya çıkmamasıdır. Alanında güçlü bir kadroyla iki yıl süren saha çalışmalarının ardından çekimlere başladık. Ankara’ya bağlı Güdül İlçesi yakınlarında kaya resimlerinin bulunduğu bu alanda ilk gördüğümüz şey, burada yer alan kaya resim geleneğinin Sibirya’dan başlayıp Türkistan’a, Türkistan’dan Kafkasya’ya, Anadolu’ya ve hatta Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş alanda Türk sanatının yaygınlığını, Türk kültürünün genişliğini göstermesi bakımından son derece ilgi çekici bir örnektir. Damgaların Göçü Belgeseli, Anadolu Türk tarihinde yeni bir çığır açacak” dedi.
Türk tarihinin eşsiz hazinesi olan kaya resimlerinin ekrana taşındığı “Damgaların Göçü” belgeseli, 27 Ocak ve 3 – 10 Şubat tarihlerinde, saat 21.00′de TRT Belgesel kanalında meraklıları ile buluşacak. Zaman, 21.01.2011 |
|
HASANKEYF'TEKİ İMAM ABDULLAH TÜRBESİ VE KOZLUK KALESİ ONARILMAYI BEKLİYOR
Batman Kültür ve Turizm Derneği Başkanı (Bat-Der) Emin Bulut, onarım çalışmaları devam eden Hasankeyf'teki Zeynelbey Türbesi ve Osmanlı hamamı, İmam Abdullah Türbesi ve Kozluk'ta bulunan Hazzo Kalesi'nin de bir an önce restore edilmesini istedi.
Emin Bulut, bölgede birçok tarihi eserin bakımın yapılmadığına dikkat çekerek, sadece Hasankeyf'teki Zeynelbey Türbesi ve Osmanlı hamamının restore edildiğini söyledi. Alevi, Şii ve Caferilerin inanç önderlerinden olduğu ileri sürülen Caferi Tayyar'ın oğlu İmam Abdullah Türbesi ile Kozluk'ta bulunan Hazzo Kalesi'nin kaderine tek edildiğini belirten Bulut, el atılmadığı takdirde bu eserlerin yok olacağını öne sürdü. Her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilen İmam Abdullah Türbesi'ne, büyük zata hürmeten özellikle Akyonlu ve Eyyubiler döneminde bir iki kez tadilat yapıldığına işaret eden Bulut, ancak türbenin günümüze gelindiğinde ciddi hasara uğradığını belirtti.
Batman'ın en büyük ilçesi Kozluk 'ta bulunan ve ismini çevresindeki Hazzo Dağları'ndan alan Hazzo Kalesi ve etrafının da giderek harabeye döndüğüne dikkat çeken Bulut, kalenin de onarılmasını istedi. Kalenin onarımı için daha önce iki kez ihale açıldığını ancak Kültür ve Turizm bakanlığı tarafından ayrılan cüzi bütçe nedeniyle hiçbir firmanın onarım işini üstlenmediğine dikkat çeken Bulut şunları ifade etti: "Bu tarihi kalenin onarılmasını ve kentsel dönüşüm projesiyle etrafındaki çirkin beton yapılaşmasının kaldırılarak bir an önce turizme açılmasını beklemekteyiz. Kozluk ilçemiz doğu-batı ekseninde uluslararası ulaşım güzergahında bulunması ile önemli tarihi ve kültürel değerleri ile hak ettiği konuma kavuşturulmasını diliyoruz." Zaman, Haber: Medeni Akbaş, 20.01.2011 |
|
![]() ![]() |
BURHANİYE'DE TARİHİ ESER OPERASYONU
Balıkesir’in Burhaniye İlçesi'nde tarihi eser arayan 2 şahıs ve tarihi eserler yakalandı.
Edinilen bilgilere göre, Burhaniye’de ikamet eden H.E. ve MS isimli şahısların tarihi eser çıkarma işi ile uğraştıkları bilgisine ulaşılması üzerine polisin yaptığı çalışmalar neticesinde, H.E.’nin ikametinin müştemilatında yapılan incelemede, 82 santimetre uzunluğunda 53 santimetre genişliğinde kireç taşından yapılma düz ve süslemesiz gövdeye sahip bir taş ve bir testi boynu parçaları elde edilmiş, yapılan ikamet aramasında da, define arama çubukları ve detektörü elde edildiği öğrenildi.
Elde edilen parçaların incelenmesinde; Bizans dönemine ait ve 2863 sayılı yasa kapsamına giren kültür varlığı niteliğinde olduğu bildirilmesi üzerine, 2 şüpheli hakkında düzenlenen tahkikat evrakları ile birlikte Burhaniye Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk edildi ve şüpheliler serbest kaldı. Balıkesir Kent Haber, 20.01.2011 |
KİTABEYİ 10 YIL SONRA ÇALDIKLARI YERE BIRAKTILAR
Kayseri'nin Talas İlçesi'nde cami olarak kullanılan kilisenin 10 yıl önce çalınan kitabesi, cami önüne bırakıldı.
Türkiye Gazetesi, 20.01.2011 |
![]() |
KONYA, HİTİTLERE DE BAŞKENTLİK YAPMIŞ
Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Eski Çağ Tarihçisi Prof.Dr. Hasan Bahar, Selçuklu Devleti’ne başkentlik yapmasıyla bilinen Konya’nın Hititler’e de başkentlik yaptığını, kentin en eski adının da Luvice dilinde ”İkkuwaniia” olduğunu öne sürdü.
Prof.Dr. Hasan Bahar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Anadolu’da hüküm sürmüş, ilk imparatorluğu kurmuş olan Hititler’in, özellikle su kaynakları ve su veren bereketli dağların yakınlarına dev kaya anıtları yaptıklarını söyledi.
Bahar, bunlardan en önemlilerinin Beyşehir İlçesi'ndeki Fasıllar ve Eflatunpınar anıtları olduğunu ifade ederek, ”Her biri uluslararası önemde arkeolojik, tarihi ve turistik değere sahip olan Eflatunpınar ve Fasıllar Anıtı’nı, üzülerek söylüyorum, yıllardır tüm uğraşlarımıza rağmen tam olarak turizme kazandıramadık” dedi.
1996 yılında ise Konya’da Hitit kitabesi bulduklarını belirten Prof.Dr. Bahar, şunları kaydetti: ”Kent merkezinin güneyindeki Hatıp Mahallesi’nde bulduğumuz kitabeden yola çıkarak yaptığımız çalışmalar, bizi önemli sonuçlara götürdü. Yosunlarla kaplı bulduğumuz kitabedeki yazı, ancak güneşin doğduğu saatlerde okunabiliyor, çünkü kabartma yazı çok az belirgin. Zaten bu nedenle de bize kadar kimse bu kitabeyi bu yüzden bulamamış. Kitabede, ‘Büyük kahraman Kral Mutavalliş’in oğlu kahraman kral Kurunta’ yazıyor. Kitabeyi Konya’ya davet ettiğimiz eski çağ dil uzmanlarına da detaylı olarak incelettirdik. Aynı zamanda bu kitabe, Türk araştırmacılarının Anadolu’da bulduğu tek Hitit yazılı anıtı… Diğer Hitit kitabeleri 1830′lardan beri biliniyordu, burada kazı yapan yabancı bilim adamlarınca bulunmuştu.”
Bu sonuçları 1998 tarihinden beri uluslararası bilimsel dergilerde defaten yayınladıklarını ancak bu önemli keşfin Türk kamuoyunda o dönemde iletişim olanakları bu kadar fazla olmadığı ve bu denli farkındalığın olmaması nedeniyle yankı bulmadığını vurgulayan Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Ayrıca Konya’nın o dönemde kullanılan Luvice dilindeki adının ”İkkuwaniia” olduğunu kimse bilmiyor. Luvice Hitiler’den önce ve Hititler döneminde İç Anadolu’daki yaşayan Luviler’in kullandığı dil, bazı Hitit kitabeleri de bu dille yazılmış. Bizim ortaya çıkardığımız belki de en önemli bilgi, İkkuwaniia’nin bir Hitit başkenti olduğu… İnanılması zor görünüyor ancak bu durum gerçeğin ta kendisi… Tarihte bilinen ilk anlaşma olan Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Barış Anlaşması’ndan önce, millattan önce 1200′lü yıllarda Kadeş Savaşı yapıldı.
Hitit İmparotoru Mutavalliş’in oğlu Kurunta, Konya (İkkuwaniia) bölgesinin kralıydı. Başkent Hattuşaş’ta (Boğazköy) yaşayan imparator Mutavalliş, Kadeş Savaşı için ordularıyla birlikte güneye hareket etmeden önce, başkentin Kuzeydeki barbar kavimler tarafından yağmalanmaması için devletin evrakını, tüm hazinelerini ve devlet adamlarını 1285 yılında, daha güvenli olan Konya’ya taşıdı. Bugüne kadar sadece Selçuklu Devleti’ne başkentlik yaptığı şeklinde bilinen Konya, aslında Hitit İmparatorluğu’na da 10 yıl boyunca, yani milattan önce 1275 tarihine kadar başkentlik yaptı, imparatorluk buradan yönetildi. Hititler’in başkenti, Kadeş Savaşı’nın ardından yeniden Boğazköy’e taşındı.”
Hitit Kralı Kurunta’ya ait olan ve kendisinin bulduğu çok sayıda bilimsel araştırmaya kaynaklık eden Konya Hatıp’taki kitabenin tanıtımının 15 yıldır yapılamadığını vurgulayan Prof.Dr. Bahar, ”Oysa şimdiye kadar daha büyük boyutlarda kopyası üretilip bu alanda sergilenebilirdi. Ancak şuna şükrediyoruz çünkü, bu alan balık tesisi yapımı için kullanılacaktı. Hemen bir rapor hazırlayıp bölgeyi sit alanı ilan ettirerek bu yeri tel örgüyle koruma altına aldık, tek kazancımız bu… ‘Bugüne kadar bunu niye çıkıp kamuoyuna etkin bir şekilde açıklamadınız?’ diye sorarsanız; o dönemde adeta çırpındık, ancak dönemin yetkileri bu konuda inanılmaz bir duyarsızlık içinde oldukları için sesimizi duyuramadık. Bu nedenle adeta bu anıta küsmüştük” diye konuştu.
Bahar, bu bölgenin derhal ciddi şekilde koruma altına alınması gerektiğini belirterek, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin ve Konyalılar’ın bu büyük kültür kazancına geç de olsa sahip çıkması gerektiğini sözlerine ekledi. Zaman, 20.01.2011 |
|
KARADENİZ'DE VAKIF ESERLERİNE 13.5 MİLYON LİRA HARCANDI
Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü
son 5 yılda aralarında cami, türbe ve minarelerin de
bulunduğu 79 eseri 13.5 milyon liralık
harcamayla onardı. Vakıflar Bölge Müdürü
Mazhar Yıldırımhan, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, sorumluluk sahalarındaki Trabzon, Rize,
Giresun, Gümüşhane ve Artvin illerindeki vakıf
eserlerini tek tek ele alarak, bakım ve onarımdan
geçirdiklerini, bazı eserlerle ilgili çalışmaların
da sürdürüldüğünü söyledi. Yapı, 20.01.2011 |
|
![]() ![]() |
MANASTIR TURİZME KAZANDIRILIYOR
Mersin’in Mut İlçesi'nde bulunan Alahan Manastırı inanç ve doğa turizmine kazandırılıyor. Tarihi dokusuyla yabancı turistlerin ilgi odağı olan manastır, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilecek.
Göksu Vadisi'ne hakim dik bir yamaca oturtulan ve Evliya Çelebi'nin “Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor” diye nitelendirdiği Alahan Manastırı’nın kültür ve turizme kazandırılması için başlatılan çalışmalar sürüyor. Mut Kaymakamı Mustafa Şahin ve Adana Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Başkanı Prof.Dr. Tamer Gök manastırı gezerek incelemelerde bulundu.
Kaymakam Şahin, Alahan Manastırı'nda yapılacak restorasyon çalışmaları ile burasının hem inanç hem de doğa turizmi açısından bölgenin önemli bir cazibe merkezi haline geleceğini söyledi. Mut İlçesi'ndeki Alahan Manastırı'nın kültürel özellikleri bakımından dünyada başka bir örneği bulunmadığını ifade eden Şahin, şöyle konuştu: “Hem manastır özelliği olarak, yapı kompleksi ve de motif işlemeleri yönünden Alahan Manastırı ayakta kalabilen en iyi manastırlardan birisidir. Bizler Alahan Manastırı'nın bir cazibe merkezi olabilmesi için uğraş veriyoruz. Bölgeye tuvalet, bekçi kulübesi, kafeterya ve otopark gibi tesislerin inşa edilmesi için Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nden tüm onayları aldık. Gerçekleştirilecek bakım ve onarımdan sonra seyahat acenteleriyle iletişim kurarak yerli ve yabancı turistleri buraya çekmeye çalışacağız.”
MS 440-442'de inşa edildiği tahmin edilen Alahan Manastırı batı kilisesi, manastır, doğu kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odaları ve çevredeki mezarlardan oluşuyor. Günümüze kadar ayakta kalabilen ender manastırlardan olan Alahan Manastırı’nın kilise binaları Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikler taşıyor. Mersin Kent Haber, 20.01.2011 |
EFES ANTİK ŞEHRİ GİRİŞİNDEKİ DÜKKANLAR YIKILIYOR
İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine, İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Efes antik kentinin aşağı ve yukarı kapılarının çevresinde faaliyet gösteren dükkanların yıkımı için karar aldı. 2 No.lu Koruma Kurulu, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün 12 Ocak'ta Efes antik kenti 1. Derecede Arkeolojik Sit Alanı içerisinde kalan Efes Ören Yeri aşağı ve yukarı kapı çevresinde bulunan izinsiz uygulamaların ve yıkım kararlarının değerlendirilmesini isteği üzerine Doç Dr. Mert Çubukçu başkanlığında toplandı. Kurul, toplantıda aşağı ve yukarı kapı çevresinde bulunan başta dükkanlar olmak üzere tüm izinsiz uygulamaların Müze denetiminde kaldırılmasına karar verdi. Toplantıda bulunan kurul üyesi Selçuk Belediye Başkanı Vefa Ülgür'ün ise yıkım kararı alınmaması yönünde görüş bildirdiği belirtildi. Efes antik kentinin aşağı kapısında 48, yukarı kapısında 13 hediyelik eşya ve içecek satış dükkanı, elli yıla yakın bir süredir faaliyet gösteriyor. Yeni Asır, 20.01.2011 |
|
114 YIL SONRA ONARILACAK
Ordu'nun Ulubey İlçesi Akpınar Köyü'nde bulunan tarihi Osmanlı Beşoluk Çeşmesi, 114 yıl sonra onarılacak.
1897 yılında Abdülhamit döneminde yaptırılan ve o gündür bugündür köy halkı tarafından kullanıldığı gibi suyu hala akan tarihi çeşme, Ulubey Kaymakamlığı tarafından turizme kazandırılmak üzere onarılacak.
Çeşmeyi inceleyen Ulubey Kaymakamı Halil Berk, İl Kültür Turizm Müdürlüğü'nce tarihi eser olarak kaydedilen çeşmenin turizm potansiyeli bulunduğunu ve aynı zamanda tarihi bir özelliği olduğunu belirterek, "Çeşmeyi yenileyecek ve turizme kazandıracağız" dedi. Ordu Kent Haber, 20.01.2011 |
|
SARAÇHANE'YE DEV YATIRIM Milliyet, 20.01.2011 |
|
ALLİANOİ'DE TARİHİ SKANDAL Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 20.01.2011
İzmir’in Bergama İlçesi’nde bulunan dünyanın sağlam kalmış tek antik ılıcası olan Allianoi'nin üzeri kumla örtüldü, antik kent Yortanlı Barajı'nın suları altında kalacak. Karara tepki gösteren çevreciler daha önce Kültür Bakanı ile de bir araya geldiler ancak Bakan Günay, ''Su tutulmasın, Allianoi su altında kalmasın, burası baraj gölünün dışında kalsın, baraj olmasın gibi düşünceler bizim için söz konusu değil'' diyerek kapıları kapatmıştı. Bugün Çevre Bakanı Eroğlu'nun söyledikleri ise daha çok tartışma yaratacak gibi görünüyor.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Allianoi antik kentinin üzerinin örtülmesiyle ilgili olarak, “Bulan biziz, koruyan biziz, masrafları yapan biziz, hedef tahtası halinde olan da biziz. Bunu anlamakta fevkalade zorlanıyorum” dedi.
Gazetecilerin konuyla ilgili sorularını
yanıtlayan Eroğlu, Allianoi antik kentinin üzerinin
örtülmesine ilişkin bir soru üzerine, Allianoi ile
ilgili soru işareti bulunduğunu ifade ederek,
bölgede Roma döneminden kalma bazı kalıntılar
bulunduğunu söyledi. Bölgenin Paşa Ilıcası adıyla da
anıldığını anımsatan Eroğlu, Yortanlı Barajı'nın
kendilerinden önce planlandığını anlattı. Barajın
inşaatı sırasında yapılan kazılarda “bir takım
sütunlar” ortaya çıktığını aktaran Eroğlu, sözlerini
şöyle sürdürdü: Eroğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığının, koruma
kurullarının talepleri doğrultusunda gereken her
şeyin bölge için yapıldığını vurgulayarak, “Bulan
biziz, koruyan biziz, masrafları yapan biziz, hedef
tahtası halinde olan da biziz. Bunu anlamakta
fevkalade zorlanıyorum” dedi. Tarihi eserlere son derece saygılı olduklarını ve
korumak için gereken her şeyi yaptıklarını dile
getiren Eroğlu, konunun başka yerlere çekilmemesini
istedi. Eroğlu, bölgede hem tarihi eserleri
koruduklarını hem de vatandaşın mağduriyetini
giderdiklerini söyledi. Hürriyet, 20.01.2011
Bakanlık’tan yapılan
yazılı açıklamada, “Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr
Veysel Eroğlu, 20 Ocak 2011 tarihinde katıldığı Etki
Analizi Konferansı sonrasında basın mensuplarının
Yortanlı Baraj alanındaki antik kalıntılarla alakalı
sorulan üzerine ‘Birkaç yıl daha toprak altında
kalmasının bir mahzuru yok’ ifadesini kullanmıştır.
Sayın Bakanımızın kullandığı ‘mahzur’ kelimesi basın
yayın organlarında mahsur olarak yer almıştır”
denildi. Radikal, 21.01.2011 |
|
TÜRK SANAT PAZARI SON 9 YILDA 20 KAT ARTTI
Pazarın, 2001 yılında 5 milyon dolarlık satış hacmine sahip olduğu belirtilerek, 9 yılda 20 katlık artışla 105 milyon dolara ulaştığı bildirildi. Açıklamaya göre, dünyada çağdaş sanat satışlarında Türkiye ilk 10’a yerleşti. Müzayedelerin önemli rol oynadığı çağdaş sanat pazarında geçtiğimiz yıl Antik A.Ş 24.920.566 dolar, Beyaz Müzayede ise 23.730.137 dolarlık satış gerçekleştirdi.
Artist Actual Dergisi’yle birlikte verilen Türk
Sanat Pazarı (2010 Yılı Türk sanat pazarına ilişkin
istatistiki bir araştırma) eki, Türk sanat
pazarındaki eserleri, Klasik, Modern, Klasik Çağdaş
ve Çağdaş başlıklarında dört ayrı kategoride
değerlendirdi. Buna göre 2010’da en büyük oranda
satış, yüzde 39 ile 'Klasik Çağdaş' kategoride
gerçekleşti.
Habertürk, 20.01.2011 |
|
![]() |
|
İSTANBUL 2001 KÜLTÜR BAŞKENTİ KOMİSYONU 1 DEFA TOPLANMIŞ
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi 2010 yılı içerisinde 104 defa toplandı. İstanbul ve İstanbulluların sorunlarını çözmesi için kurulan 24 komisyon bir yılda 2 bin 985 defa toplandı. 2010'da da 2 bin 370 dosyayla İmar ve Bayındırlık Komisyonu birinciliği kimselere kaptırmadı. Diğer 23 komisyon da koskoca bir yılda sadece 615 defa toplandı. 2010 Kültür Başkenti İstanbul için kurulan 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Komisyonu ise bir yıl boyunca sadece bir dosyayla toplandı. Aile ve Kadın Sorunları Komisyonu ise koca bir yılda sadece iki dosyayla toplanmış. İnsan Hakları Komisyonu ile Esnaf ve Sanatkarlar Komisyonu da bir yıllık süre içinde birer dosyayla 2010 yılını kapattı. Olası deprem tartışmaları yaşanırken, İBB Deprem ve Doğal Afet Komisyonu bir yılda 8 dosyayla toplandı. İstanbul'un en büyük sorunlarından birisi olan trafiğe çözüm getirilmesi için kurulan komisyon da 63 defa toplandı.
AKŞAM, Büyükşehir Belediyesi'nin karar vermesinde etkili olan komisyonlarının bir yıllık çalışmalarına ulaştı.
Türkiye'de birçok ilden daha fazla bütçeye sahip İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde kurulan 19 komisyon arasında en çok çalışan İmar ve Bayındırlık Komisyonu oldu. İstanbul'daki yapılaşmayla ilgili karar verme merci durumundaki bu komisyonun her yıl en çok toplanan komisyon olarak dikkat çekiyor. İmar Komisyonu geçtiğimiz yıl da 5 bin dosyayla toplanmıştı.
İBB'de her yıl olduğu gibi bu yıl da açık ara birinciliği İmar ve Bayındırlık Komisyonu aldı. Bu komisyonda 9 kişiden oluşuyor. 6 AKPli 3 de CHP'li üyenin bulunduğu komisyon üyeleri şu kişilerden oluşuyor: Sefer Kocabaş, Timur Soysal, Mustafa Demirkan, Veli Sarıkaya, Osman Demir, İrfan Mert, Mahmut Sedat Özkan, Ömer Lütfü Somun, Nevzat Şelimen.
Bu yıl 104 defa toplanan meclisteki en çarpıcı komisyon hiç şüphesiz 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Komisyon oldu. İstanbul'un 2009 yılı sonu itibariyle Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle onlarca etkinliğe ev sahipliği yaptı. 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul için Bülent Katkat'ın başkanlığında kurulan 9 kişilik komisyon bir yılda sadece bir dosyayla toplandı.
İBB'nin Aile ve kadın sorunlarına çömesi için kurulan Aile ve Kadın Sorunları Komisyonu Rabiya Üçtepe Üçtepe ile birlikte 9 üyeden oluşuyor. İstanbul'da yaşayan kadın ve ailelerin sorunları için bu komisyona bir yıl içinde sadece iki dosya geldi. İnsan hakları sorunlarını çözmesi için kurulan bu kurula bir yıl içerisinde gelen dosya sayısı ise sadece 1.
İstanbul konumu gereği bir deprem bölgesi. Uzmanlar zaman zaman yaptıkları açıklamalarda İstanbul'da her an deprem olabilir kaygılarını dile getiriyor. Peki İstanbul olası bir depreme ne kadar hazır? 1999 yılındaki büyük felaketten sonra neler yapıldı, hangi eksiklikleri giderildi? Bu soru işaretleri hep gündemde ve tartışılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Doğal Afet Komisyonu'nun çalışmaları buna en güzel cevabı verdi. 2010 yılı içerisinde deprem uzmanlarının tüm uyarılarına rağmen bu komisyon sadece 8 defa toplanmış. Tüm uyarılara rağmen komisyon koskoca bir yılda kendilerine gelen 8 projeyi mercek altına almış.
İBB Meclisi'nin bir yıllık çalışmasını çıkartan CHP Sancaktepe ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Özgen Nama, komisyonlarla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Nama, "Geçtiğimiz yıl da meclis komisyonlarıyla ilgili çalışma yapmıştık. Bununla ilgili de soru önergesi verdim. Ancak bu önergeme herhangi bir cevap gelmedi. İstanbul'da o kadar sorun varken neder her yıl İmar ve Bayındırlık Komisyonları binlerce kez toplanır? Ben bunun cevabını almak için soru önergesi verdim. Ancak kimse cevap vermedi. Bu yıl da değişen birşey yok.
CHP'li Nama, "15 milyon insanın yaşadığı bir kent ve milyonlarca seçmenin temsil edildiği bir meclisin hiçe sayılarak yönetildiği rakamlarla ortadadır. Bu yönetim zihniyetiyle ilgilidir. Eğer İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti komisyonu 2010 yılında 1 defa, yüzbinlerce engellinin yaşadığı kentte Engelliler Komisyonu 3 defa toplanıyorsa burada düşünmemiz gerekiyor. Bununla birlikte İmar ve Bayındırlık Komisyonu'nun 2 bin 370 dosyayla toplanması, bu imar dosyalarının önemli bir kısmı da parsel bazında plan tadilatlarıysa yani birilerine milyon dolarlık rant sağlıyorsa bunu halka anlatmak da bizlerin görevidir.
Oysa İstanbul'un çok ciddi ve hayati sorunları ortada durduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bunlarla ilgili Büyükşehir Meclisi'nin ve ihtisas komisyonlarının daha işlevli çalıştırılabilir hale getirilmesi gerekir" diye konuştu,
İŞTE BİR YILDA 2 BİN 985 DEFA TOPLANAN KOMİSYONLAR Bayındırlık ve İmar Komisyonu
2370,
Akşam, Haber: Ercan Öztürk, 20.01.2011 Cumhuriyet, Haber: Ceren Çıplak, 20.01.2011 |
|
![]() |
|
![]() |
SÜBYAN MEKTEBİ KÜTÜPHANE OLUYOR
Bursa'nın İnegöl İlçesi'ne bağlı Tahtaköprü beldesinde 'Sübyan Mektebi' olarak bilinen 120 yıllık bina restore edilerek kütüphaneye dönüştürülüyor.
Tarihi bina aslına uygun restore ediliyor. Tadilat çalışmalarında son noktaya gelinirken, Sübyan Mektebi' binasının nisan ayında kütüphane olarak hizmete açılacağı bildirildi. Kaymakam Durmuş Gençer, Tahtaköprü Belediye Başkanı Eşref Yiğit, Yenice Belediye Başkanı Hasan Aksu, Cerrah Belediye Başkanı İsmail Karaman, ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Baştürk, restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi. Gençer, tarihi geçmişi olan binaya Tahtaköprü Belediyesi'nin sahip çıktığını, İl Özel İdaresi'nin kültür fonundan destek alındığını belirterek, "Bunanın tadilatı için 250 bin lira civarında kaynak geldi. Kalan kısmı da belediye tarafından karşılandı. Güzel bir yapı ilçemize kazandırıldı. Burası hem kütüphane olacak, hem kültür sitesi gibi hizmet verecek" dedi.
Bursa Olay, 20.01.2011 |
ZEUS'UN OĞLUNU SATACAKLARDI
Polis, çiftçi H. A.'nın bir tarihi eseri yurtdışına satmak için müşteri aradığı ihbarını aldı. Alıcı kılığına giren polis, heykel için bir milyon dolar isteyen H. A.'yı suçüstü yakaladı. Zanlının satmaya çalıştığı bronz heykeli inceleyen Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek, 'Nadir rastlanan bir eser. Mitolojik dönemin savaş tanrısı Zeus'un kahramanlığı temsil eden ikiz oğulları Koster ya da Polluks'a ait. Böyle bir esere fiyat biçilemez' dedi. Akşam, Haber: Hacı Selamoğlu, 20.01.2011 |
|
NİŞANYAN DEVLETE BİR KEZ DAHA MEYDAN OKUDU Yeni Asır, Haber: İlker Çoban, 19.01.2011
Selçuk
Kaymakamlığı'nın Şirince'deki kaçak yapılarla ilgili
açtığı yıkım ihalesine, "Gelecekleri varsa
görecekleri de var. Bu işi kan dökülmeden
yapabileceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar"
diyen yazar Sevan Nişanyan'a ilk tepki İl Özel
İdaresi'nin karar organı olan İl Genel Meclisi'nden
geldi. Yıkılacaklar arasında, kendine ait yapılar da
olduğu için bu sözleri sarf eden Nişanyan'a karşılık
veren Meclis Başkanı Serdar Değirmenci, "Bu sözler
normal bir ruh halini göstermiyor" dedi. İl Encümen
Üyesi Emre Özer, Nişanyan'ın halkı isyana teşvik
ettiğini ileri sürerken İzmir Valisi Cahit Kıraç'ı
göreve davet etti. MHP Milletvekili Aday Adayı
Müsavat Dervişoğlu ise, isminin önünde Yazar ifadesi
bulunan bir kişinin böyle sözler sarf etmesinin
yanlış olduğunu söyledi. Yeni Asır, Haber: İlker Çoban, 20.01.2011 |
|
![]() |
ZEUGMA TURİZME AÇILIYOR
Birçok mozaiğin kurtarma kazılarıyla çıkarılıp müzeye taşınmasının ardından yeterli ilgi görmeyen Fırat Nehri kıyısındaki ''gizemli kent'' Zeugma, yapılan çatılı düzenlemeyle yeniden turizme kazandırılacak. İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Cafer Yılmaz,bu yıl içinde Zeugma antik kentini turizme açacaklarını, bu konudaki hazırlıkların tamamlandığını söyledi. Gaziantep 27 Gazetesi, 19.01.2011 |
"ELİNİZİ ÇABUK TUTUN"
Tarihi Haydarpaşa Garı’ndaki yangınla ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’nce hazırlanan raporda elektrik tesisatında meydana geldiği belirtilirken savcılık soruşturması İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek numune sonuçlarına takıldı. Hürriyet, Haber: Orhan Saat, 19.01.2011 |
![]() |
|
ÖREN YERLERİNİN TÜRSAB'A DEVRİ
Demre'deki Noel Baba Müzesi ve Myra antik kenti işletmesi Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği'ne (TÜRSAB) devredildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca geçen yıl yapılan ihaleyle Türkiye'deki 50 ören yerinin modernizasyonu ve bilet gelirlerinin bakanlık adına tahsili TÜRSAB'a verilmişti. Yapılan anlaşma gereği ören yerlerinin TÜRSAB'a devri başladı. Demre'deki Noel Baba Müzesi ve Myra antik kenti TÜRSAB'a devredildi.
Antalya İl Kültür Müdürü İbrahim Acar, Antalya'da 13 Ören yerinin modernizasyon sonrası TÜRSAB'a devredileceğini söyledi. Bu Ören yerlerinin işletmesi, giriş kontrol sisteminin TÜRSAB tarafından yapılacağını belirten Acar, devredilecek yerlerin Kaş'taki Patara antik kenti, Santhos antik kenti, Demre'de Simena antik kenti, Noel Baba Müzesi, Myra antik kenti, Kumluca'daki Olimpos antik kenti, Kemer'deki Phaselis antik kenti, Antalya Müzesi, Perge, Termessos antik kenti, Side Müzesi, Side Tiyatrosu, Alanya Kalesi olduğunu belirtti.
Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü yetkileri ise TÜRSAB'a Ören yerlerinin kontrolü ve işletmesi devredildiğini, giriş ücretleriyle, girişle ilgili kuralları belirleme yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olduğunu kaydettiler. Yetkililer, kimlerin Ören yerlerine nasıl gireceği, kimlerin ücretsiz girebileceği gibi durumların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirleneceğini belirterek, Müze Kart uygulamasının devam edeceğini kaydettiler. Turizm Habercisi, 18.01.2011 |
KAPALIÇARŞI'YA PİYANGO VURDU
Son olarak 1980 yılında küçük bir bakımdan geçen 550 yıllık tarihi Kapalıçarşı, yenilenerek, ilk günkü görüntüsüne kavuşacak. Radikal, 18.01.2011 |
![]() |
DÜNYANIN EN BÜYÜK TUZ MAĞARASI TURİZME AÇILIYOR
Belirli bir düzen içerisinde 12x12 metrelik topuklar oluşturularak açılan toplam 8 kilometre uzunluğundaki galerilerin gizemli atmosferi, ziyaretçilerin ilgisini çekerken, bölgede tuz üretimi de devam ediyor.
Tekel'e aitken özelleştirme kapsamında bir firmaya verilen Çankırı Kaya Tuzu İşletmelerinde günlük 100 ton civarında tuz üretimi gerçekleştiriliyor. Yetkililer, talep halinde bu rakamın günlük bin tona kadar ulaşabildiğini belirttiler.
Çankırı Belediye Başkanı İrfan Dinç, Tuz
Mağarasının Polonya'nın Wieliczka kasabasında
bulunan ve yıllık 2 milyon turistin ziyaret ettiği
tuz mağarasından çok daha büyük ve etkileyici
olduğunu belirtti. Başkan Dinç, "Biz tuz mağarasının
tanıtımı anlamında bugüne kadar önemli çalışmalar
yaptık. Tuz Mağarasında resim sergisi, piyano
resitali, yaren gösterisi ve çeşitli etkinlikler
gerçekleştirdik. Amacımız bu mağaramızı turizme
açarak hem Çankırı'mıza hem de ülkemize önemli bir
turizm katkısı sağlamaktır" dedi. Radikal, Haber: Ethem Yenigürbüz, 18.01.2011 |
|
4,5 MİLYON KİŞİ GÖRDÜ
Müzede, dünya genelinde
kullanılan tüm müzik enstrümanlarından örnekler,
kostümler, takılar, antik çağ silahları ve zırhları,
Roma İmparatorluğu döneminden günümüz Amerikasına
geniş bir alanı kapsayan iç mimari dekorasyon
eserleri de yer alıyor.
Anadolu'dan getirilenler arasında bazı Sardes dönemi eserlerinin yanında, Lidya ve Bergama antik dönemi, Antakya'daki ilk Hıristiyanlık dönemi, Hitit dönemi ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait eserler bulunuyor.
İzmir'in Yunan ordularınca işgali sırasında İzmir Lisesi depolarında korunan Sardes antik kenti kazısı eserlerinin Amerikan Konsolosluğu tarafından bir gemiyle New York'a götürüldüğü, zaferin ardından Atatürk'ün emriyle 1924'te bu eserlerin bir kısmının geri getirildiği biliniyor.
Hürriyet, Haber: Tolga Adanalı, 18.01.2011 |
|
TEMEL KAZISINDAN TARİH FIŞKIRDI
Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde, yıkılan bir evin temelinde, antik tiyatroya ait tarihi taşlar bulundu.
Eskiçeşme Mahallesi’nde Aysel Atilla’ya ait 80 yıllık tescilsiz evin yıkımında bir sürprizle karşılaşıldı. Bodrum antik tiyatroya 150 metre uzaklıktaki evin temel kazasında çok sayıda tarihi taş bulundu. Atilla Ailesi’nin durumu bildirmesi üzerine kısa sürede olay yerine gelen Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi yetkilileri inceleme yaptı. Arkeologlar, tarihi taşların Bodrum antik tiyatrosuna ait olduğunu belirledi. Çalışmaların tamamlanmasıyla bulunan tarihi taşlar müzeye teslim edildi. Tarihi taşlar, arkeolog Emre Savaş’ın denetiminde Bodrum antik tiyatronun bahçesine yerleştirildi. 9 oturma taşı ve çeşitli yerlere ait işlenmiş irili ufaklı çok sayıda tarihi taş müze yetkililerince teslim alındı. Atilla ailesinin aile dostu ve Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi Faruk Okuyucu, “80 yıl önce yapılan evin temelinde, yan yana dizilmiş olarak tarihi taşlar bulundu. Müzeye bilgi verilmesi ile tarihi taşların antik tiyatronun oturma bölümüne ait ve işlenmiş taşlar olduğu belirlendi. Bugün de bu tarihi taşlar antik tiyatronun bahçesine yerleştirildi. Yıkılan ev, kullanılan malzemesi ve tipi itibariyle korunması gereken yapılar arasına girmiyor. Bu nedenle tescilsizdi” dedi. Milliyet, 18.01.2011 |
|
DARA ANTİK KENTTE BULUNAN 200 ESER MÜZEDE SERGİLENECEK
Mardin merkeze bağlı tarihi Dara Köyü'nde bu yıl yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 200 eser Mardin Müzesi'nde sergilenecek.
Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mardin’e 30 kilometre uzaklıktaki Dara Antik Kentinin Roma İmparatorluğu tarafından ‘askeri garnizon şehri’ olarak 507 yılında inşa edildiğini belirterek, bu mekanda ‘Geç Roma, Erken Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’ dönemine ait sur, kapısı, pazar yeri, sütunlu cadde, köprü, Sarnıç, mozaikli yapı, hendek, nekropol alanı ve kümbetin bir arada bulunduğunu söyledi.
Antik kentin üzerine yaklaşık 150 yıl önce günümüzdeki köy kurulduğunu, köy evlerinin yapımında tarihi eserlerin kullanılması nedeniyle bir kısmının tahrip olduğunu ifade eden Erdoğan, Prof.Dr. Metin Ahunbay danışmanlığında 1986 yılında burada başlatılan kazıların devam ettiğini kaydetti.
Erdoğan, 2010 yılında 20′si uzman 170 kişinin katılımıyla yaklaşık 7 ay süren kazılarda bir kilisenin ortaya çıkarıldığını ifade ederek, şöyle konuştu: ‘Bu yılki kazılar nekropol ve ikinci büyük Sarnıç çevresindeki alanda gerçekleştirildi. Geçmiş yıllarda yapılan kazı çalışmaları daha çok antik kentin mimari planının çıkarılmasına yapıların işlevlerinin tespitine yönelik yürütülmüştü. 2009 yılındaki kazılarda 3 bin dolayında insana ait kemik bulunmuştu. 2010 yılında Dara antik kentinin kültür turizmine açılması ve örenyeri vasfı kazanması amaçlanarak köy evlerinin üzerinde bulunmadığı ve kamulaştırma sorunu olmayan nekropol alanında kazı yapıldı. 5. yüzyılda Anastasiupolis kenti olarak Anastasius tarafından kurulmuş. Roma geleneği ile yapılmış mezarlıkları açığa çıkarmak için o bölge yoğunlaştık. Genelde mezar hediyeleri çıktı. Mezraların üzerinde yazılar bize tarihçe ile ilgili bilgi verdi. Süryanice ve Latince yazılar bulduk. Dara ile ilgili yaptığımız yayın taramasında ve antik kaynak araştırmalarında da şunu keşfettik. Burada kutsal cumartesi günlerinde yeniden diriliş törenleri yapılıyormuş. Müslümanlıktaki Zekeriya Peygamber gibi, Hıristiyanlık inancında yine yeniden diriliş ve kemiklerin toplanıp tekrar ruhun bedene kavuşması ile ilgili ayinler düzenleniyormuş. O alanda kutsal kemik biriktirme alanında bu kemiklerin toparlanıp tekrar kutsanacağını ve tekrar dirileceği ile ilgili burada o tür bir alan oluşturmuşlar. Burada kaya oyulmuş lahit, tonoz ve sanduka olmak üzere 3 tip mezar var. Genelde din adamalarını ve ruhani liderleri bu sanduka mezarlarda yatıyor. Şu anda köyde bildiğimiz iki kilise kalıntılarına ulaştık. Tarihi kaynaklarda burada iki kiliseden bahsediyor.’
Müze Müdürü Nihat Erdoğan, kazılarda şimdiye kadar zindan olarak bilinen su sarnıcı ortaya çıkardıklarını da anlatarak, şunları söyledi: ‘Bu su sarnıcının hemen hemen tavan kısmına kadar moloz dolgu ile doluydu. Bunun içini boşalttık, şu anda restorasyona hazır hale gelmiş durumda. Buradaki su sarnıcı 18 metre uzunluğunda ve Bizans mimarı yapısının tüm özelliklerini taşıyor. Dara ile ilgili şu an bakanlığımızın koruma amaçlı imar planı çalışması var. Hem köy hem de antik kentin birlikte nasıl yaşayabileceği, köyün taşınıp taşınmayacağına yönelik bir çalışma önümüzdeki aylar içerisinde gerçekleştirilecek. Nekropol alanın kamulaştırma sorunu olmaması nedeniyle 2012 yılında turizme kazandırmayı planlıyoruz. Daradaki kazı çalışmalarında bu yıl 200′ün üzerinde taşınabilir kültür varlığı bulduk. Büyük bir çoğunluğu Roma ile tarihlenen eserler bunlar. Bunların arasında çeşitli seramik pişmiş kaplar, sikkeler, göz yaşı şişeleri ve benzeri taş kesiminde kullanılan murşlar elimize geçirildi. Zaten kentin büyük bir kısmı murş sayesinde oluşmuş. Bu eserler ortalama 1005 yıllık. Büyük çoğunluğu Roma dönemine ait taşınabilir 200 eseri kısa bir süre sonra müzemizde teşhire çıkaracağız.’ haberler.com, 18.01.2011 |
|
SOTHEBY'S GALATA'DA TARİHİ BİNA AVINA ÇIKTI
Radikal, Haber: Nuriye Doğu, 18.01.2011 |
|
|
ROMA İMPARATORLUĞU'NU İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ YIKMIŞ
Bilim Sabah, 18.01.2011 |
KAZI VAR, MÜZE YOK
Balıkesir’in Edremit İlçesi’ne bağlı AltıNo.luk beldesinde “Antandros antik kenti”nde, yürütülecek kazı çalışmaları ve beldede bir müze kurulabilmesi için sponsor aranıyor.
“İğne ile kuyu kazıyoruz. Bunun için işimiz çok zor” diyen Vecdi Güreli, mitolojide Paris’in Afrodit’e altın elma verdiği rivayet edilen bölgede, elde edilen buluntuların sergilenmesi için bir müze kurma çalışmasına başladıklarını söyledi.
Hedef Alliance Sigorta ve AltıNo.luk Belediyesi’nin mevcut sponsorları olduğunu belirten Güreli, “Sponsorları çoğaltarak kazıyı hızlandırmak ve bir an önce tarihi eserleri halkımızın izlenimine sunmak istiyoruz. Hedefimiz buraya turist otobüslerini getirmek. Sonrasında buraya bir bölge müzesi kazandırmak. Çünkü, 10 yıldır kazı devam ediyor. Çıkan eserler Bursa Müzesi'nde sergilenmekte, oraya sığmayan eserlerimizin bir kısmı da Balıkesir müzesinde sergileniyor. Ancak çoğu depolarda ne yazık ki” dedi. Hürriyet Ege, 18.01.2011 |
|
2011 RESTORASYON PROGRAMI AÇIKLANDI
|
|
GÖZYAŞLARINIZI SİLİN, MODERN SANATLAR MÜZESİ ÖLMEDİ
Bugünlerde
Modern Sanatlar Müzesi'nde (MoMA)
gezerken, içinde bulunduğu durumu çok tasvip etmesem
de üzerindeki ölü toprağını attığını hissediyorum.
Programı, kalabalıkları çeken avludaki performans
sanatı etkinliklerinden ve galerilerindeki nispeten
yavan ve didaktik sergilere kadar çeşitlilik
gösteren müzenin, özellikle çağdaş sanat söz konusu
olduğunda kafa karıştırıcı, ayrıştırıcı bir özelliği
var. Ama en azından bir hareketlenme söz konusu.
Müze, Manhattan'daki düzgün
görünümlü yeni mekanına alışmaya başladığımız 2005'e
ve 2006'ya kıyasla çok daha canlı. Sabah, Kaynak: New York Times, 17.01.2011 |
|
TARİHİ BİNADA RESTORASYON KRİZİ
Çanakkale'de, 2010 yılı Haziran ayı sonunda restorasyon çalışmalarına başlanmasına rağmen yapılan eksik keşif sebebiyle yıl sonunda çalışmalarına ara verilen kordon boyundaki Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nin akıbetinin ne olacağı merak ediliyor.
9 yıl önce restore edilmesine rağmen ahşap olan dış cephesi eskiyen galerinin eski haline getirilmesi için Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü geçen yıl onarım başlatmıştı. Bakanlık ile yapılan görüşmelerden sonra binanın restorasyonu için ihale yapılmış ve 2010 yılı sonunda tamamlanması planlanan onarımın 500 bin TL'ye mal olacağı açıklanmıştı. Ancak 6 ayı geçen çalışmada, teknik personelin eksik keşif yapmasından dolayı, yapılan 500 bin TL'lik harcamaya rağmen Çanakkale Güzel Sanatlar Galerisi'nin restorasyonu yarım kaldı. İhale bedelinin yüzde 50'sinin üzerinde ilave kaynak gerektirdiğini ifade eden yetkililer, Güzel Sanatlar Galerisi'nin restorasyonu için yeniden ihaleye çıkılacağını söyledi.
Tarihi binanın ahşap kısmının kış ortasında açıkta kalması çürüme tehlikesini daha da arttırırken, vatandaşlar ihalenin bir an evvel yapılıp binanın eski görünümüme kavuşturulmasını istiyor. Çanakkale Kent Haber, 17.01.2011 |
![]() |
BABİL'İ KORUMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Babil'in
tarihi öneminin ne kadar fazla olduğunu belirtmek
için kelimeler yetersiz. Ancak
Babil Kulesi'nden
arda kalanların hemen yanındaki küçük bir tepeden,
antik Babil kentinin zaman içinde ne kadar zarar
gördüğü görülebiliyor. Ufukta gözetleme kuleleri,
güvenlik telleri ve bariyerler, yakındaki köylerin
beton evleri, harabelere yaklaşan tarlalar ve
2'nci Nebuchadnezzar'ın hüküm
sürdüğü antik şehrin üstüne 1980'lerde
Saddam Hüseyin tarafından inşa edilmiş
devasa saray görünüyor.
Hazreti Yeremya,
"Babil, Tanrının elinde altın bir kase. Bu şehir tüm
dünyayı sarhoş etti" demişti. Bu antik şehrin çoğu
hala toprak altında keşfedilmeyi bekliyor.
Dünya Anıtlar Fonu'yla çalışan
Arkeolog Jeff Allen bölgeye yaptığı birçok
ziyaretten birinde, "Şehrin hepsi ortaya
çıkartılmadı. Bu bölgede büyük bir potansiyel var.
Bütün bir şehrin sokak planını ortaya
çıkartabilirsiniz" diyor. Sabah, Kaynak: New York Times, 17.01.2011 |
|
![]() |
CİBALİKAPI'YA KAMYON ÇARPTI, PADİŞAH TUĞRASI PARAMPARÇA
İstanbul'un birçok tarihi eseri her geçen gün restore edilirken bazıları da gerek doğal sebepler gerekse insan ihmalleri nedeniyle harap oluyor. Zaman, Haber: Esra Keskin, 17.01.2011 |
İSTANBUL'UN 2 BİN 700 YILLIK KAYIP LİMAN KENTİ: BATHONEA
Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Proje Başkanı Yrd. Doç.Dr. Şengül Aydıngün'ün 2007'de başlattığı İstanbul Tarih Öncesi Araştırmaları (İTA) projesi, son yılların en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olarak gösteriliyor.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kocaeli Üniversitesi, Bristol Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesi, Küçükçekmece Belediyesi ve Avcılar Belediyesi tarafından desteklenen projeyle Küçükçekmece Göl Havzası'nda keşfedilen alanda yüzey araştırmalarıyla birlikte kara ve su altı arkeolojik kazılarının yürütülmesi, kazı sonuçlarının bilimsel bir yayına dönüştürülmesi ve alanın arkeolojik park haline getirilmesi amaçlanıyor.
İstanbul'un tarih öncesi çağlarını araştırmak için oluşturulan bilim heyeti kaynaklarda söz edildiği halde bugüne kadar yeri tespit edilemeyen Küçükçekmece'de ki 2 bin 700 yıllık 'Bathonea' antik kentin deniz feneri ve surlarını gün yüzüne çıkarmayı başardılar.
Su altında yapılan çalışmalar sonucunda 2,5 kilometre uzunluğunda, 1.5 metre yüksekliğindeki surlarla çevrili yerleşim yerinin olduğu tespit edilirken, denize uzanan 60 metrelik mendirek ve antik fener, bölgenin önemli bir liman kenti olduğunu ortaya koydu. Yerleşimin MÖ 7. yüzyılda kurulan Byzantion ile çağdaş olabileceği sanılıyor. 2 antik liman ve 100 metrenin üzerinde genişliğe sahip Roma hamam yapısı ise dikkati çeken bir diğer buluntu.
Birçok keşfe kaynaklık etme potansiyeli nedeniyle Bathonea, dünya arkeoloji camiasının önemli bir ilgi odağı haline geldi. Geçtiğimiz yıl itibariyle National Geographic, New York Times, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü, İngiltere Heritage Key gibi çeşitli ülkelerin çok sayıda kültürel miras, tarih ve arkeoloji kurumu tarafından dünyanın en önemli 10 keşfi arasında gösterildi. Yeni Şafak, 17.01.2011 |
|
LİKYALILARA AİT İLK MECLİS BİNASINDA PARLAMENTO BAŞKANLARINI AĞIRLAYACAK Zaman, Haber: Özkan Mayda - Cihat Ünal, 17.01.2011 |
|
TOPKAPI SARAYI 1 HAFTADA ANCAK GEZİLEBİLECEK
Topkapı Sarayı'nda bulunan askeri depoların Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilme kararının ardından tarihi dokusunu yitirmemiş eserler sarayda rahatlıkla sergilenebilecek.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçen hafta sarayın içindeki 19 tarihi binanın 3 ay içinde boşaltılarak müze olacağını duyurmuştu. İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili, Topkapı Sarayı ve çevresindeki askeri binaların tamamen kendilerine devredilmesiyle yeni bir düzenleme yapacaklarını söyleyerek, tarihi eserlerin sergilenmesi ile ilgili yer ve depo sıkıntılarının kalmayacağını ifade etti. İlk etapta saltanat arabaları, silah seksiyonu ve padişah elbiseleri müzelerini açacaklarını belirten Bilgili, "Sur-u Sultani dediğimiz Topkapı Sarayı'nda uluslararası bir sergi alanı oluşturacağız. Sur-u Sultani'yi, farklı kurumlar tarafından kullanılan binalardan tamamen tahliye ettikten sonra yapacağımız düzenlemelerle turistler sarayı bir haftada ancak gezebilecek." dedi.
Sur-u Sultani bölgesine, zaman içinde saraya ait olmayan bazı binalar yapıldığını kaydeden Bilgili, saraya ait birçok binanın farklı kamu kurum ve kuruluşları tarafından kullanıldığını söyledi. Topkapı Sarayı'nı 'saray müze' olarak düşündüklerini kaydeden Bilgili, "Topkapı Sarayı'nın bir kısmı, depo olarak kullanıldığı için kapalı duruyor. Halbuki depo olarak kullanılan yapılarımız da birer tarihi eser." diyerek, depoların dolu olmasıyla kıymetli binaları gün yüzüne çıkaramadıklarını kaydetti. Bilgili, askeri depoların devredilmesiyle hem tarihi eserleri sergileme hem de tarihi binaları turizme kazandırma imkanına sahip olacaklarını söyledi. Zaman, Haber: Yasin Kılıç, 17.01.2011 |
|
ANTALYA'DAKİ TARİHİ SARNIÇLAR ONARILIP TURİZME KAZANDIRILACAK
Tarihi göç yolu kültürünü
canlandırmayı amaçlayan Kepez Belediyesi, Osmanlı
döneminde Antalya’nın göç ve ticaret yolları üzerine
inşa edilen sarnıçların bakımını yapacak. Hürriyet Seyahat, 17.01.2011 |
|
HASANKEYF TURİZME AÇILIYOR Radikal, 17.01.2011 |
|
TBMM'DEN KÜLTÜR BAKANLIĞI VE VAKIFLAR'A HALFETİ SORUŞTURMASI TBMM, tarihi Halfeti Ulu Camii’ni önlem alınabilecekken Birecik Barajı suları altında kalmasına yol açtıkları ve hizmette kusur işledikleri için Kültür Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun soruşturma açmasını isteyecek.
TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, tarihi Halfeti Ulu Camii’nin kurtarılması için imza kampanyası düzenleyen AKP Halfeti Kadın Kolları Başkanı Avukat Emine Onur Seyyar’ın yaptığı başvuru üzerine harekete geçti. Akman, başvuruyu işleme koyarak, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, DSİ, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Şanlıurfa Valiliği’nden konuya ilişkin bilgi istedi. Bütün kurumlar sorumluluğu birbirine atarak, “Halfeti Camii’ni kurtarmaya yönelik çalışma bulunmamaktadır” dedi. Milliyet, Haber: Önder Yılmaz, 17.01.2011 |
|
TARİHİ CİNCİ HAN'A İLGİ BÜYÜYOR
Karabük’ün
Safranbolu İlçesi'nde 1645’te inşa ettirilen Cinci
Han’da geçen yıl 8 bin kişi konakladı. Ziyaretçi
sayısı da 100 bini geçti. Hürriyet Seyahat, 17.01.2011 |
|
|
MISIR MÜZESİ'NDEN BİR İLK
Mısır Müzesi, şimdiye kadar hiç sergilenmemiş, 19. ve 20. yüzyılda Mısır'da yaşayan yabancı koleksiyonculara ait eserleri sergilemeye hazırlanıyor. Sayısı 200 adet olan bu eserler, şu ana kadar Al-Ahyl Bankası'nın hazinesinde tutuluyordu.
Antik Mısır, Greko - Romen ve İslami dönemden eserleri içeren koleksiyonun içinde Horus, Hathor ve Ptah gibi eski Mısır ve Greko - Romen tanrılarının kireç taşından yapılma başları, pişmiş topraktan yapılma Roma heykelleri, İslami ve modern dönemden de 20 adet sikke bulunuyor.
Banka bu eserlere sahip çıkan olmayınca bunları Mısır Eski Eserler Üst Kurulu'na aktarma kararı aldı. Akşam, 17.01.2011 |
KARYA KRALININ ÇALINAN ESERLERİ MÜZEDE
Türkiye Gazetesi, Haber: Mutlu Hazer, 16.01.2011 |
|
BAKANLIĞIN BAHANESİ KALMADI
Yer yetersizliği gerekçesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu kapsamından çıkarılması planlanan İzmir Milli Kütüphanesi için Büyükşehir Belediyesi devreye girdi.
Gündeme alınan kararın gerekçesinin ortadan kaldırılması için gereken raf sistemi, Başkan Aziz Kocaoğlu’nun talimatıyla ESHOT Genel Müdürlüğü tarafından kuruldu. İki katlı basamak sistemiyle planlanan beş metre yüksekliğindeki rafların yapımı üç haftada tamamlandı.
Milliyet Ege, 16.01.2011 |
![]() |
VE ARTIK ÇOK GEÇ... |
|
![]() |
'DÜŞÜNEN ADAM' 60 YAŞINDA
Ünlü Fransız heykeltıraş Auguste Rodin'in 1904'te tamamladığı; Asya'dan Avrupa'ya, Sergi, hastanenin Çocukluğunda geçirdiği menenjit Sabah, Haber: Bülent Ergun, 16.01.2011 |
FRANSA'DA ÇIPLAK KADIN HEYKELİ TARTIŞMASI
Fransa’nın başkenti Paris’e 240 kilometre uzaklıkta bulunan tarihi Tours kentinin bir tepesine tüm şehirden görülebilecek büyüklükte, çıplak ve bacakları açık bir kadın heykeli yapılacağı haberleri şehri karıştırdı.
Milliyet, 15.01.20111 |
Heykel Loire Nehri’nin bereketini simgeleyecek. |
"BEN YAPMAM GEREKENİ YAPTIM"
Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın “Ucubeyi heykel için dedim”
sözleriyle zor durumda bıraktığı Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay, “Ben Sayın Başbakan ile sanat
çevreleri arasında yanlış anlaşılmalara yol açacak
bir tartışma vesilesi ortaya çıkmasın diye konuyu
alevlendirmeye değil sakinleştirmeye çalıştım” dedi. Günay, dün, Devlet Opera ve Balesi sahnesinde, Dedekorkut Destanı’ndan uyarlanan “Aşk ve Ölüm” balesini izlemeden önce şunları söyledi: “Yarın (bugün) birlikte seyahat edeceğiz. Sanıyorum konuşulması gereken konuları konuşuruz. Ben Türkiye’de kültür ve sanat yaşamının gelişmesinden turizmin standartlarının yükseltilmesinden sorumluyum ve eksiksiz olarak bu görevimi yerine getirmeye çalışıyorum. Yeteri kadar başarılı olamadım galiba. Ama yapmam gereken de buydu. Sanat çevreleri ile siyaset çevreleri arasında tartışma çıkmasını körüklemek bir kültür bakanının görevi değildir. Başkalarının böyle bir görevi olduğu anlaşılıyor. Ama ben yapmam gerekeni yaptım. Aynı çizgiyle de yapmaya devam edeceğim.” Hürriyet, 15.01.2011
- Ucube demedi. - Ucube dedim. *
Hürriyet, Yazı: Yılmaz Özdil, 15.01.2011
Kars’taki heykelle ilgili tartışmalar sürerken, heykelin yapılmasını ilk öneren, eski Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, “Yıkılırsa evladına üzülen baba gibi anıta üzülürüm” dedi.
“Oradaki gecekondular birilerini rahatsız etmiyor da bu anıt niye rahatsız ediyor” diyen Alibeyoğlu, anıt için 10 metre derinliğinde 35 metre genişliğinde beton temel atıldığını hatırlatarak, “Bu nasıl çıkarılacak?” diye sordu.
Milliyet, Haber: Kadir Sabuncuoğlu, 15.01.2011
İstanbul’da yaptığı toplu açılış törenlerinde “Bizim dönemimizde hangi heykel yıkılmıştır? Hangi heykel kaldırılmıştır, söyleyin?” diye soran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan heykel tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Öğretim Üyesi Ümit Öztürk’ün yaptığı, 15 metre
yüksekliğinde ‘İstanbul’ heykeli Kadir Topbaş
döneminde yıkıldı. Heykel Atatürk Havalimanına giden
kavşağın orada bulunuyordu. Öztürk, daha sonra
basına yaptığı açıklamada heykelinin yıkılmasını
tesadüfen fark ettiğini söyledi. Bir başka örnekte de aslında trajikomik. Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay katıldığı bir
televizyon kanalında İstanbul’da boğaza nazır bir
Nazım Hikmet heykeli diktirmek istediğini
söylemişti. Ancak AKP’li Bakan Günay bile, bu
heykeli dikecek belediye bulamamaktan şikayet etti. AKP’nin kültür sanat karnesi sadece heykellerle
ilgili değil, tarihi eserlerde de kırıklarla dolu.
Marmaray projesinin kazıları sırasında Topkapı
Sarayı’nın duvarlarında büyük çatlaklar oluştu.
Çatlakların giderek artmasından endişe duyuluyor.
Buram buram nostalji ve tarih kokan Emek Sineması
ise, onlarca sanatseverin ‘yıkılmasın’ yönündeki
kampanyalarına rağmen yıkılmak isteniyor. Sinemanın
yerine tam da AKP’nin kültür anlayışına simge
olabilecek alışveriş merkezi yapılmak isteniyor.
Tarihi Haydarpaşa Garı ise otel yapılmak isteniyor.
Tarihi doku üzerinde yıllardır tartışmalar yürüyor.
Ancak geçtiğimiz aylarda 100 yıllık gar göz göre
yandı. Üstelik İstanbul Avrupa Kültür Başkentliğine
ev sahipliği yaparken. Önce yıkılmak istenen,
ardından gelen yoğun tepkiler üzerine restore
edilecek denilen Atatürk Kültür Merkezinin (AKM) ise
kapıları 3 yıldır sanatseverlere kapalı. SADECE İSTANBUL’DA DEĞİL Türkiye’de heykel tartışmaları kaldırılması, yeniden dikilmesi ve yasal düzenlemeler sürekli oldu. İktidarın dilinden konuşmayan heykeller ‘ucube’ sıfatını aldı ya da içine tükürüldü. Türkiye’de öteden beri heykeller halk ettikleri değeri bulmuyor. Sadece AKP döneminde yerinden kaldırılan, depoda çürümeye terk edilen, ya da saldırıya uğrayan onlarca heykel var. İstanbul dışından birkaç örnek bu durumun gerçekliğini gözler önüne seriyor. Antalya Kalekapısı’nda bulunan Attolos heykeli ‘kaldırılma’ tartışmalarından oldukça nasibini aldı. AKP’li Menderes Türel döneminde kaldırılması sıkça gündeme gelen heykel için bu gündem artık geride kaldı Heykelin kaldırılmak istenme nedeni de tartışmalı. Ancak iddialara göre Bergama Kralı 2. Attalos’un (Antalya ismi de buradan geliyor) eş cinsel olması, heykeli hedef haline getirdi. Altın Portakal Film Festivali’nin sembolü Venüs heykeli 2005 yılında eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Menderes Türel döneminde kaldırıldı. Belediye Başkanlığı CHP’ye geçti. Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın tarafından yeniden şehrin çeşitli yerlerine yerleştirildi. Türel döneminde heykelin kaldırılma sebebi, Venüs’ün üstsüz tasvir edilmesi olarak tartışılmıştı.
HEYKEL ÜSTSÜZ DİYE KALDIRDILAR Bir başka çarpıcı örnek de yine Kars’tan. Ancak bu sefer yıl 2009. Kars Belediyesi Eski Başkanı Naif Alibeyoğlu tarafından yaptırılan ve üstsüz tasvir edilen iki kadın heykelinin Başbakan Erdoğan’ın Kars ziyaretinden bir gün önce, gece vakti kaidelerinden çıkarılarak Fen İşleri Müdürlüğüne ait depoya konulduğu iddia ediliyor. Semt halkı, heykellerin Başbakan Erdoğan’ın gelişinden bir gün önce gece yarısına doğru kaldırıldığını söylüyor. O dönem Kars Belediyesi eski başkanına bu olay sorulduğunda, anlam vermemekten bahsediyor ve İnsanlık Anıtı heykelinin de aynı duruma düşmesinden duyduğu endişeyi dile getiriyor. Evrensel, Haber: Çağrı Sarı, 18.01.2011
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kars'taki heykeli “ucube”ye benzetmesi ve Kültür ve
Tabiat Varlıkları Kurulu’nun kararını göstererek
“tarihin olduğu hiçbir yerde bunun yapılmasına izin
verilemez” demesine Dikili Belediye Başkanı Osman
Özgüven, Allianoi tarih değil miydi?” tepki
gösterdi.
Evrensel, 18.01.2011
Başbakan, Kars’taki anıta “ucube”
demesinin “nedenleri”ni açıklayınca düşündüm;
büyüklerimizin “Her şerde bir hayır vardır” sözü
acaba doğru mu çıkıyor? Öyle ya, mimarlıkta ve
şehircilikte ömrümüzü verdiğimiz; bundan ötürü
sayısız “rantçı” düşman kazandığımız; koruma
kurullarında görevden alındığımız; ödünsüz
savunduğumuz için hep “sakıncalı” görüldüğümüz en
temel ilkelerimizden birini, Katar’daki basın
toplantısında söylemesin mi?
AKP Genel Başkan
Yardımcısı Hüseyin
Tanrıverdi, Manisa'nın
Akhisar
İlçesi'ndeki Belediye Meclisi Toplantı Salonu'nda
AKP'li belediye başkanlarının katılımıyla düzenlenen
Yerel Yönetimler
Değerlendirme Toplantısı'na katılarak açış
konuşması yaptı. Yerel yönetim hizmetlerinin bir
şehrin ve ülkenin kalkınma düzeyini ortaya koyduğunu
belirten Tanrıverdi, şehircilik anlayışının
Türkiye'de AKP iktidarıyla yenilendiğini söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş'ın
oy birliğiyle Dünya
Belediyeler Birliği başkanlığına seçildiğini
hatırlatan Tanrıverdi, bu seçimin yerel yönetimlerde
Türkiye'nin nereye geldiğini, Avrupa'daki ve
dünyadaki konumunu gösterdiğini, dünyanın her
yerinde de Türkiye'deki şehirlerin konuşulduğunu
anlattı. |
|
GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARINCA TEHDİT EDİLDİ
Dolmabahçe Sarayı’nın mimarının Balyanlar olduğu acaba bir büyük yalan mı? Bu iddiayı duymuşluğum ama aldırmamışlığım vardı, fakat bizzat sarayın kendi yayınında karşıma çıkınca soru geldi kafama takıldı.
Milli Saraylar adlı dergide yayımlanan Selman Can imzalı makale Balyanlara mal edilen birçok binanın aslında başkaları tarafından yapıldığını, zaten Dolmabahçe Sarayı’nın mimarının da Seyit Abdülhalim Efendi olduğunu anlatıyor. Aslında Selman Can’ın bu konudaki araştırması yeni değil. Aynı makale 2007’de Türk Dünyası dergisinde de yayımlanmış. 2008’de CRR’de açılan Balyanlar sergisi üzerine de muhafazakar basın bu makaleyi hatırlayıp bol bol iktibas etmiş. Artık tesadüf mü bilmiyorum, geçen ay İstanbul Modern’de Ermeni Mimarlar sergisi sürerken hazırlanan Milli Saraylar dergisinin yeni sayısında, yine bu yazı yayımlandı.
Dr. Selman Can, Atatürk Üniversitesi’nde çalışan bir tarihçi. Yazısında ‘mimarlık tarihimizin boş bırakıldığını’, yeterli arşiv çalışması yapılmadığı için pek çok yapıyı Balyanlara mal eden kaynakların hemen kabul edildiğini savunuyor. Selman Can’a göre Balyanlar aslında müteahhit. Sarkis Balyan’ın Osmanlı’nın son Başmimarı olduğu da, Paris’te Güzel Sanatlar’da okuduğu da doğru değil. Levon Balyan’ın Paris’te mimarlık okuduğu yalan. Hatta Balyanların çatısı çöken bir bina ya da inşaatlardaki yolsuzluklar nedeniyle hapis yattıklarını, kendilerine inşaat için tahsis edilen Kuruçeşme’deki adaya ev yaptırıp yerleştiklerini filan da hatırlayan yok. Garabed Amira Balyan yaptı diye bildiğimiz 2. Mahmut Türbesi’nin mimarı Abdülhalim Efendi, Harbiye Mektebi’nin mimarı William James Smith; Beyazıt Kulesi’nin mimarı ise Senekerim Balyan değil, Seyid Abdülhalim Efendi...
Bu konuyu Ermeni Mimarlar sergisini düzenleyen araştırmacı Hasan Kuruyazıcı’yla ve mimarlık tarihçisi Prof. Afife Batur’la konuştum. 19. Yüzyıl İstanbul’unda bugünkü gibi bir mimarlık tanımı yok. Kalfa, müteahhit, mimar, architect, hassa mimarı, tamirat müdürü, birbiri içine girmiş unvanlar. Bu nedenle konu yeni araştırmalara ve tartışmalara açık. Tabii mimarlık tarihçilerine göre Dolmabahçe’yi Balyanların yaptığı kesin, Selman Can ise bu terminoloji karmaşasından dolayı yanılıyor.
Radikal Hayat, Yazı: Cem Erciyes, 15.01.2011 |
9 - 15 Ocak 2011 |
|
ANKARA'NIN ALTI TÜMÜLÜS Cumhuriyet Ankara, Haber: Sertaç Eş, 14.01.2011 |
|
HAVRAN'DA CANSIZZADE VAKFIYE ÇEŞMESİ BULUNDU
Havran Barajı sulama kanalı açım çalışmaları kapsamında yapılan kanal açma çalışmaları sırasında Cansızzade soyuna ait vakfiye çeşmesi kitabesi bulundu. Osmanlı arşivlerinden yapılan araştırmalara göre zamanın padişahı Cansızzadeleri Türkiye’de yaklaşık 62 şehre göndermiş ve bütün Cansızzadeler bir birleri ile iletişimi kesilmiş hepsi bir birini unutmuştu.
Havran Kaymakamı Orhan Balcı, Havran Barajı kanal açma çalışmaları sırasında işçiler tarafından bulunan çeşmenin kitabesini Havran Kaymakamı Orhan Balcı’ya teslim ettiler. Kaymakam Balcı ,Müftü Mehmet Emin Karataş’a çeşmenin kitabesini tercüme ettirdi. Çeşme Kitabesinde Cansız Zade El Hacı Muhammed bin Hüseyin vakfiyesi yazıyordu. 1872 yıllı tarih vardı. Ve Balıkesir valiliğinden Arkeolog çağırarak tarihi çeşmenin kitabesinin arkeolojik özelliğini tespit ettirdi. Çeşme kitabesinin Havran Kültür Merkezinde sergileneceği bilgisi verildi.
Havran Halkı ile yaptığımız söyleşide, Eğmir Köyü Vakıf çeşmesi ve Temaşalık Köyü vakfiye Çeşmesindeki kitabenin aynı olduğunu, bu çeşmelerinde Cansızzade vakfiyesine ait bir çeşme olabileceğini söylediler. Eğer bu söylemlerde gerçek çıkarsa Havran Köylerinin tarihinin yeniden yazılmasına çeşme kitabeleri ışık tutacak. Körfezin Sesi, Haber: Beytullah Yılmaz, 14.01.2011 |
![]() |
|
KAZDIKÇA TARİH FIŞKIRDI
İzmir ve çevresinde geçen yıl uzmanlar tarafından yürütülen 13 bilimsel arkeolojik, iki kurtarma ve bir sondaj kazısında toplam 779 tarihi esere ulaşıldı.
İzmir Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilen eserlerin büyük bölümünü, çoğu altından yapılmış paha biçilmez takılar oluşturuyor. Müdür Mehmet Tuna, şöyle dedi: Milliyet Ege, Haber: Halil Hüner, 13.01.2011 |
4 BİN YILLIK ŞEHİR BULUNDU
Çin'in orta kesimindeki Hınan eyaletinde iki antik kente ait kalıntılar bulundu. Şinhua ajansının Sabah, 13.01.2011 |
![]() |
|
TURİZME KAPATILIŞININ 186. GÜNÜ
13 Temmuz 2010 tarihinde Hasankeyf ören yerinde bir kayanın düşmesi sonucu Hasankeyf Kalesi ve nehir kenarındaki çardaklara giden yollar demir parmaklıklarla kapatılmış ve antik kentimizin tekrar ziyarete açılması için yapılan tüm girişimler sonuçsuz kalmıştır.
Bu durum geçimini Turizm ile sağlayan halkı mağdur etmiş, onları zor durumda bırakmıştır. İlçe halkının daha fazla yoksullaşmaması ve yok olmaya yüz tutan turizmin yeniden canlandırılması için "Demir kapılar kaldırılsın, Hasankeyf turizme açılsın" sloganıyla Hasankeyflilerle birlikte sesimizi İl Valisine, Kültür ve Turizm Bakanına, Başbakana ve Cumhurbaşkanına duyurmak amacıyla bu haberi her gün yayınlamaya devam edeceğiz. Batman gazetesi, 13.01.2011 |
AMASRA'DA KALE BURÇLARI YIKILMAK ÜZERE
Bartın'ın Amasra İlçesi'nde bulunan Kale duvarı ve burçları yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Makine Mühendisi Faruk Papila, kale duvarı ve burçlarının yıkılmak üzere olduğunu iddia etti.
3 bin yıllık tarihi dokusu ile Türkiye'nin önemli turizm merkezleri arasında gösterilen Amasra'da, tarihi Boztepe Kalesinin duvarı ve burçları yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Amasra'da yaşayan Makine Mühendisi Faruk Papila, kale duvarı ve burçlarının yıkılmak üzere olduğunu iddia etti. Papila, "Amasra kalesi, Boztepe kale duvar ve burçları yıkılıyor. Yıkılma tehlikesi içindeki kale duvar ve burçlarının, tek tek resimleri çekilerek belgelendi. Bir burç var ki, adeta yıkılacağını ilgililere gösteriyor. Yıkılmış 2 tane burç kalıntısını gördükten sonra, bu güzel kültür mirasımızın yıkılması son derece üzücü bir olay olur" dedi.
Makine Mühendisi Faruk Papila, "Yıkılma tehlikesinde olan Kültür Mirasımıza sahip çıkılacağına inanıyorum. Eğer sahip çıkılmazsa Dünya Kültür Mirasımız yok olacak" diye konuştu. Turizm Gazetesi, 12.01.2011 |
|
DATÇA LİMANI 'ANTİK MEZAR' KURBANI OLDU Yeni Asır, Haber: Osman Akça - Demet Geremeli, 12.01.2011 |
|
![]() |
EN BÜYÜK İSLAM SANATI TARİHÇİSİ ÖLDÜ
Yaşayan en büyük İslam sanatı tarihçisi olarak kabul edilen Prof.Dr. Oleg Grabar, ABD Princeton'daki evinde 8 Ocak 2011 tarihinde 81 yaşında hayata gözlerini yumdu. 1929 yılında Strasbourg'da doğan Oleg Grabar; erken ve ortaçağ tarihinde uzman olan tanınmış Bizantinolog André Grabar'ın oğlu idi. 1948 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gelen Grabar, öğrenimini Paris Üniversitesi, Harvard Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi'nde tamamladı; 1954-1969 yılları arasında Michigan Üniversitesi'nde ders verdi, aynı üniversitede 1964 yılında Profesör ünvanını aldı. Habertürk, 12.01.2011 |
ŞAHİNBABA TÜRBESİ'Nİ NİLÜFER ONARACAK
Bursa'da Keles'e bağlı Kıranışıklar Köyü'ndeki Şahin Baba türbesi Nilüfer Belediyesi tarafından onarılacak.
Geçen yıl Eylül ayında yapılan 'Şahin Baba
Şenliği' sırasında türbenin onarılacağını sözünü
veren Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bu
sözünü tuttu. Bursa Olay, 12.01.2011 |
|
YENİ İSTANBUL YA DA SURİÇİ'NDEKİ TALAN
Yüzlerce
yıldır dünyanın en önemli şehirleri arasında yer
alan İstanbul'un Suriçi'ne her gittiğimde içim acır.
Tarihî değil tarihin kendisi olan Suriçi'nde otuz
kırk yıl önce açılmış caddeler görmek, yeni yapılmış
binlerce binanın varlığına şahit olmak, daha birkaç
yıl önce inşa edilmiş alışveriş merkezleriyle
karşılaşmak ne kadar da acı bir şeydir. Zaman, Yazı: Mehmet Kamış, 12.01.2011 |
|
AYDIN'DA ARKEOLOJİ MÜZESİ ÇÖP EV OLMAKTAN KURTULUYOR |
|
![]() |
SİDE ANTİK TİYATROSUNDA RÖLÖVE ÇALIŞMALARI BAŞLADI
Antalya'nın Manavgat İlçesi'ne bağlı Side beldesinde, Side antik tiyatrosunda rölöve çalışmaları başladı.
Side antik tiyatrosunda lazer taramalı rölöve çalışmalarının 10 gün süreceği belirtildi. Tarihi tiyatroda lazer taramalı planlama çalışmasını Ekol Rölöve, Restorasyon ve Mimarlık Şirketi yapıyor. Side antik tiyatrosunun rölöve çalışmasıyla ilgili geçen yıl Antalya Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından ihale yapıldığını belirten mimar Esem Çelik, yaptıkları çalışmayla ihaleye alan kuruma ölçüm hizmeti verdiklerini belirtti. 10 gün süresinde proje çalışması için Side antik tiyatrosunun tüm alanında lazer taraması yapacaklarını belirten mimar Çelik, tarama çalışmalarında sonra tiyatronun projelendirileceğini kaydetti.
Çelik, "Rölöve, bir yapının, kent dokusunun veya arkeolojik kalıntının yakından incelenmesi, belgelenmesi, mimarlık tarihi açısından değerlendirilmesidir. Restorasyon projeleri hazırlanabilmesi için binanın iç ve dış mimarisine, özgün dekorasyonuna ve taşıyıcı sistemi ile yapı malzemelerine ait mevcut durumu ölçekli çizimlerle anlatılır." diye konuştu.
Side antik kentinde ilk kazı çalışmaları 1947 yılında İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Ordinaryüs Prof.Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlatıldı. Mansel, Side'de 1947′de 1967′ye kadar 20 yıl aralıksız kazı çalışması yaptı. Ardından kazı çalışmalarını öğrencisi Prof.Dr. Jale İnan yürüttü. 1983′ten sonra ise Dr. Ülkü İzmirligil 2008 yılına kadar çalışma yaptı. Side'de 3 yıldır kazı çalışmasını Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Hüseyin Alanyalı yürütüyor. turizmtatilseyahat.com, 12.01.2011 |
TÜRKİYE HEYKELLERİNİN BAHTSIZ TALİHİ
Radikal, Haber: Oğuz Erten, 12.01.2011 |
|
YOK EDİLEN ŞEHİTLER ANITI YENİDEN DİKİLECEK
Türkiye Gazetesi, 11.01.2011 |
|
BAKANLIK DEVREYE GİRDİ: TELMESSOS VE AMİNTAS'IN RESTORASYONU YAPILACAK
1960′lı yıllarda Fethiye Limanı’nın dolgusu için sütunları denize dökülen Fethiye (Telmessos) antik tiyatrosu için umut ışığı doğdu. Daha önce pek çok kurum veya kuruluş tarafından restore edileceği söylenen fakat bir türlü gerçekleşmeyen restore çalışmasını Turizm ve Kültür Bakanlığı yapacak. Konuyla ilgili açıklama yapan Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Telmessos ve Amintas’ın 2011 mali yılı yatırım teklif programına alındığını duyurdu. Kurumdan yapılan yazılı açıklamada, Fethiye’nin önemli tarihi mekanlarından olan bu iki yerin ödenek nispetinde değerlendirmeye alınacağına dikkat çekildi.
İlçedeki sivil toplum kuruluşları ve odalar da Telmessos’un Fethiye’ye kazandırılması için gerekli takibatı yapacağını açıkladı. Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’ndan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer veriliyor: “Telmessos antik tiyatrosu ve Amintas Kaya Mezarları Fethiye’nin ve bölgenin önemli kültürel ve tarihi varlıklarıdır. Bu varlıkların korunması ve bölge ekonomisine kazandırılması konusunda Oda olarak ilgili bakanlık ve kurumlar nezdindeki girişimlerimiz meyvelerini vermiştir. Söz konusu kültür ve tarihi varlıkların, Kültür Bakanlığı’nın, 2011 Mali Yılı Yatırım Teklif Programında yer verdiği ve değerlendirmeye alınacağını bildirmesi sevindirici. Bizler Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası olarak sürecin takipçisi olacağız.”
Fethiye Müze Müdürü İbrahim Malkoç da ilçenin tarihi açısından büyük önem taşıyan Telmessos antik tiyatrosu’nun restorasyonunun mutlaka yapılması gerektiğini söylerken, yaşanan gelişmeleri olumlu bulduğunu söyledi. Yaşayan bir kentin içerisine yapılması nedeniyle dünyadaki tek örnek olan Telmessos Tiyatrosu’nun bu özelliğine dikkat çeken Müze Müdürü İbrahim Malkoç “1990 yılında Kültür Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alıp 1991 yılında Telmessos antik tiyatrosuna kurtarma kazısına başladık. Dört yıl süren kurtarma kazısı sonucunda bugünkü Telmessos antik tiyatrosunun bir kısmını gün ışığına çıkarmayı başardık. 1995 yılından sonra kaynak bulunamadığı için tiyatronun restorasyonu tamamlanamadı. Tiyatronun yaşayan bir kentin içerisinde olması, Fethiye’nin turizmdeki geleceğine katkısı olabilir düşüncesindeyiz. Tiyatronun bir an önce restorasyonunun bitirilerek hem turizme hem de Fethiye’deki kültürel amaçlı faaliyetlere sunulması gerekir. Tiyatronun rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleri tamamlanarak Muğla Koruma Kurulu tarafından onaylanmıştır.” dedi.
Ekim ayında Fethiye Müzesi’nin açılışı için ilçeye gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay burada yaptığı konuşmasında Telmessos antik tiyatrosunun biran evvel turizme kazandırılması gerektiğini ifade etmişti. Günay açıklamasında Telmessos’un 2011 yılında restore edileceğini de sözlerine eklemişti.
Erken Roma döneminde inşa edilen, MS 2. yüzyılda onarım geçiren Telmessos antik tiyatrosu, turizm kenti Fethiye’nin merkezinde bulunuyor. Bizans döneminde arena olarak kullanılan 6 bin kişi kapasiteli Fethiye antik tiyatrosu, Türkiye’nin denize yakın en eski tiyatrosu olma özelliğini taşıyor. Tiyatro, Fethiye’nin tarihine ışık tutan en önemli eserlerin başında gelmesine karşın ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle şimdilerde varoşların sığınağı haline geldi. 5 bin yıllık geçmişi bulunan Telmessos antik tiyatrosunun başına gelen tek gerçek ilgisizlik değil. 1960′lı yıllarda sütunları liman dolgu malzemesi olarak kullanılan bu tarihi mekan, 1990′lı yıllara kadar moloz yığınları altında kalmıştı. Hatta üzerine ev yapılarak kaybolması sağlanan Telmessos antik tiyatrosu, 1991 yılında yapılan kazı çalışmaları ile yeniden gün yüzüne çıkarılmıştı. Star Gündem, 11.01.2011 |
|
GIRNAVAZ HÖYÜĞÜ TARİHİ ESER KAÇAKÇILARININ GÖZBEBEĞİ
Tarihi Gırnavaz Höyüğü’nde kaçak kazı yapıldığı ortaya çıktı. İlçenin 4 kilometre kuzeyinde bulunan ve İslamiyeti ilk kabul eden cinlerin miri’nin mezarının bulunduğuna inanılan höyükte daha önce yapılan kazılarda çok sayıda tarihi eser bulunmuştu. Bunu bilen tarihi eser kaçakçıları gece vakitlerinde höyükte kaçak kazı yaptı.
Ne faili meçhul cinayetler aranıyor burada, ne de mühimmat… Mardin’in Nusaybin İlçesi'ndeki Gırnavaz Höyüğü’nde yapılan bu kazılar kaçak… Köy ise tarihi eser kaçakçılarının gözbebeği… Çünkü bu bölgenin yalnızca 4 kilometre kuzeyinde İslamiyet’i ilk kabul eden Cinlerin Miri’nin mezarının bulunduğuna inanılıyor ve yine bu bölgede daha önce yapılan kazılarda da çok sayıda tarihi eser bulunmuştu. Bundan haberdar olan tarihi eser kaçakçıları özellikle gece vakitlerinde gelerek kaçak kazı yapıyor.
Höyüğe gezi amaçlı giden gazetecilerle durum fark edildi. 2 metre derinliğinde 1 metre genişliğinde yeni kazılmış çukurlar vardı ancak çukurların kazılması için resmi bir izin yoktu.
Tarihi yapısı ve İslam inancı açısından önemli bir yeri bulunan Gırnavaz Höyüğü’ünde 1982 – 1991 yılları arasında kazı çalışmalarında bulunulmuştu. Kazılarda çok sayıda tarihi eser ortaya çıkmış, bulunan eserler bölge illerindeki müzelere gönderilmişti. Ancak 1992 yılında kazı yapan iki arkeologun faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi sonucu 18 yıldır bölgede kazı yapılmıyor. Kazılardan MÖ 7. yy ait çeşitli kap kacaklar çıkarken bölgenin Hurri – Mitannilerin başkenti olduğu iddia ediliyor. haberler.com, 11.01.2011 |
![]() |
170 BİN YILDIR GİYİNİĞİZ
ABD, Florida Üniversitesi’nden Dr. David Reed’in bitler üstünde yaptığı araştırmaya göre insanlar giyinmeye 170 bin yıl önce başladı. İlk giysilerin sağlam kalamadığı için arkeolojik kazılardan çıkmadığını, bu nedenle tam zamanın belirlenmesinin mümkün olmadığını söyleyen Reed, DNA diziliminden faydalandı. Giysi bitinin insanda görülen vücut bitinden genetik olarak ilk ne zaman ayrıldığını hesapladı. Çalışmaya göre insanlar vücut kılları olmadan ve çıplak halde uzun bir süre geçirdi, Afrika’dan göç ettikleri sırada giyinmeye başladı. Diğer parazitlerden farklı olarak bitler, uzun evrimsel periyotlar boyunca yaşayabiliyor. Radikal, 11.01.2011 |
|
40 DEVE YÜKÜ ALTINI ARIYORLAR
Beş kişi, geçen 23 Aralık’ta İpek Yolu’nun
geçtiğini ileri sürdükleri Yörücekler Barajı’nda
Balıkesir Müze Müdürlüğü’nde görevli arkeolog Tarkan
Özal ve jandarma eşliğinde kazı çalışmalarına
başladı. Sonbaharla birlikte kapakları açılan
barajdaki suyun boşalmasıyla birlikte kepçeyle
başlayan kazı çalışmalarında 17 gündür defineye
rastlanmadı. Sarp araziye tüm tehlikeleri göze
alarak traktörle Simav Çayı içinden geçerek gelen
defineciler, kazı çalışmalarını sürdürürken, meraklı
köylüler de izlemek için bölgeye akın ediyor. Radikal, Haber: Hüseyin Emcan, 11.01.2011 |
|
|
TABLONUN SIRLARI AÇIĞA ÇIKIYOR
Dünyaca ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa tablosuna dair bir sırrın daha çözüldüğü öne sürüldü.
İtalyan sanat tarihçisi Carla Glori, Mona Lisa'nın sol omzunun arka tarafından görünen üç kemerli köprünün İtalya'nın kuzeyindeki Piacenza'nın güneyinde bulunan Bobbio adlı köye bir gönderme olduğunu iddia etti. Glori ayrıca, 'Mona Lisa'daki kadının, Babbio köprüsünün bulunduğu bölgenin kontrolünü elinde tutan Ludovico il Moro'nun kızı Bianca Giovanna Sforza olduğunu açıkladı. Glori bu teorisini Mona Lisa'nın gözlerine gizlenmiş 'S' ve 'G' harflerine dayandırdı. Akşam, 11.01.2011 |
DÜNYANIN BUGÜNE KADAR BİLİNEN EN ESKİ ŞARAP İMALATHANESİ ERMENİSTAN'DA ORTAYA ÇIKARILDI
Dünyanın bugüne kadar bilinen en eski şarap imalathanesi, Ermenistan'da ortaya çıkarıldı.
Cnn Türk, Fotoğraf: Gregory Areshian, 11.01.2011 |
![]() |
KARAMAN'IN GİZLİ YERALTI YERLEŞİMİ
Hürriyet Seyahat, Haber: Yıldırım Güngör, 10.01.2011 |
|
|
TARİHİ ESER OPERASYONU
Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince yapılan çalışmalarda, A.C.K. isimli şahsın elinde bulunan tarihi eserleri yurt dışına çıkaracağı bilgisine ulaşılması üzerine şüpheli şahsın işyerine operasyon düzenlendi. Yapılan operasyonda farklı dönemlere ait, farklı hammaddelerden mamul, farklı boyutlarda yüzük, sikke, taş mühür, çömlek, kolye başlığı, deri kitap kılıfı, Arapça yazılı belge, cam vazo, hayvan heykelciği, metal kulp, metal çan, pipo başlığı, kandil, taş kolye, insan figürü, mızrak ucu, metal iğne, metal bilezik, metal barut kabı ve objeler olmak üzere toplam 312 adet eser ele geçirildi. Gözaltına alınan A.C.K. Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemlerinin ardından çıkarıldığı adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi. Gaziantep 27 Gazetesi, 11.01.2011 |
OSMANLI'NIN KAMERA ARKASI
Osmanlı’da portre
fotoğrafları ve fotoğraf albümlerine verilen önemi,
hanedanın, özellikle sürgün yıllarında, imzalı ve
ithaflı portrelerini karşılıklı hediye etme
geleneğini uzun yıllar boyunca sürdürmelerinden
anlıyoruz. Küratör Öztuncay’ın anlattığına göre,
donanma cemiyeti adına düzenlenen bir piyangoda en
büyük ikramiye yine portre fotoğraflarıymış. Hürriyet, Haber: Ezgi Atabilen, 10.01.2011 |
|
İNSANLIK ANITI YIKILACAK Hürriyet, 09.01.2011
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay Başbakan
Erdoğan’ın ucube’ye benzettiği ve yıkılması yönünde
talimat verdiği Kars’taki İnsanlık Anıtı’na ilişkin
açıklamada bulundu. Günay şöyle konuştu: Başbakan, bunları bir an önce iyileştirmeye çalışın dedi. Türbe ve çevresindeki külliyeye gittiğimizde de, kapıda durdum ve gecekonduları gösterdim. Belediye başkanı, valiyi, vakıflar müdürünü hepimizi bir araya toplayıp, bu sorunu ne zaman çözeceksiniz? Bir an önce kamulaştıracak mısınız? Ne yapacaksanız yapın bunları kaldırın dedi. Meydanda da yine o tarihi ortamla bağdaşmayan yapıların kaldırılmasını istedi.
Heykelle ilgili tartışma ayrı bir tartışmadır.
Uzun bir zamandan beri sürüyor. 2006’da kurullardan
izin alınarak bir anıt yapılmaya başlanmış,
2008-2009’da sit bölgesi olduğu için itirazlar
yapılmış ve 2006’da olur diyen kurul 2008’de olmaz
demiş. Kurulların bir özensizliği burada gündemde.
Biz Türkiye’de ve dünyada ayrışmayı değil
birleşmeyi savunuyoruz. Tema doğru bir tema. Ama yer
seçimi konusunda dokuyla bağdaşması ve sit bölgesi
olmasıyla bir tartışma var.
Bir daha söylüyorum. Tamamlandığı zaman kompozisyon. Ben maketini de gördüm. Anlatıldı. Toplum olarak insanların ayrılmasının, acıya sebebiyet verebileceğini anlatmaya çalışıyor. O açıdan barışı anlatmaya çalışıyor. Ama bitmemiş henüz, o yüzden karkas halinde. Bir çözüm, sanatçı, kurumlar ve belediye arasında bir çözüm elbette bulacağız. Başbakan, orada çok sayıda çirkin yapıları işaret etti.
Eski Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu'nun girişimleriyle ünlü heykeltraş Mehmet Aksoy tarafından yapılan 'İnsanlık Anıtı' 2009 yılında Üçler Mahallesi’ndeki tepeye dikildi. 35 metre yüksekliğinde ve 350 ton ağırlığındaki anıt, Naif Alibeyoğlu'nun belediye başkanlığını kaybetmesinden sonra tartışmalara neden oldu.
Yeni belediye başkanı Nevzat Bozkuş anıtı yıkmak çeşitli girişimler başlattı. Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, anıtı sit alanına yapıldığı, yapı ruhsatı bulunmadığı ve hazine arazisinde olduğu için yıkmak istediklerini söyledi.
Başvurularının Anıtlar Kurulu'nda olduğunu söyleyen belediye başkanı Kurul'un kararı ellerine ulaştığını 'İnsanlık Anıtı'nı yıkacaklarını vurguladı.
Başbakan Erdoğan'ın da çirkin bulduğu ve 'ucube' olarak nitelediği anıtın çevresi mezbelelik halinde.. Aslında anıt bittiğinde ve çevre düzenlemesi tamamlandığında ortaya şık bir eser çıkacak. Kültür Bakanı Günay da aynı noktaya dikkat çekti. ve anıtın henüz tamamlanmadığını, tamamlanmadığı içinde görünümün tartışma yarattığını vurguladı.
Hürriyet, 10.01.2011
Erdoğan, kendine hiç yakışmayan bir söz söyledi.
Önce hikayeyi özetleyeyim.
Aşağıda, anıtın yapıldığı kadarının fotoğrafını
göreceksiniz, ben çok sevdim, yıkılmadan gidip
görmek istiyorum. Sanat eserini beğenenler kadar
çirkin bulup beğenmeyenler de olur. Başbakan da
beğenmeyenler arasındaymış!
Radikal, Yazı: Tarhan Erdem, 10.01.2011
Radikal Hayat, Haber: Şenay Aydemir, 10.01.2011
Mehmet
Aksoy, iyi bir heykeltıraştır.
Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 11.01.2011
Heykel ve resim denildiğinde, bire bir yaşadığım iki olay var. 1974’te CHP-MSP koalisyonu sırasında, İstanbul
Karaköy’e konulan “Güzel İstanbul”
heykelini, hükümetin MSP kanadı
“müstehcen” buluyor. Koalisyonu sarsan
tartışmalara neden olan heykel, MSP’nin
baskısıyla, Başbakan Ecevit’e rağmen
kaldırılıyor.
Hürriyet, Yazı: Yalçın Doğan, 11.01.2011
2- Neden durdu?
3- Anıt ne anlatıyor?
4- Neden tepki çekiyor? Eseri
hakkında ‘Bunun biri Ermeni, kendini
kasıyor. Diğeri ise Türk de elini
uzatmış, ezik büzük özür diliyor.
Gözyaşları da Ermenilerin sevinç
gözyaşları' diye kahve falı bakar gibi
yorumlar yapıldığını belirten
heykeltıraş Aksoy, "Şimdiki Kars
Belediye Başkanı bir falcı dükkanı
açsın. Daha önceki belediye başkanı ne
yaptıysa karşı. Heykelden anlamazsın,
bilmezsin. Kahve falı bakar gibi neden
yorumluyorsun?
5- Anıt taşınabilir mi?
6- Şimdi ne olacak? Radikal, Haber: Serkan Ocak, 11.01.2011
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kars’taki tamamlanmamış İnsanlık Anıtı heykeline “ucube” dediği iddiasıyla başlayan tartışmada buzları eritmeye niyetli. “Başbakan gecekondulardan bahsetti” diyen Günay, “Biz hiç kimsenin emeğini yıktırmayız” sözleriyle de heykeltıraş Mehmet Aksoy’a destek verdi.
CER Modern’de
gazetecilerle sohbet eden Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın Kars’taki İnsanlık
Anıtı heykeline “ucube” dediği
iddiasıyla başlayan tartışmayla ilgili
görüşlerini dile getirdi. Erdoğan’ın
Kars gezisi boyunca yanında olduğunu
vurgulayarak, şöyle konuştu:
Dış politikadaki
eksen kaymaları ile ilgili tartışmaları
bir yana bırakalım.
Hürriyet, Yazı: Tufan Türenç, 12.01.2011
1960’larda Fransa
Devlet Başkanı olan General Charles de
Gaulle ile Kültür Bakanı büyük yazar
André Malraux birlikte bir müze
ziyaretine gitmişler. Resmi bir iş.
Birlikte müzenin resim bölümünü
geziyorlar. General de Gaulle, André
Malraux’nun kulağına eğilip: General Charles de Gaulle’ün
karikatürü Picasso’nun soyut resimleri
gibi çizilir(di). Charles de Gaulle ile
André Malraux arasındaki geçtiği iddia
edilen konuşma kuşkusuz yakıştırma.
General de Gaulle’ün konuşma tarzı ve
yazısı yüksek bir üsluba sahipti.
Fransız sanatçılarına ve yazarlarına
karşı derin bir saygısı vardı. 68
olayları sırasında, Jean Paul Sartre’ı
tutuklamaya kalkışan bir savcıyı ya da
bakanı şöyle uyarması pek ünlüdür:
İktidar ileri gelenleri ve goygoycuları ve belki yeni Kars Belediye Başkanı bilmiyordurlar ama söz konusu heykeli yapan Mehmet Aksoy sadece Türkiye’de değil bütün dünyada günümüzün en büyük heykeltıraşlarından biridir. Heykeli tıraş edene değil, heykeli yontarak yapan kimseye heykeltıraş denir. Ismarlayan ve yaptıran Kars Belediyesi olsa bile, heykeltıraşın emeğinin karşılığını para olarak Mehmet Aksoy’a ödenmiş olsa bile, heykelin ebedi telif hakları Mehmet Aksoy’a aittir. Park yapmak bahanesiyle olsa bile o heykeli kimse yıkamaz. Birisi gelip tamamlayıncaya kadar bu haliyle yarım kalır.
Hürriyet, Yazı: Özdemir İnce, 12.01.2011
Harem marem yoktu...
Şaka bir yana, ecdatmış haremmiş filan değildir sorun... Ahali bunlara oy verince, vezir, aynı ahali bunların beğenmediği diziyi seyredince, rezil... Budur.
Hürriyet, Yazı: Yılmaz Özdil, 12.01.2011
Sanat eserleri konusunda belirli bir felsefenin savunucusu olmak yerine kendi zevklerinin koruyucusu olan bir millet olmamızdan dolayı, beğenmediğimiz eserlere 'tükürürüm ben böyle sanata', 'ben daha iyisini yaparım', 'ucube bunlar' gibi tepkiler göstermemiz son derece sıradan bir durum. Üstelik konu heykel olunca aklımıza sadece Atatürk büstleri ve heykelleri geldiği için alternatif temalara karşı da bir alerjimiz var. Konu barış, sevgi, aşk, özgürlük gibi konular oldu mu, işi rayından çıkartmak çok daha kolay.
Konu özgürlükse 'nasıl yani anarşist falan mısın?'; konu barış ise 'toplumu askerlikten soğutmak mı istiyorsun'; aşk ise 'vay namussuz, çocuklarımıza kötü örnek oluyor' türünden ittirmeler kaçınılmaz. Ne yaparsanız yapın, bir kötücül ilhamlar denizinde yüzerken, eliniz ister istemez Atatürk heykelinden başka bir şey yapamaz hale geliyor. Onda da yeterince yakışıklı yapmamışsın, boyu kısa olmuş, bakışları sert kaçmış, basitleştirmişsin gibi tepkiler kapıda bekliyor. Kısaca zor zanaat Türkiye'de heykeltıraş olmak.
Kars Belediyesi'nce 2006 yılında başlatılan 'İnsanlık Anıtı' da benzer tepkilerden henüz tamamlanmaya fırsat bulamadan nasibini aldı. Başbakanımızın 'ucube' olarak nitelendirdiği rivayeti dolaşan (bu ifade reddedildi) heykelin başına neler geleceğini hep birlikte göreceğiz. Hem Erivan hem de Iğdır'daki soykırım anıtlarına bir alternatif olarak yapılması planlanan heykelin, kendi anısına bir heykel dikilmesi daha mümkün görünüyor şu sıralar.
Söylenmediği halde söylendiği söylenen ucube lafı yüzünden heykelin gündeme gelmesi heykelin akıbetini hızlandıracak gibi. Eserin mimarı Mehmet Aksoy yapmak istediğini 'karşı karşıya savaş hazırlığı içinde askere benzeyen iki adam tahayyül ettim. Üstlerinde ölüm kokusu, aralarındaki boşlukta mezar çağrışımı var. Gözyaşı ve suyu hayatın devamlılığını anlatmak için kullanıyorum' (Radikal gazetesinden) diyor.
Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay'a göre tartışma daha çok eserin niteliğine değil, konumlandığı yere ilişkin. Bir garnizon tabya kalıntısının üzerinde yapılmış olan heykelin başlangıcından beri tartışmalı olduğunu ve belediyenin kendisine ait olmayan bir yere bu eseri yapma iznini verdiğini söylüyor. Yoksa temanın da temanın işleniş biçiminin de değerli olduğu konusunda hemfikir.
Aslında heykel daha bitmeden kendi markasını yaratmış ve bir turizm potansiyeli oluşturmuş durumda. Heykelin bir adı da var artık, 'ucube'. Siyaseten, sanatsal açıdan ve tematik bakımdan öngörülemeyecek şöhrete kavuşmuş bir eserden söz ediyoruz. Bana kalırsa tamamlanmadan eksik bırakılıp, çevresinin temizlenmesi ve şu an oluşmuş hikayesi içerisinde 'eksik ucube' olarak varlığını sürdürmesi çok şık olabilir.
Heykeltıraş Mehmet Aksoy ise zaten çok kıymetli bir sanatkar olmasının yanı sıra içine tükürülmeye çalışılan (Melih Gökçek tarafından) ve henüz bitmeden spekülasyonlara konu olan heykelleri ile bir süredir sanat dünyasındaki konumunu farklı bir perspektiften de güçlendiriyor. Kendisinden daha da ucubik eserler bekliyoruz.
Akşam, Yazı: Deniz Ülke Arıboğan, 12.01.2011 Radikal, Haber: Serkan Ocak, 12.01.2011
Kars’taki heykel
tartışmasına, “Ucubeyi heykel için
söyledim” diyerek son noktayı koyan
Erdoğan, Yargıtay’ın dosya yükü şikayeti
içinse Mecelle’den örnek verdi ve
“Ehemmi mühimme tercih olunmalı” dedi.
Erdoğan sorularımıza şu yanıtları verdi:
Hürriyet, Haber: Enis Berberoğlu, 13.01.2011
Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın Kars ziyaretinde,
henüz bitmeyen 35 metrelik İnsanlık
Anıtı için, “Ucube” demesinin ardından
basın toplantısı düzenlendi.
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği
Türkiye Ulusal Komitesi öncülüğünde
düzenlenen basın toplantısına,
CHP
İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek,
Bedri Baykam, Muazzez İlmiye Çığ, Tarık
Akan, Rutkay Aziz ile Ataol
Behramoğlu’nun yanı sıra çok sayıda
sanatçı katıldı. Ortak metni okuyan
Baykam, “Toplumda herkes, bir yapıtı
daha az ya da daha çok beğenebilir;
sevebilir, sevmeyebilir. Ama bunların
hiçbiri, bir eseri ortadan kaldırmak ve
ona resmi ağızdan hakaret etmek için
gerekçe olamaz” dedi. Mehmet Aksoy,
heykelin, Sarıkamış’ta, Çanakkale’deki
şehitlerin barış arzularını, ruhlarını
göğe yükselttiğini belirterek, “Heykel
1500 ton ağırlığında. C4 veya dinamitle
patlatılabilir. Yıkılırsa Taliban’ın
Buda heykellerini yıkmasından farksız
olur. En iyisi beni bırakın da heykelimi
tamamlayayım. Bana, heykele ve barışa
sahip çıkın” diye konuştu. Aksoy,
“Başbakan farıcıma (keklik yavrusu)
ucube dedi. Halbuki müsaade etselerdi,
kanadını, tüyünü düzüp keklik olacaktı.
Başbakan onun keklik olacağını göremedi”
dedi. Hürriyet, haber: İsmail Aktaş, 13.01.2011
2004 yılında AKP'den belediye başkanı seçilen ve 2008'de CHP'ye geçen Alibeyoğlu, İnsanlık Anıtı'nı, Soykırım Anıtları'na karşı barış mesajı vermek için yaptırdığını söyledi. Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun, 2007 yılında heykele izin verdiğini, aynı kurulun 2009'da ise heykelin yapımını durdurduğunu hatırlatan Alibeyoğlu, anıtın bulunduğu yerden kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin nihai kararın Anıtlar Yüksek Kurulu'nca verileceğini söyledi. Alibeyoğlu, 'Sayın Başbakan, Yüksek Kurul'un kararını beklemeden açıklama yapmamalıydı. Başbakan'ın anıtın yıkılması yönündeki açıklamaları doğru değil' dedi. Alibeyoğlu, Başbakan Erdoğan'ın dün gazetelere yansıyan 'Anıt, Seyyid Hasan El Harakani Camii ve Türbesi'ni gölgeliyor' sözlerine ise şöyle karşılık verdi: 'Söz konusu camiinin çevresini ben düzenlettim. Anıt'ın camiyi gölgeleme şansı yok. Zaten camiyle anıt arasında yaklaşık 2 kilometre mesafe var.' Akşam, Haber: Doruk Çakar, 14.01.2011
Başbakan Erdoğan’ın “ucube” deyip
kaldırılmasını istediği Kars’taki
İnsanlık Anıtı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu ile korunuyor. Heykeltıraş Aksoy
da Başbakan’ın aksine heykelle ilgili
yıkım değil koruma kararı olduğunu
söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın
geçmişte de kaldırmak istediği bazı
heykellere Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’ndaki koruma maddesi nedeniyle
dokunamadığı ortaya çıktı. Bakan
Ertuğrul Günay göreve başladığı
dönemde Atatürk’e benzemeyen heykelleri
kaldıracağını açıklayarak, çalışmalara
SSK Genel Müdürlüğü önündeki eserle
başlamak istedi. Ancak Günay “Eser
sahibinin hakları nedeniyle sıkıntı
çekiyoruz” diyerek amacını
gerçekleştiremedi. Çanakkale’de Mecidiye
Tabyası’ndaki “Tarihi hata var”
denilerek kaldırılan ve
Ankara’da Güzel Sanatlar Genel
Müdürlüğü’nün bahçesine yerleştirilen
heykeltıraş Hüseyin Anka Özkan’a ait
“Topçu Seyit Onbaşı” heykeli de
Bakanlığın başını ağrıttı. Heykeltıraşın
çocukları dava açacaklarını söyleyince
Bakanlık, eseri eski yerine koymak
zorunda kaldı.
KANUN NE DİYOR Sanatçıları eserlerinin korunmasında güçlü kılan “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu”nun 16’ncı maddesi şu hükmü içeriyor: “Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz. Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arz eden, çoğaltan, yayımlıyan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil veya yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir. Eser sahibi, kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri men edebilir.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İnsanlık Anıtı’nın yıkımı konusunda Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın “Başbakan heykele değil çevresindeki binalara ucube dedi” yorumuna atıfta bulunarak “Merak ettiğim Kültür Bakanı ne yapacak” diye sordu.
Eser sahibi Mehmet Aksoy da Erzurum
Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun
son kararının heykelin yapımı yönünde
olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 14.01.2011
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kars’ta bulunan İnsanlık Anıtı ile ilgili başlayan "ucube" tartışmasına ilişkin basın önünde görüşlerini paylaşmak istemediğini söyledi.
Günay, "Hükümetin bir üyesi olarak Sayın Başbakan ile basın önünde görüş paylaşmam. Görüşlerimi Sayın Başbakana bizzat sunmak isterim" dedi.
Bakan Günay, Türkiye-Suriye ortak Turizm Komisyonu’nun çalışmalarına başkanlık etmek üzere Şam’da bulunuyor. Hürriyet, 14.01.2011
Bir
başbakan, bir sanat eserini, örneğin bir
resmi ya da heykeli hiç beğenmeyebilir.
Beğenmek gibi bir mecburiyeti yoktur.
Bu soruya vereceğimiz yanıt, o ülkede demokrasinin niteliği hakkında da bize çok şey söyleyecektir.
Karşımıza çıkan örnek olayda Başbakan’ın beğenisinin, estetik anlayışının her şeyin üstünde olduğunu görüyoruz.
Aslında Kars’ta karşımıza çıkan tablo hiç şaşırtıcı değildir. Bu tablo, olsa olsa Başbakan’ın bu şekildeki müdahil eğilimlerinin, otoriter mizacının güçlenerek kendini tekrarladığı bir zihniyet kalıbının yalnızca yeni bir tezahüründen ibarettir.
Hürriyet, Yazı: Sedat Ergin, 14.01.2011
‘İnsanlık Anıtı’na ‘ucube’ diyen ve yıkılmasını isteyen Başbakan Erdoğan’a tepkiler dinmek bilmiyor. Aydın Çubukçu, Cengiz Bektaş, Erkan Can, Sennur Sezer, Settar Tanrıöğen, Derya Alabora, Meral Okay ve Mehmet Güleryüz’ün bulunduğu bir çok aydın ve sanatçının çağrısıyla bir araya gelen sanatçı ve aydınlar, TRT’nin Tepebaşında bulunan binasının önündeki bekçi kulübesinin hemen arkasına atılmış heykellerin önünde açıklama yaptılar. Bulundukları yeri ‘Heykel Çöplüğü’ olarak nitelendiren sanatçı ve aydınlar, AKP hükümetinin kültür politikalarını protesto etti.
Aralarında Erkan Can, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Settar Tanrıöğen, Önder Çakar ve Şebnem Sönmez gibi isimlerin bulunduğu sanatçı ve aydınlar, Heykeltraş Atilla Onaran’ın Odakule’de bulunan Göktaşı Heykeli önünde bir araya geldi. Buradan TRT binası önünde bulunan ‘Heykel Çöplüğü’ne kadar yürüyen aydın ve sanatçılar, AKP Hükümetinin sanatçıya özgürlük, sanata da yaşam hakkı tanımadığını belirttiler.
Daha sonra basın açıklamasını Evrensel Kültür Dergisi Yazı İşleri Müdürü Nuray Sancar okudu. AKP Hükümetinin iktidara geldiğinden bu yana milliyetçi, muhafazakar, çağ dışı bir kültür politikası izlediğine dikkat çeken Sancar, bir uygarlık beşiği olan Anadolu’nun kültürel çeşitliliklerini hatırlatan ve yansıtan eserlere barbarca saldırdığını ifade etti. Hiçbir başbakanın bir sanat eserine müdahale etme hakkına, sanat eserinin ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahip olmadığına dikkat çeken Sancar, “Kitap yaktıran, heykel kırdıran, tablo parçalayan, sinema ve tiyatro yasaklayan gerici ve faşist zihniyetin insanlık tarihine yaşattıkları hatırlanmalı ve bu kaygı verici gelişmelere son verilmelidir” dedi. Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında AKM’nin kapatılması, Emek Sinemasının yıkılmaya çalışılması ile biriken tepkinin heykel saldırısıyla had safhaya ulaştığını belirten Sancar, Başbakanın sözlerini geri alarak, sanatçılardan ve halktan özür dilemesini istedi.
Kültür Sanat-Sen de yaptığı açıklamayla, Başbakan Erdoğan’ın Mehmet Aksoy’un heykeline “ucube” demesini kınadı. Erdoğan’ın sözlerini eleştiren Kültür Sanat-Sen “Bu tutum, sanata ve sanatçılara karşı sürekli haddini aşan ifadelerde bulunan hükümetin son marifetidir” dedi. Kültür Sanat-Sen Genel Merkezinden yapılan yazılı açıklamada, Mehmet Aksoy bir başka heykeline de AKP’li Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “Böyle sanatın içine tükürürüm” dediği hatırlatıldı. Açıklamada, bir yandan kültürel mirasın AKP tarafından yok edildiği, diğer bir yandan ise “Türk İslam sentezci” bakış açısıyla kültürel çalışmalara fonlar harcandığı belirtildi. Evrensel, 14.01.2011
Türkiye'deki heykel tartışmalarını
sayfalarına taşıyan Economist dergisi,
"Erdoğan rahatsızlığının tamamen estetik
olduğunu savundu. Ancak bazıları,
Başbakan'ın seçimler öncesinde
milliyetçi duygulara hitap etmeye
çalıştığını düşünüyor" yorumunu yaptı. Vatan, 14.01.2011 |
|
AFİFE HATUN TEKKESİ KADIN DAYANIŞMA MERKEZİ OLUYOR
Eyüp Belediyesi ilçedeki tarihi yapıları restore ederek gelecek nesillere tekrar kazandırmaya devam ediyor.
Cafar Paşa Medresesi, Sertarikzade Kültür Merkezi ve Kara Süleymanoğlu Tekkesi'nin restorasyon çalışmalarının ardından Afife Hatun Tekkesi de restore edilerek vatandaşların hizmetine sunulacak. 1844 yılında türbe olarak yapılan ve 1850-1900 yıllarında tekke olarak hizmet veren Afife Hatun Tekkesi'nin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri Eyüp Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü'nce hazırlandı ve çalışmalara başlandı. Yıllardır harabe olarak duran yapı, yapılan restorasyon çalışmaları sonunda tamamlanınca Eyüp Belediyesi Kadın Danışma Merkezi olacak. Merkezde, hanımlar uzmanlara sorunlarını danışabilecek, düzenlenecek etkinliklere ve Belediye'nin hayata geçireceği projelere katılabilecek. Zaman, 09.01.2011 |
![]() |
HARUN REŞİT KALESİ TURİZME KAZANDIRILACAK
Abbasi Halifesi Harun Reşit'in uçbeyi Faraç Bey tarafından 8. yüzyılda Harun Reşit adına yaptırılan Osmaniye'nin Düziçi İlçesindeki kalenin restorasyon çalışmalarının ay sonunda tamamlanarak turizme kazandırılacağı bildirildi.
Düziçi Kaymakamı Nevzat Şengök, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Kaleler Şehri'' olarak bilinen Osmaniye sınırlarında bulunan Harun Reşit Kalesi'nin restorasyon çalışmalarına, geçen yıl Ocak ayında Adana Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü ile Osmaniye Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından başlandığını anımsattı.
Kalenin bu ay sonunda onarım ve çevre düzenlemesinin tamamlanarak turizme hizmet vermeye başlayacağını belirten Şengök, Harun Reşit Kalesi'nin Düziçi'nin sembollerinden birisi olduğunu ifade etti.
Şengök, yıllardır kaderine terk edilen ve çok fazla ziyaret edilmeyen kalenin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla restorasyon ve iyileştirme çalışmalarının tamamlanacak olmasından büyük sevinç duyduklarını belirterek, ''Çalışmaların müteahhit firma tarafından bu ay sonunda bitirilmesi planlanıyor. Restorasyon bittiğinde kale yeni çehresinde ziyaretçilere açılacak'' dedi.
Düziçi Belediyesi'nin de Kültür ve Turizm Bakanlığına sunduğu proje kapsamında Kurtbeyoğlu Mahallesinden kaleye kadar olan yolda düzenleme çalışması yapacağını anlatan Şengök, şöyle konuştu: ''Restorasyon ve yol tamamlandığında ziyaretçiler kaleye rahatça ulaşıp gezip görebilecek. Yüksek bir tepede bulunan ve Osmaniye'deki 26 kaleden biri olan Harun Reşit Kalesi'ne çıkan ziyaretçiler, ilçeyi ve çevresini kuş bakışı izleyip güzel anılarla buradan ayrılacak. Bu tür restorasyon çalışmaları tarihi yapıların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına önemli çalışmalar. Harun Reşit Kalesi gibi ülkemizde bulunan tüm tarihi yapıların onarılması, korunması ve tanıtımına katkı sağlayanlara teşekkür ediyorum.''
Düziçi Belediye Başkanı Ökkeş Namlı da belediye olarak Harun Reşit Kalesi'nin restorasyonunun ilçeye önemli katkı sağlayacağını söyled. Kaleye giden yolda gerekli çalışmaların yapılacağını kaydeden Namlı, ''Haruniye Merkez Mahallesi'nden itibaren istimlak ve yol genişletme çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı'na proje sunduk. Proje olumlu görüldüğü zaman kısa sürede kale ile beraber yolunu da açmış olacağız'' dedi.
Düziçi kent merkezine 3 kilometre mesafede bulunan kalenin restorasyonunu yapan şirket yetkilisi Ömer Gülsüm de geçen yıl 5 Mart'ta başlayan çalışmaların planlanan sürede bitirileceğini söyledi. Gülsüm, kaleye 500 metre kala yaya yolu girişinde 12 araçlık bir oto park, 500 metre yaya yolu, yaya yolu kenarında 11 kamelya, 6 oturma grubu, tuvalet ve kafeterya bulunduğunu kaydetti. Zaman, 09.01.2011 |
|
AYASOFYA VE TOPKAPI MÜZESİ'NE ELEKTRONİK EMANET SİSTEMİ
Türkiye'de en çok ziyaretçi çeken Ayasofya ve Topkapı müzelerinin girişine 'elektronik emanet sistemi' takılıyor. Sistem, turistlerin yanlarında bulundurdukları eşyaları güvenli bir yere bırakarak ziyaretlerini daha rahat bir şekilde yapabilmesini amaçlıyor.
Her iki mekanın büyüklüğü ve görülecek çok şeyin bulunması sebebi ile gezilmesi uzun sürüyor. Bu süre zarfında çoğunlukla ağır eşyalarla gezen turistler gezilerini erken bitirmek zorunda kalıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu aksaklığın önüne geçmek için 'elektronik emanet sistemi' tedbiri getiriyor. Söz konusu çalışma için bakanlık ihaleye çıkıyor. 25 Ocak'ta Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü'nde gerçekleşecek ihaleyi kazanacak olan firma, tarihi mekanların girişine, mekanların ruhuna aykırı olmayan, Koruma Kurulu onaylı, elektronik emanet sistemi kuracak. Turistler gezileri esnasında kendilerine yük olmasını istemedikleri eşyalarını, belirli bir para miktarı karşılığında kiralayacak. Kendilerine birer anahtar verilecek. Gezi bitiminde eşyalarını alarak, anahtarı teslim edecek. Küçük dolaplardan oluşan sistemin kullanımı için Türkçe, İngilizce, Almanca, İspanyolca olarak kılavuzlar basılacak. Dolapların boyutları küçük, orta, büyük ebat olarak belirlenecek. Kira bedeli, kullanılan süreye göre belirlenecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ihaleyi alacak şirketin ilk yıl için turistlerden alacağı ücreti şöyle belirledi: Topkapı Sarayı Müzesi; ilk 3 saat için 5 TL iken, ilave her saat için 1 TL, Ayasofya Müzesi; ilk 3 saat için 5 TL iken ilave her saat için 1 TL.
Turistin emanet dolabına bıraktığı eşya en fazla 3 gün süre ile dolapta tutulacak. Bu süre sonunda, emanetin geri alınmadığının tespiti halinde, eşya dolaptan çıkarılacak. 1 yıl süre ile başka bir yerde muhafaza edilecek. Turist, bir yıl içinde unuttuğu eşyayı almak için başvurursa, eşyasını geri alabilecek ancak turiste para cezası uygulanabilecek. Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 09.01.2011 |
|
MARDİN'İN BİN YILLIK TARİHİ SURLARI RESTORE EDİLİYOR
Yedi bin yıllık tarihi geçmişi ile farklı din ve dilleri ile hoşgörü kenti olan Mardin'in bin yıllık tarihi surları restore ediliyor. Tarihî Kenti UNESCO'ya hazırlamak için 2009 yılında valilik ve belediye tarafından hazırlanan Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında devam eden restorasyonda beton binalar tek tek yıkılıyor. Projede yıkılacak bin 500 beton evin sahiplerine TOKİ tarafından Yenişehir semtinde bin 700 konut yapılacak. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından geçtiğimiz aylarda proje için ihale yapıldı. Önümüzdeki aydan itibaren konutların inşaatının başlayacağı belirtiliyor. Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde şu ana kadar 22 binanın yıkıldığını belirten Mardin Valisi Hasan Duruer, "Yeni yol boyunca şehrin etrafını saran eski surları ortaya çıkarmak istiyoruz. Surların üzerinde kurulan beton binalar yıkıldıktan sonra surlar ortaya çıkacak. Surların tarihi kimliği var. Bu kimliği korumak istiyoruz." diyor. Mardin Belediye Başkanı Beşir Ayanoğlu ise Mardin'i UNESCO'ya hazırladıklarını söylüyor. Başkan Ayanoğlu, proje kapsamında 2007 yılında tarihi evlerin rölöve çalışmalarını başlattıklarını anlatıyor. Ayanoğlu şöyle devam ediyor: "Bu yıl içinde birinci cadde ıslahı için çalışmalarımız başlıyor. Altyapı ve su şebekesinin değişmesi için projeler hazırladık. Avrupa Birliği, tarihi kentteki restorasyon ve projelerin hayata geçirilmesi için 8 milyon Euro hibe etti. 7 bin yıllık tarihi geçmişi bulunan ve birçok medeniyetlere ev sahipliği yapan Mardin'i koruma altına almak için büyük çaba sarf ediyoruz." Zaman, Haber: Şeyhmus Edis, 09.01.2011 |
|
SATILIK SARAYA DEVLETTEN BÜTÇE YOK
Eminönü Eski Belediye Başkanı Tahir Aktaş'ın
sahibi olduğu arazide bulunan Magnaura Sarayı
ortada kaldı. Sultanahmet, Akbıyık caddesindeki
arazi, 1992'de Aktaş tarafından üzerindeki
fabrikayla birlikte satın alındı. Yapılan kazı
sırasında ise MÖ 324-337 yılları arasında
Bizans İmparatoru 1. Konstantin'in elçileri
kabul edip toplantılar düzenlediği 'Magnaura'
tüm ihtişamıyla ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yazıştığı Fatih Belediyesi eserin 'şahıs malı' olması ve bütçe yetersizliği nedeniyle herhangi bir tasarrufta bulunmama kararı aldı. Böylece saray ortada kaldı. Bakan Ertuğrul Günay'ın Magnaura ile yakından ilgilendiği öğrenilirken talipliler arasında, düğün salonu, restoran, bar ve butik otel yapmak isteyenler ağırlıktaydı. Hatta saray ile Vatikan'ın bile ilgilendiği söylentileri çıktı. Ancak beklenen olmadı. 1995'te başlatılan çalışma sonrası sarayın detaylarının ortaya çıkmasının ardından restorasyon çalışmaları başladı. Bu aşamada Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Aktaş'a kötü bir haber geldi. Kurul, işlemi 'genişletilerek kurul kararına aykırı davranıldığı' gerekçesi ile durduruldu. Bu arada Aktaş, Magnaura'yı 12 milyon euro bedelle satılığa çıkardı.
Habertürk, Haber: Bülent Şanlıkan, 09.01.2011 |
|
SÜLEYMANİYE'YE TARİHİ GÖREV
Kütüphane, başkanlığın faaliyete geçmesiyle yeniden restore edilerek gün yüzüne çıkacak, tıp, coğrafya, kimya, hijyen, tefsir, din bilimleri, divan ve edebiyat türündeki eserlerle, bilimin ışığını dünyaya yayacak. Kütüphane Müdürü Emir Eş, TCDD, nüfus müdürlükleri, Tapu İdaresi, Genelkurmay, Harp Akademileri ve Cumhurbaşkanlığı’nın, ellerindeki kitaplarla, defterlerin onarımı için Süleymaniye Kütüphanesi’ne başvurduğunu belirtti.
Türkiye’de, kağıt restorasyonu konusunda,
Süleymaniye’den başka daha çaplı bir kuruluş
olmadığını söyleyen Eş, gelen talepleri
karşılayamadıklarından dolayı, ihtiyaçlarını ilgili
müsteşarlığa ilettiklerini ifade etti.
Emir Eş, şöyle devam etti: "Başkanlığın kurulmasıyla merkez teşkilatta 200 civarında bir personelle bu hizmetler yürütülecek. Taşra teşkilatında ise 166 personel görev yapacak. İstanbul, Ankara ve Konya’da olmak üzere 3 bölge müdürlüğü kurulacak. Merkez İstanbul olmak üzere hizmetin tamamı Anadolu’ya yayılacak."
Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü Emir Eş, kütüphanenin 1557’den 1918’e kadar olan süreçte, Osmanlı’nın eğitim alanında en önemli kurumlarından birisini oluşturan Süleymaniye Medresesi’nin bir parçası olduğunu söyledi. Eş, "Kütüphane, 1918’e kadar medreseydi. 1928’de de harf inkılabından sonra burası kütüphaneye dönüştü" dedi.
Dünyanın her yerinden bilimadamlarının kütüphaneye başvurduğunu belirten Emir Eş, kütüphanedeki en eski eserin 1376 yaşında Arap şiiriyle ilgili bir eser olduğunu kaydetti. Müdür Eş, eserlerin yüzde 72’si Arapça, yüzde 23’ünün Osmanlı Türkçesi, yüzde 5’sinin Farsça, yüzde 3’ünün de Yunanca, Sırpça gibi dillerden oluştuğunu ifade etti. Habertürk, 09.01.2011 |
|
ANTİK SAVAŞ GEMİLERİ YENİKAPI'DAN ÇIKTI
Asya ile Avrupa'yı ilk defa denizaltından birbirine bağlayacak olan Marmaray Projesi, Türkiye'nin en önemli arkeolojik buluntularını ortaya çıkardı. Önemli çünkü İstanbul'un ilk surları, ilk limanı, 5'i ilk kez gün ışığına çıkan savaş gemisi olmak üzere çok sayıda gemi ile İstanbul'un ilk sakinleri sayılan cilalı taş devrinden bir köy ve iskeletler ortaya çıktı...
Mayıs 2010'da Uluslararası Müzeler
Konseyi Koruma Komitesi 11. Uluslararası Islak
Organik Obje Konferansı (WOAM 2010)
gerçekleştirildi. Üç yılda bir düzenlenen
uluslararası konferans, dünyanın en önemli
sualtı sitelerinde ele geçen batıkların ve ıslak
eserlerin korunması konularından sorumlu 15
farklı ülkeden bilim insanını ve konservatörleri
bir araya getirdi. 55 bildirinin sunulduğu
toplantıda İstanbul Üniversitesi, Yenikapı
batıkları projesinin de sorumlusu olan Doç.Dr.
Ufuk Kocabaş'ın sunduğu 'Yenikapı Batıkları:
Yerinden Kaldırma Metotları ve Konservasyona İlk
Adım' konulu bildiri ile temsil edildi. Sunumun
ardından büyük bir ilgiyle karşılaştıklarını
belirten Doç.Dr. Kocabaş, bir sonraki
toplantının İstanbul'da gerçekleştirilmesi
yönünde yoğun bir istek geldiğini belirtti.
Almanya ve Avustralya ile birlikte bir sonraki
toplantı için aday olan Türkiye, sempozyum
katılımcıları arasında gerçekleştirilen oylamada
yüksek bir çoğunluğun toplantının İstanbul'da
yapılmasını istemesi ve organizasyon komitesinin
olumlu görüşüyle 12. Uluslararası Islak Organik
Obje Konferansı'na (WOAM 2013) ev sahipliği
yapacak.
İstanbul Üniversitesi Yenikapı projesi ekibi, geçtiğimiz günlerde büyük bir yük gemisinin kaldırma çalışmalarını tamamladı. Böylece toplamda 33 batığın kaldırma işlemleri bitmiş oldu. Yenikapı Projesi Başkanı Kocabaş, batıkların yaklaşık 5 yıl sürecek özel koruma işlemlerinden geçirildikten sonra yeniden inşa edilerek müzede sergilenmesi için, Türkiye'de Dünya'nın en büyük Sualtı Arkeoloji Müzesini kurmayı amaçladıklarını söyledi. Dönemin yaşam koşullarını, teknolojisini ve ülkeler arası ticareti aydınlatmaya çalıştıklarını dile getiren Yenikapı Projesi Başkanı Kocabaş, Bizans döneminde İskenderiye ile Konstantinopolis arasında bir buğday ticareti olduğunu ve o dönemde buğdayın günümüzdeki petrolle eş değerde olduğunu belirtiyor...
Dünya basınında büyük yankı yaratan Yenikapı batıkları, bir belgesele konu oldu. Nisan 2011'de Türkiye dahil Almanya, Fransa ve Kanada olmak üzere 4 ülke televizyonlarında gösterilecek olan 'Konstantinopolis'in Kayıp Limanı' belgeseli, antik İstanbul'u dijital boyutta gözler önüne serecek. Belgesel için 3D sanatçısı Tayfun Öner, animatör Paul Bewegt ile birlikte çalıştı; yönetmenliğini ise Hannes Schuler yaptı. Belgesel, Kanada'dan PTV Productions ve Fransa'dan Films A Trois firmaları tarafından, finanse ediliyor.
Kayıp limana ulaşılmasının ardından beklenmeyen bir sürprizle daha karşılaşıldı. Beklenen, limanın tabanının altında deniz dolgusuyla karşılaşmaktı ancak bir köy bulundu... Bu köy kalıntılarının ortaya çıkarılmasıyla anlaşıldı ki Karadeniz, Akdeniz ve Ege'nin henüz birleşmediği, Marmara Denizi'nin bir göl olduğu dönemde, bu göl etrafında neolitik dönem insanları bir köy kurmuşlardı. Buluntular Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu gibi üç büyük medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul'un ilk sakinlerinin sanıldığı gibi günümüzden 2 bin 700 yıl önce değil 8 bin 500 yıl önce yerleştiğini gösteriyor... Akşam Pazar, Haber: İpek Ceylan Ünalan, 09.01.2011 |
|
![]() |
SÜLEYMAN'IN MÜHRÜNÜ İSRAİL BAYRAĞI DİYE KIRDI
Rize'deki mezarlıkları mesken tutan bazı kişilerin, tarihi mezar taşlarının üzerinde Hz. Süleyman'ın mührü olan Mühr-ü Süleyman motifini İsrail bayrağı sanıp kırdıkları ortaya çıktı. Çınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin kentteki mezar taşları üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu anlaşılan olayla ilgili olarak Dernek Başkanı Recep Koyuncu bir açıklama yaptı. Koyuncu, sembolün Batı dünyasında Hz. Davud'un Yıldızı' olarak bilindiğini belirterek, Mühr-ü Süleyman'ın bir ''Yahudi sembolü' olmadığını söyledi. Bugün, 08.01.2011 |
TARANCI'NIN EVİ YENİDEN DÜZENLENECEK
"Yaş otuz beş" şiiriyle ünlü Diyarbakırlı şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğup büyüdüğü ev, restore edilerek modern müzecilik normlarına göre yeniden düzenlenecek.
Tarancı ve ailesinin yaşadığı, 1733 yılında inşa edilmiş Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örnekleri arasında yer alan, 1973 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca müzeye dönüştürülen yapı, Diyarbakır Valiliği'nce restore edilecek. Müzede 19. yüzyıl Diyarbakır yaşantısını canlandıran etnografik malzemeler, Tarancı'nın özel eşyaları, el yazısı ile yazılmış mektupları, kitapları, aile fotoğrafları ve belgeler de sergileniyor. Habertürk, 08.01.0211 |
|
KÜLTÜR BAŞKENTİ 2010'U YÜZDE 6.8 EKSİDE KAPATTI
2010 yılına Avrupa Kültür Başkenti unvanıyla giren İstanbul’un ziyaretçi sayısında yüzde 6.8 oranında düşüş yaşandı.
12 ay sonunda İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısı 6 milyon 960 bin 980 oldu. Rusya, İtalya, İran, Japonya ve Güney Kore’den gelen ziyaretçi sayısı artarken, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, Ukrayna, Avusturya, İsviçre ve İsrail gibi ülkelerden gelen ziyaretçi azaldı. Müze ziyaretlerinde de artış yaşandı. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü 2010 yılı turizm istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları ile Haydarpaşa, Pendik ve Karaköy limanlarından alınan verilere göre; 2010 yılında İstanbul’a gelen yabancı sayısı 6 milyon 960 bin 980 oldu.
Edirne’deki Kapıkule, İpsala, Pazarkule ve Hamzabeyli Kara Hudut kapıları ile Kapıkule ve Uzunköprü Gar Hudut Kapılarından giriş yapan yabancılardan üçte biri İstanbul’a geldi ve İstanbul’a gelen toplam yabancı ziyaretçi sayısı 7 milyon 824 bin 995 olarak gerçekleşti. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, 2010 yılında İstanbul’a 6 milyon 960 bin 980 turistin geldiğini ancak bunun gerçeği yansıtmadığını belirterek şöyle konuştu: ‘’İstanbul’a gelen turist sayısını doğru tespit etmek amacıyla gecelemeyi esas alan bir hesaplama sistemine geçeceğiz. Bunun için bir çalışma grubu oluşturduk. Şubat ayında bu sayıma başlayacağız.’’ Habertürk, 08.01.2011
Akaryakıtta pompa fiyatının 4 liranın üzerine
çıkması sonrasında başlayan tartışma üzerine yapılan
indirimin yeterli olup olmadığı tartışılırken yine
akaryakıt fiyatında bu kez 2008’de yapılan ‘Kültür
Başkenti’ zammının kalıcı olup olmayacağı merak
konusu. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
kapsamında yapılacak harcamalara kaynak sağlamak
amacıyla 20 Haziran 2008’de Resmi Gazete’de
yayımlanan yeni listeyle, benzin çeşitlerinde litre
bazında 1.5 kuruş,motorinde ise 1 kuruş Özel Tüketim
Vergisi (ÖTV) artışı yapılmıştı. Böylece kurşunsuz
benzinden litre başına alınan ÖTV 1.4915
TL,motorinden alınan ÖTV ise 0.9345 TL olarak
belirlenmişti. Benzinin
litresine 1.5 kuruş,motorine de 1 kuruş ÖTV artışı
sonucu o tarihten bu yana akaryakıta Kültür
Başkenti’ne kaynak yaratmak adına 2008’in ikinci 6
ayında toplam100 milyon lira, 2009’da yaklaşık 205
milyon lira, tüketim verisinde en son rakamların
açıklandığı 2010’un ilk 9 ayında ise toplam 151
milyon lira fazladan ödeme yaptık. 2010’un son 3
ayında da yaklaşık 50milyon liralık bir fazla ödeme
daha yapıldı. Yani 2010’un tamamını da dahil
ettiğimizde Temmuz 2008’de başlayan ÖTV artışından
şimdiye kadar toplam 500 milyon lira kaynak
yaratılmış oldu. Habertürk, Haber: Tahsin Akça, 09.01.2011 |
|
KAÇAK KAZIYA SUÇÜSTÜ
Bir istihbaratı değerlendiren Gölpazarı İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, öğle saatlerinde Taşçıahiler Köyü'ndeki mezarlığa baskın yaptı. Ekipler, gördükleri manzara karşısında hayrete düştü. Adapazarı'nın Geyve İlçesinden geldiği tespit edilen 5 kişinin, tümsek üzerinde 3 metre yarıçapında ve giderek daralan 10 metre derinliğinde çukur kazdıkları görüldü. Adeta bir kuyuyu andıran çukura inip çıkmak için ipten özel halat yapan definecilerin, gece de jeneratörle aydınlatma yaparak kazmaya devam ettikleri tespit edildi.
Jeneratörü toprağa gömen definecilerin, jeneratörden çıkan sesi azaltmak için de stüdyolarda kullanılan yalıtım maddeleri kullandığı görüldü. Soğuk ve yağışlı havaya rağmen günlerdir yılmadan çalışan defineciler, işi abartıp gündüz de kazıya devam edince yakayı ele verdi.
Kaçak kazı yapan S.D. (34), Ö.A. (27), S.Ö. (34), A.Ö. (37) ve H.Ş. (34) gözaltına alınırken, şahısları Geyve'den araçla getiren T.Ö. (34) ise daha sonra Gölpazarı'nda yakalandı. Jeneratör ve yalıtım malzemeleri, halat merdiven, kazma ve kürekler, hilti, murç ve buna benzer kazı aletlerine ise el konuldu.
Köylüler, mezarlığın içindeki bu yeri ilk defa gördüklerini, kazıdan haberlerinin olmadığını söyledi. Bazı araçların gelip gittiğini ancak havaların yağışlı ve soğuk olmasından dolayı kazı yapılacağından şüphelenmediklerini anlatan köylüler, kazının birkaç hafta sürmüş olabileceğini, gördükleri çukurun kendilerini çok şaşırttığını ifade etti. Taşçıahiler Köyü'nün Roma döneminden kalma bir bölge olduğunu, kazı yapılan yerin höyüğe benzediğini belirten köylüler, alt kısmında eski kilise kalıntıları olduğunu kaydetti. Bilecik Kent Haber, 08.01.2011 |
|
31 BİN KİŞİ 'CEHENNEMAĞZI'NA GİRDİ Mitolojide insanın doğaya karşı yenilmez dayanma ve saldırma gücünü simgeleyen Herkül'ün, efsanevi altın postu aramak üzere yola çıkan gemicilerle geldiği Ereğli'de, Argolis Kralı Eurystheus'un kendisine verdiği 12 görevden sonuncusunu yerine getirmede faydalandığı 3 mağaradan oluşan Cehennemağzı Mağaraları, ilginç öyküsüyle turistlerin ilgisini çekiyor.
Herkül'ün, Ölüler Ülkesi'nin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu köpek Kerberos'u, Olimpos tanrıları Hermes ve Athena'nın yardımıyla yer altındaki Ölüler Ülkesi'ne inerek kaçırdığı Cehennemağzı Mağaraları'na her geçen yıl ziyaretçi sayısı artıyor.
Yaşayanların “Ölüler Ülkesi”ne girmesini engelleyen, ölü ruhların ise dışarı çıkmasına izin vermeyen Kerberos'u yeryüzüne çıkarmasının ardından, Kral Eurystheus'un korkması üzerine Ölüler Ülkesi'ne geri götürdüğüne inanılan Herkül'ün, ilçe merkezindeki heykeli de mağaraların tanıtımına katkı sağlıyor.
Gizli ibadet yeri olarak kullanıldığına da inanılan mağaralar 2001'de 2 bin 594, 2002'de 15 bin 578, 2003'de 15 bin 989, 2004'de 18 bin 774, 2005'de 19 bin 303, 2006'da 18 bin 592, 2007'de 13 bin 31, 2008'de 23 bin 506, 2009'da 25 bin 404 ve 2010'da 31 bin 878 olmak üzere 184 bin 649 ziyaretçi sayısına ulaştı.
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkilileri, Cehennemağzı Mağaraları'nın mitolojik kahraman Herkül sayesinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Hristiyanlığın yasaklı dönemlerinde gizli yapılan ibadetler için kullanılan ilk tapınaklardan biri olan mağaralar inanç turizmi açısından da önem taşıyor. Arkeolojik sit alanı mağaraların ışıklandırılmasının yanı sıra çevre düzenlemesi beğeni topluyor. Her geçen yıl ziyaretçi sayısındaki artışa Ereğli'de düzenlenen festivalin yanı sıra tanıtım kampanyalarının etkisi fazladır.” Hürriyet, 08.01.2011 |
|
|
TARİHE BACA İŞKENCESİ
2008 yılında restorasyon çalışmaları tamamlanan ve 1506 yılında Nasrullah Kadı tarafından yaptırılan Araba Pazarı Hamamı, adeta hiç kimse bu güzelliği göremesin diye arabalarla kuşatılmış, bu da yetmemiş hemen yanına kondurulan küçük yapının bacasından çıkan dumanlar da bu güzelim eserin kalbine hançer gibi saplanıyor. Kastamonu Postası, 07.01.2011 |
ÇİVİSİ BİLE YOK AMA YÜZYILLARDIR AYAKTA 14'üncü yüzyılda Candaroğlu Beyliği'nden Adil Bey'in oğlu Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılan dış cephesi moloz yığma taştan, içi ise ahşap el işçiliğiyle yapılan tarihi cami, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Çivi kullanılmadan, bindirme tekniğiyle yapılan tarihi camideki ahşap oymalar, görenleri adeta büyülüyor. Kastamonu ormanlarında yetişen bitkilerden elde edilen kök boyaları kullanılarak caminin direk ve tavanlarına yapılan motifler, tarihi yapıya ayrı bir değer katıyor.
Tarihi camide, olası bir yangına sebebiyet vermemek için elektrik kullanılmıyor. 24 saat özel güvenlik görevlileriyle korunan camide ısınma sistemi de bulunmuyor. Caminin aydınlatması, 12 adet küçük penceresinden sağlanıyor.
Dünyanın sayılı ahşap işçiliği eserleri arasında gösterilen Mahmut Bey Camii'nin ahşap işlemeli sanat eseri kapısı, tarihi eser kaçakçıları tarafından 1997 yılında çalındı. İnterpol tarafından aranan kapı, yurt dışına çıkarılamadan Manisa İstiklal İlkokulu bahçesinde terk edilmiş halde bulunmuştu.
Tarihi kapı, tekrar çalınma riskine karşı Kastamonu Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi'nde sergilenirken, şu anda camide kullanılan kapı ise, Kastamonulu ünlü ahşap oymacısı Hikmet Değirmenci tarafından aslına uygun olarak yeniden yapıldı.
Caminin inşaatı sırasında yapılan ''Deprem kolonları'' aradan geçen yıllara rağmen hala 360 derece dönebiliyor. Mihrabın yanında yer alan kolonların hala dönebiliyor olması, tarihi caminin temelinde bir kaymanın, olmadığının göstergesi.
Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürü Yavuz Yücebıyık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1366 yılında Candaroğulları Beyliği'nden Adil Bey'in oğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılan caminin Türkiye'nin önemli tarihi eserlerinden biri olduğunu söyledi.
Caminin dışının taştan. içinin ise ahşaptan çivi kullanılmadan yapıldığını anlatan Yücebıyık, ''İçi ahşap bindirme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Kalem işleri açısından hem ilimizin hem de Türkiye'nin önemli eserlerinden birisidir. Hem emniyet tedbiri olarak ve hem de yapının orijinalliğini korumak adına bugüne kadar elektrik tesisatı yapılmadı'' dedi.
Yücebıyık, tarihi Mahmut Bey Camii'nin 2005 yılına kadar Kasaba Köyü tüzel kişiliğine ait olduğunu dile getirerek, ''Vakıf eseri olması nedeniyle 2006 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne devredildi. 2006 yılında projesi yapıldı. 2007 yılında restorasyonu yapıldı. Restorasyon çalışmaları sırasında kalem işlerine hiç dokunulmadı. Mevcut taş minarenin camiye zarar vermesi nedeniyle caminin güvenliği için yıkılarak yerine ahşap minare yapıldı'' diye konuştu.
Yücebıyık, başta Japonlar olmak üzere, İngiliz ve Alman turistlerin yoğun olarak camiyi ziyaret ettiğini söyledi. Kastamonu Postası, 07.01.2011 |
|
TARİH BETONUN ALTINDA Cumhuriyet Ege, Haber: Asuman Abacıoğlu, 07.01.0211 |
2 - 8 Ocak 2011 |
|
HASANKEYF'İ KURTARMAK MÜMKÜN. NASIL MI?
Orta Doğu Teknik
Üniversitesi (ODTÜ) İnşaat Fükültesi’nde hazırlanan
bir çalışma, Hasankeyf’in sular altında kalmadan
baraj yapılabileceğini ortaya koydu. Projeye göre,
50 yıldan fazla süredir tartışılan Ilısu Barajı’nın
yerine yapılacak beş baraj, Hasankeyf’deki tarihi
eserleri kurtaracak. Üstelik yatırım maliyeti aynı
kalırken üretilen elektrik miktarı ise artacak. En
önemlisi ise kamulaştırılacak alan yüzde 27 daha az
olacak.
Radikal, 08.01.2011 |
|
1 MİLYON 300 BİN TL'YE ONARILACAK
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli
Parkı’nda 1960 yılında ziyarete açılan, 41.7 metre
yüksekliğindeki Şehitler Abidesi kapsamlı bir
onarımdan geçirilecek. |
|
MALİYE'DEN BAKANLIĞA 3 AY MÜHLET
Habertürk, 07.01.2011 |
|
![]() |
TARİHİ KÖPRÜLER YENİDEN HAYAT BULDU
Giresun'da Yağlıdere-Alucra karayolu üzerinde bulunan 17 tarihi kemer köprü Karayolları tarafından onarılıyor. Yağlıdere Doğa ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkan Yardımcısı Eşref Pul, yıllardır verdikleri mücadeleye Karayolları’nın karşılık verdiğini söyledi.
Giresun Gazetesi, 07.01.2011 |
PETRA DÜNYANIN 7 HARİKASINDAN BİRİ Yeni Asır, Haber: Işılay Saygın, 07.01.2011 |
|
HÜLAGU HAN'IN 790 YILLIK HANÇERİ ELE GEÇİRİLDİ
Irak'ın Kerkük şehrinde, tarihi eser
kaçakçılarına yapılan operasyonda, 3 tarihi eser
kaçakçısı yakalandı. Kerkük Ulusal Güvenlik
Sabah, 07.01.2011 |
|
SAAT KULESİ VE MEYDANDAKİ ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI
Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, eğitim, kültür ve turizm kenti vizyonuna sahip kentin, tarihi ve kültürel değerlerini korumak, kente yeni çehre kazandırmak amacıyla gerçekleştirdiği projelerden birisinin 'Saat Kulesi ve Meydanı Düzenleme Projesi' olduğu belirtildi.
Saat Kulesi Meydanı'nın, kentte yaşayanlar başta olmak üzere gelen yerli ve yabancı konukları tüm ihtişamıyla karşıladığı bildirilen açıklamada, çalışmalar kapsamında meydanda, granit plaktaş ve eskitme parke taşı kullanılarak etrafına bazalt plaktaş döşendiği, araç yolunda ise granit küptaş kullanıldığı belirtildi. 'Saat Kulesi'nin her iki tarafına limoni selvi ekilerek mevcut çınar ve palmiye ağaçları korunmuştur. Ayrıca meydanın etrafına ışıklı babalar ve kaldırım kısmına ise direk tipi aydınlatmalar yerleştirilmiştir. Toplam 2 bin 61 metre karelik alanda gerçekleştirilen çalışmaların aralık ayı sonu itibariyle tamamlanmasının ardından Şair Ece Ayhan Sokak'ta başlatılan çalışmalarında sonuna gelinmiştir. Toplam alanı 304 metre kare olan sokak, motifleri olan granit plaktaş kaplama yapılarak kısa sürede tamamlanacak ve kentlinin kullanımına sunulacaktır.
Burası Çanakkale, 07.01.0211 |
|
"TARİHİ YAPILARA BANYO FAYANSI GİBİ DAVRANIYORLAR" Birgün, Haber: Şule Yıldırım, 06.01.2011 |
|
RUMKALE'YE GİDİŞ KOLAYLAŞACAK
|
|
|
MİNİBÜSTEN TARİH ÇIKTI
Bursa Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, tarih eser kaçakçılığı yapıldığına dair ihbarlar üzerine harekete geçti.
Minibüs tipi bir araçla kaçakçılık yapıldığını belirleyen ekipler, operasyon için düğmeye bastı. Plakası belirlenen minibüsü durduran ekipler, bir kişiyi gözaltına aldı. Araçta yapılan aramada ise, üzerinde çeşitli yazılar bulunan 291 adet gümüş ve bronz sikke, 45 adet mızrak ve kolye ucu ile 1 adet piramit figürü ele geçirildi. Bursa Olay, Haber: İlker Türker, 06.01.2011 |
MECLİS 'MÜZE' ALANINI BAKANLIĞA DEVRETTİ Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın direktifleri ile başlayan kamulaştırma çalışmaları kapsamında, belirlenen alan Bakanlığa tahsis edildi.
Mülkiyeti Muğla İl Özel İdare’ye ait olan Milas Hisarbaşı Mahallesi, Hisarbaşı Sokak’ta bulunan kargir ev ve etrafı kamulaştırılarak müze yapılması karırının ardından Muğla İl Genel Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu, İmar ve Bayındırlık ile Eğitim, Kültür ve Sosyal Hizmetler Komisyonu üyeleri rapor hazırladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne devrini öngören komisyon raporları mecliste oy birliği ile kabul edildi ve 1. derecede arkeolojik sit alanı Bakanlığa devredildi.
Muğla İl Genel Meclisi’nin Plan ve Bütçe, İmar ve Bayındırlık ile Eğitim, Kültür ve Sosyal Hizmetler komisyonları tarafından hazırlanan raporda, “Mülkiyeti İl Özel İdaresi’ne ait Milas İlçesi Hisarbaşı Mahallesi, Hisarbaşı sokaktaki 1. derecede Arkeolojik SİT alanında bulunan taşınmaz üzerindeki kargir ev ve avlusu için Türkiye Kömür İşletmeleri Kurum Genel Müdürlüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen ‘Milas’ta yeni müze binası yapımı, çevre düzenlemesi, teşhir ve tanzimine” ilişkin protokol kapsamında başlayan çalışmalar nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kullanılmak üzere protokol kapsamında tahsisi uygun görülmüştür’ denildi.
Milas’taki kral mezarı talanının ardından bölgeye gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, çıkan eserlerin yerinde sergilenmesi gerektiğini ifade ederek, kaçak kazı yapılan alanın müze yapılması için çalışma başlatılmasını istemişti. Bakan Günay, “Çıkarılan eserleri inceleyeceğiz. Bulguların olduğu yerde sergilenmesi daha uygun oluyor. Yurtdışında böyle müzeler var. Biz de Milas’ta bir bölge müzesi oluşturabiliriz. Bulgular olduğu yerde sergilenebilir. Bununla ilgili ön araştırmayı başlattık” demişti.
Jandarma ve polis ekiplerince Milas’ta düzenlenen operasyonda bulunan ve arkeoloji tarihi açısından son 100 yılın en önemli tarihi eserleri olarak gösterilen 2 bin 400 yıllık mezar odası ve lahdin bulunduğu noktaya ulaşmaya çalışan tarihi eser kaçakçılarının, 2 metre kalınlığındaki mermerleri özel ekipmanlarla deldikleri, 80 santimetre genişliğinde ve 10 metre uzunluğunda bir tünel kazdıkları ortaya çıkmıştı. Yaklaşık 1 yıl boyunca geceleri bölgede çalıştıkları iddia edilen 10 zanlı, mezar odasındaki lahdi pazarlamaya çalıştıkları esnada güvenlik güçlerince yakalanmış ve adliyeye sevk edilen 10 kişiden 5′i tutuklanmıştı. Bulancak Haber, 06.01.2011 |
|
TARİH YENİDEN CANLANIYOR
Tokat'ta bulunan tarihi eserlerin önemli bir kısmı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek ayağa kaldırıldı.
Tokat'ta cami, şadırvan, Mevlevihane, hanlar ve hamamların birçoğu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün altın çağını yaşadığı dönemde restore edildi. Kentte Yazmacılar Hanı ile Deveciler hanında ise restorasyon çalışmaları tüm hızı ile devam ediyor. Sulusokak Çarşısı'nda ise Bedesten, Arasta ve Çukur Medrese'den sonda Deveciler Hanı'nda 2009 yılında başlayan restorasyon çalışmaları hızla devam ediyor. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yaklaşık 4 milyon TL'ye mal edilecek olan restorasyon çalışmalarının bu yıl tamamlanması bekleniyor.
15-16. yüzyıllarda yapıldığı tahmin edilen mülkiyeti Fatih Mehmet Paşa Vakıfı'na ait olan iki katlı Deveciler Hanı'nda develik bölümleri bulunuyor. Anadolu'da İpek Yolu üzerinde bulunan kervansarayların şehir içi uygulamalarına güzel bir örnek teşkil eden Deveciler Hanı, yolcuların kaldığı ve yük taşıyan hayvanların dinlendiği büyük ölçekli bir tarihi mekan olması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Tokat Kent Haber, 06.01.2011 |
![]() |
|
KEMERALTI ÇARŞISI'NIN ORİJİNALİ ORTAYA ÇIKTI
İzmir'in ilk kamu alanlarından olan Smyrna Agorası Kuzey Bazilikası içinde yer alan, Geç Antik Çağ'a ait tarihi çarşının (arasta), Kemeraltı Çarşısı'nın ilk kurulduğu yer olabileceği öne sürüldü.
Agora Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Akın Ersoy ve ekibi tarafından yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan çarşıda, dükkanların dip dibe olmasının Kemeraltı Çarşısı'yla benzerlik taşıdığı belirtildi. Bir bölümü gün yüzüne çıkarılan çarşının yeni kazı sezonuyla birlikte ilk proje olarak restorasyonunun başlayacağı, daha sonra ziyarete açılacağı bildirildi.
Bornova Belediyesi, İzmir'de yerleşik hayatın en az 8 bin 500 yıl öncesinde başladığını kanıtlayan Yeşilova Höyüğü Tarihi Kazı Alanı'na müze ve eğitim merkezinin ardından yedişer metre genişliğinde iki köprü kuracak. Köprülerin otoyol bağlantısı da yapılacak. Başkan Kamil Okyay Sındır, "Alanda, eğitim merkezi ve müze projelerimiz yarışmayla belirlendi. Burayı tüm dünyadan insanlar gelip ziyaret edecek. Tarihi değerleriyle adından söz ettiren Bornovamız ziyaretçi akınına uğrayacak. Bu nedenle ulaşımı kolaylaştırmak için iki köprü yapılacak. 8 bin 500 yıl öncesi yaşama ait bir köy de oluşturulacak, ziyaretçiler, Zaman Yolculuğu projesiyle o döneme ait kıyafetler giyerek geçmişe gidecek" dedi. Milliyet Ege, Haber: Mustafa Oğuz, 06.01.2011 |
TOPKAPI MÜZESİ HAREM DAİRESİ'NE MÜŞTERİ ÇIKTI
Topkapı Sarayı Müze Müdürü Yusuf Benli ile Müze Başkanı Prof. İlber Ortaylı arasında "Yetkiler ben de" tartışması sıcaklığını korurken, bir grup yabancı Harem Dairesini otel gibi kiralamak istedi. Üstelik bu talep resmi bir şekilde Ortaylı'ya da iletildi. Sabah, 06.01.2011 |
![]() |
FATİH'İN ÜNLÜ TABLOSU İNTİHAL Mİ?
Radikal, 06.01.2011 |
|
ERZURUM BÖLGE TARİHİNİ VİZYONA TAŞIYOR |
|
|
DİYARBAKIR SURLARI UNESCO LİSTESİNDE
Kültür ve Turizm Bakanlığı, tarihi Diyarbakır surlarını UNESCO'nun Dünya Kültürel Miras Ön Listesine aldı.
Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Diyarbakır gezisinde Surlar ve İçkale'nin ''Cumhurbaşkanlığı himayesine'' aldığını ifade ettiğini söyledi. Toprak, şöyle dedi: ''Tabii ki eserler sadece Diyarbakır'ın değeri değil. Önemli medeniyetler gelmiş geçmiş. UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki eserleri tüm dünyaya yayan bir teşkilatı var. UNESCO'nun kültürel miras listesinde yer almasıyla ilgili dün Kültür ve Turizm Bakanımız, Müzeler Genel Müdürlüğü'ne talimat verdi. Çalışmayı başlattılar ve ön listeye aldılar.'' Akşam, 06.01.2011 |
2010 KÜLTÜR BAŞKENTİNE AĞIR İTHAM
CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek, ''birilerini zengin etme projesi'' olarak nitelendirdiği İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi'nin, Cumhuriyet tarihinin en büyük rezaletlerinden biri olduğunu ileri sürdü.
Berhan Şimşek, CHP İl Binasında düzenlediği basın
toplantısında, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Ajansı hakkında eski iddialarını tekrarlayarak,
ajans yönetiminin, hedef saptırarak dikkatleri
dağıtmaya çalıştığını söyledi. Habertürk, 05.01.2011 |
|
KARKAMIŞ ANTİK KENTİNDEKİ MAYINLAR TEMİZLENDİ
Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı, Karkamış Antik Kenti'ndeki mayınların temizlendiğini söyledi. Kamçı, temizlenen alanın kontrolüyle ilgili çalışmalar yapıldığını belirtti.
İl Özel İdaresi Sosyal Tesisleri'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Kamçı, Gaziantep’in kültür ve turizmde hak ettiği yerde olmadığına dikkat çekti. Son dönemde yerel yönetimlerin kültür ve turizm çalışmalarına ağırlık verdiğine işaret eden Kamçı, yeni müzelerin yapılması ve yeni alanların turizme kazandırılması konusundaki faaliyetlerin sürdüğünü kaydetti.
Karkamış antik kentinin mayından
temizlenmesi işinin tamamlandığını açıklayan Kamçı,
şu anda temizlenen alanın kontrolüyle ilgili
çalışmalar yapıldığını dile getirdi. Antik kente bir
kazı heyeti başkanı tayin edileceğini söyleyen
Kamçı, uluslararası boyuttaki kazı çalışmalarına
2011 yılında başlanılmasının planlandığını ifade
etti.
Turizm Gazetesi, 05.01.2011 |
|
"TOHUM MEKTEBİ MÜZE OLSUN"
Yıldırım Belediyesi tarafından restore ettirilen yaklaşık 120 yaşındaki İpekböcekçiliği Okulu'nun, Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nin kullanımına sunulmasına tepki gösteren Tarih ve Kültürel Miras Platformu sözcüsü Ayşe Yandayan, sivil mimarlık örneği tarihi binanın yeniden müze olması için yaklaşık 7 bin imza topladıklarını söyledi.
Bursa Olay, Haber: Şeyhmus Ekinci, 05.01.2011 |
|
TARİHİ LAHİT KORUMA BEKLİYOR
Araban'a bağlı Karacaören Köyü'nde, telefon hattı için yapılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkan tarihi lahit kurtarılmayı bekliyor.Köy sakinleri, kazı sonrasında ortaya çıkan tarihi lahdin, 10 yıldan beri tarla içerisinde bulunduğunu ve kimsenin sahip çıkmadığını belirtiyor.Köy sakinleri, lahdin yanı sıra, bir vatandaşın tarlasından tesadüfen çıkan mozaiğe de yetkililerin ilgi göstermesini bekliyor.Köy sakinleri, yetkililerin bir çok tarihi eser bulunan bölgede bir an önce kazı çalışmaları yapmasını bekliyor. Gaziantep 27 Gazetesi, 05.01.2011 |
|
TARİHİ YARIMADA'NIN EN BÜYÜK EKSİĞİ
2010 yılında yoğun talep gören Tarihi Yarımada'ya, bu yıl da talebin artarak devam edeceğini anlatan BW The President Hotel Genel Koordinatörü Recep Arifoğlu, "Amerika, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanından Sultanahmet ve çevresine yoğun ilgi gözleniyor. Bu yıl, bir önceki yıla oranla daha iyi geçecek ve bölgedeki otellerin ortalama yıllık doluluğu %85'leri bulacak. Adı üzerinde ‘Tarihi Yarımada' olan bölgeye, daima ciddi talep gözlenmektedir. Bu talebe paralel olarak, nitelikli konaklama tesislerimizin olmasına rağmen, ne yazık ki bölgede yeterli sayıda nitelikli yeme-içme mekanları bulunmuyor. Genellikle orta yaş ve üstünün tercih ettiği bölgemizde, aradığını bulamayan turistler de; akşamları Beyoğlu, Ortaköy gibi yerlerdeki mekanlara yöneliyor" dedi.
Zengin bir tarih ve kültür hazinesinin yanı sıra,
eğlenceden alışverişe kadar ciddi bir turizm
çeşidine sahip olan İstanbul'a gelen turistlerin
mutlu ayrıldığını kaydeden Recep Arifoğlu, bu
memnuniyette, Türk insanının güler yüzlü hizmet
anlayışının da büyük rolü olduğunu belirtiyor. Kente
olan talebin sürdürülebilirliği ve kalış sürelerinin
uzaması noktasında, ‘kültürel ve sanatsal'
etkinliklerin arttırılması gerektiğini ifade eden
Recep Arifoğlu, şunları söylüyor:
Tarihi Yarımada'ya olan talebin her geçen yıl katlanarak artmaya devam ettiğini kaydeden Recep Arifoğlu, bölgede ana caddelerin şık olmasına rağmen, halen ara sokaklarda, camları kırık ve terk edilmiş eski binalar gibi bakımsız ve çirkin bir görüntünün olduğuna değindi. Turistlerin, ellerinde guideler ile bölgeyi keşfe çıktığına dikkat çeken Recep Arifoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Tarihi Yarımada'da ana caddeler fevkalade güzel, ancak ara sokaklarda halen görüntü kirliliği mevcuttur. Mesela, yarısı yanmış ahşap bir binanın önüne güzel bir reklam filmi asılarak, en azından perişan bina görüntüsü engellenebilir. Zira, turistler ellerinde guideler ile bölgeyi keşfe çıkıyor. O nedenle, ara sokaklara, muhakkak makyaj gerekiyor. Bu arada, bölgemizde çok sayıda bakımsız çeşme de bulunuyor. Bu çeşmelerin, bakımlarının yapılarak, üzerlerine de çeşitli lisanlarda künyelerinin asılması önemlidir. Tarihte su imparatorluğu olarak da bilinen Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan tarihi çeşmelerin, perişan ve bakımsız görüntüsü hakikaten üzüntü vericidir" diye konuştu.
Bu yıl, mevcut pazarlar olan Amerika ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra, bölgeye Ortadoğu'dan olan talebin artarak devam edeceğini anlatan Recep Arifoğlu, özellikle Ortadoğulu turistler için bölgede daha büyük metrekareye sahip aile odalarına ihtiyaç duyulacağını belirtti. Son yıllarda, İstanbul'a Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere komşu ülkelerden yoğun ilginin gözlendiğini kaydeden Recep Arifoğlu, gelecek birkaç yıl içerisinde kente gelen turistlerin 1/4'ni, komşumuz olan ve karşılıklı vize uygulamasının kalktığı ülkelerin oluşturacağını sözlerine ekledi. Habertürk, 05.01.2011 |
|
![]() |
YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ'NE ULAŞIM İKİ KÖPRÜYLE SAĞLANACAK
Bornova Belediyesi, İzmir'de yerleşik hayatın en az 8 bin 500 yıl öncesine dayandığını kanıtlayan buluntuların çıkarıldığı Yeşilova Höyüğü'ne daha kolay ulaşılması için bölgede köprü yapım çalışmalarına başladı. Höyük ile Bornova arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak olan yedi metre genişliğindeki iki köprünün yapımı İZKA tarafından da desteklendi. Projeleri tamamlanan köprülerin yapımına hemen başlanacağı ve bu yıl içinde tamamlanacağını söyleyen Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır, "Köprülerin otobanla da bağlantısı olacak. Yeşilova Höyüğü'nde kazı çalışmaları sürüyor. Alanda 8 bin 500 yıl öncesine kadar yaşam buluntularına rastlandı. Bu alanı dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen turistler ziyaret edecek. Tarihi değerleriyle adından söz ettiren Bornovamız ziyaretçi akınına uğrayacak" dedi. Bu nedenle alana ulaşımı kolaylaştırmak için 7'şer metre genişliğinde iki köprü yapılacağını belirten Sındır, "Otoban ile de bağlantısı olacak bu köprüler Yeşilova Höyüğü Mimari proje yarışmasıyla belirlenen eğitim merkezi ve müze projelerini de destekleyecek. Bulunan tarihi eserler buradaki müzede sergilenecek. 8 bin 500 yıl öncesi yaşamına ait bir köy kurularak ziyaretçiler, Zaman Yolculuğu projesiyle o dönemi yaşayacak" dedi. Yeni Asır, 05.01.2011 |
TARİHİ CAMİ KÜL OLDU
Trabzon'un Çaykara İlçesi'nde çıkan yangında, tarihi bir caminin yanı sıra bitişiğindeki Kur'an kursu ve köy odasının büyük bir bölümü yandı, cami lojmanında ise hasar oluştu. Alınan bilgiye göre, ilçenin Taşören Köyü'nde yer alan, 1841 yılında yapılan ve Kültür Bakanlığı Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun tescilli tarihi eserleri arasında yer aldığı belirtilen tarihi camide çıkan yangın, yapının eski ve ahşap olması yüzünden kısa sürede büyüdü. Elektrik kontağından çıktığı sanılan yangın, yakınındaki camiye ait lojmanın yanı sıra bir Kur'an kursu ile köy odasına da sıçradı. İtfaiye ekiplerinin yoğun çabası sonucu yangın , çevredeki diğer binalara sıçramadan söndürüldü. Yangında, tarihi cami, Kur'an kursu ve köy odasının yandı, cami lojmanında ise hasar meydana geldi. Yeni Şafak, 05.01.2011 |
|
TARİHİ ESER OPERASYONU: 4 GÖZALTI
İzmir'de, tarihi eser pazarlamak isteyen kişilere yönelik operasyonda 4 kişi gözaltına alındı.
İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Bizans ve Hellenistik döneme ait tarihi eserlerin İzmir'de pazarlanarak yurt dışına çıkarılmak istendiği yolunda bilgi aldı. İhbarı değerlendiren ekipler, G.A. isimli zanlının tarihi eser alıcılarını belirlediğini, K.E. isimli zanlının eserleri evinde sakladığını tespit etti. Müşteri kılığına giren polis, zanlı G.A. ile kısa süreli yaptıkları pazarlık sonrasında operasyon için düğmeye bastı. Operasyonda, çetenin lideri olduğu ve mesleğinin müteahhit olduğu öğrenilen T.E. ile K.E., M.O. ve G.A. gözaltına alındı. İfadeleri alınan zanlılar adliyeye sevk edildi.
Yapılan operasyonda, 2 altın yüzük, 1 çift altın küpe, 1 adet altın kolye ucu, 1 adet bronzdan yapılma 20 cm boyutunda sakallı erkek heykeli, 1 adet bronzdan yapılma inek başı, 1 adet gümüşten yapılma kartal figürü, 1 adet taştan yapılma panda yavrusu motifli heykel, 1 adet bronzdan yapılma erkek heykeli, 4 adet topraktan yapılma kandil, 22 adet altın para, 33 adet bronz sikke, 92 adet gümüş sikke, 1 adet topraktan yapılma 25.cm boyunda çıplak kadın heykeli ve 1 adet taştan yapılma üç ton ağırlığında heykel ele geçirildi. İzmir Kent Haber, 05.01.2011 |
![]() ![]() |
|
SÜLEYMANİYE'DE 160 YILLIK KEŞİF
Mimar Sinan'ın örümceklerin ağ bağlamasını engellemek için Süleymaniye Camisi'nin avizeleri arasına yerleştirdiği devekuşu yumurtaları elden geçirilirken, üzerlerinde kalem işi bezemeler bulundu. Vakıflar Genel Sabah, Haber: Hasan Ay, 05.01.2011 |
KULELİ'DEKİ ÇALIŞMA MART'TA BİTECEK
İstanbul Boğazı'nın tarihi binalarından olan Kuleli Askeri Lisesi, İl Özel İdaresi tarafından yaptırılan çalışmalarla yenileniyor. Lise binasındaki altyapı ve üstyapı güçlendirme, çatı karkas tamiri, kulelerin onarılması, dış cephe temizlik, sıva ve taş onarımları, deniz cephesi ahşap doğramaları, iç mekanlarda yapılan dönem araştırmaları, uygulamaya ilişkin detay projelerinin hazırlanması ve revize edilmesi, ışıklandırma işlerinin tamamına yakını gerçekleştirildi. Dış cephe restorasyonu halen devam eden binada, denize bakan cephe ve şehitler kapısına kadar olan blokların işleri de Mart ayında tamamlanacak. Sabah, 05.01.2011 |
|
GÖRÜNTÜ VAR AMA KAYIT YOK
Geçen yıl kasım ayının son günlerinde meydana
gelen yangında çatısı yanan ve heybetli görünümü
ağır hasar gören tarihi Haydarpaşa Garı'nda
güvenlik kameralarının olmadığı ortaya çıkmıştı.
AKŞAM, 102 yıllık bu muhteşem binadaki bu
ihmalkarlığı 'Haydarpaşa kayıt dışı' başlığıyla
duyurmuştu. Hemen ardından yapılan açıklamalarda
da, Haydarpaşa'ya kamera sisteminin 31 Aralık
tarihine kadar kurulacağı ve kayda başlayacağı
bildirilmişti. AKŞAM da dün tarihi gara
giderek, kameraların takibini yaptı. Evet,
kameralar gerçekten de konulmuş konulmasına ama
içleri boştu. İçinde kabloların göründüğü,
hiçbir şeyi kaydedemeyen, alelacele
yerleştirilmiş izlenimi uyandıran kameralar...
Binanın dış cephesine de henüz yerleştirilmiş
tek bir kamera dahi yok...
Garda kamera sisteminin olmadığı, yangınla ilgili incelemeyi yapan bilirkişi ve emniyet ekiplerinin sabotaj iddialarına ilişkin detay bulma çalışması sırasında ortaya çıkmıştı. Haydarpaşa ile birlikte Sirkeci Garı başta olmak üzere TCDD 1. Bölge Müdürlüğü bünyesinde bulunan 7 ana gara güvenlik kamerası sistemi kurulması için 7 Eylül 2010'da yapılan ihaleyi, 926 bin lirayla Şimşek Bilgisayar isimli şirket kazanmıştı. Şirket, sözleşme gereği 31 Aralık 2010'da bitirme taahhüdü verdiği kamera sistemlerini Haydarpaşa'nın yanı sıra Sirkeci, İzmit, Arifiye, Çerkezköy, Alpullu ve Kapıkule Lojistik Müdürlüğü Garları'nda kuracak. Akşam, Haber: Zana Yavuz, 05.01.2011 |
|
ALLİANOİ KARARI İÇİN KEŞİF
Allianoi’nin kumla örtülmesine sebep olan İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararına karşı açılan davanın keşfi yarın yapılacak.
İzmir’in Bergama İlçesi’nde yapımı tamamlanan Yortanlı Barajı’nın suları altında kalacak olan Allianoi antik kentinin kaderini belirleyecek keşif yarın yapılacak. Allianoi Girişim Grubu tarafından, İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun, geçen ağustos ayında aldığı, antik kentin kille örtülmesi kararına karşı açılan yürütmeyi durdurma davasında İzmir 4’üncü İdare Mahkemesi tarafından oluşturulan 3 kişilik bilirkişi heyeti antik kente gidecek. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Hüseyin Cevizoğlu, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr Ertan Daş ve Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Birol Kaya’dan oluşan bilirkişi heyeti, antik kentin arkeoloji, sanat tarihi açısından önemi ve kille örtmenin su altındaki ;yapıyı koruyup korumayacağı konusunda rapor hazırlayacak. İzmir Adliyesi’nden sabah saatlerinde hareket edecek ;heyete keşif sırasında Allianoi Girişim Grubu üyelerinin yanı sıra İzmir Barosu Başkanı Sema Pekdaş da eşlik edecek.
Yapılacak keşfin Allianoi için büyük önem taşıdığını belirten Avukat Arif Ali Cangı, “Keşif sonunda verilecek rapor Yortanlı Barajı’nda su tutulmasını engelleyebilecek” dedi. İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun, antik kentin kille gömülmesine izin veren geçen ağustos ayındaki kararına dayanak olan 765 Sayılı ilke kararına karşı Danıştay’da süren bir davanın daha bulunduğunu hatırlatan Cangı, şöyle dedi: “Kurul, ilke kararının, baraj inşaatının başlamış olduğu ya da bitmiş olduğu yerlerde bulunan ören yeri, antik yerleşim ve sit alanlarının su altında korunmasına olanak sağlayan 2 ve 3 No.lu maddelerine dayanarak Allianoi’nin kille kaplanmasına karar verdi. Biz de buna karşı Danıştay’da dava açtık. Bu dava da sonuçlanmak üzere. Eğer Danıştay bu maddelerin yürütmesini durdurursa 2 No.lu Kurul kararı dayanaksız kalacak ve doğrudan yürütmeyi durdurma kararı verilecek. O yüzden bu keşif çok önemli.” Milliyet, 04.01.2011
İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun, ağustosta aldığı ve antik kentin üzerinin örtülmesi kararına karşı Allianoi Girişim Grubu tarafından açılan yürütmeyi durdurma davasında, İzmir 4’üncü İdare Mahkemesi tarafından oluşturulan 3 kişilik bilirkişi heyeti keşfe geldi. Kumla kapatılmış antik kentte yapılan incelemeyi Allianoi Girişim Grubu üyeleri de izledi. Çevrecilerin avukatlarından Hilal Küey, “Yargı kararlarına karşın sürekli başa dönüyoruz. Gördüğüm manzara karşısında binlerce kez utandım” diye konuştu. Heyetin kentin eski halini hayal ederek keşif yaptığını söyleyen avukat Arif Ali Cangı ise “Toprakla kaplayıp su altında bırakmayı korumacılık sayıyorlar. Bilirkişi raporunda bunun koruma olup olmadığını tartışacak. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verirse, o saatten sonra da bizim hesap sorma zamanımız gelecek” dedi. Milliyet, Haber: Turan Gültekin, 06.01.2011 |
|
TABYALARA HARP MÜZESİ VİZYONU |
|
ÇOK AMAÇLI ARKEOLOJİ MÜZESİ
Yeni Asır, Haber. Erdal Karakavukoğlu, 04.01.2011 |
|
![]() |
MURADİYE KÜLLİYESİ HAYAT BULACAK
Bursa Valisi Şahabettin Harput, Muradiye Külliyesi'nin bu yıl restore edileceğini açıkladı.
Anıtlar Kurulu'ndan projelere onay alındığını belirten Harput, "Valilik olarak geldiğimiz günden beri Bursa'daki pek çok tarihi eserlerin yanında özellikle Muradiye Külliyesi'nin mutlaka ele alınması için çaba sarf ettik. II. Murat ve beraberindeki on iki türbe ile beraber ülkemizdeki en büyük külliyelerden bir tanesidir. Dünyadaki üç büyük külliyenin bir tanesi Muradiye Külliyesi'dir. Muradiye Külliyesi'nin bu haliyle kalmasına hiçbir gönül, hiçbir insan tahammül edemez. Muradiye külliyesinde yer alan on iki türbenin restorasyon projelerinin hazırlanmasıyla alakalı bir yıldan çok bir zamandan beri bu konu üzerinde çalışmaktayız. Mevcut on iki türbenin restorasyon projelerinin hazırlanması konusu geçtiğimiz yılın mart ayında ihale edildi. Anıtlar Kurulunda gerekli düzenlemeler yapılmış ve nihayet aralık ayının son haftasında kurulun yapmış olduğu son toplantıda projelerin tamamı onaylanmıştır" dedi.
Harput, "Bütün bu türbelerin işlemleri tamamlandı, projelerin 2011 yılı içerisinde inşaatına başlaması için her türlü engel ortadan kaldırıldı. 2010 yılında Özel İdare'den 3 milyon TL ödenek ayrıldı. Ancak geçtiğimiz yıl projeler zamanında tamamlanamadığı için bu ödenek harcanamadı. Şimdi biz bu yıl 3 milyonu bu projeye harcayacak ve inşallah bu sene yine ilave ödenek de aktarmak sureti ile projeyi bir an evvel başlatacağız.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, bir protokolle Bursa'mızdaki tarihi türbelerin bakım ve onarımıyla alakalı kendi yetkilerini Büyükşehir Belediyesi'ne devretti. Biz bugüne kadar Kültür Bakanlığı adına restorasyon yapıyorduk. 2011'den itibaren Büyükşehre bu maksatla ayırdığımız ödenekleri de aktarmak sureti ile restorasyona başlayacağız" diye konuştu. Bursa Olay, 04.01.2011 |
POŞETTEN 102 BİZANS SİKKESİ ÇIKTI
Kütahya'da jandarma tarafından gerçekleştirilen operasyonda çok sayıda tarihi nitelikli eser ele geçirildi.
İHA muhabirinin edindiği bilgi, jandarmaya N.A. isimli kişinin elindeki tarihi eserleri satmak için müşteri aradığı ihbarı yapıldı. İhbar üzerine Cumhuriyet Savcılığından izin alan jandarma ekipleri, N.A.'nın üzerinde arama yaptı. Aramada N.A.'nın elinde bulunan poşette Bizans dönemine ait 102 adet sikke ele geçirdi. Tarihi nitelikli olduğunu tahmin edilen eserler, Kütahya Müze Müdürlüğü'ne gönderildi. Kütahya Kent Haber, 04.01.2011 |
|
TOKAÇGEMRİĞİ KUTSAL ALAN
Aldemir, yaptığı yazılı açıklamada, Tokaçgemriği Köyü sınırları içinde Gemrik tepesinde tarihi kalıntılar bulunduğunu, ormanlık sahada doğal bazalt taşlarla harçsız örülmüş bir kutsal alan yer aldığını belirtti. Günümüzde dahi dağ tepeleri ve dağ tepelerindeki tek ağaçların kutsal olarak değerlendirildiğini, tüm ziyaretlerin tepelerde olmasının kutsallık anlayışının günümüze yansıması olduğunu belirten Kültür ve Turizm İl Müdürü Aldemir, şunları kaydetti: ‘Bu kutsal alanın yapı taşlarının bazıları bulunduğu yerlerden düşmüş ve duvar eteğinde, düştüğü yerlerde bulunmaktadır. Bunun yanında zaman içinde duvarda taş düşmesinden dolayı gevşemeler bulunmaktadır. Kutsal alan merkezinde yapılan kaçak kazılar da insan eliyle yapılan tahribat olarak gözlemlenmiştir. Dünyada nadir örnekleri bulunan bu tür yerler insanlık kültürünü,inancını temsil eden yerlerden olup, içindeki yabani meşe palamudu ağacı ile koruma altına alınması için gerekli çalışmalar başlatılmıştır.’
Aldemir, açıklamasında şu bilgileri verdi: ‘Ormanlık saha içerisinde doğal bazalt taşlarla (kiklobik) harçsız örülmüş, 15 metre duvar uzunluğunda, 1,70-1.80 santim duvar kalınlıklı 2 metre seviyeye kadar ayakta bir kutsal alan yer almaktadır. Kutsal alanın içinde yaklaşık 4 metre x 5 metre ebadında, 60-80 santim yüksekliğinde mihrap-atlar gibi kullanıldığı düşünülen başka bir yapı kalıntısı bulunuyor. Bu ana mekanın batısı ve güneybatısında buranın müştemilatı olduğu düşünülen (görevlilerin ve ziyaretçilerin kaldığı) mekanlar ortaya çıkarıldı. Bu yapı, arkeoloji dünyasında MÖ 2′inci bin yıl sonları 1′inci bin yılı başları tarihli gök tanrı inancına ait bir açık hava tapınağı olarak değerlendirilmektedir.’ haberler.com, 04.01.2011 |
|
![]() |
HAYDARPAŞA GARI'NA TEPEDEN TIRNAĞA BAKIM
TCCD, Haydarpaşa Garı'nda görkemli günlere dönüş için onarım, bakım ve restorasyon projeleri hazırladı. İlk etapta, tarihi garın yangında büyük hasar gören çatısı onarıldı. Geçici çatının yüzde 90'lık bölümü bitirildi. Böylelikle, gar binasının kar, yağmur gibi olumsuz hava şartlarından kurtulması sağlandı. Kalorifer sisteminin yangında hasar gören boruları tamir edildi. Isıtma sorunu kalmadı. Binada günlük hayat normale döndü. Demiryolları Genel Müdürlüğü, gelinen aşamayla ilgili SABAH'ın sorularını yanıtladı. Çatı enkazının kaldırılması ve geçici çatı onarımı için daha önce Kültür Bakanlığı'nca inşaat yapımında yeterlilik belgesi verdikleri firmalar arasından pazarlık yöntemi ile ihale yapıldığına dikkat çekildi. Çatının dışında yangının binanın içinde büyük denecek nitelikle bir hasar yaratmadığı tespitlerle anlaşıldı. Sabah, Haber: Hülya Karabağlı, 04.01.2011 |
2 BİN 300 YILLIK TARİHİ KÖPRÜ SUYA GÖMÜLDÜ
Aydın'da, geçen 10 Ekim'de açılışı yapılan Çine Adnan Menderes Barajı'nın su tutma alanı içinde kalan Roma Sabah, Haber: Bekir Tosun - Osman Akça, 04.01.2011 |
![]() |
SOLİ POMPEİOPOLİS AÇIK HAVA MÜZESİ OLACAK
Mersin'in merkez ilçesi Mezitli'de yer alan ve Roma Dönemi'nin en önemli liman kentleri arasında gösterilen 'Soli Pompeipolis Antik Liman Kenti'nin, hayata geçirilen çalışmalarla birlikte açık hava müzesine dönüştürülmek istendiği kaydedildi.
Antik kentin bulunduğu kalıntıların
hemen yanından geçen yol araç trafiğine
kapatılırken, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Remzi Yağcı başkanlığında 1999 yılından bu
yana sürdürülen kazıların da oluşturulan bir program
dahilinde sürdürüleceği kaydedildi.
Turizm Gazetesi, 03.01.2011 |
|
![]() ![]() ![]() |
DENİZCİLİK TARİHİNİ DEĞİŞTİRECEK KEŞİF
Yunanistan Kültür Bakanlığı, Girit adasında deniz seyahatinin tarihi hakkındaki inanışları değiştirebilecek keşifler yapıldığını açıkladı. Arkeologlar, adanın güney kıyısındaki mağaralarda, 130 bin ile 700 bin yıl önce kullanıldığını düşündükleri balta ve çeşitli eşyalar buldu.
Girit’in ana karadan dört veya beş milyon yıl önce koptuğunu belirten bilim insanları, bulunan el aletlerini adaya getiren kişilerin deniz yoluyla seyahat yapmış olmaları gerektiğini ifade etti.
Bilim insanları, yapılan keşfin insanlık tarihine ait inanışları değiştirebileceğini ve insanların Afrika üzerinden Avrupa’ya geçtiğini savunanların teorisinde çelişki doğurduğunu belirtti.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Bulgular, deniz yolculuklarının zannedilenden on binlerce yıl önce yapıldığını ortaya koyduğu gibi ilk insanların kavramsal yetenekleri hakkındaki görüşleri de değiştiriyor” denildi.
Yunanistan’ın tarihinde açık denizlerdeki ilk yolculuğun 11 bin yıl önce yapıldığı biliniyor. Dünya da ise denizlerde yolculuğun yaklaşık 60 bin yıl önce başladığı düşünülüyor.
Arkeologlar, en az 130 bin yıl öncesine ait olduğunu belirttikleri aletleri Plakias Köyü'nün yakınlarındaki mağara ve kayalıkların oluşturduğu sığınaklarda keşfetti.
Taştan yapılma el aletlerinin yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika’da evrim geçiren ve modern insan ırkının öncüsü olan Homo Erectus ve Homo Heidelbergensis’le bağlantılı olduğu belirtildi.
Kültür Bakanlığı’ndan Maria Vlazaki, “Bugüne kadar Girit Adası’nda Erken Taş Devri’nde yaşamış insanlara ait bir delil bulamamıştık” dedi ve ilk insanların adaya nereden geldiklerinin bilinmediğini belirtti.
Adadaki yerleşimlerin geçici olup olmadığı hakkında da fikirleri bulunmadığını söyleyen Vlazaki, “İlerideki çalışmalarımızda daha fazla bilgiye ulaşacağız” dedi. Hürriyet, 05.01.2011 |
ANTİK YUNANCAYA EN YAKIN DİL TRABZON RUMCASI ÇIKTI
İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nden bilim adamları, Trabzon’da 5 bin kişinin konuştuğu Karadeniz Rumcası Romeyika’nın, antik Yunancaya günümüzdeki en yakın dil olduğunu söyledi.
Uzmanlar, Romeyika’nın hala yaşıyor olması sayesinde, Sokrates ve Plato’nun kullandıkları dilin daha iyi anlaşılabileceğini ve dilin geçirdiği evrimin daha kolay incelenebileceğini belirtti. Topluluğun kapalı kalması sayesinde dilini koruduğu, grup içerisinde dışarıdan biriyle evlenen sadece bir kişi bulunduğu kaydedildi. Kökenlerinin Pontuslar’a dayandığı belirtilen, Karadeniz Rumcası konuşan Trabzonluların, Müslüman oldukları için mübadelede Yunanistan’a gönderilmedikleri kaydedildi. Milliyet, 03.01.2011 |
|
15 ASIRLIK KALEDEN GERİYE BİR DUVAR KALDI
Bizanslıların İstanbul'u düşman devletlerden korumak için Tekirdağ'ın Çorlu İlçesi'nde yaptırdığı kaleden geriye, sadece bir duvar kaldı.
İlk olarak Murat Hüdavendigar (I. Murat) tarafından, Bizanslılardan alınarak Osmanlı topraklarına katılan Çorlu kalesi, ilçenin kuzey batı tarafında kalıyor. İstanbul yolu üzerinde bulunan kale kalıntıları, çevresine yapılan dikenli tellerle koruma altına alınmaya çalışılmış. Ayakta kalan ve yıkılmak üzere olan kale duvarında bir de delik açılmış ve dibi her geçen gün oyuluyor. Kalenin etrafında Roman vatandaşların ikamet ettiği Kore Mahallesi bulunuyor. Bakımsız durumda bulunan kalenin tek sağlam ve gurur verici nesnesi ise kalenin ortasına dikilmiş Türk Bayrağı. Zaman, Haber: Ahmet Yetim, 03.01.2011 |
|
|
SELVİLİ HAN'DA GEÇMİŞ CANLANACAK
Selvili Han’ı günümüze kazandırmak amacıyla da düğmeye basıldı. Plan ve düzen bakımından İzmir’deki birçok handan farklı olan ve özellikle çatı örtüsüyle dikkat çeken yapı, unutulmuş bir yer olmaktan kurtarılacak. 17. ve 19. yüzyıllar arasında inşa edilen ve günümüzde çok az bir bölümü ayakta kalan han, yapılacak çalışmalardan sonra İzmirlilerle bir kez daha kucaklaşma imkanı bulacak. Duvarları yosun tutan, içerisinde barındırdığı dükkan olarak kullanılan bölmelerinde sağlıksız şartlarda çalışılan Selvili Han’ın hayata döndürülmesiyle hem keyifli bir alışveriş hem de huzurlu bir mekan yaratılacak. Başkan Hakan Tartan, kentin tarihi dokusunun ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi, “Selvili Han’daki çalışmalar çok yakında başlayacak, tarih burada da can bulacak” diye konuştu. Milliyet Ege, 03.01.2011 |
ROMA KÖPRÜSÜ KURTARILMAYI BEKLİYOR
Gaziantep’in Araban İlçesi Gümüşpınar Köyü mevkiinde Sıtma Pınar Çayı üzerindeki Roma döneminden kalma tarihi Septimus Severus Köprüsü kurtarılmayı bekliyor. Bölge halkı tarafından 'Kırık Köprü' olarak bilinen Septimus Severus’un dört gözü yıkılmış durumda.
Arabanlı vatandaşlar, "Bütün dış tahribatlara rağmen köprünün beşinci gözü sağlam duruyor. Köprüden geriye sağlam kalan bir gözünde ve kısmen yıkılmış olan dört gözünde de restorasyon çalışması yapılarak kurtarılmasını istiyoruz" dediler. Tarihi Septimus Severus Köprüsü için yetkilileri göreve davet eden vatandaşlar, ilgisizlikten yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan köprünün onarılarak tarih turizmine açılmasını bekliyorlar. Habertürk, 03.01.2011 |
![]() |
ADÜ İKİ YENİ ARKEOLOJİK KAZIYA BAŞLAYACAK
Adnan Menderes Üniversitesi’nin (ADÜ) Manisa’da bulunan Thyateira antik kenti ve Hastane Höyüğü’nde arkeolojik kazı ve restorasyon çalışması yapacağı bildirildi.
ADÜ’den yapılan yazılı açıklamada, Manisa Valiliği, Akhisar Belediyesi ve ADÜ arasında Thyateira antik kenti, Hastane Höyüğü arkeolojik kazıları ile çevrede sürdürülecek arkeolojik yüzey araştırmalarını kapsayan bir protokol imzalandığı belirtildi.
Açıklamada, protokolün ADÜ Rektörü Prof.Dr. Mustafa Birincioğlu, Manisa Valisi Celalettin Güvenç ve Akhisar Belediye Başkanı Salih Hızlı tarafından imzalandığı ifade edilerek, şu bilgilere yer verildi: ‘Protokol, Akhisar İlçe Merkezinde yer alan ve İncil’de söz edilen ilk yedi Hıristiyan cemaatinin yaşadığı Thyateira antik kentinde ve Prehistorik Çağlardan itibaren iskan edilen Hastane Höyüğü’nde arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları yapılması öngörülüyor. Ayrıca Akhisar başta olmak üzere Manisa’ya bağlı ilçelerde arkeolojik yüzey araştırmalarına devam edilmesi planlanıyor. Protokol, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayına sunulduktan sonra çalışmaları, daha önce TÜBİTAK tarafından desteklenen Prehistorik ve Protohistorik Çağlarda Manisa ve Çevresi başlıklı araştırmayı da yürüten üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden Doç.Dr. Engin Akdeniz başkanlığında bir ekip sürdürecek.’
Açıklamada, Doç.Dr. Engin Akdeniz’in araştırması sırasında çoğu ilk defa tespit edilen 120 buluntu merkezi incelendiği ve yörenin tarih öncesi kültürleri hakkında önemli saptamalar yapıldığı kaydedildi. haberler.com, 03.01.2011 |
|
"YENİDEN GÖRMEK İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ" Birgün, 03.01.2011 |
|
ULUDAĞ ETEKLERİNDE BİR TARİH: CUMALIKIZIK Yeni Asır, Haber: Hürol Dağdelen, 03.01.2011 |
|
MÜZE İNŞAATI 10 YAŞINDA
Eskişehir’de 10 yıl önce bakım ve onarıma alındığı halde ödenek yetersizliği nedeniyle çalışma yapılamayan, 3 yıl önce Eti Gıda AŞ’nin sponsorluğunda yeniden çalışmalara başlanan Arkeoloji Müzesi henüz tamamlanamadı.
Alınan bilgiye göre, Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nde 10 yıl önce başlayan bakım, onarım ve genişletme çalışmaları ödenek yokluğu nedeniyle 7 yıldır yapılamadı. Eti Şirketler Grubu Nisan 2008′de müzenin yapım işini üstlendi.
Eti Şirketler Grubu mimarlarınca yeniden çizilen proje Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kabul edilince, müzeye 7 yıldır yapılan ve yaklaşık 700 bin liraya malolan çalışmalar sona erdirildi.
Müzeyi tamamen yıkan Eti, yeni müzenin yapımına Mayıs 2008′de başladı. Müzenin yıkılması nedeniyle yaklaşık 24 bin tarihi eser, konteynerlerde muhafaza edildi. Toplam üç bloktan oluşması planlanan müze tamamlandığında Eti Arkeoloji Müzesi adını alacak.
Yapımında bazı aksaklıklar yaşanan müze 3 yıl geçmesine rağmen henüz tamamlanamadı. Teşhir ve sergi salonları da bitirilemeyen müze 10 yıldır ziyaretçi kabul edemiyor. Müzenin çevre ve aydınlatma düzenlemesinde de bazı sorunlar çıktı. Friglerin yaşadığı Eskişehir’deki müzenin duvarına yapılan Hitit dönemi resimleri de dikkat çekiyor.
Yaklaşık 6 ay önce müzenin Hasan Polatkan Bulvarı tarafına asılan ismi ve Eti amblemi büyük olduğu için indirilmiş, yerine daha küçük harflerle yazılan tabelayla değiştirilmişti.
Müzenin bazı duvarlarındaki kaplamalar düşmesi sonucu çalışmalar yeniden başladı. Bu arada beğenilmeyen çevre düzenlemesi de tekrar yapılacak. Öte yandan yetkililer müzenin ne zaman ziyarete açılacağının belli olmadığını bildirdi.
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak çevreden derlenen eserlerle 1945 yılında Alaaddin Camisi’nde kurulan Eskişehir Arkeoloji Müzesi, 1966 yılında Kurşunlu Camisi Külliyesi’ne, 1974 yılında da Akarbaşı semtindeki bugünkü binasına taşındı.
Müzede, tarih öncesi çağlara ait bitki ve hayvan fosilleri, Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig çağlarına ait heykeller, Demircihöyük kazısında elde edilen buluntular, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler, Antik ve İslami devirlere ait sikkeler, heykeller, lahitler, Şarhöyük (Dorylaeum) Roma Çağı yer mozaikleri ve Babadat kazısı buluntuları 2001 yılı Mart ayına kadar sergileniyordu. Müzedeki etnografik eserlerin bir kısmı konteynerlerin içinde muhafaza ediliyor. haberler.com, 03.01.2010 |
|
3 BİN YILLIK MEZAR ODASI İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ
Doğu Anadolu Bölgesi’nde MÖ 6. ve 9. yüzyıllarda hüküm süren Urartu Krallığı’nın en görkemli yapıları, bu medeniyete ‘Tuşpa’ adıyla başkentlik yapan Van’da bulunuyor. Van Gölü kıyısında sarp kayalıklar üzerine kurulu 1800 metre uzunluğunda ve 80 metre yüksekliğindeki kale, Urartu mimarisinin en önemli eserleri arasında gösteriliyor.
3 bin yıllık medeniyetin ayak izlerini taşıyan Van Kalesi, her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Ancak kalenin batı ucunda yer alan Urartu Kralı I. Argişti ve ailesinin mezar odaları ziyaretçilere kapalı bulunuyor.
Anadolu Ajansı için kapıları açılan mezar odalarıyla ilgili bilgi veren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Rafet Çavuşoğlu, Urartu Kralı Argişti’nin 3 bin yıl önce babası Minua’dan sonra MÖ 786-764 yıllarında tahta oturduğunu söyledi.
Kral I. Argişti’nin ölümünün ardından Van Kalesi’nde ”Horhor Mağara” denilen kaya mezarına gömüldüğünü belirten Çavuşoğlu, ”Mezar, Van Kalesi’nin batı ucunda yer almaktadır. Urartu mimarisinin en nitelikli tasarım ve işçiliğine sahip olan mezar odasına, yukarıdan 24 basamaklı bir merdivenle inilmektedir” dedi.
Kral Argişti’nin mezar odasındaki duvardaki ”Horhor Kroniği” denilen Urartu yazıtının dikkat çekici olduğunu ifade eden Yrd. Doç.Dr. Çavuşoğlu, 5 ayrı bölümden oluşan yapıyla ilgili şu bilgileri verdi: ”İç odalara açılan kapılar arasındaki boşluklarda, meşale veya mezara bırakılan hediyelerin asılması için açılmış çivi delikleri bulunmaktadır. Ana salonun yan duvarlarında ve karşı duvarında 2 kapıyla, toplam 4 iç odaya geçilmektedir. Tüm odaların duvarlarında 4′er niş yer almaktadır. İç odalardaki nişlerin ve kapıların konumları ile oda boyutları birbirine benzemektedir.”
Kral ve ailesinin mezar odalarındaki salonda dinsel tören yapıldığını, değerli eşyaların da yan odalara gömüldüğünü anlatan Çavuşolu, mezar odalarının 17. yüzyıla ait Osmanlı planında ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde mağara olarak tanımlandığını, Osmanlı döneminde ise cephanelik, erzak deposu ve atölye olarak da kullanıldığını sözlerine ekledi. Zaman, 03.01.2011 |
|
YAĞMALANAN TARİHİN PEŞİNDE BİR 68'Lİ
İTÜ
Yılmaz'ın
Sabah, Haber: Bülent Ergün, 03.01.2011 |
|
![]() |
KOMÜNİST LİDERİN EVİNE AKP'Lİ SAHİP ÇIKTI
Eski Türkiye Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Zeki Baştımar’ın, Trabzon Sürmene’de yıkılmak üzere olan yüzyıllık aile konağına, hemşehrisi AKP Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl sahip çıktı. Hürriyet, Haber: Esra Kaya, 03.01.2011 |
BURSA SURLARI GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Bursa'nın 'tarih başkenti' kimliğini öne çıkarmak için bugüne kadar 253 projenin startını veren Büyükşehir Belediyesi, Fetih Kapı ve Yer Kapı'nın ardından diğer kapıların ortaya çıkarılması ve surların kalan bölümlerinin ayağa kaldırılması çalışmalarına da hız verdi. Büyükşehir Belediyesi tarafından sürdürülen çalışmalar kapsamda İl Kültür Müdürlüğü'nden şuanda Orduevi'nin bulunduğu Bey Sarayı'na kadar olan burç ve sur duvarlarına ait hazırlanan rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri Anıtlar Bölge Kurulu'nca onaylandı. Bey Sarayı ve Kaplıca Kapı arasında bulunan sur duvarları ve burçlar ile ilgili rölöve çalışmaları da tamamlanarak anıtlar bölge kuruluna sunuldu.
Bursa Olay, 02.01.2011 |
![]() |
YEŞİL CAMİ RESTORASYONLA ASLINA DÖNÜYOR
Bursa'da Ulucami'den sonra en ihtişamlı camilerden biri olan ve içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami'de iç tezyinat ile ilgili yoğun bir program yürütülüyor. Geçmişte yapılan bilinçsiz sıvanın altında kalan eski kalem işleri, temizlik çalışmalarından sonra ortaya çıkartılıp eski ihtişamına kavuşturuluyor.
Bursa Yeşil Cami'de iç mekanında başlatılan restorasyon çalışmaları sürüyor. Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet tarafından 1419 yılında yaptırılan Yeşil Cami, Bursa'nın en önemli tarihi eserleri arasında yer alıyor. Bursa Valisi Şahabettin Harput'un girişimleri ile bir tekstil firmasının sponsor olduğu 750 bin liralık restorasyon çalışmaları Usta İnşaat tarafından yapılıyor. Aynı şirket, caminin dış cephe tamiratları ile Yeşil Türbe restorasyonunu da gerçekleştirmişti.
Bursa'da Ulucami'den sonra en ihtişamlı camilerden biri olan ve içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami'de iç tezyinat ile ilgili yoğun bir çalışma programı yürütülüyor. Camide geçmiş yıllarda yapılan bilinçsiz sıva altında kalan eski kalem işleri, raspa ve temizlik çalışmalarından sonra ortaya çıkartılıp eski ihtişamına kavuşturuluyor.
Yerlerinden oynayan ve bozulan orijinal İznik çinileri de elden geçirilerek yeniden sağlamlaştırılıyor. Restorasyon çalışmaları sırasında mermerler silinip, çirkin görüntü veren çini üzerindeki elektrik ve ses tesisatları da ortadan kaldırılacak. Yeşil Cami restorasyon çalışmalarını yürüten şantiye şefi mimar Ergüven Akçay, yüzde 50'lik bir ilerleme kaydettiklerini söyledi. Akçay, "Yeşil Cami'de ahşap işleri, çini ve mermer işleri, metal işleri ve kalem işleri olmak üzere çeşitli alanlarda restorasyon çalışması yapmaktayız. Anlaşma gereği 21 Kasım 2009'da başladığımız çalışmaları bir yıllık süre zarfında, 21 Kasım 2011'de tamamlamayı hedefliyoruz." dedi.
Mimar Ergüven Akçay, iç restorasyonun haricinde ikinci etap çalışmaları kapsamında ise dış mekanda yapılacak olan drenaj, zemin kaplama, yolların düzenlenmesi, bahçe duvarlarının üzerine ferforje korkulukların takılması ve şadırvanın yeniden yapılacağını bildirdi.
Bugüne kadar camide metal temizliği, gümüş kaplamaların ortaya çıkarılması, bozulmuş çinilerin tamiratı, bozulan yerlere derz dolgu ve boyama yapıldığını anlatan Akçay, Uludağ ve 9 Eylül üniversitelerinden yardım aldıklarını söyledi.
Bundan sonra ise ana kubbelerdeki kalem işleri ve diğer kubbelerdeki kalem işlerinin yeniden elden geçirileceğini anlatan Akçay, şöyle konuştu: "Çalışmalarımızda kubbe kasnağına kadar ilerlemiş durumdayız. Ana mihrapta çalışmalar devam ediyor. Bozuk olan yerler enjeksiyon yöntemi ile tamir edilip, çiniler ise yeniden düzenleniyor. Buradaki işlemin yaklaşık 1 ay sonra tamamlanacağını umuyorum. Ayrıca camide şadırvan yoğun olarak çürümüş. Bundan dolayı şadırvan tamamen yenilenecek. Abdest alma yeri yükseltilip, düzenlenecek." Mimar Akçay, çalışmaların sorunsuz bir şekilde devam ettiğini belirterek, belirlenen zamanda restorasyonu tamamlamayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. Zaman Pazar, Haber: Ensar Tuna Alatürk, 02.01.2011 |
|
|
HASANKEYF'TEKİ DEMİR KAPILARA TEPKİ
Hasankeyf"te 13 Temmuz 2010 tarihinde yaşanan kaya düşmesinin ardından kale girişine konulan demir kapılar nedeniyle basın açıklaması yapan Hasankeyfliler Birliği, antik kenti ticari faaliyetlere ve gezilere kapatan bu kapıların kaldırılmasını istedi.
Bu uygulama ile tarihi kentin en önemli gelir kaynağı olan turizm sektörüne darbe vurulduğu belirtilen açıklamada, "6 aylık süre içerisinde risk olarak görülen yerlerle ilgili hiçbir çalışma yapılmadığı gibi bundan sonra ne yapılacaklar konusunda ciddi bir belirsizlik vardır.
İl Valisi Ahmet Turhan"ın bahar mevsiminde ören yerlerinin gezilmesi için kontrollü geçişlere izin verebileceklerini söylediği hatırlatılan açıklamada, bu yöntemin soruna çözüm getirmeyeceği belirtildi. Batman Gazetesi, 02.01.2011 |
HİTİTLERİN MİRASI GÜN IŞIĞINI GÖRDÜ Radikal, 01.01.2011 |
|
KANALİZASYON KAZISINDAN TARİHİ ESER ÇIKTI
Tekirdağ'ın Şarköy İlçesi'nde kanalizasyon çalışması gerçekleştiren belediye işçileri, kazı sırasında tarihi mermer bloklar buldu. İşçiler, üzerinde haç işareti bulunan bir mermer bloğu belediyeye götürürken, diğer büyük blokları ise ilçenin 5 kilometre uzağındaki moloz döküm sahasına götürdü. Habertürk, Haber: Doruk Önal, 01.01.2011 |
![]() |
TARİHİ YARIMADA YAYALAŞTI
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararıyla Sultanahmet, Sirkeci ve Beyazıt'ı da içine alan alanda 90 cadde ve sokak, bugün itibariyle araç trafiğine kapatıldı.
AA muhabirinin derlediği bilgiye göre UKOME, ''Sirkeci Hocapaşa, Hobyar Mahallesi ve Çevresi Yayalaştırma ve Trafik Sirkülasyon Projesi'', Beyazıt-Sultanahmet-Sirkeci tramvay güzergahı ile Ragıp Gümüşpala Caddesi, Cemil Bilsel Caddesi arasındaki bölgeyi kapsayan yeni bir yayalaştırma trafik sirkülasyon projesi çalışmasının yapılmasını kararlaştırdı.
Bu karar uyarınca, ''Fatih İlçesi Ragıp Gümüşpala Caddesi, Prof.Dr. Cemil Bilsel Caddesi, Nuruosmaniye ve Ankara Caddesi arası Yayalaştırma ve Trafik Sirkülasyon Projesi'' hazırlanarak, toplam 90 cadde ve sokağın trafiğe kapatılması öngörüldü.
Kararda, sadece resmi araçlar, vilayet, konsolosluk, zabıta ve polis araçları, PTT ve bankalara ait araçlar, itfaiye ve cankurtaran araçlarının 24 saat giriş-çıkış yapabilmesine imkan tanınırken, yayalara bırakılmış alanlarda park yapılması da yasaklandı.
Karar uyarınca bugün itibariyle başlayan uygulama kapsamında Ağa, Alacahamam, Arifpaşa, Aynacılar, Balkapanı, Bestekar Basri, Bezciler, Büyükbaş, Büyükpostane, Cağaloğlu Hamam, Celal Ferdi Gökçay, Cemal Nadir (bir kısmı), Cömert Türk, Çakmakçılar Yokuşu, Çarkçılar, Çarşıkapı Nuru, Ceridehane, Çökelik, Çuhacıhanı, Çeşnici, Deveoğlu Yokuşu, Direkli Hanı, Fındıkçılar, Fincancılar, Gümüş Haneli, Hanımeli, Hacı Küçük, Hakkı Tarık Us, Yavaşça Şahin, İmameci, Kadıoğlu, Kalçın, Kaputçular, Katırcıoğlu, Kefeli Han Sokak, Kılıççılar, Kızılhan, Köprücü, Kutlucu, Küçük Yıldızhan, Limoncu, Lütfullah, Macuncu, Mimar Vedat, Mahmutpaşa Hamamı, Mangalcı, Han Arkası Çıkmazı, Molla Fenari, Mühürdar Emin Paşa, Nargileci, Narlı Bahçe, Necip Efendi, Örücüler Kapısı, Paçacı, Paşa Cami, Rastıkçı, Sabuncu Hanı, Saka Mehmet, Sandalyeciler, Selvili Mescit, Sultan Mektebi, Şeker Ahmet Paşa, Şeyh Davut Hanı, Tahmis, Tarakçılar Hanı, Tasvir, Taşsavaklar, Tesbihci, Teskereci, Tığcılar, Tomruk, Adem Yavuz, Yeşil Dibekli ve Nasuhiye sokakları, Mercan Cami Çıkmazı, Mengene Çıkmazı, Muhmutpaşa Yokuşu, Sultan Mektebi Çıkmazı ile Arpacılar, Asmaaltı, Çadırcılar, Hasırcılar, Kutucular, Marpuccular, Tarakçılar, Tahtakale, Uzunçarşı, Yorgancılar, Yalıköşkü ve Hamidiye caddeleri trafiğe kapatıldı.
10.00-18.00 saatleri arasında araç trafiğine kapalı olan cadde ve sokak girişlerine otomatik olarak indirilip kaldırılabilen toplam 97 adet duba yerleştirilirken, resmi araçlar, vilayet, konsolosluk, zabıta ve polis araçları, PTT ve bankalara ait araçlar, itfaiye ve cankurtaran araçlarının 24 saat giriş-çıkış yapabilmesine imkan sağlamak amacıyla bazı caddelerin giriş noktalarında 15 görevli hizmet veriyor.
Öte yandan, uygulama kapsamında ayrıca İstanbul Otopark İşletmeleri Ticaret A.Ş'ye (İSPARK) ait bölgedeki 10 park alanı da kapatıldı.
Bu çerçevede, söz konusu park alanları sabah saatlerinden itibaren tabelaları sökülerek hizmete kapatıldı. Bu park alanlarında çalışan 20 İSPARK görevlisi de başka yerlerde görevlendirildi. Akşam, 01.01.2011 |
|
|
YÖRÜK KÖYÜ İÇİN UNESCO'YA BAŞVURDULAR
Safranbolu'ya bağlı köyün 'Dünya Miras Şehirleri' listesine alınması için resmi başvuru yapıldı.
AKP Karabük Milletvekili, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkan Vekili ve NATO Parlamenter Asamblesi Üyesi Mehmet Ceylan, Safranbolu'ya bağlı Yörük Köyünün, UNESCO'ya bağlı 'Dünya Miras Şehirleri' listesine alınması konusunda başvuruda bulunduklarını bildirdi.
Ceylan, gazetecilere yaptığı açıklamada, ilçeden ve köyden oluşturulan heyetle, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı İsmet Yılmaz'ı ziyaret ettiklerini söyledi. Müsteşarın talimatları doğrultusunda UNESCO'ya gerekli başvuruların yapıldığını bildiren Ceylan, şunları söyledi: "Tarihi konakları ile ünlü ilçemize bağlı, ülkemizdeki koruma altında bulunan iki köyden biri olan Yörük köyümüzün miras listesine alınması için gerekli çalışmaları yaptık. Önümüzdeki günlerde köyümüze gelecek yetkililer, incelemelerde bulunacak. Herkese hayırlı olmasını diliyorum." Akşam, 01.01.2011 |
IŞIĞIN SÜZÜLDÜĞÜ TARİHİ TEMİZLEMEK ONLARIN İŞİ Sabah, 01.01.2011 |
|
LOKUM MU, AKİDE ŞEKERİ Mİ?
Topkapı Sarayı'nı ilk ziyaretiniz? 14 yaşımdaydım galiba. Özel bir ziyaret sebebiyle Konya'dan İstanbul'a trenle gelmiştim. İlk uygun vakitte ağabeylerimle beraber doğru Topkapı Sarayı...
En çok etkilendiğiniz bölüm? O zamanlar en çok Divanhane, Arz Odası ve Mukaddes Emanetler bölümleri ilgimi çekiyordu. Çok etkilenmiştim. Hazine'yi filan gözüm görmemişti.
Şimdi de öyle mi? Yine en çok Divanhane büyüler beni. Ama şimdi bahçedeki ağaçtan kubbedeki aleme kadar her şeye dikkatle bakıyorum.
Ne gün göreve başladınız? 9 Ağustos'ta.
Sizden önce kim vardı? Asaleten Filiz Çağman vardı. O 2005'te gitti. O zamandan beri vekaleten Ayşe Erdoğdu...
Davet ve toplantılarda 'Merhaba ben Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Yusuf Benli...' dediğinizde insanların ilk tepkisi ne oluyor? Önce bir duruyor, şaşırıyor; sonra 'İlber Bey ne oldu?' diyorlar. Açıklıyoruz. Onun başkan vekili, bizimse müze müdürü olduğumuzu anlatıyoruz.
Tek yetkili siz misiniz? Hukuki olarak evet. 2863 sayılı yasa ve Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü İç Hizmetler Yönetmeliği çerçevesinde tüm yetki ve kararlar müze müdüründe.
İlber Bey ne yapıyor? Misafirleri ağırlıyor.
Sizden önce biz sadece onu biliyorduk. Tek yetkili oydu... Doğrudur. Artık öyle bir şey yok. Onlar geçmişte kaldı. Aslına bakarsanız başkanlık sistemi bünyemize uygun bir yapı değil. Belki dünyanın başka yerlerinde çok güzel işliyordur ama bize uymadı. Zaten tek uygulama Topkapı Sarayı Müzesi'nde. Kafanızın karışması normal.
Kalkacak mı bu sistem? Bilemem, onu üst merciler bilir. Ama zaten tek uygulama Topkapı Sarayı Müzesi'nde.
İlber Bey gidebilir mi? Zaman zaman yorulduğunu söylüyor ama onu kendisi bilir. Sormak da bize yakışmaz.
İlber Bey düzenli olarak gelip gidiyor mu? Zaman zaman geliyor.
Fikir teatisinde bulunuyor musunuz? Zaman zaman görüşüyoruz.
Aranız nasıl? Benim aram kimseyle kötü değil.
Örneğin misafirler için ikramlık alınacak. İlber Bey lokum diyor, siz akide şekeri... Hangisi alınır? Akide şekeri.
5 aydır buradasınız. Neler yaptınız? Sarayın tamamını gezdim. Hem bir ziyaretçi gibi ellerimi cebime sokup avare avare... Hem bir idareci gibi dikkat kesilerek... Çarşamba sabahları Mecidiye Köşkü'nde tüm arkadaşlarımızla toplanıp problemleri ortaya döküyor ve ne yapabiliriz diye konuşuyoruz. 40-45 kişilik bir ekip bu. İçinde arşivciden kütüphaneciye, tarihçiden arkeoloğa herkes var. Ne konuşuyor, ne kararlar alıyor, ne yapıyorsak deftere yazıyoruz.
Eksikler neler? 5 aydır gördüğüm şu: Sarayın bir kalbi, bir de hafızası var. Kalp, atölyeler dediğimiz bölüm. Yani restorasyon ve konservasyon atölyeleri... Geçmişte sarayın tüm ihtiyaç ve işlerini ehl-i hiref yani ustalar zümresi yapıyormuş. Bugün modern anlamda bir üretim yok ama eldeki malzemeleri korumak için atölyeleri yenileyip modern hale getirmemiz gerekiyor. Projeleri bitti, önümüzdeki günlerde gerekli fiziki çalışmalara başlayacağız.
Sarayın hafızası? Depolar. Arşiv, padişah elbiseleri, Avrupa porselenleri, Çin porselenleri, Hazine, Mukaddes Emanetler, yani her şey... Hafıza çok önemli. Bu eserler sarayın her şeyi. Depolar bizim çocuğumuz. Onlar çok mükemmel olsun ki sarayda rahat hareket edelim. Saray çevresinde depo olabilecek pek çok yer var. Onlar boşalacak, depolar oraya taşınacak. İleri bir gelecekte de sarayın tamamı teşhire açılacak. Kimi yerde mutfakçılar, kimi yerde kilerciler, kimi yerde bostancılar, kimi yerde hazineciler... Aklınıza gelecek her bir metrekare sosyal bir alanmış sarayda. Oralarda sergiler yapalım ki sarayın kendisi ve hayatı algılansın. Depolar dışarı taşınınca saray da, biz de rahat edeceğiz. Her şey tek tek elden geçecek. Sarayın hafızası tazelenecek. Dileğimiz, hem kalbi hem hafızası mükemmel bir saray.
Geldiğinizde kalp durmak, hafıza da körelmek üzere miydi? Öyle demeyelim de...
Damarlar mı tıkanmıştı? Öyle diyelim.
Meyveleri ne zaman yiyeceğiz? Önce koruma sonra sergileme. Depo işi 2011 sonu itibarıyla tamamen bitecek. 2011'in bir diğer işi de sarayın altyapı tesisatının tamamen yenilenmesi. Tüm kablo ve prizler yeraltına alınacak. Birkaç yıl sonra da Fatih Sultan Mehmet'le ilgili bir bölüm açmayı düşünüyoruz. Sarayı yaptıran o, ama onunla ilgili özel bir bölüm hala yok. Elimizde kılıçları, zırhı, şiirleri, kıyafeti ve portreleri de var üstelik. 2025'e dek yapılacak işleri projelendirip sıraya koyduk. Bakalım...
2025'te tek kelimeyle nasıl bir saray? Dinamik bir saray.
Nasıl dinamik? Osmanlı sarayını, hayatını, kültürünü adamakıllı anlatan; Osmanlı'yla ilgili her türlü bilgi ve belgeye sahip... Bekçisinin kıyafetinden içerideki en küçük objeye kadar her türlü ayrıntısı tek tek elden geçmiş... Her şeyi çağdaş teknikler ve sergileme biçimleriyle teşhire hazır hale getirilmiş... Çok geç. Biz kısa sürede sonuç almak, görmek isteriz...
Sosyal bir proje bu. Yeniden yapılanma, yeniden teşhir. Uzun vadeli bir şey yapmazsanız saray donup kalır. Hayalimiz 2025 itibarıyla bambaşka bir saray. Bir de ben devlet memuruyum, gösteri adamı değilim. Gösterişli sergilerden önce sarayın temel gereksinimlerinin karşılanması ve eserlerin gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılmasıyla ilgilenirim. 'Kremlin Hazineleri' sergisine harcanan para bana verilseydi deponun tamamı yenilenmişti şimdi. Sergi geçti gitti işte.
Bu yaz değişiklik olacak mı sarayda? Silahlar bölümünü açacağız inşallah. Bir de mutfaklar üzerinde çalışıyoruz. Niyetimiz, mutfağı mutfak gibi teşhir etmek. Ziyaretçiler sarayda yemeklerin nasıl piştiğini, orada hayatın nasıl geçtiğini görsünler istiyoruz.
Gerçeğindeki gibi mi? Evet.
Mutfağın karşısında silahlar olmayacak yani? Yok, olmayacak.
Darphane'de durum ne? Darphane'nin bir kısmını Arkeoloji Müzesi kullanacak, bir kısmını biz kullanacağız. Arkeoloji Müzesi, depolarındaki sikkeleri sergileyebilir orada. Biz de hat koleksiyonumuzu...
Sarayda çocuklara yönelik bir şeyler olacak mı? Çocuklarla ilgili bir projemiz, daha doğrusu bir eğitim programımız var. Saray, saray kültürü, Osmanlı kültürü, sarayda yaşam, şehzadenin yaşamı, çocuk gözüyle saray... Bu tür konuları içeren atölye çalışmaları yapmayı planlıyoruz. Bunun için Avrupa Birliği fonlarına başvurduk, sonucu bekliyoruz.
Sanatseverin Mevlana Müzesi'ndeki uygulamalarından tanıdığı Yusuf Benli, Topkapı Sarayı Müzesi'nin çiçeği burnunda müdürü. Selçuk Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi mezunu Benli, 2005'ten beri vekaleten sürdürülen müdürlük görevini benimseyerek 2025'e kadar yapılacakların planını hazırlamış. Zaman Cumaertesi, Haber: Jülide Karahan, 01.01.2011
Topkapı Sarayı’na Müze Müdürü olarak atanan Yusuf Benli, ilk demecinde Prof.Dr. İlber Ortaylı’nın görevinin ‘misafirleri ağırlamak’ olduğunu söyledi. Artık bütün yetkilerin kendisinde olduğunu vurgulayan Benli, Müze’nin iyi yönetilmediğini de iddia etti. Prof. Ortaylı ise “Ben bu üslupla konuşan birisi ile muhatap olmam” dedi.
Hafta sonu Zaman Gazetesi’nin ekinde ‘Topkapı Sarayı’nın çiçeği burnunda müdürü’ sıfatıyla Yusuf Benli ile yapılmış bir söyleşi yayımlandı. ‘Sarayla ilgili her konunun tek hukuki yetkilisi’ olduğunu vurgulayan Benli, 9 Ağustos’ta Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü’ne geldiğini, Prof. İlber Ortaylı’nın ise artık misafirleri ağırlayacağını söylüyordu. Benli, muhabirin, “İlber Bey gidebilir mi” sorusunu ise “Zaman zaman yorulduğunu söylüyor ama onu kendisi bilir. Sormak da bize yakışmaz” diye cevaplıyordu. Kendisinden önce tek yetkili olan Prof. İlber Ortaylı’nın Topkapı Sarayı Müzesi’ni kötü yönettiğini, hatta ‘Saray’ın damarlarının takınmasına yol açtığını’ iddia eden Yusuf Benli, “Artık öyle bir şey yok. Onlar geçmişte kaldı” diye sürdürüyordu sözlerini.
Bunun üzerine biz de Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr. İlber Ortaylı’yı aradık. Prof. Ortaylı, Yusuf Benli’yi hiç görmediğini ve muhatap almayı da düşünmediğini belirterek şunları söyledi: “Ben görevimin başındayım. Görevim de sadece misafir ağırlamak değil. Kraliçe İkinci Elizabeth’i veya bir başka ülke liderini Saray’da ağırlamak mühim bir meseledir. Ama daha önemlisi, bürokraside bir terbiye, bir üslup vardır. Kaliteli bürokratlar nasıl konuşulacağını, nasıl oturup kalkılacağını bilir. Bu arkadaşın bunlardan haberi yok. Ben böyle insanlarla muhatap olmam.”
İstanbul il Kültür Müdürü
Prof.Dr. Ahmet Emre
Bilgili ise Prof. İlber Ortaylı’ya karşı
nezaketsizlik yapmaya kimsenin hakkı olmadığını
belirterek şunları söyledi:
Prof. İlber Ortaylı’ya, bu görevlendirmenin kendisinin durumunu belirsizleştirip belirsizleştirmediğini, bunun bir görevden alma anlamına gelip gelmediğini de sorduk. Prof. Ortaylı, konunun muhatabının Tabiat Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü olduğunu, ondan bilgi alabileceğimizi söyledi. Biz de bunun üzerine Tabiat Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’yü aradık. Toplantıdaymış. Asistanına durumu ve aciliyetini anlatıp beklemeye başladık. Haberi sayfaya gönderdiğimizde hala bekliyorduk. Hürriyet, Haber: Sefa Kaplan, 03.01.2011
İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr. İlber Ortaylı ve Müze Müdürü Yusuf Benli hakkında basında çıkan haberlere ilişkin, “Ortada bir yetki tartışması yoktur. Müze başkanı da müze müdürü de hukuki zeminde belirtilen görevlerini yapacaktır” dedi.
Bilgili, yaptığı açıklamada, bu tartışmanın, kimin görevinin ne olacağı tartışmasından öte müze müdürünün, İlber Hoca gibi çok önemli bir değeri rahatsız eden bir üslupta görüşünü ifade etmesi olduğunu, tartışmanın, üslup açısından şık olmadığını söyledi.
İlber Ortaylı ve Yusuf Benli ile görüştüğünü, müzedeki sevk ve idare yetkisinin müze müdürüne ait olduğunu, müze başkanının da müze bütünlüğü çerçevesinde önemli görevleri bulunduğunu belirten Bilgili, şunları kaydetti: “Ortada bir yetki tartışması yoktur. Müze başkanı da müze müdürü de hukuki zeminde belirtilen görevlerini yapacaktır. İlber Hoca'nın süresi yeni uzatılmıştır. Kendisi ayrılmak istemediği müddetçe görevinin başındadır. Tartışma daha çok üslup konusundadır. Topkapı Sarayı'nda misafir ağırlamak önemli işlerimizden biridir. Sorunu tabii ki çözdük. Herkes daha duyarlı olacak.” Hürriyet, 04.01.2011
2005'ten bu yana vekaleten sürdürülen Topkapı
Sarayı Müzesi'ne asaleten müdür olarak atanan
Konya Müzesi Müdürü Yusuf Benli, Zaman
gazetesine konuştu. Verdiği demeçte, Topkapı
Sarayı ile ilgili her konuda hukuki olarak tek
yetkilinin kendisi olduğunu söyledi.
İstanbul İl Kültür Müdürü Prof.Dr. Ahmet Emre Bilgili, müze müdürünün, İlber Hoca gibi çok önemli bir değeri rahatsız eden bir üslupta görüşünü ifade etmesinin rahatsız edici olduğunu belirterek, tartışmanın, üslup açısından şık olmadığını söyledi. 'Müze müdürünün İlber Hoca'nın yaptığı işleri küçümseyici bir tavırla ifade etmesi hiç doğru değil. Onaylamam mümkün değil' dedi. Olayın ardından Ortaylı ve Benli ile görüştüğünü kaydeden Bilgili, Benli'nin bu konuşmada kendisine 'İlber Hoca'yı bu şekilde itham etmek, saygısızlık yapmak gibi bir niyeti olmadığını, yanlış anlaşıldığını' ifade ettiğini söyledi. Bilgili sözlerini şöyle sürdürdü: 'Ortada bir yetki tartışması yoktur. Müze başkanı da, müze müdürü de hukuki zeminde belirtilen görevlerini yapacaktır. İlber Hoca'nın süresi yeni uzatılmıştır. Kendisi ayrılmak istemediği müddetçe görevinin başındadır. Topkapı Sarayı'nda misafir ağırlamak önemli işlerimizden biridir. Sorunu tabii ki çözdük. Herkes daha duyarlı olacak. Bizim İlber Hoca gibi dünya çapında bir değere de, bir müze yöneticisine de ihtiyacımız var. İlber Hoca'nın ayrıntılı işlerle uğraşması zaten doğru değil. Onu uğraştırmak da öyle. Bizim onun dünya çapındaki ününden yararlanmamız lazım.' Akşam, Haber: Burcu Bulut, 05.01.2011
Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Yusuf
Benli'nin, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr.
İlber Ortaylı için 'O sadece misafirleri ağırlamakla
görevli, müzeden esas sorumlu kişi benim'' şeklinde
yaptığı açıklamalara son noktayı koydu ve ''Müze
müdürü arkadaşımız, belki amacını aşan bazı
nitelemeler yapmış. Gereken uyarılar yapıldı.
Misafir ağırlamak denilen görev son derece önemli
bir görevdir. Fevkalade entelektüel bir bilgiyi,
derinliği, birikimi gerektiren çok özel bir
vasıftır'' dedi.
Topkapı Sarayı Müzesi
Başkanı telefonu açar açmaz, “Yarın Medine’ye
gidiyorum” dedi. Bunu şöyle anlamak gerekir: “Vaktim
çok az, kısa görüşelim!”
İlber Ortaylı ile bir saat sonra Topkapı Sarayı’nda
buluştuğumuzda odasında kimse olmamasına şaşırdım.
Zira ne zaman gitsem çoğunlukla eski Sovyet
coğrafyasından gelen ziyaretçileri olur. Mesela
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Türkiye’ye
getirdiği grupları İlber Hoca kendi misafiri gibi
görüp ağırlar.
Hürriyet, Yazı: Zeynep Göğüş, 08.01.2011 |
|
TARİHİ ESER OPERASYONUNDA 21 KİŞİ SERBEST
Bursa'da jandarma tarafından düzenlenen tarihi eser kaçakçılığı operasyonunda gözaltına alınan aralarında eski bir milletvekili ile Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun'un ayrı yaşadığı eşinin de bulunduğu 21 kişi serbest bırakıldı.
Alınan bilgiye göre, jandarmanın yaklaşık 1,5 yıl süren takibi sonucu önceki gün Mudanya, Gemlik, Orhangazi ve Yıldırım ilçeleriyle İstanbul ve Kocaeli'nin Gölcük İlçesi'nde düzenlediği operasyonlarda gözaltına alınan organize suç örgütü elebaşı olduğu ileri sürülen E.T, eski milletvekili H.K, Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun'un ayrı yaşadığı eşi G.U, İ.Ö, A.A, A.S.A, H.F, M.A, O.Ö, S.A, E.K, İ.T, Y.K, V.M, M.K, E.Y, Ö.Ö, İ.B, İ.Ç, N.M ve U.B, sorgulamalarının ardından 'tarihi eser kaçakçılığı' suçundan adliyeye sevk edildi.
Bursa Olay, 31.12.2010 |
|
MEZARLAR BİZANS DÖNEMİNE AİT
Çalışmada inşaatın yürütüldüğü taşınmazın maliki 4 işçi desteği sağlarken, Kurtarma Kazısına Müze Müdürü, Arkeolog (MA), A. Sinan Özbey başkanlık etti.
Müze Müdürlüğünden Sanat Tarihçi İsmail Atçı ve Arkeolog Ercan Er kazı ekibi üyesi olarak katıldılar. Çok sayıda İslami döneme ait mezar yapısı ile Bizans dönemlerine ait mezarlar ortaya çıktı. Yapılan inceleme ve Kurtarma Kazısı sonucunda 1960’lı yıllarda yoğun yapılaşmaya açılan Hamidiye Mahallesinde 19. yy başlarında mezarlık alanı bulunduğu ve öncesi Bizans dönemlerinde nekropol olarak kullanım gördüğü anlaşıldı.
Müze Müdürü A. Sinan Özbey’den alınan bilgiye, göre alanda yapılan çalışmanın sonucunu Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna iletildiği kurulca alınacak karara göre hareket edileceği, ilgili kurula geçmiş yıllarda tahrip edilen alanda yeni yapılacak jeolojik zemin etütleri ve temel hafriyatlarının kontrollü bir şekilde yapılmasına yönelik önerileri sundukları öğrenildi.
Müze Uzmanı Sanat Tarihçi İsmail Atcı Hamidiye Mahallesi'ndeki arkeolojik kurtarma kazısı çalışma sırasında Hamidiye mahallesinde yapılan kurtarma kazısı sırasında arkeolojik kazı yöntemleri yanı sıra Müze Müdürü Arkeolog (MA) A. Sinan Özbey başkanlığında jeoradar yöntemi de kullanıldı.
Müze Müdürü, kurtarma kazısı yapılan alanın çevresinde bulunan yolların alında bulunan mezarların tespiti ve şimdiki çalışma kapsamında yolların altında bulunan mezarların ortaya çıkarılmasının yöre sakinlerine evlerine giriş-çıkışlarda tehlike yaratacağından böyle bir yöntem izlediklerini kazı çalışmalarını yaygınlaştırmayı düşünmediklerini konuyu Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna ilettiklerini ifade etti. Çalışma sırasında ele geçen bir Bizans Dönemi testicik Karaman Müzesi'ne kazandırıldı. karaman.org, 31.12.2010 |
![]() |
TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B 34345 Kuruçeşme İstanbul Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298 e.posta: info@tayproject.org |
Copyright©1998 TAY Projesi |