Haberler logo Eylül '11 Arşivi

25 Eylül - 1 Ekim 2011

MİLLİ SARAYLAR'DA E-BİLET BAŞLIYOR

 

 

Milli Saraylar, çağdaş müzecilik uygulamalarıyla tanışıyor. Yeni yılda itibaren Milli Saraylar’da e-bilet ve auido uygulamasına geçilecek!

 

TBMM’ye bağlı Milli Saraylar’da yeni uygulamalara geçiliyor. Bunlardan biri, e-bilet olacak. Ziyaretçiler, Milli Saraylar önündeki bilet kuyruğuna girmekten kurtulacak. İsteyenler, Milli Sarayları gezmek istedikleri saatlere göre internetten biletini satın alabilecek. Önümüzdeki hafta başlayacak olan e-bilet, öncelikle Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarında denenecek, zaman içinde diğer tarihi mekanlara yaygınlaştırılacak.

 

Milli Saraylarda yılbaşından itibaren başlayacak diğer yenilik ise rehberli gezilerin kaldırılarak, yerine ”auido guide” (elektronik rehberlik) olacak. Ziyaretçiler, 17 dilde audio guide ile saray ve müzeleri gezebilecek.

 

Milli Saraylar Daire Başkanlığı, audio guide ile ilgili ihaleyi önümüzdeki günlerde yapacak. Audio guide hizmeti, öncelikle Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları, Yıldız Şale Köşkü ile Saray Koleksiyonları Müzesinde başlayacak.

 

Meclise bağlı Dolmabahçe ve Beylerbeyi sarayları, Florya ve Yalova’daki Atatürk Köşkü, Yıldız Köşkü-Şale, Ihlamur, Beykoz, Aynalıkavak, Maslak ve Küçüksu kasırları, ayrıca Yıldız Porselen ile Hereke Halı fabrikası bulunuyor.

 

Milli Sarayları giriş ücretleri, her yıl TBMM Başkanlık Divanında yeniden belirleniyor. Yetkililer, Dünya saray müzelerinde karşılaştırıldığında Milli Saraylarda bilet fiyatlarının ucuz olduğunu işaret ederek, yurtdışındaki muadillerde 20 avro olan ücretin Türkiye’de 20 lira olduğunu ifade ederek, Ekim ayında yapılacak yeni değerlendirmede fiyatların artırılacağını kaydetti.

 

Bilim Kurulu, Beylerbeyi ve Dolmabahçe Sarayını günlük ziyaretçi sayısını kısıtlıyor. Binaların ahşap olması nedeniyle Beylerbeyi Sarayı günlük 2 bin, Dolmabahçe Sarayı ise 3 bin kişiyle sınırlanıyor.

 

Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı tarihi mekanları geçen yıl 1 milyon 24 bin kişi gezdi ve 11 milyon 667 bin lira gelir bıraktı. Bunun yanı sıra saray, köşk, kasır ve müzeleri ücretsiz gezenler de bulunuyor. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisi bu yılın ilk yarısında da artarak devam etti.

 

Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları başta olmak üzere 9 tarihi mekan, bu yılın ilk 6 aylık diliminde toplam 657 bin yerli ve yabancı turisti ağırladı. 2010 yılının ilk altı ayında toplam 565 bin ziyaretçi tarafından ziyaret edilen Milli Saraylar, 2011 yılının aynı döneminde 657 bin ziyaretçiyi ağırlayarak toplam ziyaretçi sayısında yüzde 15 artış kaydetti.

 

30 Haziran 2011 tarihine kadar 342 bin yerli, 315 bin yabancı olmak üzere toplam 657 bin turisti ağırlayan Milli Saraylar Daire Başkanlığı bu ziyaretlerden 5,5 milyon lira gelir elde etti. Milli Saraylar içinde en fazla ziyaretçiyi 194 bini yerli, 252 bini yabancı olmak üzere toplam 446 bin ziyaretçi ile Dolmabahçe Sarayı ağırlarken, Beylerbeyi Sarayı 2011 yılının ilk altı ayında 67 bini yerli, 45 bini yabancı olmak üzere 113 bin turisti ağırladı.

 

Bu yılın Şubat ayında ziyarete açılan Saray Koleksiyonları Müzesi açıldığı günden 30 Haziran 2011 tarihine kadar yerli ve yabancı toplam 17 bin 765 ziyaretçi tarafından ziyaret edildi.

Anadolu Ajansı, 30.09.2011

SELİMİYE CAMİİ'NİN BİTMEYEN UNESCO DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİ ADAYLIĞI!


TÜDER BASIN BİLDİRİSİ

Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, 29 Haziran 2011 tarihinde UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Edirne bu kararla Dünya’daki binlerce başvuruya rağmen listeye alınan Türkiye’deki on merkezden biri haline geldi. İlk kez bir kentin merkezindeki camii ve külliyesinin bu kapsama alınması, ülkemizdeki diğer kültür varlıklarının korunması için de büyük değer taşımaktadır. Ayrıca UNESCO’nun Kültürel Mirası Listesi’ne alındığı için 2012’den itibaren büyük rağbet göreceği kuşkusuzdur.

Başta Edirne Belediyesi olmak üzere pek çok kurum Selimiye Camii’nin Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınması için uzun yıllardır ciddi anlamda uğraş verdi. Yaklaşık iki yıldır, Üniversitemizin pek çok personeli bu konuda düzenli olarak yapılan toplantılara katılarak üzerine düşen görevi yapmaya çalıştı. Hazırlık aşamasında, kriterler göz önüne alınarak koruma bilincinin geliştirilmesi yönünde Üniversitemizin değişik bölümlerinde dersler açıldı. Kentteki insanların farkındalığını artırmak için konferanslar, toplantılar organize edildi.

Bütün bu uğraşılardan sonra henüz kabul edilme aşamasındayken, belediye bünyesinde özveri ile görev yapan uzmanlar anlaşılmaz bir şekilde işlerinden edildi. Hatta düzenli çalışan ilgili büro, kısmen lav edilerek çalışmaz hale getirildi. Daha sonraki yönetim planlaması için de hiçbir girişimde bulunulmadı. Paris’te bütün kriterlerin aşılarak listeye kabul edilmesinden bu yana üç ay geçmesine rağmen konunun sahiplenilmemesi, kararın ciddi anlamda şenlik olarak kutlanmaması şaşırtıcıdır. Bunun en somut örneği, kent girişlerine geçen yıl yerleştirilen “Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne Aday’’ ilanlarının halen durmasıdır.





Marka kent olma iddiasında olan Edirne için büyük önem taşıyan UNESCO kararı konusunda gerekenin ivedilikle yapılması ve büronun işi bilen kadrolarla yeniden aktif hale getirilmesi için konunun takipçisi olacağımız bilinmelidir. Çocuklarımızı büyüttüğümüz, geçmişiyle övünç duyduğumuz ve geleceğe aktarmak istediğimiz bu güzel kent için bu tarihi sorumluluğun, biz akademisyenlere ait olduğuna inanıyoruz.
TÜDER (TRAKYA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ) YÖNETİM KURULU

APOLLON ŞENLİKLERİNİN TÖREN YOLU ORTAYA ÇIKARILDI

 

  

 

Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi'nin Gülpınar beldesindeki Apollon Smintheus Tapınağı'nda yürütülen kazı çalışmalarında "2 bin yıllık yol" ortaya çıkartıldı.


Kazı Başkanı Prof.Dr. Coşkun Özgünel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1980'de başlatılan kazılarında kamulaştırma sorunlarının çözümlenmesiyle yeni mimari örnekler ile buluntuların gün ışığına çıkmaya devam ettiğini söyledi.


Son üç haftada mitolojik alanla ilgili çok yeni bilgi ve belgelere ulaşıldığını belirten Prof.Dr. Özgünel, mitolojik alan ve çevre kentlerin birbirleriyle ve Smintheion ile ilişkilerinin daha da açıklık kazandığını bildirdi.


Kamulaştırma işlemlerinin hızlanmasıyla mimari, dinsel yaşam ve sosyal aktiviteler konusunda yeni bilgilere ulaştıklarını ifade eden Özgünel, "Son dönem kazılarında ve yüzey araştırmalarında tespit ettiğimiz bazı arkeolojik veriler ve son hafta ortaya çıkarılan mitolojik yol, birçok bilgiyi beraberinde getiriyor" dedi.


Özgünel, antik çağdan bugüne antik mekanların insan yaşam ının her alanında etkili olduğunu, ortaya çıkan mitolojik yolla yeniden güçlü bir şekilde vurgulandığını ifade ederek, kazı çalışmalarına destek veren İÇDAŞ AŞ'ye teşekkür etti.


Kazı ekibinden Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Davut Kaplan ise kazı çalışmalarındaki sonucun kendilerini şaşırtmadığını söyledi.






Yrd. Doç.Dr. Kaplan, maddi açıdan rahat olunca uzun bir süre çalışma yapma fırsatı bulduklarını, "aç, kapa kazı mevsimi" yerine daha uzun soluklu, 3-4 ay çalışabildiklerini belirterek, "Şu anda 2 bin yıllık mitolojik yol üzerinde çalışıyoruz. Kısıtlı olanaklarla çalışıyor olsaydık ancak yolun 5-10 metresini açabilirdik. Oysa kazı bitmeden kutsal yolun 45 metrelik kısmı açığa çıktı" dedi.
Apollon Smintheus kutsal alanına gelen yolun 35 kilometre uzaklıktaki Alexandria Troas kentinden çıkıp Tuzla Ovası'ndaki Roma Köprüsü'nü aştıktan sonra kutsal alana ulaştığını ifade eden Kaplan, "Bu yolun tamamını açmak istiyoruz. Tuzla Çayı'nın yatak değiştirmesiyle köprü ayaklarının alüvyona gömülü olması, daha uzun soluklu kazıları ve araştırmaları gerekli kılmaktadır" diye konuştu.


Kaplan, kutsal yolun Smintheion-Alexandria Troas yönünü belirlediklerini ifade ederek, şu bilgileri verdi:
"Büyük bir idari merkez olan Alexandria Troas ile dini merkez olan Smintheion kutsal alanı arasında yaklaşık 35 kilometre uzunluğunda bir kutsal yol bulunmaktadır. Bu kutsal yol Alexandria Troas'ta Apollon rahibelerinin yaşadığı alandan başlıyor. Prof.Dr. Özgünel tarafından daha önce kazılan Roma Köprüsü'nde antik dönemde kullanıldığını gösteren taşıt izine rastlanmaması ve mimari ayrıntılar, yapının bir prezisyon (köprü) ve Apollon kehanetleri için Alexandria Troas kentinden gelenler tarafından belirli zamanlarda kullanılmış olabileceğini göstermektedir. İki merkez ve arasındaki ulaşımı sağlayan kutsal yol, büyü k bir olasılıkla Apollon onuruna yapılan şenlikler için tören yolu olarak kullanılmış. Smintheion'da dini bir tören yapılacağı zaman halk Alexandria Troas'tan çıkıyor, kurbanlık hayvanlar ve hediyelerle Apollon'a geliyordu. Bu yol, antik dönemde hem fonksiyonel hem de dinsel açıdan büyük öneme sahipti."

-KAZI ALANINDAKİ DİĞER ÇALIŞMALAR-
Yrd. Doç.Dr. Davut Kaplan, kazı alanındaki diğer çalışmalarla ilgili bilgi verdi.


Kutsal alandaki Roma hamamının erken evresinin İmparator Augustus çağına tarihlendirildiğini ve yıkanma geleneğindeki sürekliliği göstermesi açısından dikkate değer olduğunu belirten Kaplan, özellikle Roma döneminde yıkanma ve arınmanın dinsel törenler öncesi önemli olduğunu ifade etti.


Kaplan, "Bir Romalı ister tanrı huzuruna çıksın isterse kurban kessin önce temizlenir ve temiz giyinerek kendisini arındırmış olurdu. Bu nedenle Apollon Smintheus'a kurban kesmeye ya da tapınmaya gelen her vatandaş, inanan kimse hamamda yıkandıktan sonra tapınağa ya da sunağa giderdi. Hamamdaki farklı evrelerin yıkanma geleneği tapınmadaki sürekliliği göstermektedir. Bu durum kentlerden farklı olarak bir kutsal alanda farklı evrelere ait hamam mimarisini bizlere göstermiştir. Bu önemli bir noktadır" diye konuştu.


Depo ve müze çalışmalarıyla çevre düzenlemesinin sürdürüldüğünü kaydeden Kaplan, daha önceki yıllarda gün yüzüne çıkarılan, Apollon adına yapılan spor oyunları ve aktivitelere katılıp ödül alan sporcuların heykellerinin konulduğu yazıtlı kaidelerin de oluşturacakları müzede sergileneceğini söyledi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Mehmet Bayer, 30.09.2011

KAPALIÇARŞI, 2012'DE RESTORE EDİLECEK

 

 

Yılda 150 milyon ziyaretçi alan 550 yıllık Kapalıçarşı, bu yıl da turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri oldu. Kapalıçarşı Esnaflar Derneği Başkanı Hasan Fırat, Kapalıçarşı’nın restorasyonu için projenin tamamlandığını, 2012 yılı başında restorasyon çalışmasının başlayacağını açıkladı.

 

550 yıllık Kapalıçarşı, 64 cadde ve sokağı, iki bedesteni, 16 hanı, 22 kapısı ve yaklaşık 3600 dükkanı ile dünyanın en eski ve büyük çarşısı olmanın yanı sıra, yılda 150 milyon ziyaretçisiyle dünyada en çok ziyaret edilen çarşı olma özelliğini de taşıyor.

 

Kapalıçarşı Esnaflar Derneği Başkanı Hasan Fırat, Kapalıçarşı’yı Alışveriş Merkezi (AVM) olarak görmediklerini ifade ederek, “Kapalıçarşı 550 yıl önce kurulan dünyanın ilk ve en büyük çarşısı. Dünyada 3600 iş yeri olan başka bir çarşı yok. Amerika’daki büyük çarşıda 1200 iş yeri var. AVM ile kıyaslanamaz. Çünkü tarihi, kültürel ve içindeki esnafın gelenek ve göreneklerini barındıran kültürü var. Hala Osmanlı’dan kalan Ahilik sistemi burada devam etmekte. Hala güvene ve söze dayanan alışveriş devam ediyor” dedi.

 

Çarşı’da 25 bin kişinin de çalıştığını ve yaklaşık 100 bin kişinin buradan ekmek yediğini belirten Fırat, “Bu sene turistlerin en çok ziyaret ettiği yer Kapalıçarşı oldu. Dünyada birinci oldu. Hiç bir AVM dünyada birici olmamıştır. En yoğun olduğu zaman İstinyepark’ı 40 bin kişi ziyaret ediyor. Cevahir Alışveriş Merkezi’ni 25 bin kişi ziyaret ediyor” diye konuştu.

 

Fırat, Kapalıçarşı’nın restorasyonu için proje çalışmasının bittiğini, 2012 yılı başında restorasyon çalışmasının başlayacağını bildirdi.

Turizm Habercisi, 30.09.2011

AYASOFYA'DA KIŞ SAATİ

 

Ayasofya Müzesi’nden alınan bilgiye göre; Müzede ve bağlı birimlerinde 1 Ekim-15 Nisan tarihleri arasında kış sezonu mesai saatlerine geçilecek. Yeni düzenlemeye göre müzenin açılış ve kapanış saatleri şöyle olacak:

 

Ayasofya Müzesi

09:00   Gişe açılış

16:00   Gişe kapanış

16:15   Üst Galeri girişi kapanış

16:45   Üst Galeri kapanış

17:00   Müze kapanış

 

Kariye, Fethiye, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

09:00   Gişe açılış

16:30   Gişe kapanış

17:00   Müze kapanış

Turizm Habercisi, 30.09.2011

9 BİN 302 ARKEOLOJİK ESER, DEPODA TUTULUYOR

 

     

 

Kayseri Arkeoloji Müzesi'nin daha modern bir binaya sahip olması için başlatılan çalışmalar devam ediyor. Mevcut müzenin fiziki koşulları uygun olmadığı için kazılarda bulunan ve kentin geçmişine ışık tutan 9 bin 302 arkeolojik eser depoda muhafaza ediliyor.





Kayseri, geçmişi 6 bin yıl önceye dayanan, Asur, Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve son olarak cumhuriyet dönemine tanıklık eden bir şehir. Şehrin geçmişi, Etnoğrafya, Arkeoloji ve Atatürk Evi müzelerinde sergilenen tarihi eserlerle ziyaretçilere en güzel şekilde anlatılmaya çalışılıyor. Asurlular ile birlikte başlayan yerleşik hayatın izleri ise kazılarda çıkartılan eserlerle aydınlanıyor. Bugüne kadar il genelinde yapılan kazılarda 10 bin 152 arkeolojik eserin gün yüzüne çıkartıldığı öğrenildi. Kullanıldığı döneme tanıklık eden eserlerin sergilenmesi ise, Arkeoloji Müzesi'nin fiziki şartları müsait olmadığı için yapılamıyor. Merkez Melikgazi İlçesi Gültepe Mahallesi Kışla Caddesi üzerinde bulunan müze, 1969 yılında açılmış. 580 metrekarelik 2 katlı bir kullanım alanı üzerine oturan bina iki büyük salon, bir koridor, çalışma odaları ve depodan oluşuyor. Yer problemi nedeniyle müzede sadece 850 civarında önemli tarihi eser sergilenebiliyor. Geri kalan 9 bin 302 arkeolojik eser ise müzenin deposunda muhafaza ediliyor. Depoda tutulan eserler arasında çok kıymetli tarihi buluntular da var. Bunlardan birisi Hititler dönemine ait altın tanrı ve tanrıça figürü. Mevcut müzenin vitrinleri korunaklı olmadığı için tanrı ve tanrıça figürü kasada saklanıyor.





Arkeoloji Müzesi'nin yer problemini çözmek amacıyla uzun yıllardın bir çalışma yapılıyor. Müzenin Kale içine taşınması ya da mevcut bulunduğu yerin yanına yeni bir bina yapılması gündemde. Daha önce temeli atılan yeni müze inşaatı ise çeşitli nedenlerle bir türlü devam ettirilemedi. Toplam 8 bin 704 metrekare açık ve kapalı alana sahip müzenin bahçesi içinde kalan 2 bin 644 metrekarelik şahıs arazisinin de kamulaştırılması çalışması sürüyor. Kayseri'nin yeni bir arkeoloji müzesine ihtiyacı olduğunu vurgulayan yetkililer, sorunun bir an önce gündeme alınarak çözülmesini beklediklerini ifade ettiler. Yetkililer, yeni müze yapım sürecinin çok uzadığını dile getiriyor.

Türkiye Gazetesi, Haber: İsmail Yıldız, 30.09.2011

VAKIFLARIN METRUK HALDEKİ BİNALARI DEĞERLENDİRİLİYOR

 

 

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, bünyesinde bulunan binaları veya boş arsaları, otel, butik otel, pansiyon, alışverişi merkezi ve sosyal tesis olarak değerlendiriyor. Kira, restorasyon, yapım ve onarım karşılığı gelir kapısı haline getirilen çoğu metruk durumdaki taşınmazlar, yenilenerek ekonomiye kazandırılıyor.

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, şehrin en hareketli yerlerinden Alsancak'taki 629 metrekarelik arsasını, yapım karşılığı kiralama modeliyle 49 yıllığına Akfen GYO-Accor Stratejik İş Ortaklığına kiraladı.

Kazıkları çakılan otel inşaatının, belediyeden alınacak ruhsatın ardından hızlanması, üç yıl içerisinde de faaliyete girmesi planlanıyor.

''İbis Otel'' olarak hizmet verecek olan otel, 140 odasıyla konuklarını ağırlayacak. Yaklaşık 20 yıldır boş duran arsaya inşa edilecek otelin, 49 yıllık süre içinde idarenin kasasına 23 milyon 102 bin 820 lira da gelir bırakması öngörülüyor.

Alsancak'taki otel yatırımının dışında, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İzmir ve çevresindeki uygun gayrimenkullerini de değerlendiriyor.

İmar durumu ve mülkiyet problemi nedeniyle restorasyon projesi yapılan Çeşme Ilıca'daki 17 odalı butik otel bunlardan biri. Proje için Koruma Kurulu onayı alınan ve temmuz ayında ihalesi gerçekleştirilen otel için sözleşme aşamasına gelindi.

Restorasyon ve onarım karşılığı sosyal kültürel tesis olarak kullanılmak üzere 25 yıllığına Konak Belediyesine kiralanması için sözleşme aşamasına gelinen, ancak belediyenin vazgeçmesi üzerine hayata geçirilemeyen proje kapsamında Konak Basmane Oteli için de önümüzdeki günlerde yeniden ihaleye çıkılacak.

Bergama'da ise 13 bin metrekarelik bir alanda alışveriş merkezi ve otel inşa edilecek. Genel Müdürlük'ten onay alınan proje için ihale hazırlıkları başladı.

Konak Natırzade Mahallesindeki bina ise 49 yıl süre ile pansiyon tercihli konut imarına göre kullanılmak üzere restorasyon karşılığı kiralandı. Ocak ayında ihalesi yapılan ve sözleşmesi imzalanan binanın restorasyon projesi hazırlanıyor. Binanın toplam kira bedelinin 37 bin 40 lira olması öngörülüyor.

Müdürlüğün çalışmaları ve projelerini AA muhabirine değerlendiren İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Kenan İba, Müdürlüğe İzmir ve Manisa illeri ile ilçelerinin bağlı olduğunu kaydederek,''Fiziki alan olarak küçük gibi görünse de aslında bölge, gayrimenkul ve eski eser açısından çok büyük bir bölge. 3 bin 500 civarında gayrimenkulümüz, 2 bin 500 civarında aktif kiracımız, 500'ün üzerinde de eski eserimiz var'' dedi.

İba, bütçeden para almadıklarını, gelirlerle giderleri karşıladıklarını, bu nedenle gelir getirici mülkleri değerlendirmenin kendileri için çok önemli olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Vakıflar Bölge Müdürlüğümüzün geliri geçen yıl yaklaşık 16 mlyon lira civarındaydı. Bu yıl da 20 milyon lira gibi bir gelir elde etmeyi hedefliyoruz, harcamamız bu kadar yok. Yani kar eden bir bölgeyiz. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul 1. bölgeden sonra en çok geliri olan bölge de bizim müdürlüğümüz.''

En büyük gelir kaleminin kira olduğunu anlatan İba, ecrimisil, kamulaştırma ve satışlardan da gelir geldiğini söyledi.

Kenan İba, Alsancak'taki otel yatırımına ilişkin, üzerine otel inşasına başlanan arsanın yaklaşık 15-20 yıldır boş beklediğini, şimdi ise gelir getirmeye başladığını anlatarak, ''İhale bittikten sonra ilk kiralarını almaya başladık. Zaten amacımız o. Boş bekleyen arsalarımızı gelir getirici hale getirip değerlendirmek. Sırada değerlendirilmek üzere bekleyen çok da arsa var'' diye konuştu.

Yapı, Fotoğraf: Ayten Aydın/AA, 30.09.2011

ANTİK TİYATRO BALİCİLERİN MEKANI OLDU

 

 

Adeta bir açık hava müzesini andıran Bursa’nın İznik İlçesi'nde antik tiyatro balicilerin mekanı haline gelirken, tarihi surlar ise sprey boyalarla yazılan anlamsız yazılarla kirletildi.

 

Bir yandan 4 medeniyete başkentlik yapan İznik’i turizme açmak için yetkililer çalışırken, bir yandan da istenmeyen manzaralar yaşanıyor. Selçuk Mahallesi’nde bulunan Romalılardan kalma antik tiyatro balici ve ayyaşların mekanı haline geldi. Dünyada sayılı olan beşik tonozlu antik Roma tiyatrosu boş bali kutuları ve içki şişelerinden geçilmiyor. Çöplüğe dönen antik tiyatronun içler acısı hali vatandaşları üzüyor.

 

İlçenin dört tarafını saran Roma ve Bizans dönemlerinde yaptırılan tarihi surlar da bakımsızlıktan dökülürken, surların üzerinin otlarla kaplı olması dikkati çekiyor. Bugün tarihi kapının taş blokları üzerinde sorumsuzluğun ve terkedilmişliğin izleri göze çarpıyor. Anlamsız duvar yazılarının yazıldığı tarihi kapının duvarları yerli ve yabancı turistleri üzüyor.

Bursa Olay, 29.09.2011

DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİ'NE BURSA'DAN İKİ ADAY

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'den 10 tarihi bölgenin yer aldığı Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi'ne, Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık ile adaylık sürecini başlatmaya hazırlanıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Atilla Ödünç, ''Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık, Bursa'nın Dünya Kültür Mirasına armağanı olabilecek iki önemli değer'' dedi.

Ödünç, Tayyare Kültür Merkezi'nde (TKM) düzenlenen ''UNECSO Dünya Kültür Mirası Listesi Adaylık Başvuru Sürecinde Bursa Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık'' konulu panelde yaptığı konuşmada, İpek Yolu üzerindeki Bursa'nın, çok önemli kültür ve tarih şehri olduğunu söyledi.

Tarihi kimlik açısından pek çok tescilli yapının restorasyonunu gerçekleştirdiklerini anlatan Ödünç, ''Bir şehir, tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıktığı sürece varlığını sürdürebilir. Bursa, sahip olduğu kültürel değerlerini, şehir kimliğinde yansıtıyor. Bu açıdan bakıldığında, Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık, Bursa'nın Dünya Kültür Mirasına armağanı olabilecek iki önemli değer'' diye konuştu.

Adaylık sürecinin henüz başında olduklarını belirten Ödünç, Hanlar Bölgesi ve Cumalıkızık'ı listeye dahil edebilmek için, kentteki kamu kurum kuruluşları, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını ortak paydada gayret göstermeye davet etti.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Cevat Erder de iki bölgenin de listede yer almayı hak eden niteliklere sahip olduğunu söyledi.

Prof.Dr. Erder, adaylık sürecinde takip edilmesi gereken prosedüre ve teknik detaylara ilişkin deneyimlerini paylaşmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.

Yapı 29.09.2011

FINDIK BAHÇESİNDEN TARİH ÇIKTI

 

 

Samsun’un Salıpazarı İlçesi'nde fındık bahçesinde yosunlarla kaplanmış kayaların üzerinde Oğuz boylarından Peçenekler ile Kıpçakların kullandığı runik (Göktürk yazıtlarında kullanılan yazı türü) Türkçe ve tamgalara (damga) rastlandı.

 

Samsun Arkeoloji Müzesi Araştırmacısı Emine Yılmaz başkanlığında Yeşilköy’e bağlı Kayadibi Mahallesi’nde bir vatandaşa ait fındık bahçesinde 6 ay önce kaya mezarların bulunmasının ardından bahçede çalışmalara yoğunluk verildi.

 

Bahçede yapılan kazı ve araştırmalarda ise son olarak yosunlarla kaplanmış kayaların üzerinde Oğuz boylarından Peçenekler ve Kıpçakların kullandığı runik Türkçe ve tamgalar bulundu.

 

Yılmaz yaptığı açıklamada, runik yazının İlk Çağ’da Orta Asya’da yaşayan toplumlarda kullanılmış bir yazı sistemi olduğunu, tamganın ise günümüzde ”damga” anlamına geldiğini ve Türk boylarının çeşitli amaçlarla oluşturup kullandıkları simgeler olduğunu söyledi.

 

Kayadibi Mahallesi’nde bir vatandaşa ait fındık bahçesinde 6 ay önce kaya mezarları bulunmasının ardından başlattıkları çalışmalarda insan veya heyelan kaynaklı yoğun bir tahribatla yuvarlanmış, iklimsel nedenlerle tamamen yosunlarla kaplanmış kayalarda runik Türkçe ve tamgalar tespit etmelerinin kendilerini heyecanlandırdığını ifade eden Yılmaz, Kayaların üzerindeki yazı ve işaretlerin Oğuz boylarından Peçenekler ile Kıpçakların kullandığı runik Türkçe ve tamgalar olduğunu belirtti.

 

Yılmaz, şunları kaydetti:

”İlk olarak Avrasya’da Türkçe kullanan kavimlerin yaşadığı coğrafya ile İskitler’de kullanıldığı bilinen, İpek Yolu ve diğer ticari yollar aracılığıyla geniş bir coğrafyaya yayılma imkanı bulan, İskit, Peçenek ve Kıpçak gibi Oğuz boyları ile Anadolu topraklarında yaygın olarak kullanılıp kayalara kazılmış bu runik yazı ile tamgalar Samsun’da tespit edilmiş ilk örnekler. Daha önce Ordu’nun Mesudiye İlçesi Esatlı Köyü'nde runik Türkçe ve tamgalara rastlanmıştı. Bu da runik yazı ve tamga geleneğinin Karadeniz üzerinden Anadolu’ya yayıldığını göstermektedir.”

 

Tespit edilen runik yazı ve tamgalarla Türklerin 1071′den önce de Anadolu’da varlığının ispatlandığına dikkati çeken Yılmaz, ”Türklerin zaten Anadolu’ya 1071′den önce geldiklerini, Türk boyu olan İskitler’le kanıtlamış durumdayız. Daha sonra gelen Kıpçaklar ve Peçenekler gibi Türk boylarının da Anadolu’ya 1071 öncesinde yerleşerek runik Türkçe ve tamgaları kullandıklarını bu bulgularla tespit etmiş olduk” diye konuştu.

 

Yılmaz, kayaların üzerinde çeşitli hayvan tasvirleri olduğunu sözlerine ekledi.

Sabah, 29.09.2011

PATARA KAZISI SONA ERDİ

 

 

Kaş'ta 22 yıldır devam eden Patara antik kenti kazılarının bu yılki bölümünde, öğrenci ve akademisyenlerden oluşan 60 kişi ile yaklaşık 100 işçi çalıştı. Bu yıl Ocak ayında başlayan kazılar, Likya Uygarlığı Meclisi, kaynak kilise, su yolları, meclisin kuzey suru, liman hamamı, deniz feneri ve ana caddede yoğunlaştı.

 

Kazı Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Havva İşkan Işık, gazetecilere yaptığı açıklamada, bu dönem Patara'da yapılan kazılarda daha çok restorasyona ağırlık verdiklerini bildirdi. Çalışmaların, Kaynak kilise ve yanındaki mezarlık alanında yoğunlaştığını belirten Işık, Liman Hamamı'nın spor salonunda da kazı çalışması yaptıklarını anlattı.

 

Kazılarda önemli sayıda eserin gün ışığına çıkarıldığını belirten Prof.Dr. Işık, ''Bunların başında bir Herakles heykeli geliyor. Ülkemizde tek örneği oluşturan bu Herakles heykelinin gelecek seneki kazılarda başını da bulabileceğimizi umut ediyoruz'' dedi.

 

Işık, başı olmayan heykelin şu andaki boyunun 165 santim olduğunu, kazılarda ayrıca, bir metre boyunda Pagan tanrısı Attis'e ait bir heykele daha bulduklarını bildirdi.

Akşam, 29.09.2011

ZİNCİRLİ EYLEM MAHKEMELİK

 

 

Doğa Derneği üyelerinin Allianoi’de kendilerini zincirlerle vinçlere bağladıkları eylem mahkemelik oldu. Antik kenti kumla kapatan inşaat şirketinin şantiyeşefi Abdil Serkan Ülgen, dernek üyelerinin vinçlerde 2 bin 665 TL’lik zarara neden olduklarını ileri sürerek şikayetçi oldu.  Allianoi antik kentinin Yortanlı Barajı’nın suları altında kalmasının üzerinden 10 aya yakın zaman geçti, ancak davalar bitmedi. Bu kez de Doğa Derneği üyelerinin geçen yıl eylül ayında antik kentin toprakla örtülmesini önlemek amacıyla yaptığı zincirli eylem mahkemelik oldu.

Bergama Cumhuriyet Savcılığı, eylemi yapan Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, üyeler Serhat Demirkol, Elif Arığ Guttstadt, Lasse Tayfun Guttstadt, Seray Yalçın ve Ebru Tamer hakkında  dava açtı. hürriyetini engelleme, mala zarar verme” suçlarından dava açtı. Abdil Serkan Ülgen ise kule vincin çalışamaz hale geldiğini ve 2 bin 655 TL zarar meydana geldiğini ileri sürdü.

Milliyet Ege, Haber: Turan Gültekin, 29.09.2011

'TARİHİN SIFIR NOKTASI'NDA BÜYÜK BİR ASLAN KABARTMASI BULUNDU

 

 

“Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe’de, büyük bir aslan kabartması bulunduğu bildirildi.

 

Göbeklitepe Kazıları Başkanı Prof.Dr. Klaus Schmidt, Aa muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın en eski tapınak merkezine ev sahipliği yapan Göbeklitepe’de, 3 hafta önce başlayan bu yılki arkeolojik kazıların ikinci etabının Kasım ayı ortalarına kadar devam edeceğini söyledi.

 

Bu yıl kazıların ikinci etabında, aralarında arkeoloji bölümünden öğrencilerin de bulunduğu 35 kişilik bilimsel ekip ile kazı alanının yakınındaki Örencik Köyü'nden 47 kişilik işçiyle birlikte toplam 82 kişilik bir grubun çalıştığını aktaran Schmidt, kazı alanının kuzey batı tepesinde yapılan kazıda, iki yeni tapınak binasının iç mekanına ulaşıldığını ve şimdiye kadar kazı yapılan alanların en büyüğü olduğunu tahmin ettiklerini ifade etti.

 

Buradaki çalışmalarda yeni “T” biçimli yeni Dikili taşlar bulduklarını belirten Klaus Schmidt, bu Dikili taşlar üzerinde buldukları figürlerin büyüklük ve kompozisyon bakımından şimdiye kadar bulunanlardan farklı olduğunu anlattı. Schmidt, şunları kaydetti:

 

“Bunlardan üzerinde aslan kabartması bulunan Dikilitaş, biraz tahrip olmuş yatık olmasına rağmen üzerindeki kabartmayla günümüze oldukça sağlam olarak ulaşabilmiş. Göbeklitepe’de daha önce 2 aslan kabartması bulunmuştu, ancak bunlar oldukça küçük boyutluydular. Yeni bulunan aslan kabartması ise 1 metre 12 santim uzunluk ve 1 metre 24 santim genişliğiyle şimdiye kadar Göbeklitepe’de bulunan en büyük kabartma ve üçüncü aslan kabartması. Kabartma motifte gösterilen hayvan, erkek cinsinden ama yeleleri yok.”

 

Aynı alandaki bir başka T biçimindeki Dikili taşın üzerinde zengin bir kompozisyon içeren kabartmalar bulduklarını da aktaran Prof Dr. Schmidt, “Burada motifler daha küçük olmasına rağmen içerik olarak çok yoğun. Motifin ortasında ayakları altında bir yılanı tutan akbaba bulunuyor. Bunların etrafında ise tilkiler, yılanlar ve kuş motifleri yer alıyor” dedi.

 

Yeni kazı alanındaki çalışmalarının bir süre daha devam etmesini planladıklarını anlatan Schmidt, “Alanın içerisindeki D yapısı ve T yapısının tabanına kadar ulaşmamız 3 yıla kadar sürebilir. Şimdi bulduğumuz iki Dikili taşta buradaki eserlerden repertuvarlarının daha büyük ve daha zengin olduğunu gösteriyor şimdiden. Bundan sonra bulacaklarımız da çok ilginç veriler getirecek bize. Öbür kazı alanında gördüğümüz Dikili taşlardan çok daha farklı sitiller, çok daha zengin kompozisyonlar göreceğiz. Bir örneği de zaten az önce baktığımız Dikili taşın üzerindeydi. Bu kadar yoğun motifleri şimdiye kadar hiç görmemiştik” şeklinde konuştu.

 

-GÖBEKLİTEPE-

Neolitik döneme ait yerleşim yeri Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 18 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik Köyü yakınlarında bulunuyor.

 

İlk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinden görevlilerin yüzey araştırmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe’deki kazı çalışmalarını, 1995 yılından bu yana ŞanlıUrfa Müzesi ve Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa yürütüyor.

 

Kazı çalışmalarında şimdiye kadar neolitik döneme ait yabani hayvan figürlü “T” biçimli Dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli, Dikili taşlar ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi tarihi eserler bulunmuştu.

 

Dünyanın en eski “tapınak merkezi” olduğu belirtilen Göbeklitepe, bir süre önce UNESCO Dünya Mirası “Geçici Listesi”ne alınmıştı.

haberler.com, Fotoğraf: GAP Gündemi, 29.09.2011

14 GÜNDÜR ALTIN UMUDUYLA KAZIYORLAR

 

 

Kayseri´de bir bahçede iş makinesiyle 14 gündür sürdürülen ruhsatlı define kazısı devam ediyor.
 

Arsa sahibi Aytekin Paris,  Melikgazi İlçesi'nde dedelerinden miras kalan bahçelerinde 1,5 ton civarında altın veya bakır gibi bir madenin sinyalini aldıklarını, bu sinyalin kaynağına ulaşmak için de 14 gün önce kazı başlattıklarını söyledi.
 

İlgili resmi kurumlardan ruhsatlı kazı için izin aldıklarını kaydeden Paris, şunları söyledi: "Bahçemizde hazine olduğuna dair yıllardan beri bir söylenti vardı. Böyle bir hazinenin var olup olmadığını biz de merak ediyorduk. Bazı arkadaşlar bir takım cihazlarla tespit yaptı. Kazı yaptığımız noktanın 18 ve 20. metrelerinde büyük bir sinyal aldıklarını bildirdiler. Bende devletimizin ilgili birimlerine haber vererek, ilgili kurumların temsilcilerinin huzurunda kepçe ile kazı yapılmasını istedim."


Müze Müdürlüğü, Milli Emlak Müdürlü ve jandarma temsilcilerin yer aldığı komisyon gözetiminde 14 gün önce kazıya başladıklarını anlatan Paris, ´´Bir vadi yamacındaki bahçenin tabanında mağara girişleri var. Büyük bölümü toprakla örtülü olan bu girişlerin büyük bir mağaraya ulaştığını tahmin ediyoruz. Mağaranın bulunduğunu düşündüğümüz vadi yamacındaki kazıda henüz bulguya rastlamadık. Şu anda 16. metredeyiz. Kepçe ile kazı yapmakta zorlanılıyor. Bizde birkaç metre daha inerek buradaki tespit ettiğimiz sinyalin kaynağına ulaşmaya çalışacağız. Bu bölgede mağaralar var. Belki bir şey çıkar ümidi ile kazıya devam ediyoruz´´ şeklinde konuştu.
 

Müze Müdürlüğü yetkilileri de ruhsatlı kazının komisyon üyeleri gözetiminde devam ettiğini belirterek, ´´Gerekli şartlar yerine getirildiği takdirde bu tür kazılara izin veriliyor. Hazine bulunursa yarısını devlet, yarısını da kazıyı yaptıran kişi sahipleniyor. Arkeolojik eserlere ise devlet olarak el koyuyoruz. Kazı yaptıran kişi herhangi bir hak iddia edemiyor. Burada şu ana kadar her hangi bir bulguya rastlanmadı´´ diye konuştular.

Kayseri Gündem, 29.09.2011

BAKANLIK TLOS'A SAHİP ÇIKTI, DÜNYA MİRASI KALICI LİSTESİ İÇİN ÇALIŞMALAR BAŞLADI

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)'nın dünya mirası geçici listesinde bulunan Tlos antik kentinde kazı çalışmaları devam ediyor.

 

Prof.Dr. Taner Korkut başkanlığında sürdürülen çalışmalarda önemli kalıntılara ulaşıldı. İçerisinde tanrıça heykelinin de bulunduğu Roma imparatorlarına ait heykellerin bulunması bölgeye olan ilgiyi iyice artırdı.

 

Kazı Başkanı Prof.Dr. Taner Korkut, Tlos antik kentinin UNESCO'nun dünya mirası kalıcı listesinde yer alması için kazıların devam etmesi gerektiğini söyledi. Bunun için Tlos antik kentinde çevre düzenlemesi, kazı çalışması ve alan yönetimi oluşturmak gerektiğini kaydeden Korkut, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın konuyla ilgili önemli bir adım attığına söyledi. Antik kent için 'Alan Yönetimi Planı' hazırlandığını ifade eden Taner Korkut, "Ön çalışmaları tamamlanan proje pilot olarak Tlos'ta uygulanacak. Hazırlanan plan çerçevesinde antik kentte yürüyüş yolları ve levhalandırmalar oluşturulacak. Karşılama merkezine gelen ziyaretçilerin daha güzel ortamlarda kenti gezmesi için düzenlemeler yapılacak. Antik kente giriş ve çıkışlar tam kontrol altında değil. Şu anda antik kenti gezen turistlerin sadece üçte biri bilet alıyor. Başlatılacak alan yönetimi ve çevre düzenlemesiyle bunun önüne geçilecek. Projeyle antik kent çok modern bir görüntü kazanacak." dedi.

 

Kazı Başkanı Prof.Dr. Taner Korkut, yılda 100 bin kişi tarafından ziyaret edilen Tlos antik kentinde; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden 40 kişilik Türk ve yabancı bilim adamları ve 40 işçiyle kazı çalışmalarını yürüttüklerini kaydetti.

 

Bölgede 2005'ten bu yana 4 büyük alanda çalışma yaptıklarını belirten Kazı Başkanı Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Taner Korkut şöyle konuştu: "Şu anda Akropol Kaya Mezarları, stadyum, büyük hamam ve tiyatrodaki çalışmalarımız devam ediyor. Bu yıl yeni bir kazı alanımız daha oldu ki burası da Kronos Tapınağı'dır. Bu tapınak dünyada bilinen tek örnektir. Bu yıl orada ilk kez çalışma yapıyoruz."

 

Tlos Antik Kenti Kazı Başkanı Prof.Dr. Taner Korkut, Likya uygarlığına ev sahipliği yapan Tlos antik kentinde Roma imparatorları ve tanrıça heykelleri bulunduğunu açıkladı.

 

Kazı çalışmaları sırasında 10 bin 500 yıl öncesine ait yaşam kalıntılarına rastladıklarını ifade eden Korkut, Tlos Tiyatrosu sahne bölümünde yapılan kazılarda, sahne binasını süsleyen Roma imparatorları Hadriyan, Antonius Pius, Mareus Aurellus, Tanrıça İsis ve İmparator Antonius Pius'un kızı Faistinaminor'un heykellerinin bulunduğunu belirtti.

 

Gün yüzüne çıkarılan heykellerin kısa sürede bakım ve onarımlarını tamamladıktan sonra Fethiye Müzesi'ne teslim ettiklerini kaydeden Korkut, bu eserlerin şu anda teşhir halinde olduklarına vurgu yaptı.

Zaman, Haber: Fatih Yılmaz, 28.09.2011

İRLANDA'DA BATIK HEYECANI

 

 

Hazine avcıları İrlanda açıklarında tespit ettikleri batıkta yaklaşık 240 ton ağırlığında külçe gümüş buldu.Amerikan araştırma şirketi Odyssey Marine Exploration’ın açıklamasına göre, Şubat 1941’de Alman denizaltısı tarafından batırılan İngiliz SS Gairsoppa gemisinin yerini tam olarak tespit edildiği ve batığın robot denizaltılarla araştırıldığı belirtiliyor. Belgelerdeki bilgilerin doğru olması halinde çıkarılacak hazinenin yaklaşık 150 milyon euro değerinde olduğu ifade ediliyor.

Şirket, İngiltere Ulaştırma Bakanlığı ile geçen yıl yaptığı anlaşma çerçevesinde hazinenin yüzde 80’ini alacak. Aynı şirket 2007’de ‘uluslararası sularda’ bulduğu hazineyi, İspanyol makamlarının bilgisi dışında Florida’ya götürmüştü.

Hazine dolu ünlü batıklar
*1694’de Cebelitarık’tan geçerken fırtınaya yakalanan HMS Sussex’in enkazına 1994’te ulaşıldı. Gemi, 500 milyon dolar değerinde 10 ton altın para taşıyordu. 

*1715’te Florida’da batan Urca de Lima’nın kalıntılarına 2001’de ulaşıldı. Geminin ambarında 17. yüzyıldan kalma çok değerli altın sikkeler ve gümüş paralar bulundu. 

*1857’de SS Central America 400 yolcusuyla birlikte sulara gömüldü. İki milyon dolar değerindeki altın taşıyan geminin batışı, etkileri uzun yıllar sürecek 1857 Amerikan ekonomik krizine sebep oldu.

Radikal, 28.09.2011

SELÇUK KALESİ'NDE KAZILAR 50 YILDIR DEVAM EDİYOR

 

 

Selçuk İlçesi'nde dünyaca ünlü ilk yedi kiliseden biri ve en önemlisi olan Efes St. Jean Kilisesi’nde Türk arkeologlar tarafından yapılan kazılar 2011 yılında 50. yılını doldurdu.

 

1961 yılında Efes Müzesi ile İzmir Müzesi müdürleri ve arkeologları tarafından başlanan Türk kazılarının 2011 yılı itibarıyla 50 yılını tamamladığını söyleyen Kazı Başkanı Mustafa Büyükkolancı “Bu çalışmaları başlatan İlk Efes Müzesi Müdürü Musa Baran ve Prof.Dr. Ekrem Akurgal’ı rahmetle anıyoruz” dedi. Büyükkolancı, 50 Yıl içinde Kilisenin çevresinin tümüyle kazıldığını, Vaftizhane ve Hazine Dairesi’nin  ortaya çıkarıldığını ve geniş çaplı restorasyonlar yapıldığını ekledi.

 

Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Kilisesi Kazı Başkanı Yrd. Doç Dr. Mustafa Büyükkolancı 2007 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Pamukkale Üniversitesi adına sürdürülen kazı çalışmalarının 2011 yılında başarılı bir şekilde sonlandığını söyledi.  23 Haziran ’da başlanan kazı çalışmalarının 9 Eylül tarihi itibarıyla sona erdiğini ve bu yılki kazı çalışmalarının toplam 80 gün devam ettiğini hatırlatan Büyükkolancı, 2010 yılında St. Jean Kilisesi güneyindeki Piskoposluk Sarayı olarak tanımlanan alanda yeni kazılara başlandığını ve burada Efes’ten MS 7. Yüzyıl’da St. Jean Kilisesi yakınına taşınan Piskoposluk Sarayı’nın ortaya çıkarmayı amaçladıklarını, 2010 yılı kazılarında sarayın bir bölümünü oluşturan 20.00X21.00 m. iç ölçülerinde büyük bir sarnıçla karşılaştıklarını dile getirdi. Bu büyük sarnıcın Selçuk içindeki tarihi su kemerlerinin son durağı olduğunun anlaşıldığını belirten Büyükkolancı, 2011 yılında, yaklaşık 4.00 derinlikte olduğu tahmin edilen bu sarnıcın içinin boşaltılmasına başlandığını, yaklaşık olarak 420 metrekarelik alanda 1.50 m. derinliğe inildiğini ve burada Aydınoğulları Beyliği’nin Ayasuluk kentini alış tarihinde (1310) inşa edilen üç konut ve bir işlikten oluşan toplam 12 odanın açığa çıkarıldığını kaydetti. Büyükkolancı; “Evlerin ve işliğin Fatih Sultan Mehmet Dönemi’ne (1460) kadar kullanıldığını, odaların içinde bulduğumuz madeni paralar bize göstermiştir” dedi.

Selçuk Bölge Haberleri, 27.09.2011

AFRODİT'İN BAŞI BULUNDU

 


Denizli’deki Laodikya antik kentinde yapılan kazı çalışmalarında, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit heykelinin baş kısmı bulundu. Heykel başının, dönemine ait ender rastlanan bir işçiliğe sahip olduğu ve Anadolu’da normal boyutlarda ele geçen tek örnek olduğu ileri sürüldü.

 

Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek, antik kentten her geçen dönem önemli kişilerine ait heykel başlarını ve gövdelerini bulduklarını belirtti.

 

Heykel başının yapım dönemi itibariyle dünyada bulunan 25 benzer Afrodit heykelinin bir benzeri olduğuna dikkat çeken Prof.Dr. Şimşek, “Eseri, Stadyum Caddesi’nde bulduk. Cadde, stadyuma kadar iki yanı heykeller ile süslü bir cadde.

 

Bulduğumuz bu eser aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’e ait. MÖ 3’üncü Yüzyıl’ın ortalarında, Bitinia Kralı Nikomedes tarafından başkent Nikomedia için ünlü yontucu heykeltıraş Daidolses’e yaptırılmış.

 

Heykelin çömelmiş ve yıkanan bir Afrodit heykeli olduğunu düşünüyoruz. Roma döneminde yapılmış bu tür heykellerden bilinen 25 tane var. Bulunan bu eserde dönem itibariyle o eserlerden biri.

 

Afrodit heykel başı Anadolu’da normal boyutlarda ele geçen tek örnek olma özelliğini taşıyor. İşçiliği mükemmel olan bu eserin gövde kısmını da bulmayı umut ediyoruz” dedi.

Posta, 27.09.2011

BİNLERCE YILLIK İNFAZDA İKİNCİ PERDE

 

 

Bursa'da 8 bin 500 yıllık tarihe sahip olduğu belirtilen Akçalar mevkisindeki Aktopraklık höyüğünde yapılan kazıların bu yılki bölümünde, dikine ve yüzüstü kapaklanmış şekillerde gömüldüğü belirlenen 3 yetişkinin iskeleti bulundu.

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aktopraklık kazılarını yürüten ekibin başkanı Doç.Dr. Necmi Karul, yaklaşık 8 yıl önce başlayan kazıların bu yılki bölümüne 10 Temmuz'da başladıkları ve 23 Eylül itibarıyla sonlandırdıklarını kaydetti.

Karul, 8 bin 500 yıllık tarihi geçmişi bulunan bölgede bu yıl çalışmaların MÖ 5700 yıllara ait tabakada yoğunlaştıklarını ifade eden Karul, bölgedeki yerleşim düzeninin dairesel şekilde olduğunu belirlediklerini anlattı.

Yeni yapı kalıntıları bulduklarını vurgulayan Karul, “Bunlardan birisi oldukça iyi korunmuş. Kerpiç duvarları, korunmuş ocakları ve ahşap tavanlarına kadar doğal bir buluntu ortaya çıkarıldı” dedi.

Yerleşim biriminin tam merkezinde bu yıl da oldukça farklı pozisyonlarda iskeletlere ulaştıklarına dikkati çeken Karul, şöyle konuştu:

“Dairesel şeklindeki yerleşim biriminin tam merkezinde küçük bir avlu, mezarlık gibi kullanılmış. Buradaki toplu denilebilecek mezarlara birkaç metre aralıklarla 3 gömüye ulaştık. Alışagelmemiş gömüler, oldukça dikkati çekici. Özellikle avluda olmaları ilginç, çok farklılar. Bu dönemlere ait yapılan kazılarda iskeletler, genellikle, çocuğun anne rahmindeki duruş pozisyonunda bulunuyorlar. Bizim bulduğumuz gömülerden biri dikine, diğer ikisi ise yüzüstü kapaklanmış şekilde.”

MEZAR HEDİYELERİ DE YOK
Bu iskeletleri farklı kılan diğer bir konunun da “mezar hediyeleri”nin bulunmaması olduğunu belirten Karul, “Bu dönemin kazılarında iskeletler, bazı eşyaları ve kullandığı takılarla gömülmüş şekilde ortaya çıkıyor. Genelde çanak, kolye gibi eşyalarla gömülüyorlar. Bu 3 iskelet ise mezar hediyesi olarak nitelendirilen takılar ve eşyalar olmadan gömülmüş” dedi.

Mezar hediyeleri bırakılmadan gömülenlere ait farklı pozisyonlardaki iskeletlerin titizlikle çıkarıldığını vurgulayan Karul, bu gömülere ait detaylı incelemelerin devam ettiğini bildirdi.

GEÇEN YIL “DOMUZ BAĞI” İLE BAĞLANMIŞ GİBİ POZİSYONDA İSKELET
BULUNMUŞTU
Kazıların geçen yılki bölümünde, “domuz bağı” ile bağlanmış gibi pozisyonda iskelete ulaştıklarını hatırlatan Karul, şunları kaydetti:

“Elleri arkadan bağlı 2 yetişkin ve 3 çocuğun iskeletine ulaşmıştık. Çocuklardan birinin domuz bağı ile bağlanmış gibi durması ilgimizi çekmişti. Bu iskeletler ile yeni bulunanlara birbirlerine yakın ulaşıldı. Akıllara bazı sorular geliyor. İskeletlere bu şekilde rastlanması neyi ifade eder? Geçen yıl bulunanla birlikte iskeletlerde yapılan araştırmalarda, kemiklere ulaşan yaralanma veya ölüme yol açacak iz bulunamadı. Yine de kurban töreninden veya herhangi bir nedenden öldürülmüş olabileceğini düşünebiliriz. Organize kavgaya girdiklerini gösteren bir veri yok. Organize kavganın olmadığı bir dönemde bu şekilde iskeletler bulunması çok ilginç. Hepsinin konumu, birkaç metre uzakta olsa da yerleşimin tam merkezinde olmaları dikkati çekici. Özellikle burayla getirildikleri kurban ya da infaz edildiklerini düşündürüyor.”

BULUNTULARI DÜNYA TARTIŞIYOR
Karul, Aktopraklık'ta ortaya çıkarılan buluntulara ait bilgilerin, proje ortakları olan yurt dışından 9 üniversiteyle paylaşıldığını dile getirerek, “Avusturya, İrlanda ve Almanya gibi dünyanın değişik farklı bölgelerindeki 9 ülkenin üniversiteleriyle ortak çalışıyoruz. Bilgi alışverişi devam ediyor. Bu yıl da yabancı meslektaşlarımız geldiler, bilgi alışverişi yapıldı” dedi.

Arkeolojik kazılarda oluşturulan, ortaya çıkarılan veriler birleştiğinde net sonuçlara ulaşılabildiğini belirten Karul, çalışmaların devam ettiğini, özellikle iskeletlere ait net verilerin elde edilmeye çalışıldığını sözlerine ekledi.

ARKEOPARK HEDEFİ
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ise Bursa'nın 8 bin 500 yıllık tarihi birikime sahip bir kent olduğunu belirterek, Aktopraklık'taki kazıların,ortaya çıkan buluntularıyla tarih öncesine ışık tuttuğunu söyledi.

Farklı pozisyonlarda bulunan iskeletleri dünyanın tartışacağını belirten Altepe, şunları kaydetti:
“Bu iskeletler, Bursa'dan dünyaya çok önemli tarihi bilgiler aktaracak. Amacımız, burada bir arkeoprak oluşturmak. Arkeopark, Avrupa'nın en önemli tarih öncesi parkı olacak. Aktopraklık ve arkeopark, Bursa turizminde önemli rol oynayacak. Bu konuda Necmi Karul ile birlikte çalışmalarımız sürüyor. Park içinde dönemin evlerini yansıtan müzeler de olacak.”

Radikal, 27.09.2011

ONLAR DA ANAVATANA KAVUŞMAYI BEKLİYOR

 

 

Türkiye'den çeşitli yollarla yurt dışına kaçırılan tarihi eserleri, ait oldukları yere getirme çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Önceki gün Başbakan Erdoğan'ın uçağıyla "Yorgun Herkül" heykelinin ABD'den getirilmesinin ardından, şimdi sıra 1800'lü yıllarda kaçırıldıktan sonra Fransa'da sergilenen İznik çinilerinin iadesine geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, çinileri bu yıl içinde almayı hedeflediklerini bildirirken, Yorgun Herkül'le aynı kaderi paylaşan Berlin'deki "İhtiyar Balıkçı" heykelinin gövdesi için de iade girişimleri hızla sürüyor.

Antalya Arkeoloji Müzesi'ne götürülen "Yorgun Herkül"ün bu hafta içinde restorasyon çalışmalarının başlayacağını ve ekim ayının ortalarında da sergilenmeye hazır hale getirileceğini belirten Günay, dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan 300 eserin iadesi için de çalışmalarını sürdürdüklerini aktardı. SABAH, Bakanlık envaterinde bulunan kayıp 300 eserin listesine ulaştı. Türkiye'nin geri almak için çabaladığı eserlerin başında Fransa'da bulunan İznik çinileri ve Berlin'de sergilenen İhtiyar Balıkçı heykelinin gövdesi bulunuyor. Körfez ülkelerinden ABD'ye kadar uzanan bu eserlerden bazıları şöyle: Türkiye'ye bu yıl gönderilmesi beklenen İznik çinilerinin geçmişi 1800'lü yıllara dayanıyor. Osmanlı Hükümeti, o zamanlar II. Selim ve III. Murat türbeleri ve I. Mahmut kütüphanesinin İznik'te üretilen çinileri Osmanlı restoratör talep etmişti. Çinilerin kaçırılmasıyla ilgili ilk bulgu 2003'te ortaya çıktı. Yere düşen 2 çininin arkasında, Paris'te üretildiğine dair bir mühür görülmesi ile şoke olan yetkililer, çinilerin Fransız restoratör tarafından satıldığını saptadı. 2. Selim Türbesi'nden çalınıp Louvre Müzesi ve 3. Murat Türbesi'nden çalınıp Sevr Müzesi'nde sergilenen İznik çinileri, Başbakan Erdoğan tarafından da Fransa Lideri Sarkozy'ye doğrudan bildirilmişti. Çinilerin bu yıl içinde geri alınması bekleniyor. Aphrodisias-İhtiyar Balıkçı Heykeli'nin baş tarafı 1989'da Aydın Geyre yakınlarındaki bir kazıda tespit edildi. Bulunan başın, 1904'te Fransız Arkeolog Paul Gaudin tarafından yürütülen kazılar esnasında bulunarak gizlice yurt dışına kaçırılan ve daha sonra Berlin Pergamon Müzesi'ne satılan gövdeye ait olduğu saptandı. Türkiye, uzun yıllardır bu eseri almak için yazışmalar yürütse de, Berlin'den bu konuda herhangi bir geri dönüş yapılmadı. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin iadesini beklediği eserlerin büyük bölümü sırasıyla Almanya, ABD ve Danimarka'da bulunuyor. Almanya'da Bergama-Zeus Sunağı, İhtiyar Balıkçı Heykeli, Hacı İbrahim Veli Türbesi Sandukası, Konya Beyhekim Camisi Mihrabı ve Troya eserlerinin iadesi ile ilgili 1991'den bu yana çalışmalar sürdürülürken, ülkeden bin 362 eserin iadesi sağlanmış durumda. Öte yandan 1998 ile 2011 yılları arasında toplam 4 bin 517 eserin iadesi sağlandı. Sadece 2011 yılında 1883 eser, çeşitli ülkelerden ait oldukları yere kavuşturuldu.

Yurt dışında takibi yapılan Türkiye kökenli eserlerden bazıları şöyle:
Kuran'ı Kerim'in çalınan 62 yaprağı (İngiltere)
Eros Başı (Victoria and Albert Müzesi-İngiltere)
Chester Beatty Kütüphanesi'nde bulunan Kuran'ı Kerim yaprakları (İrlanda)
Edinburg'da bulunan altın çelenk (Portekiz)
Sultan 2'nci Selim Türbesi'ne ait Çini Pano (Fransa)
Lydia Yazıtı (İtalya)
Rusya'da bulunan Troya eserleri
Lydia Uygarlığı'na ait Mezar ve Adak Stelleri (ABD)
Bergama-Zeus Sunağı (Almanya),

Sabah, Haber: Burcu Çalık, 27.09.2011

BU AĞAÇ OSMANLI'NIN KURULUŞUNU GÖRDÜ

   Balıkesir'in Edremit İlçesi'ne bağlı Çamlıbel Köyü yakınlarındaki bir sitenin bahçesinde bulunan tarihi zeytin ağacı, bölgenin adeta simgesi haline geldi. Yaklaşık 750 yaşında olduğu tahmin edilen zeytin, site yapılırken korunmasına özen gösterilen ağaçlar arasında yer alıyor. Site sakinleri, bahçelerindeki bu tarihi ağaca gözleri gibi baktıklarını belirterek, "Bu site yapılırken, arsasındaki ağaçların korunmasına özen gösterilmiş. Hele bunlar arasında bir tanesi var ki adeta insanlık tarihini günümüze yansıtıyor. 750 yıllık olduğunu tahmin ettiğimiz zeytin ağacının gövdesindeki şekillerin her biri bir şeyler anlatıyor. Ağacın bakımını düzenli olarak yaptırıyoruz. Bir 750 yıl daha yaşatmayı amaçlıyoruz. Bizden sonrakiler de semavi dinlerde kutsal sayılan zeytin ağacına sahip çıkıp korusun." diyor.

Türkiye Gazetesi, 27.09.2011

MEKSİKA'DA 5 BİN YILLIK AYAK İZİ BULUNDU

 

Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, ayak izlerinin dört yetişkin ve bir çocuğa ait olduğu bildirildi.

Arkeologlar, ayak izlerinin sahiplerinin tam yaşının ise laboratuvarda yapılacak testlerden sonra tayin edileceğini belirtti.

Uzmanlar, kuzeydeki Chihuahua eyaletinin Creel bölgesinde kurumuş bir dere yatağında tespit edilen ayak izlerinin, Tarahumara dağlarındaki mağaralarda yaşayan insanlara ait olabileceğini ifade ediyor.

Radikal, 27.09.2011

İKİ BİN YILLIK ÖLÜ DENİZ PARŞÖMENLERİ İNTERNETTE

 

 

Yazılmalarının üzerinden iki bin yıl ve bulunmalarının üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra dünyaca ünlü Ölü Deniz Parşömenleri’nden bazılarına artık internetten ulaşmak mümkün. İlk etapta geçtiğimiz pazartesi günü 5 parşömen, yüksek çözünürlüklü olarak internet ortamına sunuldu.

 

Projenin arkasında İsrail Ulusal Müzesi ve uluslararası internet kuruluşu Google var. Google, internet ortamında kullanıcılara internete konan parşömenlerin belirli bölümlerinin İngilizce çevirisini sunarak parşömenlerin daha yakından incelenmesini sağlıyor.

 

Kudüs’teki İsrail Müzesi’nde sergilenen parşömenler, İsrailli araştırmacılar tarafından 1947 ile 1967 arasında bir araya getirildiler. Parşömenler, ilk olarak Ölü Deniz’e yakın bir bölgede Bedevi çobanlar tarafından bulunmuştu. Hıristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları olarak kabul edilen Ölü Deniz Parşömenleri, 20. yüzyılın en önemli arkeolojik buluşlarından biri olarak kabul ediliyor.

 

Parşömenler MÖ 1. yüzyıldan MS 2. yüzyıla dek Ortadoğu’da Ölü Deniz kıyısındaki Kumran Vadisi’ne yerleşmiş olan dini bir topluluğun tarihçesini aydınlatmıştı. Bu topluluk, Kumran Topluluğu veya Esseneler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumdu. Parşömenlerin tümünün 2016 yılına kadar internet ortamına sunulması bekleniyor.

 

Ölü Deniz Parşömenleri’ne http://dss.collections.imj.org.il/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Habertürk, 27.09.2011

ORTAK PROJE TEKLİFLERİNE 'ESER İADE ŞARTI' KOYUYORUZ

 

 

31 yıl sonra memleketine dönen Herkül heykelinin üst kısmı Türkiye'yi heyecanlandırdı. Peki ABD bu eseri nasıl geri verdi? Antalya Müzesi'nde şifreli depoya konan Herkül'ün iade sürecini Bakan Günay anlattı: Ortak proje teklifiyle gelen dünya çapındaki müzelere 'sizde çalıntı eserimiz varsa önce onu iade edin' diyoruz.

 

Antalya'nın Perge antik kentinden 1980'de yurtdışına kaçılıran 'Yorgun Herkül' heykelinin üst kısmı, belden aşağısının bulunduğu anavatanına 31 yıl sonra döndü. Başbakan Erdoğan'ın ABD ziyareti dönüşünde ANA uçağıyla Ankara'ya gelen heykel, önceki akşam Antalya'ya getirildi.

Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim Acar başkanlığındaki heyete teslim edilen heykel, Antalya Müzesi'nin şifresini sadece yöneticilerin bildiği, alarmlı ve depreme dayanıklı deposuna kaldırıldı. 1900 yıllık heykel, Ankara'dan gelecek uzman bir ekip tarafından alt kısmıyla birleştirildikten sonra bütün olarak teşhir edilecek.


Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, eserin iadesinde uygulanan formülü AKŞAM'a anlattı. Son yıllarda dünyanın çeşitli müzelerinden ortak proje teklifleri geldiğini ve Türkiye'deki müzelerle işbirliği yapmak istediklerini ifade eden Günay şunları söyledi: Bu tekliflere olumlu bakıyoruz. Ancak bir şartımız var. Proje teklif eden müzeye, 'Türkiye'den çalınan eser varsa önce onu iade edin sonra ortak proje yapalım' diyoruz. Bu şart yerine getirilmeden ortak bir projeye girersek, Türkiye'den çalınmış eserlere meşruiyet kazandırmış oluruz. Çeşitli kurumsal baskılar olsa da bunu aşmasını biliyoruz. Herkül Heykeli'nin iadesinde de bu formülü işlettik. ABD'nin yanı sıra İngiltere, Fransa gibi ülkelerde takip ettiğimiz 300 eser daha var.

 

Heykelin birleştirme çalışmaları için İstanbul Konservasyon Merkezi'nden uzmanların Antalya'ya gittiğini belirten Günay, yapılacak çalışmayı şöyle anlattı: Herkül heykeli ABD'de sergilenirken altına bir kaide konulmuş. Öncelikle o kaide heykelden çözülecek. Bunun için esere zarar vermeyecek kimyasal bir madde kullanılacak. Daha sonra birleştirme çalışması gerçekleştirilecek. Bu işleri en geç ekim ayında tamamlamayı ve eseri sergilemeyi planlıyoruz.

 

Herkül ya da diğer adıyla Herakles heykelinin trajik öyküsü 1980'da başladı. Prof.Dr. Jale İnan'ın başkanlığında yapılan kazılarda heykelin belden aşağı kısmı bulundu. Aynı yıl içinde, bir heykelin üst kısmının yurtdışına kaçırılarak satıldığı saptandı. Yapılan araştırmalarla, yurtdışına kaçırılan heykelin, Perge'de alt kısmı bulunan Herkül'e ait olduğu tespit edildi. ABD'de Boston Güzel Sanatlar Müzesi ile Shely White-Leon Levy adlı koleksiyonerlerin mülkiyetinde olduğu ve New York Metropolitan Sanat Müzesi'nde sergilendiği belirlenen heykelin üst kısmının Türkiye'ye iadesi için diplomatik çalışmalara başlandı. Bu süre içinde heykelin alt kısmının yer aldığı Antalya Müzesi'nin girişine ABD'deki heykelin fotoğrafının altına heykelin alt kısmı konularak teşhir edildi.

 

Altında eşi ve benzeri olmayan lahitlerin bulunduğu Perge mezarlığınınbir kısmı buğday tarlası olarak kullanılıyor. Kazılara 1986'dan beri başkanlık eden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Haluk Abbasoğlu, geçtiğimiz yıllarda nekropolün bir kısmının kamulaştırıldığını, 169 numaralı parselin halen özel mülkiyetin elinde olduğunu belirterek, '109 dönümlük büyük bir parsel ve hissedarları çok. Zaman zaman kaçak kazılar da yapılıyor. Bir an önce kamulaştırılmalı' dedi.

Akşam, Haber: Volkan Yanardağ - Mustafa Kozak, 27.09.2011

 

******


"PADİŞAH TÜRBESİNİN ÇİNİLERİ LOUVRE'DA"

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, dünyanın önemli müzelerinden Türkiye'ye gelen işbirliği projelerini ülkelerindeki çalıntı eserleri iade etme koşuluyla kabul ettiklerini belirterek, “Bu yöntemi tavizsiz uyguladığımız zaman sonuç almaya başladık. Sanıyorum yine böyle mutlu olaylar yaşayacağız” dedi.

Bakan Günay, AA muhabirine, son dönemlerde yurt dışından iadesi sağlanan eserler ve Türkiye'nin 2013'te yapılacak Londra Kitap Fuarı'na “odak ülke” olarak katılacak olmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Yorgun Herkül” heykelinin üst parçasının dönüşüyle yaşanan sürecin bu yıl içindeki ikinci önemli başarıları ve sevinçleri olarak görülebileceğini söyleyen Günay, haziran ayında Almanya'dan 90 yıllık bir hasretten sonra “Boğazköy Sfenksini” getirdiklerini, şimdi de 40 yıla yakın bir ayrılıktan sonra “Herkül” heykelinin üst yarısının Türkiye'ye geldiğini hatırlattı.

Bu yıl ayrıca, Bulgaristan sınırında yakalanan, bir kısmı para koleksiyonu olmak üzere, bin 865 eser topluluğunun Sırbistan Kültür Bakanlığı üzerinden Türkiye'ye iadesinin sağlandığını ve bir koleksiyoncunun vaktiyle alıp götürdüğü 17 parçayı İngiltere'den aldıklarını belirten Günay, şu bilgiyi verdi:

“Son 4 yıl içinde sanıyorum 3 bine yakın eserin Türkiye'ye gelmesi sağlandı. Boğazköy Sfenksi ya da Herkül heykeli kamuoyunun çok fazla bildikleri. Bizim şimdi peşinde olduğumuz başka eserler var. Son yıllarda biz Körfez ülkelerinden Amerika'ya kadar yaygın bir çevreden bazı eserlerin iadesini sağladık. Fransa'nın Louvre Müzesi'nde, Almanya'da, İngiltere'de, Amerika'da, dünyanın çeşitli müzelerinde başka eserlerimiz var.

Tabii eskiden bu yana bu konular takip ediliyordu, ama son zamanlarda konuyu biraz daha ısrarla, her an konunun üzerinde durma tavrıyla izlemeye çalışıyoruz ve olumlu sonuçlar almaya başladık.”

Türkiye'nin arkeoloji ve tarih açısından çok zengin bir ülke olduğu için sürekli dünyanın önemli müzelerinden işbirliği yapma projelerinin geldiğine dikkati çeken Günay, “Biz bu projelere bir şart koşuyoruz. 'Müzenizde bizim ülkemizden gitmiş izinsiz, çalıntı bir eser varsa sizinle bunu bize iade etmeniz şartı altında işbirliği yapabiliriz' diyoruz. Bu yöntemi tavizsiz uyguladığımızda sonuç almaya başladık. Devam edeceğiz ve sanıyorum önümüzdeki yıllarda yine böyle mutlu olaylar yaşayacağız” dedi.

“Herkül” heykelinin kendilerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika seyahatinin biraz öncesinde iade edildiğini, Kültür ve Turizm Bakanlığının da onu getirmenin yöntemlerini ararken Başbakan Erdoğan'ın heykeli getirdiğini anlatan Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz bir yandan kendi coğrafyamızda insan haklarına, demokrasiye sahip çıkmaya, evrensel insanlık değerlerini yukarıda tutmaya öncülük yapıyor, bir yandan da Roma döneminden, Pagan döneminden ya da İslam döneminden kalmış tarihi eserlerimize herhangi bir dönem ayrımı gözetmeksizin tam bir kültürel çoğulculuk anlayışını içselleştirmiş biçimde sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bunun sergilenmesi için Sayın Başbakanın heykeli getirmesi çok güzel bir kanıt oldu ve görüntü oluşturdu. Sayın Başbakana çok teşekkür ederim. “

İngiltere, Amerika ya da Fransa'da kendisinin özellikle takip ettiği bazı objelerin olduğuna işaret eden Bakan Günay, Ayasofya bahçesindeki padişah türbelerinin bunlardan biri olduğunu belirtti.

Bu türbelerde 19. yüzyılda birtakım restorasyonlar yapıldığını ve daha sonra türbelerin kapısındaki İznik çinilerinin bir kısmının aslının Paris'teki Louvre Müzesi'nde, replikalarının ise Ayasofya'daki padişah türbesinin kapısında olduğunun anlaşıldığını anlattı.
Bu durumun hiçbir hukuki ve akli izahının olamayacağına dikkati çeken Günay, “Bunlardan başlayarak önümüzdeki dönemde Türkiye'ye taşıyacağımız bir hayli eserimiz var” diye konuştu.

Türkiye'yi sadece deniziyle, kumuyla, güneşiyle değil, kültür zenginlikleriyle de tanıtmaya çalıştıklarını ifade eden Günay, bu kapsamda 2005'ten bu yana Bakanlık olarak Türk Edebiyatını Dışa Açma (TEDA), projesini uyguladıklarını ve projede hatırı sayılır bir noktaya geldiklerini vurguladı.

Orhan Pamuk'un 2006'da “Nobel Edebiyat Ödülü”nü almasının o dönemde yönetim kademelerinde biraz şaşkınlık ve buruklukla karşılansa da bunun Türkçenin bir edebiyat dili olarak dünyada kendini kanıtlaması açısından çok özel, önemli bir olay olduğuna inandıklarını dile getiren “Bu da bizim edebiyatımızın dışarıya taşınmasına vesile oldu” dedi.


TEDA ile çok sayıda esere başka dillere çeviri ve nitelikli bir yayınevi tarafından yayımlanması, Türk edebiyatını iyi temsil etmesi koşuluyla yayın desteği verdiklerini söyleyen Bakan Günay, bu çerçevede 500'e yakın Türk eserinin dünyada 40 kadar dilde yayımlanmaya başlandığını belirtti.

Kitap fuarlarının da yayın dünyasının profesyonel ilişkiler kurduğu çok önemli alanlardan birisi olduğunu kaydeden Günay, “2008'de Frankfurt Kitap Fuarı'na katılmıştık ve bizim orada aldığımız yansıma, bizden sonra katılan ülkeler ve bizden önce katılan ülkelerden çok daha yüksek olmuştu. Şimdi 2013 Londra Kitap Fuarı'nın onur konuğu olacağız” dedi.

Ertuğrul Günay, bu yılın kasım ayında 30'uncu kez yapılacak 'İstanbul Kitap Fuarı'nın da artık iyice uluslararası boyuta taşındığını sözlerine ekledi.

Radikal, 27.09.2011

800 YILLIK CADI İSKELETİ

 

İtalya’da yapılan arkeolojik bir kazıda biri çene kemiğine yedi çivi çakılmış, diğeri etrafına 17 zar konmuş iki kadın iskeleti bulundu.

 

800 yıllık olduğu tahmin edilen iskeletlerin “cadılık” suçlamasıyla öldürülen kadınlara ait olduğu belirtildi. Uzmanlar tabut veya kefen olmadan gömülen kadınların 25-30 yaşında olduğunu bildirdi. Uzmanlar çivilerin çakılma nedeninin “cadı” olduğu sanılan kadının gömüldüğü yerden kalkmaması olduğunu kaydetti. Diğer kadının da uğursuz rakam olan 17 zarla çevrili olduğuna dikkat çeken uzmanlar ortaçağda zar oyununun kadınlara yasak olduğunu ifade etti.

Hürriyet, 27.09.2011

DOSTLAR YARIŞMADA GÖRSÜN!

 

 

2004 yılında İstanbul Belediye Başkanı seçilen Kadir Topbaş’ın mimar olması özellikle meslektaşları arasında kent için bazı şeylerin düzelebileceğine dair ümitler doğurmuştu. Topbaş’ın, kentteki büyük projelerin mimari ve kentsel tasarım konusunda daha nitelikli çözümler geliştireceği ve bunlar için yarışmalar açacağı bekleniyordu. Ancak şu sıralar mimar ve plancıların büyük kesiminde Topbaş’tan yana ümitler tükeniyor.


Topbaş yönetiminin kurduğu İstanbul Metropol Planlama Merkezi’yle (İMP) en azından bazı büyük projeleri yarışma yolu ile elde etmeye çalışması başta bir iyi niyet çabası olarak takdir gördü. Her ne kadar 15 milyonluk bir kentin kamusal mekanlarının üretiminde çok daha fazla projenin yarışma yolu ile elde edilmesi gerekse de mimarlar “buna da şükür” demişlerdi.


Ne var ki, Kadir Topbaş döneminde açılan yarışmaları kazanan projelerin hiçbirinin uygulanmamış ve çoğunun rafa kalkmış olması da işin başka bir boyutu. Yüzlerce mimarın, plancının, diğer mesleklerden bilim insanlarının binlerce saat emek verdiği bu çabaların hayata geçirilememesi ve İMP’nin neredeyse bir proje mezarlığına dönmesi mimarlık çevrelerinde çokça eleştiriliyor.


En son gelişme ise Yenikapı’da yapılması planlanan transfer merkezi ve Arkeopark projesi için Kadir Topbaş’ın basın toplantısı ile duyurduğu yarışmanın bir hafta sonra durdurulması oldu. 8 Temmuz’da bir aylığına sürecin erteleneceği belirtilen ve dünyaca ünlü mimarların jürisinde olduğu yarışma hala açılmış değil ve bugüne dek herhangi bir açıklama da yapılmadı.


Öte yandan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, Unkapanı-Şişhane metro köprüsü ve pek çok kültür merkezi gibi kentin önemli yerlerindeki binaların yarışma yapılmadan ihalelerle projelendirilmesi de konunun eleştirilen başka bir boyutu. Öyle ki bu sekiz seneye bakıldığında Topbaş’ın aslında gerçekleştirilmeyecek projeler için yarışmalar açtığı ve uygulanacak projeler için de ihale yöntemini benimsediği görülüyor. Açılıp uygulanmayan yarışmalar... 

EUROPAN Yarışması
Europan, Avrupa’da iki yılda bir düzenlenen, 40 yaşın altında Avrupalı mimarlara yönelik bir mimari proje yarışması. Özellikle genç mimarların isminin duyulmasında hayli önemli. Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından Europan Komitesi ile yapılan uzun süreli görüşmeler neticesinde yarışmanın 8. dönemine Türkiye de dahil edilmişti. Yarışma 12 Nisan 2005’te İstanbul Belediyesi’nin Saraçhane’deki binasında Kadir Topbaş’ın katıldığı bir basın toplantısıyla ilan edilmişti. Topbaş, toplantıda “İnanıyorum ki bu yarışmanın sonucunda bir anlayış, bir bakış ortaya çıkacak. Bu belki bir şablon olacak. Bu gelecek için bir ışıktır, umuttur. Hayallerinizi istiyorum” demişti. Yarışmayı Fransa’dan Carole Pralong’un ‘Urban Sliding’ adlı projesi kazanmıştı. EUROPAN sonuçlandıktan yaklaşık üç sene sonra yarışma konularından biri olan Zeytinburnu’nun Sümer Mahallesi’ne KİPTAŞ’ın Osmanlı konaklarından esinlenerek tasarladığı başka bir proje uygulanmaya başlandı. Yarışmayı kazanan mimarlarla hiçbir irtibata geçilmeden yapıldığı belli olan KİPTAŞ projesinin tanıtım toplantısında ise Topbaş bu alan için söylediklerini tamamen unutmuştu. 

Beylikdüzü Cumhuriyet Caddesi Kentsel Tasarım Yarışması
2005 yılı sonunda ilan edilen yarışma 2006 Mart başında sonuçlandı ve İTܒden İrem Mollaahmetoğlu Falay ve Ferhan Yürekli yönetimindeki ekip birinci oldu. O günden bu yana projeden bir haber alınamadı. 

Maltepe-Dragos Sanayi Alanları Davetli Mimari Proje Yarışması
Bu yarışma, sanayi alanı olarak etkinliğini kaybetmiş, ancak merkezi konumu sayesinde yüksek potansiyel barındıran Dragos yakınlarındaki alanda ticaret, kültür ve turizm ağırlıklı kentsel tasarım projesinin elde edilmesi amacıyla davetli yarışma modeliyle İMP tarafından 2009 yılı başlarında düzenlendi. TAGO Mimarlık’ın kazandığı yarışmayla ilgili bugüne dek herhangi bir somut gelişme kamuoyuna yansımadı. 

Başakşehir Kent Merkezi II Kademeli Yarışması
İMP’nin düzenlediği Türkiye’de açılan iki kademeli ilk yarışma. Başakşehir’in merkezinin kentsel tasarımı için fikirler elde edilmesi bekleniyordu. Sonuçları 1 Ağustos 2007”de açıklanan yarışmanın birincisi KTܒden Ayhan Usta ve Gülay Usta yönetimindeki ekipti. Projenin akıbeti o tarihten beri meçhul. 

Maltepe Bölge Parkı Fikir Projesi Yarışması
2007 yılı Şubatı’nda sonuçlanan ve Oktan Nalbantoğlu yürütücülüğündeki ekibin kazandığı bu yarışma da İBB’nin rafa kaldırdığı ve unuttuğu projelerden biri. Dört yıl geçmiş olmasına rağmen bu park projesi ile ilgili herhangi bir gelişme bugüne dek kamuoyuna yansımadı. 

Alanı Uluslararası Mimari Proje Yarışması
İstanbul2010 Ajansı ve İBB ortak protokolüyle başlatılan bu yarışma ‘uluslararası ön seçmeli davetli mimarlardan mimari alan proje temini hizmet alımı’ yöntemiyle 30 Haziran’da Başkan Topbaş tarafından resmen duyurulmuştu. Ancak bir hafta sonra yarışma, yapılan bir duyuruyla İstanbul2010 Ajansı’ndaki idari değişiklikler yüzünden, 30 gün süreyle ertelendi. Bu duyurunun üzerinden iki aydan fazla süre geçmesine rağmen belediye veya IMP’den yarışmayla ilgili hiç bir bilgi alınamıyor. Rem Koolhaas, Massimiliano Fuksas, Micheal Sorkin gibi dünyaca ünlü mimarların da jürisinde olduğu yarışmanın organizasyonundaki bu tavırlar mimarlar tarafından uluslararası bir skandal olarak nitelendiriliyor. 

Taksi Sistemi Tasarımı Fikir Projesi Yarışması
İBB’nin son yarışması bu yıl mart ayında açıldı. Araçların ve durakların tasarımı dahil olmak üzere dört ayrı alanda yarışma açan İBB’nin taksi araçlarının tasarımını yaptırması otomotiv endüstrisini ilgilendirdiği için pek mümkün değil. Duraklardaki uygulama ise İBB’nin yarışma siciline göre pek gerçekçi görünmüyor.

Kartal ve Küçükçekmece Kentsel Tasarım Yarışması
2006 yılının Mart ayında, İMP tarafından Küçükçekmece ve Kartal için uluslararası
davetli iki ayrı yarışma düzenlendi. İstanbul’un gelişimini kuzey-güneyden doğu-batı
aksına kaydırmayı hedefleyen yarışma, birçok tartışmayı da beraberinde getirmişti. Yarışmaya neden Türk mimarların davet edilmediği sorusuna “Bu kumaşı herkes dikemez” diye cevap veren Topbaş, meslektaşlarından çok eleştiri almıştı. Küçükçekmece’deki yarışmayı dünyaca ünlü mimar Ken Yang, Kartal’dakini ise daha sonra çok konuşulduğu gibi Zaha Hadid kazanmıştı. Küçükçekmece’deki projeyle ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken, Kartal’daki proje uzunca bir süre Zaha Hadid tarafından geliştirildi. Ancak İBB Belediye Meclis üyesi ve Kartal Belediyesi Meclis üyesi İbrahim Doğan tarafından yargıya taşınan bu proje, 2011 Temmuzu’nda yürütmeyi durdurma kararıyla belirsiz bir sürece daha girdi.

Şişhane Beyoğlu Sahnesi Tiyatro Binası
Şişhane Meydanı’ndaki eski THY binası ve arkasındaki otoparkı kapsayan alanda bir tiyatro binası yapılması için 2008 Martı’nda bir yarışma açıldı. Topbaş’ın “Çok önemli ve ideal boyutta bir sahne” olarak tanımladığı tiyatronun 600 kişilik ana sahneye, 300 kişilik deneme ve 300 kişilik de çocuk sahnesi olmak üzere üç salonu olan binasını tasarlamak için mimarlar masa başına koşarken Kenan Işık, Orhan Alkaya gibi tiyatro oyuncuları da jüride zaman harcadı. Kazanan proje uygulanmazken yarışma alanındaki bina Beyoğlu Gençlik Merkezi’ne dönüştürüldü, otopark yerinde duruyor. Aynı zamanlarda yenilenmek üzere yıkılan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin projesininse neden yarışmayla elde edilmediği hala merak konusu.

Yaya Üstgeçitleri Fikir Projesi Yarışması
2009 yılının ikinci yarısında Topkapı, Fındıkzade ve Göztepe semtlerindeki yoğun noktalarda yaya üstgeçitlerinin tasarımını elde etmek için yine İBB tarafından bir yarışma açıldı. Aynı yıl Ekim ayında sonuçlanan yarışmadan o günden bugüne bir haber alınmadı.

Kamu binalarında yarışma önemli
Kamu kurumlarının inşa edeceği yapıların projelerinin yarışma usulu ile elde edilmesi pek çok Avrupa ülkesinde bir ön koşul. Ancak Türkiye’de bu yöntem, mevcut kamu ihale kanununa göre binayı inşa edecek idarenin insiyatifine bırakılmakta. Aslında Türkiye’de mimarlık yarışmaları Cumhuriyet’in kuruluşundan beri iyi kötü bir gelenek haline gelmiş durumda. Anıtkabir başta olmak üzere pek çok bilindik kamu yapısı 1950’lere dek yarışmayla elde edildi. 

80 sonrası ihale yolu
Özellikle 1980’lerden sonra ise kamu yapılarının projelerinin inşaat ihalesiyle birlikte ihaleyi alan müteahhit firmalarına teslim edilmesi ile mimari açıdan niteliksiz kamu yapılarının sayısı arttı. Son 10 yılda açılan yarışmaların sayısı artsa da bu artış inşaat sürecinde ters orantılı olarak karşımıza çıkıyor.

Radikal, Haber: Ömer Kanıpak, 27.09.2011

ÇANAKKALE İÇİNDE BİR KAYIP KENT!

 

 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Rüstem Aslan, Çanakkale Boğazı'nın girişinden kent merkezine kadar olan kıyıyı taradıklarını ve Erenköy beldesinin hemen altında Karanlık Liman bölgesi kıyısında tarih öncesi döneme ait yerleşim yeri tespit ettiklerini belirtti. Aslan, çanak ve çömlek kalıntılarının incelemesinin ardından söz konusu bölgedeki yerleşimin MÖ 5000'lere tarihlendiğini ortaya çıkardıklarına işaret ederek, 'Bu, bile şimdiye kadar İstanbul ve Çanakkale boğazlarının hemen kıyısında bu döneme ait yerleşmelerin olmamasının deniz seviyesinin yüksekliğinden kaynaklandığını gösteriyor. Burada bulduğumuz höyük de yüzde 90 oranında denizin yükselmesi sonucunda tahrip olmuş. Yerleşmenin yaklaşık yüzde 5'i geriye kalmış' dedi.

Akşam, 27.09.2011

KAZI ÇALIŞMALARINA DENETİM

 

 

Amasya Belediye Başkanı Cafer Özdemir, Gümüşlü Mahallesi'nde devam eden 600 yıllık Yakutiye Tekkesi kazı çalışmalarını yerinde inceledi.

 

Amasya Müzesi'nde görevli sanat tarihçisi Muzaffer Doğanbaş'tan sürdürülen kazı hakkında bilgiler alan Başkan Özdemir yaptığı açıklamada, "Rektörlük binası, Mehmet Paşa Camii, Mustafa Bey Hamamı ve Bimarhane aksının son halkasını tamamlayacak bu kazıyı önemli buluyorum" dedi.

 

Özdemir, konservatuvarın yeni yerine taşınmasının ardından Bimarhane'nin Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmet vermeye başladığını kaydetti.

Amasya Kent Haber, 26.09.2011

DAMATRYS SARAYI GÜN YÜZÜNE ÇIKARILACAK

 

 

"Tanrıça Demeter"in adının verildiği Samandıra’da inşa edilen ve yapıldığı dönemde İstanbul dışındaki en büyük ve en önemli eser olması özelliği taşıyan Damatrys Sarayı İstanbul İl Özel İdaresi tarafından restore edilecek.

 

İstanbul'a başta eğitim ve sağlık olmak üzere, kültür, spor, tarım ve güvenlik gibi alanlarda özel hizmetler sunan İstanbul İl Özel İdaresi, kültür alanında gerçekleştirdiği hizmetlerine bir yenisini daha ekliyor.

 

İstanbul İl Özel İdaresi, Bizans imparatorlarından II. Tiberius ile Maurikios (578-602) tarafından, "Tanrıça Demeter"in adının verildiği Samandıra’da inşa edilen ve yapıldığı dönemde İstanbul dışındaki en büyük ve en önemli eser olması özelliği taşıyan Damatrys Sarayı’nı restore ettirecek.

 

İstanbul İl Özel İdaresi tarafından proje çizimine başlanan Damatrys Sarayı’nın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri tamamlanarak onay için Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilecek. Yapılacak restorasyon çalışması ile Damatrys Sarayı gün yüzüne çıkarılarak bir açık hava müzesi haline dönüştürülecek.

 

Bizans imparatorlarından II. Tiberius ile Maurikios tarafından, o dönemdeki adı "Demeter" olan Samandıra’ya inşa ettirilen "Damatrys Sarayı", 14 yüzyılın yorgunluğuna rağmen hala tarihe meydan okuyor.  Sarayın boyutları ve nitelikleri göz önüne alındığında, Bizans’tan günümüze ulaşan en önemli yapılardan biri olarak görülüyor. Ancak 1980’lerden sonra Samandıra’nın yoğun göç alması ve bölgedeki çarpık yapılaşma ile ilgisizlik sonucu saray, yağma ile yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış.

 

Sarayın ismi, Samandıra’nın tarihte rastlanan ilk adı olan Demeter’den geliyor. Demeter, Yunan mitolojisinde "tarım ve bereket tanrıçası" anlamına geliyor ve insanlara toprağı ekip biçmesini öğreten "tanrıça" olarak biliniyor.  Ayrıca Samandıra, rivayetlere göre yabani hayvan çeşitliliğiyle av için de tılsımlı bir mekan olmuş, Bizans imparatorlarının en gözde sayfiye alanlarından biri haline getirmiş.

 

O dönemde, yazlık sayfiye alanlarına düşkünlüğü ve av merakıyla tanınan Bizans imparatorlarından II. Tiberius ve Maurikios tarafından Samandıra’ya bu saray inşa ettirilmiş.

 

Kalıntıları günümüze kadar ulaşan ve literatüre "Damatrys Sarayı" olarak geçen bu saray, inşa edilme amacı olan av ve dinlenmenin yanı sıra İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı da olmuş. Anadolu’ya yapılacak seferlerin yol güzergahında inşa edilmesi sebebiyle Bizans ordusunun toplanma ve konaklama bölgesi olarak kullanılmış. İmparatorlar, Anadolu’dan dönerken de başkente girmeden evvel son gecelerini bu sarayda geçirirlermiş.

 

İmparator, sefer dönüşünde Samandıra’da konaklarken, haberciler bir gün önceden başkente ulaşır ve İmparator’u karşılamak için gerekli hazırlıkların yapılmasını temin ederlermiş. Ancak saray, 12. ve 13. yüzyıldan itibaren kullanılamaz hale gelir. Bugün yıkıntıları arasında haç biçimindeki sarnıcı, kemer ve tonozları teşhis edilebilen sarayın, gözle görülen bölümünden çok daha büyük bir alanı kapsadığı tahmin ediliyor.

Akşam, 26.09.2011

RÖMORKTAN METAL ÇOCUK LAHDİ ÇIKTI

 

Antalya’da, polisin kendilerini takip ettiğini anlayınca kaçan kişilerin bıraktıkları römorkun içerisinde bir çocuk lahidi ele geçirildi.

 

Lahide el koyan polis, incelenmesi için Antalya Müze Müdürlüğü görevlileri ile irtibata geçti. Bugüne kadar gün yüzüne çıkan lahitlerin aksine, dış yüzeyi metal formda olduğu görülen lahidin tarihi eser olup olmadığına Antalya Müze Müdürlüğü uzmanlarından oluşturulacak bir kurul karar verecek. Bugüne kadar taştan yapılan lahitlerin çıkarıldığını belirten yetkililer, daha önce metal bir lahide ulaşılamadığını ifade etti.  

Hürriyet, Haber: Ömer Erdem, 26.09.2011

ALABANDA KAZI ÇALIŞMALARI YENİDEN BAŞLADI

 

Alabanda antik kentinde kazı çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu yıl bakanlık tarafından onaylanan bölgedeki tek kazı izni özelliğini taşıyan Alabanda arkeolojik kazı çalışmaları Kültür Bakanlığının ve Çine Belediyesi’nin katkıları ile Adnan Menderes Üniversitesi adına Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünden Doç.Dr. Suat Ateşlier başkanlığında sürdürülüyor.

 

Uzun süre devam eden çalışmalar neticesinde tiyatro ve tapınağın gün yüzüne çıkarılmasının ardından yol kenarına yakın bir alanda Bizans Döneminde üzerine inşa edilen mezarlar ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.

 

05 Eylül 2011 tarihinde başlayan, 7 öğretim üyesi, 5 arkeolog, 13 işçi, 13 öğrenci; İspanya, Fransa, Almanya’dan olmak üzere 4 yabancı bilim adamının dönüşümlü katılımı ile yapılmakta olan kazı çalışmalarının 30 Ekim 2011 tarihine kadar devam edeceği öğrenildi.

 

Kazı izni ve kazıya hazırlık çalışmaları nedeni ile Eylül ayında başlanabilen arkeolojik kazılar, önümüzdeki yıldan itibaren Temmuz ayından başlamak üzere yaklaşık her yıl 4-5 aylık süreler halinde gerçekleştirilecek.

 

İlk iş olarak antik kentin ot ve çalılarla kaplı alanlarında genel temizlik çalışmaları yürütüldüğünü belirten Alabanda Kazı Ekibi Başkanı Doç.Dr. Suat Ateşlier, buraya gelen ziyaretçilerin antik kenti daha rahat gezebilmeleri için temizlik ve bazı düzenleme çalışmaları yaptıklarını, sık çalıların altında kalmış olan Agora ve aşağı kent alanlarının da temizlendiğini açıkladı.

 

Alabanda Meclis binasının mimari açıdan Anadolu’da bilinen en önemli yapı olduğunun altını çizen Ateşlier, “Anadolu’nun nadide mimari eserlerinden biri olan, MÖ 2. yüzyılda inşa edilmiş Bouleuterion (Meclis Binası) yapısının sahne cephesi, sahne mimarisinin gelişimi konusunda başlıca örnek teşkil eden Anadolu’da bilinen en önemli mimari kalıntıdır. Bouleuterion yapısının statik durumu incelenerek bir proje geliştirilecek, yapının 3D lazer tarayıcılar ile dijital modeli çizilecek, ardından kazı çalışmalarına başlanacaktır” dedi.

 

Alabanda’nın mimarlar kenti olduğunu belirten Ateşlier, “Tralleis Bouleuterion’unu Alabandalı bir sanatçının tasarladığını Romalı ünlü mimar Vitruvius’un detaylı anlatımından öğreniyoruz . Vitruvius, Alabandalı Apaturios’un Trallleis Bouleuterion’unun skene binasını (sahne binasını) ustalıkla tasarladığını, içinde kullanılan sütunları, heykelleri, archidravları taşıyan kentaurosları, yuvarlak çatılı rotondoları ve aslan başlı çörtenlere sahip kornişleri tasarladığını belirtmektedir. Magnesia’daki Artemis Tapınağı ve Teos’daki Dionysos Tapınağının ünlü mimarı Hermogenes’in de Alabandalı olabileceği konusunda birçok bilim adamı hemfikirdir. Alabanda Apollon Tapınağının mimari Menesthes’in de büyük olasılıkla Alabandalı olduğu düşünülürse Alabanda’nın Hellenistik Dönemde mimar yetiştiren bir kent olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerekir” diye konuştu.

 

Siyasi açıdan da bu meclis binasının önemine vurgu yapan Doç.Dr. Ateşlier, “Strabon, Alabanda’da doğmuş ve yetişmiş olan iki ünlü hatip, Apollonios Malakos ve Apollonios Molon’dan sıkça bahseder. Alabandalı Menekles’in öğrencisi olan Apollonios Molon daha sonraları Rhodos’a yerleşmiş ve orada yaşamıştır. Marcus Tullius “Cicero” ve Gaius Julius Caesar (Sezar), Rhodoslu’ların elçisi olarak iki kez Roma’ya gitmiş olan Apollonios Molon’dan dersler almışlardır. Cicero ve Caesar (Sezar) gibi iki önemli Romalı şahsiyete hocalık yapmış olan Alabandalı Molon Bouleuterion’da kent meclisine defalarca hitap etmiştir” dedi.

 

Şu an sürdürülen kazı çalışmalarının 1906 yılında Ethem Bey tarafından ortaya çıkarılan, ancak zamanla tekrar kapanan mezarlarda devam etmekte olduğunu açıklayan Ateşlier, “Alabanda’da bilinen ilk kazı çalışması 1905-1906 yıllarında Ethem Bey tarafından, İstanbul’da bulunan Müze-i Hümayun için eser toplama amacıyla Lagina’ya giderken ziyaret etmiş olduğu sırada burada yapmış olduğu kazılardır” dedi.

Mücadele, 26.09.2011

 

******


MEDUSA BAŞLI MEZAR BULUNDU

 

 

Aydın’ın Çine İlçesi'nde devam eden Alabanda antik kenti kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan Medusa başlı kaya mezar kazı heyetini şaşırttı.

 

Bölgede yeni bir arkeolojik bulguya rastlayan Alabanda Kazı Başkanı Doç.Dr. Suat Ateşlier, Bölüntü Köyü yakınlarında Medusa başlı lahit tespit etti. Karya dönemine ait olduğu sanılan bu tür lahitin baş tarafında Medusa başının resmedilmesinin çok rastlanan bir durum olmadığı açıklandı.

 

Alabanda’da devam eden kazı çalışmalarını yerinde inceleyen Çine İl Genel Meclisi üyesi Gültekin Alp Akbay ve ADÜ Araştırma ve öğretim görevlisi Sedat Akkurnaz, Kazı Başkanı Ateşlier ile birlikte Medusa başlı kaya mezarı hakkında bilgiler aldı.

 

Ateşlier, bu lahitin eşine az rastlanan bir lahit olduğunu belirterek, “Ben bir kaya mezarda ilk kez Medusa’nın resmedildiğini tanık oldum. Bu mezar bir ‘Karya kaya lahtidir’ Mezarın baş kısmını üzerindeki anakayada yer alan figür ise Medusa figürüdür. Mezarı kötülüklerden korumaya yönelik olarak yapılmıştır. Mezar muhtemelen Hellenistik döneme yani MÖ 3- 1. yüzyıllara ait olduğunu düşünüyoruz. Alabanda kazı çalışmaları çerçevesinde bu yörede kapsamlı araştırmalarımız da devam edecek” dedi.

 

Gültekin Akbay da, Çine sınırları içinde henüz tespit edilmemiş antik döneme ait bazı kalıntılardan söz etti. Akbay, kazı görevlilerine bu konuda yardımcı olmak, kültürel mirasın ortaya çıkarılıp belgelenmesi için yerlerini gösterebileceğine dair söz verdi.

Mynet Haber, 27.09.2011

PARNASSOS ANTİK KENTİNDE PARASIZLIKTAN DURAN KAZILAR BAŞLADI

 

 

Parnossos antik kentinde ödeneksizlik nedeniyle ara verilen kazı çalışmalarına tekrar başlandı. Şereflikoçhisar’da bulunan Parnossos antik kentte kazı çalışmaları yeniden başladı.

 

Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde görevli iki arkeolog ile birlikte Parlasan Köyü’nde oturan 10 işçinin birlikte yürüttüğü kazı çalışmaları, bu yıl kurban bayramına kadar devam edecek. Ortaya çıkan tarihi değerlerinin Kaymakamlık veya Belediye tarafından üstünün kapatılmaması durumunda önümüzdeki yıl kazı çalışması yapılmayacak.

 

Ödeneksizlik nedeniyle zaman zaman kazı çalışmalarına ara verilen Parnossos antik kenti için ilk kazmanın vurulduğu alanda yaklaşık bin 400 yıl öncesine ait kilisenin bulunmuştu. Bu kapsamda ilginin arttığı bölgenin turizm merkezi olabileceği belirtildi.

 

Bölgeyi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi almıştı. Kazı yapılan alanın sahiplerinden Atilla Görgülü de Şereflikoçhisar adına çok büyük bir gelir kapısı olarak gördüğü antik kent kazılarına sahip çıkılmasını ve turizme kazandırılmasını beklediğini ifade etti.

 

Görgülü, kazı alanının korunması için yapılması gerekli uzay çatının yapılmaması durumunda çalışmaların devam etmeyeceği endişesini yaşadığını söyledi.

Türkiye Turizm, 26.09.2011

DÜLÜK ANTİK KENTİ, 9. YÜZYILDAN SONRA MANASTIRLA TİCARİ NOKTA HALİNE GELMİŞ

 

 

Gaziantep merkez Şehitkamil Belediyesi sınırları içerisinde yer alan Dülük antik kenti kazılarının başkanlığını yapan Prof.Dr. Engelbert Winter, MÖ 9’ncu yüzyılda alanda bulunan manastır ile bölgenin ticari bir nokta haline geldiğini söyledi.

 

Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu, dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Dülük antik kenti kazı alanını ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledi.

 

Çalışmaların 2 ay sürdüğünü söyleyen Başkan Fadıloğlu, “Dülük antik kenti kazıları yine her sene olduğu gibi bu sene de devam ediyor. Yaklaşık 50 kişilik bir ekibin 2 aylık bir çalışması artık son noktasına gelinmiş durumdadır. Bundan sonraki süreçte çıkartılan eserlerin envanteri söz konusudur. Özellikle yazıtlarla ilgili olanları incelemek için gönderilmiş. Diğer taraftaki buluntularında temizlik çalışmaları yapılıyor.” dedi.

 

Kazı çalışmaları sayesinde Gaziantep’in tarihinin ortaya çıkacağını belirten Başkan Fadıloğlu, “Hangi dönemden, hangi dönemlere buluntuların olduğu artık Gaziantep’in tarihinin de ortaya koymak adına çok önemli buluntular. Burası bir geçiş noktası ve bir ticaret merkezi. Gaziantep’in bugünkü, ticari başarısı genetik kotlarında yatıyor. İşte bu da geçmişteki tarihinden gelen çalışmalar neticesinde oluşmuş bir unsur. Şehitkamil Belediyesi olarak kazı yapma yetkimiz yok. Ancak Gaziantep’in tarihini ortaya çıkartmak adına yapılan bu çalışmaya sonuna kadar destek veriyoruz. Gönül ister ki, daha geniş bir ekiple, daha geniş bir sürede olsun. Bu kazılar üniversite bünyesinde yapıldığı için ancak tatil dönemlerinde yapılabiliyor.” diye konuştu.

 

Çalışmaların kısa süre sonra biteceğini dile getiren Prof.Dr. Engelbert Winter ise “2 aylık kazı sezonumuzun sonuna yaklaştık. Bu dönem içinde yüzlerce küçük buluntu arasında MÖ döneminden, MS dönemine kadar tarihi gelişmeler hakkında yine birçok açıdan aydınlık getirmektedir. Bulunan birçok buluntu arasında önemli 2 buluntu var. Süryanice bir yazı içeren buluntumuz var. MS 9’ncu yüzyıla tarihleşmektedir. Kutsal alanın, sonraki döneminde, burada bir manastır yer aldı. Manastır ile birlikte burası bir ticari nokta haline gelmiş.” şeklinde konuştu.

Mynet Haber, 26.09.2011

TARİHİ KİLİSEYE ÇEVRE AYIBI

 

İzmir’in Kapılar Semti’ndeki restorasyonla yeniden hayata döndürülen, kentin kültürüne olumlu imaj kazandıran Aya Vukla Kilisesi’nin çevresindeki sokakların içler acısı durumu, çabalara gölge düşürüyor.

 

Konserlerin düzenlenmeyi başladığı Aya Vukla Kilisesi, kente gezmeye gelen turistlerin de ilgisini çekiyor. Ancak kilisenin çevresindeki sokakların içler acısı hali ise görenleri üzüyor. Bir türlü başlamayan dış cephe çalışmaları yüzünden kilisedeki restorasyan kendini yeteri kadar gösteremiyor.  

Milliyet Ege, Haber: Mustafa Oğuz, 26.09.2011

VAN'DA KAZI ÇALIŞMALARI

 

Van Kalesi’nin kuzeyinde bulunan höyükte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar başkanlığında yapılan kazı çalışmaları devam ederken, arazi çalışmaları çizim ekibi tarafından belgeleniyor.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ve Aygaz Genel Müdürlüğü’nün de desteklediği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar başkanlığındaki kazı çalışmaları sürüyor. Kazının yanı sıra arazi çalışmaları hem çizilerek belgeleniyor hem de bilgisayar ortamına taşınıyor. Yrd. Dr. Konyar, arazi çalışmalarının yanında belgeleme çalışmalarının da devam ettiğini söyledi. Bu çerçevede arkeolojide belgeleme çalışmalarının çok önemli olduğunu ifade eden Yrd. Dr. Konyar, “Çünkü kaldırdığınız bir şeyi artık geriye getiremiyorsunuz. Bu nedenle belgeleme çalışmaları kazı kadar önemli. Bu çerçevede arazide gerek manuel gerekse dijital aletlerle bütün ayrıntılı ölçümler yapılıyor. Araziden alınan dijital kayıtlar İstanbul Üniversitesi Van Bölgesi Arkeoloji Araştırma Kazı Merkezi’nde bilgisayar üzerinde ilgili programla tekrar çiziliyor. Tabi bu çizimi yapılan küçük buluntulardan büyük buluntulara kadar ve kazı alanında çıkan bütün kalıntılar geniş bir yelpazede dijital ortamda kayıt altına alınıyor. Çizim yapılırken arkeolojik çizim teknikleri çerçevesinde her tabaka, her kültürel dolgu farklı renklerle tanımlanıyor” dedi.

 

Höyükte her şey üst üste ve karışık durumda olabildiğini ifade eden Yrd. Dr. Konyar, “Bizde bunu anlaşır ve kendimizin de daha iyi anlayabilmesi açısından farklı kodlarla ve farklı renklerle çizimleri yapıyoruz. Çizimi komple faaliyet planında gördüğümüzde İlk Tunç Çağı’ndan günümüze kadar uzanan o kültürel yapı katları farklı farklı renklerle aynı kağıt üzerinde böylelikle izlenebiliyor. Yine 5 bin yıllık tarihsel sürecin bırakmış olduğu mimarı izleri kağıt üzerinde görebiliyoruz ve değerlendirebiliyoruz. Arazide dijital kayıt cihazları ile aldığımız ölçümlerle oluşturduğumuz planlar yine laboratuar ortamında daha rahat ve anlaşılabilmesi için bilgisayar üzerinde çeşitli programlarla 3 boyutlu hale getiriliyor” şeklinde konuştu.

Haber 3, 26.09.2011

GÖBEKLİTEPE NATIONAL GEOGRAPHIC'TE

 

 

National Geographic kanalı, dünyanın en eski kenti Göbeklitepe’de “Kayıp Medeniyet” isimli belgeselin çekimlerini gerçekleştirdi. Belgesel, kanalda, 2012 yılında yayınlanacak.

 

ABD merkezli National Geographic kanalı Şanlıurfa’daki Göbeklitepe kazı alanında ”Kayıp Medeniyet” isimli belgeselin çekimlerini gerçekleştirdi.

 

Şanlıurfa Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, Göbeklitepe’nin Haziran 2010′da ”National Geographic” dergisine kapak olmasının ardından bu sefer de dünyaca ünlü National Geographic kanalı bölgede bir belgesel için çekim gerçekleştirdi.

 

Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Yrd. Doç.Dr. Bahattin Çelik’in danışmanlığında sürdürülen çekimlerde, Göbeklitepe Kazı Başkanı Alman Arkelog Prof.Dr. Klaus Schmidt ile de röportaj yapıldı.

 

Kanalın Türkiye rehberi Narin Kurumlu da söz konusu çekimler için Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile görüşerek çeşitli konularda destek istedi. Fakıbaba’nın ekibe yardım sunmaları için görevlendirdiği basın bürosu ekibi de başta Göbeklitepe olmak üzere Balıklıgöl, Harran, Atatürk Barajı, Fırat Nehri gibi önemli merkezlerde çekim yapmalarına katkı sağladı.

 

National Geographic televizyonunun gerçekleştirdiği çekimlerin ”Kayıp Medeniyet” adı altında 2012 yılında yayınlanacağı bildirildi.

 

Göbeklitepe Hakkında

Neolitik döneme ait yerleşim yeri Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 18 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik Köyü yakınlarında bulunuyor.

 

İlk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinden görevlilerin yüzey araştırmaları sırasında fark edilen Göbeklitepe’deki kazı çalışmalarını, 1995 yılından bu yana Şanlıurfa Müzesi ve Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa yürütüyor.

 

Kazı çalışmalarında şimdiye kadar neolitik döneme ait yabani hayvan figürlü ”T” biçimli dikili taşlar, 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları, çok sayıda yabani hayvan figürü, insan heykeli, dikili taşlar ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi tarihi eserler bulunmuştu.

 

Dünyanın en eski ”tapınak merkezi” olduğu belirtilen Göbeklitepe, bir süre önce UNESCO’nun ”Dünya Mirası Geçici Listesi”ne alınmıştı.

Trt/Avaz, 26.09.2011

MEMLEKETİNE ERDOĞAN'IN UÇAĞIYLA DÖNÜYOR

 

 

70’li yıllarda Türkiye’den kaçırılarak ABD’ye götürülen Yorgun Herakles (Herkül) heykelinin üst tarafı, Başbakan Erdoğan’ın uçağıyla Türkiye’ye getiriliyor. Müjdeyi Hürriyet’e veren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Alt ve üst parçaları arasındaki 40 yıllık hasret bitti” dedi. İnsan boyutundaki heykelin alt kısmı 1980 yılında bulunmuştu.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 40 yıl önce Antalya Perge’den kaçırılarak ABD’ye götürülen ve Boston Müzesi’nde sergilenen Yorgun Herakles (Herkül) heykelinin üst kısmının dün Başbakan Tayyip Erdoğan’ın uçağıyla Türkiye’ye getirilmekte olduğunu açıkladı.


Günay, alt kısmı 1980 yılında bulunan heykel için, “Alt ve üst parçaları arasındaki 40 yıllık hasret bitti” dedi. Heykelin iadesinden dolayı çok mutlu olduğunu belirten Günay, kaçak eserlerin Türkiye’ye iadesi konusunda çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerini belirtti.
 

Arkeoloji dünyası tarafından önemli bir eser olarak görülen Yorgun Herkül heykeli, bir insan boyunda ve 200 kilo ağırlığında. Heykelin alt yarısı 1980 yılında Prof. Jale İnan tarafından Antalya Perge kazılarında bulunmuştu. Heykelin üst yarısı ise 70’li yıllarda Türkiye’den kaçırılarak ABD’ye götürülmüştü.


Araştırmalar sonucunda heykelin ABD’de Boston Müzesi’nde sergilendiği belirlenmişti. 1981 yılından bu yana Türkiye defalarca heykelin üst yarısını ABD’den geri alabilmek için girişimlerde bulunmuş, ancak sonuç alamamıştı.


Büyük çabalar sonucu heykelin iade işlemleri geçen hafta yapıldı. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü ABD’ye giderek, eseri Türkiye adına teslim aldı.


Heykel, dün ABD’den yurda dönmek için hareket eden Başbakan Erdoğan’ın uçağına konuldu.

Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 25.09.2011

 

******


'YORGUN HERAKLES' YURDUNA DÖNDÜ

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Boston’da teslim alınan “Yorgun Herakles” heykelinin üst parçası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağıyla ülkemize getirildi” dedi.

 

Günay, heykelin Antalya’ya götürüleceğini, heykelin Antalya’da alt ve üst kısmının birleştirildikten sonra restorasyonunun yapılarak Arkeoloji Müzesi’nde sergileneceğini söyledi. Herkül heykelinin belden altı, 1980 yılında Perge’de yapılan kazılar sırasında Prof.Dr. Jale İnan tarafından bulunmuştu. Boston’da benzer bir heykelin sergilendiğinin fark edilmesi üzerine uzmanların heykelleri karşılaştırarak heykelin Türkiye’ye ait olduğunu tespit ettiğini belirten Günay, eserin iadesi için o tarihten bu yana çalışmaların sürdüğünü anlattı. “Yorgun Herakles” olarak da tabir edilen Herkül heykelinin üst parças Kültür Varlıkları ve Müzeler Gene Müdürü Murat Süslü tarafından teslim alınmıştı. Günay, “ Heykel arkeolojik açıdan önemli” dedi.”

Milliyet, 26.09.2011

 

******


HERKÜL'ÜN GİZLİ KAHRAMANI JALE HOCA!

 

 

ABD’den dönen Başbakan Erdoğan 1990 yılından beri Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde bulunan “Yorgun Herkül” heykelinin üst kısmını getirdi. Heykelin izini sürüp bulan ise Prof.Dr. Jale İnan.

Türkiye dünyaca tanınmış bir tarihi eserine daha kavuşuyor. 1980 yılında Antalya’nın Perge bölgesinde yapılan kazılar sonucunda alt tarafı bulunan ve üst kısmı 1970’li yıllarda ABD’li girişimci ve tarihi eser koleksiyoncusu Shelby White ve Leon Levy çifti tarafından ABD’ye kaçırılan ‘Yorgun Herkül’ heykeli Türkiye’ye geliyor. BM Genel Kurul toplantıları için ABD’de bulunan Başbakan Erdoğan “Yorgun Herkül” heykelini talimat ile ANA uçağıyla Türkiye’ye getireceğini açıkladı. Böylece heykelin üst kısmı, Antalya Müzesi’nde sergilenen alt kısmıyla birleştirilerek 1982 yılında Boston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından satın alınmasından bu yana verilen yaklaşık 30 yıllık kültür mücadelesi de kazanılmış olunacak.

Türkiye’nin en önemli arkeologlarından olan Prof.Dr. Jale İnan “Yorgun Herkül” heykelinin üst kısmının yerini tespit etmeden önce Kremna ve Pamphylia Selukeia’sında kurtarma kazıları yapmasıyla isminden sıkça söz ettirmişti. Prof.Dr. İnan, Side Müzesi’ni kurduktan sonra 1980 yılında Antalya-Perge kazıları esnasında bulduğu bir heykel parçasının peşine takılıyor. Prof.Dr. İnan’ın araştırmaları sonucunda “Yorgun Herkül” heykeli olarak bilinen paha biçilmez eserin üst kısmının 1970’lli yıllarda ABD’de yaşayan ve insan hakları aktivisti, girişimci, vakıf yöneticisi ve koleksiyoner olan Leon Levy ve Shelby White çifti tarafından satın alındığını öğreniyor. Daha önce New York’ta “Karun Hazinesi” davasını kazanmış Türk hükümetinin avukatlarının isteği üzerine Prof. İnan, Antalya’daki parçasının alçı kopyasını çıkarttı ve 1990 yılında iki parçanın birbirine ait olduğunu ispatladı. Sonrasında heykelin üst kısmının Türkiye’ye iade edilmesi gerekirken White-Levy-Vermeule ortaklığı iki parçanın birleştirilmesi ancak 5 yıl Boston’da 5 yılda Türkiye’de sergilenmesi önerisiyle çıktılar. Yani heykelin yüzde 50’si Türkiye Cumhuriyeti’nin, yüzde 25’i Boston Müzesinin, yüzde 25’i White-Levy çiftinin olacaktı. Çiftin ölümünden sonra müzenin payı yüzde 50’ye çıktı.

Vatan, Haber: Emre Öztürk, 26.09.2011

 

******


İŞTE ŞİMDİ TAŞLAR YERİNE OTURDU

 

 

Antalya Perge'den kaçırılarak 30 yıl önce ABD'ye götürülen ve Boston Müzesi'nde sergilenen Yorgun Herkül heykeli dün Başbakan Erdoğan'ı taşıyan uçakla Türkiye'ye getirildi. Alt kısmı Perge Antik Kenti kazılarında 1980'de bulunan ve halen Antalya Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Herkül, üst kısmının da getirilmesiyle, 30 yıl aradan sonra bir 'bütün' olacak. Uzmanlara göre günümüzde parçaların başarıyla birleştirilmesi mümkün. Bu tip eserlerin parçalar halinde yapıldığını ve daha sonra birleştirildiğini belirten uzmanlara göre zaten eserin kültürel değerinin ortaya çıkabilmesi için bir bütün olarak sergilenmesi şart. Uzmanlar, Herkül'ün Antalya'da bir araya gelmesini SABAH'a değerlendirdi:


Prof.Dr. Aydın Ayan (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Eski Müdürü): Aslında sanat yapıtının sergilendiği yer, hangi diğer yapıt ve ürünlerle üretildiyse, nerede soluk alıp verdiyse orada sergilenmeli. Günümüz koşullarında maalesef kazılardan çıkarılan eserler yerinde değil, müzelerde sergileniyor. Ancak bu eserlerin üretimlerine baktığımız zaman çoğunun parça parça üretilip bir araya getirildiğini görüyoruz. Bu denli büyük heykeller mermerlerin de özellikleri göz önünde bulundurularak 2 ya da 3 parça halinde üretilip malzemenin olanak verdiği ölçüde bütünleştirilirler. Bu heykel parçalı olarak üretilmiş olabilir. Antik Roma ve Yunan'da bu tip heykellerin kol, bacak, büst gibi parçalarının ayrı ayrı üretip monte ettiklerini biliyoruz. Bir heykeli ya da bir sanat yapıtını üretildiği kültürü ve onu üreten sanatçıyı, tam anlamıyla algılamak için eserin bir bütün olarak sergilenmesi gerekir. Benim gönlümden geçen de eserin bütün olarak sergilenmesidir, bugün bu restorasyonu başarıyla yapacak birikim ve teknoloji var. Zaten yurtdışında bunun örneklerini görüyoruz. Sistematik olarak Türkiye'den parça parça yurt dışına kaçırılan pek çok eserimiz birleştirilerek British Museum ya da Berlin'de sergileniyor.
 

Zeynep Dilek Çetiner (MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Plastik Sanatlar Restorasyon ve Konservasyon Birimi Başkanı): Benim uzmanlık alanım tablo restorasyonu. Bu eserin nasıl sergileneceği hakkında kesin bir bilgim yok. Ayrı ayrı da sergilenebilir, bir araya getirilmesi de planlanabilir. Ancak eğer bu iki parçanın bir araya getirilmesi düşünülüyorsa bu tür şeylerde olmaz olmaz diye bir şey yoktur. Pekala malzemenin yapısına bağlı olarak tümlenmesi doğru bir projelendirilmeyle yapılabilir, çok da başarılı olur.

Sabah, 26.09.2011

 

******


YORGUN HERKÜL'ÜN GERÇEK KAHRAMANI ÖZGEN ACAR'DIR

 

Başbakan Erdoğan ABD dönüşü ‘Yorgun Herkül’ heykelinin üst kısmını beraberinde getirdi. Heykel Antalya Müzesi’nde bulunan altı ile birleşecek. Türkiye’nin kültür mirasını zenginleştiren bu müthiş öykünün arkasında bir gazetecinin başarısı var: Özgen Acar.
 

Kendisi bu macerayı euractiv.com.tr Yayın Yönetmeni Kerem Çalışkan’a anlattı.


Önce Özgen Acar kimdir?
Cumhuriyet okurları ve Türk medyasının ve arkeoloji dünyasının yakından tanıdığı bir isim. 1969’dan beri özellikle tarih, arkeoloji alanlarına eğilen üretken bir kültür insanı... Birçok antik yapıtın peşine düşen Acar’ın Cumhuriyet’te yazdığı yazının içinde altı ve üstü bir sayfada birleştirilmiş Herkül heykeli de yer almıştı. Bu birleşmiş olarak dünya sahnesine çıkan ilk Herkül’dü... Sonradan Türkiye’ye getirilmesinde Özgen Acar’ın sürekli irtibat içinde bulunduğu, Perge’yi kazan Prof.Dr. Jale İnan’ın da büyük katkısı oldu. ‘Yorgun Herkül’ün bulunuşu ve Türkiye’ye kazandırılması Acar’ın tek başarısı değil. Nice öyküleri var.


Özgen Acar, Herkül olayını ilk nasıl fark ettiğni Kerem Çalışkan’a şöyle anlatıyor:
“Eylül 1990’da New York Metropolitan Sanat Müzesi’ne (MET) Shelby White ve Leon Levy çiftinin özel koleksiyonunu görmeye gittim. Anadolu bağlantılı pek çok yapıt vardı. Bu arada bir mermer heykelin üstü dikkatimi çekti. Yorgun Herkül adındaki bu heykel bana hiç de yabancı gelmemişti. Ancak yaşamımda bu heykeli hiç ama hiç görmemiştim. Bu heykel bende sanki daha önceden görmüşüm gibi bir izlenim yarattı. Cam vitrin içinde altında bir silindir kaideye oturtulmuş bu heykelin çevresinde dolaşarak incelemeye başladım. İnceledikçe sanki daha önce görmüşüm gibilerden bir kanı pekişmeye başladı. Ben vitrinin çevresinde dolaşırken, müze bekçisi de benden huylanmıştı. Ben heykelin çevresinde dönerken, onun da benim çevremde dolaştığını, bir süre sonra öteki ziyaretçilerin donmuş bakışları ile bizi gözetlediklerini algıladım. İncelemeyi bırakıp, serginin kataloğunu aldım. Fotoğrafının fotokopisini çıkardım.


Türkiye’de yaklaşık 95 müze var. Hiçbirine değil, doğrudan dönemin Antalya Müze Müdürü Kayhan Dörtlük’e fotoğrafı ilettim. O müzeyle ilgisi olduğuna emindim. On dakika sonra Kayhan Bey ile telefonla konuştuğumda ‘Ağabey, bu bizim Perge’de bulunan Yorgun Herkül’ün üstü. Müze uzmanları ile birlikte inceledik. Şimdi bakanlığa bildirip dikkatlerine sunacağım. İnşallah bu heykeli Türkiye’ye kazandırırsınız’ dedi.     

 
Bu heykel, Yunan heykeltıraş Lysippos’un İÖ 4. yy’de yaptığı ünlü Yorgun Herkül’ün Roma kopyasıdır. Dünyada 50 kadar Roma benzeri vardır. Düşüp kırıldıklarında genellikle bu doğrultuda bölünmüşlerdir. Ayrıca resme göre aradaki boşluk uyumsuzluğu da gösteriyor.”


Ama unutmadan şunu hatırlatmak gerekiyor. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Prof.Dr. Engin Özgen, Prof. Jale İnan’ı, Doç. Haluk Abbasoğlu’nu unutmamak gerekiyor. Ve sonunda Acar şöyle diyor:
“Bugünkü girişimin ardında Kültürel Varlıklar ve Müzeler Genel Müdürü Osman Murat Süslü, uzmanlarının kararlılıkları ve Bakan Ertuğrul Günay’ın desteği var.”


Burada kesmek zorundayız çünkü öykü uzun, tümü euractiv.com.tr de okunabilir.
Neler mi? Özellikle Manisa’dan kaçırılan Marsiyas Heykeli, yüzyılın Elmalı Dekadrahmi, 1966-68 yılları arasında Uşak’tan kaçırılan Karun Hazinesi ve KKTC’den kaçırılan Kanakarya mozaiklerinin öykülerini...


Ne derler; tarih yerinde güzeldir.
(Not: Özgen Acar önceki gün Dil Derneği’nin onur ödülünü aldı.)

Hürriyet, Yazı: Yalçın Bayer, 29.09.2011

ÖREN YERİ KAZILARINA ÖDENEK

 

 

Aydın’da yerli arkeologların kazılarını yaptığı dört ayrı ören yeri için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 330 Bin TL ödenek gönderildi. 4 ayrı Örenyerinde ise yabancıların gerçekleştirdiği kazı çalışmaları devam ediyor.

 

İl sınırları içerisinde en fazla örenyerine sahip illerin başında gelen Aydın’da 8 ayrı bölgede kazı çalışmaları sürüyor. Bu yıl iki örenyerinde kazı heyetlerinde yaşanan sonra nedeniyle kazı çalışması yapılmazken, 4 örenyerinde yerli, 4 örenyerinde ise yabancı heyetler kazı çalışmalarını yürütüyorlar.

 

Kazı çalışmaları hakkında bilgi veren Aydın Kültür ve Turizm Müdürü Nuri Aktakka, her yıl kazılarda ciddi bulgulara rastlandığını söyledi. İl genelindeki kazıların tamamlanmasıyla Aydın’ın kültür turizminde çok önemli yerlere geleceğine dikkat çeken Aktakka, “Bu yıl 8 ayrı örenyerimizde kazı çalışmalarımız sürüyor. Magnesi, Alabanda, Tepecik Höyüğü ve Kadı Kalesi kazılarında yerli heyetlerimiz çalışıyor. Afrodisias, Didima, Priene ve Milet’te ise yabancı heyetler çalışmalarını sürdürüyorlar. Yabancı heyetler ekonomik giderlerini kendileri karşılıyor. Yerli heyetlerin kazı yaptığı dört örenyerimiz için bu yıl bakanlığımızdan toplam 330 Bin TL ödenek geldi.Magnesia için 100 Bin TL, Alabanda için 65 Bin TL, Tepecik Höyüğü için 80 Bin TL, Kadı Kalesi için ise 75 Bin TL ödenek gönderildi” dedi.

 

Mevcut kazıların gönderilen ödeneklerle sürdüğünü ifade eden Nuri Aktakka, bakanlığın ilerleyen günlerde yerli kazılara ek ödenek gönderebileceğini belirtti.

Aydın Kent Haber, 24.09.2011

CUMHURİYET HEYKELLERİ GÖNÜLLÜLERE EMANET

 

Yapı Kredi çalışanları arasında 2009'da kurulan Yapı Kredi Gönüllüleri Platformu, Yontu isimli projeyle İstanbul'da bulunan Cumhuriyetin 50. Yıl heykellerinin bakımını gerçekleştirmeye başladı. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı işbirliğiyle ve Koçtaş'ın malzeme konusunda destek verdiği proje kapsamında İstanbul'da bulunan yedi adet heykel temizlenmiş ve onarılmış olacak.

Sabah, 25.09.2011

YABANCI TURİSTLERİN DE MÜZE KART'I OLACAK

 

 

Müzelere giriş için gişe önlerinde uzun kuyruklar oluşturan turistlere TURSAB'dan müjdeli haber var. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TURSAB) ve Kültür Bakanlığı işbirliğiyle ilk kez yabancı turistlere müze kartı hizmeti verilecek.

 

İstanbul'daki müzelerde geçerli olan 'Museum Pass İstanbul' 3 gün boyunca müzelere tek giriş imkanı sağlayacak. Turistler, gişe kuyruğunda beklemeden İstanbul'da bulunan Ayasofya, İstanbul Büyük Saray Mozaikleri, İstanbul Arkeoloji, Kariye, Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi gibi toplamda 6 müzeyi ziyaret etme fırsatı bulacak. 72 TL'ye satılacak olan kart, bazı özel müzelerde, kurumlarda ve mağazalarda indirim imkanı da sunacak. Yabancı turistlerden talep gelmesi üzerine Kültür Bakanlığı ile böyle bir uygulama başlattıklarını söyleyen TÜRSAB Genel Sekreteri Günnur Özalp, "Özellikle yabancı turistlerimize yönelik bir hizmet olacak. Yurtdışında bazı büyük şehirlerde de böyle uygulamalar var." dedi. Kongre ve Kültür Turizmi için gelen turistlerin ortalama 3 gün Türkiye'de kaldıklarını dile getiren TÜRSAB Satış ve Pazarlama Direktörü Kibele Eren, müze karta 3 gün zaman sınırlaması getirdiklerini ifade etti. Eren ayrıca turistler için ulaşım kartı çalışmaları olduğunu da anlattı.

 

Ülke çapında bulunan Geleneksel El Sanatları mağazalarında kitaplarda % 35, diğer ürünlerde ise % 15 indirim.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri mağazasından yapılan alışverişlerde % 10 indirim.

Rahmi M. Koç ve Sakıp Sabancı Müzesi ziyareti için alınan tam bilet üzerinden % 20, müze bünyesinde yer alan mağazalarda ise % 10 indirim.

Sapphire Seyir Terası ziyareti için satın alınan tam bilet üzerinden % 20, seyir terasında yer alan Fotoğraf Köşesi, Vista Cafe ve Sapphire Shop'ta % 10 indirim.

Turing, El Sanatları Çarşısı'ndaki ürünlerde % 20, kurumun neşriyatı yayınlarda ise % 15 indirim.

Türvak Sinema-Tiyatro Müzesi ziyareti için satın alınan tam bilet üzerinde ve CineTele Cafe'de yapılan harcamalarda % 20 indirim.

Zaman, Haber: Sümeyra Kırca, 25.09.2011

'DASKYLEİON' KİTABI TANITILDI

 

 

Balıkesir’in Bandırma İlçesi'ne bağlı Ergili Köyü Hisartepe mevkisindeki Daskyleion antik kentinde 20 yıl süreyle kazı yapan ekibin başkanı olan Prof.Dr. Tomris Bakır’ın yazdığı “Balıkesir’in Eski Çağlardaki Valilik Merkezi: Daskyleion” adlı kitabın tanıtımı yapıldı.

 

Prof.Dr. Bakır, Daskyleion’da 1988-2008 yıllarında gerçekleştirilen kazıların ekip başkanlığını yürüttükten sonra, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığından emekliye ayrılmış ve kazı ekibindeki görevini de Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Kaan İren’e bırakmıştı.

 

Bandırma Belediye Başkanı Sedat Pekel, kitabın tanıtımı için düzenlenen törende, Ören yerlerinin, bulunduğu bölgeler için en önemli tanıtım kaynağı olduğunu söyledi. Pekel, Daskyleion’un da Bandırma ve çevresinin tanıtımı ve turizmi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

 

Balıkesir Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Çaltı da bir yanında Daskyleion, bir yanında Kyzikos Ören yerleri bulunan Bandırma’nın, bu Ören yerlerinin turizme açılmasından büyük yarar sağlayacağına dikkati çekti. Çaltı, şöyle dedi:

“Arkeolojik kazılar, adeta iğneyle kuyu kazarcasına gerçekleştirildiğinden, çok zorlu süreçlerdir. Bu nedenle kazılar konusunda sabırlı olmak gerekir. Unutulmasın ki, İzmir Efes kazıları, 125 yıldır sürmektedir. Daskyleion kazılarına iş adamlarından daha çok destek bekliyoruz.”

 

Daskyleion’da, 20 yıl süreyle kazı yapan ekibin başkanlığını yürütmesi nedeniyle Daskyleion’un “Onursal Başkanı” olarak kabul edilen Prof.Dr. Tomris Bakır da Balıkesir Valiliği İl Özel İdaresi tarafından bin adet bastırılan “Balıkesir’in Eski Çağlardaki Valilik Merkezi: Daskyleion” isimli kitabının tanıtım sunumunu gerçekleştirdi.

 

Prof.Dr. Bakır, şunları kaydetti:

“Bu kitabı 1988-2008 yılları arasında Daskyleion’da yapılan kazıların sonuçlarını tanıtmak amacıyla yazdım. Bilimselliği yanı sıra bu kitabın arkeolog olmayanlara da hitap etmesi için özen gösterdim. Güney Marmara Bölgesi’nin tarih öncesi dönemleriyle Anadolu Pers dönemi hakkında bilgilerin de burada yer alması uygun olacaktır diye düşündüm.”

 

Kazı yaptığı 20 yıl boyunca kazılara ve kendisine destek veren kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Prof.Dr. Bakır, daha sonra kitaplarını imzaladı.

 

Daskyleion kazı ekibi başkanı Doç.Dr. Kaan İren da Ören yerini tanıtan bir konuşma yaptı.

Bu arada, “Bandırma Kıyı Oyuncuları” da “Daskyleion’un Kuruluş Efsanesi”ni canlandırdı. Ufuk Nergiz’in kaleme aldığı, Yunan tragedyası formatında yazılan mini Oyun, ilgiyle izlendi.

haberler.com, 24.09.2011

ANTİK KENTTE LİMAN VE TERMİK SANTRAL

 

1. dereceden sit alanı olan ‘Kyme’ antik kentinin statüsü üzerine liman ve dört termik santral yapmak için değiştirildi.

 

Aliağa ve Foça aylardır uyumuyor. Halk arasında ‘Küme’, antik ismiyle ‘Kyme’ antik kenti üzerinde yapılacak olan liman ve dört termik santral çevrecileri ayağa kaldırdı.

 

Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Kyme antik kentinin 1. derece arkeolojik sit olan alanları bu statüden düşürüldü. Antik kent, Nemrut Limanı’nı gören tepeden, limana kadar olan kısma kadar sıkıştırıldı.

 

Özellikle nekropol (antik mezarlık) alanı, yasadaki “Nekropol alanları taşınmaz kültür varlıklarıdır” hükmüne rağmen üzerine termik santral yapılabilmesi için 1. derece arkeolojik sit’ten düşürülüp 3. derece yapıldı. Kent demir-çelik üretim faaliyeti, LPG dolum tesisleri ve dopolama alanları, kömür kırma-eleme tesisleri ve depoları, iskeleler ve termik santrallarla sıkıştırıldı.

 

Batı Anadolu’nun en eski liman şehirlerinden olan Kyme, 3500 yıllık geçmişiyle birçok antik çağ yazarının dikkat çektiği bir şehir. Ancak bugün sanayileşme adına sınırları her geçen gün daralıyor. İzmir 2 No’lu Bölge Koruma Kurulu antik kentin sit sınırlarını son bir yıl içinde düşürdü.

 

1. derece arkeolojik sit olan nekropol alanları 3. dereceye düşürülerek sanayi amaçlı kullanıma açıldı. Bilimsel kazıyı yapan Prof.Dr. Antonia La Marca başkanlığındaki İtalyan arkeoloji ekibinin de kazıyı kaybetmek korkusuyla sanayiye açılan bölgede yapılaşmaya ses çıkarmaması bölgedeki sanayi kuruluşlarının elini rahatlattı. FOÇEP (Foça Çevre ve Kültür Platformu) Başkanı Bahadır Doğutürk, “Kazı heyetinin finansmanını bölgedeki sanayi tesisleri karşılıyor. Kazıya sponsor oluyorlar, sonra da kazı ekibinden istedikleri raporun çıkmasını sağlıyorlar” diyor.

 

Kyme, 12 kentten oluşan ‘Ailos birliği/ülkesi’nin en büyük antik kentiydi. Arkeologlar kazılarda çıkan onlarca mezardan kentin büyük bir nekropol (toplu mezar bölgesi) olduğunun görüldüğünü söylüyor. Bölgede gübre fabrikasıyla başlayıp demir-çelik fabrikalarıyla devam eden sanayi kirliliği, antik kenti yok olmanın eşiğine getirdi.

 

Birçok demir-çelik tesisi ve bunların cüruf döküm alanı Kyme antik kenti içine yapıldı. Kyme’nin antik limanının uzandığı Nemrut Körfezi’nde 1. derece sit alanına yapılan iskeleler zamanla liman halini aldı. Şu anda körfezde yedi iskele var. LPG dolum tesisleri, kömür kırma-eleme tesis ve depolarının yanı sıra geçen günlerde ÇED olumlu belgesini alan ENKA termik santral projesi de Kyme sınırları içinde kalıyor.

 

Özellikle demir-çelik fabrikalarının yarattığı kirlilik Kyme’nin 2. ve 3. derece sit alanlarını kapladı. Binlerce yıllık tarih, çoğu yerde 5-6 metreyi geçen cürufla örtülmüş durumda.

 

FOÇEP Başkanı Bahadır Doğutürk: “Kyme’nin 1. derece arkeolojik sit alanı olan büyük kısmı, kurtarma kazısı adı altında 2. ve 3. derece arkeolojik sit alanına dönüştürülüp, sanayinin yayılmasına ortam hazırlandı. Yeni yapılan kazılarda dahi nekropol ve temeller bulunuyor.

Korkumuz 1. derece arkeolojik sit alanı iken 2. ve 3. derece sit alanı yapılan yerlerin üstüne, yakında yeni iskeleler, sanayi tesisleri ve depolar yapılması. Kyme kentinin Kültür Bakanlığı tarafından belirlenen sınırları sanayicilerin istekleri doğrultusunda sürekli küçülüyor. Kazı heyetinin finansmanını bölgedeki sanayi tesisleri karşılıyor. Kazıya sponsor oluyorlar, sonra da kazı ekibinden istedikleri raporun çıkmasını sağlıyorlar. Kültür Bakanlığı ve İzmir Belediyesi Kyme’yi korumalı.”

Nvmsnbc, 24.09.2011

MEZARLAR TALAN EDİLİYOR

 

Bartın merkeze bağlı Durnuk Köyü'nde bulunan tarihi lahit mezarları define avcıları tarafından talan ediliyor.

Bizans dönemine ait Lahit mezarlarının içinde hazine arayan define avcıları, mezarları kazarak tahrip ediyor. Lahit mezarlarının içinde 10 kişinin kaldırabileceği kayalardan oluşan mezar kapakları kaldırılıyor. Define avcılarının mezarların içinde hazine bulup bulmadığı ise soru işareti olarak kalıyor.

 

Durnuk Köyü'nde yaşayanlar, zaman zaman bölgede define avcılarının izinsiz kazı yaptığını ve tarihi mezarları tahrip ettiğini söyledi. Köylüler, jandarmanın sıkı takibine rağmen definecilerin kaçak kazı yapmaya devam ettiğini belirtti.

Bartın Kent Haber, 10.09.2011

KIRIK KÖPRÜ YOK OLUYOR

 

Gaziantep’in Araban İlçesi'ndeki tarihi Septimus Severus köprüsünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bildirildi.

 

İlçeye bağlı Gümüşpınar Köyü Sıtmapınar Çayı üzerinde bulunan ve Roma döneminden kaldığı tahmin edilen köprünün kurtarılmasını isteyen ilçe halkı, yetkililerden tarihi köprünün koruma altına alınmasını istiyor. Vatandaşlar, bölge halkı tarafından ‘Kırık Köprü’ olarak bilinen tarihi Septimus Severus köprüsünün korumasız oluşu ve asırlardan beri kış mevsiminin ağır koşullarına ve tarihi eser kaçakçılarının tahribatına maruz kaldığını belirterek, "Köprünün 4 gözü yıkılmış durumda. 5 gözlü tarihi köprünün tamamen yok olmadan restore edilmesini istiyoruz" dediler.

 

Zeugma’nın kuzeyinde Fırat yolunun üzerinde bulunan köprünün 4. Scythica Lejyonu tarafından inşa edildiği tahmin ediliyor.

Gaziantep Kent Haber, 23.09.2011



'POMPEİİ KIYAMETİ' SUDAN ARINDIRILDI

 

  

 

Antik Roma kenti Pompeii’nin yıkılışını anlatan John Martin tablosu, sular altında kalmasından 84 yıl sonra onarıldı.

 

Londra’daki Thames Nehri’nin taşması nedeniyle sulara karışan, bulunduğundaysa eski halinden eser kalmayan tablo, tam 18 aylık titiz bir çalışmanın sonunda, ilk haline döndürüldü. Tablo, 19. yüzyıl ressamı John Martin’in eserlerinin sanatseverlere sunulacağı bir sergiyle, bu yüzyılda ilk kez günışığına çıkacak. Tate Modern’de gerçekleştirilecek serginin küratörü Martin Myrone, “Artık bu tabloyu, Martin’in eserinin merkezi ürünü, müthiş canlı, heyecan verici bir iş olarak görebileceğiz” yorumunda bulundu.

 

Tate Modern’i yöneten Patricia Smithen, sulara karışmasından sonra bir kenara bırakılan tabloda inceleme yaptıklarını belirterek, “İnanılmaz bir şekilde, yüzeyi bozulmamıştı ve özellikle de ön plandaki figürler gerçekten çok iyi durumdaydı. Bu büyük bir sürprizdi. İşte o noktada, tabloyu restore edip edemeyeceğimizi konuşmaya başladık” dedi.

Hürriyet, 21.09.2011



18 - 24 Eylül 2011

RESTORASYON ÇALIŞMALARINA İNCELEME

 

 

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma (ÇEKÜL) Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen, ilimizde tarihi mekanlarda ve turizm alanlarında incelemelerde bulunarak, tarihi mekanlardaki restorasyon çalışmaları hakkında bilgi aldı.


Prof.Dr. Sözen iki gün süren programı kapsamında ilk gün; Valisi M. Celalettin Lekesiz ve beraberindeki heyetle birlikte Samandağ İlçesi Hıdırbey Köyü'nde bulunan Musa Ağacı çevre düzenlemesi çalışmalarını yerinde inceledi. Dörtyol ilçemizde 'İlk Kurşun Müzesi' olarak restore edilmesi düşünülen tarihi binada da incelemelerde bulunan Sözen, İlk Kurşun Müzesi'nin ilçenin tanıtımına önemli katkısı olacağını kaydetti. Heyet daha sonra Payas Beldesi'nde yer alan Payas Kalesi, Payas Külliyesi ve Cin Kulesi'nde incelemelerde bulundu.


Prof.Dr. Sözen gezisinin ikinci gününde de; restorasyon çalışmaları tamamlanan Hatay Valiliği binasını gezdi Beraberindeki heyetle birlikte ilimizde restorasyonu devam eden diğer tarihi mekanları da gezen Sözen, Türkiye'de ilk olacak 'Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi' yapılması düşünülen tarihi binada incelemelerde bulundu. Prof.Dr. Sözen tarihi binada; endemik bitkilerle ilgili bir kütüphane, Türkiye'de tıpta kullanılan bütün alt zengin-likler ve bunları anlatan bir sergi salonu,  bu alanda ilimizde yürütülen çalışma-lara katkı sağlayacak bilim adamlarının ve diğer konuk-ların kalabileceği konaklama yeri ile konferans alanlarına da yer verilmesi önerisinde bulundu.


Sözen, Hatay programı kap-samında ayrıca, Arzu-halcilerde, Saray Cadde-si'nde, Ulu Cami ve çevre-sinde, Uzun Çarşı, Çankaya Sokak, Kadın Danışma ve Üretim Merkezi, Habib-i Neccar Camii, St. Pierre Kilisesi, Hatay Kültür ve Sanat Evi'nde de inceleme-lerde bulundu.

Hatay Gazetesi, 23.09.2011

BERGAMA'DA RESTORASYON ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR

 

 

Bergama Belediyesi, kentin eski mahallelerindeki yapıları restore ederek, günümüz turizmine kazandırmaya devam ediyor. Dört yeni restorasyon çalışması için İzmir Valiliği'ne müracaat eden Bergama Belediyesi, katkı payı almaya hak kazandı.

 

14 Eylül İlköğretim Okulu Bahçesi’ndeki Papaz Evi denilen eski yapı, restorasyon çalışması tamamlanan ve yakında faaliyete başlayacak olan Eski Gazipaşa Okulu yanındaki bina, yine restorasyon çalışması tamamlanan Havra Binası’nın yanındaki bina ve restorasyon çalışmaları devam eden Kapalı Çarşı çevresindeki dükkanlar İzmir Valiliği’nin sağlayacağı katkı payı ile Bergama Belediyesi’nce restore edilecek.  Böylece Bergama’daki pek çok tarihi yapının restorasyonu tamamlanmış olacak ve Bergama eski otantik görünümüne biraz daha yaklaşacak.

 

İzmir Valiliği, Bergama’dan toplanan emlak vergilerinin % 10’unu, Taşınmaz Kültür Varlıkları’nın Korunmasına Ait Katkı Payı’na dair yönetmelik kapmasında restorasyon çalışmaları için Belediye'ye ödüyor. Bergama’nın bu payı alabilmesi için Belediye’nin hazırlıklar yapıp, valiliğe müracaatta bulunması gerekiyor. Bergama Belediyesi anılan dört yer için çalışmalarını tamamladı ve valiliğe katkı payı için müracaat etti. Valilik Bergama Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarını uygun bularak, katkı payı vermeyi kabul etti.

 

Restorasyon çalışmalarına önem verdiklerini belirten Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç; “ Tamamladığımız ve yapımı süren restorasyon çalışmalarımıza önümüzdeki günlerde yenileri eklenecek. Eski ve bazıları viran hale gelmiş yapılarımızı restore ederek, Bergama’nın görünümünü yenilemeyi amaçlıyoruz. Şehrimize gelen yerli ve yabancı turistlerin tarihi yapısına uygun bir Bergama görmelerini istiyoruz” dedi. Gönenç, yeni yapılacak çalışmalarla ilgili de şu açıklamayı yaptı: “14 Eylül İlköğretim Okulu Bahçesi’ndeki Papaz Evi olarak anılan eski yapıyı restore edeceğiz. Restorasyon çalışmaları tamamlanan ve yakında butik otel olarak hizmet verecek olan Gazipaşa Okulu’nun yanında Belediye olarak kamulaştırdığımız binaları restore ederek, butik otelimizi genişleteceğiz ve yatak kapasitesini arttıracağız. Yine, restorasyonu tamamlanan Havra’nın yanındaki binaları kamulaştırdık ve restore ederek, Havra ile birlikte kültürel tesis olarak hizmete açacağız. Onarım çalışması tamamlanmak üzere olan Kapalı Çarşı’nın çevresindeki dükkanları da restore ederek, bu bölgenin canlanmasını ve otantik görünümlü dükkanlarıyla turizme hizmet etmesini sağlayacağız. Bergama turizminin daha da gelişmesi için butik otelciliği çok önemsiyoruz. Kale Mahallesi’ndeki butik otel sayısının artması, Bergama’da turizmin daha da büyümesini sağlayacaktır. Bu açıdan restorasyon çalışmalarına oldukça önem veriyoruz.”

Bergama Kuzey Ege, 23.09.2011

VERAL, ULU CAMİ'YE DUYARSIZ KALMADI

 

 

Sivas'ın ve Anadolu'nun en eski camilerinden biri olan Ulu Cami etrafında Sivas Belediyesi tarafından başlatılan çalışmalar devam ediyor.


Eğik minaresi ile yüzyıllardır ayakta duran caminin çevresel etkilerden uzaklaşması için başlatılan çalışmalar devam ederken, Ulu Cami Vakfı Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Ali Veral'ı ziyaret ederek bazı taleplerde bulundular.


Ulu Cami Vakfı Başkanı Musa Emmioğlu ve Yönetim Kurulu Üyeleri Hilmi Gül, Kadir Şeker, Mustafa Efe, Fahri Karaca ve cami imamı Abdullah Koç geçtiğimiz günlerde Sivas'a yeni atanan Vakıflar Bölge Müdürü Ali Veral'ı ziyaret ettiler.


Veral'ı ziyaret eden heyet Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden bazı taleplerde bulunarak destek istediler.


Heyet özellikle Ulu Cami'nin mihrabının temizlenmesi, pencerelerin değiştirilmesi ve yıllardır eğik durumda bulunan minarenin hemen dibinden geçen su ve telefon hatlarının yerlerinin değiştirilmesini talep etti.


Heyeti dinleyen Ali Veral'ın sunulan talepleri yerinde bulduğu öğrenilirken, heyetten bu taleplerin yazılı olarak kendilerine iletilmesini istedi.


Veral'ın kendi imkanları ile yapabilecekleri işler için heyete destek sözü verdiği, yapamayacakları için ise Vakıflar Genel Müdürlüğü ile irtibata geçeceğini söylediği öğrenildi.
 

Her yıl belli oranda eğilen tarihi Ulu Cami'nin minaresinin gelecek nesillere aktarılması için geçmiş dönemlerde çeşitli uygulamalar hayata geçirilmiş, caminin eğimi uydu ile takip edilmişti. Minarenin eğilmesini durdurmak için hemen yanı başında bulunan telefon ve su hatlarının yerlerinin değiştirilmesi gündeme gelmiş ancak bu konuda hiçbir somut adım atılamamıştı.
Vakıflar Bölge Müdürü Ali Veral'ın bu konuda gösterdiği hassasiyet Ulu Cami Heyeti'ni sevindirirken, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün konu ile ilgili ciddi bir çalışma başlatması bekleniyor.
 

Sivas Belediyesi ise geçtiğimiz haftalarda başlattığı çalışmalar kapsamında bölgede bulunan Selçuk İlköğretim Okulu'nun bahçe duvarını yıkmış, bölgedeki taksi durağını kaldırmıştı. 
Ulu Camii'nin bulunduğu kavşakta düzenleme çalışması yaparak cami tarafından bulunan kaldırımı genişletecek olan Sivas Belediyesi böylece yoldan geçen araçların yarattığı titreşimden eğik minareyi uzak tutmayı hedefliyor. 


Tarihi Taş-Han'a kadar olan bölümü de trafiğe tek yön verecek olan Sivas Belediyesi bölgede bulunan Selçukİlköğretim Okulu'nun önünden ise Sivas Kalesi'ne doğru güzergah verecek.

Sivas Hürdoğan, 23.09.2011

İKİ BİN YILLIK BANYOLU EV

 

 

İzmir kent merkezinde Basmane semtindeki Smyrna antik kenti kazılarında 2 bin yıl önce Romalı bir ailenin yaşadığı çok odalı, banyolu ve mutfaklı 400 metrekarelik bir konut ortaya çıkarıldı. Kazı başkanı Arkeolog Yrd. Doç. Akın Ersoy, 3 yıldır Altınpark bölgesinde kazı yaptıklarını, kazılar sırasında ilk kez şehir merkezinde bir konut alanına rastladıklarını belirtti.


İki katlı olduğu tahmin edilen Roma konutunda, etrafında çok sayıda oda olan bir iç bahçe ile banyo ve mutfak bulduklarını ifade eden Ersoy, “Banyo ve mutfak önce bir arada yapılmış, daha sonraki zamanlarda aralarına duvar örülmüş. Mutfakta kaplar da bulduk. Çok sayıdaki odası, banyosu ve mutfağıyla, bu alan zengin sayılabilecek bir ailenin köleleri ile birlikte yaşamına ilişkin ayrıntılar veriyor” diye konuştu. Konut Roma Yolu üzerinde bulundu.

Milliyet, 23.09.2011

TRAKYA'DAKİ ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR

 

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Engin Beksaç, Edirne'nin kültür mirası, kültür hazinesi açısından çok zengin bir il olduğunu belirtti.


Prof.Dr. Beksaç, DİSK Toplantı Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, Edirne'nin tarihsel mirasının daha fazla tanıtılması gerektiğini söyledi.


Bundan sonra yapılan çalışmaları daha çok kamuoyuyla paylaşacaklarını anlatan Prof.Dr. Beksaç, ''Geçen sene de çalışmalarımızla ilgili bir toplantı yapmıştık. Şimdi de böyle bir toplantı yapmaya karar verdik. Buradaki amacımız, benzeri çalışmaların kapalı kapılar ardında gizli kalması nedeniyle birçok dedikoduya maruz kalmasıdır. Artık yapılan çalışmalarımızı ve bulunan her yeni eseri Edirne halkıyla paylaşacağız'' dedi.


Çalışmalara hız verileceğini vurgulayan Prof.Dr. Beksaç, şunları kaydetti:
''Keşan'da bir envanter çalışması yapıyoruz. 49 köyü olan ilçenin 30 köyünü tamamladık. Süloğlu ve Lalapaşa İlçesinin tamamı tarandı. İpsala'da bir envanter çalışması yapacağız. Bilindiği gibi Edirne'nin bir envanteri yok inşallah çok kısa zamanda yerel yöneticilerin desteğiyle oluşturacağız. 2011 yılı çalışmaları bizim açımızdan ilginçti bir hayli kale ve tapınak bulduğumuz bir dönem oldu. 2011 yılı daha önceki yıllarda büyük bir çoğunluğu bulunmuş olan dolmenler açısından da ilginçti. Biz bu yıl fazla bir dolmen buluntusu beklemiyorduk.


Literatürde de olmayan bir dolmen örneğine rastlamamız Lalapaşa'ya bağlı Doğanköy'de mümkün oldu. Doğanköy'ün ikinci bir dolmeni olduğunu da tespit ettik. Keşan'da çok sayıda kale tespit edildi. Hayli yoğun biçimde dağılan Trakya kültür kimliğini tespit etmemiz mümkün oldu. Enteresan şekilde 2011 yılı pek çok bölgede Bronz Çağ malzemesini görmemize imkan tanıdı. Bronz Çağı malzemesi Trakya'da zor görülen malzemelerden biri. Süloğlu ve Lalapaşa'da çalışmalarımızı tamamladıktan sonra merkez ilçenin batı kesiminde kalan, çok hareketli trafiğin içinde olmasına rağmen çalışması hiç yapılmamış köylere yöneldik. Uzun yıllar askeri bölgenin ve sınır bölgenin içinde kalan uzun yıllar çalışmaları yapılamayan yerlerdi bunlar. Bu çalışmalarımız önümüzdeki yıllarda devam edecek. Bu bölgeler daha dikkatli çalışılması gereken bölgeler.''

Trakya Net Haber, 22.09.2011

HARABE ÇEŞME, ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATIYOR

 

Mudanya İlçesi'nde, düşmana ilk kurşunu atarken 9 arkadaşıyla beraber şehit olan Şükrü Çavuş’un adını taşıyan çeşmenin içler acısı hali tepkiye sebep oluyor.

 

Bursa İl Genel Meclisi üyesi Rıdvan Çalışkan, Mudanya’nın Ömerbey Mahallesi’nde eski mezbaha önünde bulunan çeşmenin şehit Şükrü Çavuş’un adına yakışmadığını söyledi. 1985 yılında onarım gören çeşmenin tarihte "Kadı Çeşmesi" olarak geçtiğini anlatan Çalışkan, "Burası Şükrü Çavuş’un milli mücadele için ilk kurşunu attığı ve 9 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu yer. Onarımın ardından buraya Şükrü Çavuş’un ismi verilerek, şehidimizin adı ölümsüzleştirilmiş. Ancak çeşme bakımsızlıktan mezbeleliğe döndü. Yetkililerin bu meseleye acilen el atması lazım" dedi.

Bursa Olay, 22.09.2011

AH İSTANBUL, VAH İSTANBUL!

 

Başbakan seçimden önce İstanbul için akıl almaz projelerden söz etmişti.
Bunlardan en akıl almazı ikinci bir Boğaz’dı.
Fakat çabuk unutuldu. Daha doğrusu seçim bitti, proje gitti.
Nereye gitti? Çöpe. Ne konuşan var, ne görüşen.
Peki bu ikinci İstanbul Boğazı projesi seçim malzemesi miydi?


* * *


Şimdi Taksim Meydanı’nın genişletilmesi ve araç trafiğinin yer altına alınması gündemde.
Bu proje için iki yıl öngörülüyor.
Evet proje söz olarak kulağa güzel geliyor.
Ama benim İstanbul için yapılanlar, yapılacaklar konusunda özellikle belediyeye itimadım yok.
Büyükşehir Belediyesi kendi mesul olduğu işlerin mükemmel olmasına pek de kafa yormadığı gibi, İstanbul’da çalışan kurumları ve kuruluşları da iyi denetlemiyor.
Mesela Taksim’de geziye dayalı işyerlerinin görüntü perişanlığını, çirkinliğini kaç kez yazdık ama belediye görmüyor, belki de görmek istemiyor!..
Kafelerin bazı caddelerin kaldırımlarına masa koymasını ilk kez yıllar önce bu köşede ileri sürdük ve savunmaya devam ettik. Belediye en sonunda buna “evet” dedi ama gidin görün  hepsi birbirinden farklı ve zevksizlik numunesi. İstanbul’a yakışmaz. Sözde bu şehir “dünya kültür merkezi” değil mi?


* * *


İstanbul’a turist akıyor. Bunların çoğu Sultanahmet’e gidiyor.
Gidin o meydanı görün. Ben, geçen gün gittim, gördüm.
Turistik meydan böyle mi olur? Birçok yerde çimen, çiçek bile yok. Koca koca, o tarihi ağaçların etrafı bile bakımsız, toz, toprak.


* * *


Gülhane parkına hayat verilemez mi? O parktan her semte gidiş geliş sağlanamaz mı? Londra’daki gibi, bir Hyde Park yapılamaz mı?
Bunu da belediye düşünmeyecek de, yapmayacak da kim düşünecek, planlayacak, kim yapacak?


* * *


Eskiden mesela Adnan Menderes bizzat İstanbul’un imarıyla, güzelleştirilmesiyle uğraşırdı.
Şimdi de Tayyip Erdoğan var. Ama İstanbul büyüdü, yalnız Erdoğan yetmiyor, meraklı ve bu şehri bilen, bu şehre aşık belediyeciler lazım. Onlarsa yok.


* * *


2. Boğaz Köprüsü’nü geçmek dert. Bazı günler binlerce İstanbullu 2,5 saatini köprüde harcıyor. Bundan belediyenin haberi olmaz mı, çare arıyorlar mı? Buldular mı?
İstanbul’da caddeler, sokaklar ve kaldırımlar yıllardır servis araçlarının işgali altında, belediye zabıtası nerede?


* * *


Şehrin nüfusu artıyor, yeni binalar hızla yükseliyor. Ama bu hıza, altyapı yetişmiyor. Üstelik İstanbul’un silüeti bozuluyor ama belediyelerin çoğu her şey yolundaymış gibi keyif içinde. Biraz da halka çalışsalar, olmaz mı?

 Milliyet, Yazı: Doğan Heper, 22.09.2011

KONUMUZ SADECE İSTANBULLAŞMAK DEĞİL

 

 

SALT Beyoğlu'nun aralık sonuna kadar ziyaret edilebilecek kapsamlı sergisi 'İstanbullaşmak', izleyiciyi, şehirle ilişkilendirmekle kalmıyor. Serginin niyeti, izleyicinin hayatına -tek bir kelimeyle de olsa- dokunup ona şehirle iletişim kurabilmesi, merak ettiklerini sorabilmesi, hatta bu soruları tartışabilmesi noktasında destek vermek.

 

"Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkım duygusu, yoksulluk ve şehri kaplayan yıkıntıların verdiği hüzün, bütün hayatım boyunca, İstanbul'u belirleyen şeyler oldu. Hayatım bu hüzünle savaşarak ya da onu, bütün İstanbullular gibi en sonunda benimseyerek geçti." der Orhan Pamuk, 'İstanbul: Hatıralar ve Şehir'de. Doğsun, büyüsün ya da çok sonradan yerleşsin, tüm İstanbullulara bir süre sonra böyle bir hüzün çöreklenir. Sürekli bir terk etme isteğiyle birlikte... Ama o istek, daha insan yerinden kalkmadan, başka bir yerde yaşayamayacak olma hissiyle anında törpülenir. Çünkü -Orhan Pamuk'un da fazla uzaklaşmadan aynı kitapta dediği üzere- "Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz'da bir yürüyüşe çıkabilir."

 

En mühimi bir şekilde şehirle kurulan ilişki. İyi kötü, mutlu mutsuz... İlişkisiz ve iletişimsiz olmaz. SALT Beyoğlu'nun ikinci kapsamlı sergisi 'İstanbullaşmak' tam bunu yapıyor. İzleyiciyi şehirle ilişkilendiriyor. Vaat ettiği üzere... SALT'ın Programlar Direktörü Vasıf Kortun, taa en başta verdiği bir röportajda ne demişti: "Yaptığımız işin kamusallaşması, üzerine konuşulup tartışılması lazım. Burada sadece sanatla uğraşmıyoruz. İlgilendiğimiz konular birer araç. Başka şeyler var. İki kişi arasında, işle insan arasında, işle izleyici arasında bir hikaye var. Asıl derdimiz o hikaye. Yoksa projeleri izleyicisiz de yaparsın. Her şey orada bitiyor; izleyicide, onun reaksiyonunda, onun hayatına nasıl dokunduğunda..."

 

Kavramsal çerçevesi Pelin Derviş, Bülent Tanju ve Uğur Tanyeli tarafından geliştirilen 'İstanbullaşmak'; bir şekilde, hatta bazen tek bir kelimeyle, izleyicinin hayatına dokunuyor. Eğer izleyici merdivenleri çıkarsa... Çeşitli kültür kurumlarının yanı sıra, birçok kişisel ve özel arşivde yer alan 400 kadar medyanın toplandığı interaktif bir veritabanından ibaret sergi; kendini, ziyaretçiye özel tasarlanmış bir arayüzle sunuyor. Veritabanında 1999'dan 2011'e kadar üretilen sanatçı videoları, fotoğraf serileri, belgesel filmler, haber klipleri, karikatürler ve mimari projeler var. Bunlar, 80 ayrı kavram altında gruplanmış.

 

Mekandaki 12 ekranın her biri kocaman bir deniz gibi. Kulaç kulaç değil, kavram kavram ilerliyorsunuz içinde. 'Cazibe'nin üzerini tıkladınız diyelim; 20 farklı seçenek önünüzde. Birini seçtiniz, hop: Galata Kulesi Sokak, No 23'tesiniz. Mesela 'Kimlik'i tıkladınız, önünüzde 15 ayrı seçenek. Cem Dinlenmiş'in 'Her Şey Olur'ları, Murat Germen'in 'Gösterimde' serisinin fotoğrafları... 'Metalaştırma'ya geçtiniz diyelim; Galataport, Zorlu Projesi ve diğerleri...

 

Yalnız algı biraz farklı, hatta azıcık tersten. 'Kayıtdışı'nın tanımı Cecil Balmond'un deyişiyle şöyle örneğin: "Fırsatçıdır; yeri ve zamanı yakalar ve onları kullanır." 'Yozlaşma'nınki ise "Sıra dışının, marjinalin, vesairenin temizliğini gerekçelendiren söylemdir." şeklinde. 'Asayiş', "Patetik bir büyükşehir talebi" sergiye göre. 'Koruma' ise "Ölüyü bile öldürür."

 

Beyoğlu'na gidip merdivenleri çıkmak istemeyenler, Evren Yantaç'ın tasarımı ve Hüseyin Kuşçu'nun yazılımıyla oluşturulan veritabanına database.becomingistanbul.org adresinden ulaşabiliyor aslında. Ama bu durumda serginin iletişimi gözeten yan etkinlikleri kaçırılmış oluyor. Sergiye, İstanbul'la ilgili merak edilen sorulara cevap arayan iki yan etkinlik eşlik ediyor. Bunlardan 90 adını taşıyanında; katılımcılar; konuşma, gezi, sunum ve performanslardan oluşan tartışmalara katılıyor. 90 gün boyunca, 90 ayrı tartışma... Sorular arasında; "5. köprü ne zaman yapılacak, İstanbul'un yiyecek trendleri neler, Boğaz'daki akıntılardan elektrik üretilebilir mi, İstanbul güvenli mi, Çamlıca Tepesi'ndeki antenler hala işlevsel mi?" gibileri var.

 

Sorulacak sorusu olanlar; SALT Beyoğlu'nun girişindeki 90 kutusuna ya da Facebook'taki SALT Online-Proje İstanbul sayfasına uğrayabilir. Bir diğer yan etkinlik ise Yapım Aşaması: Beyoğlu. Orada da Beyoğlu'nda gerçekleştirilmesi planlanan kentsel dönüşüm projeleri, bir kentsel tasarım oyunu aracılığıyla tartışılıyor. İzlediniz ve tartıştınız ve tabii ki hüzünlendiniz diyelim; boşverin. Orhan Pamuk'un dediği gibi: "Hayat o kadar berbat olamaz, diye düşünürüm bazen. Ne de olsa, sonunda insan Boğaz'da bir yürüyüşe çıkabilir."

Zaman, Haber: Jülide Karahan, 21.09.2011

İSTANBUL'UN KALBİNE HANÇER

 

 

Mimar ve Mühendisler Grubu tarafından yapılan yazılı açıklamada "İstanbul'un siluetine giren bu ucube yapılar, İstanbul'un bağrına saplanmış bir hançerdir.'' diye belirtildi..!

İstanbul bağrında pek çok medeniyet ve kültür barındırmış ve bu kültürlerden izler taşıyan bir dünya şehridir. İstanbul'un yüzlerce yılda oluşmuş, İstanbul'un kimliği olmuş bir silueti vardı. Önce Maslak-Zincirlikuyu aksında başlayan yapma furyası, Gökkafes'le birlikte Beyoğlu'na kadar dayandı.

İstanbul'un boğaziçindeki silueti gökdelenlere teslim oldu. Sadece tarihi yarımadanın Kubbe ve minarelerden oluşan silueti, her türlü çarpık yapılaşmaya rağmen direniyordu. Tarihi bir miras olan o siluet de doymak bilmez bir iştiha ile yükselen gökdelenlere kurban edildi. Artık boğazdan tarihi yarımadaya doğru baktığınızda zarif bir dantel gibi işlenmiş Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Beyazıt Kulesi, Süleymaniye Camii Siluetlerinin arasında şeddati bir tavırla göğe doğru yükselen gökdelenler boy gösteriyor.

ASTAY Gayrimenkul tarafından geçen yıl Nisanda başlanan ve Mart 2012'de hizmete açılması planlanan üç gökdelenin hakkında 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu'ndan bilgi istendi. Kurul raportör görevlendirdi. İki uzmanın yerinde yaptığı inceleme sonucunda hazırlanan raporda; "Müdürlüğümüz arşivinde yapılan incelemede parsele ilişkin işlem dosyası bulunmadığı, Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan bir karara rastlanmadığı, parsele ait tescil kaydının olmadığı, sit alanı içinde olmayan parsele ilişkin plan yapma, onama yetkisinin İBB ve Belediyesi'nde olduğu, inşaat faaliyetlerinin devam ettiği, alanın İstanbul'un Marmara siluet kapsamında kalmakta olduğu, Tarihi Yarımada'ya çok yakın bir noktada bulunan parseldeki yapılaşmanın İstanbul'un siluetini olumsuz etkilediğinin tespit edildiği, konunun Koruma Bölge Kurulu'nca da değerlendirilmesi gerektiği" vurgulandı. Proje kurulun onayına sunulmadığı gibi hafriyat sırasında Arkeoloji Müzesi uzmanları da yer almadı.

Yüzlerce yılda oluşmuş İstanbul'u İstanbul yapan bu tarihi siluete müdahale etmeye, Onu tahrip etmeye hiç kimsenin ve hiçbir kurumun hakkı yoktur. Biran önce inşaat durdurulmalı ve (Park otel örneğinde olduğu gibi) siluete müdahale eden katların yapılmasına müsaade edilmemelidir. İkinci bir Gökkafes'in oluşmasına asla izin verilmemelidir.

Yüzlerce yılda oluşan ve birçok neslin temaşa ederek büyüdüğü İstanbul silueti çok değil İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkentine kadar bu görkemli ve uyumlu siluetini muhafaza etmişti. Bir yıl geçmeden bu güzel siluet, devasa ve rant egemen sözüm ona rezidanslar tarafından, bu ülkenin tarihi ve kültürel mirasına değer vermeyecek şekilde yok edilmeye çalışılıyor.

İstanbul'un siluetine giren bu ucube yapılar, İstanbul'un bağrına saplanmış bir hançerdir.

Bu yanlıştan biran önce dönülmesi için başta Zeytinburnu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığını, Kültür ve Turizm Bakanlığını, Sn. Başbakanımızı ve Sn. Cumhurbaşkanımızı göreve davet ediyoruz.

Her türlü çarpık kentleşmeye ve talana karşı direnen ve medeniyetimizin en güzide şehirlerinden biri olan dünya incisi İstanbul'umuza sahip çıkmamızın vicdani ve tarihi bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz.

Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu olarak yetkililerimizi tarihi mirasımıza sahip çıkmaya ve bütün İstanbulluları bu konuda hassas olmaya davet ediyoruz.

Sabah, 21.09.2011

THYATEİRA ANTİK BÖLGEDE KAZI ÇALIŞMALARI BAŞLADI

 

 

Manisa Valiliği, Adnan Menderes Üniversitesi ve Akhisar Belediyesi arasında imzalanan protokol gereği şehir merkezinde bulunan Thyateira (Tepe Mezarı) antik alanında kazı çalışmalarına başlandı. Adnan Menderes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Engiz Akdeniz ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi yetkili Arkeolog Sevdiye Bayram ilk olarak kazı çalışması yapılacak bölgede incelemeler yaptı. Toplam yaklaşık 4 Bin 700 metrekare alanda yapılacak çalışmanın ilk etabında bu yıl 15 günlük bir çalışmanın yer aldığı bildirildi. 10 yıllık yapılan protokol gereği Tepe Mezarı alanı ve Hastane höyüğünde kazı çalışmaları yapılacak.

 

50 yıldır hiçbir çalışma yapılmayan Tepe Mezarı alanındaki hareketlilik çevre halkının da ilgisi uyandırdı. Çevredeki vatandaşlar yapılan çalışmaları destekledikleri ve merakla sonuçlanmasını beklediklerini belirttiler.

 

Kazı çalışmaları ile ilgili bir açıklama yapan Adnan Menderes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Engiz Akdeniz “Adnan Menderes Üniversitesi, Manisa Valiliği ve Akhisar Belediye Başkanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında Akhisar İlçe merkezinde bulunan antik çağdaki ismi Thyateira alanında Turizm Bakanlığından alınan izin ile arkeolojik çalışmalara başlandı. Bu çalışmalar kapsamında Tepe Mezarlığı olarak da tabir edilen bu ören yerinde en son 1960’lı sonları ve 1970’li yılların başındaki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan yapıların temizlenmesi tozun ve toprağın kaldırılması ile çalışmalar başlatıldı. Önümüzdeki yıldan itibaren Tepe Mezarlığının yanı sıra Akhisar ilçe merkezindeki hastane höyüğü ve çevresinde de kazılar devam edecektir. Hastane höyüğü Akhisar İlçe merkezi yerleşim merkezini yaklaşık 5 Bin yıl geriye götürmektedir. İlerleyen dönemlerde daha kalabalık bir ekip ile geleceğiz ve uzman arkadaşlarımız ile çalışmalara devam edeceğiz. Bunlara ilaveten İncil’de bahsedilen ilk 7 kiliseden birisi olan binanın gerçek yerini araştırma kapsamı ele alınmasını planlıyoruz. Bilindiği gibi İncil’de Batı Anadolu’da Hıristiyanlığı kabul eden, Roma dönemi başlarında 7 tane şehir var. Bunların içerisindeki cemaatten birisi de Thyateira’ da bulunmaktadır” dedi.

 

Akhisar Belediye Başkanı Salih Hızlı, Başkan Yardımcıları Ömer İşçi ve Latif Çakmak’da kazı çalışmalarında yerinde inceledi. Başkan Hızlı yaptığı açıklamada “Kazı çalışmaları sonunda kentimizin turizm açısından daha zengin bir bölgeye sahip olacağına inanıyorum. Geç kalınmış bir çalışmayı başlatmak da bizleri mutlu etti. İnşallah önümüzdeki dönemlerde yeni Müze ile birlikte Turizm sektöründe hak ettiğimiz noktaya varmak istiyoruz” dedi.

Akhisar Haberleri, 21.09.2011

TLOS'TA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR

 

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatının (UNESCO), Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan, Muğla’nın Fethiye İlçesi'ne yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Tlos antik kentinde kazı çalışmaları sürdürülüyor.

 

Kazı Başkanı Prof.Dr. Taner Korkut, Tlos antik kentinin UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer aldığını belirterek, ”Kalıcı listeye geçmek için bazı şartlar var, onları yerine getirmemiz lazım. Bunun için kazıların devam etmesi ve çalışma yapılması gerekiyor. Tlos antik kentinde çevre düzenlemesi, kazı çalışması, master plan, alan yönetimi oluşturmak gerekiyor” dedi.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığınca antik kent için ”alan yönetimi planı” için pilot proje başlatıldığını ifade eden Prof.Dr. Korkut, bu projenin ön çalışmalarının tamamlandığını söyledi.

 

Alan yönetimi planıyla öncelikle kentin sınırlarının belirlendiğini kaydeden Korkut, şöyle konuştu:

”Antik kentte yürüyüş yolları, levhalandırmalar oluşturulacak. Karşılama merkezine gelen ziyaretçilerin daha sağlıklı ve güzel ortamlarda kenti gezmesi için düzenlemeler yapılacak. Antik kente giriş ve çıkışlar tam kontrol altında değil. Şu anda antik kenti gezen turistlerin sadece üçte biri bilet alıyor. Başlatılacak alan yönetimi ve çevre düzenlemesiyle bunun önüne geçilecek. Projeyle antik kent çok modern bir görüntü kazanacak.”

 

Prof.Dr. Korkut, kazı çalışmaları başlamadan önce Tlos Antik Kenti’ni çok az sayıda kişinin ziyaret ettiğine dikkati çekti.

 

Geçen yıl antik kenti sadece 60 bin yabancı turistin gezdiğine işaret eden Korkut, ”Bunun yanı sıra yerli turistler ve müze kartla kenti gezenler var. Sayı her yıl gittikçe artmakta. Gelecek yıllarda bu sayı daha da artacak. Özellikle kültürel amaçlı büyük turlar düzenleyen şirketler kente çok sayıda yabancı turist getiriyor. Burada ne kadar çok kazı yapılır, görsel ve kültürel miras gün ışığına çıkarılırsa o kadar çok misafir burayı ziyaret edecektir. Kazı çalışmalarının başlamasının ardından kenti yılda yaklaşık 100 bin kişi ziyaret ediyor” diye konuştu.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden 40 kişilik Türk ve yabancı bilim adamları ve 40 işçiyle kazı çalışmalarını yürüttüklerini ifade eden Korkut, ”Kazı süresince Girmeler Mağarası, Tavabaşı Mağarası, Tlos Kent Merkezi, Akropol Kaya Mezarları, stadyum alanı, Kronos Tapınağı, kent bazilikası ve tiyatro alanında kazı çalışmaları yürütüyoruz. Kent merkezinin en yüksek noktası ‘akropol’ olarak adlandırılır ve bu tepe aynı zamanda kent merkezinin batı sınırını oluşturur. Akropol üzerinde erken klasik dönemden itibaren tarihlenen resmi devlet yapıları görülebildiği gibi yedi farklı mimari grup altında değerlendirilen mezar anıtları da bulunuyor” dedi.

 

Tlos’ta Yunan kentlerinden bilinen akropol ve nekropol ayrımını yapmanın mümkün olmadığını ifade eden Korkut, tüm Likya bölgesinde gözlemledikleri gibi Tlos halkının da mezarlarıyla iç içe yaşamayı tercih ettiğini bildirdi.

 

Akropoldeki mezar anıtları arasında kaya mezarlarının en büyük grubu oluşturduğunu kaydeden Korkut, şunları söyledi:

”Genelde ahşap Likya evlerini taklit eden kaya mezarları gösterişli cephe mimarisiyle öne çıkar ve ana kayadan yontulmuştur. Kaya mezarlarının çoğu ya antik çağlarda ya da yakın zamanda soyulmuştur. Henüz dokunulmamış orijinal durumda olan kaya mezarlarına kazılarla ulaşılmıştır. Arkeolojik buluntular ışığında en erken kaya mezarlarının Klasik Dönem’den itibaren kullanıldığı bilinmektedir ve yine buluntular ışığında bir kaya mezarının 500 yıl gibi uzun bir süre de kullanıldığı anlaşılmıştır.”

 

Kent merkezinin doğu sınırını oluşturan tiyatronun tapınak mimarisi, sahne binasının görkemli iç ve dış cephe düzenlemesiyle Anadolu tiyatroları arasında ayrı bir öneme sahip olduğuna dikkati çeken Korkut, ”Tiyatroda bulunan yazıtlar ile mimariden yapının Roma Dönemi’nde çok defa tamirat geçirdiği anlaşılmaktadır. Ancak tiyatronun genel mimari yapısı ve Augustus dönemine tarihlenen onarım yazıtı, Tlos Tiyatrosu’nun Hellenistik dönem’e inşa edildiğine işaret etmektedir” diye konuştu.

 

Likya bölgesinde bugüne kadar tartışmalı olan ve hiç bilinmeyen Bronz Çağı tabakasına ulaştıklarını belirten Korkut, şöyle devam etti:

”Girmeler mağarasında yürütülen çalışmalarda MÖ 9 bin 500 yılından itibaren başlayan kesintisiz bir yerleşim tespit edildi. Tiyatro kazılarında çok önemli sonuçlara ulaştık. Buradaki kazılarda 3 bin 800 mimari blok ve bunun dışında çok sayıda parçalanmış moloz sadece sahne binasının üzerinden kaldırıldı. Bu esnada kırık, parçalara ayrılmış heykellere rastladık. Bu heykeller Antalya Müzesi’nden gelen ekip tarafından onarıldı. Bulunan heykeller çok önemli ve imparator heykelleri. 1 tane de tanrıça heykeli bulundu. Bunlar MS 2. yüzyıldan heykeller. Bunların kısa sürede bakım ve onarımlarını tamamladıktan sonra Fethiye Müzesi’ne teslim ettik, şu anda teşhirdeler.”

 

Tlos antik kentinin tarihi değerlerinin yanı sıra zengin su kaynaklarının beslediği etkileyici doğasıyla da önemli bir Likya yerleşimi olduğunu söyleyen Korkut, Tlos ve yakın çevresinde keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda arkeolojik kalıntı bulunduğunu belirtti. Korkut, sistemli kazı çalışmaları dışında yeni başlatılan yüzey araştırmalarının bu kalıntılara ulaşımı kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

Sabah, 21.09.2011

HERAKLEİA ANTİK KENTİ, KÜLTÜR TURİZMİNİN BİR PARÇASI

 

 

Tekirdağ'ın Marmara Ereğlisi İlçesi'nde bulunan Herakleia antik kenti, kültür turizminin parçası haline getirilecek.


Tekirdağ Müze Müdürü Önder Öztürk, AA muhabirine açıklamada bulunurken, bu antik bölgelerde turizm destinasyonu oluşturacaklarını belirterek, Marmara Ereğlisi'nden başlayarak kıyı boyunca Tekirdağ Müzesi'ne kadar ziyaretçileri götürmeyi planladıklarını kaydetti.


Marmara Ereğlisi'nin güneyindeki yüksek alanın MÖ 602'de Ege Denizi'ndeki koloni kurucularının kurduğu bir şehir olduğunu belirten Öztürk, bölgenin kıyıya kısa bir toprak parçasıyla bağlanarak büyük bir limana sahip olduğunu ve yerle şik düzene geçen koloni kurucularının oluşturduğu bu şehre ilk olarak "Perinthos" adı verildiğini ifade etti.


MS 297'de Perinthos için önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Öztürk, Roma İmparatorluğu'nda eyalet sistemini değiştiren İmparator Teoklatian'ın tahta ortak ettiği diğer komutan Maksimilyanus'un onuruna Perinthos'a "Herakleia" adını verdiğini söyledi.






Öztürk, Marmara Ereğlisi adının 297'den itibaren Heraklia'dan Ereğli'ye kadar ulaştığını belirterek, şöyle konuştu:
"Avrupa'nın ilk başkenti olan Heraklia, aynı zamanda Avrupa'nın coğrafi yönetim merkezi olarak kullanılan ilk yeri oldu. MS 5. yüzyılda burada imar faaliyetlerinde bulunan 2. Theodosius, kenti biraz daha kuzeye doğru büyüttü. 7. ve 8. yüzyıllar ise Bulgar ve Avar saldırılarıyla geçen yüzyıllar oldu. Kazısını yaptığımız Bizans bazilikası 693'teki Bulgar saldırıları sonucunda yıkıld ı, yıkıldıktan sonra mezarlık olarak kullanıldı."


Tekirdağ'a 15 kilometre uzaklıkta Traklar'a ait yerleşke bulunduğunu bildiren Öztürk, bu bölgede kazı çalışmasının sürdürüldüğünü belirtti.


Buranın hemen yanında tümülüs bulunduğunu, tümülüsteki eserlerin müzede sergilendi ği ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:
"Bu antik bölgelerde turizm destinasyonu oluşturarak Marmara Ereğlisi'nden Tekirdağ Müzesi'ne kadar ziyaretçileri götürmeyi planlıyoruz. Müze ziyareti sonrası Tekirdağ mutfağını da tanıtarak gezimizi tamamlamış olacağız. Tekirdağ'ı kültür turizminin cazibe merkezi haline getireceğiz. Turizm şirketleriyle irtibata geçtik. Destinasyonu önce onlara tanıtıp onlardan bölgeye turlar düzenlemelerini isteyerek turizme büyük bir ivme kazandırmış olacağız. En büyük antik kent olan ve bin yıldan fazla Trakya bölgesinin başkenti olan bölgenin özellikleri toplumla paylaşılmalı."

Kazısı devam eden bazilika planlı kilisede 500 metrekareden fazla mozaik bulunduğunu belirten Öztürk, mozaiklerde mitolojik anlamlar içeren hayvan ve bitki motifleri bulunduğunu söyledi.
Tekirdağ Müze Müdürlüğü olarak 2007'den beri alanda çalıştıklarını bildiren Öztürk, kazı çalışmalarının sonuna geldiklerini söyledi.


Yapının restorasyonunun 2012'de bitirilmesinin planlandığını ifade eden Öztürk, "Restorasyon tamamladıktan sonra bazilikanın üzerini bir koruyucuyla örtüp alanı ziyarete açmayı düşünüyoruz. Kıyı kesiminde bir de ayazma bulunuyor. Bu ayazmanın da kazısını yapıp tamamladıktan sonra ilçede iki Bizans yapısını turizme kazandırmış olacağız" dedi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Merve Camlı, 21.09.2011

ALLİANOİ NASIL İDAM EDİLDİ?

 

On iki ay önceydi. Allianoi’nin bir süre sonra Yortanlı Barajı’nın suları altında kalacağı haberi duyuldu. Allianoi Girişim Grubu bu noktaya gelmemek için davalar açmış ve beş yılı aşkın süreyle antik kentin baraj suları altında kalmasını engellemişti.

 

Ancak bu sefer durum farklıydı. Çevre Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Allianoi’yi sular altında bırakmak konusunda ortak bir irade oluşturmuş ve sözde ‘Allianoi’yi Kurtarma Projesi’ni uygulamaya başlamıştı.

 

Proje uyarınca antik kentin üzeri kumla örtülüyor ve antik duvarlar “Horasan harcı” denen bir karışımla sıvanıyordu. Daha sonra da barajda su tutulacaktı. Allianoi kazılarını yürüten Doç.Dr. Ahmet Yaraş, kurtarma projesinin hiçbir bilimselliğini olmadığını ortaya koyuyor ve kullanılan malzemenin ‘Horasan harcı’ değil, çimento olduğunu ifade ediyordu.

 

Bir yandan Allianoi’nin üzeri örtülürken, diğer yandan İzmir’deki mahkeme de kurtarma projesinin yasallığını tartışıyordu. Ancak Bakan Veysel Eroğlu ve Ertuğrul Günay bu kadar sabırlı olamazdı. Yasal süreç tamalanmadan meseleyi oldu bittiye getirmek istediler. Böylece Allianoi kısa sürede şantiyeye dönüştü.

 

Yapılacak çok az şey kalmıştı. Bir eylül sabahı belki de son çare olarak kendimizi Allianoi’daki vince zincirleme kararı verdik. Altı eylemci, sabahın erken saatlarinde antik kente girerek dev vincin üzerine zincir ve sarmaşıklarla bağlandık. Talebimiz, mahkeme karar verene kadar sözde kurtarma projesinin durdurulmasıydı.

 

Vinci terk etmeyeceğimizi söyleyince zincirlerimiz jandarma tarafından kesildi ve kelepçelenerek Bergama Jandarma Karakolu’na götürüldük. Olan biten karşısında Bakan Veysel Eroğlu bir adım ileri giderek “Allianoi diye bir yer yok” dedi. Tıpkı televizyonların karşısına geçip “bu çayda radyasyon yok” diyen Cahit Aral gibi.

 

Gelelim bugüne... Allianoi’yi kurtarmak için kendini vince zincirleyen eylemciler hakkında ‘devlet malına zarar vermekten” dava açıldı. Savcılık, uzun bir araştırmadan sonra kullanılan sıvanın Horasan harcı olmadığını ispatladı. Yortanlı Barajı su tutmasına rağmen çiftçilere hala su verilemedi. Sulama kanallarının henüz yapılmadığı anlaşıldı.

 

İzmir mahkemesi ise sözde kurtarma projesinin yasallığını incelemeye devam ediyor. Mahkemenin yakında vereceği nihai kararın bilim insanlarının raporları ve önceki kararlarla uyumlu olmasını olması halinde, Türkiye Allianoi’nin idamı ile yeniden yüzleşecek.

 

Bugün daha iyi anlıyoruz. Doğa ve uygarlık mirasını bir süreliğine yok edebilirsiniz. Ancak tarihin izlerini silemezsiniz. Allianoi büyük bir yıkıma uğramış da olsa bir gün mutlaka yeniden gün yüzüne çıkacak. Ancak onu suya gömenlerin isimleri bir daha silinmemek üzere tarihin kara listesine yazılacak.

Radikal, Yazı: Güven Eken, 21.09.2011

"SARAYI BIRAKIYORUM"

Prof.Dr. İlber Ortaylı, Habertürk ekranında Ece Üner'in sunduğu Akşam Raporu'na konuk oldu. 2005 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi başkanlığı görevini yürüten Ortaylı, 2012'de görevi bırakacağını açıkladı.

Ortaylı, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

"Yaşım geldi artık, bu sene 64 yaşındayım. Üniversiteye dönmemiz gerek. Kimse fazla yorum yapmasın. 1-2 sergimiz var, bunları gerçekleştirince gidiyorum. Rekabet falan boş sözler, lüzumsuz sözler. Yalnız hakikaten, Topkapı Sarayı'nda iyi memur görmek isterim, iyi idareci görmek isterim. Bu isteklerimi gerçekleştirmek için mücadele ederim. Bu mücadeleyi gerçekleştirmem için illa o sarayda görevli olmam gerekmiyor. Allah ömür verdikçe, gözüm kulağım oldukça her şekilde, her yerde yaparım. Öyle sıradan vatandaş gibi köşede oturup söylenmiyorum, pasif adam değilim."

Habertürk, 21.09.2011

21. YÜZYIL MÜZESİ İÇİN 32 MİLYON EURO

Belçika’nın başkenti Brüksel’de 1958’de düzenlenen dünya fuarı için Karl Schwanzer tarafından tasarlanan Avusturya Pavyonu, 1962 yılında Viyana’da 20’nci Yüzyıl Müzesi’ne dönüştürüldü. Geçtiğimiz günlerde de yeniden düzenlenerek '21’inci Yüzyıl Müzesi' haline geldi.

 

Yeni müze için 31.9 milyon Euro (76.5 milyon TL) harcandı. Sergi ve etkinlikler için alanlar ve sinemaları bünyesinde barındıran müze dün basına tanıtıldı. Karl Schwanzer’in öğrencisi olan Adolf Krischanitz tarafından yeni düzenlemesi yapılan müzenin açılışı 15 Kasım’da yapılacak. 

Habertürk 21.09.2011

KURİKİ HÖYÜĞÜ'NDEKİ KAZI ÇALIŞMALARI SONA ERDİ

 

 

Batman'ın Oymataş Köyü yakınlarındaki Kuriki Höyüğü'nde bu yılki kazı çalışmaları sona erdi.

 

Batman Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne bağlı müze müdürlüğü başkanlığında Çukurova, Batman, Dumlupınar, Cumhuriyet, Ankara ve İtalya'daki Florence üniversitelerinden öğretim üyelerinin desteğiyle Oymataş Köyünün güneybatısındaki Kuriki Höyüğü'nde yapılan kazıda, ilk yerleşim olan Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı'na geçiş evresinden sonra Demir Çağ ve daha sonra Part Roma dönemine ait izler ve buluntular tespit edildi.

 

Çukuruova Üniversitesi Öğretim Üyesi ve kazı başkanı Doç.Dr. Elif Genç, ilk kez 5 bin yıl öncesinde yerleşilmiş olan höyükte 2011 yılı kazı çalışmalarının tamamlandığını söyledi.

 

Batman Çayı ile Dicle Nehri'nin buluştuğu bir noktada bulunan Kuriki Höyüğü'nde sürdürdükleri kazının bölgenin geçmiş kültürüne ışık tutacak nitelikte olduğunu ifade eden Genç, şöyle konuştu:

''Burada en eski yerleşim günümüzden 5 bin yıl öncesine aittir. Kazıda 5 bin yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen taş temelli evler, evlerin altında çocuk mezarları ve yaklaşık 45 kiloyu bulan karbonlaşmış mercimek ve buğday kalıntılarının yer aldığı silo bulduk. Bu buluntular dönemin köy kültürünü yansıtmaktadır. Burada yaşamış insanlar tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçinmiş ve birbirlerine bitişik evlerde yaşamışlar. Bulunduğu konum itibariyle Kuriki Höyüğü'ndeki halkın nehir ticaretinden de faydalanmış olduğunu gösteriyor. Dicle Nehri ve Batman Çayı üzerinden gelen tüccarlar, her iki nehrin birleştiği noktada kurulan Kuriki Höyüğü yerleşiminde konaklama imkanı bulmuş olmalıdır. Büyük bina, ticaret yapmak için yola çıkan tüccarların kısa süreliğine konakladığı, ticaret ürününü depoladığı ve yerli halkla alışverişini yaptığı bir yapı olarak değerlendirilebilir.''

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Selahattin Ortaboy da Kuriki Höyüğü'nde kazı çalışmalarının  gelecek yıllarda sürdürüleceğini belirtti.

Akşam, 21.09.2011

DEFİNE AVCILARI TARİHİ ESERLERİ TAHRİP EDİNCE ÖNLEMLER ALINDI

 

 

Adıyaman merkeze bağlı Palanlı Köyünde bulunan tarihi mağaralar, define avcıları tarafından tahrip edilince, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından değişik önlemler alınmak zorunda kalındı.

Geçmiş dönemlerden günümüze kadar ayakta duran tarihi Palanlı mağaralarının ve diğer tarihi eserlerin define avcıları tarafından adeta talan edilmesi üzerine yetkililer harekete geçti.
Tarihi eserlerin etrafında bilinçsizce kazı yapılmasının önüne geçebilmek ve tescile değer görülen eserlerin koruma altına alınabilmesi için önlemler alan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü mağaranın giriş ve çıkış kapılarına parmaklıklar taktırdı.


Palanlı Köyünün geçmişinin çok eski yıllara dayandığını söyleyen vatandaşlar köylerinde tarihi önem arz eden mekanların bulunduğunu ifade ederken, “Geçmişte kimliği belirsiz kişiler tarafından mağara çevresinde bazı kazılar yapılmıştı. Köyümüzün sınırları içerisinde bulunan mağaralar define avcıları tarafından bilinçsizce kazıldığı gibi tarihi eserler büyük ölçüde tahrip edilmişti. Daha sonra yetkililerin köyümüzdeki tarihi eserleri koruma altına alması bizleri sevindirdi. Köyümüzde sahip çıkılması gereken tarihi eserler ve mağaralar var. Fakat bugüne kadar kimse buralara sahip çıkmadı. Define aramak için gelenler taşların üzerinde işaret gördükleri anda taşı kırıp kazmaya başlıyorlar. Yıllardan beri burada yaşamamıza rağmen biz define görmedik. Ancak define olduğunu söyleyenler ve arayanlar köyümüzde bulunan tarihi mekanlara zarar vermekten öteye gidemiyorlar. Biz artık kazıların olmamasını ve tarihi yerlerin yıkılmamasını istiyoruz. Devletimizde bu konuyla ilgili gerekli girişimleri göstererek tarihimize sahip çıkıyor” şeklinde konuştular.

Adıyaman Haber, 20.09.2011

KAZMASI İTALYANLARDAN, RESTORE ETMESİ BİZDEN

 

 

Denizli’de yarım asrı aşkın zamandır kazıların sürdüğü Pamukkale Hierapolis antik kentinde çıkarılan tarihi eserler artık Türkler tarafından yenilenecek.

 

Denizli’de yarım asrı aşkın süredir İtalyanlar tarafından kazı çalışması yapılan Pamukkale’deki Hierapolis antik kentinde çıkarılan tarihi eserler artık Türkler tarafından restore edilecek. Denizli Valisi Abdülkadir Demir, “Eserler restore edilmezse taş taş üstünde durmaya devam edecek” diyerek, İtalyanlarla restorasyon konusunda anlaşmaya varıldığını söyledi.

 

Pamukkale’deki kutsal kent Hierapolis’te 54 yıldır kazı çalışması yürüten İtalyanlarla mutabakata varıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan antlaşma gereği kazı, restorasyon ve arkeolojik araştırmalar sadece İtalyanların sorumluğunda yapılıyorken, eserlerin bir an önce turizme kazandırılması için yeni bir dönem başlatıldı. Yılda 2 ay kazı çalışması yürüten İtalyan Kazı Heyeti’nin rutin kazı çalışmalarının süreceği, ancak ortaya çıkartılan eserlerin Türk akademisyenler tarafından yenileneceği öğrenildi. Eserlerin bir an önce restorasyonunun yapılarak turizme kazandırılması amaçlanan projenin Denizli Valisi Abdülkadir Demir’e ait olduğu ifade edildi. Vali Demir’in Hierapolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Ord. Prof.Dr. Francesco D’Andria ile önümüzdeki günlerde antik kentte düzenleyeceği gezi sırasında restorasyonu yapılacak eserleri açıklayacağı ifade edildi.

 

Vali Demir, dört bir yanı antik kentlerle çevrili Denizli’nin gelecekteki sektörünün turizm olacağını belirterek, bu zenginliğin kente büyük avantaj kazandıracağını söyledi. Denizli’deki antik kentlerin bir daha gözden geçirilebileceğini anlatan Vali Demir, tarihi kentlerin ülke için inanılmaz servetler olduğunu vurguladı. Hierapolis antik kentinde çıkarılan eserlerin turizme daha faydalı olabilmesi için bir an önce restore edilmesi gerektiğini işaret eden Demir, “İtalyan kazı heyetine bir teklif götürdük. ‘Siz kazılarınıza devam edin. Ortaya çıkan tarihi yapıları bizim arkeologlarımız restore etsin. Proje kontrolünü yine siz yapın’ dedik. Bu fikirde mutabakata varıldı. Çünkü bölgeyi 200 senede kazsanız ortada gözle görünen bir yapı olmadıktan sonra her şey taş taş üstünde durmaya devam edecek” diye konuştu.

Yeni Asır, 20.09.2011

EGE'NİN İKİ YAKASI BİR ARAYA GELDİ

 

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi müzesinde 24 Mayıs-30 Ekim 2011 tarihleri arasında İstanbullularla buluşan "Karşıdan Karşıya-MÖ Üçüncü Bin'de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu" isimli sergiyi Doç.Dr.Vasıf Şahoğlu'nun rehberliğinde gezdik.

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), ÇİMSA'nın ana sponsorluğunda, Ege'nin ortak tarihine ilişkin ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide; Kiklad takımadaları ve karşı kıyısındaki Anadolu arasındaki ilişkiler inceleniyor. Arkeolojik kazılar sonrasında elde edilen Ege'nin iki yakasına eserlerin birbirine benzerliği iki kültürün ortak kültürünü yansıtıyor.

 

Picasso, Brancusi ve 20. yüzyılın diğer önemli sanatçılarına ilham veren soyut biçimli beyaz kristalimsi mermer Kiklad idolleri gibi sanat eserlerinin yer aldığı sergide kilden maşrapa, çanak çömlek, silahlar, günlük araç-gereçler sergileniyor.

 

Karşıdan Karşıya- MÖ Üçüncü Bin'de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu isimli sergi, Türkiye müzelerinin yanı sıra Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. GoulandrisVakfı Kiklad Sanatı Müzesi'nden gelen eserlerden oluşuyor.

 

 
Anadolu ve Yunanistan'daki medeniyetler arasındaki etkileşimin somut örnekleri

Anadolu'dan Kiklad Adaları'na ve Kiklad Adaları'ndan Anadolu'ya kültür geçişinin somut örneklerinin yer aldığı sergiye ilk girildiğinde ziyaretçileri loş ortamda etkisi daha da kuvvetlenen geçmiş dönemlerin canlandırıldığı dev panolar karşılıyor.

 

İki yakanın kültür benzerliğini en çarpıcı şekilde ortaya koyan ise Batı Anadolu ve Kiklad Adaları'ndan gündelik eşyaların yan yana getirildiği bölüm oluyor.

 

Sergi, Anadolu ve Yunanistan'daki medeniyetlerin MÖ Üçüncü Bin'e uzanan etkileşimini anlatıyor.

Ege'nin iki yakasındaki 5000 yıllık ticari ve kültürel ilişkinin gözler önüne serildiği sergide, Erken Tunç Çağı'na ait Kiklad sanatından örneklerin yanı sıra; heykelcik, seramik ve bronz aletlerin de aralarında bulunduğu pek çok buluntu yer alıyor.

 

 
Aslına uygun inşa edilmiş14 metrelik Kiklad teknesi

Sergide uzun yıllar Ege Denizi'nin iki yakasını buluşturan tek ulaşım aracı olan teknelerin, iki kültürün etkileşimi üzerindeki etkisi ve önemi vurgulanıyor.

 

Tekneler, Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yürütülen "Kiklad Tekneleri Canlandırma Projesi" kapsamında hazırlanıyor. Üretiminde hiçbir yapıştırıcı ve çivi kullanılmayan tekneler, halatlarla birbirine bağlanan tahtaların suya girince şişerek kenetlenmesi mantığından hareketle, aslına uygun olarak inşa edilmiş.

 

Serginin küratörlerinden Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Vasıf Şahoğlu, sergilenen teknenin haricinde 4 metre daha uzun olacak 2 teknenin daha hazırlık aşamasında olduğunu belirtti.

 

"Karşıdan Karşıya- MÖ Üçüncü Bin'de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu" sergisi,"Bizantion'dan İstanbul'a - Bir Başkentin 8000 Yılı" sergisinin de mimarı olan, uluslararası pek çok ödül almış Çek mimar Boris Micka tarafından projelendirildi. Micka, serginin en etkileyici parçalarından olan Kiklad tekne modelinin sergilenmesinde, teknenin denizdeymiş gibi gözükmesi için 4 adet dev projektör kullanarak su efekti yarattı.

Arkitera, 20.09.2011

DÜNYANIN EN BÜYÜK BATIK GEMİ MÜZESİ

 

 

Marmaray ve Metro projeleri kapsamında yürütülen arkeolojik kazılarda dünyanın en büyük batık gemi repertuvarına ulaşıldığı belirtildi.

 

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı Başkanı ve İÜ Yenikapı Batıkları Projesi Başkanı Doç.Dr. Ufuk Kocabaş, söz konusu gemiler üzerinde 6 seneden beri çalıştıklarını, araziden alınan gemileri kurdukları laboratuvarda incelediklerini kaydetti.

 

Üniversitenin bu projeyi sürdürmek için bir ana bilim dalı kurduğunu, bu alanda yüksek lisans eğitimi, doktora eğitimi verdiklerini anlatan Kocabaş, 2015 yılında lisans eğitimi vermeyi planladıklarını vurguladı.

 

Kocabaş, bu işi çok önemsediklerini, ciddiye aldıklarını, projenin devam edebilmesi ve tamamlanması için ikinci jenerasyonu yetiştirdiklerini belirtti.

 

Teksas Üniversitesi'nin de 9 geminin bilimsel incelemesinden ve 5 geminin de konstrüksiyonundan sorumlu olduğunu ifade eden Kocabaş, şunları söyledi:

''Bu üniversite 9'uncu gemide araziden çekildi. Çünkü çok hacimli bir projeydi ama biz isterdik ki devam etsinler. Çünkü bir grup için 27 gemi çok hakikaten çok fazla. Keşke birkaç grup olsaydık, yükümüz hafifleseydi. Biz 36 gemiden 27'sinin bilimsel incelemesini yapacağız. Toplam 31 geminin de konservasyonunu ve müzede kurulma çalışmasını gerçekleştireceğiz. Bu dünyanın en büyük batı gemi projesi. 6 yıldan beri gemileri araziden taşıyoruz. Tüm belgeleme işlemlerini tamamlayıp kaldırıyoruz. Çünkü yerinde dokümantasyon çok önemli. Şu anda arazide bir tane gemi kaldı. Arazi çalışmasının sonuna doğru geldik. Türkiye açısından öncü proje. Her bir gemi dönemin en yüksek teknolojisiyle yapılmış durumda.''

 

 

Yaklaşık 30 kişilik bir ekiple yıl boyunca hiç ara vermeden ve haftanın 6 günü çalıştıklarını,gemilerin yapım tekniklerini de araştırdıklarını aktaran Kocabaş, ''O dönemde ustalar bu gemileri nasıl yapmış, hangi aletleri kullanmışlar bunları çözümlemeye çalışıyoruz. Bilmediğimiz bir yapım tekniği kullanmışlar. Bizans dönemine ve ondan öncesine baktığımızda bilmediğimiz bir yöntemle yapmışlar. Bizans döneminde geleneksel yordamla, modern gemi arasında bir geçiş dönemi yaşanmış. Geçiş döneminin bütün detaylarını Yenikapı'da bulabiliyoruz. Gemilerin 600 yıllık bir periyotta battıklarını düşünüyoruz. Ayrıca değişik tabakalarda ele geçirildikleri için kullanılan tekniği çözmüş durumdayız'' şeklinde konuştu.

 

Kocabaş, gemilerin yapım teknikleri ile ilgili bir doktora tezinin de hazırlandığını, tezin kitap olarak yayımlanacağını bildirdi.

 

Gemilerin büyük kısmının, bir bütün şeklinde bulunduğunu dile getiren Kocabaş, sözlerine şöyle devam etti:

''Bu bizim için büyük bir şans. Dünyada, şu ana kadar hiçbir arkeolojik kazıda, Bizans dönemine ait savaş gemileri, kadırgalar bulunmuş durumda değil. 6 tane donanmada kullanılmış kadırga bulundu. Bunlar ince uzun, narin gemiler. Kürekle hareket ettikleri için hafif malzemeden yapılmışlar. Şimdi bunların çözümlemesini yapıyoruz. Bir kadırganın üzerinde saydığımız çivi sayısı 15 bin. Bu bile korkunç bir rakam. Bunların ayrıca 3 boyutlu çizimlerini yapıyoruz. Bu gemilerin eksik kısımları nasıldı, bunları tasarlıyoruz. Bunları en doğru şekilde bulmaya çalışıyoruz. Bütün eserler, gemiler bozulmadan laboratuvara gelecek şekilde korunuyor. Her batık geminin korunması için farklı yöntemler uyguluyoruz.''

 

 

Araziden alınan gemi parçalarını büyük su dolu havuzlarda bekletildiklerini aktaran Kocabaş, şöyle konuştu:

''İstanbul iklim koşulları bakteri ve mantar üremesine çok müsait. Bu nedenle uzun süre durgun suda depolama yaptığınız takdirde bakteri, mantar, çeşitli kurtlar, sinek larvaları oluşuyor. Bunu yok etmek için çok güçlü ilaçlar kullanmak zorundayız. Yani havuzların içindeki yaşamı sıfırlamazsanız bu organizmalar gemi ahşaplarını besin olarak kullanabiliyor. Diğer bir yöntem de bu bakterileri başka organizmaların yemesini sağlamak. Bu amaçla da Japon balıklarını gemilerin bulunduğu havuzlara koyduk. Gemilerin korunmasında Japon balıklarını da kullanıyoruz. Şu ana kadar elde ettiğimiz sonuçlar son derece başarılı. Özellikle bu balıklar larvaları ve kurtçukları havuzlarda yaşatmıyor. Yaklaşık bir yıldır Japon balıklarıyla yaptığımız denemelerde son derece başarılı olduk.''

 

 

Müzenin oluşmasının gemi projesinin bitmesine bağlı olduğunu bildiren Kocabaş, ''Şu anda bir müze kurulmuş olsa bile müzeye koyacak malzeme elimizde yok. Çünkü suya doymuş ahşap konservasyonu uzun bir süreç. Yurt dışında bunun örnekleri var. Minimum 10 seneden önce bu gemilerin konservasyon işleri bitmiyor. Ayrıca burada 36 gemi var. Aynı anda birden fazla geminin hem incelemesini yapabiliyoruz, hem de konservasyonuna başlayabiliyoruz. Gemi sayısının çok olması 2025, 2030 yılından önce son geminin konservasyonunun bitmeyeceğini gösteriyor. İlk gemi 2013 yılında sergilenebilir hale gelecek. Yani 2013 yılında ilk gemi, 2014 yılında 2 gemi, 2015 4 gemi. 2025-2030 yılında kadar son gemiyi bitirmeyi hedefliyoruz'' dedi.

 

 

Kocabaş, dünyada konservasyonu 20 sene devam eden gemilerin bulunduğunu, İngiltere bulunan ''Mary Rose'' gemisinin kütle olarak kaldırılmış çok büyük ve güzel bir gemi olduğunu kaydetti.

Bu geminin 1982 yılında su altından çıkarıldığını aktaran Kocabaş, ''Ben bu gemiyi ilk 1995 yılında ziyaret ettim. 1995 yılında konservasyon malzemesi emdirilmeye başlandı. Her 5 senede bir ziyaret ediyorum. En son 2010 yılında ziyaret ettim, hala konservasyonuna devam ediliyordu. Bu çalışmaların bütçeleri çok yüksek, kullanılan kimyasallar tonlarla ifade ediliyor. Benim buradaki bir batık havuzum 40 ton su alıyor. Çok emek ve sabır isteyen bir proje'' şeklinde konuştu.

Bu arada, Marmaray ve Metro projeleri kapsamında yürütülen arkeolojik kazılar sırasında Yenikapı'da bulunan 36 batık gemiden 35'inin araziden taşınma işlemi tamamlandı. Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen batık gemiler sayesinde İstanbul'da dünyanın en büyük batık gemi müzesi kurulacak. Son geminin Ocak ayında araziden kaldırılması bekleniyor.

Ntvmsnbc, 20.09.2011

URARTU HÖYÜĞÜ'NDE 2 BİN 700 YILLIK TAKILAR VE MÜHÜR BULUNDU

 

Van Kalesi’nin kuzeyindeki höyükte yapılan kazı çalışmalarında 2 bin 700 yıl öncesine ait takılar bulundu.

 

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Erkan Konyar başkanlığında Van Kalesi’nin çevresinde yürütülen kazı çalışmalarında, bölgenin asırlar öncesi sosyal ve kültürel yaşamına ilişkin önemli bulgulara ulaşıldı.

 

Daha önce Urartu Krallığı’nca 3 bin yıl önce üretilen savaş arabalarının kalıpları, 15. ve 16. yüzyıl dönemine ait nadide çanak ve çömlekler, 5 bin yıllık seyyar ocak ve son olarak 2 bin 700 yıllık takılar ortaya çıkarıldı.

 

Yrd. Doç.Dr. Konyar, Van Kalesi höyüğündeki kazı çalışmalarında İlk Tunç Çağı’ndan başlayarak özellikle Urartu ve Orta Çağ’a ait birçok buluntular ortayı çıkarıldığını söyledi.

 

İnsanların yaşadığı mekanlarda yapılan kazı çalışmalarında son olarak bir kadına ait takı grubunun gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Konyar, “Burada gümüşten hilal biçiminde küpeler çıktı.

Bugünün modasında da görülen, peşi sıra dizi halinde takılmış küpeleri yaklaşık 30′lu yaşlarda Urartulu bir bayanın üzerinde bulduk. Urartular’da insanlar takılarıyla gömülüyorlardı. Bunların hepsi günümüzden 2 bin 700 yıl öncesine tarihlenen, bu topraklarda yaşayan insanların kullandıkları takılardır” dedi.

 

Önemli yazılı belgelere de ulaştıklarını ifade eden Konyar, şu bilgileri verdi:

“Van höyüğü başkent Tuşpa’nın aşağı bir kenti. Buluntular, aşağı kentin metropol niteliğini de pekiştiriyor. Kazı çalışmalarında ‘bulla’ dediğimiz bir mühür baskısı bulundu. Bunun önemi, Van’da ilk defa bulunuyor olması. Daha önce kuzeybatı İran’da bulunan Bastam kentinde bu türden mühür baskıları ortaya çıkarılmıştı. Bir diğer örneği de Van’da ortaya çıktı. Burada aşuli adlı bir memuriyetten bahsediliyor. Çivi yazısı uzmanlarına göre bu aşuli memuriyeti bir vezirlik makamına işaret ediyor. Burada bölgeye bağlı başkent valileri yönetimde yer alıyordu. Ama bu mühür gösteriyor ki İran’da, Kafkaslar’da ve Van Gölü havzasında hakimiyetini gösteren bir vezir makamını da bir valilik değil de daha çok yetkileri olan kraldan sonra gelebilecek aşuli adi verilen bir unvana sahip yetkilinin olduğunu gösteriyor. Bu Sardurihi isimli bir şahıs, Kuzeybatı İran ve Kafkasya’dan sonra bu bölgede de aynı kişinin ismini görebiliyoruz.”

haberler.com, 20.09.2011

BURSA YEŞİL CAMİ 3 AY KAPALI

 

 

Bursa Yeşil Camii, restorasyon nedeniyle ziyarete tamamen kapatıldı. Bursa Yıldırım Müftülüğü’nden alınan bilgiye göre camii 3 ay kapalı kalacak.

 

Bir tekstil firmasının sponsor olduğu restorasyon çalışmaları Usta İnşaat tarafından yapılıyor. Aynı şirket, caminin dış cephe tamiratları ile Yeşil Türbe restorasyonunu da gerçekleştirmişti. Bursa’da Ulu Cami’den sonra en ihtişamlı camilerden biri olan ve içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami’de iç tezyinat (süsleme) ile alakalı yoğun bir çalışma programı yürütülüyor. Camide geçmiş yıllarda yapılan bilinçsiz sıva altında kalan eski kalem işleri, raspa ve temizlik çalışmalarından sonra ortaya çıkartılıp eski ihtişamına kavuşturuluyor.
 
Yerlerinden oynayan ve bozulan orijinal İznik çinileri de elden geçirilerek yeniden sağlamlaştırılıyor. Mermerleri silinip, çirkin görüntü veren çini üzerindeki elektrik ve ses tesisatları da ortadan kaldırılacak.
 
Yeşil Cami restorasyonunu yürüten Usta İnşaat şantiye şefi mimar Ergüven Akçay, “Yeşil Cami’de ahşap işleri, çini ve mermer işleri, metal işleri ve kalem işleri olmak üzere çeşitli alanlarda restorasyon çalışması yapmaktayız. Anlaşma gereği 21 Kasım 2009′de başladığımız çalışmaları bir yıllık süre zarfında, 21 Kasım 2011′de tamamlamayı hedefliyoruz.” dedi.

Turizm Habercisi, 20.09.2011

520 YILLIK MEVLEVİHANE AÇILIŞA HAZIR

İstanbul’un ilk ve orijinal haliyle günümüze ulaşabilen tek mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi Müzesi’nin restorasyonu tamamlandı. Mevlevihanenin yenilenen yüzüyle 4 yılın ardından tekrar ziyaretçilerini karşılamak için resmi açılışının yapılması bekleniyor.

 

İstiklal Caddesi’nin Tünel tarafında Galip Dede Caddesi’nin başında bulunan Galata Mevlevihanesi, 2. Bayezid döneminde Afyon Mevlevihanesi Şeyhi Divane Mehmet Dede tarafından İskender Paşa’nın Galata sırtlarındaki arazisi üzerine kuruldu. Mevlevihanenin bulunduğu arazide daha önce Bizans döneminde yapılan St. Theodore Manastırı bulunuyordu.

Habertürk, 20.09.2011

KYME, EFES'E RAKİP OLACAK

 

Nemrut Körfezi’nde bulunan eski tarihin en büyük liman kenti olan Kyme’nin, gün ışığına çıkartılması için başlatılan kazı çalışmalarının 2011 yılına ait bölümü tamamlandı.

 

İtalyan Kazı Ekibi Başkanı Prof.Dr. Antonia La Marca tarafından sürdürülen kazılarda çeşitli bulgular elde edildi. 

Prof. La Marca, Kyme’nin, tarihin en önemli uygarlık merkezlerinden biri olduğunu belirterek, “Bu büyük Aiolis kenti, her geçen gün bizi daha çok şaşırtıyor. Kazılar sonucunda  burası en az bir Efes kadar önemli bir turizm merkezi olacak” dedi.

Milliyet Ege, Haber: Şahap Avcı, 20.09.2011

İSLAM'IN 5. HAREM-İ ŞERİF'İ GÖZ KAMAŞTIRACAK

 

     

 

Diyarbakır'da bulunan, İslam dünyasının 5. Harem-i Şerif'i olarak tanımlanan tarihi Ulu Cami, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından adeta göz kamaştıracak.

 

Anadolu'nun en eski camilerinden, 4 mezhebe hizmet etmiş tarihi Ulu Cami'de Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce başlatılan restorasyon çalışmaları sürdürülüyor.

 

Selçuklu geleneğini yansıtan, Anadolu'daki en erken ve en anıtsal cami olarak nitelendirilen, planı ve mimarisi açısından Şam'daki Emeviye Camisi'ne benzeyen, İslam'ın 5. Harem-i Şerif'i olarak da nitelendirilen Ulu Cami, bugünlerde hummalı bir çalışmaya tanıklık ediyor.

 

Türkiye'nin çeşitli üniversitelerindeki akademisyenlerinden oluşan ''Bilim Kurulu Heyeti''nin gözetiminde adeta kuyumcu titizliğiyle yapılan restorasyon çalışmaları aralıksız sürdürülüyor. Restorasyon kapsamında konservatörler eşliğinde cami tavanındaki göbekte altın varak tabakalar, ahşap oymalar, incelikle yapılmış hat yazıları ve olağanüstü güzellikteki bezemeler oya gibi işlenerek onarılıyor.





Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürü Metin Evsen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ulu Cami'nin kent, Türkiye ve dünya için çok önemli bir yapı olduğunu söyledi.

 

Caminin İslam tarihinde de önemli bir yeri olduğunu, 5. Harem-i Şerif olarak nitelendirildiğini ifade eden Evsen, yapım tarihinin kesin olarak bilinmediğini ancak Bizans'tan bugüne kadar çeşitli dönemlerdeki katkılarla bugüne geldiğini belirtti.

 

Aralarında Nisanoğulları, İnaloğulları, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ile cumhuriyet döneminden çeşitli katkılarla bugüne kadar gelen yapının Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edildiğini belirten Evsen, bu yıl başladıkları çalışmanın yaklaşık yüzde 60'ını tamamladıklarını, cemaati daha fazla mağdur etmeden bir an önce caminin bazı bölümlerini ibadete açmaya çalıştıklarını kaydetti.
 
Evsen, genel müdürlükçe Ulu Cami için Türkiye'nin Orta Doğu Teknik, İstanbul Teknik ve Dicle üniversitelerinin de aralarında bulunduğu çeşitli üniversitelerden, akademisyenlerden oluşturulan ''Bilim Kurulu Heyeti'' gözetiminde çalışmaların yapıldığını ifade ederek, şöyle konuştu:

''Genel Müdürlüğümüz elemanlarınca uygulamalar da takip ediliyor. Çok özellik isteyen bir çalışma olduğundan en ufak sıkıntı yaşanmaması için yoğun çaba harcıyoruz. Zamanında burayı bitirmeyi hedefliyoruz. Burası son derece özellikli bir cami. Güney tarafında Hanefilerin olduğu bölümde yoğun çalışma var. Kuzey tarafındaki Şafiler bölümü ise şu an ibadete açık. Kurban Bayramı'ndan önce Hanefiler bölümünü açmayı düşünüyoruz. Burası 4 mezhebe, Hanefi, Şafi, Hanbeli ve Maliki mezheplerine hitap ediyordu. Hanefi ve Şafiler hiçbir sorun yaşamadan ibadetlerine devam ediyor. Dünyada eşine az rastlanır bir uygulama. Tüm İslam tarihi boyunca böyle bir uygulama yapılmış. Bu camide her mezhepten insan, kendi imamının arkasında ibadetini yapmış. Camimizde 5 binden fazla kişi aynı anda namaz kılabiliyor.''

 

Evsen, restorasyon çalışması devam ederken Hanefi bölümünün doğu kısmında sıvalar temizlendiği sırada yaklaşık 100 el yazması eser bulunduğunu, bunlardan 4'ünün tarihi niteliği olduğunu bildirdi.

 

Bu eserlerin Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam tarafından okunacağını ifade eden Evsen, daha sonra Ulu Cami ile eş zamanlı restorasyonu yapılan ve el yazması kütüphanesine dönüştürülecek Mesudiye Medresesi'nde diğer eserlerle birlikte sergileneceğini bildirdi.


              


Çevresindeki çirkin yapıların caminin güzelliğini gölgelediğini ifade eden Evsen, ''Caminin etrafında böyle ucube yapılar olması rahatsız edici. Yapılar görsel açıdan sıkıntı yaşatıyor. Bu konuyla ilgili kamulaştırma çalışmalarımız var. Restorasyonun yaklaşık 8 milyon liralık bütçesi var. 2012'nin sonunda restorasyon çalışmasını bitirmeyi hedefliyoruz. İnşallah zamanında bitireceğiz'' dedi.

 

Ulu Cami, Roma döneminden kalan devşirme taş malzemelerin kullanımı ile Selçuklu, Artuklu, İnaloğulları ve Osmanlı dönemindeki eklemelerle pek çok dönem ve kültürün özelliklerini yansıtıyor. Selçuklu geleneğini yansıtan Anadolu'daki en erken ve en anıtsal cami olarak nitelendirilen caminin planı ve mimari açısından Şam'daki Emeviye Camisi'yle benzerlik gösteriyor.

 

Avlusu, avlu müştemilatı, maksureleri, medreseleri ve kıble yönündeki haremiyle hem Artuklu geleneğini devam ettiren bir yapı hem de kare kesitli minaresiyle ve anıtsal yapı oluşu nedeniyle Ulu Cami, İslam'ın 5. Harem-i Şerif'i olarak da nitelendiriliyor.

 

Camide, sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen El Cezeri'nin yaptığı güneş saati yer alıyor.

Akşam, 20.09.2011

SAVAŞIN İZLERİ ÇEŞME'DE ARANIYOR

 

Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası arasında 1768-1774 yılları arasında gerçekleşen Osmanlı Rus Savaşı’nda, 5-7 Temmuz 1770 tarihlerinde iki devlete ait donanmaların Çeşme Burnu ile Sakız Adası arasında karşı karşıya geldiği deniz muharebelerinde batan Rus Amiral Gemisi “Yeustafiy” ile Osmanlı Kaptan Gemisi “Burucu Zafer”den geriye kalan parçaların çıkarılması planlanıyor.

 

Bu amaçla Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da bilgisi dahilinde başlatılan girişimle Türk ve Rus uzmanlar Çeşme’de bir araya geldi.  Prof.Dr. İlber Oltaylı ve arkeolog Baran Aydın ile Moskova Üniversitesi’nden Prof.Dr. Meyer Mikhail Serafimovich’in yaptıkları toplantı sonucunda, batık gemilerinden kalan parçaların çıkarılması için Putin Vakfı’yla ortaklaşa çalışma yapılması için temas kurulmasına karar verdiği bildirildi.

Milliyet Ege, 20.09.2011

ANITI BULANLAR 'MESLEKİ KÖRLÜK'TEN TAYİN EDİLMİŞ

 

 

Muğla Milas’ta “yüzyılın antik keşfi” olarak nitelenen ve Karia Kralı Mausolos’un babası Hekatomnos’a ait olduğu belirtilen anıt mezarın kaçakçılarca yağmalanmasını engelleyerek gün ışığına çıkaran Milas Müze Müdürü Erol Özen ve 2 arkeoloğun bakanlıkça “mesleki körlük” nedeniyle başka yerlere tayin edildiği ortaya çıktı.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, atamaların nedeninin lahdin bulunmasından önce yaşanan süreçle ilgili olduğunu belirterek şunları söyledi:

 

"Anıt mezar bulundu, ama içinde tek lahit var; içi boş, çünkü 2006’da soyulmuş. İhbarlar olmuş, müze müdürü emniyete bildirmiş, ama gereği yapılmamış, ayrıca belediye de yıkım kararı almış ama uygulanmamış. Müze müdürü bunları takip edip Bakanlığa bilgi vermemiş. Yani bir ihmal var. Her gün bu tür ihbarlarla karşılaştıkları için ciddiye almıyor, takibini yapmıyor. Müze müdürü ve arkeologlar ‘mesleki körlük’ içinde kalmışlar."

 

Aynı yetkili, MÖ 390 yıllarından kalan Mausolos’un babası Hekatomnos’a ait mezar odasının, keşiften 4 yıl önce soyulduğunu ve kimsenin bir şey yapmadığını belirtti. Yetkili, 2006 yılında anıt mezarın bulunduğu yerle ilgili kaçak kazı yapıldığı ihbarları yapıldığı halde gerekli önlem ve takibi yapılmadığını belirtti.

Habertürk, Haber: Tülay Şubatlı, 19.09.2011

İNSANLIK TARİHİNE IŞIK TUTACAKLAR

 



Türkiye'nin ilk ada müzesi olması hedeflenen Balıkesir Zeytinliada'daki kazı alanında testi içinde gömülü olarak bulunanların da yer aldığı çok sayıda iskelet, Cumhuriyet Üniversitesi'nde (CÜ) inceleniyor.

 

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Balıkesir'in Erdek İlçesi sahilinde bulunan ve Türkiye'nin ilk ada müzesi olması planlanan Zeytinliada kazıları, Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nurettin Öztürk tarafından yürütülüyor.

 

Helen-Roma-Bizans ve Osmanlı yapıları içinde mozaik bir oluşuma sahip olduğu belirtilen adada, 2007-2011 yıllarında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkartılan iskeletler, CÜ Edebiyat Fakültesi antropoloji bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Fadime Suata Alpaslan danışmanlığında yüksek lisans öğrencileri Saadet Bıçak ve Sabri Bekmez tarafından inceleniyor.

 

Bu yıl kendisi de öğrencileriyle birlikte adadaki kazı çalışmalarına katılan Yrd. Doç.Dr. Fadime Suata Alpaslan AA muhabirine yaptığı açıklamada, iskeletlerde çene ve dişlerin paleopatolojik açıdan incelenmesiyle elde edilen bulguların, Anadolu'da çeşitli dönemlere tarihlendirilen toplumlar üzerinde yapılan çene ve diş hastalıkları çalışmalarıyla karşılaştırılacağını, aralarındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya konacağını ifade etti.

 

Alpaslan, diş patolojisiyle metabolizma bozuklukları, besinlerin niteliği ve sertliği, ağız temizliği arasında yakın bir ilişki bulunduğunu anlatarak, şu bilgileri verdi:

''Dolayısıyla insan yaşam biçimiyle diş ve diş eti hastalıkları birlikte düşünülmelidir. Elde edilen bulgularla çene ve dişlerde gözlenen patolojik oluşumların bireyin yer aldığı ekolojik sistemlerle de ilişkisi gözler önüne alındığında, Zeytinliada toplumu için elde edilen bulgular bize insan-çevre-kültür etkileşimi çerçevesinde biyokültürel yapıda meydana gelen değişimi gözler önüne sermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada dişlerde ve çenede pek çok patolojik oluşum birlikte incelenecektir. Zeytinliada insanları genel olarak hasta bireylerden oluşmaktadır. İskeletler üzerinde yapılan ön değerlendirmeler sonucunda travmalar, eklem hastalıkları, diş ve çene hastalıkları gözlenmiştir. Çıkarılan her iskelette eklem hastalıkları gözlenmiştir. Eklem hastalıkları bize o dönem insanın yaşam boyu aktiviteleri hakkında fikirler vermektedir.''

 

Zeytinliada insanlarının ağız sağlığına bakıldığında ise genel olarak diş çürüğüne fazla rastlanmadığını ifade eden Alpaslan, ''Bu bilgi bize adadaki toplumun besin ögeleri arasında karbonhidratlı yiyeceklerin pek fazla bulunmadığını gösterir. Ancak dişlerde görülen aşınmalar bize daha çok bu bireylerin sert besinlerle beslendiğini gösterir'' dedi.

 

Alpaslan, Zeytinliada'nın en önemli özelliğinin Türkiye'nin ilk ada müzesi yapılması olduğunu dile getirerek, ''Zeytinliada'da yürütülen çalışmalar arkeolojik içerikli çalışmalar. Cumhuriyet Üniversitesi antropoloji bölümü olarak biz de orada yaşamış olan Helen-Roma-Bizans ve Osmanlı topluluklara ait iskeletleri, iskelet kalıntılarını getirmiş bulunmaktayız. Bu iskeletlerden toplumun yapısı hakkında bilgi sahibi olacağız'' diye konuştu.
                
Yüksek lisans öğrencisi Saadet Bıçak ise ele geçen iskelet buluntuları arasında iki adet testi (urne) içinde gömülü bebek iskeleti de yer aldığını belirterek, bu iskeletler üzerinde şu ana kadar tam bir inceleme gerçekleştiremediklerini, ay tespiti yapamadıklarını, detaylı yapacakları incelemelerin ardından bu konuda bilgi verebileceklerini söyledi.

 

Zeytinliada bireylerinin sert besinlerle beslendiklerini tespitettiklerini anlatan Bıçak, çünkü dişlerde çürükten çok dişlerde aşınma gözlemlediklerini ifade etti.

 

Geç Bizans-Erken Roma dönemiyle tarihlendirilen iskeletlerin birçoğunda omurga kaynaşması gözlendiğini belirten Bıçak, bunun bireylerin genel olarak kamburluk sorunu yaşadıklarını gösterdiğini anlattı.

Akşam, 19.09.2011

TARSUS'TAKİ ST PAUL MÜZESİ'NE BÜYÜK İLGİ

 

UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday gösterilen Mersin’in Tarsus İlçesi’ndeki St. Paul Müzesi ve kuyusuna turist ilgisi her geçen gün artıyor.

 

St. Paul Müzesi ve kuyusuna Papa 16’ncı Benediktus’un Aziz Paul’ün doğumunun 2000’inci yıldönümü dolayısıyla 28 Haziran 2008 ve 29 Haziran 2009 arasını ‘St. Paul Yılı’ ilan etmesiyle ilgi arttı. 2007’de 28 bin 784 olan ziyaretçi sayısı 2008’de 68 bin 229’a, 2009’da 99 bin 475’e ulaştı. Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff da geçen yıl müzeyi ve kuyuyu ziyaret etmişti.

Hürriyet, 19.09.2011

TÜRK SANATI PARİS'TE MASAYA YATIRILIYOR

 

14. Uluslararası Türk Sanatları Kongresi, Fransa’nın başkenti Paris’teki ‘College de France’da bugün başlıyor. 21 Eylül'e dek sürecek kongreye, ‘Musee des textiles de Washington’, ‘Musee de l’Ermitage de Saint Petersburg’, ‘Wallace collection de Londres’, ‘Musee Gulbenkian de Lisbonne’, ‘Musee du Louvre’, ‘Musee Jacquemart- Andre’, ‘İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’, ‘Museum fur Islamische Kunst de Berlin’, ‘Musee Correr de Venise’ gibi dünyanın seçkin müze, üniversite ve enstitülerinden alanlarında uzman kişiler katılacak.


Kongrenin, ‘Geçmiş İmparatorluklarda Türk Sanatları’ bölümünde, ‘Kitap Sanatı’, ‘Seramik ve Cam Sanatları’, ‘Metal İşleri Sanatı’, ‘Kilim ve Tekstil’ ve ‘Mimari’ konuları ele alınacak. ‘Modernizm döneminde Türk Sanatları ve Estetiği’ bölümündeyse, ‘Uzmanlar, Koleksiyoncu ve Koleksiyonlar’, ‘Sanatta Oryantalizm’, ‘Ressamlar, Resimler ve Dekoratif Sanatlar’, ‘Osmanlı Dönemindeki İlk Fotoğrafçılar’ konuları tartışılacak. Kongrede yan bölümler olarak düzenlenecek oturumlarsa, ‘Arkeoloji’, ‘Epigrafi’, ‘Sikke ve Madalya Bilimi’ uzmanlarını biraraya getirecek.


Kongre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Tanıtma Fonu, Paris Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’nin desteğiyle hazırlandı.

Radikal, 19.09.2011

DA VİNCİ'NİN İCATLARI GELDİ

 

 

Leonardo Da Vinci’nin orijinal çizimlerinden yola çıkılarak tasarlanan ve çoğu gerçek ebatlarda interaktif replikalardan oluşan ‘Leonardo: Zamanın Ötesinden İcatlar Sergisi’ geçtiğimiz cuma günü açıldı. Sergi 5 Aralık tarihine kadar İstanbul ve Anadolu’daki 6 AVM’yi gezecek.

 

Dünyaca ünlü İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci’nin tüm dünyayı hayran bırakan eserlerinin replikaları ‘Leonardo: Zamanın Ötesinde İcatlar’ sergisiyle İstanbul, Gaziantep, Adana ve Konya’yı dolaşacak. M1 Merkez ve Meydan Alışveriş Merkezleri’nde gösterilecek sergide, otuz beş mekanik icat; anatomik çizimler, da Vinci’nin otoportresinin yer aldığı tablo, Mona Lisa, Son Yemek, Altın Oran gibi tablolar ile videolar yer alacak. Geçtiğimiz Cuma günü M1 Meydan Ümraniye Alışveriş Merkezi’nde açılışı yapılan sergi, 26 Eylül tarihine kadar gösterilecek. Sonrasında ise, Anadolu turuna çıkacak.

Sergide, Leonardo Da Vinci’nin tasarımlarının, bilim insanları ve yetenekli zanaatkarlar tarafından yeniden hayata geçirilen replikaları sergileniyor. ‘Leonardo: Zamanın Ötesinde İcatlar’, 18’i interaktif olmak üzere 35 mekanik icat; göz, beyin, kemik, iskelet, sinir, kas, kalp, damar, solunum, sindirim ve beslenme sistemlerini tasvir eden etkileyici anatomik çizimler, sanatçının otoportresinin yer aldığı tablosu, Mona Lisa, Son Yemek, Altın Oran ve birbirinden değerli tabloları ve ilgi çekici videolardan oluşuyor. Sanatçının 1480-1518 yılları arasında hayata geçirdiği ‘Codici Vinciani’ denilen Da Vinci’nin Şifresi dönemine ait eserlerin paylaşıldığı sergide ziyaretçiler, bazı makinelere dokunabiliyor ve hatta hareket ettirebiliyorlar.

 

 

Nesrin Özkan (METRO Group Asset Management Pazarlama ve Reklam Direktörü): Ders kitaplarında öğretilen fen bilimlerini Leonardo Da Vinci’nin dönemini aşan icatları üzerinde öğrenmek bambaşka bir deneyim olacaktır. Da Vinci’nin 13. yüzyılda yaptığı bizi hala hayran bırakabilen bu icatları görmek için hem ilkokul, hem lise hem de üniversitelerden turlar bekliyoruz.”

LEONARDO’NUN DURAKLARI
Sergi; 16 Eylül ? 26 Eylül M1 Meydan Ümraniye Alışveriş Merkezi, 30 Eylül - 10 Ekim M1 Meydan Merter Alışveriş Merkezi, 14 Ekim - 24 Ekim M1 Merkez Gaziantep Alışveriş Merkezi, 28 Ekim - 09 Kasım M1 Merkez Adana Alışveriş Merkezi, 11 Kasım - 21 Kasım M1 Merkez Konya Alışveriş Merkezi, 25 Kasım - 05 Aralık M1 Merkez Kartal Alışveriş Merkezi’nde görülebilecek.

Hürriyet, Haber: Ezgi Atabilen, 19.09.2011

KARABÜK'TE ROMA DÖNEMİNE AİT 8 İSKELET BULUNDU

 

Karabük'ün Eskipazar İlçesi'nde Hadrianaupolis antik kentinde yapılan kazılarda, MS 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen kaya mezarında 8 kişiye ait iskeletler bulundu. Kazılar, Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Vedat Keleş, başkanlığında 3 arkeolog, çok sayıda öğrenci ile işçilerin yer aldığı 46 kişilik bir ekiple sürdürülüyor. Arkeolog Ersin Çelikbaş, "Bölgede çok kaçak kazı yapılması nedeniyle fazla bir bilgiye ulaşmakta güçlük çekiyoruz. Bizans döneminde salgın hastalığın yaygın olduğunu biliyoruz. Bu nedenle toplu ölümler olabilir. İskeletlere baktığımızda aynı anda atılmış gibi. Bunun nedenini salgın hastalık olarak söyleyebiliriz" diye konuştu.

Sabah, 19.09.2011

YERALTINDA MİNİ TAKSİM Mİ?

 

 

Her gün 1 milyon kişinin gelip geçtiği Taksim Meydanı’nın yayalaştırılması projesi, şehir planlamacıları, mimarlar ve turizmcileri de hararetli bir tartışmanın içine çekti.


İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, Taksim Meydanı’nın trafiğe kapatılması projesini kabul etti. Trafiğin yeraltına alınarak, Taksim Meydanı’nın Gezi Parkı ile birleştirildiği projede, meydanın ortasındaki metro ve füniküler çıkışı da yanlara alınarak yayaların İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı’na kesintisiz erişimi sağlanacak. 

Tayfun Kahraman (Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı): Taksim’in göbeğinde bulunan İETT Garajı ve oradaki hengamenin kaldırılması gerekli. Gezi Parkı’ndan başlayarak Elmadağ’a kadar giden alanın birleştirilmesi proje kapsamında yer alıyor. Ancak düşünülen Taksim Gezi Parkı’nın içinde yapılması planlanan eski Taksim Kışlası. Aslında burada yapılmak istenilen bir alışveriş merkezi ve yeni bir kompleks. Boş bırakılması ve kentsel meydan olarak düzenlenmesi gereken alanın bu şekilde yeni bir girişimle fonksiyonlandırılması, farklı sorunlar yaratacaktır. Taksim Meydanı’nın arkasına baktığınızda, meydanın dört tarafının çevrili olduğunu, sadece Gezi Parkı tarafından bir akış olduğunu görüyorsunuz. Bu akışın bozulmaması gerekli. Bir taraftan simgesel olarak Gezi Parkı hep siyasi bir tartışma konusu oldu. 90’lı yıllarda Refah Partisi burada bir cami yapmak istemişti. Projede şu anda, kışlanın ihyasından söz edilmiyor. Projede sadece Gezi Parkı’nın altında otopark giriş-çıkışları görülüyor. Ama genel seçimden önce koruma kurulu tarafından kışlanın ihyasının uygun olduğu kararı alındı. Esasında yayalaştırma için trafiği yerin altına almak gerekli değil. Taksim Meydanı’nda sadece yol kapatarak yayalaştırma rahatlıkla çözülür. Yolu tamamen meydan altına almak İstanbul’un trafiğini rahatlatmayı ve ulaşım sorununu azaltmaz. Çünkü yeraltında çok giriş ve çıkış var. 

Eyüp Muhçu (Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı): Taksim trafiğinin yeraltına alınması kısmi bir çözüm. Taksim’in rahatlaması için trafiğin yerin altına alınması yetmez, araç trafiğinin meydanın dışına çıkarılması gerekir. Metronun yapılmasıyla birlikte asıl olarak araç trafiğinin bölgeden uzaklaştırılması öngörülmeli. Araç trafiği yeraltına alınırken bölgeye yeni nüfus davet eden birtakım fonksiyonlar da getirilmemeli. Trafiğin yeraltına alınması sırasında birtakım tüneller yapılması gerekecek. Bunlar topografik yapıya zarar verebilir. Yeraltına alışveriş merkezleri ya da yoğunluğu arttırıcı fonksiyonlar, Taksim üzerinde ve çevresinde de yapılaşma olmamalı. 

Tuncer Çakmaklı (Mimar): Polonya’da bir meydanı dönüştürme projesinde çalıştım. Taksim Meydanı’nın dönüştürülme projesini çok olumlu buluyorum. Yayalaştırmayla birlikte, insanlar toplu taşımayı tercih etmeye başlıyor. Toplu taşıma sistemlerinin giderek gelişmesiyle beraber, ufak motosiklet, bisiklet gibi taşıtlara da imkan sağlayıp yollar yaparlarsa, Paris’te ve İtalya’da olduğu gibi kent içindeki trafiği, kent dışına atma şansı doğacak. 

Timur Bayındır (Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği Başkanı): Projeyi destekliyoruz. Gerek İstanbullular için gerek turistler için öyle planlanmış alanlar lazım. Turistin memnuniyetini etkileyen en önemli şey, bu tarz çevre düzenlemeleri.

Projeyle 98 bin metrekarelik alan yayalaştırılacak. Tarlabaşı Bulvarı, Cumhuriyet Bulvarı araç trafiği, AKM önü ve Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı çevresinde bulunan araç yolları yeraltına alınarak, bu alanlar yayalara bırakılacak. Tarlabaşı Bulvarı’nın meydana çıkan kısmında bulunan otoparktan itibaren trafik yeraltına alınacak. Gümüşsuyu istikametinde ise Atatürk Kültür Merkezi’nden başlayarak Sıraselviler Caddesi istikametinde İstiklal Caddesi kesişiminden itibaren araç trafiği yeraltına alınacak. Günün belli saatlerinde açık olacak şekilde servis yolları dizayn edilecek. Otobüs hatlarının çoğu kaldırılacak.

Radikal, Haber: Mine Tuduk, 19.09.2011

MAĞARADA KAZI YAPAN DEFİNECİLERE SUÇÜSTÜ

 

Gürsu İlçesi'nde bir mağarada define aradıkları öne sürülen 2 kişi jandarmanın operasyonuyla gözaltına alındı.

 

Alınan bilgiye göre, Dışkaya Köyü Katırcılar Tepesi’nde bir aracın park halinde olduğunu gören jandarma devriyesi, mağara girişinde yaptığı operasyonda E.G. ve T.B. isimli şahısları gözaltına aldı. Şahısların yanında jeneratör, ve hilti, kürek, balta, manivela, burç ve kazma bulundu. Mağara girişinde 2 metre derinliğinde 50 santim genişliğinde çukur açan şahıslar, "izinsiz kazı yapmak" suçundan sevk edildiği adli makamlarca tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.


Savcılığın olayla ilgili soruşturması sürerken, bölgede izinsiz kazılara karşı operasyonların süreceği öğrenildi.

Bursa Olay, 19.09.2011

İSHAKPAŞA RESTORASYONU 2013'E YETİŞECEK

 

     

 

Doğubayazıt'a 5 kilometre uzaklıktaki İshak Paşa Sarayı, dünyanın ilk kalorifer sisteminin de kullanıldığı yer olarak biliniyor. Saray, 116 odası, türbesi, camisi, surları, divan ve harem salonları, iç ve dış avlularıyla kartal yuvasına benzetiliyor. 1685'te Doğubayazıt Sancak Beyi Çolak Abdi tarafından yaptırılan, yapımının 99 yıl sürdüğü bilinen saray, bölge turizmi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan saray yapısı, her yıl çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlıyor.


Bölge turizmi açısından önem taşıyan sarayda Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2010'da başlatılan restorasyon çalışmaları sürdürülüyor.





İl Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğünce 2010 yılının kasım ayında restorasyon ihalesi yapıldığını belirterek, yaklaşık 8 milyon 100 bin liralık ihalenin ardından çalışmaların başladığını söyledi.

İshak Paşa Sarayı'nın görünmeyen ama çok ciddi hasar görmüş alanlarını restore edip yüzyıllar sonraya taşımayı hedeflediklerini ifade eden Bulut, şunları kaydetti:

''Özellikle seyir terasında, hiç el değilmemesi gereken yerlere, gizemli yerlere define avcıları ulaşmış ve ciddi tahribat yapmış. Birileri için çok şeyler ifade etmeyen bu muhteşem yapıda en ufak bir oynama en ufak bir yanlışlık, ciddi zararlara ve sıkıntılara neden olmaktadır. Temel hedefimiz, İshak Paşa Sarayı'nı en az hasarla ya da hasarsız olarak çocuklarımıza miras bırakmaktır.''






Restorasyon çalışmaları kapsamında ambarlar ve zindanlar hariç tüm duvarlarda güçlendirme çalışmaları yapıldığını, harem giriş portalının onarıldığını belirten Bulut, çalışmaların Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın denetiminde, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun onayladığı proje kapsamında aslına uygun olarak yürütüldüğünü kaydetti.

50 kişilik ekibin yer aldığı çalışmaların 2013 sonunda tamamlanmasının hedeflendiğini bildiren Bulut, ''İshak Paşa Sarayı hem Türkiye hem de bölge turizmi açısından büyük önem arz etmektedir. Sarayın UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi'ne alınması bunun bir kanıtıdır'' dedi.

Türkiye Gazetesi, Haber: Ali İhsan Öztürk, 19.09.2011

TARİH FIŞKIRIYOR

 

 

 

Malatya'nın Battalgazi İlçesi'ndeki Selçuklu dönemine ait Kırkkardeşler Şehitliği ve Usta Şegirt Kümbeti'ndeki devam eden temizlik kazısında seramik parçaları bulundu.

 
Malatya Valiliği Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) Başkanı Levent İskenderoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Battalgazi İlçesi'ndeki Selçuklu döneminden kalan Kırkkardeşler Şehitliği ve Usta Şegirt Kümbeti'nin 120 dönümlük bir alan olduğunu söyledi.
 

1,5 ay önce başlayan kazıların KUDEB tarafından yapıldığını anlatan İskenderoğlu, kazı başkanlığını ise Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Halit Çal'ın yaptığını dile getirdi.




Kazıya 1 Aralık'a kadar devam edeceklerini ifade eden Levent İskenderoğlu, kazı sonucunda çok sayıda mezarlığın ortaya çıkarılacağını bildirdi.
 

Kırkkardeşler Şehitliği'nin 800 yıllık bir mezarlık olduğuna dikkati çeken İskenderoğlu, ''Mezarlık yatay profilde çok değerli mezar taşlarına sahip'' dedi.
 

Kazının ardından mezarlığı düzenleyip turizme açmayı planladıklarını bildiren İskenderoğlu, Selçuklu döneminde etrafında çok sayıda yerleşke olduğunu tahmin ettikleri mezarlıktaki kazılarda seramik parçaları bulduklarını kaydetti.
 

İskenderoğlu, ''Bu seramiklerin söz konusu bu yerleşkelerden de kalabileceğini tahmin ediyoruz'' diye konuştu.
 

Yıkıntı halindeki Usta Şegirt Kümbeti'nin ise kazıdan sonra restore edileceğini belirten İskenderoğlu, şehitlikteki mezar taşlarını ise tek tek restore edebileceklerini sözlerine ekledi.

Malatya Aktüel, 18.09.2011

DASKYLEİON ANTİK KENTİNDE KAZI ÇALIŞMALARI SONA ERDİ

 

Balıkesir’in Bandırma’da İlçesi'nde bulunan “Daskyleion Antik Kenti”nde yürütülen kazı çalışmalarının bu yıl ki bölümü sona erdi.

 

Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi Doç.Dr. Kaan İren, Aa muhabirine yaptığı açıklamada, Hisartepe’de kazı çalışmalarının 1954 yılından beri sürdüğünü hatırlatarak, kazılardaki en önemli bulgunun 2010 kazı sezonunda gün yüzüne çıkarılan kule yapısı olduğunu belirtti.

 

Daskyleion’da 2011 sezonunda sadece arkeolojik kazıların değil, jeofizik ölçümlerin de yapıldığını ifade eden İren, şu bilgileri verdi:

“Antik kentin o dönemdeki coğrafi görünümünü anlamak ve toprağın altındaki yapıları saptamak amacıyla yapılan ölçümler, son derece önemli bulgular sundu. Antik çağda Manyas Gölü’nün, Hisartepe’nin kuzey ve doğu eteklerine kadar sokulduğu, dolayısı ile Daskyleion’un bir yarımada üzerine kurulu olduğu ortaya çıktı. Önümüzdeki kazı sezonlarında höyüğün kıyısında bir liman yapılaşması olup olmadığına veya su taşımacılığı yapılıp yapılmadığına dair izler aranacak.”

 

İren, bu sezonda höyüğün çeşitli yerlerinde, pek çok önemli eserin bulunduğunu, bunların Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne teslim edildiğini belirterek, “Höyüğün üzerinde daha önceden ortaya çıkarılmış olan ve ait oldukları dönemi oldukça iyi yansıtan Hellenistik dönem konutları ile dinsel işlevli bir yapı kompleksi olan ‘Kült Yolu’nun devamının ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalara da devam edilecek” dedi.

haberler.com, 18.09.2011

TARİH YASAYLA KORUNACAK

 

 

Tarihi Çarşılar için yasa tasarısı hazırlandı. Tarihi Çarşı ve Hanlarla ilgili yasa, başta İstanbul, Bursa, Edirne, Kayseri ve Erzurum gibi yaklaşık 50 ye yakın İl ve İlçede tüm Tarihi Çarşıları kapsayacak, Yasa Taslağı yasalaştığında Tarihi çarşı ve Hanların korunmasının, güvenliğinin ve yönetiminin daha sağlıklı hale gelmesi amaçlanıyor. Taslağın yasalaşması durumunda, Erzurum’daki Kevenciler, Bakırcılar, Nazik, Taşmağazalar, Rüstempaşa, Hacılar hanı gibi tarihi iş merkezleri koruma altına alınacak, bu alanlar için özel tanıtım etkinlikleri düzenlenecek.

Bursa Valiliği'nin Koordinatörlüğünde yürütülen tarihi çarşı ve hanlar birliği yönetimi ile Vali yardımcısı Mustafa Karslıoğlu tarafından yürütülen çalışmalar neticesinde hazırlanan "Tarihi Çarşılar Kanun Tasarısı Taslağı" düzenlenen bir programla tanıtıldı.

Programda bir konuşma yapan Bursa Valisi Şahabettin Harput " Burada kendi tarihine sahip çıkmanın çok güzel bir örneğini görüyoruz. Zaten siz sahip çıkmasanız kimse sahip çıkmaz. Kimsede bunun farkında değil. Hiçbir kuruluş, hiçbir çarşı sizinle rekabet edemez, yarışamaz. Çünkü burada tarih var, ticaret var, kültür var, sanat var. Burası bizim hayatımızın özüdür. İnşaalah bu yasa taslağının meclis gündemine gelip, arkadaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılara yönelik çözüm olabilecek önerileri yasa maddesi haline getirecek örnek bir metindir. Bu bakımdan yapılan çalışmayı çok önemsiyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum" dedi.

Bursa Valisi Şahabettin Harput, tarihi çarşı ve hanlar birliği yöneticileri, tarihi çarşıda bulunan dernek yöneticileri, kanaat önderleri ve esnafın katıldığı programda taslak hakkında bilgi veren tarihi Çarşı ve Hanlar Birliği Başkan Yardımcısı Mehdi Kamruz " Son yıllarda, dünyayı ve ülkemizi inanılmaz ölçüde etkileyen değişim ve yenilenme rüzgarları Sevgili Bursa'mızı da etkilemiştir.Yine, kentimizin kalbi olan, Osmanlı geçmişimizin şahitlerini yaşatan ilçemiz, ve özellikle bizlerin ekmek teknesi sayılan Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgemiz de bir ölçüde bu değişim ve yenilenme sürecine katılmıştır. Ancak, tespitimiz odur ki en büyük değişim zihin dünyamızda yaşanmıştır. Artık Bursa'mızda ve çarşılarımızda turizmin önemi büyük ölçüde kavranmıştır. Bu, küçümsenmeyecek bir başarıdır.

Turizm konulu toplantılar, seminerler, konferanslar, dış ülkelerle temaslar ve yatırımlardaki hızlı gelişme başlı başına bu zihniyet değişiminin canlı örnekleridir. Bu zihniyet değişiminin öncülüğü, hiç şüphesiz Bursa'mızın şansı olan Sayın Valimiz Şahabettin Harput' a aittir. BTÇH Birliği olarak biz, üç yıldan beri bölgemizin sosyo-ekonomik gelişmesi, rekabet gücünün arttırılması ve özetle ciddi bir cazibe merkezi haline gelmesi için özveri ile uğraş vermekteyiz. Teşkilatlandık ve hedefe kilitlendik" dedi. Bu zamana kadar bir yasaya bağlı olmadan işletilen Tarihi Çarşı ve Hanlar, Başta İstanbul, Bursa, Edirne, Kayseri ve Erzurum gibi yaklaşık 50 ye yakın İl ve İlçede tüm Tarihi Çarşıları kapsayacak bu Yasa Taslağı yasalaştığında Tarihi çarşı ve Hanların korunmasının, güvenliğinin ve yönetiminin daha sağlıklı hale gelmesi amaçlanıyor.

Erzurum Gazetesi, 18.09.2011

118 YAŞINDA BİR İSTANBUL ÇINARI

 

İstanbul’un bir çınarı olan Zoğrafyon Rum Lisesi tam 118 yaşında. İstanbul’da kalan Rumların bir aynası bir umudu bence bu okul. Bu yüzden de gözbebeği gibi korunmalı

Malum, Türkiye’de okullar açılıyor. Yarın İstanbul Beyoğlu’nda, Turnacıbaşı sokakta 40 öğrenci okulların çatısına çıkarak öğretmenleri ve velileri ile birlikte barış dilekleriyle 118 balon uçuracaklar. Sonra hep birlikte tören salonuna inecekler. Küçük bir konserin ardından ‘118. doğum günü pastası’nı kesecekler. O 40 çocuğun harçlıklarından biriktirdikleri paralarla alınan beş tekerli sandalyeyi Tuzla Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği’ne hediye edecekler.

Duyduğuma göre, törende Ediz Hun da hazır bulunacak.


İlerleyen günlerde, 118 fidan dikecek o 40 çocuk. 118 yaşlı ve öksüzü ziyaret edecek. Velilerinin, yakınlarının, arkadaşlarının da katkısıyla 118 kan bağışında bulunacaklar.


İstanbul’un bir ‘çınar’ı olan Zoğrafyon Rum Lisesi tam 118 yaşında.


Önceki yıl 49, geçen yıl 41 öğrencisi vardı koskoca tarihi okulun, bu yıl bir eksik. Benim mezun olduğum 1977 yılında sadece erkek lisesiydi ve fen, ticaret ve edebiyat bölümlerinden 30’dan fazla mezun vermişti. Geçen yıl sekiz mezunu vardı ve beşi Türkiye, üçü de Yunanistan’daki üniversiteleri kazandı.


İstanbul’da kalan Rumların bir aynası bir umudu bence bu okul. Bu yüzden de gözbebeği gibi korunmalı.


Kaç öğrencisi kalacak 5-10 yıl sonra Zoğrafyon’un? Düşünmek bile üzüyor. O sınıflar, o duvarlar, o merdivenler 118 yıl öğrencilerin seslerine kahkahalarına gürültüsüne alışmış. Ölü bir sessizliğe nasıl gömülsün?


Öğrenci kalmadı diye kapanmamalı bu eğitim yuvası.


Peki nasıl olacak? Zoğrafyon 10 yıl, 20 yıl sonra nasıl dimdik ayakta kalacak? İşte onu bilemem. İçimden bir ses bir yolu yordamı olmalı, bulunmalı diyor.


2010 ders yılı sonunda dönemin Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu durumu Zoğrafyon’dan farksız ‘Kırmızı Mektebi’ yani Fener Rum Lisesi’ni ziyaret etmişti. O gün düzenlenen törende Zoğrafyon Lisesi’nin Müdürü Yianni Demircioğlu, Eğitim Bakanı’na hitaben “İstanbulla özdeşleşen Rum okullarını, kah ağlatan kah güldüren klasik bir tiyatro eseri gibi gözlemledim. Öğrenci sayısının sürekli azalması en büyük olumsuzluk. Tiyatro kapanmasın, perde inmesin. Bizler bu tarihi oyununun son kahramanları olmak istemiyoruz” demişti.


Biliyor musunuz...


Dünyanın neresinde olursa olsun, azınlık olmak zordur; çok zordur..

Hürriyet, Yazı Yorgo Kirbaki, 18.09.2011

TARİH, EDİRNE MÜZESİ'NDE YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR

 

 

Edirne'deki Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi içinde bulunan eserlerini çeşitliliği ve tarihi sürece ışık tutan yönleriyle gezilmeye değer bir yer. Müzede hem civar kazılarında çıkarılan eserler hem de gümrükte yakalanan kıymetli eserler sergileniyor.

 

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenen gelin ve damat kıyafetleri bir dönemin zarafetini ziyaretçilerin dikkatine sunuyor. Sahip olduğu zengin eserleriyle Türkiye'nin önemli müzeleri arasında yer alan Edirne Müzesi her yıl binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor. Çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu ziyaretçiler müzede sergilenen birbirinden özel eserleri inceledikten sonra memnun bir şekilde ayrılıyor.

 

Müzenin en çok dikkat çeken bölümlerinden birisi de kuşkusuz gelin ve damat kıyafetlerinin sergilendiği teşhir salonu. Salon, müze yetkilileri tarafından oldukça etkileyici bir tarzda tasarlanmış. Müzeye gelenler bir dönemin zarif damat ve gelinliklerin sergilendiği salondan gözlerini ayıramıyor. Edirne'nin günümüzde de devam eden ve sünnet geleneğini yansıtan köşe de görülmesi gereken bir başka özel alan. Sünnet yatağı bir taht şeklinde düzenlenmiş. Ahşaplar üzerine işlenen resimli gözler, tahta benzersiz bir özellik katıyor.

 

Etnografya bölümünde Eski Cami'nin mihrabına serilmiş 'Gördes' tipi seccade, Atatürk'ün Edirne'ye geldiğinde kullandığı 'Siirt işi' battaniye, Yavuz Sultan Selim'in Selimiye'ye hediye ettiği muhteşem 'Kur'an-ı Kerim' sergileniyor.

 

Müzeyi gezerken Osmanlı'nın sanat bakımından zenginliği bariz bir şekilde kendini gösteriyor. Mavi-beyaz renkli İznik seramikleri hayran olunacak türden. Bunların Trakya'nın en erken tarihli Osmanlı seramiklerinden olduğunu öğreniyoruz müze yetkililerinden. Yan vitrindeki gümüş takılar ve karşısında Şarköy kilimleri ile etnografya bölümü tamamlanıyor.

 

Ziyaretçiler etnografya bölümünden sonra arkeoloji salonuna geçiyor. Bu bölüm gelenleri asırlar öncesi yolculuğa çıkarıyor. Girişin sol kısmı tarih öncesi çağlara, sağ kısmı ise Enez'in başyapıtlarına ayrılmış. Orta kısımda ise Edirne'nin ortasındaki Roma'dan günümüze ulaşan anıtsal saat kulesi çevresinde ortaya çıkan buluntular ve fırın yer alıyor.

 

Ziyaretçilerin ilgisini çeken bir başka bölüm de milyonlarca yıl önce bu topraklarda yaşamış hayvan fosillerinin bulunduğu bölüm. Ayrıca Trakya topraklarında çok sayıda olan tümülüs (mezar) buluntularının burada yer alması ise görenlere tarihin akışı içinde insani ihtiyaçların çok fazla değişmediğini gösteriyor.

 

Arkeoloji salonunun ikinci kısmında ise taş eserler, sikke bölümü bulunuyor. Burada 2008 yılından bu yana Enez kazılarından gelen eserler sergileniyor. Değeri müzenin gezilmesinden sonra ancak anlaşılabilen Enez İlçesi (Ainos) antik kentinin muhteşem buluntuları gelenleri kendisine hayran bırakıyor.

 

Müzenin farklı dönemlere ait zengin eserleri bünyesinde barındırmasının sebeplerinden biri Edirne'de birden fazla sınır kapısının olması. Gümrüklerde yurt dışına çıkarılmak üzere iken yakalanan eserler de müzenin envanterine zenginlik katmış. Bu nedenle Urartulardan Hititlere birçok uygarlık ve döneme ait eserleri Edirne Müzesi'nde görmek mümkün.

 

Mermer ve pişmiş topraktan yapılmış Roma dönemi eserleri, mezar stelleri, sunaklar, altın ve bronz eserler Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'ni "tarih zengini" gösteren diğer eserler.

 

Müze, özellikle ilköğretim okullarına yönelik çalışmalara ağırlık veriyor. Fotoğraf, resim, kompozisyon yarışmaları, boyama ve etkinlik kitapları, seramik çalışmaları, yapay kazı alanları, rehberli geziler ilköğretim öğrencilerinin dikkatini müzeye çekiyor.

ZamanPazar, Haber: Kadri Kılıç, 18.08.2011

16 ASIRLIK BATIK YERİNDEN KALKIYOR

 

Yenikapı'da devam eden Marmaray - Metro arkeoloji kazılarında yükü ve ahşap kalıntılarıyla dünyada tek örnek olan batık 16 yüzyıl sonra yerden kaldırılıyor. Batık, alanda yapılacak müzede sergilenecek.

Altı ay önce bulunan batığın dünyada ‘tek’ olmasının nedeni geminin ahşaplarından çivilerine kadar sapasağlam durması. Arkeologlar geminin yükünü taşıyan anfora tiplerinden rotayı belirlemeye çalışıyor. Ancak hem Akdeniz hem de Karadeniz yörelerine ait anforalardan şimdilik rotanın tam olarak neresi olduğu, hangi limanlara uğradığı tespit edilemedi. Arkeolog Mehmet Ali Polat “Geminin esas yüküne ulaştık. Battığı şekliyle hiç bozulmamış. Asırlardır öylece yüklendiği şekliyle duruyor. Üç boyutlu lazer taraması yapacağız. Fotomozaik yapıp, tatlı su havuzuna kaldıracağız. Alanda yapılacak müzede sergilenmesi düşünülüyor” diye konuştu.

Radika, Haber: Ömer Erbil, 18.09.2011

KARADENİZ'İN ZEUGMA'SI

 

 

Karabük'ün Eskipazar İlçesi'nde, Batı Karadeniz Bölgesi'nin Zeugma'sı olarak adlandırılan Hadrianaupolis antik kentinde oluşan yoğun tahribatın giderilmesi için çalışmalar başladı.

Gaziantep'te ortaya çıkan Zeugma mozaikleri kadar güzel nitelendirilen at, fil, panter, geyik ve grifon (sanat tarihinde görülen karışık bir hayvana verilen isim) gibi birçok hayvan figürleri dikkat çekiyor.

 

Antik kentte, Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Vedat Keleş başkanlığında 3 arkeolog, 1 sanat tarihçisi, 1 Bizans uzmanı, 2 Restoratör-konservatör, 1 antropolog, 1 epigraf ve 35 kişilik öğrenci ve işçi olmak üzere toplam 46 kişilik bir ekip, yeni eserlerin ortaya çıkarılması ve daha önce çıkarılan mozaiklerde oluşan tahribatı gidermeyi planlanıyor. Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Keleş, geçen yıllarda kazı çalışmaları yapılan ve tamamen ortaya çıkarılmış durumda bulunan ve  yoğun tahribatın yaşandığı Kilise B ve Geç Roma villası olmak üzere Hamam A ve Hamam B yapılarında da çalışma yaptıklarını söyledi. Bazen kazılarda, kazılardan çok ortaya çıkarılan tarihin korunması ve tahribatının önlenmesinin gerektiğini anlatan Keleş, şöyle konuştu:

"Kilise B yaklaşık 2001 yılında Karadeniz Ereğli Müzesi tarafından kazılmış bir yapı ve onun dışında Kilise A yapısı, Hamam A, Hamam B, Geşnova müzesi olmak üzere beş yapıda burada kazı gerçekleştirilmiş. Ben, felsefe olarak koruma önlemi  alınmadan bir yapının kazılmasına şahsen karşıyım. Çünkü burası özellikli bir yer, mozaik bakımından zengin bir kent mozaik son derece hassas bir malzeme zemininde. Mozaik olan bir yapının kazıldıktan sonra mutlaka üzerinin kapatılması gerekiyor ya da ciddi bir korunma önlemi alınması gerekiyor." Burada geçen sene çalışmalara başladıklarını anlatan Keleş, şunları söyledi: "Burada bir ön çalışma yaptığımızda bu tahribatın boyutlarını zaten fazla olduğunu biliyorduk ama bu sene özellikle mozaiğin üzerini  açtığımızda tahribatın çok ciddi boyutlarda olduğunu gördük. Bu da bizi üzüyor çünkü bizim asıl görevimiz, tabii ki arkeolog kazı yapacağız ama öncelikli vazifemiz bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmak. Bu noktada yapacağımız çalışmaları öncelikle onların koruma noktası olması lazım."

 

Keleş, ayrıca, yürütülen epigrafik çalışmalar ile de Hadrianoupolis ve bölge tarihi ile önemli epigrafik belgelere ulaşıldığını, burasının Karadeniz Bölgesi'nin Zeugma'sı olarak anılacağına inandığını kaydederek sözlerine şöyle devam etti: "Burası özellikle Genç Roma döneminde Bizans döneminde oldukça önemli bir kent hatta bunun araştırmasını yapmadık ama eğer ciddi bir çalışmayla belki Bizans döneminde hac merkezi olabilme ihtimali var. Eğer böyle ise Hıristiyan dünyası için çok daha önemli hale  geliyor. Hadrianapolis antik kentinin ortaya çıkarılmış yapılarının kurtarılma aşamasında önemli bir mesafe alacağımızı düşünüyorum."

 

Hadrianaupolis'teki kazılarda, MÖ 1. yüzyılda kurulduğu ve MS 8. yüzyıla kadar yerleşim amacıyla kullanıldığı tahmin edilen Anadolu'da örnekleri hiç görülmeyen bazı zemin mozaiklerine rastlanması ilçe halkını ve bu alanda uzman olan kişileri heyecanlandırıyor.

Karabük Kent Haber, 17.09.2011

DİDİM'DEKİ MİLET ANTİK KENTİ KAZILARI

 

Aydın’ın Didim İlçesi'ne bağlı Balat Köyü sınırlarında yer alan Milet antik kentinde Alman Arkeoloji Enstitüsünce sürdürülen kazı çalışmalarında, arkaik döneme ait semtin ortaya çıkarıldığı bildirildi.

 

Kazı Başkanı Bochum Üniversitesinden Prof. Wolkmar Von Greve, gazetecilere yaptığı açıklamada, Milet antik kentinde yer alan ve “Kalabaktepe” olarak adlandırılan bölgede gerçekleştirilen kazılarda, daha önce var olduğu bilinen arkaik döneme ait semtin ortaya çıkarıldığını belirtti.

 

Greve, “O döneme ait evlerin şekilleri ve günlük hayatı hakkında bilgilere ulaşıldı. Elde edilen malzemeler üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Yine aynı döneme ait Afrodit kutsal alanında kazı çalışmaları yapıldı. Burada da o dönemin dinsel bilgilerine ulaşıldı” dedi.

 

Bu arada, Didim Turizm Altyapı Hizmet Birliği (DİTAB) Başkanı Salih Bankoğlu ve Didim Kültür Mirası Koruma Derneği Başkanı Mustafa Şentürk kazı evini ziyaret ederek, Milet antik kentinde sürdürülen çalışmalar hakkında Wolkmar Von Greve’den bilgi aldı.

 

Bankoğlu, “Didim olarak eşi benzeri olmayan kültürel varlıklara sahibiz. Bu kültürel varlıklarımızın en kısa süre içerisinde ortaya çıkarılıp sergilenmesi, halkımızın ve dünyanın hizmetine sunulması önemli” diye konuştu.

haberler.com, 17.09.2011

ERZURUM'DA TARİHİ AYIP

 

 

Mustafa Kemal Atatürk yönetiminde "Milli sınırlar içinde vatan, bölünmez bir bütündür, parçalanamaz" kararıyla Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Erzurum’daki Kongre binasını örümcekler sardı. Yıllarca Milli Eğiim Müdürlüğü tarafından okul olarak kullanılan ve 10 Ocak 2011 tarihinde protokolle TBMM’ye devredilen Kongre binasının iç ve dış sıvaları döküldü, camları kırıldı, örümcek ağları ile kaplandı. CHP Erzurum İl Başkanı Hasan Çiloğlu, gençlerin sevgililerine mesajlar yazdığı duvarları ile dikkat çeken tarihi binanın durumunun üzücü olduğunu belirterek yetkilileri göreve davet etti.

Mustafa Kemal Atatürk başkanlığında 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan toplantıda alınan kararlarla Kurtuluş Şavaşı meşalesinin yakıldığı Erzurum Kongresi, 10 Ocak 2011 günü protokolle TBMM’ye devredildi. Sivas kongre binasıyla birlikte TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesine alındığı belirtilen Erzurum Kongre Binası’nın restorasyonu için TBMM eski Başkanı Mehmet Ali Şahin, 5 milyon TL harcanacağını bildirdi.

Kent merkezinin kuzey doğusunda Kongre Caddesi üzerinde bulunan tarihi yapının son zamanlarda bakımsızlıktan iç ve dış sıvaları döküldü. Çocuklar bahçesinde top oynadıkları için bazı camları kırıldı. Bahçesinin diğer bir tarafında ise kadınlar, yatak ve yorgan yapmak için aldıkları yünleri yere sererek çırpıyor. Arda bahçede rögar çukuru kapağının olmaması özellikle bahçeyi oyun alınana çeviren çocuklar açısından tehlike yaratıyor. Kongre binasında delegelerin oturduğu salon dışında kalan bölmelerde ise örümcekler ağ örüyor. Yaklaşık 92 yıllık tarihi binanın güvenliğini sağlayan İl Özel İdare Müdürlüğü, bir de personel görevlendirip binayı gezmek için gelenlere yardımcı oluyor. Tarihi Erzurum Kongre binasının son durumunu üzücü bulan CHP İl Başkanı Hasan Çiloğlu, şunları söyledi:

"Müze yapılması için TBMM’ye devredilen binaya meclis başkanı sahip çıkmalı. Böylesine tarihi bir mekanın içler acısı durumda olması Erzurumluları derinden yaralamıştır. Beklentimiz bu çirkin görüntünün biran evvel giderilmesi. Bu ne Erzurum’a ne Erzurumlu’ya, ne de tarihe yakışmıyor."

Tarihi binada kısa sürede restorasyon çalışması yapılacağını vurgulayan yetkililer, şu bilgileri verdi: "Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okul olarak kullanılan bina boşaltılınca kısa süre sahipsiz kaldı. Bu sırada binanın bazı bölümlerindeki sıvalarda dökülme oldu. Fakat kısa bir süre sonra restorasyon çalışması yapılacak."

TARİHİ BİNA
Kongre Caddesi’nde bulunan bina, 19’uncu yüzyıl sonlarında yapıldı. 23 Temmuz Kongre Salonu’nun bulunduğu (Atatürk Yapı Meslek Lisesi) binası daha sonra Fen Lisesi, 1998 tarihinden itibaren Güzel Sanatlar Lisesi olarak hizmet verdi. Erzurum Kongresi, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında, İdadi Mektebi (Lisesi) olarak hizmet veren bu binanın birinci katındaki salonda toplandı. 1925 yılında geçirdiği yangında binanın tüm ahşap bölümleri yandı. Yangından sonra onarılan bina, Yapı Sanat Mektebi olarak hizmete açıldı. Binanın halen ikinci katında bulunan salon ve salona açılan iki oda, Kongre Müzesi olarak kullanılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel müze statüsünde bulunan bu salonda kongre üyelerinin fotoğrafları, özgeçmişleri, o dönemden kalma sıralar ve benzeri kongre belgeleri sergileniyor.

Radia, Haber: Nursima Özonur, 17.09.2011

BİNLERCE YILLIK KEMİKLER KİMLİK KAZANIYOR

 

 

Dünyanın önde gelen bilim insanları, Biyoarkeoloji Derneği'nin startını Türkiye'de veriyor. 8 ülkeden 40 araştırmacı, kazılarda bulunan insan kalıntılarının cinsiyetini, yaşadığı dönemi ve kalıtsal özelliğini 'ilkel yollarla' belirleyen arkeologlara çeşitli konularda yardım edecek çalışmalar yapacak. Dernek, günümüz teknolojileri sayesinde arkeologların çalışmalarına devrim niteliğinde katkılar sağlayacak. Proje içindeki Türk uzmanlar, arkeologların yaptığı toplu kazılarda ortaya çıkan kemiklerin DNA araştırmasını üstlenecek. Bu kişilerin akraba olup olmadıkları, cinsiyetleri, savaş sonucu mu hastalıkla mı öldükleri gibi sorular tespit edilecek. Dernek üyeleri dünyanın çeşitli yerlerinde kazı çalışmaları yapan arkeologlarla birlikte çalışacak.


Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Ersi Kalfoğlu, projeyi AKŞAM'a anlattı.

Prof. Kalfoğlu, dünyada bir ilk olacak derneğin çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: Her üniversitenin bir uzmanlık alanı olacak. Mesela biz DNA konusunda uzman olacağız. Toplu mezarlardan çıkan kemiklerin DNA'sını biz yapacağız. Kemiklerin kimliklendirmesi gelişigüzel yapılıyordu. Örneğin mezarda takı varsa o kişinin kadın olduğu, kemikler büyükse erkek olduğuna kanaat getiriliyordu. Şimdi bu işleri bilim insanları yapacak. DNA'lar çıkartıldıktan sonra bu kişilerin akrabalık derecelerine bakacağız. Bir de bu kişilerin nasıl öldüklerine dair bilimsel bir çalışma olacak.

 

Derneğe ilk etapta Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Londra Üniversitesi, York Üniverstitesi, Manchester Üniversitesi, Ulm Üniversitesi, Bulgaristan Bilim Akademisi, Tiflis Üniversitesi, Girit Üniversitesi ve Thesalia Üniversitesi üye olacak. Kuşadası'nda bugün başlayacak olan 'Arkeolojide Biyomedikal Bilimler ve Yöntemler' konulu kongrede tıp, tıp tarihi, biyoarkeoloji, tıbbi ve moleküler genetik, palepatoloji, fiziksel antropoloji, akreometri ve arkeoloji konularında sunum yapacak. Ardından kongrenin kitabı çıkartılacak.

Akşam, Haber: Ercan Öztürk, 17.09.2011

APOLLON TAPINAĞI'NIN GELİR SİDE BELEDİYESİ'NE AKTARILACAK

 

 

Side Apollon Tapınağı'ndaki çalışmaları inceleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, projeye sonuna kadar destek vereceklerini belirtti.

 

Burayı ören yeri haline getireceklerini anlatan Günay, şöyle konuştu: "Gişe kuracağız. Buradan gelen gelir de doğrudan Side Belediyesi'ne aktarılacak. Burayı daha önce korunan sonra da restorasyon yapılan bir arkeolojik alan haline getireceğiz. Side denince daha önce sadece tiyatroya yoğunlaşılmış. İki gündür burada geziyoruz, tiyatro var, anıtsal dokulu çeşme var, şehre girerken kapının yanındaki çeşmeler var, müzenin karşısında dairevi tapınak alanı var. Side'de ortaya çıkarılacak, gelen ziyaretçilere gösterilecek çok sayıda eser var. Bubölgenin eksikliklerini kısa zamanda gidermeye çalışacağız."

Turizm Gazetesi, 17.09.2011

 

******


SİDE ANTİK KENTTE KAZI ÇALIŞMALARI SONA ERDİ

 

 

Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Side Kazı Başkanı Doç.Dr. Hüseyin Alanyalı, 30 Haziran’da başladıkları kazı çalışmalarının 20 Eylül’de sona erdiğini söyledi.

 

Anadolu Üniversitesi’nin Side antik kenti kazıları için bir arkeolog görevlendirdiğini belirten Alanyalı, bölgede 12 ay çalışma yapılacağını kaydetti. 2011 yılı çalışmalarının Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anadolu Üniversitesi, Türk Tarih Kurumu, Side Belediyesi, Suna- İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri ve Araştırma Enstitüsü’nün katkıları ile gerçekleştirdiklerini belirten Alanyalı, kazıların Kuzeydoğu Alanı, Dionysos Tapınağı, Doğu Kapısı, Tyche Tapınağı, Latrina, Tak ve çevresi ile tapınaklar bölgesinde yoğunlaşlatığını aktardı.

 

Antik kent içinde otoparkın kuzeydoğusunda bitişik alanda bulunan bölgede yapılan çalışmaların 2009- 2010 yılında Dionysos Tapınağı’nda yapılan çalışmaların devamı niteliğinde olduğunu anlatan Alanyalı, bölgede yapılan kazı çalışmasında MÖ 5′nci yüzyıla ait seramik parçalarını bulduklarını söyledi. Side Belediyesi’nin verdiği katkılarıyla daire biçimde olan Tyche Tapınağı’nı bir yıl içinde ayağa kaldıracaklarını ifade eden Alanyalı, Tüke, Apollon ve Athena tapınaklarında koruma, restorasyon ve ayağa kaldırma çalışmalarının aralıksız süreceğini kaydetti. Alanyalı, “Anadolu Üniversitesi 3 yıldır kazı çalışmalarını Side antik kentinde yapıyor. Side’de ilk kazı çalışması 1947 yılında Ordinaryüs Prof.Dr. Arif Müfid Mansel’le başladı. Ardından Prof.Dr. Jale İnan, Prof.Dr. Haluk Abbasoğlu ve Dr. Ülkü İzmirliğil sürdü. Antik kent içinde 1966 yılından bu yana kazı çalışması yapılmadığı için halihazirda tarihi şehrin önemli bir bölümü toprak altında. Side’de resmi kazı 20 Eylül’de bitsede görevlendirilen arkeologla yılın 12 ayı akademik çalışma yapılacak.” diye konuştu. Alanyalı, hazırladıkları proje ile Athena ve Apollon Tapınağı’nda olacak yıpranmalara karşı tapınaklar bölgesini koruma altına aldıklarını kaydetti.

Mynet Haber, 20.09.2011

EFES'TEKİ TUVALETTEN GÜZEL KOKULAR GELDİ

 

 

Efes antik kentindeki en dikkat çekici kalıntılardan 'Skolastika Hamamı', dünyadaki en iyi 6. tuvalet olmaya hak kazandı! Seyahat sitesi tarafından seçilen tuvalet 'üzerine oturulunca sıra dışı gözükmesi' nedeniyle ödüllendirildi.

 

Dünyanın en iyi 10 tuvaletinden biri Türkiye'de... Seyahat üzerine bilgiler veren internet sitesi 'VirtualTourist.com', dünyanın en iyi tuvaletlerini seçti. Site, Türkiye'deki Efes antik kentinde bulunan 'Skolastika Hamamı'nı listenin altıncı sırasına yerleştirdi. Hamamın antik zaman insanlarının gündelik yaşamlarına dair ipuçları verdiğini belirten internet sitesi, günümüzde Efes'i ziyaret eden turistlerin artık kullanımda olmayan 'antik' tuvaletlerin üzerinde oturmasının ise oldukça sıra dışı bir görüntü oluşturduğunu kaydetti. Listenin ilk sırasında, ABD'nin New York kentindeki Bryant Park'ta bulunan ve ziyaretçilerine klasik müzik, taze çiçekler ve refakatçi hizmeti sunan umumi tuvalet yer alıyor. İngiltere'nin başkenti Londra'daki Covent Garden'da bulunan ve temizlikleriyle öne çıkan umumi tuvaletler listenin ikinci sırasına yerleşirken, ABD'nin California eyaletindeki San Luis Obispo'nun en sıra dışı otellerinden Madonna Inn'in tuvaleti şelale şeklindeki klozetleriyle üçüncü sırada yer alıyor.

Akşam, 17.09.2011

'ARAÇSIZ TAKSİM'E ONAY

 

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, ‘Taksim Meydanı Yayalaştırılma Projesi’ni oy birliğiyle kabul etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül ayı toplantılarının son birleşimi, meclis salonunda gerçekleştirildi.


Toplantıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 12 Haziran genel seçimlerinin öncesinde açıkladıkları İstanbul projeleri arasında yer alan “Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi”ne ilişkin imar plan tadilatı ile uygulama imar planı tadilatı ele alındı.


Meclis üyelerinin oy birliğiyle kabul ettiği proje kapsamında trafik tamamen yer altına alınarak Taksim Meydanı’nın Gezi Parkı ile bütünleşmesi sağlanacak. Meydanın ortasında kalan metro ve füniküler çıkışı da yanlara alınarak yayaların İstiklal Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı’na kesintisiz erişimi gerçekleşecek.


Meydana çıkan bütün trafik tamamen yer altına alınarak, Taksim Meydanı ve çevresinde parçalı şekilde bulanan yaya alanları birbirine kesintisiz bağlanacak. Ulaşımda zaman zaman yaşanan trafik de ortadan kalkacak. Projeyle 98 bin metrekarelik bir alan yayalaştırılmış olacak.

Taksim’de toplam 38 adet otobüs hattı ile transit geçen 16 adet hattın önemli bir bölümü de Haliç Metro Geçiş Köprüsü ve Marmaray’ın tamamlanmasının ardından kaldırılacak. Meydana toplu ulaşım daha çok raylı sistemle sağlanacak. Proje alanı içinde yer alan Taksim Cumhuriyet Anıtı aynen korunurken, tarihi “Taksim Kışlası” da Kentsel Tasarım Projesi ile bir bütünlük içerisinde değerlendirilecek.

Milliyet, 17.09.2011

TARİHE BÜYÜK YATIRIM

 

 

Çamlıhemşin Kaymakamlığı tarafından hazırlanan ve onaylanan proje kapsamında, Zilkale'nin çevre düzenlemesi için Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından Çamlıhemşin Kaymakamlığı'na 900 bin TL hibe edildi.

 

Çamlıhemşin Kaymakamlığı'ndan edinilen bilgilere göre, proje ve ödenek ile Zilkale güzergahı olan Ülkü Köprüsü ve Şahin Tepesi mevkisi arasındaki yol doğal yapısını bozmayacak şekilde kesme taşlarla kaplanacak. Anıtlar Bölge Kurulu'ndan alınacak izinlerin ardından Zilkale'nin çevresi, doğal yapısı bozulmadan ışıklandırılarak düzenlenecek.

 

Yapılacak düzenlemelerin ardından tarihi Zilkale'nin daha çok turist çekmesi hedefleniyor. Zilkale'nin Trabzon İmparatorluğu döneminde ya bizzat Komnenoslar ya da imparatorluğa bağlı Hemşin Lordu Arhakel tarafından yapıldığı tahmin edilirken, kalenin kesin inşa tarihi ise bilinmiyor.

Osmanlı'nın bölgeyi fethinden sonra da Kale-i Zir adıyla askeri amaçlarla kullanılan kale, Fırtına Vadisi'ndeki bir geçide hakim, 100 metre yükseklikte bir tepe üzerinde konuşlu bulunuyor. Denizden yüksekliği 750 metre olan kale, 8 burç ve bir gözetleme kulesinden oluşuyor.

Rize Kent Haber, 16.09.2011

KUZEY ANADOLU'DA BEYLİKLER DÖNEMİ SEMPOZYUMU

 

Kastamonu, Çankırı ve Sinop üniversitelerinin müşterek organizasyonuyla “Kuzey Anadolu’da Beylikler Dönemi Sempozyumu” yapılacak.

 

Kuzey Anadolu’da Beylikler Dönemi Sempozyumu, mekan olarak günümüz Çankırı, Kastamonu ve Sinop illerini; zaman olarak ise 13.-15. yüzyıllarını konu edinecek. Bu süre zarfında bölgede Çobanoğulları, Candaroğulları ve Pervaneoğulları adıyla Türkmen Beylikleri varlık göstermişti. Sempozyumda Coğrafya, Edebiyat, Halkbilimi, Sanat Tarihi ve Tarih bilim dalları açısından bölgenin beşeri ve kültürel değerlerinin aydınlatılması temel amacını taşıyor.

 

Kastamonu Üniversitesi, Kastamonu Valiliği, Kastamonu Belediyesi, Çankırı Valiliği, Çankırı Belediyesi, Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi Sinop Üniversitesi, Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı ile Türk Tarih Kurumu’nun destek ve himayesinde düzenlenecek olan sempozyum 3-8 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 3 Ekim 2011’de Kastamonu’da açılış oturumu ile başlayacak olan bilimsel etkinlik, Sinop ve Çankırı oturumları ile tamamlanacak.

 

Kastamonu’daki etkinlik 3 ve 4 Ekim tarihinde üniversitemizin 3 Mart Konferans Salonu’nda düzenlenecek. Etkinliğin açılışı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayacak. Açılış konuşmalarının ardından Kastamonu tanıtımı yapılacak. Müzik dinletisi ve çay arasının ardından sempozyum oturumları başlayacak. Kastamonu oturumunda 20 bildiri sunulacak. Sinop ilinde 16 ve Çankırı  ilinde 12 bildiri sunulacak. Kastamonu’dan,  Prof.Dr. Yavuz Unat, Prof.Dr. Saime İnal Savi ve Yard. Doç.Dr. Cevdet Yakupoğlu, Hatice Demir, Erdal Arslan,Murat Karasalihoğlu, Mustafa Gezici, Muhammed Öztürk bildiri sunacak.

Kastamonu Postası, 16.09.2011

O YOL BİZDEN GEÇER!

 

     

 

Nemrut Dağı son olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yapmış olduğu açıklamalarla gündeme gelmişti. Bakan Günay, Nemrut Dağındaki heykellerin zarar gördüğünü belirterek, yok olmalarını engellemek için Kahta’da koruma altına almayı planladıklarını, zirveye ise heykellerin taklitlerini (replika) koyacaklarını söylemişti. Bakanın bu açıklaması çeşitli tepki ve önerileri beraberinde getirmiş, çoğunlukla heykellerin bulunduğu yerde korunması gerekliliğine işaret edilmişti.
 
Bilindiği gibi uzun süreden beri Malatya ve Adıyaman illeri arasında, özellikle Adıyaman kaynaklı, bir Nemrut polemiği yaşanıyor. Adıyaman, Malatya’nın Pütürge Tepehan beldesi üzerinden Nemrut’a turistlerin gitmesini istemiyor ve bu yolun kapatılmasını istiyor. Geçmişte Bakan Günay da bu yola karşı çıktığını belirtmişti. 
 
Ancak Bakan'ın heykelleri Kahta’da koruma altına alma projesi yaşama geçirilirse Nemrut Dağının tepesinde bulunan heykeller, kabartmalar, taht kaideleri ve diğer eserlerin Malatya üzerinden Adıyaman-Kahta’ya taşınması gerekecek. Yani Antiochos, Zeus, Herkül, Fortuna, Apollon ve tüm heykeller “son yolculuğunda” Beylerderesi’ni görmüş olacak! Çünkü zirveye Kahta tarafından uzanan yol kayalık bir yapıya sahip ve tonlarca ağırlığındaki malzemenin taşınmasına uygun değil. Ayrıca Kahta yönünden zirveye araç çıkarmak da mümkün değil. 
 
Malatya tarafından gidildiğinde Nemrut Dağı'nın eteğine kadar araçla ulaşmak mümkün. Nitekim 2002 yılından itibaren yapılan restorasyon çalışmaları sırasında kullanılan vinç Nemrut Dağına Malatya üzerinden ulaşmıştı. 
 
2002 yılı yaz mevsimi Malatya’ya gelerek dönemin Valisi Mustafa Yıldırım ve Belediye Başkanı Mehmet Yaşar Çerçi ile görüşen Uluslararası Nemrut Vakfı Başkanı Maurije Crijns vincin Malatya üzerinden götürüleceğini belirterek destek talebinde bulunmuş, Malatyalı makamlar kendisine her türlü destek sözünü vermişti.

Malatya Haber, 16.09.2011

İZNİK'TE BİN YILLIK ÇİNİ TABAK BULUNDU

 

İznik’te tarihi çini fırınlarını gün ışığına çıkarmak için yapılan kazıların bu yılki etabı sona erdi. Dr. Belgin Demirsar Arlı başkanlığında yapılan kazılarda, Belediye Hamamı’nın doğusundaki kazı alanında teknik, form ve desen açısından ilgi çekici parçalar ele geçti. Bulunan objeler arasında Roma dönemine ait 1000 yıllık olduğu tahmin edilen üstü boyanmış çiçek desenli çini tabak da bulunuyor.


Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle sürdürülen kazılar, Belediye Hamamı’nın doğusundaki alanın haricinde, kamulaştırma işlemleri tamamlanan Mustafa Kemal Paşa Mahallesi Bağkur Evleri’nin arkasındaki yerde de yapıldı. 1990’lı yıllarda ortaya çıkarılan Bizans dönemine ait kilise kalıntısında bu sene temizlik yapıldı. Tamamen temizlenerek ortaya çıkarılan alt yapının etrafı çevrilerek bu yılki çalışmalara son verildi. 2012 kazı sezonunda çalışmaların bu bölgeye kaydırılması planlanıyor.


Kaymakamlık ve belediye tarafından desteklenen kazılar seneye kaldığı yerden devam edecek.

Bursa Olay, 16.09.2011

OPRAMOAS ANITI'NA RAKİP ÇIKTI

 

 

Antalya'nın Kumluca İlçesi'ndeki Rhodiapolis antik kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında, Opramoas Anıtı'nın benzeri yeni bir anıt mezar daha bulunduğu bildirildi.

Rhodiapolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. İsa Kızgut, yaptığı açıklamada, 6 yıldır devam eden Rhodiapolis kazılarında bu yıl dünyanın bilinen ilk hayırseverlerinden Opramoas'ın adını taşıyan stoa (sütunlu giriş) ve amfitiyatronun restorasyonu, tiyatronun güneybatı köşesindeki Athena Tapınağı'ndaki kazı çalışmaları, Opramoas'ın anne ve babasına ait anıt mezarın kazısının tamamladığını ifade etti.

Kızgut, ayrıca antik kentin güneybatı köşesindeki gymnasion kazılarına da devam edildiğini anlattı.

Bu antik kente ulaşımı sağlayacak yeni yolun açılması sırasında kazı ekibini heyecanlandıran ve antik kentin tarihine ayrı bir ışık tutacak bir buluş yaptıklarını belirten Kızgut, antik kentte, dünyanın bilinen ilk hayırseverlerinden Opramoas'a ait anıt mezarın bir benzerine daha rastladıklarını kaydetti.

Kızgut, şöyle konuştu:
''Burayı kazmaya başladığımızda henüz ne olduğunu bilmiyorduk. Kazdıkça bir tapınak veya anıt mezar olabileceğini düşünmeye başladık. Fakat yıkıldıktan sonra, yani Likya kentlerinin yaşadığı deprem sonrası ikinci bir kullanım için içeride tekrar düzenlemeler yapıldığını gördük. Bunlar bizim için farklı soru işaretlerini aklımıza getirdi. Kazısı tamamen bitiğinde orijinal zemini bulduk ve bu sonradan yapılan eklentilerin şarap işliği için yapıldığını gördük. Aslında asıl orijinal yapı bir aile mezarıdır.''

Antik mezarın MS 2 veya 3. yüzyıla ait olduğunun sanıldığını anlatan Doç.Dr. Kızgut, antik mezarın, Opramoas anıt mezarına eş değerde olduğuna işaret etti.

Kullanım amacı aynı olmasına rağmen anıt mezarın mimari yapısının Opramoas anıtından daha zengin olduğunu vurgulayan Kızgut, yapının Rhodiapolis Antik Kenti'ne yeni bir tarihi değer kattığını bildirdi.

Kızgut, mezarın biran önce onarılarak ayağa kaldırılması için çalışmalara başladıklarını belirterek, şöyle devam etti:
''Bu anıt mezar, Hristiyanlık dönemine ait bir anıt mezar. Burayla ilgili gerekli restorasyon projesini hazırladık. Ödenek bulduğumuz takdirde bu yapıyı ayağa kaldırarak Rhodiapolis Antik Kenti'ne yeni bir tarihi yapı daha kazandırmış olacağız.''

İsa Kızgut, yapıda kullanılan sıva ve boyaların orijinalliğini koruduğunu, yapı ayağa kaldırıldığında, bir bölümünü sıva ve boya işlemini gerçekleştirerek halkın ziyaretine açacaklarını kaydetti.

Kızgut, anıt mezarın ayağa kaldırılması için yaklaşık 200 bin liraya ihtiyaçları olduğunu da sözlerine ekledi.

Habertürk, 16.09.2011

DR. ENGİN AKDENİZ'İN BÜYÜK BAŞARISI

 

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Engin Akdeniz, Manisa’nın Akhisar İlçesi'ndeki Thyateira Antik Kenti kazı başkanlığına getirildi.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr Engin Akdeniz, kendi çalışmaları sonrası çok zor olan kazı iznini alarak Bakanlar Kurulu Kararıyla Manisa’nın Akhisar İlçesi'nde bulunan Thyateira Antik Kenti Kazı başkanlığına getirildi. Bakanlar Kurulu kararıyla kazı başkanı olan Doç.Dr. Engin Akdeniz, kazı çalışmalarını Adnan Menderes Üniversitesi adına ADܒnün öğrencileriyle birlikte yürütecek.

 

Önümüzdeki günlerde başlaması planlanan kazı çalışmalarında Akhisar ilçe merkezindeki Tepe Mezarlığı ile Hastane Höyüğü’nde çalışmalar yapılması öngörülüyor. Yüzeydeki kalıntıların Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine tarihlendiği Thyateira Antik Kenti, İncil’de bahsedilen ilk 7 Hıristiyan cemaatine sahip yerleşimlerden biri olması dolayısıyla dikkat çekiyor. Antik kentin daha erken yerleşimlerinin Hastane Höyüğü olarak adlandırılan Prehistorik alanın alt tabakalarında yer aldığı tahmin ediliyor. Daha önceki kazılar sırasında sütunlu bir Roma caddesi, apsisli bir Geç roma-Bizans yapısı ile Hellenistik dönem ve sonrasına tarihlenen bazı mimari parçalar açığa çıkarılan Thyateira Antik Kenti, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın arkeolojik sit ilan etmesi sayesinde koruma altında bulunuyor.

 

Bakanlar Kurulu tarafından kazı başkanlığına getirilen Doç.Dr.Engin Akdeniz 1994 yılından itibaren Adnan Menderes Üniversitesinde çalışıyor.

Aydın Güzelhisar, 16.09.2011

BİR İMGE OLARAK İSTANBUL'UN SİLUETİ

 



Son günlerde tartışılan İstanbul'un Silueti üzerine Aykut Köksal'in yazısı...
 

Dünyanın önde gelen pek çok kenti, o kentle özdeşleşmiş, tek başına o kenti simgeleyen, giderek kente ilişkin yeterli bir imge oluşturan yapılarla birlikte anımsanır. Akla ilk gelen örnekleri anımsayalım: Paris ve Eiffel Kulesi, Londra ve Westminster Sarayı, Barselona ve Sagrada Familia, Roma ve Colosseum, Chicago ve Sears Tower, Bologna ve kule evleri, Bilbao ve Guggenheim Müzesi... Bu liste uzatılabilir. Şimdilerde ise, çağdaş mimarlığın "yeni" başyapıtları Uzakdoğu kentlerinin "yeni" simgeleri olma yolunda. Peki, bu kentlerin çoğundan daha eski bir tarihe sahip olan ve yüzyıllar boyu imparatorlukların başkenti olmuş İstanbul'u tek başına simgeleyen bir yapı var mı? Olmadığını hemen söyleyebiliriz. Ayasofya ya da Süleymaniye Camisi gibi, mimarlık tarihinin başyapıtları, hatta kentin görkemli surları bile "İstanbul" deyince tek başına akla gelmiyor. Ama buna karşın, bu kentin güçlü bir imgesi var, hem de bu imge aynı güçte bir görsel karşılığa sahip. İstanbul'u tanıyanlar, kentin tarihi merkezi olan yarımadanın siluetinden söz ettiğimi anlamıştır. İzlenimlerini çizgiyle aktarma peşinde olanlar bu imgeyi kağıda geçirmeden duramaz. Sayısız örnek var ama bir tanesi hemen akla geliyor: Le Corbusier. Ünlü mimarın İstanbul çizimleri içinde, inatla yinelediği bir görüntü vardır, o da kentin siluetidir. Le Corbusier'nin İstanbul'a gelişinden 100 yıl sonra, çizimleri hala kentin ana imgesini yansıtır.

Bu imgenin, kentin tüm öğelerinin ve özelliklerinin buluşmasından / birleşmesinden çıktığını söyleyebiliriz. İstanbul, denizle ilişkisi, topoğrafyası ve bu topoğrafyayı çok iyi değerlendirmiş kent mimarlığıyla ayırıcı bir özellik sergiler. Kent, üç yönden algılanabilirliğe sahip, denizle çevrili bir yarımadadır. Bu yüzden kentin surlarla kuşatılmış eski bölümü kısaca "Tarihi Yarımada" diye bilinir. Tarihi Yarımada'nın başta gelen özelliği ise topoğrafyasıdır. İstanbul yedi tepe üzerine kurulmuştur. "Yedi tepe", kentin, zihinlerde yer etmiş, simgesel bir boyutunu oluşturur. İşte Bizans'tan Osmanlı'ya, yedi tepede konumlanan yapılarıyla, İstanbul adım adım güçlü bir imgeyi inşa edecektir. Yapıların mimari karakteri de neredeyse bu imgeyi oluşturmaya yöneliktir: Osmanlı anıtsal mimarlığı tek yönden algılanan cephelerle değil, her yönden eş değer önemde görüntü sunan mimari kütlelerle tanım kazanır. Üstelik bu mimarlık, son kertede kuvvetli bir çizgiyle belirginleşen ve her uzaklıkta kendini duyuran bir profile sahiptir. Karşıtlıkların ve uyumun birlikteliğiyle ortaya çıkan bir profildir bu ve kentin zihinlerdeki imgesinin ana yapı taşıdır.

 

 

İstanbul imgesini oluşturan öğelere daha yakından baktığımızda ise şunları görürüz: Antik Byzantion'un akropolü olan birinci tepede Topkapı Sarayı yer alır. Saray adeta kent topoğrafyasının bir parçasına dönüşmüştür ve İstanbul siluetini hem başlatan, hem de bitiren öğedir. İkinci tepenin güney eteğinde Sultanahmet Camisi konumlanır. Birinci tepeyi ikinci tepeye bağlayan sırt üzerinde ise Aya İrini ve siluetin doğurucu (générateur) öğesi olan Ayasofya vardır. Böylece, özellikle kentin Marmara Denizi'nden ve Asya yakasından algılanan siluetinin ana öğeleri de ortaya çıkar: Doğudan batıya doğru, Topkapı Sarayı, Aya İrini, Ayasofya ve Sultanahmet Camisi. Haliç'ten ya da Pera'dan, yani kuzeyden kente bakıldığında bu dizi yine hakim profili verecek, ancak kentin güney eteklerindeki Sultanahmet Camisi görüntüden çıkacaktır. Ne var ki bu kez de, üçüncü tepenin kuzey eteklerindeki Süleymaniye Camisi ve dördüncü tepede, Bizans'ın ikinci büyük kilisesi olan Havariyun Kilisesi'nin yerine inşa edilmiş Fatih Camisi görüntüye dahil olacaktır. Bunların arasında ise tümel imgeyi tamamlayan öteki yapılar yer alır: Haliç kıyısındaki Yeni Cami ve Rüstem Paşa Camisi, ikinci ve üçüncü tepelerin arasındaki Nuruosmaniye Camisi ile Beyazıt Camisi ve büyük bir saygıyla geride durarak bu resme katılan İstanbul binaları... Neredeyse inceden inceye düşünülmüş bir kent mimarlığı sunar İstanbul. Bugüne dek kentin kendi doğal yapısı bu kent mimarlığının hem yaratıcısıydı, hem de koruyucusu. Ama kentin bugünkü sahiplerinden korumaya ne bu doğal yapının gücü yetecek, ne de bu satırları yazan ve okuyanların...

Arkitera, Yazı: Aykut Köksal, 16.09.2011

DEFİNECİLER, ROMA MEZARLARINI DELİK DEŞİK ETTİ

 

Sakarya’nın Pamukova İlçesi’ne bağlı Akçakaya Köyü’nde Roma Dönemi’nden kalma kalıntıların bulunduğu bölgeyi kaçak defineciler delik deşik etti. Define avcılarının bazı yerlerde açtığı çukurların derinliği 6 metreyi bulurken, yükseklerdeki bir lahit mezarın üstünde de matkaplarla delikler açıldığı görüldü.

 

Roma Dönemi’nin önemli yerleşim bölgelerinden olan Pamukova İlçesi’nde kaçak defineciler cirit atıyor. Bazı tarihçilere göre yönetici sınıfından olduğu ileri sürülen Diliporis’in anıt mezarının bulunduğu Akçakaya Köyü’nü mesken tutan define avcıları, anıt üzerindeki yazılarda yer alan ve kendilerine göre yorumladıkları şifreler doğrultusunda köyün dört bir yanında kazılar yaparak define arıyor.

 

Köy muhtarı Osman Işık, 1940’lı yılların sonuna doğru köyün alt kısımlarında eski tapınağın bulunmasıyla burasının SİT alanı ilan edildiğini, bu tarihte yapılan bazı araştırmaların ardından bir daha herhangi bir çalışma olmadığını belirtti. Muhtar Işık, 1976 yılında köyün yolu yapılırken yolun sağ tarafındaki anıtın üst bölümünün iş makineleriyle kırılarak yolun aşağı tarafına atıldığını belirterek, daha sonra kısa bir inceleme yapıldığını ve ardından burasının unutulduğunu söyledi.

 

Son yıllarda kalabalık grupların köylerine gelerek çeşitli yerlerde kazı yaptığını ifade eden Muhtar Osman Işık, yaşananları şöyle anlattı:

“Son bir iki yıldır özellikle yaz aylarında tanımadığımız kimseler köyün çevresinde kazılar yapıyor. Defalarca Jandarmaya bilgi verdik ancak gelmediler. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk geri dönüş olmadı. Bir seferinde ailemle köye gelirken anıtın bulunduğu alanda 3 tane arazi cipiyle kalabalık bir grup gördüm. Araçtan inerek kim olduklarını sorduğumda görevli olduklarını söyleyerek üstüme yürüdüler, tartakladılar. Jandarma ve savcıya haber verdik. Alt yolda araçları ele geçirdiklerinde üst görevde bulunduklarını söyleyen iki kişinin gözaltında olmadığını öğrendik. Diğerleri de ifadeleri alınıp serbest bırakıldılar. Kazılar da devam etti.”

 

Köy çevresindeki birçok noktada kazıların sistemli olarak devam ettiği görülüyor.

Taşları kırılan lahit mezarlardan ne çıktığı bilinmezken, köylülere ait tarlaların her yerinden çömlek parçaları çıkıyor. Define avcılarının bazı yerlerde açtığı çukurların derinliği 6 metreyi bulurken, köylüler çukurun içindeki halat ve kazı araçlarının birkaç gün sonra yerinde olmadığını söyledi.

Akçakaya Köyü’nün yükseklerindeki bir lahit mezarın üstünde de matkaplarla delikler açıldığı görüldü.

 

Köyün girişinde bulunan ve Diliporis’e ait olan anıt mezar hakkında araştırma yapan köy sakinleri, yabancı bilim adamlarının belgelerine ulaştı. Anıt mezarın yıkılmadan önceki halinin çiziminin yer aldığı bir belgede Roma alfabesiyle yazılmış hitabenin Türkçe’ye çevrilmiş hali de yer alıyor. Belgeye göre Diliporis’in yaşarken kendisi için yaptırdığı anıt mezarda şunlar yazıyor:

“Apphos oğlu Diliporis henüz yaşarken kendisi için yaptırdı ve çevresini mezar yapılarıyla kuşattı. İster acelen olsun ey yabancı ister ağır adımlarla yürü yolunda, bir kez durmalısın. Mezar anıtının yanında ve öğrenmelisin yaşadığım sırada, rastgele seçilip alınmamış olan adımı, dokuz harfim var, dört heceliyim düşün, ilk üç hecenin her biri iki harflidir, sonuncusu ise üç ve sessiz harf sayısı beştir. Tamamı beşyüze iki kere yedinin ilave. Arayıp bulursan ve bilirsen kimin yazdığını bunları Musalara eş olacaksın ve bilgeliğin yoldaşı. Bu taştan anıtı kendi ellerim dikti henüz yaşarken. Şimdi gömülü olduğum Terbos ilinde.

 

Akçakaya Köyü girişindeki Diliporis’e ait anıt mezarda yazılanlar ışığında şifreleme yöntemiyle diğer mezarların da yerlerinin anlatıldığı görülüyor.

 

Bölgenin tarihiyle ilgili bilgi veren Sakarya Müze Müdür vekili Mürşit Yazıcı ise şunları söyledi.

“Söz konusu bölgede Roma dönemine ait yerleşimler ve kültürel varlıklar hayli fazla. 24.02.1991 tarihi 1612 sayılı karar gereği Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğünce 1. derecede arkeolojik sit alanı ilan edilmiş. Ancak bundan sonra çalışma yapılmamış. Söz konusu yerleşimle, anıtla ya da kişilerle ilgili hiçbir bilimsel çalışma yok. Yalnızca anıtta yazılanların çevirisi var. Bunun da doğruluğu tartışılır. Ülkemizde yaklaşık 150 yerde arkeolojik kazı çalışması yapılıyor. Bu bölgede de önümüzdeki dönemde benzer bir çalışma yapılabilir. Bilindiği üzere bu çalışmalar üniversiteler eşliğinde bilimsel heyetlerce yapılır.”

Milliyet, 14.09.2011

ŞANLIURFA'YA MOZAİK MÜZESİ

 

 

Amazon kraliçelerinin av ve savaş sahneleri”nin tasvir edildiği mozaiklerin bulunduğu Türkiye’nin en büyük müze projelerinden biri hayata geçirilecek.

 

Şanlıurfa’da ”Amazon kraliçelerinin av ve savaş sahneleri”nin tasvir edildiği mozaiklerin bulunduğu Haleplibahçe semtine, içerisinde ”arkeoloji müzesi- arkeopark ve mozaik müzesi”nden oluşan Türkiye’nin en büyük müze projelerinden biri hayata geçirilecek.

 

Arkeolojik kazı çalışmalarının devam ettiği Göbeklitepe’de bulunan ve dünyanın en eski tapınak merkezi olarak kabul edilen buluntular dolayısıyla ”dünyanın en eski kenti” olarak kabul edilen Şanlıurfa’da, birkaç yıl önce Haleplibahçe semtinde yapılması planlanan ”Temalı Park Projesi”nin temel kazıları sırasında MS 5. ve 6. yüzyıllarda yapıldığı sanılan, Roma dönemine ait yönetici sarayının tabanında işlenen ”Savaşçı Amazon Kraliçeleri” mozaikleri bulundu.

 

Bunun üzerine arkeolojik kazıların başlatıldığı alandaki eserler, oluşturulan bilimsel danışma kurulunun eserlerin başka bir yere nakli sırasında zarar görebileceği endişesi üzerine, ”Temalı Park Projesi”nde değişikliğe gidildi.

 

Daha sonra alanda yapılması kararlaştırılan ve bir süredir üzerinde çalışılan ”Arkeoloji Müzesi-Arkeopark ve Mozaik Müzesi Projesi”, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla hızlandırıldı.

 

Bu çerçevede 61 bin metrekarelik dev alanda yapılacak proje için hazırlanan mimari ve mühendislik projeleri, Şanlıurfa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunca kabul edildi.

 

Şanlıurfa Müze Müdürü Müslüm Ercan, özel olarak hazırlanan 61 bin metrekarelik devasa müze projesinin koruma kurulu tarafından kabul edilmesinin ardından hayata geçirileceğini söyledi. Ercan, projeyle dünyanın ve Türkiye’nin en büyük müzelerinden birinin Şanlıurfa’ya yapılmasının planlandığını belirtti.

 

Projenin arkeoloji müzesi-arkeopark ve mozaik müzesi ile anfi tiyatro ve kapalı otoparkın da bulunduğu bir kompleks şeklinde düşünüldüğünü aktaran Ercan, ”Müzenin tamamlanmasıyla mevcut kullandığımız arkeoloji müzesi de bu alana taşınacak. Ayrıca şu anda Haleplibahçe’de sergilenen mozaiklere ek olarak, çevrede bulduğumuz mozaikleri getirerek, sergileme imkanımız olacak. Eser sergileme potansiyeliyle Türkiye’deki en büyük müzelerle aynı potansiyelde, yaklaşık 4 bin, 4 bin 500 eseri aynı anda sergileme imkanı bulacağız” dedi.

 

Devasa müze projesinin bitirilmesiyle kentin turizm potansiyeline de büyük katkılar sağlayacağını dile getiren Ercan, şunları kaydetti:

”Şu anda Haleplibahçe’de mevcut yerinde sergilenecek yaklaşık bin metrekare mozaiğimiz var. Buna ek olarak da müzemizde bin 500 metrekare civarında mozaiğimiz var. Ayrıca çevrede tespit ettiğimiz mozaiklerle ve arkeoloji müzesiyle beraber ciddi bir mozaik müzesi imkanımız olacak. Mevcut mozaikler yerinde sergilenecek, üzerine yapılacak olan kompleksle beraber çevreden getirilecek mozaikler de aynı şekilde Haleplibahçe mozaikleri arasında sergilenecek. İki müze arasına da arkeopark dediğimiz Urfa’ya ait eserlerin emitasyonu yapılıp, vatandaşların eserle daha yakın temasa geçebilmesi sağlanacak. Bu da Urfa’ya arkeolojiyle ilgili ciddi turizm potansiyeli çekecek.”

 

Projenin bulunduğu alanın kentin önemli tarihi alanlarından Balıklıgöl, Urfa Kalesi ve oteller bölgesine yakın olduğunu hatırlatan Ercan, ”Böyle bir yerde olması, ziyaretçi sayısına çok yararlı olacağı ve gelen turist sayısında da artış olacağı düşüncesindeyiz” dedi.

 

Projenin hayata geçirilmesi için şu anda hiçbir engelin kalmadığını dile getiren Müze Müdürü Ercan, ”Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da konuyu yakından takip ediyorlar. Bir an önce uygulama işinin ihalesinin yapılarak, yapım işine başlanacağı düşüncesindeyiz. Urfa’nın bütün dinamikleri bu müzeyi takip ediyor, biz de altyapısını oluşturuyoruz. En kısa zamanda proje ihale edilip müzenin uygulama işinin başlanacağı düşüncesindeyiz” diye konuştu.

 

Gaziantep’te gerçekleştirilen ”Zeugma Mozaik Müzesi”nin açılışının ardından geçen hafta Şanlıurfa’ya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Haleplibahçe’deki mozaiklerin durumunun ne olacağına dair soru üzerine, şunları kaydetmişti:

”Proje yaptık, şu anda kaynak bulduğumuz takdirde uygulama ihalesini yapacak safhadayız. Haleplibahçe’de çok sayıdaki ilk buluntuların hemen arkasından gelmiştim. Ondan sonra sondaj çalışmaları devam etti ve yeni buluntular çıktı. Haleplibahçe’de ne yapacağımız konusunda yeni bir karar verdik. Bölgenin çok iddialı bir müzesi olacak. Bugün Gaziantep’teki Mozaik Müzesini herkes büyük bir hayranlıkla izliyor. Ama iddia ediyorum ki ondan çok daha iddialı yeni bir müze Şanlıurfa’da olacak. Burada hem kapalı hem de açık alanlar olacak. Sadece biraz kaynağa ihtiyacımız var. Bunu burada Faruk bey arkadaşıma ve Kalkınma Bakanı arkadaşıma selam olsun diye söylüyorum.”

 

Bu arada müze projesinin uygulanacağı Haleplibahçe’de bulunan ve ”Savaşçı Amazon Kraliçelerinin mozaiğe resmedilmiş dünyadaki ilk örnekleri”nden biri olarak kabul edilen eserler, ”Mozaik tekniği, sanatı ve 4 milimetre kare ebatında Fırat Nehri’nin orijinal taşlarından yapılması ve benzeri özelliklerinden dolayı” uzmanlarca dünyanın en kıymetli mozaiği olarak tanımlanıyor.

Sabah, 14.09.2011

APOLLO SMINTHEIUS TAPINAĞI ENFLASYON MAĞDURUYMUŞ

 

Çanakkale’de düzenlenen Arkeoloji Buluşması’nda, Kazı Başkanı Prof.Dr. Coşkun Özgünel, Hellenistik çağda MÖ II. yüzyılın 2′nci yarısında İon stilinde inşa edilen Apollon Smintheius Tapınağı’nın, yüksek enflasyon nedeniyle tamamlanamadığını söyledi. Çanakkale Belediyesi, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Çanakkale Bilim, Sanat ve Kültür Etkinlikleri Derneği’nce bu yıl 9′uncusu düzenlenen Arkeoloji Buluşması Yalı Hanı’nda başladı. ‘Kent ve Turizm’ temasıyla düzenlenen Arkeoloji Buluşması’na Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan, Gülpınar Belediye Başkanı (AKP) Recep Şahin ve çok sayıda arkeoloji dostu katıldı. Arkeoloji Buluşması’nın ilk gününde Gülpınar Beldesi’ndeki Apollon Smintheius Tapınağı Kazı Başkanı Prof.Dr. Coşkun Özgünel bir sunum yaptı. Prof.Dr. Coşkun Özgünel, Arleoloji Buluşması’nın temasının ‘Kent ve Turizm’ olduğunu hatırlatarak sözlerine serzenişte bulunarak başladı. Troas Bölgesi dendiğinde ilk olarak akla Troia ve ardından da Assos’un geldiğini belirten Prof.Dr. Özgünel şunları söyledi:

‘Troia ve Assos marka olmuş Ören yerleri. Ancak Çanakkale Bölgesi’nde sadece iki tane turizme yönelik arkeolojik alan yok. Bu iki markanın dışındaki antik kentlere Çanakkaleli’nin ilgi göstermesi ve benimsemesi lazım. Ben bunun eksikliğini 32 senedir görüyorum. Halbuki biz isteriz ki her hafta orada Çanakkale’den ve çevresinden gelen gezginlere yaptığımız çalışmaları anlatalım ve Anadolu’nun en büyük antik çağ ozanı Homeros’un tapınakta terennüm ettiği Troia Savaşları’nın resimli romanını gösterelim. Onun için İl bazında değil, ilin yayılma alanlarındaki markalaşmamış Ören yerlerine de aynı şekilde ilgi duyulmasını ve yerel yönetimlerin büyük katkılarını bekliyoruz. ö

 

Gülpınar Apollon Smintheius Tapınağı’nda kazı çalışmalarını 1980 yılından bu yana devam ettirdiklerini anlatan Prof.Dr. Coşkun Özgünel, kazılarda önemli bulgular elde ettiklerini söyledi. Apollon Smintheius’un tarihsel gelişimine bakıldığında bir arkaik dönem bulunduğunu belirten Prof.Dr. Özgünel, ‘MÖ 7′nci yüzyıldan başlayan bir arkaik dönem var. Fakat biz bunu kesin kez saptayamadık. Bir takım yüzeysel buluntular ile Gülpınar’ın MÖ 7′nci yüzyılda var olduğunu biliyoruz. Ancak ileride göreceksiniz Gülpınar, Troas bölgesinin en eski yerleşme yeri. Yani MÖ 5 bin yıl. Troia’dan da Assos’tan da eski, önemli bir merkez. Bunu belirtmek bana büyük gurur veriyorö diye konuştu.

 

Önde sekiz yanlarında 14 sütunlu ve 11 basamaklı bir podyum üzerine oturan İsa’dan önce 2′nci yüzyılda Anadolu sitilinde İon düzeninde inşa edilen Apollon Smintheius Tapınağı’yla ilgili çok ilgi çekici bir durum olduğunu söyleyen Prof.Dr. Coşkun Özgünel şöyle devam etti:

‘Hellenistik dönemde Anadolu’da ve Ege’de büyük bir enflasyon var. Hiçbir tapınak, hiç bir kutsal alan bitirilemiyor. Yani çatıları kapatılamıyor. Müteahhitler geliyor işi alıyor, iflas ediyor. Arkasından başka bir müteahhit geliyor o da bitiremiyor. Büyük bir enflasyon var. Diyeceksiniz ki nereden biliyorsunuz’ Ele geçirilen sikkeler üzerinde 2′nci darp var. Yani pulda nasıl sürşarj diyoruz, pulun değerini değiştirmek için ikinci bir baskı üzerine yapıyoruz. Sikkeler üzerinde de ikinci bir darp var ve o da enflasyon olduğunu ortaya koyuyor. Onun için Apollon Smintheius Tapınağı ve onun çağdaşlarının hiçbir tanesinin maalesef çatısı örtülemiyor. Bugüne kadar yapılan kazılarda tapınağın çatı alınlığına ait parçalar bulundu. Fakat çatının kiremitlerinin kapatılmasıyla ilgili hiç bir şey yok. İşte bu da enflasyondan kaynaklanıyor. Bu durum günümüzden 2 bin 200 yıl öncede yüksek enflasyon yaşandığını ortaya koyuyor.

 

Prof.Dr. Coşkun Özgünel, Apollon Smintheius Tapınağı’nın üst yapısında yer alan friz levhalarında Homeros’un İlyada Destanı’nında söz ettiği Troia Savaşı’nın anlatıldığını da söyledi.

haberler.com, 14.09.2011

GÜNAY'DAN KALE'DE KAZI TALİMATI

 

 

Hafta sonu çeşitli incelemelerde bulunmak üzere Şanlıurfa’ya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Şanlıurfa Kalesinde müze kazılarına başlanması talimatı verdi.


Cuma günü akşam saatlerinde Şanlıurfa’ya gelen Bakan Günay, Balıklıgöl’deki gezisi sırasında TYB Şanlıurfa Şubesini de ziyaret etti. Rızvaniye Külliyesine beraberindeki heyet ile gelen Bakan Günayı TYB Şube yönetimi karşıladı. Şanlıurfa Gazeteciler Birliği Başkanı Veysel Polat ve Başkan yardımcısı M.Talat Akay ile bir süre sohbet eden Bakan Günay yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Gaziantep’teki mozaik müzesinin açılışından gelen Bakan Günay’a, müzeyi hem tv’den hemde gezerek gördüklerini anlatan Polat ve Akay Şanlıurfa’daki Haleplibahçe projesini hatırlattı.

 

Başbakan Erdoğan’ın 8 yıl önce attığı temele rağmen bugüne kadar projede somut bir gelişmenin yaşanmadığını belirterek artık Urfa’da görünecek yatırımların beklendiğini söyledi.


Bu arada Urfa Kalesiyle ilgili İl Kültür ve Turizm müdürlüğü yetkililerinden bilgi alan Bakan Günay, görevlilerin Bakanlar Kurulundan kazı için izin beklendiğini belirtmesi üzerine “Önce müze kazısı başlatalım. Ondan sonra çıkacak eserlere göre kazıyı geliştiririz” dedi.

 

Harran Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. İ.Halil Mutlu’nun da hazır bulunduğu sohbet sırasında Mutlu da üniversite olarak projelerinin hazır olduğunu ve öğretim görevlisi temini suretiyle kazılara destek vereceklerini söyledi.


Vali Yardımcısı Bahri Tiryaki de Müze ve Üniversite ile beraber İl Özel İdaresi olarak çalışmalara katkı sağlayacaklarını söyledi.

GAP Gündemi, Haber: Bekir Polat, 12.09.2011

KRALİÇE HATSHEPSUT'U ÖLDÜREN KREM

 

Mısır’da bulunan ve Kraliçe Hatshepsut’a ait olduğu düşünülen 3 bin 500 yıllık krem araştırmacıları şaşırttı. Kraliçe’nin bu kremin içindeki zehirli madde nedeniyle ölmüş olabileceği iddia ediliyor.

 

Eski Mısırlıların krem ve pomatları çok fazla kullandığı, bilim adamlarınca doğrulanan ve binlerce yıllık resimlerle kanıtlanan bir gerçek. Ancak, bir Mısır kraliçesinin bu kremler yüzünden öldüğü hipotezi kimsenin aklına gelmezdi. Ta ki, 3 bin 500 yıllık bir krem şişesi araştırmacılar tarafından bulunana kadar.

 

Paris’teki Louvre Müzesi’nde düzenlenen bir toplantıda bir araya gelen Mısır araştırmacılarının tartışmaya açtığı hipotez çerçevesinde tezler ve antitezler masaya yatırıldı.

 

3 bin 500 sene boyunca bozulmadan günümüze kadar gelen kremin içinde palmiye ve muskat yağının dışında benzopiren isimli zehirli madde de bulunuyor ve krem şişesinin üzerinde adı yazan Mısır kraliçesi Hatshepsut’un yüksek derecede kanserojen hale gelen bu krem yüzünden ölmüş olabileceği üzerinde duruluyor.

 

Kraliçe Hatshepsut’un mumyası ve mezarı 2007 yılında bulunmuş, bir cilt hastalığından veya diş apsesinden ölmüş olabileceği öne sürülmüştü.

Hürriyet, 07.09.2011




.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi