Haberler logo Nisan '17 Arşivi

9 - 15 Nisan 2017
BİZANS SİKKESİYLE BİZANS OYUNU

İstanbul’da yaşayan M.Ç.’yi geçen hafta asker arkadaşı M.C. arayarak bir akrabasının Tekirdağ’da kepçe operatörü olarak çalıştığını, arazide yaptığı bir kazıda 1250 adet altın Bizans sikkesi bulduğunu anlattı.

M.C. sikkeleri ucuza satabileceklerini söyledi. M.Ç. arkadaşının yönlendirdiği 3 kişiyle Ümraniye’de buluştu. M.Ç. getirilen numune sikkeyi bir kuyumcuya götürdü. Sikke gerçekten de altındı ve Bizans dönemine aitti. Sikkelerin tamamı için istenen 40 bin TL’yi bulacağını söyleyen M.Ç. adamlarla geçen cumartesi için Silivri Otogarı’nda buluşmak için sözleşti.

M.Ç. Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giderek olayı ihbar etti. M.Ç 3 kişi ile Silivri Otogarı’nda buluştuğunda polis operasyona başladı. A.Ç, Ş.Y ve M.K gözaltına alındı. M.ǒye verilen çantanın içinden de 341 adet altın renkli figürlü sahte sikke ele geçti. Şüphelilerin araçlarında ise sahte sikke yapımında kullandıkları 1 kilo 300 gram ortası delik pul metal bulundu. Adliyeye çıkarılan A.Ç savcılık sorgusunun ardından serbest kalırken, Ş.Y ve M.K adli kontrol kararıyla salıverildi. 
Hürriyet, Haber: Çetin Aydın, 13.04.2017

ALİAĞA'DA KAÇAK KAZIYA 4 GÖZALTI

İzmir'in Aliağa İlçesi'ndeki tarihi kalıntıların bulunduğu, SİT alanı olan bölgende kaçak kazı yapan 4 kişi, jandarma tarafından suçüstü yakalandı.

İzmir İl ve Aliağa İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Aliağa'nın Bozköy Mahallesi Kyme antik kenti kalıntıları içerisinde kalan Kaletepe'de, 1'inci derece SİT alanında Kaçak kazı yapıldığını öğrendi. Hazırlıklarını yapan ve çevreyi takibe alan ekipler, dün bölgede kaçak kazı yapılırken harekete geçti. H.B., M.B., R.A. ve T.T. adlı 4 şüpheli, jandarma ekiplerince kaçak kazı yaparken suçüstü yakalandı. Çevredeki 2 farklı alanda kaçak kazı yapıldığı görüldü. 3 çapa, 1 kürek, 1 testere ve 1 çift eldiven ele geçirildiği belirtildi.

Şüphelilerin jandarmadaki işlemlerinin ardından 'Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa Muhalefet', 'tarihi eser kaçakçılığı' ve 'izinsiz kazı yapmak' suçundan adliyeye sevk edileceği belirtildi.
Milliyet, 13.04.2017

HARATİ BABA TEKKESİ'Nİ TİKA ONARACAK



Makedonya'nın Kalkandelen şehrindeki en önemli Osmanlı eserlerinden Harabati Baba Tekkesi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından restore edilecek.

AA muhabirine açıklamada bulunan TİKA Üsküp Koordinatörü Teoman Tiryaki, Makedonya İslam Birliği (Diyanet İşleri Başkanlığı) ile iyi niyet protokolü imzalayarak, tekkenin restorasyonunun gerçekleştirilmesi hususunda mutabakata vardıklarını söyledi.

TİKA'nın, 2005 yılından bugüne kadar Makedonya'da birçok alanda projeler gerçekleştirdiğini aktaran Tiryaki, destek projelerinin yanı sıra ata yadigarı eserlerin yeniden ayağa kaldırılması konusunda da onarım çalışmaları yaptıklarını ifade etti.

Tiryaki, Makedonya'daki en önemli tarihi eserlerden olan Harabati Baba Tekkesi'nin durumu hakkında bilgi vererek, bu eserin 2003 yılından beri Makedonya İslam Birliği ile Bektaşi Merkezi arasındaki mülk anlaşmazlığı nedeniyle davalık olduğunu belirtti.

İki kurum arasındaki anlaşmazlık nedeniyle, ihtiyaç olmasına rağmen onarım çalışmalarının başlatılamadığını dile getiren Tiryaki, başbakanlığı döneminde, 2011 yılında tekkeyi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tekkenin restorasyonu için talimat verdiğini anlattı.

Tiryaki, o tarihten itibaren Makedonya İslam Birliği ile Bektaşi Merkezi arasındaki davanın takip edilerek, sonuçlanmasının beklendiğini söyleyerek, geçen hafta itibarıyla davanın Makedonya İslam Birliği lehine sonuçlanarak, anlaşmazlığın ortadan kalktığını ifade etti.

Restorasyon projesi için çalışmalar başladı

Davanın sonuçlanmasıyla Makedonya İslam Birliği Başkanı Süleyman Recepi ile görüştüklerini aktaran Tiryaki, görüşme sonucunda iki kurum arasında bir iyi niyet protokolü imzalayarak, bu eserin TİKA tarafından restore edilmesine ilişkin mutabakata vardıklarını belirtti.

Tiryaki, restorasyon projesi için çalışmalara başladıklarına dikkati çekerek, "Projemiz tamamlandıktan sonra Makedonya'nın ilgili kurumlarından da onayları alınarak restorasyon çalışmaları başlayacak. En kısa sürede, Harabati Baba Tekkesi TİKA'nın restorasyonu ile başarılı bir şekilde tamamlanarak, Makedonya'ya, Makedonya İslam Birliğine teslim edilecek." dedi.

Tekkenin ülkedeki önemli eserlerden biri olduğunu ve bu yüzden restore edilmesine çok önem verdiklerini dile getiren Tiryaki, TİKA olarak bu eserin restorasyonunu gerçekleştirecek olmaktan büyük mutluluk duyduklarını sözlerine ekledi.

Harabati Baba Tekkesi
Harabati Baba Tekkesi, 1538 yılında Sersem Ali Baba veya Server Ali Baba adlarıyla anılan ve Kanuni Sultan Süleyman'ın hasekilerinden Mahidevran Sultan'ın ağabeyi tarafından kuruldu.

Server Ali Baba, Hacı Bektaş Dergahı'na yerleşmeden önce devlet kademesinde beylerbeyi rütbesine kadar yükselmiş bir devlet adamıydı.

Tekke adını, Server Ali Baba'nın ölümünden sonra yerine geçen dedelerden Harabati Baba'dan alıyor.

Harabati Baba Tekkesi, çeşitli yapılardan oluşan bir tarikat külliyesidir. 26 bin 700 metre karelik bir alana kurulan külliye, 3 metre yüksekliğinde mazgallı duvarlarla çevrilidir.
Anadolu Ajansı, Haber: Cihad Aliu, Fotoğraf: Furkan Abdula, 12.04.2017

Kıbrıs'ta bulunan Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolan tarihi Hilat, Din İşleri Başkanlığı ve Mağusa temsilcisi ile Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin arasını açtı. Derneğe camiden el çektirildi....

Kıbrıs'ta bulunan Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolan tarihi Hilat, Din İşleri Başkanlığı ve Mağusa temsilcisi ile Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin arasını açtı. Derneğe camiden el çektirildi.

Haberkibris.com'da yayımlanan Nadire Bahadi imzalı haberde, Osmanlı’nın fethi sırasında Mağusa’nın teslim olmasını simgeleyen ve manevi önem taşıyan Hilat’ın Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolması hakkında şikayetçi olan Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin bağış kutusu Mağusa Kaymakamlığı tarafından cami dışına atıldı.

Havadis daha önce Müftü Mustafa Küçük dönemine kadar camide bulunan ancak bir süreden beridir kayıp olan Hilat’ı gündeme getirmişti. Dernek Başkanı Mehmet Canatan Müftü Mustafa Küçük’ün Hilat diye kamuoyuna sergilediğinin bez parçasından ibaret olduğunu belirtirken, Mustafa Küçük’ün Din İşleri Başkanlığı tarafından korunduğunu ifade etti. Derneğin kaybolan Hilat’ın peşine düşmesi nedeni ile camiden uzaklaştırılmak istendiğini iddia eden Canatan, “Caminin kış aylarında günlük bin 500 lira ile 2 bin lira, yaz aylarında ise 5 bin TL’ye kadar artan bağış miktarı var. Biz tüm bağışları cami yararına kullanıyoruz. Din İşleri Başkanlığı’nın devlet kurumu olması nedeni ile bağış toplama yetkisi yok. Bağışın akıbeti muamma” diye konuştu. Derneğin elindeki yetkilerin alınıp camiden uzaklaştırılmak istendiğini belirten Canatan, bağışların akıbetinin de Hilat’a benzeyeceğinden endişe duyduklarını söyledi.

'PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ'
Dernek Başkanı Mehmet Canatan, Selimiye Camii’nden kaybolan ve yurt dışına satıldığı ortaya çıkan kılıcın araştırılıp bulunduğu gibi Hilat’ın da araştırılmasını istediklerini belirtti. Müftü Mustafa Küçük’ün suçlamalar üzerine Hilat diye çıkarıp bir bez parçası gösterdiğini ifade eden Canatan, Mustafa Küçük’ün Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın da olduğu bir randevuda Hilat’ı getirmek için söz verdiğini ancak kendisinin gitmesine rağmen Müftü Küçük’ün gelmeyip Hilat’ı göstermekten çekindiğini kaydetti.

“Bu kadar dürüstlerse Hilat’ı çıkarıp gösterirler ve camideki eşyalar ile ilgili tutanak tutulup maddi ve manevi değeri olan bütün eşyalar kayıt altına alınır” diyen Canatan, Hilat’ın unutturulmaya çalışıldığını ancak peşini bırakmayacaklarını kaydetti.

'HİLAT'IN KAYDI YOK'
Öte yandan, kayıp olduğu iddia edilen Hilat ile ilgili KKTC Din İşleri Başkanı Prof.Dr. Talip Atay'dan yazılı bir açıklama geldi. 'İddiaların en açık şekilde yalanlandığının' belirtildiği açıklamada, "Lala Mustafa Paşa Cami’nde bulunan demirbaşları gösteren 1975 tarihli demirbaş listesinde “hilat” ya da hilata benzer bir demirbaş kaydına rastlanmamıştır." ifadeleri kullanıldı. 

"Gerçek yukarıdaki gibi olduğu halde, olmayan bir eşya uydurarak gazeteye servis eden Dernek Yönetimi bu kurmaca haberle neyi örtmeye çalışmaktadır?" ifadelerinin kullanıldığı açıklamada, derneğin el çektirilme sebebini olarak 'Turistlerden topladığı yardım paralarının kaydının uzun süre hiç tutulmadığı, sonrasında sağlıklı tutulmadığı' , 'Derneğin toplanan paraya kıyasla camide çok sınırlı iş yaptığı, bazı işlerin bedelini de dernek hesabından ödenmiş gibi gösterip başka hayırseverlere ödettiği' , 'Dernek yönetimince, cami içinde görev yapan bazı görevlilerimize yönelik baskı, hakarete varan müdahaleler yapıldığı' gibi iddialara yer verildi.

'SÖZLÜ OLARAK UYARDIK'
Atay, söz konusu iddialarla ilgili kendilerinin sözlü olarak uyarıldıklarını ifade ederek şunları söyledi: "Yukarıdaki şikayet ve iddiaların yoğunlaşması üzerine, Dernek Yöneticilerini parasal faaliyetleri ve görevlilerimize karşı tutumları hususunda sözlü olarak uyardık. Bu uyarılarımızdan kısa süre sonra, söz konusu gazeteye Dernek Yöneticilerinin ağzıyla yalan ve iftira içerikli, tamamen uydurma bir konu icat edilerek gündem değiştirmeyi amaçlayan çirkin haberler servis edilmeye başlandı. Görevlilerimize verdiğimiz talimat sonucunda cami kapısında turistlerden yardım alma faaliyetlerini durdurduk. Ayrıca, cami ve cami avlusunda her türlü para toplama faaliyetlerinin ikinci bir emre kadar yapılmamasına ilişkin talimat gönderdik.  Fakat iki hafta önceye kadar, camiye izinsiz kasa koymak ve Cuma namazları çıkışı yine izinsiz, kayıtsız ve tutanaksız bağış toplamak suretiyle bir şekilde para toplamaya devam ettiler. Yapılan yasal müdahale sonucunda son iki haftadır Derneğin, cami ve cami avlusundaki yardım toplama faaliyetleri sonlanmıştır.
"
Odatv, 12.04.2017

ÜNLÜ SEYYAHIN SON İZİ TİNERCİ KURBANI

Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi kabul edilen Karaman Pir Ahmed Camisi’ndeki el yazısı yok olmak üzere. Camide inceleme yapan Dr. Tütüncü, “Tarihi mekan tinercilerin barınağı olmuş” dedi.



Tüm dünyada saygı ve kabul gören Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi ilgisizlik nedeniyle yok olmak üzere. 2009 yılından bu yana yapılan tüm uyarılara rağmen Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi olarak kabul edilen Karaman Pir Ahmed Camii’ndeki el yazısı bir türlü koruma altına alınmıyor. Cami duvarına işlenmiş yazıyı ortaya çıkartan epigrafi uzmanı Dr. Mehmet Tütüncü, kitabenin son durumu hakkında şu bilgileri verdi:

“Evliya Çelebi’nin en büyük özelliklerinden biri gezdiği yerlere kendine ait bir not bırakmasıydı. Çelebi, seyahatlerinde  ziyaret ettiği camilerin uygun yerlerine kendi ismi, ziyaret ettiği yıl ve kendisine bir Fatiha okunmasını yazmayı ihmal etmezdi. Evliyanın bu notlarından Bulgaristan ve Bosna’da birer örneği zamanımıza kadar ulaştı. Notların Türkiye’de sadece 2 örneği bulunuyordu. Adana Hasan Ağa Camii’ndeki yazı 1998’deki deprem sonrası yanlış restorasyonla silinerek yok edildi. Karaman’daki yazı kurtarılamazsa Çelebi’nin son izi yok olacak.

‘Önlem alınmalı’
Yazının 1671 yılına ait olduğunu belirten Dr.Tütüncü, şöyle dedi:

“Çelebi, Hac yolculuğu sırasında Karaman’dan geçerken Pir Ahmed Camii kapısının sol tarafındaki taş söveye ‘Seyyah alem Evliya ruhiycün Fatiha sene 1082’ yazısını yazıyor. Yazı bundan 10 yıl kadar önce okunabilecek durumdayken şimdilerde maalesef büyük tehdit altında. Tarihi cami ise tinercilerin ve evsiz insanların barınak sahası oldu. Geçtiğimiz günlerde kitabenin etrafında ateş yakılıp duvarlara boya ile bir şeyler yazıldığına şahit oldum. Tarihi camide maalesef hiçbir güvenlik tedbiri alınmadığı gibi kaderine terk edilmiş bir halde. Bu şekilde tinercilerin barınağı haline gelen caminin dışında ısınmak için ateş yakıldığı ve taşların sökülüp yıkıldığını tespit ettim. Yetkililer önlem almazlarsa yakında Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izini ebediyen kaybetmiş olacağız. Büyük seyyahımız Evliya Çelebi’nin son izinin korunması için Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Karaman Belediyesi’nin acilen harekete geçmesi gerekiyor.”

Çelebi’nin yazısı girişte 
Arşiv belgelerine göre Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izinin olduğu Karaman Pir Ahmed Camii, 1547 yılından önce yaptırıldı. Kare planlı kesme taştan yapılan cami, ilk yapıldığı zaman üzeri merkezi bir kubbe ile örtüldü. Kubbenin 1864 yılında çökmesinden sonra yerine düz toprak dam yapılırken, sonrasında kiremitli bir çatı, ilerleyen yıllarda ise ilk haline benzer bir görünüm aldı. Tarihi camideki Çelebi’nin el yazısı ise giriş kapısının sağ tarafındaki mermer direkte bulunuyor.

Milliyet, Haber: Mert İnan, 11.04.2017

650 YILLIK TÜRBE 18 NİSAN'DA TAŞINACAK

Ilısu Barajı ve HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma ve Kurtarma Çalışmaları kapsamında Zeynel Bey Türbesi'nin, Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınması için başlatılan çalışmalar yoğun şekilde sürdürülüyor.

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce 2 yıl önce ihale edilen ve Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan projeye göre, bin 100 tonluk türbe, tek parça halinde yeni yerine nakledilecek.

Son aşamaya gelinen çalışmalar kapsamında, 650 yıllık türbenin taşınması için 2 kilometre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde yeni bir yol yapıldı.

Türbe, 96 tekerli treylere konulup, aralarında 6 mühendis ve 3 mimarın da bulunduğu 52 kişilik ekip tarafından yeni yerine götürülecek. Taşıma işlemi, 18 Nisan'da gerçekleştirilecek.

"Türkiye'de ilk defa bu ağırlıkta bir eser bütünsel olarak taşınıyor"
Hasankeyf Kaymakamı Faruk Bülent Baygüven, AA muhabirine, barajın tamamlanmasının ardından su altında kalacak Zeynel Bey Türbesi'nin taşınması için yaklaşık 3 yıldır faaliyet yürütüldüğünü söyledi.

Yaklaşık 2 yıl önce yapılan ihale işleminin ardından başlatılan çalışmaların son aşamaya geldiğini dile getiren Baygüven, eserin yeni Hasankeyf'teki arkeoparka nakledileceğini kaydetti.

Taşıma işleminin büyük titizlikle gerçekleştirileceğini vurgulayan Baygüven, şöyle konuştu:

"Türkiye'de ilk defa bu ağırlıkta bir tarihi eser bütünsel olarak taşınıyor. Öncelikle türbeyle, emsal ağırlıkta bir kütle taşınacak. Türbeyi taşıyacak araç, ortalama saatte 2 kilometre hızla gidecek. Eserin 8 saatte taşınması planlanıyor. Çok önemli bir tarihi eser olduğu için herhangi bir zarara uğramadan yeni Hasankeyf'te arkeoparktaki alana yerleştirilecek. Türbenin taşınmasına tanıklık etmek isteyen herkesi 18 Nisan'da Hasankeyf'e bekliyoruz."

"Tarihe ne kadar önem verdiğimizi tüm dünya görecek"
Hasankeyf Kültür Derneği Başkanı Ahmet Akdeniz ise DSİ'nin Zeynel Bey Türbesi'nin sular altında kalmaması için yoğun çaba sarf ettiğini söyledi.

Eserin bütünsel olarak taşınacağına işaret eden Akdeniz, "Bu taşıma, devletimizin tarihi eserlere verdiği önemin kanıtıdır. Tarihe ne kadar önem verdiğimizi tüm dünya görecek. Yeni Hasankeyf'te turizmin canlanması için önemli bir eser olacak. İnşallah yurt içi ve yurt dışından çok sayıda kişi, türbenin taşınma anını yerinde görmeye gelecek." dedi.

Zeynel Bey Türbesi, 1462-1482'de Hasankeyf'te hüküm süren Akkoyunlulardan kalan tek eser olma özelliğini taşıyor.
Anadolu Ajansı, Haber: Selman Tür - Muhyeddin Beyca, 11.04.2017

'KAHRAMAN' TARİH YOLA KURBAN

Kahramanmaraş’ın en kadim yerlerinden olan Turan Mahallesi’nde tarihi evler yıkılarak yol genişletme projesi başlatıldı. Kentsel sit alanı olması da, evlerin tescillenmesi de yıkımı durduramıyor.



Kahramamaraş’a kahramanlık unvanının verilmesine neden olan, Fransızlara karşı direnişin simgesi konumundaki Hırlakyan Konağı yol genişleme çalışmalarından nasibini alacak. Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, önce tescillediği Turan Mahallesi’ndeki sivil mimari örneklerinin daha sonra yıkımına da onay verdi. Kentsel sit alanının ortasından geçirilmek istenen yolun hangi amaçla yapıldığı bilinmiyor. Belediye yetkilileri itfaiyenin sokaklara girememesini gerekçe gösteriyor. Mahalledeki evlerden, Bahtiyar yokuşunun başında yer alan Hırlakyan Konağı’nın da yol genişleme sırasında istinat duvarı yıkılacak. Ancak belediyenin hazırladığı rapora göre duvar yıkıldığında konağın çökme riski var. Bahçedeki 200 yıllık çam ağacı da yok olacak.



EN ESKİ CAMİ DE ZARAR GÖRECEK
Yol genişleme projesi devam ederse 2. grup tescilli olan Arıkan Konağı da tamamen yıkılacak. Maraş’ın en bilinen sivil mimari örneklerinden olan tarihi konak Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılmak amacıyla kamulaştırıldı. İçinde oturanlar çıkınca da binanın önce kapısı sonra içi yağmalandı. Konağın tam karşısında ise Şeyh Camisi yer alıyor. 12’nci yüzyıl ve Maraş’ın Beylikler dönemine şehrin en eski camisinin dibinden geçen yolun yapıya büyük zarar vereceği belirtiliyor. Araç trafiğinin oluşturacağı sarsıntının orijinal mimaride geri dönüşü olmayan büyük tahribata neden olacağı ileri sürülüyor.

Yine Şeyh Camisi güneyinde bulunan, koruma kurulu tarafından tescili bile yapılmayan 18. yüzyıl sivil mimari örneği iki dükkan da yol genişlemesinde tamamen yıkılıyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, kentsel sit alanı içinde 4 tescilli ve bir o kadar da henüz tescil edilmemiş sivil mimari örneğini yol genişleme çalışmalarına kurban ederken, bir yandan da Şehit Ganiyusufoğlu Hayribey Caddesi üzerinde sokak iyileştirme çalışmaları yapıyor. İyileştirme yapılan caddede iki kültür varlığı bina yer alırken günümüz betonarme yapılara tarihi siluet kazandırmak için eskitme taşlarla kaplama yapılıyor.

DİRENİŞİ BAŞLATAN KONAK DA TEHLİKEDE
Ayakta kalmayı başaran her Maraş evinin Kurtuluş Savaşı’ndan kalma bir hatırası var. Yol genişletme çalışmalarından nasibini alan Hırlakyan Konağı da bunlardan biri. Hikayeye göre 27 Kasım 1919’da Agop Hırlakyan’ın evinde işgal kuvvetleri komutanı için bir dans tertiplenir. Fransız komutanın dansa davet ettiği Hırlakyan’ın kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum. Kalede Türk bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem” diyerek teklifini kabul etmez. Bunun üzerine kaledeki Türk bayrağı indirilir. Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca’nın “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz” sözü halkı Fransızlara karşı harekete geçirir ve Maraş’ın 72 gün süren kurtuluş savaşı başlar. 
Hürriyet, Haber: Ömer Erbil, 11.04.2017

TOPKAPI SARAYI'NDA TARİHİN EN BÜYÜK RESTORASYONU

Topkapı Sarayı Müzesi, tarihinin en kapsamlı restorasyonunu yaşıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı devam eden 24 projenin toplam 220 milyon TL'ye mal olacağını söyledi. Müze Başkanı Mustaf Sabri Küçükaşçı ise "Dünyada bir müzenin deposu nasıl ise bizde de öyle. Hem sarayı muhafaza ediyor hem eserleri sergiliyoruz" dedi.



Topkapı Sarayı Müzesi'nde tarihi restorasyon... İlk kez 3 Nisan 1924'te Atatürk'ün emriyle müze haline getirilerek ziyarete açılan saray, bugüne dek çok sayıda onarımdan geçti. İlk büyük çalışma 1940-1944 yılları arasında gerçekleşti. Bu süre zarfından sonra da sarayın farklı bölümlerinde çalışmalar yapıldı. Projeler 2000'li yıllardan itibaren hız kazandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncülüğündeki hummalı çalışmalar kapsamında bugüne dek mutfak, Zülüflü Baltacılar Ocağı, Harem Kadınlar Mescidi, Hünkar Sofrası, Müzik Odası, Kara Ağalar Mescidi, Hazine Bölümü gibi yerler restore edilmişti. Topkapı Sarayı Müzesi'nde şu anda Seferli Koğuşu, Fatih Köşkü, Kilerli Koğuşu, III.Ahmet Kütüphanesi, Harem 1-2-3. etaplar, Beşirağa Camii, Matbah-ı Amire Koğuşları, Gülhane Hastaneleri, Askeri Depolar ve arkasındaki İstinat duvarları, Sur-i Sultani 1.etap restorasyonları da tüm hızıyla devam ediyor. 400 personele sahip sarayın restorasyon projelerinde ise toplam 500 kişi çalışıyor.

ZİYARETİ AKSATMIYOR
Müze Başkanı Prof.Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı sarayın hem ciddi bir restorasyon sürecinden geçtiğini hem de müze olarak hizmete devam ettiğini, eser teşhirlerini yaptıklarını belirtti. İstanbul'un bir deprem alanı olduğunu, bu kapsamda da tedbir alınması gerektiğine dikkat çeken Küçükaşçı şöyle konuştu: "2000'li yıllarda Atilla Koç döneminden itibaren sarayda yapılan zemin etütleri, güçlendirme, restorasyon, teşhir ve tanzim çalışmaları sürüyor. Bu arada Gülhane gibi eskiden sarayın alanında olan ama başka amaçlarla kullanılan binaların saraya katılması, yeni teşhir alanlarının çıkması, teşhir ve tanzim projelerinin yapılmasını gerektirdi. Artık dünyadaki müzecilikte, bir müze deposunun nasıl olması gerekiyorsa Topkapı Sarayı'nda da aynısını yapmaya çalışıyoruz. Depoların büyük çoğunluğunu çağdaş hale getirmeye çalışıyoruz. İklimlendirmeye, eserin muhafazasına özen gösteriyoruz. Bir de eserlerin konservasyon işlemi var. Hepsi için yoğun bir çalışma var."

EN KAPSAMLI ÇALIŞMA
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Topkapı Sarayı tarihinin en kapsamlı restorasyon sürecini yaşadığını söyledi. Avcı devam eden 24 iş olduğunu, bunların toplam 220 milyon liraya mal olacağını belirterek "Bu, Topkapı Sarayı tarihinde gerçekleştirilen en kapsamlı restorasyon, konservasyon, teşhir ve tanzim

projesidir" şeklinde konuştu.

Geçmişten bugüne yapılanlar
Sarayın arşiv ve deposu, İşlemeler Deposu ve Hazine Deposu ile Ağalar Camii kütüphane ve deposu padişah elbiseleri ve kumaş deposu da 1961 yılında düzenlenmişti. Yine 60'lı yıllarda sergi salonlarında önemli yenilikler yapılmış, Mukaddes Emanetler, Saatler ve İşlemeler gibi yeni sergi salonları oluşturulmuştu. Harem’in bazı bölümleri onarılarak bugünkü sistemle 1971 yılında ziyarete açıldı. Arz Odası, Çin ve Japon Porselenleri, Hazine, Minyatür ve Padişah Portreleri, Saltanat Arabaları bölümleri yeni bir teşhir anlayışıyla 1972 yılında ziyarete açıldı. Sarayda yapılan uzun soluklu çalışmalar hala sürüyor.

Yeni Şafak, 08.04.2017

ANTİK DNA ÇALIŞMALARI İLE KEMİK PARÇALARI KİMLİKLENDİRİLİYOR

Türkiye’deki ilk antik DNA çalışmalarını yürüten İstanbul Aydın Üniversitesi bu kez de Kırım Hanı Hacı Giray Han Türbesi’nden çıkarılan kemik parçalarını kimliklendiriyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğinde yürütülen antik DNA çalışmaları ile birlikte geçmişe ışık tutup geleceğe yön verebilen bilimsel veriler ortaya konulmaya devam ediliyor. Ukraynalı Arkeolog Aliye İbragimova, yürütmüş olduğu Hacı Giray Han’ın türbesi ile ilgili ortaya çıkan kemik parçalarını İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kimliklendirilmesi için müracaat etti. Başlatılan çalışmalar sonucunda Kırım Hanı’nın oğulları ve torunları olmak üzere 18 farklı kişinin bulunulduğu iddia edilen türbede kemik parçalarından şimdilik 13 kişinin kimliği saptandı. Yapılan analizler doğrultusunda 2 küçük çocuk, bir tane 12-13 yaşlarında çocuk ve bir de 15-16 yaşlarında ergenlik döneminde olan bireyler belirlendi. Bunların dışındakilerin ise yetişkinlere ait olduğu tespit edildi. Çok düzgün olmayan ve artık toz haline gelen iskeletlerin de araştırılması bittiği takdirde sayının artacağı bekleniyor.

“Dünya çapında çalışmalar yapıyoruz”
Bu çalışmaları kazılardan çıkan örneklerle genişleteceklerini vurgulayan İAÜ Genel Cerrahi ve Adli Antropoloji ve Kriminalistik Uzmanı Yrd. Doç.Dr. Mehmet Görgülü yurtdışına herhangi bir envanter göndermeye gerek duyulmadan tümüyle kendi birikim ve olanaklarıyla bütün analizlerin yapılabileceğini söyledi. Yrd. Doç.Dr. Mehmet Görgülü aynı zamanda yapmış oldukları DNA çalışmaları ile elde edinilen bilgilere de değinerek, “Bu çalışmalar dünyada yeni yapılmaya başlanan araştırmalar. İngilizler bu çalışmalara ’High Science’ yani yüksek bilim diyorlar. Dünya çapında çalışmalar yapıyoruz. Laboratuvar ortamımız bu anlamda oldukça uygun. DNA analizinde Mitokondriyal DNA’yı kullanarak bu insanların anne soylarının nereden geldiğini, saç ve göz renklerini, genetik olarak iz bırakmış bir hastalık yaşayıp yaşamadıklarını saptayabiliyor ve genetik yolculuğunu ortaya çıkarabiliyoruz. Bu bireylerin nereden geldiğini ve 200 yıllık bir tarihi göç sürecini ortaya koyuyoruz. Bizler DNA analizleri dışında element analizleri üzerine de çalışmayı planlıyoruz. Böylelikle sodyum, potasyum, hidrojen ve azot gibi analizlerle bireylerin beslenme modellerini ortaya çıkarabileceğiz. Radyasyon analizleri yaparak o dönemde yaşadıkları ortamlarda bir radyasyon var mıydı, bariz bir radyasyona maruz kaldılar mı gibi soruları cevaplayabileceğiz. Genişletmiş olduğumuz bu çalışmalar ile geçmişte yaşayan insanlar nasıl besleniyordu, nasıl bir ortamda yaşıyorlardı, radyasyonla ilgili herhangi bir kirlenme var mıydı gibi bütün soruları cevaplayabileceğiz” dedi.

En uygun beslenme modelitesi çıkarılacak
Organik beslenmenin oldukça gündemde olduğunu ve bununla ilgili en uygun beslenme modelitesini yine antik DNA çalışmaları ile ortaya çıkarabileceklerini vurgulayan Mehmet Görgülü, “Bizler bu analizlerle ile bilimsel verileri de birleştirerek bir beslenme modelitesi ortaya koymak için ciddi çalışmalar yapıyoruz. Geçmişteki atalarımızın beslenme ve yaşam biçimlerini inceleyerek vücudumuza en uygun ve daha doğal bir beslenme modelitesi geliştireceğiz. Bu çalışmalar atalarımızdan genetik miraslarla devam eden yaşamımıza en uygun beslenme, en uygun yaşam biçimi, genetik hastalıkları anlama hatta en uygun tedaviyi öğrenmemiz için ciddi anlamda katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

150 bin yıllık DNA’lar elde edilebiliyor
Literatür çalışmalarında 150 bin yıla kadar DNA elde edilebilme ihtimalinden bahsedildiğini ülkemizde de 10-15 bin yıllık iskeletlerle çalışabilecek donanıma sahip olduklarını dile getiren Görgülü, "Literatür çalışmalarında 150 bin yıla kadar DNA elde edilebilme ihtimalinden bahsediliyor. Örneğin Denisova insanı olarak adlandırılan 78 bin yıllık bir diş parçası bulundu. Bu parçada DNA izolasyonu yapılarak bunun bir genç kız olduğu ortaya çıktı. Çok daha geriye doğru gidilebiliyor fakat bizler daha yakın tarihli, en fazla 3 bin yıllık çalışmalar yapıyoruz. Çalışmaları ülkemizde bulunan 10-15 bin yıllık iskeletlerle genişletmeyi hedefliyoruz. Biz bu donanıma, bilgi birikimine ve ekibe sahibiz. Bu çalışma ülkemizde yeni bir çalışma. Sadece biz yapmıyoruz ancak biz yeni şeyler başlatmaya çalışıyoruz. Ülkemizin bilimsel hayatına oldukça büyük bir hizmet verecektir. Elde edilecek veriler birçok konuya ışık tutacaktır. Başlattığımız bu çalışmalarla umarım genç arkadaşlarımıza örnek oluruz ve Türkiye’de bilimin yükselmesine katkı sağlayabiliriz” diye konuştu.
İHA, 03.04.2017



2 - 8 Nisan 2017
KERVANLARIN UĞRAK YERİ ALARAHAN ARTIK TURİSTLERİ AĞIRLIYOR

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan, Selçuklular döneminde ticaretin merkezi olan Antalya'nın Alanya İlçesi'ndeki Alarahan ile buraya gelen kervanların güvenliğini sağlamak için sarp tepeye kurulan Alara Kalesi artık turistlere ev sahipliği yapıyor.

Turizm merkezi Antalya, birçok medeniyetin izlerini taşıyan tarihi ve mimari yapıları bünyesinde barındırıyor.

Roma İmparatorluğu döneminde yapımına başlanan, Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad tarafından 1232'de yeni bölümler eklenen Alara Kalesi ve yakınındaki Alarahan da mimari yapısıyla dikkati çekiyor.

Selçuklular zamanında birçok kervanın uğrak yeri olan, Osmanlı Devleti döneminde medrese olarak kullanılan Alarahan ile Alara Kalesi artık turistleri ağırlıyor.

Otobüslerle geldikleri hanın yanında develere binen turistler, Alara Çayı'nın kenarındaki kaleye ulaşıyor. Bir bölümü karanlık olan tünelden 120 basamakla kaleye çıkan turistler, buradan bölgenin manzarasını izliyor.

Alanya'ya 37 kilometre uzaklıktaki kale ile han, kentte turizmi "deniz, kum, güneş üçgeninden" kurtararak 12 aya yaymayı amaçlayan valiliğin alternatif turizmi geliştirme projeleri kapsamında değerlendiriliyor.

Antalya Valiliği, tanıtım çalışmalarında Alara Kalesi ve Alarahan'a da yer vererek, daha fazla turistin bölgeyi ziyaret etmesini hedefliyor.
Anadolu Ajansı, 06.04.2017

ERZURUM'DA PABLO PICASSO OPERASYONU

İspanyol ressam Pablo Picasso’nun imzasını taşıyan ve Irak Devlet Müzesinden çalındığı tahmin edilen tablo ile parşömen kağıdı üzerine sentezlenmiş Antik Mısır Hiyeroglif resimler bulunan 3 adet malzeme Erzurum'da yakalandı. Tablonun 5 milyon dolar karşılığında satılmaya çalışıldığı tespit edildi.

Edinilen bilgiye göre, Erzurum İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, Pablo Picasso’ya ait tablonun Van'dan Erzurum’a getirilerek satılacağı bilgisini aldı. Bunun üzerine operasyon hazırlıklarını tamamlayan ekipler Erzurum’un Horasan İlçesi'nde A.D., İ.A. ve S.K. isimli şahıslara yönelik operasyon yaptı. Operasyonda İspanyol ressam Pablo Picasso’nun imzasını taşıyan 1939 yılında yapılan 1 adet tablo ve parşömen kağıdı üzerine sentezlenmiş Antik Mısır Hiyeroglif resimleri bulunan 3 adet farklı malzeme ele geçirildi.

IRAK DEVLET MÜZESİ'NDEN ÇALINDI
Irak Devlet Müzesi'nden çalındığı tahmin edilen tablonun ilk incelemede arkasında Pablo Picasso’ya ait olduğuna dair bilgi ve mühürler olduğu, ön yüzünde ise 1939 Picasso imzasının bulunduğu ve yaklaşık 5 milyon dolar karşılığında satılmaya çalışıldığı tespit edildi.

Öte yandan, ele geçirilen tablo ve diğer objeler, Müze Müdürlüğü yetkilileri ve Atatürk Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanlığından da görüş alınarak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu kapsamında olup olmadığının tespiti yapılmak üzere muhafaza altına alındı. Olayla ilgili 3 şahıs gözaltına alınarak, adli makamlara sevk edildi.
Hürriyet, 06.04.2017

MAĞARADA KAÇAK KAZI OPERASYONU

Kırklareli'nin Vize İlçesi'nde turizme kapalı bir mağarada kaçak kazı yapan 4'ü yabancı uyruklu 6 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Kırklareli Jandarma Komutanlığı ekipleri, Balkaya Köyünde ormanlık alanda turizme kapalı bir mağarada kaçak kazı yapıldığı bilgisine ulaştı.

Ekipler, düzenlenen operasyonda ülkeye kaçak yollarla giriş yapan Pakistan uyruklu V.K, T.A, T.C, M.Y. ve E.Ö. ile A.A'yı suçüstü yakaladı.

Şüphelilerin, mağara içerisinde 1 metre 30 santimetre derinliğinde 2 metre genişliğinde bir çukur açtıkları tespit edildi.

Şüphelilerin, açtıkları bir tünelden mağaraya giriş yaptıkları görüldü.

Şüpheliler gözaltına alınırken, kazıda kullanılan malzemelere el konuldu.

Olayla ilgili jandarmanın başlattığı soruşturma sürüyor.
Milliyet, 06.04.2017

YABANCI UYRUKLU İKİ KİŞİ TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞINDAN YAKALANDI

Hatay’da gerçekleştirilen huzur operasyonu kapsamında, şüphe üzerine durdurulan araçta iki adet tarihi heykel ele geçirildi.

Edinilen bilgiye göre, Kırıkhan İlçesi Karadurmuşlu Mahallesine Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından düzenlenen huzur operasyonunda şüphe üzerine durdurulan Suriye plakalı araç içerisine gizlenmiş 2 adet tarihi heykel ele geçirildiği öğrenildi.

Olayla ilgili Mısır ve Suriye vatandaşı 2 kişi gözaltına alındı.
İHA, 06.04.2017

BİR BAŞKA TATE MODERN HİKAYESİ

Brooklyn’deki eski kömür santrali, Herzog & de Meuron tarafından sanat merkezine dönüştürülüyor.



Brooklyn'de Gowanus Kanalı üzerinde yer alan, 1950'lerden beri kullanılmayan yüz yıllık kömür santrali binası, Powerhouse Environmental Arts Foundation tarafından bölgeyi canlandırmak, sanat ve zanaati geliştirmek amacıyla sanatçılar ve tasarımcılar için atölyelerin yer aldığı bir sanat merkezini dönüştürülecek.

Yenilenecek merkezin tasarımı, vakıf tarafından açılan ihaleyi kazanan, daha önce Tate Modern Ek Binası'nın da tasarımını yapmış olan İşviçreli ünlü mimarlık ofisi Herzog & de Meuron'a ait.



"Santral Atölyesi" olarak bilinen, yenilenen mekanda seramik, tekstil ve baskı işleri üretilecek ve sergilenebilecek.

Yenileme projesi kapsamında yapı genişletilecek, türbin salonu yenilenecek ve 2. Dünya Savaşı sırasında yıkılan kazan dairesi yeniden inşa edilecek.



Halk tarafından Batcave ismiyle bilinen bina 1904 yılında inşa edilmiş ve 1950'lere kadar kömür santrali olarak kullanılmış. Şimdilerde ise grafiti sanatçılarına ve gecekondu sakinlerine ev sahipliği yapıyor.

Yapının yenilenmesi ve yeniden işlevlendirilmesinin 2020'de tamamlanması hedefleniyor.
Arkitera, Haber: Ezgi Can Cengiz, 06.04.2017
TOPÇU KIŞLASI İÇİN BİLİRKİŞİ RAPORU

Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nın yeniden yapılmasını öngören projenin iptalini öngören mahkeme kararının Danıştay tarafından bozulmasından sonra talep edilen bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda Gezi Parki ‘cumhuriyetin değer mirası’ olarak tanımlanarak projenin gerçekleşmesi halinde park işlevinin kaybolacağı savunuldu.

Topçu Kışlası’nın yeniden inşasına yönelik İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporunda, Gezi Parkı ‘Cumhuriyet döneminin korunmaya değer mirası’ olarak tanımlanarak, “Osmanlı dönemine ait mekansal temsil gücünün arttırılmasına karşılık, Cumhuriyet dönemi mekanlar referanslarının zayıflatıldığı” tespitinde bulundu. 1940 yılında yıkılan kışlanın yeniden inşasını (ihyası) inceleyen uzmanlar raporda, “Hiçbir replika (taklit) aslının değerinde olamaz, olsa olsa özenmedir, öykünmedir. Mekanın üretildiği zamana, emeğe saygı için özenle ve dikkatle karar almak ve eylemde bulunmak gerekmektedir” ifadelerine yer verdi. Topçu Kışlası’nın yapılması durumunda, Taksim Gezi Parkı’nın yüzde 67 oranında azalacağı ve yaklaşık 430 ağacın zarar göreceği tespiti yapıldı.

ALANLARINDA UZMAN 5 ÖĞRETİM ÜYESİ HAZIRLADI
Taksim Gezi Parkı’na yeniden yapılmak istenen Topçu Kışlası ile ilgili plan iptal kararının Danıştay tarafından bozulmasının ardından bilirkişi raporu hazırlandı. Danıştay 6. Dairesi, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği ‘Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’ne ilişkin 1/5 bin ve 1/bin ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planına yönelik iptal kararını onaylamıştı. İBB'nin karar düzeltme istemini kabul ederek onama kararını bozan Danıştay, yeniden bilirkişi keşfi yapılarak rapor hazırlanmasını talep etmişti. Ortadoğu Teknik, İstanbul, Hacettepe ve 9 Eylül üniversitelerinden, Kentsel Koruma, Kültürel Miras, Orman Mühendisliği, Ulaştırma ve Sanat Tarihi alanlarında profesör ve doçentlerden oluşan 5 uzman, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne sunmak üzere bilirkişi raporu hazırlandı.

“OSMANLI MEKANLARININ TEMSİL GÜCÜ ARTTIRILIRKEN, CUMHURİYET DÖNEMİ MEKANLARI ZAYIFLATILDI”
Bilirkişilerin hazırladığı raporda, Osmanlı dönemine ait mekanların temsil gücünün arttırılmasına karşılık, Cumhuriyet dönemine ait mekanların referanslarının zayıflatıldığı tespitinde bulunuldu. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan yeni sürecin kültürel değerlerinin de korunması ve tarihe aktarılmasının gerekli olduğu vurgulanarak “Cumhuriyet döneminin korunmaya değer mirasının da geleceğe taşınacak bir katman olarak görülmesi gerektiği” belirtildi.

“TAKSİM’İN SİMGELERİ ‘AYRILMAZ BİR BÜTÜN OLARAK’ KORUNMALI”
Bilirkişi raporunda birçok kez, Atatürk Kültür Merkezi, Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı, Taksim Meydanı, tescilli Su Maksemi ve Taksim Gezisi ‘birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak’ ele alınarak, ‘korunması gereken kültürel değerler’ olarak sayıldı. Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı’nın uygulandığı dönemin bayındırlık hareketlerinin bir örneği olduğu belirtilerek, bu mekanlarda yapılacak değişikliklerin ‘toplumsal hafızada yer alan mekansal kodların ve işaretlerin kaybolmasına’ neden olduğu ifade edildi.

“TOPÇU KIŞLASI YAPILIRSA, GEZİ PARKI YÜZDE 67 ORANINDA AZALACAK”
Topçu Kışlası’nın, 1913-1914 haritalarında yer alan ölçüleri avlusuyla birlikte 27 bin 172 metrekare olduğu, bina çevresinin de hesaba katılmasıyla bu alanın 31 bin metrekareye ulaştığı tespit edildi. İstanbul’un kayırlara geçen ilk imar planlarından bu yana Gezi Parkı’nın ‘boş imar parseli’ olmadığı, sosyal donatı alanı olarak kullanıldığı vurgulandı. 1940 yılında yıkılan kışlanın ihyası durumunda, Beyoğlu’ndaki en önemli yeşil alanlardan biri olan Taksim Gezi Parkı’nın yüzde 67 oranında azalacağı ve Gezi Parkı’nda bulunan 563 adet ağaçtan yaklaşık 430 ağacın zarar göreceği belirtildi.

İSTANBUL’DA 7 YILDA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN YEŞİL ALAN MİKTARI 2 KAT AZALMIŞ
Raporda altı çizilen bir diğer konu, İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alanların azlığı oldu. Yeşil alan oranının Batılı çağdaş metropol kentlerin çok gerisinde olduğunu belirten uzmanlar, İstanbul genelinde 2010 yılında 6.05 metrekare olan kişi başına düşen aktif yeşil alan oranının, günümüzde 3.66 metrekareye gerilediği verilerini paylaştı. Beyoğlu İlçesi'nde kişi başına düşen yeşil alan miktarının 1.3 metrekare ortalaması ile İstanbul ortalamasının da altında kaldığını vurguladı.

TAŞINAN AĞAÇLAR KURUDU
Uzmanlar raporda, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan ve ‘taşınmasının sakıncalı olacağının belirtilmesine rağmen’, Sadabad Parkı’na taşınan 66 ağacın yarısında kuruma ve çürüme olduğunu ifade etti. Gezi Parkı’nda ileri yaşlara ulaşmış çam, sedir, çınar, karaağaç, dişbudak, erguvan, sakız gibi ‘korumaya değer’ ağaçların taşınmasının sakıncalı olduğu belirtildi. Topçu Kışlasının yapılması durumunda binanın inşa edileceği ölümde yaşlı ağaçların olduğu, bu nedenle en fazla zarar görecek kısmın yaşlı ağaçların bulunduğu simgesel kısım olacağı vurgulandı.

“HİÇBİR TAKLİT ASLININ DEĞERİNDE OLAMAZ, OLSA OLSA ÖZENMEDİR”
Topçu Kışlası’nı ihyası için hazırlanan imar planı değişikliğinin ‘acele’ şekilde üretildiğini belirten uzmanlar bilirkişi raporunda şu ifadelere yer verdi: “İyi düşünülmemiş bir müdahale yüzlerce, onlarca yılda oluşmuş bir birikimin kolaylıkla yok olmasına neden olabilir. Hiçbir replika (taklit) aslının değerinde olamaz, olsa olsa özenmedir, öykünmedir. Mekanın üretildiği zamana, emeğe saygı için özenle ve dikkatle karar almak ve eylemde bulunmak gerekmektedir”.

“İHYA, YENİ YAPI İNŞA ETMENİN YASAL ARACI HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ”
Yok olmuş tarihi yapıların tescil edilemeyeceğinin belirtildiği raporda, “İhya(Rekonstrüksiyon) uygulamasının, koruma alanlarında yeni yapı inşa etmenin yasal aracı haline dönüştürülmemesi gerektiği, aksi halde kaybedilmiş tüm hakların geriye doğru işletilmesinin gündeme gelebileceği” uyarısında bulunuldu.

Bilirkişi raporu, Taksim yayalaştırma Projesine ilişkin 1/5 bin ve 1/bin ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planı değişikliğinin ‘planlama esasları, koruma ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı’ sonucuna vardı.
Cumhuriyet, 06.04.2017

AYASOFYA İÇİN TARTIŞILAN İDDİA

Mustafa Armağan’ın ‘Ayasofya Entrikaları’ kitabında, Ayasofya’nın müze yapılması için çıkarılan kararnamedeki imzanın sahte olduğu iddia ediliyor. Armağan’a göre kararnamedeki imza, Atatürk’ün imzasına benzemiyor.



Tarihçi Mustafa Armağan, ‘Ayasofya Entrikaları’ başlıklı yeni kitabında tartışma yaratacak iddiaları günde getiriyor.

Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin 1934 tarihli kararnamede Atatürk’e ait imzanın sahte olduğunu öne süren Armağan, kitabında Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinde ABD’li para babalarından Charles Crane, Mildred Barnes Bliss, dönemin ABD Büyükelçisi Joseph Grew ve Amerika Bizans Enstitüsü’nden Thomas Whittemore’un entrikaları olduğuna dair bir takım arşiv belgelerine yer veriyor. 
‘Ziyaretçi artıyor’

Alfa Yayınları’ndan çıkan kitapta Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin ilk tepkinin 20 Mayıs 1935’te Mısır’da yayınlanan El-Risale adlı dergiden geldiği, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde yer alan bir belge ile ortaya konuldu. 

Kitapta, İstanbul’da Rumca çıkan Apoyevmatini Gazetesi’nin 7 Şubat 1935 tarihli sayısında Cumhurbaşkanı Atatürk’ün, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi kararnamesinden 3 ay sonra Ayasofya’yı ziyaret ettiği belirtiliyor. O dönem başka hiçbir gazetede yayınlanmayan haberde şu ifadeler yer alıyor: “Dün Cumhurbaşkanı Kamal Atatürk, beraberindeki heyetle birlikte yeni Ayasofya Müzesi’ni ziyaret etti. Açılışından beri binlerce kişinin ziyaret ettiği müzenin ziyaretçi sayısı gün geçtikçe artıyor. Ayasofya’nin bahçesinde Alman Enstitüsü’nün desteğiyle arkeolojik kazılar devam ediyor. 

‘Kazılar tatmin edici’
Kazıların ilk sonuçlarının oldukça tatmin edici olduğu ifade edilen haber şu sözlerle devam ediyor: “Mermer plakaların yanı sıra, 1398 yaşındaki Ayasofya’nın inşasında kullanılan teknikler ve dönemin mimarisi hakkında bilgi veren yapi kalıntıları da bulundu. Müze yöneticileri daha önce kapalı olan yan kapıyı ana girişe çevirdi. Binadaki büyük yazı levhaları, yapının müzeye çevrilmesi esnasında yerlerinden indirildi. Sadece, daha önce yapının sütunlarını süslemekte olan sekiz metre çapındaki hat levhaları nereye taşınacaklarına henüz karar verilemedigi için yerlerinde bırakıldılar. Bazı levhalar indirildikten sonra, mihrap ve minberin olduğu bölüm şerit çekilerek özel korumaya alındı. Avizeler ve Bizans döneminden kalan, aralarinda heykellerin ve kitabelerin de bulundugu tarihi eserler özel bir odada muhafaza ediliyor. Arkeolojik kazılar tamamlandığı zaman bu eserler de özel olarak sergilenecekler.” 


‘Kararnamelerin sırası şaşmış’
Armağan kitabında; Atatürk’ün de imzası bulunan Ayasofya Kararnamesi’nin sahte olduğuna dair şu tespitlerini sıralıyor...

- Söz konusu Ayasofya Kararnamesi’ndeki imza, Atatürk’ün ne önceki ne de sonraki imzalarına benzemektedir. Nitekim soyadı kanunundan önceki imzasını “Gazi M. Kemal”, sonrakileri ise küçük a ile “K. atatürk” şeklinde atmıştır. Kararnamedeki imzada gördüğümüz ‘atatürk’ün küçük ‘a’sı nasıl büyütülmüş veya kim büyütmüştür?

- ‘K.atatürk’ imzasını tasarlayan Ermeni kaligraf Hagop Vahran Çerçiyan tarafından teklif edilen diğer imzalar dahil, Atatürk’ün bu kararnamedeki gibi bir imzası bulunmamaktadır. İmzadaki çıplak gözle dahi fark edilebilecek bariz farklılık ise kararnameyi hukuken geçersiz kılabilecek gerekçelerden sadece biridir.

- Kararnamelerin sıra numarası takip ederek yayımlanması gerekirken burada sırası da şaşırılmıştır. Üzerinde 1589 sıra numarası yazılıdır. Halbuki iki gün önce, 22 Kasım 1934 tarihinde çıkarılan bir önceki kararnamenin sıra numarası bundan önce olması gerekirken 1590 ila 1606 arasındadır. Oysaki bundan sonra çıkarıldığına göre kararname numarasının 1606 sayısını takip eden bir sayı olması gerekirdi.
Milliyet, Haber: Mert İnan, 06.04.2017
KAÇAK KAZI YAPANLAR SUÇÜSTÜ YAKALANDI

Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Silifke'de kaçak kazı yapan 3 kişiyi suçüstü yakaladı.

Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Silifke İlçesine bağlı Narlıkuyu-Sömek mahalleleri, kale mevkinde izinsiz kazı yapıldığını tespit etti.

Bunun üzerine operasyon düzenleyen ekipler, 3 kişiyi suçüstü yakaladı. Ekipler, şahıslarla birlikte 2 kilogram anfo, 6 kapsül fünye, 1 adet dedektör, 1 delici, 2 delici ucu, 1 uzatma kablosu, 1 kazma, 1 kürek, 1 manevela, 2 litre motorin ve 1 çekme halatı ele geçirdi. Olayda göz altına şahıslar Cumhuriyet Savcısının talimatı ile ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

Öte yandan şahısların bağlantılı olduğu ve patlayıcı maddeleri temin ettikleri 2 kişiye yönelik de operasyon düzenlendi.

Erdemli İlçesi'nde gerçekleştirilen operasyonda 2 kişi göz altına alınırken, şahısların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 8 kilo 235 gram kahverengi gübre, 390 gram sodyum, 1 kilo 625 gram amonyum nitrat, 10 kilo 410 gram anfo, 30 gram dinamit lokumu ele geçirildi.

Gözaltına alınan 2 kişi, jandarmadaki ifadelerinin arından Cumhuriyet Savcısının talimatı ile serbest bırakıldı.
Tarsus Haber, 06.04.2017

KILIÇ ALİ PAŞA HAMAMI RESTORASYONU EUROPA NOSTRA ÖDÜLÜ'NE LAYIK GÖRÜLDÜ

2017 Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü / Europa Nostra Ödülü'nün kazananlarını açıklandı. İstanbul'daki Kılıç Ali Paşa Hamamı'da "koruma" kategorisinde ödül alan projelerden oldu.

Ödüllerle beraber, 18 ülkeden, ödül kazanmaya layık görülen 29 katılımcının koruma, araştırma, özel hizmet, eğitim-öğretim ve farkındalık artırma alanlarındaki kayda değer başarıları tanınmış oldu. Süreç boyunca, bağımsız uzmanlardan oluşan uzman jüri tarafından, 39 ülkeden kurumlar ve bireyler tarafından sunulmuş olan toplamda 202 başvuruyu incelendi.

Bu sene "koruma" kategorisinde ödül alan projeler arasında Türkiye'den Kılıç Ali Paşa Hamamı da yer aldı.

Avrupa Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor'dan sorumlu Konseyi Üyesi Tibor Navracsics ödülle ilgili yaptığı açıklamada:

"Tüm kazananları tebrik ediyorum. Kazananların başarıları Avrupalılar'ın kültürel mirasının korunmasına ve güvence altına alınmasına ne kadar bağlı olduklarını bir kez daha göstermektedir. Projeler, kültürel mirasın hayatımızdaki ve toplumdaki önemli rolünün altını çizmektedir. Özellikle bugün, Avrupa'nın yüzleştiği birçok toplumsal zorluklarla birlikte, kültür ortak tarihimize ve değerlerimize dair farkındalığı artırmakta yardımcı olmakta, hoşgörüyü, ortak anlayışı ve sosyal katkıyı yükseltmek açısından hayati bir öneme sahiptir. 2018 Avrupa Kültürel Mirası Yılı'nda, Avrupalılar olarak bizi bir arada tutan değerlere –ortak tarihimiz, kültürümüz ve kültürel mirasımıza odaklanmak için mükemmel bir fırsat olacaktır. Avrupa Konseyi, bu ödülü ve diğer kültürel miras projelerini Yaratıcı Avrupa Programı bünyesinde desteklemeye devam edecektir." sözlerini kullandı.

2017'nin kazananlar listesi:

Koruma Kategorisi

▪ Stari Brod'da bulunan St. Martin Şapeli, Sisak yakınında, HIRVATİSTAN
▪ Baroque Kompleksi ve Kuks Bahçeleri, Hradec Králové Bölgesi, ÇEK CUMHURİYETİ
▪ Karthaia Antik Kenti, Kea Adası, YUNANİSTAN
▪ Rodos'ta bulunan Grand Master's Sarayı Burcu, YUNANİSTAN
▪ Roma'da bulunan Beyaz Piramit, ITALYA
▪ Filefjell karşısında bulunan King's Yolu, NORVEÇ
▪ Clérigos' Kilisesi ve Porto Kulesi, PORTEKİZ
▪ Blaj'da bulunan Kültür Sarayı, Transylvania Bölgesi, ROMANYA
▪ Cap Enderrocat Kalesi, Mallorca, İSPANYA
▪ Burgos'ta bulunan San Juan Manastırı Kalıntıları Çatısı, İSPANYA
▪ Cromford Mills: Bina: 17, Derbyshire, BİRLEŞİK KRALLIK

Araştırma Kategorisi

▪ Rode Altar Panosu Araştırma ve Koruma Projesi, Tallinn, ESTONYA
▪ 'Carnival King of Europe', San Michele all'Adige, İTALYA
▪ 'Piranesi Müzesi', Milano, İTALYA
▪ Bosch Araştırma ve Koruma Projesi, 's-Hertogenbosch, HOLLANDA

Özel Hizmet Kategorisi

▪ Mr. Ferdinand Meder, Zagreb, HIRVATİSTAN
▪ Mr. Jim Callery, Roscommon Şehri, İRLANDA
▪ The Norwegian Lighthouse Topluluğu, NORVEÇ
▪ Mr. Zoltán Kallós, Transylvania Bölgesi, ROMANYA

Eğitim, Öğretim ve Farkındalık Artırma Kategorisi

▪ Erfgoedplus: Online Kültürel Miras Platformu, Hasselt, BELÇİKA
▪ Görsel Sanatlar ve Araştırma Merkezi, Lefkoşa, KIBRIS
▪ Çek Kültürel Mirası için Eğitim Programı, Telc, Vysočina Bölgesi, ÇEK CUMHURİYETİ
▪ Paavo Nurmi Mirası Projesi, Turku, FİNLANDİYA
▪ Gürcistan Kültürel Miras Zanaatkarlar İnisiyatifi, Tiblis, Gürcistan
▪ Kültürel Miras ve Bariyersiz Ulaşılabilirlik Projesi, Berlin, ALMANYA
▪ ilCartastorie: Arşivlerin Anlattığı Hikayeler, Napoli, İTALYA
▪ Yahudi Kültürel Mirası: Eğitim Programı, Varşova, POLANYA
▪ İleri Derecede Uzman, Tarihi Yapıların Bina Analizi ve Tarihi Yapı İnşaaları, Guimarães'de yönetilen Avrupa programı, PORTEKİZ
▪ SAMPHIRE: Batı İskoçya'da Denizle ilgili Tarihi Miras Projesi, BİRLEŞİK KRALLIK

Birer adet Europa Nostra Ödülü ise AB Yaratıcı Avrupa programında yer almayan iki Avrupa ülkesine önemli tarihi miras projeleri için verilmiştir.

Koruma Kategorisi: İstanbul'da bulunan Kılıç Ali Paşa Hamamı, TÜRKİYE
Araştırma Kategorisi: Philippe Stern'in Kronometre Koleksiyonu, Cenevre, İSVİÇRE

Ödülle İlgili:
Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü / Europa Nostra Awards, 2002 senesinde Avrupa Komisyonu tarafından başlatıldı ve o günden itibaren Europa Nostra tarafından yürütülmekte. Ödül, kültürel mirasın koruması, araştırılması, yönetilmesi, özel hizmet, eğitim-öğretim ve farkındalık konularındaki başarılı örnekleri tanıyıp teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu yolla, Avrupa ekonomisi ve topluluğunun önemli kaynaklarından olan kültürel mirasın, daha geniş çapta tanınırlığa kavuşmasına yardımcı oluyor. Ödül Avrupa Birliği'nin AB Yaratıcı Avrupa programı tarfından destekleniyor.

Arkitera, Haber: Burcu Bilgiç, 05.04.2017

DÜNYANIN EN ESKİ KÜTÜPHANESİ YENİDEN AÇILIYOR

Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en eski kütüphanesi sayılan Fas’ın Fes kentindeki al-Qarawiyyin Universitesi Kütüphanesi köklü restorasyon çalışmasının ardından kapılarını ziyaretçilere açmaya hazırlanıyor.



Fatima el-Fihri adındaki, Fas kentinden bir kadın tarafından 859 yılında kurulan kütüphane erken dönem islami eserlerin korunduğu bir yer olarak tanınıyor.

CNN Internatıonal’ın haberine göre kütüphanede 800 yıllarından kalma Kuran’ı Kerim, 900 yıllarından kalma Hz.Muhammed’in yaşamını anlatan eserler ile bilimsel ve tıbbi kitaplar da bulunuyor.

Yanındaki cami çatısından akan yağmur sularının tahribatına uğradığı belirlenen kütüphane son beş yıldır köklü bir restorasyona tabi tutulmuştu.

Mimar Aziza Chaouni ve ekibinin yürüttüğü restorasyon çalışmalarında tesisat ve aydınlatma sistemlerinin yenilenip, yeni klima sisteminin kurulmasının yanında binanın sembolü olan yeşil çatısının da tümüyle yenilendiği belirtiliyor.

Kütüphanedeki yazılı eserlerin çok eski ve ele alınıp okunmasıyla kolayca zarar görebileceğini belirten kütüphaneye sahip olan üniversitenin kültür ve dil profesörü Moha Ennaji eselerin restorasyonu ve dijitailize edilmesi amacıyla yüksek teknolojik laboratuar da kurulacağını belirterek ‘‘Üniversite yönetimi eserlerin gelecekteki kullanımlarını garanti altına almak amacıyla taranarak dijitalize edilmesi kararını aldı.’’ dedi.
Yapı, 05.04.2017

MISIR'DA 3 BİN 700 YILLIK PİRAMİTİN KALINTILARI BULUNDU



Kazılarda piramidin içine giden bir koridor bulundu

Mısır Eski Eserler Bakanlığı, ülkede 3 bin 700 yıllık piramit kalıntıları bulunduğunu açıkladı.

Başkent Kahire'nin güneyindeki Daşur nekropolis bölgesinde yapılan kazılarda piramidin içine doğru giden bir koridor ve üzerinde 10 satır hiyeroglif yazısı bulunan bir taş blok bulundu.

Bakanlık, kalıntıların iyi durumda olduğunu ve kazı çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

Kazının başlangıç aşamasında olması nedeniyle piramidin boyutları henüz açığa çıkarılmış değil.



Kaymaktaşından yapılmış blokta 10 satır hiyeroglif yazısı var

Piramidin 13 Hanedanlık Dönemi'nden kaldığı düşünülüyor.

Daşur bölgesi, Kral Sneferu'nun 4 bin 600 yıl önce 104 metre yüksekliğindeki ilk gerçek anlamdaki piramidi inşa ettirdiği bölge olarak biliniyor.

Sneferu'nun halefi oğlu Khufu, Giza'da 138 metre yüksekliğindeki Büyük Piramit'i inşa ettirmişti.
BBC Türkçe, 04.04.2017

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NİN TARİHİ BİNASINA ASANSÖR İNŞAATI

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin, koruma kanunu kapsamında tescilli tarihi binasına asansör yapılıyor! İlgili kurullardan izin alınıp alınmadığı belli olmayan asansör inşaatı, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin tepkisini çekti. Sac panellerin kaynak makinesiyle tutturulduğu merdiven tırabzanlarından, fakültenin tarihine ismini yazdırmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Tahsin Yücel gibi isimlerin izlerinin silinmesi an meselesi...

II. Ulusal Mimarlık Döneminin önde gelen temsilcileri Mimar Sedat Hakkı Eldem ve Emin Onat’ın anıtsal yapısı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binasında yapımına başlanan asansör projesi, binanın özgün yapısını bozacağı ve taşıdığı tarihsel-kültürel mirasa zarar vereceği endişesiyle hem öğrencilerin, hem de öğretim görevlilerinin tepkisini çekiyor.



ÖZGÜN MİMARİ ÖZELLİKLERİNİ KAYBEDECEK!
Yıllar içerisinde maruz kaldığı özensiz ve gelişigüzel müdahalelerle can çekişen Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden İstanbul Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi binası geri döndürülemeyecek bir asansör projesiyle özgün mimari özelliklerini tamamen kaybetme tehlikesi yaşıyor.

Sanat Tarihi, Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım, Coğrafya, Sosyoloji ve Antropoloji bölümlerinin yer aldığı bina kanadının merdiven boşluğuna yük ve sedye taşınması amacıyla bir asansör yapılmaya başlandı. Öğrenciler ve öğretim görevlileri, tarihi binaya yapılacak asansör projesini merdiven korkuluklarına dikilen saç levhalardan ve işe başlayan işçilerden öğrendi.



TANPINAR'IN, KARASU'NUN, YÜCEL'İN İZLERİ SİLİNECEK!
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tescilli olan binada öğrencilerin vize sınavları haftasında alelacele gerçekleştirilmeye başlayan inşaat faaliyetine ilişkin ilgili kurullardan izin alındığı yönünde bir bilgi bulunmuyor.

Sac panellerin kaynak makinesiyle tutturulduğu merdiven tırabzanlarından, fakültenin tarihine ismini yazdırmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Tahsin Yücel gibi edebiyatçı ve sosyal bilimcilerin izlerinin silinmesi an meselesi...

     
Sol Haber, 04.04.2017
BANKSY DEŞİFRE Mİ OLDU?

Banksy lakaplı dünyaca ünlü İngiliz muhalif grafiti sanatçısının İsrail’de çalışırken görüntülendiği ve kimliğinin deşifre olduğu iddia ediliyor. Bugüne kadar kimliğini gizli tutarak imza attığı işlerle adeta efsane olan Banksy, dünyanın çeşitli bölgelerindeki grafiti’lerinin yanı sıra 10 yılı aşkın süredir gizlemeyi başardığı kimliği ile de adından sıkça söz ettiriyor. Sosyal medyada son günlerde hızla yayılan bir videoda, Banksy olduğu iddia edilen kişi yeni bir grafiti üzerinde çalışırken görülüyor ve görüntülendiğini farkedince bunu engellemeye çalışıyor.
Vatan, 04.04.2017
ÇORUM'DA 48 PARÇA TARİHİ ESER ELE GEÇİRİLDİ

Çorum'da jandarma ekiplerince yapılan operasyonda 48 parça tarihi eser ele geçirildi.

Bir istihbaratı değerlendiren İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Mecitözü İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, kent merkezi ve Mecitözü İlçesi'nde İ.B, Y.D. ve Ş.B'nin elinde bulunan tarihi eserleri satmak için müşteri aradıkları bilgisine ulaştı.

Ekiplerce düzenlenen operasyonda yakalanan şüphelilerden, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait olduğu değerlendirilen 23 bronz sikke, 1 gümüş sikke, 1 gümüş pazubent, 1 gümüş levha, 2 diadem altın, 1 altın kolye, 4 altın bilezik, 1 altın kolye ucu, 4 altın yüzük, 9 çift altın küpe ve 1 çift altın küpe sarkacı olmak üzere 48 parça tarihi eser ele geçirildi.

El konulan eserler, Çorum Müze Müdürlüğüne teslim edildi.

Gözaltına alınan 3 kişi, adli makamlarca serbest bırakıldı.
Trt Haber, 03.04.2017

ÇALINAN TABLOLAR MÜZEDE SERGİLENECEK



Ankara'da Resim ve Heykel Müzesi'nden çalışan tablolardan bazılarının iadesi yapıldı. Bir galeri sahibinin iade ettiği tablolar, Mehmet Ali Laga’nın peyzaj, İbrahim Çallı ve Nazmi Ziya Güran’ın manzara eserlerinden oluşuyor. Müzeden toplam 102 tablonun çalındığını, bunlardan 63’ünün daha önce bulunduğunu belirten yetkililer, son 3 tabloyla birlikte bulunan eser sayısının 66’ya ulaştığını söyledi. Yuvaya dönen eserler önümüzdeki günlerde Resim Heykel Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak. Bu tablolar, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Feyhaman Duran, Mehmet Ali Laga, Hüseyin Zekai Paşa, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, Sami Yetik, Hasan Vecih Bereketoğlu, Namık İsmail, Şevket Dağ, Hasan Tahsin, Halil Paşa, Şeref Akdik, Şefik Bursalı, Arif Kaptan, Ruhi, İsmail Hakkı, Refik Epikman, Ali Avni Çelebi, Süleyman Seyit, Nazmi Ziya Güran’ın eserlerinden oluşuyor.
Habertürk, 03.04.2017
SELİMİYE DİJİTAL ORTAMA AKTARILIYOR

Selimiye Camisi 3 boyutlu modelleme ile dijital ortama aktarılıyor.

Mimar Sinan'ın 1575 yılında inşa ettiği Türk - İslam mimarisinin zirvesi sayılan Selimiye Camisi'nde modelleme çalışması başladı.

Çalışmayı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim elemanları yürütüyor. Caminin dış cephesinden nivo ve mira adı verilen ölçüm aletlerinin yanı sıra insansız hava aracının da kullanıldığı çalışma 2 aya kadar tamamlanacak.

Proje iki aya hazır
Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışma sayesinde dijital ortama aktarılan Selimiye Camisi'nin sanal ortamdan da ziyaret edilebileceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesindeki Vakıf Kültür Varlıklarını Koruma, Uygulama ve Araştırma Merkezi (KURAM) tarafından bölge müdürlüğümüz talebiyle, Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'nin gerçek yapı üzerinden çekilmiş fotoğraflarından faydalanarak ileri fotogrametrik yöntemlerle 3 boyutlu (3D) modeli hazırlanmaya başlandı. Selimiye Camisi için bir ilk niteliğinde olan bu çalışma kapsamında, KURAM teknik ekibi camide ölçümler yaptı ve yapının gerçek bir modelini hazırlamak üzere ileri teknikler kullanarak fotoğraflar çekti.

Uzmanlar tarafından yapılan ölçümler ve tekniğine uygun çekilen fotoğrafların yanı sıra insansız hava aracı (drone) ile havadan ve cephelerden kalibre edilmiş kameralarla caminin ayrıntılı fotoğrafları çekildi. Böylece kalibre edilmiş fotoğraf ve ölçülerden yararlanılarak dünya mirası Selimiye Cami'sinin gerçek görüntülerinden oluşan gerçek ölçeğinde 3D modeli hazırlanacak. Bu fotoğraflar ve ölçüler 3 D modelleme programı vasıtasıyla dijital olarak modellenecek. Caminin gerçek görüntülerinden oluşan ve bir anlamda fotogramektrik rölöve olan bu üç boyutlu gerçek ölçekli model, caminin tanıtılması, korunması ve geleceğe güvenle aktarılması açısından önemli ve bir ilk niteliğinde veri teşkil edecektir."

Güneren, 3 boyutlu modellemenin bölge müdürlüğünün internet sayfasında da yayınlanacağını belirterek, bu sayede dijital olarak ziyaretçilerin caminin tüm cephelerine bakabileceğini kaydetti.

Bu yıl restorasyona girecek
İnanç turizmi kapsamında yerli pek çok ziyaretçiyi ağırlayan Selimiye Camisi, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer almasıyla yabancı turistlerin de ilgisini çekiyor.

Geçen yılki rakamlara göre camiyi 1 buçuk milyon kişi ziyaret etti.

Bu arada cami, kapsamlı restorasyondan geçirilecek. Rölöve projesi Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca onaylanan, restitüsyon ve restorasyon projeleri de tamamlanan camide sonbahar aylarında çalışma yürütülecek.

Cami bu süreçte ibadet ve ziyarete kapatılmayacak.
Anadolu Ajansı, Haber: Salih Baran, 03.04.2017

EGE'NİN ESKİ TAŞ EVLERİ ALTIN DEĞERİNDE

İzmir'in denize yakın köylerinde gayrimenkul ilgisinin artması fiyatların katlanmasına neden oldu, köylerde oturulamaz durumdaki taş evler dahi 300 bin lira ile 750 bin lira arasında fiyatlarla satışa sunuluyor.

İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Güleroğlu "Dışarıdan bakıldığında harap bir ev gibi görünse de restore edilirse çok daha yüksek fiyatlara satabiliyoruz" dedi.

Büyük kentlerin yorucu ve stresli hayatından kaçarak emekliliklerini sakin Ege köylerinde geçirmek isteyenlerin gayrimenkul talebindeki hızlı artış, İzmir'in denize yakın köylerindeki oturulamaz durumdaki evleri, lüks dairelerle yarışır hale getirdi.

Ilıman iklimi, temiz havası, trafik sorunu olmaması, ulaşım, sağlık ve eğitim altyapısının gelişmiş olması dolayısıyla sakin bir yaşam isteyenlerin tercih ettiği İzmir kırsalı, gayrimenkul sektöründeki yükselişiyle dikkati çekiyor.

İstanbul-İzmir arasında yapımı devam eden otoyolun iki kent arasındaki mesafeyi 3,5 saate indirecek olması Urla, Seferihisar, Çeşme ve Menderes ilçelerinde denize yakın köylerdeki emlak ve arsa fiyatlarını hızla arttırıyor.

Özellikle taş ev tercihi nedeniyle bu köylerde bir süre öncesine kadar sahiplerinin kaderine terk ettiği taş binalar, 300 bin liradan başlayan fiyatlarla alıcısını bekliyor.

İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbullu yatırımcının özellikle Urla ve Çeşme'deki gayrimenkullerle ilgilendiğini, müteahhitlik firmalarının iki ilçede çok sayıda yeni projeye başladığını ifade etti.

Fiyatların halen İstanbul'a göre ucuz olmasının, talebi canlı tuttuğunu aktaran Güleroğlu, taş evleriyle ünlü Alaçatı'nın bir turizm markası haline gelmesi sonrası İzmir genelinde taş ev modasının başladığına dikkati çekti.

Bugüne kadar değer biçilmeyen oturulamaz durumdaki taş evlerin artık yüksek fiyatlarla satışa çıktığını anlatan Güleroğlu, şehir merkezinde site içinde lüks daire fiyatına Urla'nın köylerinde sadece duvarları olan taş evlerin satıldığını söyledi.

Urla merkezinde geçirdiği yangından sonra uzun süredir oturulamaz durumdaki iki katlı bahçeli bir taş ev için 750 bin lira, Gülbahçe ve Barbaros köylerinde sadece duvarları ayakta olan binalar için 300 bin lira istendiğini dile getiren Güleroğlu, "Dışarıdan bakıldığında harap bir ev gibi görünse de aslına uygun bir şekilde restore edilirse çok daha yüksek fiyatlara satabiliyoruz. Restore edilen taş evler 1,5 ile 2 milyon lira arasında. İlçedeki bazı lokasyonlarda 4 milyon liraya kadar bu şekilde gayrimenkul bulunabiliyor." dedi.

OTOYOL VE KÖRFEZ GEÇİŞ PROJELERİ
İnsanların artık kalabalık şehirlerden bıktığını, İstanbul-İzmir otoyolu bağlantısının kurulmasının onlara bir fırsat oluşturduğuna işaret eden Güleroğlu, özellikle emekliliği yaklaşan vatandaşların toprakla uğraşabilecekleri, denize yakın olan arazileri tercih ettiğini kaydetti.

İzmir kıyılarının önemli bölümünün doğal ve arkeolojik sit vasfıyla korunduğunu, talebi karşılayabilecek oranda gayrimenkul bulunmadığını anlatan Güleroğlu, bu nedenle özellikle otoyola yakın bölgelerdeki fiyatların hızlı arttığına işaret etti.

İzmir genelinde gayrimenkul yatırımları için imarlı arazi bulmakta sıkıntı yaşandığını, yüksek katlı yapılaşmada çiğli, müstakil yapılarda ise Urla'nın öne çıktığını anlatan Güleroğlu, İzmir Körfez Geçişi projesinin hayata geçmesinin de gayrimenkul fiyatları etkileyeceğini savundu.

"FİYATLAR ARTACAK BEKLENTİSİ"
Urla'da 15 yıldır emlak danışmanlığı yapan Yeşim Yılmaz ise Karaburun Yarımadası'nın Türkiye'de gayrimenkul fiyatları en hızlı artan bölgeler arasında yer aldığını söyledi.

Müşterilerinin büyük bölümünün İstanbul'dan geldiğini, arazi ve evlerle ilgilenenlerin önemli bölümünün alım yaptığını anlatan Yılmaz, gayrimenkul sahiplerinin "fiyatlar daha da artacak" beklentisine girdiğini, bunun spekülatif etki yarattığını ifade etti.
Milliyet, 03.04.2017

ESKİ GÜMÜŞHANE'DE TURİZM İÇİN KÜLTÜREL MİRAS TALAN EDİLİYOR

Kentsel ve Doğal Sit Alanı olan, tarihi 6 kilise, 6 cami, 5 hamam ve konakları barındıran Eski Gümüşhane’de (Süleymaniye Mahallesi) kültürel doku turizm için talan ediliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın henüz onaylamadığı imar planı değişikliğine göre yapılan inşaat faaliyetlerine, tarihi ve doğal dokuyu göz ardı ettiği gerekçesiyle de bölge sakinleri tepkili.

Bölgenin ana akslarında başlanan yol inşaatıyla 2-3-4 metre genişliğindeki yollar 7 metre genişliğine çıkarılmış, onlarca tarihi istinat duvarı ve yapı kalıntısı da yıkılmış durumda. Planla birlikte yapılması gereken tescil çalışmaları ise henüz yapılmadı. Böylece korunması gerekli 50’ye yakın yapı da imar planı değişikliğiyle tehdit altında bulunuyor.

Bölgedeki ikinci saldırı
Bölgede 2015 kışında, imar planına göre yapılan ilk yol çalışmasında yerleşimin girişine kadar yapılan 7-10 m genişliğindeki yol, heyelana sebep olmuş, yerleşimin bir kısmının coğrafyası tamamen değişmiş, tarihi kilise, hamam ve minare heyelan tehdidi altına girmiş, 10-15 m yüksekliğinde beton ve taş duvarlarla yerleşime ilk hançer vurulmuştu. Oluşan kamuoyu duyarlılığı, sosyal medyadaki tepkiler ve ulusal medyada yapılan haberler sonucu bu yol inşaatı durdurulabilmişti.
Birgün, 03.04.2017

İNŞAAT KAZISINDA ROMA DÖNEMİNE AİT MEZARLAR ÇIKTI



İzmit'te, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSU) yeni hizmet binasının temel kazısı sırasında Roma dönemine ait mezarlar çıktı.



Müze Müdürlüğü görevlileri, inşaat çalışmaları durdurulan kazı alanında inceleme bulundu. İzmit Serdar Mahallesi İSU Genel Müdürlüğü binasının yıkım ve kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait olduğu düşünülen 3 lahit çıktı. Görevliler, Müze Müdürlüğü'nü arayarak tarihi eserler hakkında bilgilendirdi. Müze Müdürlüğü görevlileri inşaat sahasında çalışmaları durdurdu. Görevliler inceleme başlatılırken, ilk belirlemelere göre 3  lahit mezarın Roma dönemine ait olduğu belirtildi.

 


Milliyet, 02.04.2017


******


KOCAELİ'DE ROMA DÖNEMİNE AİT BULUNAN LAHİT MEZAR SAYISI 5 OLDU

Kocaeli'nin İzmit İlçesi'nde, İSU Genel Müdürlüğü inşaat alanında yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunan ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen lahit mezar sayısı 5'e yükseldi.

Alınan bilgiye göre, dün Serdar Mahallesi'ndeki İSU Genel Müdürlüğü binası alanında inşaat için başlatılan temel kazıları sırasında 3 lahit mezara rastlanılması üzerine Kocaeli Müze Müdürlüğü görevlileri harekete geçti.

Söz konusu alanda arkeolojik çalışmalara başlayan Müze Müdürlüğü görevlileri, 2 lahit mezara daha ulaştı.

Roma döneminde yaşayan orta sınıf üstü insanlara ait olduğu tahmin edilen mezarlar, çalışmaların tamamlanmasının ardından müzeye taşınacak.

Kocaeli Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zanburkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şu anda bölgede çalışmaların devam ettiğini belirterek, "Lahit sayısı şu anda 5 oldu. İstanbul yönüne doğru 2 lahit daha bulundu. Lahitlerde yapılan ilk incelemelere göre, aralarında çocuk mezarları da var. Diğer mezarlardan boyut olarak daha küçük. Alanda çalışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

İzmit İlçesi Serdar Mahallesi'ndeki İSU Genel Müdürlüğü binası alanında inşaat için başlatılan temel kazıları sırasında dün 3 lahit mezar bulunmuştu.
Yeni Şafak, 03.04.2017

BU TABLO KAÇA SATILDI

Sanatçı Andy Warhol tarafından yapılan ve Çin'de tartışmalara neden olan Mao Zedung portresi, Pazar günü Sotheby's adlı müzayede şirketi tarafından Hong Kong'da 12.7 milyon dolara satıldı.

BBC'de yer alan haberde, portrenin ismini vermeyen Asyalı bir koleksiyoner tarafından satın alındığı bildirildi. 

Warhol'un Mao portresine 2013 yılında Çin'de gerçekleşen Warhol sergisinde yer verilmemişti. Çinli yetkililer, "Mao'nun tasvirini koruma" amacıyla aynı portrenin Çin'de sergilenmesini yasaklamıştı. 

İşte 12.7 milyon dolara satılan o tablo:


Odatv, 02.04.2017
YENİ CAMİ'DE MÜTHİŞ BULUŞ: SU İÇİNDE 354 YILDIR ÇÜRÜMEMİŞ

İstanbul’un simgesi 354 yıllık Yeni Cami’nin restorasyonu tüm hızıyla devam ediyor. Etrafı vatandaşların güvenliği için saç ile kaplanan camide, mimarlar ve uzmanlar restorasyon çalışmalarını yürütürken bir taraftan da özel olarak hazırlanan bölümde vatandaşlar ibadet ediyor. İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne atanan Mürsel Sarı restorasyon çalışmasını anlattı.

AKŞAM’a konuşan İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne atanan Mürsel Sarı, “Ana kubbedeki kurşun örtüyü kaldırdık. Tamamına bakıldı. Herhangi bir çatlak çıkmadı bu sevindirici bir durum. Bir de zeminde jeoradarla taramalar yaptık. Caminin altının bir bölümünde su var. Ecdat eseri ahşap direkler üzerinde oturtarak statiği sağlamış. Aradan geçen onca uzun yıla rağmen ahşap direklerde herhangi bir çürümenin olmadığı tespit edildi. Bu da bize çok sevindirici bir haber oldu” diye konuştu. 

2018’DE TAMAMLANMASI ÖNGÖRÜLÜYOR
Yeni Cami İstanbul’un çok merkezi bir konumda yer alıyor. İstanbul’a siluetini veren yegane eserlerden bir tanesidir. İstanbul’a gelip de Yeni Cami'yi ziyaret etmeyen nadirdir. Pek çok filmlere konu olmuştur. Restorasyonuna 2016’nın Nisan ayında başladık. Toplam 800 gün süremiz var. Bu da takriben 2018’in Haziran ayına tekabül ediyor. 

Eski eserlerde bu sürelere sadık kalmak biraz zor. Restorasyon sırasında beklemediğiniz durumların çıkması kuvvetle muhtemeldir. Böyle durumlar ortaya çıktığında hem parasal anlamda harcamalar artabilir hem de yeni projelendirme de gerekebilir. 

TARİHİNDEKİ EN KAPSAMLI RESTORASYON 
Yeni Cami ya da Valide Sultan Cami, İstanbul'da 1597 yılında Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle temeli atılan ve 1665'te zamanın padişahı IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan'ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir. O yıldan günümüze 354 yıl geçti.  Cami daha önce de restorasyon gördü. Ancak bizim yaptığımız restorasyon caminin tarihindeki en geniş kapsamlı restorasyon diyebilirim. 

İBADET SÜRÜYOR 
Burada insan ve araç sirkülasyonu çok fazla. Dolayısıyla şantiye ortamını güvenlik nedeniyle kapattık. Etrafını saçlarla kapattık. Restorasyon devam ederken insanlar ibadetlerini de gerçekleştirebilmeleri için de bazı değişiklikler yaptık. Caminin alt tarafında konforu yüksek bir ibadet mekanı oluşturduk. Bunu oluşturmak içinde yaklaşık 5 metre yüksekliğinde zemin ile kubbe arasında platform oluşturduk. Sese ve toza karşı da yalıtım da yapıldı. 

KUBBEDE ÇATLAMA YOK 
Restorasyon çalışmalarına caminin kubbesindeki kurşunların sökümüyle başlandı. Gerçekten sevindirici bir durum kurşunun altını kaldırınca gördük ki onun altında toprak çamur sıvalar var. Ana kubbede herhangi bir çatlak çıkmadı. Onları toparladıktan sonra gerekli çamurunu sıvasını yaparak kurşun örtüsünü kaplayarak ana mekanı tamamladık. Şimdi kubbeden aşağıya doğru iniyoruz. Çinilerin rölevelereni alıyoruz. Yıpranan bozulan ya da tamamlanması gereken yerler varsa oraları. Yeni Cami'nin restorasyonunu yaparken bilim kurullarıyla çalışıyoruz. Her bir eserimizde konusunda uzmanlar çini uzmanları, statikçi hocalarımız var. Onların yönlendirmeleriyle yapıyoruz. Ana kubbede sıva raspaları yapacağız. Mevcut kalem işlerinden daha önceki dönemlere ait işlemeler orijinal bir kalem işi bulursak ki genelde hocalarımız çıkabiliyor diyor. Çıkarsa orijinallerini baz alarak ortaya çıkaracağız. 

CAMİNİN RÖNTGENİ ÇEKİLDİ 
Minarede ve dış cephede bazı kayıplar var. Trafik yoğunluğundan dolayı onların temizlikleri yine kapıların tamiratı altın varakla kaplanması da önemli bir husus. 23 tane duvar üzerine çeşitli reflektörler kurduk. Bu reflektörleri belirli aralıklarla okuyoruz. Şu ana kadar 4 defe okuma yaptık. Çok şükür devasa yapıda bir kayma yok. Artı zemini de son teknoloji jeoradarlarla taradık, yaptık. Bir nevi yapının röntgenini çektik. Bunlarda da tabii belli bir mesafeden sonra altı su çıkıyor karşımıza. Ecdat camiyi ahşap direklerin üzerine oturtturmuş. Bu ahşapların bir kısmı da yine suyun içinde bulunuyor. Caminin statiğini öyle kurmuşlar. Aradan geçen 354 yılda, direklerde herhangi bir çürümenin olmadığını tespit etti. Jeoradar çalışmalarımız devam ediyor. Şu ana kadar görünen herhangi bir sıkıntı yok. 

ÇİMENTO KULLANILMIŞ 
Geçmişte gerek bilgisizlik gerekse maddi açıdan eski eserlerde çimento uygulaması yapılmış. Çimentonun içinde yoğun tuz vardır. Bu nedenle eski esere sokulmaması gereken bir malzemedir. Maalesef geçmiş dönemde bunlar yapılmış. Şimdi biz çimentodan eseri arındırıyoruz yerine de Horosan sıva uyguluyoruz.

Akşam, Haber: Bülent Şanlıkan, 02.04.2017

TARİHİ FRANSIZ HASTANESİNİN ÇİNKO KAPLI UZANTISIYLA SERGİ MEKANINA DÖNÜŞÜMÜ

Paris merkezli ofis JUNG Architectures çinko ile kaplı bir uzantı eklediği eski Fransız hastanesini, şarap tadımı için kullanılabilecek sergi mekanına dönüştürdü.

Fransa'nın Burgonya bölgesinde bulunan Léproserie de Meursault isimli eski hastane başlangıçta, cüzzamlı insanların karantinaya alınması için Bükreş Dükü Hughes II tarafından 12. yüzyılda kurulmuş.



O zamandan itibaren, 19. yüzyılda bir tarım çiftliğine dönüştürülene kadar birçok yenileme işlemine maruz kalan yapının duvarlarının büyük bir kısmı yıkılmış.

Ofis, şarap tadımına yönelik ek bina oluşturmadan önce çeşitli sergilere ev sahipliği yapacak bir mekan oluşturmak için binanın duvarlarını ve iç yapısını yeniden inşa etmeye başlamış.

Ek binada iç mekanın tamamı ahşap panellerle, dış kısım ise genel olarak metalin daha beyaz ve daha pürüzlü bir modeli olan Azengar çinko ile kaplanmış.

Mimar Jean-Claude Caledonien ek binanın dış kaplaması için tek parça kabuk oluşturabilecekleri bir malzeme aradıklarını, daha sonra Azengar çinko kullanmaya karar verdiklerini belirtiyor ve bu malzemenin Fransa'da ilk kez kullanılmış olduğunu vurguluyor.

İç mekanda uzun neon aydınlatma tüpleri tavandaki metal halata asılırken, duvarlarda pencereye benzer dar açıklıklar kullanılmış.

Şarap tadımı için kullanılmadığı zamanlarda, mekanda, Meursault'un kasaba konseyi için kamusal etkinlikler düzenlenmesi kararlaştırılmış.

Mevcut binada, geleneksel yapı yöntemleriyle boş alanlar yeniden inşa edilerek, bir zamanlar şapel ve bakım evi olarak kullanılan alanlar toplu sergi mekanları oluşturmak üzere bir araya getirilmiş, yolcu evi olarak kullanılan alan ise turizm danışma bürosu haline gelmiş.
Arkitera, Haber: Nilüfer Karakoç, 31.03.2017

TOKAT'TAKİ HOROZTEPE HÖYÜĞÜ'NE DEFİNECİLER BÜYÜK ZARAR VERDİ

Tokat’ın Erbaa İlçesi'nde Hatti döneminden kalma Horoztepe Höyüğü, defineciler tarafından yağmalandı. Defineciler tarafından açılan kaçak kazı çukurları höyüğe büyük zarar verdi.



Yağma olayı, Erbaa İlçesi Ziya Gökalp Mahallesi Rauf Denktaş Bulvarı’nda bulunan birinci derece SİT alanı içindeki mezarlıkta meydana geldi. Sabah saatlerinde mezarlık alanında temizlik çalışması yapmak için giden görevliler, MÖ 2300’lü yıllardan kalma Horoztepe Höyüğü’nde kaçak kazı yapıldığını fark etti. Kazılan yerde kırık testi parçaları gören görevliler durumu Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Tokat Müze Müdürlüğü ve polise bildirdi. Polisler, kazı yapılan yerde bulunan kırık testi parçaları üzerinde ve olay yerinde inceleme yaptı. Sit alanını yağmalayan kişi ya da kişilerin bulunması için çalışma başlatıldı.
Hürriyet, 31.03.2017
ASIRLIK TREN GARI KÜTÜPHANE OLDU

Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nde 1914'te Ruslar tarafından inşa edilen ve dokusuna uygun restorasyonu yapılan tren garı, "Ahmed-i Hani Halk Kütüphanesi" olarak hizmet veriyor.

Doğubayazıt Kaymakamı Ulaş Akhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1914'te inşa edilen ve tren garı olarak kullanılan binanın en son sağlık meslek lisesi olarak hizmet verdiğini söyledi.

Akhan, Doğubayazıt Kaymakamlığınca geliştirilen proje ile Doğu Anadolu Kalkınma Projesi (DAP) kapsamında ve Doğubayazıtlı iş adamı Şerafettin Eryılmaz'ın katkılarıyla binanın restorasyonunun yapıldığını dile getirdi.

1914 yılında Ruslar tarafından tren garı olarak inşa edildi
Toplamda 250 bin liralık bütçeyle restorasyonun tamamlandığını ve "Ahmed-i Hani Halk Kütüphanesi" olarak hizmete alındığını anlatan Akhan, şöyle devam etti:

"Böyle bir binanın ilçeye kazandırılmasının yanında bu yapılan binaların vatandaşa en iyi şekilde hizmet etmesi önemli. Binamız hizmete girdikten sonra özellikle ilçedeki gençlerimizin kütüphaneye olan yoğun ilgisi bizi aşırı derecede memnun etmiştir. Özellikle son zamanlarda kütüphanemizde üniversite sınavlarına, KPSS sınavlarına hazırlanan gençlerimiz kütüphaneyi çok aktif olarak kullanmaktadırlar. En son geçtiğimiz aylarda kütüphanemizin artık yetersiz olduğu ve yeni kütüphane alanlarının tespit edilmesiyle alakalı yine İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Muhsin Bulut Beyefendi ile beraber çalışmalarımızı başlattık. Yeni kütüphane alanları inşa edene kadar şu an haftada 6 gün hizmet veren kütüphane binamızın 7 gün hizmet vermesi için de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz personel ile ilgili gerekli ayarlamaları yaparak binamızın haftanın 7 günü ilçe halkımızın hizmetine sunulmasını sağladılar."

İl Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, tarihi binanın 1914 yılında Ruslar tarafından tren garı olarak inşa edildiğini anımsattı.

"Haftanın 7 günü hizmet veriyor"
Doğubayazıt Kaymakamlığının girişimleri ile Kalkınma Bakanlığı DAP İdaresinden alınan ödenekle iç mekanının yapıldığına işaret eden Bulut, şunları söyledi:

"Bu binanın tarihi bir bina olması, mimari yapısı ile özgün olması hem yapının değeri açısından hem de kütüphaneye verilen değer açısından önem arz etmektedir. Buraya gelen çocukların böyle mimari bir ortamda ders çalışıp kitap okuması ayrı bir özelliktir. Kütüphanemiz 20 bin kitabı ile haftanın 7 günü hizmet vermekte ve şu anda 2 bin 500 kayıtlı öğrencimiz bulunmaktadır. Tüm öğrencilerimizi fırsat buldukça kütüphanemize kitap okumaya davet ediyorum. Bu binanın kütüphane olarak tahsisinde emeği geçen Doğubayazıt Kaymakamlığına çok teşekkür ediyorum. Binanın onarımında emeği geçen iş adamımız Şerafettin Eryılmaz'a teşekkür ediyorum."

Bulut, Doğubayazıt İshak Paşa Sarayı'nı ziyarete gelenlerin de yol üstündeki tarihi binayı ziyaret ettiğine dikkati çekti. 

Tarihi binanın kütüphane olarak değerlendirilmesinden mutluluk duyduğunu vurgulayan anlatan Sökmenci, şunları kaydetti:

"Ben 20 yıldan fazladır İstanbul'da yaşıyorum ama buraya her geldiğimde burayı ziyaret ediyorum. Şimdi de çocuklarımla beraber ziyarete geldim. Tarihi tren garının yıkılmaması, aslına uygun halde onarılarak kütüphaneye dönüştürülmesi çok anlamlı. Tarihi binadaki kütüphanede zaman geçiren öğrencilerin çok şanslı olduğunu düşünüyorum."
Anadolu Ajansı, Haber: Orhan Güngör, Fotoğraf: Cemil Karip, 30.03.2017




.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi