Haberler logo Nisan '17 Arşivi

23 Nisan - 6 Mayıs 2017
SONUNDA BETONUN ARASINDA KAYBETTİLER

Kentsel sivil mimarı kategorisinde Malatya’nın somut kültürel mirasının en önemli yapılarından biri olan ve restorasyonu için bugüne kadar milyonlarca lira para harcanan Karakaş Konağı’nın hali içler acısı bir görüntü çiziyor.  Konak, son olarak Çevre Yolu’na cepheli ön tarafına yapılan bina ile adeta inşaat hapsine mahkum edildi.

Malatya’nın büyükşehir statüsüne geçmesinden sonra İl Özel İdaresi’nden Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen Karakaş Konağı, çevresi ile birlikte koruma altına alınıp kültürel turizm merkezi olarak tescil edilmiş olmasına ve bir dönem çevresindeki boş olan arsaların konak alanına dahil edilmek üzere kamulaştırma teklifleri kabul görmeyen ve daha sonra çevresinde betonlaşma başlayan konak, binaların arasında adeta kayboldu.

Birkaç kez restorasyon geçiren konak ise şimdilerde tel tel dökülüyor. Taşınmaz kültür varlığı olarak, 1 Haziran 1989 yılında tescil edilen, 2000-2001 yılları arasında ve 2008 yılında iki defa büyük bütçelerle restore edilen Karakaş Konağı, şimdilerde ise, çerçeveleri sökülmüş pencereleri yırtık naylonlar ile kapatılmış virane görüntüsüyle adeta hayalet konağa dönüşmüş durumda.

Malatya’nın özgün mimari örneklerinden biri olan Karakaş Konağı’nın içler hali acısı, sökülen camları ve çerçeveleri değil. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında ihalesi yapılarak restorasyonuna başlanan Karakaş Konağı, sözde koruma altında olmasına rağmen etrafında tamamlanan veya devam eden yapılaşma ile tamamen binalar arasına hapsedildi.  Devam eden inşaatların tamamen bitmesiyle Konak restore edilse bile binalar arasında sıkışıp kalmış olacak.   Yok olmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması için verilen koruma kararı, konağın etrafına verilen yapılaşma izni ile büyük çelişki oluşturuyor.

Özetle Karakaş Konağı’nın restorasyon süreci
Karakaşzade Hacı Mustafa tarafından 1875-1880 yılları arasında yaptırılan ve Malatya evlerinin tipik özelliklerini taşıyan Tarihi Karakaş Konağı, 1989 yılında taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2001 yılında restore edilen Karakaş Konağı’nın çatısı, bu restorasyonun hemen ardından su akıtmaya başlayınca ikinci kez restorasyon yapıldı.

Bu tarihten sonra Karakaş Konağı’nın ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin kamuoyuna birçok proje açıklandı ancak hiç biri gerçekleşmedi.  Karakaş Konağı, bir dönem Malatya Evi ve Etnografya Müzesi olarak düşünüldü.  Bu proje hayata geçmeyince bu kez de Konağa, merkezi İstanbul’da bulunan Malatya Eğitim Vakfı (MEV) talip oldu.  Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden o dönem Malatya İl Özel İdaresi’ne devredilen Konak, sonraki süreçte yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Karakaş Konağı’nı ‘Vakıf Müzesi’ yapmak istemesi üzerine,  Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’ne (TÜRSAB) verileceğini açıklanan konak için 2011 tarihinde açıklama yapan Malatya Valiliği, Karakaş Konağı’nın Malatya Baro tarafından sosyal amaçlı olarak kullanılma isteğini duyurdu fakat bu proje de gerçekleşmedi.  Bunun üzerine yeniden İl Özel İdaresi’ne devredilen Karakaş Konağı, büyükşehir süreci nedeniyle İl Özel İdaresi’nin statüsü ortadan kalkınca Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi.

Büyükşehir Belediyesi, Sivas Koruma Kulunun tarafından onaylanan projeyi geçtiğimiz Haziran ayında ihale ederek restorasyona başladı.  Restorasyonun 1 yıl içinde bitirileceği açıklanmıştı.

Konak ve çevresinin geçen yılki görüntüsü


Konak ve çevresinin bugünkü hali






Malatya Haber, Haber: Güler Hazar, 05.05.2017

TOKİ RESTORASYON KREDİSİNE 75 BAŞVURU

TOKİ tarafından kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve restorasyonu işlemlerine ilişkin kullandırılan 2017 Restorasyon Kredisine 75 proje başvuru yapıldığı açıklandı.

2005 yılında 16 eserle başlayan kredilerin 2016 yılına gelindiğinde 726’ya ulaştığını söyleyen TOKİ Başkanı Ergün Turan, "Tarihi yapılar için verdiğimiz kredinin üst limitini bu yıl 160 bin liraya çıkardık. 28 Nisan’da sona eren restorasyon kredisine 75 proje başvuru yaptı. Restorasyon kredisi kapsamında bugün itibarıyla 726 proje için kredi açtık. 513 adet 'Taşınmaz Kültür Varlığı'nın restorasyonu  tamamlanarak, İdaremizce Geçici Kabulü gerçekleştirildi” dedi.
Anayurt Gazetesi, 05.05.2017

SULAR ÇEKİLİNCE GÜN YÜZÜNE ÇIKAN MEZARLARA DEFİNECİLER DADANDI

Batman’ın Kozluk İlçesi'nde define avcıları, suların çekilmesiyle birlikte gün yüzüne çıkan mezarları tahrip etti. Vatandaşlar, söz konusu duruma karşı önlem alınmasını istedi.



Kozluk İlçesi'ne bağlı Taşlıdere ve Kaletepe köyleri ile Doğancık mezrasının ortak kullandığı mezarlık, baraj suları altında kalınca bataklığa dönüştü. Baraj göleti altındaki bazı mezarlar çökerken, bazıları ise tamamen kayboldu. Suların çekilmesini fırsat bilen defineciler ise dadandıkları mezarları tahrip etti. Mezarlığın yaklaşık 200 yıllık olduğunu anlatan Taşlıdere Köyü sakini Cemal Kaya, mezarlığın 1990 yılından beri baraj gölünün kurulmasıyla sular altında kaldığını ancak suların çekilmesiyle beraber definecilerin hedefi haline geldiğini anlattı. Mezarların taşınması ya da koruma altına alınmasını isteyen Kaya, “Sular çekildikten sonra mezarlık tarihidir diye defineciler tarafından tahrip ediliyor. Devlet ve ilgililerden ricamız baraj suları çekildikten sonra bu mezarları taşısınlar. Dedelerimizin, ninelerimizin yattığı yerdir bu mezarlar. Bu halde görünce çok üzülüyoruz” dedi.


Milliyet, 04.05.2017
DOĞAN TEKELİ-SAMİ SİSA TASARIMI YAPI VE KREDİ BANKASI APARTMANI YENİLENİYOR

Projesi, Yapı ve Kredi Bankası Emekli Sandığı Vakfı tarafından 1972 yılında açılan sınırlı yarışma sonucu elde edilen Yapı ve Kredi Bankası Apartmanı Bilgili Holding tarafından yenileniyor.



Yenileme projesi Tanju Özelgin tarafından hazırlanan binanın ismi VK108 olarak değiştiriliyor.



Eski ismiyle Yapı ve Kredi Bankası Apartmanı yeni ismiyle VK108'de bulunan farklı fonksiyona ve büyüklüğe sahip 121 birim, 21 kata yayılacak. Yaklaşık 5.000 metrekare büyüklüğündeki arazinin 3.750 metrekaresi sert ve yumuşak peyzaj alanı olarak düzenlenecek. Projenin web sitesinde, binada yer alan mekanların güncel ihtiyaçlara olanak tanıyacak şekilde yeniden kurgulanacağı yazıyor.



Vaziyet Planı

Yapı ve Kredi Bankası Apartmanı

Valikonağı Caddesi'nin sonuçlandığı noktada, yoldan yaklaşık 25 m aşağıdaki arsa için 1972 yılında açılan sınırlı yarışma sonucu elde edilen proje, 1975 yılında tamamlanmış. Arsanın içinde bulunduğu çevre göz önüne alınarak daha çok yüksek gelir gruplarına yönelik konut ve otoparkın oldukça uzun süre talep yaratacağı düşünülmüş ve yarışmaya sunulan proje buna göre tasarlanmış.

Binanın tamamlanmasından 3 sene sonra Arkitekt Dergisi'nde yayınlanan söyleşide*, projenin müellifleri Doğan Tekeli ve Sami Sisa, Selçuk Batur'a yarışma süreci, önerdikleri program ve o zamanki güncel durumuna dair şu bilgileri vermiş:



Vaziyet Planı

Proje ya da yarışma öncesi durum üzerine bilgi verebilir misiniz?
Bu biraz uzunca bir öykü. Yaklaşık 6 000 m2 yüzölçümündeki bu çok eğimli arsa DP dönemi ileri gelenlerinin kurduğu Yüksel Yapı Kooperatifi'nin imiş. Burası için Prof. Emin Onat bir proje yapmış, hatta yapının temelleri atılmıştı. O günlerde İstanbul'un en yüksek binası olacak bu yapının maket fotoğraflarının gazetelerde yayınlandığını hatırlıyoruz. 27 Mayıs Devrimi'nden sonra kooperatif dağılmış olacak. Arsa sonradan bir müteahhide, ondan da Yapı ve Kredi Bankası Emekli Sandığı Vakfı'na devrolunmuş. Vakıf arsada gelir getirici bir tesis inşaasını kararlaştırdığında, Valikonağı Caddesini aşağıya bağlayacak yeni bir yol tasarlandığı, bu yolun temeli atılmış yapıya değdiği görülmüş. İmar Müdürlüğünce burası için eski yapının yüksekliği aynen tanınmak üzere yeni bir blok etüdü istenmiş. Bunun üzerine Vakıf yeni projenin sınırlı yarışma yolu ile elde edilmesini düşünmüş.

Siz nasıl bir program önerdiniz? 
Konut ve otopark. Biraz açalım bunu. İstanbul'un gelişme hızı içinde özellikle yoğun konut bölgesi olan burada zamana ve değişime dayanabilecek, geçerliğini yitirmeyecek işlevlerin bu ikisi olabileceğini düşündük. Sinema, sauna, lokanta vb. işlevlerin zaman içinde nasıl bir gelişme ya da düşmeyle karşı karşıya kalabileceğini kestirebilmek çok güçtü. Oysa arsanın içinde bulunduğu çevre de düşünülürse, daha çok yüksek gelir gruplarına dönük konut birimleri ve otopark zamana dayanır elemanlar olarak görünüyordu. Zaten otopark bu tür konut birimleri için bir zorunluktu. Nitekim bugün hem konutları kullananlar, hem çevrede yaşayanlarc kullanılmaktadır.

Yapının bitiminden bu yana üç yıl geçmiş. Şimdi geriye baktığınızda bu arada malsahibi vakfın ve yapının kiracılarının, tepkilerini de gördükten sonra, ayrıca yapıyı projelendirdiğiniz yıldan bu yana geçen deneyimlerinizin ışığında altı yıl öncesine baktığınızda neler görüyorsunuz? 

Daha açık sorayım: Kendi yapınızı kendiniz eleştirir misiniz? Altı yıl sonra geriye bakıp "keşke şöyle yapsaydık" dediğiniz noktalar var mı? Mimari çözümler açısından elbette. Bir de, belki doğrudan sizin sorumluluğunuzda olmayan tesisat, ısıtma, işletme gibi konularda hiç pürüz çıktı mı ortaya?

Planlama, işlevsel ilişkiler, ve strüktür bakımından ciddi bir sorun görünmüyor. Bugün projelendirmeydik birim konut planında, genel giriş, ulaşım vb. konularda bir değişiklik düşünmezdik. Bununla beraber can sıkıcı noktalar da yok değil. Örneğin çatıda asansör kulelerini birleştiren teras plağı, bu kulelerin plastik etkisini hayli azalttı. Bir başka üzücü nokta, arka cephenin hafifçe kuzeybatıya dönük olması nedeniyle yazın günün belirli saatlerinde bu cephedeki yatak odalarının güneşten rahatsız olması. Gerçi bu cephede parapetler daha yüksek tutulmuş küçültülmüştür. Ama, doğramaları bu cephede de daha geriye alarak, hatta daha büyük sağırlıklar düzenleyerek hem güneş kontrolü sağlanabilir, hem de mimari açıdan daha plastik bir etki yaratılması olanağı bulunabilirdi.

*Sayı: 1978-03 (371), Sayfa: 84-90

Arkitera, Haber: Emine Merdim Yılmaz, 04.05.2017

İZMİR'DE TARİHİ HAMAM YIKILMAKTAN KURTULDU

İzmir'de uzun yıllardır mezbelelik durumda olan Basmane'deki Kıllıoğlu Hacı İbrahim Vakfı Hamamı, Konak Belediyesi’nin girişimleri sonucu yıkılmaktan kurtuluyor.



Uzun yıllardır mezbelelik durumda olan Basmane Anafartalar Caddesi üzerindeki Kıllıoğlu Hacı İbrahim Vakfı Hamamı, Konak Belediyesi’nin girişimleri sonucu yıkılmaktan kurtuluyor.
Osmanlı’dan kalma tarihi hamam Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ve Vakıflar Bölge Müdürü Fethi Koç tarafından imzalanan sözleşme kapsamında restorasyon karşılığı 17 yıllığına Konak Belediyesi tarafından kiralandı.



Moloz taş ve tuğladan yapılmış Kıllıoğlu Hacı İbrahim Vakfı Hamamı’nı İzmir’e kazandırmak için anlamlı bir adım attıklarını kaydeden Başkan Pekdaş, restorasyon çalışmalarının kısa süre içinde başlayacağını söyledi.



Restorasyonun ardından hamamın 17 yıllığına Konak Belediyesi’nin çeşitli hizmetlerine mekan olacağını belirten Pekdaş, “Konak Belediye meclisi ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün aldığı ortak karar sonucu bu anlamlı işbirliğini resmiyete kavuşturan imzaları attık. Tüm İzmirli hemşerilerimize hayırlı olsun” dedi. Vakıflar Bölge Müdürü Fethi Koç da restorasyonun ardından tarihi hamamın yeniden görünür olacağını belirterek, Konak Belediyesi’ne ve Başkan Sema Pekdaş’a tarihi değerlere vermiş oldukları destekten ötürü teşekkür etti.



İzmir’in tarihi semtlerinden Tilkilik’teki Anafartalar Caddesi üzerinde yer alan ve klasik Osmanlı mimarisi plan düzeninde inşa edilmiş olan Kıllıoğlu Hacı İbrahim Vakfı Hamamı uzun yıllar kendi haline terk edilmişti. Ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmeyen hamam1965 yılına kadar kömür deposu olarak kullanılmış, daha sonra ilgisizlik nedeniyle yıkılmıştı.

Günümüze ancak ‘sıcaklık’ bölümü ile bazı duvar kalıntıları ulaşan hamam, atılan imzaların ardından restore edilerek yeniden kente kazandırılacak. Anafartalar Caddesi üzerinde yer alan hamamın yakınlarında Hatuniye Camii, Dönertaş Sebili, Basmane Polis Karakolu gibi önemli dönem yapıları bulunuyor. Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce hazırlanan restorasyon projesi Koruma Kurulu’nun onayından sonra uygulamaya geçirilecek. Restorasyonun tamamlanmasının ardından tarihi hamam, belediye hizmetlerinin verildiği bir mekan olarak hizmete açılacak.
Cnn Türk, 04.05.2017
KORUMA KURULU'NA BAŞVURU: SOSYAL TESİS ROMA PARKI'NA DOĞRU GENİŞLİYOR

İstanbul’un Beyoğlu İlçesi'ndeki Cihangir Mahallesi’nde bulunan arkeolojik sit bölgesi Roma Parkı’nın bitişiğindeki ‘sosyal tesis’ inşaatının parka doğru genişletildiğini savunan mahalleliler Koruma Kurulu, İstanbul büyükşehir belediyesi (İBB) ve Beyoğlu belediyesine başvurdu.

Parka sosyal tesis yapılmasına ilişkin imar planı değişikliği mahalleli ve çevrecilerin tüm itirazlarına rağmen İBB meclisinde geçen yılın aralık ayında kabul edilmişti.

     

‘İBB Sosyal Tesis’ projesinin Roma Parkı’na doğru genişletilmesiyle ilgili durumu fotoğraflarıyla tespit eden Cihangirli yurttaşlar, ruhsata aykırılıkların tespitini ve inşaatın durdurulmasını talep etti.

Sanatkarlar Parkı olarak da bilinen Roma Parkı, Beyoğlu’nun aynı zamanda ender kalan yeşil alanlarından biri. Yurttaşlar, parkta tarım yapıyor çeşitli meyveler ekiyordu.

Mahalleliler tarafından İBB, Beyoğlu belediyesi ve 1 No’lu Koruma Kurulu’na yapılan başvuruda ‘İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nde yapı ruhsatının iptali için dava açıldığı, tüm itirazlara rağmen sosyal tesis inşaatının devam ettiği’ kaydedildi.



Dilekçede şu görüşlere yer verildi:

 “Fotoğraflardan da anlaşıldığı gibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sosyal Tesis inşaat sahasını çevreleyen paravanlar hemen bitişiğindeki arkeolojik park ve sergileme alanı olan ve aynı zamanda arkeolojik ve jeolojik etüt gerektiren alan olan Roma Parkı’na doğru genişletilmiştir. Yapının bodrum katı da bu alana doğru genişletilmektedir. Park alanına doğru yapılan bu genişleme hem kamusal alanlarımıza müdahale anlamına gelmekte ve hem de İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün denetimi olmaksızın yapıldığı için açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 32. Maddesi, ruhsatlı yapıların ruhsata aykırı inşa edilen kısımlarının derhal yapı tatil tutanağı tutulmak sureti ile durdurulmasına ve sorumluları hakkında imar para cezası düzenlenmesine ilişkin emredici hüküm taşımakta, aynı yasanın 42. Maddesi ise ruhsata aykırı kısımlar hakkında yıkım kararı alınması gerektiğini düzenlemektedir. Öte yandan Kentsel Sit Alanı olan bölgede ruhsata aykırı izinsiz inşai ve fiziki müdahalelerin 2863 Sayılı Yasa’nın 65. Maddesi uyarınca suç teşkil ettiği ve yine sorumlular hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulması gerektiği yönünde düzenleme bulunmaktadır.



Yukarıdaki yasal düzenlemeler uyarınca; Beyoğlu, Kılıçali Mahallesi, 61 ada, 8 parsel sayılı taşınmazda ruhsata aykırı olarak inşa edilen kısımların tespiti ve durdurulmasını, sorumlular hakkında idari ve cezai sorumlulukları kapsamında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını semt sakinleri olarak saygılarımızla talep ederiz.”

Ne olmuştu?
2009 yılında arkeolojik park ilan edilen Cihangir Roma Parkı’na Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planları kapsamında biri şu anda inşaatın başladığı yer, biri bostanın olduğu yer, diğer ikisi Roma Parkı’nın içinde olmak üzere dört sosyal tesis yapılması planlanıyordu. Geçen yıl 20 Ekim’de bostanın yakınındaki otopark olarak kullanılan alanda bir inşaat başlamıştı. Arkeolojik ve jeolojik etüt gerektiren alan olduğu halde müze denetimi dışında, tabelasız, ruhsatsız olarak devam etmişti. Mahallelilerin tepkileri üzerine inşaat durmuştu. 

Mahallelinin sosyal tesislere dayanak olan imar planına açtığı dava 2014 yılında iptal edilmiş, 2015 yılında Danıştay kararı kaldırmıştı. Alanda yeniden bir bilirkişi keşfi yapılmıştı.

Roma Parkı’nın yanıdaki alanda 25 Ekim’de Çevik Kuvvet koruması altında iş makineleri tekrar çalışmaya başlamıştı. Mahalleliler bir kez daha oradaydı; kepçe durdurulmuştu.

27 Ekim’de, çalışmaların İstanbul Arkeoloji Müzeleri denetiminde yapılması gereği kararı alınmış ancak bu karara rağmen 1 Kasım’da iş makineleri Özel Tim eşliğinde tekrar çalışmaya başlamıştı. Gerekli karar tanınıp iş makinalarının durdurulmasına kadar geçen zamanda, arkeolojik bulguları içeren dolguların önemli bir kısmı yok edilmişti. Yani inşaat durmuş, ama miktarı bilinmeyen arkeolojik bulgu hafriyat kamyonlarıyla taşınmıştı. Cihangir Güzelleştirme Derneği suç duyurusunda bulunmuştu.

Son olarak, alanda arkeolojik kazı çalışması yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, herhangi bir kültür varlığına rastlanmadığını belirtmişti.
Diken, 04.05.2017

OSMANLI HANEDANI İSTANBUL'U GERİ İSTİYOR!

Sultan Abdülhamit’in torunları, aralarında Kabataş Meydanı, Galatasaray Adası ve Veliefendi’nin de olduğu onlarca değerli mülk ve arazinin kendilerine miras kaldığı iddiasıyla hukuk mücadelesi başlattı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun 34’üncü padişahı Sultan Abdülhamit’in torunları, dedelerinden miras kaldığını öne sürdükleri onlarca değerli mülk ve arazi için hukuk mücadelesi başlattı. Talep edilen yerlerin toplam değeri ise milyar dolarla ifade ediliyor. Öyle ki, bu yerler arasında Kabataş Meydanı, Galatasaray Adası, Dolmabahçe’de bostan bile var. Osmanlı hanedanı 2013’ün mart ayında Londra’da Bakan Davutoğlu ile bir araya gelmişti. 250 akraba dava açıyor Miras için 2010 yılında veraset, yani akraba ispatlığı davası açıldı. Osmanlı arşivinden çıkan belgelere göre aralarında Türkiye, Lübnan, Suriye İngiltere, hatta Meksika’dan isimlerin olduğu 250 kişilik bir varis listesi oluşturuldu. Bu 250 akraba için mahkeme geçen Aralık’ta yapılan duruşmada, kararını 27 Mart 2014’te açıklayacağını söyledi. Eğer İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesi, verasetleri kabul ederse miras davasının önü açılacak. ‘Yerlerin parasını verin’ Abdülhamit’in bir kısım varisinin vekilliğini üstlenen Akkuş Hukuk Bürosu’ndan avukat Meral Akkuş ile Mehmet Erkan Akkuş, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Mahkeme davacı kişilerin Abdülhamit’in varisleri olup olmadığı yönünde karar verecek. Varislerin Şehzade Mehmet Selim’e kadar veraset belgeleri alınmış durumda. Son halka Abdülhamit. Mahkeme tarafından veraset belgesi çıkması durumunda miras pay oranları da ortaya çıkacak. Söz konusu yerlerin bire bir iadesi mümkün değil. Varisler kendi miras payları oranında maddi karşılık talep ediyor. Anlaşma yapılamaması durumunda AİHM’e kadar gidecekler.” Venizelos’un torunları almıştı Benzer bir emsal karar Yunan Kralı Venizelos’un ailesi için çıkmıştı. Venizelos’un malları kamulaştırılınca mirasçıları tıpkı Abdülhamit’in torunları gibi miras talep etti. Yunan hükümeti ödeme yapmayınca konu AİHM’e gitti ve 18 milyon dolarlık ödeme tablosu çıkarıldı. Venizelos’un varisleri bu parayı Yunan hükümetinden tahsil etti.

GALATASARAY ADASI’NI DA İSTİYORLAR
Mimar Balyan’dan Osmanlı’ya kalmıştı Osmanlı maliyesinin 1875 yılında iflas etmesiyle borç ödemeleri durduruldu. Birçok ünlü eser yapan dönemin mimarlarından Sarkis Balyan’a alacaklarının karşılığında Kuruçeşme’deki ünlü Galatasaray Adası verildi. Balyan’ın vefatının ardından adaya kimse sahip çıkmayınca Osmanlı vergi borçları ödenmediği gerekçesiyle el koydu. Ada 1914 yılında Türkiye’nin ilk denizcilik işletmesi olan Şirket-i Hayriye’ye kiralandı, 1957’te Galatasaray Kulübü’ne 150 bin TL’ye satıldı. 2006’dan beri de Suada adıyla eğlence yeri olarak hizmet veriyor.

YASA NE DİYOR?
‘Cumhuriyet’ten sonra kamulaştırıldı’ Varislerin avukatı Meral Akkuş: “1924 tarihli 431 sayılı yasa padişah mallarıyla ilgili talepte bulunulmasına engel. Sultan Abdülhamit, 1918 yılında vefat etti. Ancak Abdülhamit’e ait mal varlıkları 1924 yılında kamulaştırıldı. Yani Cumhuriyet ilan edildikten 1 yıl sonra. Şayet kamulaştırma Cumhuriyet’ten önce yapılsaydı varisler hak iddia edemezdi. Yani miras varislerin mülkiyetine geçer.”

İŞTE İSTENEN MÜLKLERİN SADECE BAZILARI:
- Galatasaray Adası - Sultanhamam’daki İzmirli Hanı - İstanbul Gedikpaşa’daki tiyatro arsası - Eyüp Kopçageçidi’ndeki 21 dönüm tarla - Eyüp’te 18 dönümlük Bahariye Kışlası - Kağıthane’de 20 dönüm arazi - Bakırköy’de 70 dönüm arazi - Bakırköy Veliefendi çayırı - Dolmabahçe’de 30 dönüm bostan - Beşiktaş Serencebey’de 2 dönüm bağ, Ihlamur’da 3 dönüm arsa - İstanbul Horhor’da konak ve 5 dönüm arsası - Arnavutköy Akıntı Burnu’nda gazino ve müştemilatı - Ortaköy’de Dalyan mahallesi ve Ali Saip Paşa Yalısı ile müştemilatı - Paşabahçe İrcirli Köyü’nde 40 dönüm arazi ve şişe fabrikası - Beykoz’da 40 dönüm bostan, üç bahçe, 6 tarla, 2 çayır, 3 arsa, 1 bağ, 1 dükkan ve yalısıyla Tokat çiftliği, Yalnız Servi çiftliği. - Beykoz’da Abraham Paşa’dan alınan 38 dönüm arazi ve üzerindeki müştemilat - Şişli’de İzzet Paşa çiftliği - Çatalca ve Çekmece’de; Filifos çiftliği, Kaparya çiftliği, Safra çiftliği, Kılıçali Sağır çiftliği, Silivri çiftliği, Bosna çiftliği, Sazlı Bosna çiftliği, Haraççı çiftliği, Papas Bergos çiftliği, İzzettin çiftliği, Tozalak çiftliği ve Yahya Bey Kışlası.

Yeni Bursa, 03.05.2017
NORVEÇ'TE TARLADAN 3 BİN YILLIK KALINTILAR ÇIKTI

İskandinav ülkelerinden Norveç'in orta kesiminde bir tarlada 3 bin yıllık kesici ve delici alet parçaları bulundu.

Science Daily'nin haberine göre, Trondheim kentine bağlı Hegra Köyünde hobi amaçlı metal detektörlerle araştırma yapan Joakim ve Jörgen Korstad adlı iki kardeş, ocak ayında bir tarlada kalıntılara rastladı.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (NTNU) Müzesi ve Nord-Tröndelag Bölge Konseyinden arkeologlar, bölgede ortaya çıkarılan kalıntılar arasında Bronz Çağı'na ait (MÖ 1100-500) çok sayıda balta ve mızrak başları ile döküm kalıbının bulunduğunu açıkladı.

NTNU Arkeoloji ve Kültürel Tarih Bölümünden Arkeolog Merete Moe Henriksen, "Bulduğumuz 24 balta, bu keşfin en özel parçaları. Norveç'te daha önce tek bir gömüden bu kadar çok balta çıkmamıştı. İskandinav bölgelerinde bu baltalara nadir rastlanıyor." dedi.

Baltaların ve diğer aletlerin gömülme nedenine dair bir şey söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Henriksen, "Metalin şeklini değiştirmesi için geçici olarak gömülmüş olabilir. Demir Çağı'nın sonunda bu tür uygulamalar vardı." ifadelerini kullandı.
Sabah, 03.05.2017

TARİHİ KALINTILARIN BULUNDUĞU ALANA MERMER OCAĞI RUHSATI

Isparta’nın Sütçüler İlçesi'nde son yıllarda açılan onlarca mermer ocağının yarattığı tahribat kültür mirasına kadar uzandı. Sütçüler’e bağlı Çandır Köyünde Hong Global adında özel bir firma tarafından işletilen mermer ocağının ruhsat sahası içerisinde tarihi kalıntıların bulunduğu ortaya çıktı. Şahinkayası olarak anılan bölgede bulunan kalıntılar uydudan bile görünebilir nitelikteyken, bugüne kadar tescillenerek koruma altına alınmamış olması ise onlarca mermer ocağının tahribatına kurban giden bölgede bulunması nedeniyle skandal olarak nitelendiriliyor.

Isparta’nın Sütçüler İlçesi'ne bağlı Çandır Köyü, antik çağdan günümüze önemli bir geçit konumunda. Frigyalı ünlü filozof Epiktetos’a adanan bir yol anıtının da bulunduğu Yazılıkanyon Tabiat Parkına da ev sahipliği yapan Çandır ve çevresinde çok sayıda tarihi kale ve yerleşim bulunuyor. Ancak son yıllarda bölgede ardı ardında faaliyete geçen mermer ocaklarının neden olduğu doğa tahribatına şimdi de kültür mirası eklendi.

72 HEKTAR İŞLETME ALANI TALEBİ
Çandır Köyü sınırlarında yer alan Şahinkayası tepesinde mermer ocağı işleten Bursa merkezli Hong Global adlı firma, ruhsat sahası içerisinde kapasite artırımına gitmek için Şubat ayında Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne başvurdu. 2021 yılına kadar ruhsat süresi bulunan firma, 24 hektar olan işletme alanını 72 hektara (72 bin metrekare) çıkarmayı talep etti. Ancak ormanlık alanda yürütülen madencilik faaliyeti yüzünden büyük bir çevre tahribatına neden olmasına karşın ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) kapsamı dışında tutulan mermer ocağı işletmesine verilen ruhsat sahası içerisinde tarihi bir yerleşim ve kale olduğu sanılan kalıntılar ortaya çıktı.

SKANDALI MAHMUT AKSU’NUN DİLEKÇESİ ORTAYA ÇIKARDI
Bölgedeki mermer ocaklarına ruhsat verilirken ne kadar özensiz davranıldığını ortaya koyan skandal, Çandır Köyünden bir vatandaşın Isparta Müzesine yazdığı dilekçe ile ortaya çıktı. Hong Global firmasının Şahinkayası tepesindeki işletme alanında kapasite artırımına gideceği bilgisini öğrenen Mahmut Aksu, 30 Mart tarihinde Isparta Müze Müdürlüğü'ne yazdığı dilekçe ile bölgede tarihi kalıntıların bulunduğu konusunda yetkilileri uyardı.

‘BEN TELEFONUMDAN BİLE GÖREBİLİYORUM, YALVARIYORUM İLGİLENİN’
Köyündeki mermer ocaklarının neden olduğu usulsüzlükler ve doğa katliamlarına karşı yıllardır mücadele veren Aksu, bıkıp usanmadan yazdığı o dilekçelerin sonuncusunda özetle şu ifadelere yer verdi:

"Sayın müdürüm biliyorum bana kızıyorsunuz ama doğamı korumak için kendimce bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Yer Sütçüler İlçesi Çandır Köyü, Şahinkayası tepesi. Resimden de anlaşılacağı üzere dağ mermer odağı tehdidi altında. Resimde işaretlediğim alanda tarihi kalıntılar mevcuttur. Belki size göre bir değeri yoktur. Ben arkeolog olmadığım için bilemem. Siz elinizdeki imkanlarla işaretli yere gitmeden uydudan önbilgi için hiç olmazsa inceleyebilir, o tarihi kalıntıları görebilirsiniz. Ben cep telefonumdan o kalıntıları görebiliyorum. Resimden de anlaşılacağı üzere araba mermer ocağına kadar çıkmakta, oradan 200-300 metre yürüyerek alana varabilirsiniz. Buranın sit alanı ilan edilmesi için gerekli işlemi yapmanızı arz ederim. Yalvarıyorum ilgilenin. Eğer burada bir tarihi eser yok ise bir daha size hiç dilekçe vermeyeceğim. Söz veriyorum."

4 AY ÖNCE AYNI BÖLGEDE AYNI SKANDAL
Dilekçesinin ardından Isparta Müzesi personelinin bölgeye gelerek söz konusu alanda inceleme yaptığını belirterek, “Buradaki tarihi kalıntılar kimsenin umurunda değil. Mermer ocağı, kalıntıların olduğu alana 100 metre kadar yaklaşmış durumda. Çalışma yapılan alanın içerisinde de bir tarihi eser olup olmadığını bilmiyoruz. Yaklaşık 4 ay kadar önce de yine bu bölgede Bekirağalar Köyünde çalışan bir mermer ocağının kapasite artırımına gittiği alanda tarihi kalıntılar olduğunu yetkililere bildirmiştik. Şimdi o alan 1. Derece ve 3. Derece olmak üzere arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alındı. Çandır’daki Şahinkayası’nın da aynı şekilde koruma altına alınmasını istiyoruz” diye konuştu.

BÖLGEDEKİ MAĞARALAR DA MERMERCİ TEHDİDİ ALTINDA
Yıllardır yöre köylülerince bilinen Şahinkayası’ndaki tarihi kalıntıların bugüne kadar tescillenmediği ortaya çıkarken Çandır Köyünden Muhammet Yılmaz, aynı bölgede bulunan, yöre köylülerince ‘katır ini’ olarak anılan bir mağaranın da mermer ocakları tarafından tahrip edildiğini öne sürdü. Çandır Köyü çevresindeki mermercilik faaliyetlerinin ilgili yasalara uygun yapılmadığını dile getiren Yılmaz, bu yüzden tarımsal üretimin ve su kaynaklarının büyük zarar gördüğünü de sözlerine ekledi.

DİLEKÇENİN ARDINDAN ALAN KORUMA ALTINA ALINDI
Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 10 Nisan 2017 tarihinde aldığı 6001 sayılı karara göre Şahinkayası mevkiinde bulunan kültür varlıklarının 1. Derece arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alındığı öğrenildi. Arkeolojik sit alanlarının kullanımına ilişkin yasa söz konusu alanda mermer ocağı faaliyetinin yapılmasına izin vermiyor. Koruma kurulunun ilgili kararında, söz konusu alanda can ve mal güvenliğinin sağlanması ve ÇED sahasının sit alanının dışında kalan kısımlarında faaliyet yapılıp yapılamayacağının ilgili kurumlarca değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi. Bu kararın ardından yıllardır kültür mirasının bulunduğu bölgede faaliyet yürüten mermer ocağıyla ilgili bir işlem yapılıp yapılmayacağı sorusu gündemde.

Evrensel, Haber: Yusuf Yavuz, 03.05.2017

"SATILDI" DEDİKLERİ 2070 YILLIK ESERİ BAHÇEYE GÖMMÜŞLER

Konya'nın Ereğli İlçesi'nde geçen yıl bir inşaatın hafriyat çalışması sırasında bulunduktan sonra satıldığı ileri sürülen yaklaşık 2 bin 700 yıllık stel, o dönem hafriyat çalışmasını yapan firmanın bahçesinde toprağa gömülü olarak bulundu. İlçeye 12 kilometre uzaklıktaki İvriz Kaya Anıtı'ndaki kabartma kaya anıtına benzeyen stel, Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Olayla ilgili 2 kişi gözaltına alındı.

Geçen yıl Mart ayında Cinler Mahallesi Anafartalar Caddesi'ndeki müteahhit Adem A.'ya ait inşaatın hafriyat çalışması sırasında, geç Hitit dönemine ait (MÖ 7-8. Yüzyıl) stel bulundu. İşçiler tarafından bulunan stelin, kentin komşu ilçesi Halkapınar'daki dünyanın ilk yazılı kabartma anıtı olarak bilinen Kral Varpalavs tarafından yaptırıldığı tahmin edilen İvriz Kaya Anıtı'na benzer olduğu belirtildi. Stel bir anda ortadan kayboldu.

Stelin Adana'da 6 milyona satıldığı iddiası üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında müteahhit Adem A.'nın yeniden ifadesine başvuruldu.

Ademi A, ifadesinde kendisine ait inşaat alanında bulunan tarihi eserin hafriyat çalışmasını yapan Mehmet Ali K.'de olduğunu söyledi. Bunun üzerine Mehmet Ali K. gözaltına alındı. Mehmet Ali K. de yapılan sorgulamada tarihi eserin Konya-Adana karayolu Orhangazi Mahallesi'nde bulunan işyerinin bahçesinde gömülü olduğunu belirtti.

Mehmet Ali K.'nin gösterdiği üzerinde parke taşı döşeli alan Ereğli Müze Müdürlüğü uzmanları ve Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde işyerine ait iş makinesiyle kazıldı. Yapılan kazı çalışmasında İvriz Kaya Anıtı'na benzerliği dikkat çeken stel bulundu.

Stel, incelenmek üzere Ereğli Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi.

Gözaltına alınan Adem A. ve Mehmet Ali K.'nin sorgusunun sürdüğü belirtildi.
Cumhuriyet, 03.05.2017



******


EREĞLİ'DE BULUNAN 2700 YILLIK STELLE İLGİLİ YENİ GELİŞME

Konya'nın Ereğli İlçesi'nde geçen yıl bir inşaatın hafriyat çalışması sırasında bulunduktan sonra satıldığı ileri sürülen ve dün hafriyat şirketinin bahçesinde toprağa gömülü olarak bulunan yaklaşık 2700 yıllık stel, Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları tarafından incelenecek. Gözaltına alınan 2 kişinin ise sorgusu sürüyor.

Geçen yıl Mart ayında Cinler Mahallesi Anafartalar Caddesi'ndeki müteahhit Adem A.'ya ait inşaatın hafriyat çalışması sırasında iddiaya göre, geç Hitit dönemine ait (MÖ 7-8. yüzyıl) stel bulundu. İşçilerin bulduğu kentin komşu ilçesi Halkapınar'daki dünyanın ilk yazılı kabartma anıtı olarak bilinen Kral Varpalavs tarafından yaptırıldığı tahmin edilen İvriz Kaya Anıtı'na benzer olduğu ileri sürülen stel bir anda ortadan kayboldu.

Stelin Adana'da 6 milyon liraya satıldığı iddiası üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında dün stel, hafriyat çalışmasını yapan inşaat firmasının bahçesinde üzerinde parke taşlarıyla kaplı alanda toprağa gömülü olarak bulundu. İş makinesiyle kazılıp gömülü olduğu yerden çıkarılan stel,  Ereğli Müze Müdürlüğü'nde koruma altına alındı.

UZMANLAR İNCELEYECEK
Ereğli Kaymakamı Ömer Lütfi Yaran, bulunan stelin Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları  tarafından inceleneceğini, adli soruşturmanın da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmeye devam ettiğini belirtti.

Stelin uzmanların yaptığı inceleme sonucu gerçek mi, yoksa sahte mi olduğunun belirleneceği öğrenildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan müteahhit Adem A. ve hafriyat şirketi sahibi Mehmet Ali K.'nin sorgusunun sürdüğü belirtildi.
Milliyet, 04.05.2017

HARRAN ÖREN YERİNDE KAZI ÇALIŞMALARI BAŞLADI



Tarihi boyunca bilim adamları, okulları, tapınakları, evleri, camileri, surları ve medreseleri ile öne çıkan Harran’ın geçmişini gün yüzüne çıkartmak için kazı çalışmalarına başlanıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Harran Üniversitesisahipliğinde Harran Örenyeri’nde, Harran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi arkeolojiBölüm başkanı Prof.Dr. Mehmet Önal ve kazı ekibiyle 14 Ağustos 2014 tarihinde kazı çalışmalarına başlandı. Yrd. Doç.Dr. Yusuf Albayrak’ın kazı başkan yardımcısı, Araştırma Görevlisi Süheyla İrem Mutlu’nun açma sorumlusu, Metin Çetiner’in Bakanlık Temsilcisi olarak görev aldığı kazı çalışmalarına iki öğretim üyesi, 3 arkeolog, bir sanat tarihçi, bir restoratör, 22 işçi ve arkeoloji öğrencileri de eşlik ediyor. 2 ay sürmesi planlanan kazı çalışmalarının kaynağı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanırken, Harran Üniversitesi, Harran Kaymakamlığı ve Harran Belediye Başkanlığı da çalışmalara destek veriyor. Temizlik ve karelaj çalışmaları sonrasında kazı çalışmaları Harran Ulu Cami’nin doğu duvarı çevresinde başlandığı açıklanırken, jeofizik çalışmasının tamamlanmasının ardından Höyük’de sürdürüleceği belirtildi. Ulu Cami’nin doğusunda yapılan kazı çalışmalarında geçen yıl kısmen kazılan A ve B yapılarının meydana çıkarılması hedefleniyor. Bu yılki çalışmalarla işlevleri belirlenecek olan bu yapıların Ulu Camii ile ilişkisi de saptanacağı tahmin edliyor. Ulu Cami’nin güney duvarı boyunca yapılacak kazı çalışmalarında meydana çıkarılacak duvar ve mimari parçalar ile Cami’nin restorasyona da katkı sağlanacak.

HARRAN’IN ÖNEMİ
Harran’ın önemi anıtsal yapıları ve bilim adamlarıyla öne çıkmaktadır. Anıtsal yapıların başında Ay Tanrısı Sin Tapınağı geliyor. Kaynaklara göre Harran’da Sin Tapınağı’nın olması tarih çağları boyunca bu kentin kutsal olarak görülmesini sağladı. Krallıklar arasında yapılan savaşlarda Harran’ın Ay Tanrısı Sin şahit tutulması nedeniyle, bölgeye gelen krallar, imparatorlar mutlaka bu tapınağı ziyaret ettiği kaynaklarda yer alıyor. Yeni Babil kıralı Nabonid’in annesinin rahibesi olduğu bu tapınağın, Kral Nabonid tarafından onartıldığı bu kazılarla ortaya çıkmaya başladı. Bu kralın diktiği kabartmalı ve yazılı stel Şanlıurfa Müzesi’nde sergileniyor. Kazılarla, Ulu Camii’nin yakınında olduğu tahmin edilen Harran okullarının da gün yüzüne çıkartılması hedefleniyor. Haran Okullar ile ilgili şuana kadar bilinenler ise şöyle: "Hellenistik mirasın matamatik ve astronomi konuları dini inançları gereği Harranlı Paganlar tarafından bilinmekteydi. MS 529 I. Justinianus’un pagan görüşleri savunduğu gerekçesiyle Atina Okulunu’nu kapatmış, bu okulun alimlerinden Simplicius Harran’a gelmiş ve Harran Okulu’nu kurmuştur. Emevi Halifesi Ömer b. Abdülaziz tarafından İskenderiye okulu tıp bölümü Harran’a getirilmiştir (MS 717-720). Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanda Harran Okulu’nun etkinliği arttırmıştır. İbn Şeddat, Harran’da 4 medresenin varlığından bahsetmektedir.”

Bu bölgede bulunan ve ‘Cennet’, ‘Cuma’ adlarıyla anılan Harran Ulu Cami, Anadolu’nun ilk en büyük camisi olarak biliniyor, Anadolu’nun en zengin taş süslemeli cami ile şadirvanlı, revaklı en büyük avlulu cami unvanına sahiptir. MS1260’da Mogollar tarafından yakılıp yıkılmıştır. Kazılarla bu cami ile ilgili kalıntıların da ortaya çıkması bekleniyor. Kazılarla kale içerisindeki saray olarak bilinen İçkale’nin kalıntıları da bulunacak. 3 katlı olarak geçen sarayın 150 odalı olduğu bazı kaynaklarda yer aldığı belirtiliyor. Kazı çalışmaları ile Harranlı 137 bilim insanı ile ilgili yeni bilgilere ulaşılması da bekleniyor. Çoğu, BağdatRakka ve Halep’de eğitim gören ve ders vere bilim damları arasında ise şu ünlü isimler de yer alıyor: “Astronom-filozof, çevirmen Sabit bin Kura, astronom el-Battani, Cabir bin Hayan, din bilgini Şeyh-ül İslam İbni Teymiyye, Hadis alanaında El-Ruhavi, tıp, felsefe, matamatikçi İbrahim bin Zahrun, Hadis, Fıkıh, Tevsir, tarih alanlarında Yezid el Harrani ve Hiram el-Harrani.”

Kazılar ile Harran’ı çevreleyen surlarda ortaya çıkmaya başladı. Elips şeklinde 1350x1000 metre ebadında, yaklaşık 4kilometre uzunluğundaki surların, 8m. yüksekliğinde ve 1.50 metre genişliğinde olduğu belirlendi. Görülebilen sur kalıntıları Orta Çağ’a ait olduğu tahmin edilirken, surların molozla doldurulmuş olup, zayıf kireçtaşı ile kaplı olduğu belirlendi. Surların üzerinde ise 6 kapı yer alıyor.

KONİK KUBBELİ EVLER
Harran’ın yazın 45 dereceye ulaşan sıcağından korunmak için arı kovanı biçiminde konik kubbeli ev mimarisi oluşmuştur. Yontma taş döneminden beri bu bölgede bu ev tipi tercih edildiği, bu evlerin yazın serin, kışın ise ılık bir mekan oluşturduğu biliniyor. Yaklaşık 400 metre çapında olan höyüğün, 25 metre yüksekliğinde olduğu tespit edilirken, bölgenin Prehistorik çağlardan, Eyyubiler dönemine kadar yerleşim yeri olarak kullanıldığı görülüyor.
harranajans.com, 03.05.2017
DENİZLİ'DE EYP'Lİ KAÇAK KAZI

Baklan İlçesi'nde jandarma tarafından düzenlenen operasyonda el yapımı patlayıcı (EYP) ile kaçak kazı yapmaya çalışan İranlı tutuklandı.

Sarıyakalar mevkisinde kaçak kazı yapıldığı bilgisi üzerine söz konusu mevkiye giden jandarma ekibi, izinsiz kazı yapan O.A. ve İran uyruklu M.A'yı yakaladı.

Yakalanan kişilerle birlikte kazıda kullanılmak üzere el yapımı patlayıcı ve 50 metre kablo ele geçirildi.

Gözaltına alınan İran uyruklu M.A. tutuklandı, diğer zanlı ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

El yapımı patlayıcı düzeneği, bomba imha uzmanlarınca kontrollü olarak patlatılarak imha edildi.

- Pamukkale'de tarih eser operasyonu
Öte yandan Jandarma ekipleri, Pamukkale Mahallesi'nde gerçekleştirdiği operasyonda Roma ve Bizans dönemine ait sikkeleri satmak isteyen S.Ö'yü yakaladı.

Yapılan aramada, 53 sikke, 4 toprak kandil, 3 dedektör, 2 hilti, birer jeneratör, akü, kazma, kürek, 4 kurusıkı tabanca ile el yapımı patlayıcının hazırlanmasında kullanılan kimyasal madde ele geçirdi.
Milliyet, 03.05.2017

ÇALINTI ESERİN İNGİLTERE'DEKİ SATIŞINI BAKANLIK ENGELLEDİ



Konya'daki Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi'nden 17 yıl önce çalınan "Şerh el-Kanun fiʼt-Tıb" isimli eserin İngiltere'de satışa sunulacağını öğrenen Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, bu eserin Türkiye Cumhuriyeti devletine ait olduğunu ispatlayarak satışını durdurdu.

Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi'nden 2000 yılında çalınan, İbn-i Sina'nın "El-Kanun fi't-Tıb" kitabının yorumlanarak anlatıldığı, 197 sayfalık "Şerh el-Kanun fiʼt-Tıb" eserinin İngiltere'de açık artırma yoluyla satılacağı bilgisini alan Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, harekete geçti.

Arapça nesih hat ile 1224 yılında Selçuklu döneminin İslam alimlerinden, Fahreddin er-Razi'nin yazdığı eser, İngiltere'deki Sotheby's Müzayede Evi'nde 26 Nisan'da gerçekleştirilen "İslam Dünyası Sanatı" başlıklı müzayedede satılacak eserler arasından, bakanlık yetkililerince Türkiye'ye ait olduğu ispatlanarak çıkartıldı.

17 yıl önce çalındı
Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Yusuf Ağa Yazma Eser Kütüphanesi koleksiyonunda 4 bin 980 demirbaş numarasıyla kayıtlı "Şerh el-Kanun fiʼt-Tıb" isimli yazma eser, 17 yıl önce çalındı. Bakanlık, eserle irtibatı, geçen hafta içerisinde gelen ihbarlar ile yeniden sağladı.

Çalıntı eserin satışa sunulacağını fark edenlerden biri, Hollanda'daki Utrecht Üniversitesinde doktora yapan Hüseyin Şen oldu. Eserle ilgili bilgileri araştırarak karşılaştıran ve satışa sunulacak şerhin Türkiye'ye ait olduğunu tespit eden Şen, durumu bakanlık yetkililerine aktardı.

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına bağlı Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü'nde araştırmalar yapan Londra merkezli İbn Arabi Derneği Basın Sorumlusu Stevens Hirstentein da söz konusu eserin açık artırma yoluyla İngiltere'de satışının yapılacağını Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Hülya Küçük'e mail yoluyla bildirdi.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın talimatı doğrultusunda harekete geçen bakanlık yetkilileri, Interpol'e başvurdu. Ayrıca ilgili müzayede firmasının Türkiye sorumlusu Oya Delahaye ile görüşülerek, söz konusu eserin müzayededen çekilmesi konusunda çağrıda bulunuldu. Bu çağrı sonrası eserin satışı durduruldu.

Bu girişimlerin ardından, el yazması eserin Türkiye'ye iade edilerek Konya'daki Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi'nin raflarında yer alması bekleniyor.

30-40 bin avroya satılması bekleniyordu
Dünya genelindeki koleksiyoner ve sanat tutkunlarını cezbeden Sotheby's Müzayede Evi'ndeki "İslam Dünyası Sanatı" başlıklı müzayedede, Osmanlı dönemine ait dekoratif eser, mücevher, yüksek kaliteli taşınabilir eşyalar, kılıçlar, ipek ve kadife çatma paneller, eyer örtüsü, feraset bohçası ve gümüş baharatlık gibi parçalar da dahil olmak üzere toplam 239 tarihi eser satışa sunuldu.

Müzayededen çıkarılan Selçuklu dönemine ait el yazması eserin satışa sunulması halinde 30 ile 40 bin avro aralığında satılması öngörülüyordu.

Sanat eseri koleksiyonerlerini 1744'ten bu yana bir araya getiren Sotheby's, 1955 yılında Londra'dan New York'a açılarak dünyanın ilk uluslararası müzayede evi oldu.
Anadolu Ajansı, Haber: Ayşe Büşra Erkeç - Abdullah Aşıran - İnci Gündağ, 02.05.2017

KADIN FİRAVUN HATŞEPSUT'UN TAPINAĞI İLGİ ÇEKİYOR

Antik Mısır'ın 18. hanedanı döneminde hüküm süren kadın firavun Hatşepsut'un Luksor'daki tapınağı ilgi görüyor.



Mısır’ın orta kesimlerinde birçok antik yapıya ev sahipliği yapan Luksor şehri, antik medeniyetin 18. hanedanından I. Thutmose’nin Kraliçe Ahmose'den olan kızı Hatşepsut’un tapınağını da barındırıyor.



Luksor’un Nil Nehri’ne bakan batı kıyısında yer alan, arkasını dev kayalıklara dayayan geniş arazide inşa edilen Hatşepsut Tapınağı, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.



Üç katlı olarak kademeli bir taraça sistemiyle inşa edilen tapınak, mimari yapısıyla ziyaretçileri adeta büyülüyor.

Mısır bilimci Besam eş-Şema, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iktidarda bulunduğu zaman dilimi konusunda çeşitli görüşler olsa da Hatşepsut’un MÖ 1479 -1458 yılları arasında hüküm sürdüğünü belirtti.

Şema, tarihteki ilk kadın firavunlardan sayılan Hatşepsut’un emriyle Mimar Senmut tarafından planlanan tapınağın, asırlar geçmesine rağmen görkemini koruduğunu ifade etti.



Tapınakta, iktidara geldikten sonra bir kral gibi giyinen ve takma sakal kullanan Hatşepsut’un, sakallı olarak tasvir edilmiş heykelleri bulunduğunu söyleyen Şema, girişte de tapınağın maketi bulunduğunu dile getirdi.

Rivayete göre, hakimiyet yılları boyunca barışçıl bir politika izleyen Hatşepsut, yalnızca isyan bastırmak için sefere çıkmıştır.

İmara önem veren ve dönemindeki en büyük ticaret yolunun girişimcisi olan Hatşepsut sayesinde Mısır’ın o tarihlerde refaha kavuştuğu anlatılıyor.

Mimar Senmut’a kendisi için bir tapınak inşa ettirmesi talimatı veren Hatşepsut’un, ölümünün ardından yerine III. Thutmose geçmiştir.
Sözcü, 02.05.2017
UNESCO'DAN 'İŞGALCİ GÜÇ İSRAİL' KARARI

UNESCO Yönetim Kurulunun 201. Genel Kurulu Paris'te toplandı.

Toplantıda Sudan, Katar, Umman, Fas, Lübnan, Mısır ve Cezayir tarafından hazırlanan "İşgal edilmiş Filistin" karar tasarısı görüşülerek oylandı.

Kudüs'ün Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler için kutsal bir kent olduğunun ifade edildiği tasarıda, "İşgalci güç İsrail" tarafından Kutsal şehir Kudüs'ün yapısını ve statüsünü değiştirmeye yönelik alınan her türlü önlemin, adli veya idari uygulamanın geçersiz sayılması ve iptal edilmesi istendi.

Tasarıda, Kudüs'te uluslararası hukuka aykırı olarak üst aramayı, tünel kazmayı, eski şehir başta olmak üzere, Doğu Kudüs'te inşaat projelerini devam ettirdiği belirtilen İsrail'in, UNESCO ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırı olarak sürdürdüğü bu uygulamalara son vermesi talep edildi.

Gazze'deki ablukanın devam ettiği, okulların ve eğitim merkezlerinin inşasında sorunlarla karşılaşıldığı, bölgeye giriş ve çıkışlarda uygulanan kontrollerin devam ettiği ve bunun kabul edilemez olduğunun belirtildiği tasarıda, UNESCO Genel Sekreterine konuyla ilgili bir toplantı düzenlemesi ve UNESCO'nun Gazze'deki temsilciliğinin yeniden açılması çağrısı yapıldı.

Tasarıya ilişkin yapılan oylamada aralarında Brezilya, Çin, Rusya ve İsveç'in aralarında olduğu 22 ülke kabul oyu verirken, ABD, Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda'nın da yer aldığı 10 ülke ret oyu kullandı. Oylamada Fransa, Japonya, İspanya ve Arjantin'in aralarında olduğu 23 ülke çekimser kalırken, Sırbistan, Türkmenistan ve Nepal oylamaya katılmadı.

UNESCO tarafından geçen ekim ayında kabul edilen bir kararda da "İsrailli işgalci yetkililerin ve iskan edilen yerlere yerleştirilen grupların, Doğu Kudüs'teki eski şehirde, Mescid-i Aksa'nın bulunduğu bölgedeki yasa dışı arkeolojik çalışmalarından derin endişe duyuyoruz." ifadesine yer verilmişti.
Sabah, 02.05.2017

800 YILLIK 'SÜLEYMAN MÜHRÜ' İŞLEMELİ KAPI BU KÖYDE

Osmanlı ve Selçuklu mimarisinde sıklıkla kullanılan motiflerden birisi olan, Süleyman Peygamber’e ait 6 köşeli yıldız şeklindeki “Süleyman Mührü” işlemeli 800 yıllık kapının bulunduğu ambar, Samsun’un Ladik İlçesi'nde bulunan Ambarköy’de sergileniyor.



Samsun’un Ladik İlçesi'ne kaymakamlık tarafından “Ambarköy Açık Hava Müzesi” yaptırıldı. İlçeye 17, 18 ve 19’uncu yüzyıla ait ahşap ambar, ev ve caminin bulunduğu tarihi bir köy kuruldu. 2010 yılında başlatılan proje kapsamında ilçe merkezine 2 kilometre uzaklıktaki 13 bin 700 metrekare alana kurulan Ambarköy’de 25 tahıl ambarı, 1 köy konağı, su değirmeni, han, kapalı müze, köy kahvesi, köy konağı ve bölgeden toplanan tarihi taş ve ürünler bulunuyor. Müzede bulunan ambarlardan bir tanesi tarihsel boyutuyla diğerlerinden ayrılıyor. 700-800 yıllık olduğu tahmin edilen Ayvalı Köyü Ambarı isimli tahıl ambarında Hazreti Süleyman Peygamber’e ait olan 6 köşeli yıldız şeklindeki “Süleyman Mührü” işlemeli 800 yıllık kapı bulunuyor.

Ambarköy hakkında bilgiler veren köy içinde bulunan Şeyhülislam Mehmet Efendi Camisi İmamı Nusret Kukuş, “Ambarköy Açık Hava Müzesi’nin açılması için dönemin kaymakamı tarafından yöremizde bulunan tahıl ambarlarının buraya getirilmesi projesi hazırlanmış. Bölgedeki ve köylerdeki ambarların bir araya toplanmasıyla bu açık hava müzesi oluşturuldu. Buranın içerisinde köy kahvesi, cami ve diğer ambarlar müştemilat olarak bulunmaktadır. Buradaki eserler tarihi özellik taşımaktadır. Her bir eserin 200-300 yıl geçmişi var. Burada 25 tahıl ambarı, 1 köy konağı, su değirmeni, köy fırını ve ambar han bulunuyor. İnsanlar birkaç yıldır burayı ziyaret ediyorlar. Ambarköy’de bulunan cami Osmanlı döneminde 1695 yılında şeyhülislamlık yapmış Ladikli Mehmet Efendi’den alıyor. Camide diğer eserler gibi buraya sonradan taşınarak monte edilmiştir. Cami 2011 yılından itibaren ibadete açıldı. Yeni evlenecek insanlar, gelinler buraya geliyorlar. Burası insanların fotoğraf çektirdiği ve hoşça vakit geçirdiği çok güzel bir yer. Burası Osmanlı ve Selçuklu döneminin kültürünü yansıtan çok önemli motiflerinin bulunduğu yaşayan bir köydür. Şu anda burada tahıl yok ama müze tamamen açıldıktan sonra görsel olarak mutlaka kullanılacaktır. Bunların haricinde burada son yüzyılın ahşap ve metal ürünlerinin sergilendiği bir de kapalı müzemiz de hizmet veriyor” dedi.

  

800 yıllık Süleyman Mühürlü kapının bulunduğu ambar
Hazreti Süleyman Peygamber’e ait olan 6 köşeli yıldız şeklindeki “Süleyman Mührü” işlemeli 800 yıllık kapının bulunduğu ambarın da bu açık hava müzesinde sergilendiğini ifade eden Kukuş, “Bu müzede çok eski ambarlar da bulunuyor. Bu ambarın kapısında Süleyman Mührü bulunuyor. Ayrıca kapıda Osmanlı ve Selçuklu döneminde yıllarca kullanılmış sevgi motifleri de bulunuyor. Bu ambar yaklaşık 700-800 yıllık bir ambardır. Bu ambar daha önce Ladik’te değişik köylerde bulundu. Ambarköy’e de 2001 yılında açık hava müzesi projesi kapsamında 2011 yılında monte edildi” diye konuştu.



Ambarköy’ü ziyaret eden vatandaşlar, bunun gibi tarihi kültürlerin korunarak gelecek nesillere aktarılması gerektiğini ifade ederken, gelin ve damatlar da düğün çekimleri için sıklıkla Ambarköy’ü tercih ediyorlar.

Süleyman Mührü
Süleyman Mührü, çeşitli geleneklerde Hz. Süleyman’a atfedilen, altı köşeli bir yıldızı içeren mühürdür. Altı köşeli versiyonu, sadece İsrail’i sembolize eden bir malzeme ya da mana değildir. Anadolu Selçuklu mimarisi ile Osmanlı dönemindeki sancaklarda sıkça görülür. Yahudiler tarafından “Davud Yıldızı” (Davud Mührü, Davud Kalkanı) adıyla da anılmaktadır. Altı kenar ve altı köşeden oluşan, temelde iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan şeklin yanında, sekiz köşe ve sekiz kenardan oluşan iç içe geçmiş iki kare de Türkiye’de Mühr-ü Süleyman (Süleyman Mührü) olarak anılabilmektedir. Müslüman ve Türk mimarisinde çok eskiden bu yana süslemelerde kullanılmış. İki karenin oluşturduğu sembol, değişik zaman ve coğrafyalarda farklı kombinasyonlarda uygulanmış. Türkistan’ın Yesi şehrindeki Ahmet Yesevi Türbesi’ndeki sekiz köşeli yıldız ile Sivas Gökmedrese’nin kapısındaki sembol aynıyken, yine Sivas Gökmedrese’nin minarelerindeki oyma süslemeler Mühr-ü Süleyman’ın çeşitleridir.
Milliyet, 02.05.2017

HAVALİMANINDA TANRIÇA HEYKELCİĞİYLE YAKALANDI

Kayseri'de bir kişi, tarihi eser niteliğindeki heykelciği yurt dışına götürmek isterken havalimanında yakalandı.

Kayseri Havalimanı dış hatlar terminalinde, Almanya'ya gitme hazırlığı yapan M.A.E'nin valizinde heykelcik olduğunu tespit eden görevliler, polise haber verdi.

İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Roma dönemi ait olduğu değerlendirilen bronz tanrıça heykelciliğine el koydu.

Gözaltına alınan M.A.E'nin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Timetürk, 02.05.2017

KONGRE MÜZESİ'NİN RESTORASYONUNDA SONA GELİNDİ

Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi'ne ev sahipliği yapan tarihi binadaki "Kongre Müzesi"nin daha fazla ilgi görmesi için başlatılan restorasyon çalışmalarında sona yaklaşıldı.


Tarihte Ermeni Yatılı Kız Okulu olarak hizmet veren Yakutiye İlçesi Kongre Caddesi'ndeki Kongre Müzesi, Cumhuriyet döneminde Ermeni asıllı sahiplerinden satın alınarak eğitim ve yönetim amaçlı kullanılmasının yanı sıra milli mücadele döneminde de önemli kararların alınmasında rol oynadı.

Tarih boyunca deprem ve yangın gibi felaketlere maruz kalan bina, geçirdiği tadilatlarla günümüze kadar gelmeyi başardı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi'ne de ev sahipliği yapan Kongre Müzesi'nde 2 yıl önce, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünce restorasyon çalışması başlatıldı.

Müzenin daha fazla ilgi çekmesi ve tarihi anların yeni nesle daha iyi anlatılması amacıyla başlatılan restorasyon çalışmalarının Temmuz 2017'de tamamlanması planlanıyor.

Bu çalışmaların ardından her bir odası tarihi anlatmak için ayrı ayrı düzenlenerek yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açılacak olan Kongre Müzesi, hem geçmişte yaşananların geleceğe aktarılmasına hem de turizme katkı sağlayacak.

Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Cemal Almaz, yaptığı açıklamada, Kongre Müzesi'nin Türkiye'deki resim heykel galerisi statüsünde 3 müze merkezinden birisi olduğunu söyledi.

Müzeyi sergi müzesi halinde ziyaretçilerine açmak istediklerini belirten Almaz, "Ülkemizde resim heykel galerisi konseptinde sadece Ankara, İzmir ve Erzurum'da galeri var. Biz de bu galerimizi sergi müzesi halinde açmak istiyoruz. Gelen insanlar sadece kongre mantığında düşünmeyip çeşitli alanlarında neler olduğunu göstermek için her bir odayı ayrı ayrı değerlendirmek istedik." dedi.
Yapı, 02.05.2017

KHUFU PİRAMİTİNİN ÜÇÜNCÜ KAPISI AÇILIYOR

‘Restorasyon, Arkeoloji, Müzecilik Teknolojileri Fuarı ve Konferansı Heritage İstanbul’a Mısır’ın Indiana Jones’u Dr. Zahi Hawass konuk oldu. Dünyanın en önemli Mısırologlarından ve Mısır Hükümeti Eski Kültür Bakanı Zahi Hawass, “Piramitler, Mumyalar ve Son Keşiflerle Kleopatra” başlıklı bir panel verdi. Bizde panel sonrası kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

-Sunumunuzda Khufu Piramidi’ndeki 3. kapıyı açacağınızı söylediniz. Daha önce 3 kapısı olduğu saptanan bu piramidin şimdi de bu kapısının açılacak olmasına büyük keşif diyebilir miyiz?
Evet, Khufu Piramidi’nde üçüncü kapının ardında ne olduğunu bulmak üzereyiz. Büyük bir keşif olacak gibi... Hong Kong’daki bir mucidin ürettiği robotu yıl sonuna kadar piramide sokmaya çalışacağız. Japonya’dan ve Fransa’dan bir ekip ile beraber çalışıyoruz. Bütün dünya pramitte gizli odalar olduğunu düşünüyor. Ben de bunun yani 3. kapının ardında Khufu’nun lahitinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunu hiyerogliflerde okuduk!

-'Piramitlerin sırrı hala çözülemedi’ denir hep. Neden hala piramitlerin sırrı çözülemiyor?
Biz antik Mısırologlar, piramitlerin nasıl yapıldığını biliyoruz aslında. Bunu bilmemize rağmen insanlar değişik teoriler üretiyor. Mars’tan gelen uzaylıların yaptığı gibi komik teoriler üretiyorlar. İnsanlar piramitlere dair hayal kuruyorlar, hayal kurdukları için çözülemediğini düşünüyorlar. Yine de sürekli başka şeyler keşfedildiği için piramidi bilmenin, keşfetmenin sonu olmayacak! Hatta çoğu kişi benim piramitlerin gizemini çözdüğümü ve bunu paylaşmadığıma inanıyor. Bu yüzden aşağılayıcı yazılar yazanlar da oluyor. Bu iddia gerçeği yansıtmıyor ve bunlar beni kırıyor.

-Piramitlerin ana işlevinin mezar olmasının yanı sıra başka anlamlar yükleyenler de var. Siz piramitleri sadece mezar olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Piramitler bir mezar olsa bile aynı zamanda bir kültürün, bir kralın onurunu, ulusunu meydana getiren bir yapı. Piramitler, astronomiden medikale, sanata bütün elementleriyle Mısır’ı temsil ediyor. İlk yapıldığı zaman piramitlerde çok fazla akış vardı. İstanbul gibi akıcı bir yerdi. İnsanlar bir şeyler çaldılar. Şimdi ise piramitleri korumak onurumuzu korumaktır.

PİRAMİTLERİN EN BÜYÜĞÜ, EN ÜNLÜSÜ
Keops Piramiti (Khufu Piramidi, Büyük Gize Piramidi), günümüzde Mısır’ın başkenti Kahire’nin bir parçası olan Gize’yi (El Giza) çevreleyen antik “Gize mezar kenti”nde bulunan üç anıtsal piramitten en eski ve en büyük olanıdır. MÖ 2560 yıllarında yapıldığı düşünülen bu anıtsal kompleks, dünyanın yedi harikasından biri olup, bu yedi harika içinde günümüze kadar ulaşan tek eserdir.

Cumhuriyet, Haber: Ceren Çıplak, 01.05.2017

TOKAT'TA ASKERLERE TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞINDAN GÖZALTI

Amasya, Bursa, Kırıkkale, Kocaeli, Tokat ve Şırnak olmak üzere 6 ilde 23 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartıldı.

Tokat'ta 2 emekli albay ve biri binbaşı 3 muvazzaf askerin de aralarında bulunduğu 18 tarihi eser kaçakçılığı şüphelisi adliyeye sevk edildi.

Habertürk Haber Merkezi'nden Savaş Kalkan'ın aktardığı bilgilere göre, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Amasya, Bursa, Kırıkkale, Kocaeli, Tokat ve Şırnak olmak üzere 6 ilde 23 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. 18 şüpheli gözaltına alınırken 5 şüpheli aranıyor.

Tokat İl Jandarma Komutanlığı'nın 7 aylık çalışması sonucu 27 Nisan günü gerçekleştirilen operasyonda 377 adet altın sikke, 52 adet gümüş sikke, 55 adet bronz sikke, 3 cm ebatında heykel, 1 afet bronz vazo, 1 adet bronz tabak, 3 adet 9 mm tabanca, 2 adet av tüfeği, 2 adet el dürbünü, 2 adet el telsizi, 1 adet altın arama dedektörü, 1 adet sismik altın arama aparatı, çok sayıda, cep telefonu, bilgisayar, harici bellek, hard disk ile 1 adet L seri 1 dolar ve 7 bin 500 TL para ele geçirildi.

Şüphelilerden 2'sinin emekli albay, birisinin halen görevde olan binbaşı, ikisinin ise astsubay olduğu öğrenildi. "Örgüt kurmak ve örgüte üye olmak", "2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa muhalefet etmek", "Görevi kötüye kullanmak" suçlarından gözaltına alınan zanlılar adliyeye sevk edildi.
Habertürk, 01.05.2017

SÜS BİTKİSİ SERASINDA DEFİNE KAZISI

Antalya’da kimliği belirsiz 3 kişi, süs bitkisi yetiştirilen seranın içini 7 metre kazıp define aradı. Define avcıları, 'Neden kazıyorsunuz?' sorusuna ise 'tuvalet çukuru kazıyoruz' yanıtını verdi.



Antalya’da define avcısı 3 kişi, süs bitkisi yetiştirilen bir seranın içerisini 3 gün boyunca metrelerce kazıp define aradı. Şahıslar, durumdan şüphelenen komşularının "neden kazıyorsunuz?" sorusuna ise, "tuvalet çukuru için" yanıtını verdi. 

İlginç olay, Aksu İlçesi Çamköy Mahallesi 24 Sokak’ta bulunan Vedat Dalaman ile 9 akrabasının hissedar olduğu 6 dönümlük araziye kurulan 2,5 dönümlük bir serada meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Vedat Dalaman, yaklaşık 12 yıl önce arazisini A.Ç isimli bir kadına kiraladı. A.Ç., ailesiyle birlikte kiraladığı araziye naylon sera kurarak süs bitkisi yetiştirmeye başladı. Son 3 günde seradan gelen garip seslerden şüphelenen çevrede yaşayan vatandaşlar seranın içerisine girerek, 3 kişi tarafından derin bir çukur kazıldığını gördü. Vatandaşlar, arazi sahibine olayı anlattı.

Seranın olduğu yere gelen arazi sahipleri, gördükleri manzara karşısında şoke oldu. Durumun fark edilmesi üzerine serayı kazan 3 kişi ise 07 MFL 91 plakalı araca binerek kayıplara karıştı. Bunun üzerine arazi sahipleri durumu polise bildirdi. Polis, olay yerinde yaptığı incelemede sera içerisinde yaklaşık 7 metrelik çukur kazıldığını tespit etti.

Kiracı kazdırıyor iddiası
Arazi sahiplerinden Vedat Dalaman ve Halil Demirkıran, arazilerinin üzerine kurulan serada define arandığını, kaçan 3 kişiye kazıyı yaptıranların ise kiracılarının olduğunu iddia etti. Olay gününü anlatan Dalaman, "Cuma günü başladığını komşular fark ediyor. Ben bugün olay yerine geldiğimde şok oldum. 7-8 metre kazıldığını gördüm. Kazan kişilere, ‘size kim kazdırıyor burayı’ diye sordum. Onlar da kiracımın kazdırdığını söyledi. Hemen yeri kiraya verdiğimiz şahsa gittim. O da jeolojik yapı oluşturduğunu söyledi. Ben de bu durumda şüphelendim. Herhangi bir su çukuru veya tuvalet çukuru kazdırdıklarını düşünmüyorum.

"Define aradıklarını düşünüyorum"
Durumu polise bildirdiğini belirten Dalaman, arazisi üzerinde eski yapıların olduğunu da belirterek, "Bir katmanında eski tuğla kalıntıları var. Bundan dolayı define aradıklarını düşünüyoruz. Atalarımızın söylentilerine göre burada yerleşim ve hazinelerin olduğunu söyleniyor. Arkeologların gelip burada çalışma yapmasını istiyorum" diye konuştu.

"Tuvalet çukuru kazıyoruz"
Hissedarlardan Halil Demirkıran ise, define avcılarının çocuklarına verdiği ilginç cevaptan bahsetti. Serada çalışma seslerini duyduğunu ancak ilk başta önemsemediğini belirten Demirkıran, "Evim hemen yanında. Burada çalışma sesini duydum. Gündüz çalışıyorlardı. Sesi duyunca kenarda betonları kırıyorlar sandım. Bizim çocuklardan gören olmuş. ‘Siz ne kazıyorsunuz burada?’ diye sorunca, ‘Tuvalet çukuru kazıyoruz’ demişler" ifadelerini kaydetti.
Serayı kiralayan A.Ç ve ailesi ise konuyla ilgili konuşmak istemediklerini belirtti.
Polisin olayla ilgili incelemesi devam ediyor.
Milliyet, 01.05.2017

DALİ'NİN FIRÇA DARBELERİYLE ALZHEİMER'A ERKEN TEŞHİS

Liverpool Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, ünlü ressamların fırça vuruşlarındaki ince değişiklikleri analiz ederek nörodejeneratif bozuklukları saptamanın mümkün olduğunu gösterdi. Sanat eserlerini inceleyen matematiksel bir teknikle nörolojik hastalıklar erken teşhis edilebiliyor. HT Magazin'den Deniz Çağlar'ın haberine göre; Neuropsychology’de yayımlanan çalışmada, Liverpool Üniversitesi Psikoloji Okulu’ndan Alex Forsythe liderliğindeki araştırma ekibi, normal yaşlanma ve nörodejeneratif bozukluk yaşayan 7 ünlü sanatçının kariyerlerindeki 2092 tablo üzerinde çalışarak bu keşfi gerçekleştirdi. Araştırma için, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarından hayatlarını kaybeden Salvador Dalí, Willem de Kooning, Norval Morrisseau ve James Brooks olmak üzere dört sanatçıya odaklanıldı. Diğer yandan Pablo Picasso, Claude Monet ve Marc Chagall olmak üzere nörodejeneratif problemi olmayan ressamların eserleri incelendi. Çalışmada, sanat eserlerini inceleyen matematiksel bir teknik olarak bilinen “fraktal analiz” yöntemi kullanıldı. Peki bu yöntem nasıl işliyor?

SAHTE ESER ARARKEN HASTALIK KEŞFİ
Sanat eserlerinin özgünlüğünü tespit etmekte kullanılan teknik, öncelikle her bir sanatçının fırça darbelerindeki geometrik desenleri saptıyor. “Fraktal” dediğimiz bu desenler, tıpkı parmak izi gibi; her biri benzersiz, çıplak gözle görülemiyor. Eserlerde sıklıkla kendini tekrarlıyor, gizli desenler ortaya çıkarıyor. İşte sahte tabloları orijinallerinden ayırt edilebilmemizi bu frakteller sağlıyor. Forsythe’nin ekibi de bu yöntemle normal yaşlananlara kıyasla, nörolojik bozulma yaşayan sanatçıların ‘fraktelleri’ arasında büyük bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Fraktal analize tabii tutulan eserlerdeki desenlerin, sanatçıların sağlıklı dönemlerinde çok daha fazla olduğunu, ancak bahsi geçen hastalıklara yakalandıktan sonra azalmaya başladığını gösteriyor. Araştırma, beyindeki değişikliklerin, hastalığın ortaya çıkmasından yıllar önce sanatçının fırça vuruşundaki dakika boyutuna yansıdığına işaret ediyor. Üstelik hastalık süresince bu değişimlerin ressamların tarzlarına ya da yaptıkları işin içeriğine, derinliğine yansımadığı ancak beyinlerinin farklı çalışmaya başladığı görülüyor.

ERKEN TEŞHİŞ İÇİN FRAKTEL
Elde edilen sonuçlar, nörolojik hastalıkların dil ve motor fonksiyonları aksamaya başlamadan teşhis edilebilmesi için potansiyel bir yöntem sunuyor. Dr. Forsythe inovasyonun, nörolojik hastalıkların erken safhasında teşhis edilmesine yardımcı olacak yepyeni araştırmalara öncülük edeceğini ifade ediyor.

Habertürk, 30.04.2017

SAFRANBOLU'NUN 220 YILLIK SAATİ YILLARA MEYDAN OKUYOR

UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'ndeki Karabük'ün Safranbolu İlçesi'nde Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından 12 metre yüksekliğindeki kule üzerine yaptırılan saat, 220 yıldır tıkır tıkır işliyor.

Dikdörtgen prizma şeklinde 1797'de kesme taştan yapılan, her cephesinde ikişer pencere, içerisindeki merdivenin aydınlatılması amacıyla da yer yer mazgal delikleri açılan kuledeki Londra'dan getirilen sistemle çalışan saatin bakımı, gönüllü 74 yaşındaki İsmail Ulukaya tarafından yapılıyor. Ulukaya, saati 7 günde bir kuruyor.

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa'nın "Herkesin evine ve cebine saat hediye edeceğim" diyerek yaptırdığı tarihi saat, Türkiye'de bulunan tek zembereksiz ve kulesine çıkılabilen en eski saat olma özelliğine de sahip. 

Safranbolu Kalesi'nde hükümet konağı ve tarihi cezaevi ile yan yana konumda bulunan, dönemler içinde iki defa onarım gören kuledeki saatin, saat başlarında o anki saat kadar, yarım saatlerde ise bir kere çalan çanının sesi, 3 kilometre uzaklıktan duyulabiliyor. 

52 YILDIR GÖNÜLLÜ
Asıl mesleği kunduracılık olan Uluklaya, 52 yıldır saatin bakımını ve temizliğini üstlendiğini, saati ayarladığını ve haftada bir gün kurduğunu söyledi.

İlçeye gelen turistlere saatin tarihçesini ve özelliklerini anlattığını belirten Ulukaya, şöyle devam etti:

"Saatin özelliği sesinde... Engebeli olan Safranbolu'da vatandaşlar görerek değil de sesiyle saati anlıyor. Sesi her yere gitsin diye de yüksek yere konulmuş. İzzet Mehmet Paşa, bu saati 'Sizlerin evinize ve cebinize saat hediye edeceğim.' diyerek 1797'de armağan ediyor. İzzet Mehmet Paşa neden böyle demiş? Safranbolu iki kısımdan oluşur, 'kışlık' ve 'yazlık' diye. Tarihi bölge 'kışlık' oluyor. Burası arazi olmadığı için çukurda. Kışı evinde geçiren Safranbolulular sesten evinde saat varmış gibi saati biliyor. Halkımız ilkbahar geldiğinde Bağlar kısmına taşınır. Burada herkes bahçededir. Bu defa herkesin cebinde saat varmış gibi sesten saati biliyor. Yani özelliği sesi." 

Saat hakkında teknik bilgiler veren Ulukaya, saatin her saat başı o saat kadar, yarımlarda ise bir defa çan çaldığını anlattı.

Saatin bakımını 1965'te öğrendiğini kaydeden Ulukaya, o zamandan bugüne hala bakımına devam ettiğini, elinden geldiğince de devam edeceğini aktardı.

Kuleyi ziyarete yerli ve yabancı turistlerin geldiğini, onlara saati anlattığını da belirten Ulukaya, "Beni gösterdikleri tebessüm dinlendiriyor. Haftada bir defa gelip kuruyorum. 16 defa çeviriyorum. Ayrıca gelen turistlere göstermek amacıyla da arada bir kuruyorum" dedi.
Ntv, 30.04.2017

39. ULUSLARARASI KAZI, ARAŞTIRMA VE ARKEOMETRİ SEMPOZYUM PROGRAMI AÇIKLANDI

22-26 Mayıs tarihinde Bursa Atatürk Kültür Kongre Merkezinde (Merinos) gerçekleştirilecek olan 39. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun programı belli oldu.

Sempozyum süresince Türkiye’de 2016 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile Türk ve yabancı bilim insanlarınca gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, yüzey araştırmaları ve bu çalışmalarda ele geçen buluntular üzerindeki arkeometrik çalışmalara ilişkin bildiriler sunulacak.

Sempozyumda, “Kazı Sonuçları Toplantısı”, “Araştırma Sonuçları Toplantısı” ve “Arkeometri Sonuçları Toplantısı”nda yaklaşık 340 bildirinin sunulması bekleniyor.

1979 yılından beri kesintisiz her yıl gerçekleştirilen sempozyum, arkeoloji alanında Türkiye’de gerçekleştirilen önemli bir bilimsel faaliyet. 1979-2003 yıllarında Ankara, İstanbul, İzmir ve Çanakkale’de bakanlık imkanlarıyla gerçekleştirilen sempozyum, 2004 yılından itibaren ise üniversiteler ile ortaklaşa düzenleniyor.

Bu kapsamda, 2004’te Selçuk Üniversitesi/Konya, 2005’te Akdeniz Üniversitesi/Antalya, 2006’da Onsekiz Mart Üniversitesi/Çanakkale, 2007’de Kocaeli Üniversitesi, 2008’de Ankara Üniversitesi/DTCF ve 2009’da Pamukkale Üniversitesi/Denizli sempozyuma ev sahipliği yaptı. Sempozyum, 2010’da Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’da, 2011’de İnönü Üniversitesi ile Malatya’da, 2012’de Hitit Üniversitesi ile Çorum’da, 2013’te Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ile Muğla’da, 2014’te Gaziantep’te, 2015’te Atatürk Üniversitesi ile Erzurum’da, 2016’da Trakya Üniversitesi ile Edirne’de düzenlendi.

350’nin üzerinde yerli, 100’ün üzerinde yabancı bilim insanı ve çok sayıda öğrenci tarafından izlenmesi beklenen sempozyum kapsamında, geçen yılki toplantıda sunulan bildirilerden oluşan 6 ciltlik kitaplar da bakanlıkça ücretsiz olarak bildiri sahiplerine dağıtılacak.
arkeofili.com, 30.04.2017

AYDIN'DA BARAJ SULARI ÇEKİLDİ, 2 BİN 500 YILLIK ANIT MEZAR GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

Aydın’ın Bozdoğan İlçesi'nde Kemer Barajı sınırları içerisinde yer alan Arapapıştı Kanyonu’nda baraj suları çekilince 2 bin 500 yıllık bir anıt mezar ortaya çıktı.

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Bozdoğan İlçesi'nde Kemer Barajı’nın sularının çekilmesiyle MÖ 5. yüzyıla ait olduğunu tahmin ettikleri anıt mezar bulduğunu bildirdi.

Çerçioğlu, Arapapıştı kanyonunu tanıtmak amacıyla basın mensupları ile tekne turu yaparak bölgeyi gezdi. Kanyonu gezerken kayalıklarda bir şeyi fark ettiğini anlatan Çerçioğlu, incelediğinde bunun tarihi bir yapı olabileceğini düşündüğünü kaydetti.

Çerçioğlu, “Bu işin uzmanına danıştık. Çok değerli bilim insanları geldi. Onlar da çok şaşırdılar. Milattan önce 5. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bir kaya mezar. Çok şanslıydık. Baraj suları çekilmiş ve bu kaya mezar ortaya çıkmış. Tesadüf. Kaya mezarı için yetkili kurumların kaya mezarını koruma altına almaları gerekiyor. Tüm arkeologları buraya davet ediyoruz. Her türlü sponsora da hazırız.” diye konuştu.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Suat Ateşlier ise kaya mezarına ilişkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mezarın 2 bin 500 yıl öncesine ait olabileceğini düşündüğünü söyledi. Ateşliler, “İnceleme fırsatı bulduk. Mermer bir ana kaya kütlesi içine oyulmuş. Bu bölgede yöneticilik yapmış bir liderin ya da Perslere hizmet eden bir yöresel beyin mezarının olabileceğini düşündük. Tabii bu şimdilik ilk izlenimler. Bu yapının benzerleri var fakat genel itibarıyla bu mezarın birebir benzeri yok. Mesela alınlığının tam ortasında yer alan iyon başlığı ve sütunu tasviri. Bu diğer anıt mezarlarda yok.” dedi.
T24, 29.04.2017

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ'NDEN TURİZME BÜYÜK DESTEK



İzmir’in toprak altında kalmış tarihi zenginliklerinin çıkarılması amacıyla antik kentlerdeki kazı çalışmalarına sponsor olan Büyükşehir Belediyesi, destek verdiği kazı sayısını 7’den 10’a çıkardı. Büyükşehir’in bu iş için ayırdığı bütçe de yüzde 51 artırılarak 4.7 milyon TL’yi aştı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, geçmişi 8 bin 500 yıl öncesine kadar uzanan ve onlarca medeniyete ev sahipliği yapan kentin toprak altında kalmış köklü tarihini gün yüzüne çıkarabilmek için arkeolojik kazı alanlarındaki çalışmalara desteğini artırarak sürdürüyor. 2012 yılından bu yana antik kazılara 8.5 milyon TL’lik maddi destek veren Büyükşehir Belediyesi, desteklerine 2017 yılında da devam ediyor. Bu yıl Panaztepe, Urla-Klazomenai ve Ayasuluk kazılarının da eklenmesiyle Büyükşehir’in destek verdiği kazı sayısı 7’den 10’a çıktı.

Kentin her köşesinden tarih fışkırıyor
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, il sınırları içerisindeki arkeolojik kazı alanlarında Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde bilimsel kazı çalışmalarının gerçekleştirilmesi, çıkarılan kültür varlıklarının değerlendirilmesi, envanter oluşturulması, koruma altına alınması ve restore edilmesi çalışmalarına destek verilmesi için karar aldı. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ocak ayında protokol imzalanarak Smyrna Antik Kenti (Agora) Kazı Başkanlığı’na 1 milyon 260 bin TL, Phokai (Foça) Kazı Başkanlığı’na 1 milyon 80 bin TL, Erythrai (Çeşme- Ildırı) Kazı Başkanlığı’na 300 bin TL, eski Smyrna (Bayraklı) Kazı Başkanlığı’na 360 bin TL, Yeşilova Höyüğü (Bornova) Kazı Başkanlığı’na 480 bin TL, Teos (Seferihisar) Antik kenti Kazı Başkanlığı’na 360 bin TL, Klaros (Menderes) Kazı Başkanlığı’na 240 bin TL, Panaztepe (Menemen) Kazı Başkanlığı’na 240 bin TL, Klazomenai (Urla) Kazı Başkanlığı’na 300 bin TL VE Ayasuluk Tepesi Kazı Başkanlığı’a 100 bin TL destek verilmesi kararı alındı.

2016 yılında 3 milyon 115 bin TL destek veren Belediye, bu miktarı 2017’de yüzde 51 arttırdı. Böylece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ören yerlerindeki yıllık kazı desteği 4 milyon 720 bin TL’ye yükselmiş oldu. Büyükşehir Belediyesi, maddi yardımlardan önce de Agora, Smyrna ve Phokai’daki kazılara işçilik ve malzeme desteği veriyordu.
Milliyet, 29.04.2017
TÜRKİYE'DEN KAÇIRILAN 5 BİN YILLIK KADIN HEYKELİ 14,5 MİLYON DOLARA SATILDI

ABD'nin New York şehrindeki Christie's Müzayede Evi  tarafından düzenlenen açık artırmada, Türkiye'den kaçırılan 5 bin yıllık kadın  heykeli "Guennol Stargazer" (Guennol Yıldız Avcısı) yaklaşık 14,5 milyon dolara  satılırken, satış müzayede evi dışında toplanan Türkler tarafından protesto  edildi.



Türkiye'nin iadesi için hukuki çalışmalar başlattığı Anadolu'dan  kaçırılan Guennol Yıldız Avcısı adlı tarihi eser, Christie's Müzaye Evi'nin  Rockefeller Center'daki New York merkezinde düzenlenen açık artırmada satışa  sunuldu. Christie's'in "Müstesna Satış" (The Exceptional Sale) 2017 açık  artırmasında satışa sunulan Guennol Yıldız Avcısı, 12 milyon 500 bin dolarlık  "çekiç fiyatı"yla tüm masraflar dahil toplam 14 milyon 471 bin 500 dolara alıcı  buldu.  

Türkiye'nin eserin satışı ile ilgili ihtiyati tedbir başvurusu
Christie's Müzayede Evi Küresel Başkanı Jussi Pylkkanen'in yönettiği  açık artırmanın başında Pylkkanen, Türkiye'nin ABD mahkemesine eserin satışıyla  ilgili ihtiyati tedbir aldırma başvurusunda bulunduğunu bildirdi. Pylkkanen, dava  nedeniyle eseri satın alacak kişiden 60 gün süresince para alınmayacağını ve  eserin alıcıya bu süreden önce teslim edilmeyeceğini kaydetti. 2 milyon dolardan başlatılan Guennol Yıldız Avcısı'nın açık artırması,  yaklaşık 25 dakika sürerken, günün en uzun süren satışı olarak gerçekleşti. Eser  3 kişi tarafından kıyasıya yapılan arttırımda, telefonla bağlanan ve ismi  açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın aldı.

Christie's Müzayede Evi Sözcüsü AA muhabirine yaptığı açıklamada, 27  Nisan'da Türkiye tarafından eserin satışının durdurulması için   yapılan ihtiyati  tedbir kararı aldırma girişiminin ABD Bölge Hakimi Alison Nathan tarafından  reddedildiği için açık artırmanın gerçekleştirildiğini bildirdi.
Adını ilk sahibi Gallerli Guennol ailesinden alan eser, New Yorklu  özel bir koleksiyoner tarafından müzayedeye kondu. Daha önce 1966-1993 yılları arasında Guennol Koleksiyonu'ndan ödünç  olarak  alınan eser ilk defa New York Metropolitan Sanat Müzesi sergilenmişti.  Eser, daha sonra aynı müzede 8 Mayıs-17 Ağustos tarihleri arasında "Millattan  Önce 3. Milenyum'da İlk Şehirlerin Sanatı" sergisinde de gösterilirken, Avrupa ve  ABD'de bir çok müzede de sergilenmişti.

"200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir parçası"
Arkeoloji Literatüründe "Kilya Tipi" idoller grubuna giren ve Geç  Kalkolitik-Erken Tunç Çağı başlarına ait olan geometrik formlu mermer kadın  heykeli, Çanakkale ili Kilya Koyu'nda bulunmuştu. 

Bu arada, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da dün yaptığı açıklamada,  müzayedede satışa sunulan eserin, "200 yıldır devam eden büyük bir soygunun bir  parçası" olduğunu ve derhal Washington'daki Kültür ve Turizm Bakanlığı  Müşavirliği, Büyükelçilik ve New York Başkonsolosluğu üzerinden hukuki girişimde  bulunduklarını bildirmişti. 

Yasadışı olarak yerlerinden edilmiş kültür varlıkların korunması ve  bunların ait oldukları ülkelere iadesini teşvike ilişkin uluslararası mevzuatın  çatısını, 1970 tarihli "Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet  Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili UNESCO  Sözleşmesi" oluştururken, sözleşmenin ülkelerde hukuki bir ceza soruşturmasının  yürütülmesini sağlayan bir yaptırım gücü bulunmuyor.

Türkler açık artırmayı protesto etti
Müzayede evinin önünde toplanan bir grup Türk, Türkiye'ye ait eserin  satışını protesto etti. Burada bir basın bildirisi okuyan Türkler, eserin kaynağı  olan ülkeye teslim edilmesini istediler. Protestocular ayrıca, "Tarihi eserler insanlığın ortak hazinesidir" ve  "Christie's Türk eserine çifte standart uygulama" gibi ifadeler içeren pankartlar  açtı. Protestoda söz alan MUSİAD ABD Başkanı Mustafa Tuncer burada yaptığı  açıklamada şunları kaydetti: "Türkiye'den, Anadolu'dan çalınarak, kaçırılarak, Anadolu'ya ait olan  tarihi eserlerin haraç mezat açık artırmalarda, burada New York'ta, Christie's  müzayede salonunda satılmasını protesto etmek için toplanmış bulunmaktayız.  ABD'de yaşayan Türk Amerikalılar olarak bu tarihi eserlerin tekrardan ait  oldukları Anadolu'ya kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda hırsızlık  sonucu Anadolu'dan kaçırılan bu tarihi eserlerin tekrardan Anadolu'ya ait  oldukları yere dönmesini istiyoruz. Bunu protesto etmek için buradayız."

Tarihi eser kaçakçılığı için New York Times'a "açık mektup"
Öte yandan Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Türkiye'den yurt dışına  kaçırılan Kilia tipi idolünün satışı nedeniyle New York Times gazetesinde tam  sayfa açık mektup yayınlatarak, tarihi eser kaçakçılığına dikkat çekildi. New York Times'ın bugünkü sayısında tam sayfa olarak yer alan mektupta, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının, kayıp eserlerin  Anadolu'daki köklerine dönmesine yardımcı olan kurum ve kuruluşlara  minnettarlığını sunduğu ifade edildi.
Mektupta, Orfeus Mozaiği'nin son dönemde Türkiye'ye iadesine yönelik  Dallas Sanat Müzesi'ne, "Yorgun Herakles" heykelinin de 2011'deki iadesine  ilişkin Boston Güzel Sanatlar Müzesi'ne özel olarak, mermer parçaları, antik  sikkeler, mermer yazıtlar, amforalar, yazılı kanunlar ile Roma dönemine ait bir  at koşum takımı da dahil olmak üzere toplam 4 bin 272 adet kültürel mirasın  iadesi için tüm özel koleksiyonculara, müzayede evlerine ve üniversitelere  teşekkür edildi.

İadelerdeki iyi niyetin, arkeolojik kayıtların korunması konusunda  ülkelerin ve kültürel toplulukların bir arada çalışabileceğini gösterdiğine  işaret edilen açık mektupta, şu ifadelere yer verildi: "Kültürel varlıkların ticareti ve satışı, UNESCO'nun 1970 tarihli  evrensel 'Kültür Varlıkların Yasadışı İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin  Önlenmesi ve Yasaklanması Sözleşmesi' ve Türkiye'nin yer altında veya yeni  bulunan sanat eserlerinin ihracını yasaklayan 1884 tarihli ulusal 'Antik Yapılar'  mevzuatı gibi uluslararası ve ulusal mevzuatlarla düzenlenmektedir.
Kültürel iş birliği ruhu ile bu tür tarihi eserlerin arkeolojik  içeriğinin keşfedilmesi için sanat toplulukları ile süregelen iş birliğini  sahiplenmekte ve bu tür eserlerin atalarından kalan yerlere dönmesi bağlamında  Anadolu'nun antik eserlerinin hali hazırdaki ve gelecekteki koruyucularının  Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile benzer çalışmalar yapacağına  ilişkin iyi niyetimizi korumaktayız." 

Yapılan incelemelerde Kilia tipi idolün Türkiye kökenli olduğu, Manisa  Müzesinde benzer örneklerinin yer aldığı ve eserin yasa dışı yollarla yurt dışına  çıkarılmış olduğu ihtimalinin yüksek olduğunun tespit edilmesi üzerine, müzayede  evi ile iletişime geçilmişti. Müzayede evinin, Bakanlığın eserin satıştan  çekilmesine ve Türkiye'ye iade edilmesine yönelik talebine olumsuz yanıt vermesi  üzerine hukuki süreç başlatılmıştı. Mahkeme, kısa bir süre önce aldığı kararda, eserin müzayedenin bir  parçası olarak kalmasına ancak açık arttırmada en yüksek fiyatı veren kişinin 60  gün süresince bu eseri beklemek zorunda olacağına hükmetti.
Milliyet, 29.04.2017

1200 YILLIK HİTİTLERİN HEYKEL ATÖLYESİ YENİDEN DİRİLECEK



Yozgatın Sorgun İlçesi'ne bağlı Yeniyer beldesinde Hitit döneminin ilk Heykel Atölyesi olarak kullanıldığı tespit edilen bölgede Konya Ovası Projesi Kalkınma İdaresi (KOP) ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile yapılan kurtarma çalışmaları kapsamında ‘Açık Hava Müzesi ve Kültür Park’ kurulacak. 

Yeniyer Beldesi, Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan proje kapsamında ‘Hitit Heykel Atölyesi’nin bulunduğu yaklaşık 14 bin metre kare alan üzerine inşa edilecek ‘Açık Hava Müzesi ve Kültür Park’ projesiyle, Yozgat’ta turizmin yeni merkezlerinden biri olacağı belirtildi. Yeniyer Belde Belediye Başkanı Osman Yılmaz, yaptıkları çalışma sonucu Hititler tarafından heykel atölyesi olarak kullanılan bölgenin hem turizme kazandırılacağını, hem de kaçak kazıcıların tehdidinden kurtarılacağını söyledi.

MÖ 1200 yıllarına ait Hititlerin ilk heykel atölyesi olduğu bilinen bölgede Hattuşa, Alacahöyük, Kerkenes gibi tarihi dokulara sanat eserleri üretildiğini kaydeden Yılmaz; “Kazankaya, Armutlu ve Hapis Boğazı olmak üzere 3 farklı noktada bulunan tarihi alan birinci derece de arkeolojik sit alanı olarak ilan edildi. Tarihte buranın çok önemli bir yer olduğu bilinmekle beraber, yüzeye çıkmış çok önemli tarihi eserlerin kaçak kazılar neticesinde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktaydı. Bu duruma da bir son veriyoruz. Yozgat Müze Müdürlüğü’müz ile birlikte hazırlamış olduğumuz proje yakında hayata geçiyor” dedi.

Başkan Osman Yılmaz, projenin içeriğinde hediyelik eşya satış yeri, sinevizyon odaları, kütüphane, açık oyun alanı ve yeşil alanların bulunacağını ifade ederek, “Binamız 500 metre kare bir alandan oluşacak. Hem ören yeri ve müze, hem kadın yöresel ürünler üretim atölyesi hem de saydığım diğer sosyal donatılar yer alacak” diye konuştu.

Hürriyet, Haber: Halit Yılmaz, 28.04.2017
ZEYNEL BEY TÜRBESİ'NİN TAŞINMASI İÇİN İLK DENEME YAPILDI

Ilısu Baraj suları altında kalacak olan Batman’ın Hasankeyf İlçesi'ndeki 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi’nin yeni yerine taşınması için ilk deneme yapıldı.
Türkiye’de ilk defa bir eserin bütünsel olarak taşınma özelliği olan bin 100 tonluk Zeynel Bey Türbesi, “Hollanda” yöntemiyle yeni yerine taşınacak. Yeni Hasankeyf Kültür Parkı’na taşınacak olan türbe için 60 kişilik özel bir ekip oluşturuldu. Türbenin taşınması için yapılan 2 kilometrelik özel yolun sağlamlığı denendi. Çalışmaların sona gelindiği taşınma işleminde ilk deneme sürüşü de yapıldı.

Türbeyi taşıyacak olan 8 parçalı ve 192 tekerlekli platforma, deneme amacıyla her biri 25 ton olan 30 adet beton blok taşındı.

“Bin 500 ton ağırlığında beton bloklar taşındı”
Deneme işlemlerini yerinde izleyen Hasankeyf Kaymakamı Faruk Bülent Baygüven, Zeynel Bey Türbesi’nin taşınmasında sona gelindiğini belirterek, “Bugün yetkili firmamız ve yurt dışından Ankara’dan gelen yetkililer burada. Zeynel Bey Türbesi taşınmadan önce son emsal ağırlığında ve hatta türbeden daha ağır beton bloklar platforma yüklendi. Şuan için denemede herhangi bir sıkıntı yok. Zeynel Bey Türbesi’nin konumlanacağı yeni Hasankeyf’teki alana beton bloklar götürülecek ve aynı şekilde geri getirildikten sonra inşallah çok yakın zamanda Zeynel Bey Türbesi yeni Hasankeyf’teki yerine taşınacaktır” dedi.
Batman Gap Gazetesi, 28.04.2017



******


"HASANKEYF'TEKİ ZEYNEL BEY TÜRBESİ TAŞIMA PROJESİ İPTAL EDİLSİN"

Sivil toplum örgütleri, Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında tarihi Zeynel Bey Türbesi için yapılan taşıma denemesinin başarısız olduğunu belirterek taşıma projesinin iptalini istedi.

Yıllardır süren çıkışa rağmen Batman Hasankeyf’te Dicle nehri üzerinde kurulacak Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi’nde sona yaklaşıldı.

Hasankeyf sular altında kalınca 650 yıllık tarihi Zeynel Bey Türbesi’nin ne olacağı uzun süredir tartışma konusu.

Taşıma denemesi nisanda yapıldı
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce iki yıl önce ihale edilen ve Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan projeye göre, bin 100 tonluk türbe, tek parça halinde "Hollanda" yöntemiyle yeni yerine taşınacak.

Türbenin taşıyıcı treyler sistemiyle sekiz saatlik çalışmayla yeni yerine alınması planlanıyor. Taşımanın 18 Nisan’da olacağı belirtilmişti ancak yetkililerin açıklamasına göre hava şartları nedeniyle iptal edildi. Bu esnada 29 Nisan'da güzergah yolunun asfaltlama çalışmaları sona erdi.

Yolda ilk taşıma denemesi yapıldı. Hasankeyf Kaymakamı Faruk Bülent Baygüven, "Zeynel Bey Türbesi taşınmadan önce son emsal ağırlığında ve hatta türbeden daha ağır beton bloklar platforma yüklendi. Şu an için denemede herhangi bir sıkıntı yok" dedi.

"Taşıma denemesi başarısız oldu"
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi, Hasankeyf Matters, Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Dicle ve Irak Sazlıkları Yaşatma Kampanyası ve Humat Dicle örgütleri hazırladıkları açık mektupta, Zeynel Bey Türbesi'ni taşıma projesinin iptalini, Ilısu Projesi'nin bir an önce durdurulmasını ve tüm paydaşlar arası Hasankeyf/Dicle bölgesinin sürdürülebilir kalkınmasına ilişkin geniş bir tartışma talep etti.

Açıklamada nisan ayı sonunda yapılan taşıma denemesinin başarısız olduğu, proje planlamaların açıkça kusurlu ve yetersiz olduğu ve gerçek risklerin tespit edilemediği belirtildi.

 * Taşıma tarihinin aceleye getirilmesi hatalar yapma ihtimalini arttırdı. Taşıma tarihi 18 Nisan 2017 olarak belirtildi, ancak yolun asfaltlanması bu tarihten bir hafta sonra başladı.

* Türbenin taşınması için katedilmesi gerekli olan 2 km'lik mesafe bu tür projeler için çok uzun. Yine aşılması gereken büyük bir yükseklik farkı var. Taşımayı bir gün içinde gerçekleştirme hedefi riskleri daha da arttırıyor.

* Türbe temelinin betonla kaplanması ciddi şekilde tahrip edici bir yaklaşım çünkü ne kadar türbe kendi temeli üzerinde halen otursa da şimdiden yapıyı önemli ölçüde değişime uğrattı.

* Başarısız denemede araçla taşınan yük 750 tondu, ancak türbenin ağırlığı 900 ton civarında. 

* Toplum ve kamuoyunun güvenini kazanmaya yönelik ne taşıma projesiyle ilgili bilgi paylaşıldı ne de yerel halkın görüşleri alındı, proje büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilmek isteniyor.

Proje nedir?
Ilısu Barajı; Mardin ve Şırnak İl sınırları arasında Dargeçit İlçesi'nin 15 Km. doğusunda, Dicle Nehri üzerinde yer alacak

Barajın kurulu gücü 1200 megavat, kurulu güç ve yıllık enerji üretim kapasitesi bakımından, Atatürk Barajı, Karakaya Barajı ve Keban Barajı'ndan sonra Türkiye’nin dördüncü büyük HES’i olacak. Projeyi, Avusturya, İsviçre, Türkiye, Almanya konsorsiyumu yapıyor.

Projeye göre, nehirden 40 metrelik bir su yükselecek ve karşısındaki dağ yamacında yeni bir Hasankeyf inşa edildi. Evlerinden edilenlerin TOKİ'nin yaptığı evlere borçlandırılarak taşınması planlanıyor.

Ilısu Barajı'nın olacağı bölgede Hasankeyf dahil 289 arkeolojik SİT alanı bulunuyor. Bölgenin sadece yüzde 40'ında yüzey araştırması yapıldı. Araştırma tamamlanırsa bu sayının iki katına çıkacağı düşünülüyor.

Hasankeyf, zamanın en büyük taş köprüsü özelliğini taşıyan köprüsü dışında özellikle El Rizk Camii, Zeynel Bey türbesi ve hamamı, yaklaşık 6 bin mağara, özellikle kaya üzerindeki kalesi ile biliniyor.

Baraj yapıldığında sadece kültürel ve tarihi bir alan yok olmayacak. Proje, Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak illerinde toplam 199 köy ve Hasankeyf İlçesi'nden resmi rakamlara göre 55 bin insan etkileyecek. 90'lı yıllarda zorla göç ettirilmiş insanları eklenince bu sayı 80 bine ulaşıyor.

Bunun yanında soyu tükenmekte olan hayvanların besin ve habitatlarının yok edilmesi (yalnızca Hasankeyf ve 12 km uzunluğundaki batı çevresini kapsayan bölgede 123 kuş türü gözlemlendi, soyu tükenme tehlikesi altındaki Fırat kaplumbağaları), sıtma gibi su kaynaklı hastalıklarda artış, su kalitesinde ciddi düşüş de olumsuz etkiler arasında yer alıyor.

Hasankeyf'in sular altında kalmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) devam eden bir dava da bulunuyor.
Bianet, 04.05.2017
KADIKÖY'DEKİ TARİHİ KÖŞK YENİDEN HİZMETE AÇILACAK

Kadıköy Belediyesi, Kadıköy Osmanağa Mahallesi’nde yer alan arsayı satın aldı. Belediye, arsanın üzerindeki tarihi köşkü yeniden hizmete açacak.



Kadıköy Osmanağa Mahallesi’nde bulunan bir arsayı satın alan Kadıköy Belediyesi, bir dönem arazide bulunan tarihi köşkü yeniden Kadıköylülere kazandıracak. Yeniden inşa edilecek köşk Kadıköy Kent Konseyi ve Sosyal Yaşam Evi olarak kullanılacak.

Geçtiğimiz yıl Gençlik Sanat Merkezi ve Karikatür Evi’ni hizmete açarak hem eski eserlerin korunmasını sağlayan hem de Kadıköylüler için sosyal yaşam alanı yaratan Kadıköy Belediyesi, bu yıl da benzer bir proje hazırladı. Osmanağa Mahallesi Hasırcı Sokak’ta bulunan bir arsayı satın alan Kadıköy Belediyesi, bir dönem arazide bulunan tarihi köşkü yeniden Kadıköylülere kazandıracak.

Kadıköy Belediyesi’nin satın aldığı arsa Yoğurtçu Parkı’na paralel olan Hasırcı Sokak’ta bulunuyor. Arazi üzerinde bir dönem eski eser statüsünde olan bir köşk olduğu biliniyor. Ancak köşkün 1986 yılında tamamen yıkıldığı tahmin ediliyor. Kadıköy Belediyesi, köşkü Koruma Kurulu tarafından onaylı projelerinden yola çıkarak, aslına uygun olarak yeniden inşa edecek. Yapının toplam kullanım alanı yaklaşık 1200 metrekareden oluşacak. Köşkün geniş bahçesinde tüm Kadıköy halkının yararlanabileceği bir kafe yapılması planlanıyor. Projede ayrıca 200 kişi kapasiteli konferans/ tiyatro salonu yer alacak ve tüm halkın kullanımına açık olacak.

Sosyal yaşam evi
Yaşlı bireyler ile ilgili örnek projeleri hayata geçiren Kadıköy Belediyesi, ilçeye kazandırılacak bu yapıyı Sosyal Yaşam Evi olarak kullanıma açacak. Toplam 5 kattan oluşan köşkün ayrıca çatı katı da olacak. Köşkün bitişiğinde yer alması planlanan cam yapı 4 kattan oluşacak. Alanda yer alan farklı fonksiyonların bir araya gelmesiyle çok sayıda kullanıcıya ulaşması hedefleniyor.

“Üretmeye devam edeceğiz”
Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu yeni proje hakkında konuştu. Kadıköy’e ve Kadıköylülere yeni bir hizmet binası ve sosyal yaşam alanı kazandırdıklarını söyleyen Nuhoğlu, “Burayı Sosyal Yaşam Evi olarak kulacağız. Aynı zamanda Kent Konseyi’ni de buraya taşıyacağız. Sosyal yaşam merkezleri belirli bir yaşın üzerindeki kesimlerin kullandığı mekanlar ancak burası her yaş grubundan vatandaşımızın kullanacağı çok merkezli bir mekan olacak. Kent Konseyi’ne çok önem veriyoruz.  Tüm sivil kimliklerin, düşüncelerinin yer aldığı bir yapılanma. Toplumsal anlamda demokratik örgütleme bence en önemli. Bu örgütlemelerden biri de Kent Konseyi” diye konuştu.

Yapı, 28.04.2017

DEFİNE ARARKEN GÖÇÜK ALTINDA KALARAK CAN VERDİ

Bursa'da define aramak için oğluyla birlikte tünel kazan bir kişi göçük altında kalarak can verdi.

Edinilen bilgiye göre olay gece 01.00 sıralarında Bursa'nın Osmangazi İlçesi'ne bağlı Doburca Mahallesinde bulunan ormanlık alanda meydana geldi.

Ormanlık alanda Kaçak kazı yaparak tünel açan Ali Ç.(57) ve toprağın çökmesiyle göçük altında kaldı. Ali Ç.'ye yardım etmek için orada bulunan Erdoğan Ç.(27) babasının göçük altında kaldığının görünce 112'yi arayarak yardım istedi.

Olay yerine gelen Bursa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, afad ve 112 Acil Servis ekipleri Ali Ç.'nin göçük altından kurtarılması için çalışmalara başladı. Ekiplerin yarım saatlik çalışmalarının sonucu göçük altından çıkarılan Ç.'ye ilk müdahaleyi 112 Acil Servis ekipleri yaptı fakat yapılan müdahaleye rağmen bir sonuç alınamadı ve Ali Ç.'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Kaçak kazı yaptığı sırada dinamit lokumu patlatan Ç.'nin bundan dolayı göçük altında kaldığı iddia edilirken evli ve 2 çocuk babası olan Ali Ç.'nin yakınları sinir krizi geçirdi.

Ali Ç.'nin cansız bedeni kesin ölüm sebebi belirlenmek için Adli Tıp Kurumuna kaldırılırken polis olayla ilgili olarak soruşturma başlattı.
Milliyet, 28.04.2017

MEVLANA MÜZESİ'NİN BİN YILLIK GÜL BAHÇESİNDE EK BİNA İNŞAATI DURDURULDU

Konya'da Mevlana Müzesi’nin yaklaşık bin yıllık gül bahçesinde gerçekleştirilen ek bina inşaatı, hafriyat çalışmaları sırasında kemik ve mezar kapak taşları bulunması nedeniyle durduruldu.



Gül bahçesine müze binası yapılmasına tepki gösteren Mevlana’nın 22'nci kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru, "Bu inşaat bizi çok üzüyor. Olmaması gereken bir bina ve inşaat. O binayı türbenin arkasında istimlak edilen alana yapabilirlerdi. Orada buldukları kemikler, ceddimizin kemikleri. Oralar zamanında aile büyüklerimizin defnedildiği yerler" dedi.



Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlana Dergahı’nın yeri, Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana’nın babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled’e hediye edildi. Bahaeddin Veled, 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedildi.

Ölümünün ardından sevenleri, Mevlana'ya, babasının mezarının üzerine türbe yapılmasını talep etti. Ancak Mevlana, “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur” diyerek bu isteği kabul etmedi. Mevlana, 17 Aralık 1273 yılında vefat edince, babasının yanına defnedildi. Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Mevlana’nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul edip, 'Kubbe-i Hadra' (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine yaptırıldı.



Türbenin içerisinde ve dışarısında inşaat faaliyetleri yapılan eklemelerle 19’uncu yüzyılın sonlarına kadar devam etti. 1925 yılında da çıkan tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kanununun ardından Mevlana Dergahı, müzeye dönüştürüldü. Müzede, dönem dönem restorasyonlar gerçekleştirildi.

Tarihi gül bahçesine ek müze binası

Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından nisan ayın başında başlatılan çalışmalar kapsamında Mevlana Müzesi’nin ‘Gül Bahçesi’ olarak adlandırılan kuzey bölümündeki bahçe duvarları yıkıldı. Mevlana Müzesi içinde yer sorunundan dolayı sergilenmesinde sıkıntı çıkan eserler bahçedeki yeşil alana kurulacak olan bu müzede yapılması için çalışmalara başlandı.

Hafriyat sırasında mezar çıktı
Buradaki bahçeye yıkılan duvar boyunca uzanan yaklaşık 100 metre uzunluğunda ek müze binası yapılması için hafriyat çalışması yapılırken, yaklaşık 2 metre derinliğe inildiğinde kemik parçaları ve mezar kapak taşları bulundu. Bunun üzerine Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu da bahçedeki inşaat faaliyetleri durdurdu. Uzmanlarca yapılan incelemelerde, söz konusu alanın 38 düzenli gömünün yapıldığı mezarlık olduğu tespit edildi.

Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu üyeleri bugün kemik parçaları ve mezarların bulunduğu alanda inceleme yaptı. Basın mensupları alan içerisine alınmazken, Konya Müze Müdürlüğü ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alana dair hazırlanan tespit tutanağı kapsamında alandaki çalışmaların netlik kazanacağı öğrenildi.

Mevlana'nın torunundan tepki
Mevlana’nın 22’nci kuşak torunu ve Uluslararası Mevlana Vakfı Başkanı Esin Çelebi Bayru, gül bahçesine müze ek binası yapılmasına tepki gösterdi. Gül Bahçesi’ne yapılan inşaattan dolayı büyük üzüntü duyduğunu dile getiren Bayru, "Bu inşaat bizi çok üzüyor. Olmaması gereken bir bina ve inşaat. O binayı türbenin arkasında istimlak edilen alana yapabilirlerdi. Orada buldukları kemikler, ceddimizin kemikleri. Oralar zamanında aile büyüklerimizin zamanında defnedildiği yerler" dedi.

Binanın yapılacağı alanın ‘Gül Bahçesi’ olduğuna dikkat çeken Bayru, şunları söyledi:

'Orası bir gül bahçesi. Bir bina ile küçültmek çok büyük bir hata. Ümit ederim ki bu hatadan çok çabuk geri dönerler. Bir an önce o açılan yerler kapanır ve o alan tekrardan gül bahçesi olur."

Kültür Bakanı onaylamamıştı

Olayın ortaya çıkmasının ardından Kültür Bakın ile görüşme yaptığını da dile getiren Bayru, "Kültür Bakanımızın bizzat kendisine bu bilgiyi verdik. Çünkü Kültür bakanımız, aralık ayında Konya’ya geldiği zaman projeyi kendisine sunmuşlardı ve bakan bey de aynı şekilde bu binanın oraya yapılmaması ve daha arkaya çekilmesi, türbeyi gölgeleyeceği ile ilgili fikrini söylemişti. Ona rağmen oraların kazılmış olması çok üzücü' dedi.

'Yapılacaklardan bilgimiz olmuyor'
Mevlana Müzesi’nde yapılacak olan değişikliklerden haberlerinin olmadığını da ifade eden Bayru, "Mevlana Türbesi’nde ve civarında yaptıkları değişikliklerden maalesef çok sonra haberimiz oluyor. Projeyi hazırlıyorlar, onayını alıyorlar, işe başlıyorlar ve ondan sonra bizim haberimiz oluyor. Ancak kendi merakımızla bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Doğru olanı onlara anlatmaya çalışıyoruz. Ama bir yere kadar sözümüz geçiyor. Gönül ister ki bu tarz projeleri birlikte oturup çalışalım. Ne olursa olsun kanı taşımanın kazandırdığı bir değer var. Ben bu örf ve adetin içine doğdum. Bütün bir ömrü de bu şekilde geçirdim. Evimizde Mevleviliğin örf ve adeti ile ilgili bilgiler içinde büyüdük. İnşallah bundan sonra bu sözlerimi duyurabilirim de bir şeyler yapacakları zaman hep birlikte çalışırız" diye konuştu.

Aynı zamanda Mevlana Vakfı’nın da başkanı olan Bayru, "Biz bir vakıfız. Vakfımız UNESCO tarafından akredite edilmiş bir vakıf. Bu konuda dünyada sorulacak şeyleri UNESCO bize yönlendiriyor. Ama Konya’da kimse bize bir şey sormuyor" dedi.

'İsmi gül bahçesi ama çiçeklerin hepsi lale'

Gül bahçesinin aslına uygun olarak korunması gerektiğine de dikkat çeken Bayru, konunun takipçisi olacaklarını ve o binanın başka bir yere yapılması için gayret göstereceklerini de sözlerine ekledi. Bayru, "Gönül ister ki türbenin bahçesinde çeşit çeşit güller olsun. Dört mevsim açan güller var ve onlar ekilsin. Ama şu an da türbenin bahçesi lale bahçesi gibi. İsmi gül bahçesi ama çiçeklerin hepsi lale. Çiçeklerin bir kabahati yok ama bunu düşünerek hareket etmek gerek" diyerek sözlerini bitirdi.

Büyükşehir Belediyesi'nden açıklama
Müze ek bina projesini yürüten Konya Büyükşehir Belediyesi de projenin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan protokol kapsamında yapıldığını belirtti. Yapılan açıklamada, 'Bu kapsamda müzenin kuzey kısmında bulunan bahçe duvarı yıkılmış, aynı yerde duvarın üzerine gelen kısımda yeni ek müze binası çalışmalarına başlanmıştır.

Yeni müze binası yapım çalışmaları kapsamında Müze Müdürlüğü gözetiminde devam eden kazı çalışmalarında mezar yerleri tespit edilmektedir. Tespit edilen mezarlar krokiye işlenip Müzeler Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumlara sunulacak, alınacak karar çerçevesinde çalışmalar devam edecektir' denildi.
Cnn Türk, 28.04.2017

BÜYÜKŞEHİR'DEN TARİHİ HAMLE: O SİNAGOG MÜZE OLDU

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yıkılmak üzereyken yeniden ayağa kaldırdığı Beit Hillel Sinagogu, müze olarak kentin kültür yaşamına sunuldu.

17. yüzyılda inşa edildiği bilinen yapının açılış töreninde konuşan İzmir Musevi Cemaati Başkan Sami Azar, dünyada giderek artan inanç temelli ayrımcılık ve düşmanlıklara inat İzmir'in örnek bir duruş sergilediğini belirterek, “İşte burası İzmir. Bu yüzden bu kenti bütün dünyaya tanıtmalıyız” dedi.

Çok köklü ve zengin bir kültür mirasına sahip olan İzmir’de, duvarlar arasında kalan ve dar sokaklara sıkışan köklü bir tarih daha gün yüzüne çıkarıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin tamamladığı rekonstrüksiyon (yeniden yapım) çalışmalarının ardından yapılan protokol doğrultusunda İzmir Musevi Cemaati tarafından Hayim Palaçi Anı Evi'ne dönüştürülen  Beit Hillel Sinagogu, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'ın yanı sıra Musevi cemaati temsilcilerinin de katıldığı törenle açıldı.

İzmir Musevi Cemaati Başkanı Sami Azar, tarihi 17. yüzyıla dayandığı bilinen yapının anı evi olarak açılışı nedeniyle düzenlenen törende, İzmir'in barışçıl ve inançlara saygılı bir kent olarak dünyaya örnek olması gerektiğini belirtti. Ötekileştirmenin, yabancı düşmanlığının, İslamofobi ve antisemitizmin dünyada giderek yükseldiği bir süreçte İzmir'de ortaya çok farklı bir fotoğrafın konulduğunu belirten Azar, “İşte burası İzmir! Bu yüzden bu kenti bütün dünyaya tanıtmalıyız” dedi. Büyükşehir Belediye Anı Evi'nin hayata geçirilmesi sürecinin Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile İzmir Musevi Cemaati'nin eski başkan Jak Kaya'nın başlattığı girişimlerin bir sonucu olduğunu dile getiren Sami Azar, Başkan Kocaoğlu ve Kaya olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür etti.  

İZMİR ÜLKEYE IŞIK TUTACAK
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise İzmir'in ülkenin en hoşgörülü ve çağdaş kenti olduğunu belirterek, “Kentimizin bu özellikleriyle ülkeye ışık tutacağına inanıyorum. Hatta artık o ışığı tutmanın zamanı geldi. Tüm ülkenin İzmir gibi aydınlık olmasını, hiçbir ayrımın yapılmadığı, kardeşliğin egemen olduğu bir ülkede yaşamamızı diliyorum” diye konuştu.

İKİ YANGIN GEÇİRDİ
İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan onaylanan projeye göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılmaya yüz tutmuş sinagog için öncelikle temizleme çalışmaları yapıldı. Sadece ön cephesi ayakta kalan, diğer kısımları ise tamamen yıkılan binanın arka kısmı ve çatısı kapatıldı. Sinagogun ön cephesinde taş ve sıva temizlikleri tamamlandı. Ayrıca araştırma kazıları sırasında tespit edilen bodrum da korumaya alındı. 

Kemeraltı’ndaki Beit Hillel Sinagogu’nun 17. yüzyılda yapıldığı biliniyor. Günümüze kadar geçirmiş olduğu iki yangın ile oldukça harap durumda olan binadan geriye kalan tek yapı elemanı, ön cephe duvarıydı.


Ege'de Son Söz, 28.04.2017

TARİH YİNE GÖMÜLDÜ

Tarihinde birçok imparatorluğa başkentlik yapan Kocaeli’de tarihi eserler yol ve inşaat çalışmalarında yok oluyor. 

Kocaeli Barış Gazetesi’nin haberine göre; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSU’nun İzmit Merkez binasının yanında gerçekleştirilen temel kazısında 5 adet lahit ortaya çıktı. Çalışma yapan işçiler lahitlerin üstünü örtmeye çalışsa da bölgede bulunan Türkan Dereli İlkokulu’nda görev yapan bir öğretmen durumu yetkililere bildirdi.

Öğretmenin bildirimi üzerine olay yerine gelen Kocaeli İl Kültür Turizm Müdürlüğü lahitleri tespit edip kayıt altına aldılar.

Aradan bir süre geçtikten sonra temeli kazan işçiler çalışmalarına kaldıkları yerden devam etti. Lahitlerin çıktıkları alan beton altında kaldı. Kent tarihçileri bölgedeki tarihi eserlerin sadece 5 lahitle sınırlı kalmayacağını belirtti ve detaylı bir çalışma talep etti.


Odatv, 28.04.2017
ANTİK KENT HATRA, IŞİD'DEN GERİ ALINDI



Irak’ta hükümete bağlı askeri birliklerin Musul operasyonu sürerken, UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde yer alan antik kent Hatra’yı IŞİD‘in elinden geri aldıkları bildirildi.

Birleşmiş Milletler Bilim Eğitim ve Kültür Örgütü UNESCO'nun kültür mirası listesinde yer alan antik kent Hatra'nın, Haşdi Şaabi milisleri tarafından kurtarıldığı bildirildi.

AFP haber ajansı Haşdi Şaabi milislerinden oluşan Halk Seferberlik Birlikleri koalisyonunun, salı günü başlattığı operasyon kapsamında Hatra yönünde hızla ilerlediğini, operasyona havadan helikopter desteği sağlandığını ve IŞİD'in fazla direniş göstermediğini belirtti.

Musul'un IŞİD'den geri alınması için başlatılan operasyonun koordinatörü General Abdulamir Yarallah, Haşdi Şaabi birliklerinin Hatra'yı rekor bir süre içinde tamamen kurtardığını vurguladı. Antik Hatra kentinin tarihi yapısına büyük zarar verildiği belirtildi.

IŞİD’in 2015 yılı Nisan ayında yayınladığı bir videoda, IŞİD milisleri UNESCO'nun kültür mirası listesinde yer alan Hatra’daki antik heykelleri tahrip ederken görülüyor.
Birgün, 28.04.2017

GAZİANTEP'TEKİ TARİHİ KONAKLAR 'HAYAT' BULUYOR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde uzun yaz günlerinde, yaşamın büyük bölümünün geçtiği bahçelerine "Hayat" denilen, tarihi Gaziantep evlerinden bir kısmı müze, kır kahvesi ve butik olarak turizme hizmet vermek üzere restore edildi.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) Daire Başkanı Serdar Murat Gürsel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi evlerin, dönemin ihtiyaçlarına göre şekillendirildiğini söyledi.

Yüklü bir devenin geçebileceği genişlikteki sokaklarda birbirine bakan binalardan oluşan "Antep evlerinin", komşuluk ilişkilerine de olumlu katkıda bulunduğunu dile getiren Gürsel, mahremiyetin ön planda tutulduğu yapıların sokağa bakan kısımlarının ise cumbalı olduğunu ve binalarda insanlarınki kadar diğer canlı yaşamının da önemsendiğini kaydetti.

Gürsel, kentte sivil mimari örneği 650 civarında tescilli yapı bulunduğunu ve bunların bir kısmının turizme hizmet ettiğini bildirdi.

Yaklaşık 35 konak onarıldı
Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin, sokak sağlıklaştırma açısından, 2-3 mahalle dışında kentsel sit alanı içerisinde yer alan evlerin tamamını elden geçirdiğini aktaran Gürsel, "Restorasyon açısından 30-35 civarında yapıya müdahale ettik. Tam anlamıyla restore ettik. Çoğunluğu müzeye dönüştürüldü. Yine kır kahvesi, butik otel olarak işlevlendirdiğimiz projelerimiz de var. Restoran başlığıyla ilerleyen projelerimiz de var. Sosyal tesislere dönüştürdüğümüz projelerimiz, kamu kurumlarını yerleştirdiğimiz yapılar var." diye konuştu.

Eyüpoğlu Mahallesi'ndeki bir konağın onarımını sürdürdüklerine işaret eden Murat Gürsel, söz konusu yapının, tipik Gaziantep geleneksel konut mimarisini çok net yansıtan özellikte olduğunu vurguladı.

Üç bloktan oluşan, ortada avlu kısmı yer alan evin restorasyonunun yaklaşık 8 aydan bu yana sürdürüldüğüne dikkati çeken Gürsel, "Buranın onarımı tamamlanma aşamasına geldi. Restorasyonu tamamlandıktan sonra Büyükşehir Belediyesinin konuk evi olarak işlevlendirmeyi düşünüyoruz. Tescilli, korunması gereken kültür varlıklarımızın tamamı bizim için çok değerli ve önemli. Bu onarımlar, geçmiş yaşamın korunması ve gelecek nesillere bir şekilde aktarılması için yapılmış en önemli faaliyetlerden bir tanesidir." ifadesini kullandı.

Gürsel, söz konusu yapılarda faaliyet gösteren işletmelerin, UNESCO tarafından gastronomi alanında koruma altına alınan Gaziantep'i ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgi gösterdiği mekanlar arasında yer aldığını söyledi.
Anadolu Ajansı, Haber: Yeter Erdine, 28.04.2017

KOLEJ İNŞAATI KAZISINDAN TARİHİ ESER ÇIKTI

Aydın Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü’nün Nazilli İlçesi Dallıca mahallesinde yaptırılan Bahçeşehir Koleji inşaatında yaptığı su hattı çalışması sırasında tarihi eser ortaya çıktı. Belediye yetkilileri, bunun üzerine Nazilli İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerine durumu bildirdi. Olay yerinde Nazilli Müdürlüğü ekiplerince de inceleme yapıldı. Yapılan araştırmada kazı esnasında bulunan üzerinde insan motifi olan 28x58 ebadındaki taşın Roma Dönemi’ne ait Stel Anıt olduğu tespit edildi. Tarihi anıt, müze yetkililerine teslim edilerek koruma altına alındı. 
Ses Gazetesi, 28.04.2017
DİYARBAKIR'DA BİN 700 YILLIK YERALTI TAPINAĞI BULUNDU

Çınar İlçesi'nde Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan Zerzevan Kalesi'ndeki kazılarda bin 700 yıllık, dönemin Mithras dinine ait yer altı tapınağına ulaşıldı.



Diyarbakır'ın Çınar İlçesi'ndeki  Zerzevan Kalesi'nde yürütülen kazılarda Roma dönemine ait bin 700 yıllık, dönemin Mithras dinine ait yeraltı tapınağı bulundu. İlçeye 13 kilometre uzaklıktaki Demirölçek Mahallesi yakınlarında  bulunan, Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan  Zerzevan Kalesi'nde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Diyarbakır Müzesi, Valilik, Çınar  Kaymakamlığı ve Dicle Üniversitesinin katkılarıyla 2014 yılında başlatılan kazı  çalışmaları sürüyor. 60 dönümlük alan üzerinde 12-15 metre yüksekliğinde ve bin 200 metre  uzunluğunda sur kalıntısı, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi,  kilise, yönetim binası, konutlar, tahıl ve silah depoları, yer altı ibadethanesi,  sığınaklar, kaya mezarları, su kanalları ile 54 su sarnıcı bulunan kale tarihe  ışık tutuyor. Yaklaşık 4 yıldır sürdürülen kazılarda daha önce yer altı kilisesi,  400 kişinin yer alacağı yer altı sığınağı, konutlar ve gizli geçitler ortaya  çıkarılırken, son olarak bin 700 yıllık, milattan sonra 4. yüzyılda  Hristiyanlığın benimsenmesiyle önemini kaybeden dönemin Mithras dinine ait yer  altı tapınağına ulaşıldı.  






"Her sene kalede bulunan yeni bir eser tarihe ışık tutuyor"
Kazı çalışmalarını yerinde inceleyen Çınar Kaymakamı İsmail Şanlı AA  muhabirine yaptığı açıklamada, Zerzevan Kalesi'nden bakıldığında Diyarbakır ve  Mardin'i görmenin mümkün olduğunu söyledi. Kalenin tarih boyunca kentin doğu yakasında son doğal savunma  hatlarıyla güçlendirildiğini bildiren Şanlı, Diyarbakır'a geçecek orduların önce  burayı fethetmesi gerektiğini aktardı. Şanlı, Diyarbakır'ın tarihi kadar eski olan kalede 4 yıldır kazı  çalışmalarının yapıldığına işaret ederek, "Bu tarihi eseri gün yüzüne çıkarmayı  hedefliyoruz. Her sene kalede bulunan yeni bir eser tarihe ışık tutuyor. Bölge turizmi ve ekonomisine uzun vadede değer katacak çok önemli bir kazıya ev  sahipliği yapıyoruz." dedi.

Kazı çalışmalarının hem tarihe ışık tuttuğunu hem de kente ciddi manada değer kattığını anlatan Şanlı, hafta sonları kaleyi çok sayıda  ziyaretçinin gezme fırsatı bulduğunu aktardı. Bölgede teröre yönelik operasyonların sürdüğünü, bu süreçte de kazı  çalışmalarını devam ettirdiklerine dikkati çeken Şanlı, "Kazı çalışmalarını  terörün gölgelemesine müsaade etmedik." ifadesini kullandı. Şanlı, güvenlik güçlerinin desteğiyle kazı çalışmalarının yıllarca  sürdüğünü dile getirerek, şöyle konuştu: "Bölgedeki terör operasyonlarının nihayete erip, insanların  kendilerini huzur içerisinde görmesinin etkilerini burada görüyoruz. Terör  geriledikçe, teröre karşı başarımız pekiştikçe bölge ekonomisini turizm eliyle  güçlendirme imkanı bulacağız. Bölgemizi ve ülkemizi, terörden kurtaracağız. Terör  yaşam alanı bulmadıkça, insanlar istihdam, huzur bularak güven içerisinde seyahat  etme imkanı yakalamakta."  

"Kalenin bölge turizmine önemli etkileri olacaktır"
Kazı başkanı Dicle Üniversitesi (DÜ) arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Aytaç Coşkun, bu yıl ki kazılarda günümüzden bin 700 yıl önce yer  altında inşa edilen Mithras tapınağını bulduklarını söyledi. Bunun, Roma'nın doğu sınırındaki tek Mithras tapınağı olduğunu  düşündüklerini ifade eden Coşkun, bu yönüyle tapınağın çok önemli olduğunu vurguladı. Coşkun, Mithras'ın Romalı askerler üzerinde yaygın bir gizem dini olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: "Bu dini yaşayanlar dışarıya kapalı bir topluluktan oluşuyor. Çünkü ayinleri tamamen gizli ve dışarıya hiçbir şekilde bu ayinler açıklanmıyor. Mithras hem güneş tanrısı hem de anlaşmayı temsil ediyor. Genelde tapınaklar  yerin altına inşa ediliyor. Bulunan tapınağın doğu kısmında üç niş görüyoruz.  Nişlerin birinde çok düzgün bir şekilde yapılmış su çanağı yer alıyor. Yer  kısmında ise bir havuz yapılmış. Mithras ayinlerinde suyun çok etkin  kullanıldığını ve yaklaşık 40 kişinin buradaki ayinlere katıldığını biliyoruz."

Hristiyanlığın gelmesiyle birlikte Mithras dininin etkisini kaybettiğini anlatan Coşkun, bu dinin en yaygın olduğu dönemin, ulaştıkları tapınağın inşası dönemi olduğunu dile getirdi. Coşkun, tapınağın genişliğinin 35 metrekare, yüksekliğinin 2,5 metre olduğunu belirterek, tapınakların yerin altında inşa edilmesi bakımından genellikle çok büyük yapılar olmadığını kaydetti.

"Kaledeki kazılar, bölgenin Roma dönemindeki tarihinin aydınlatılması açısından oldukça önemli. Kalenin hem bölge tarihine hem de turizmine önemli etkileri olacaktır." diyen Coşkun, kilit noktada bulunduğu için yapılarda fazla  bozulma olmadığını, kalede hem yerin altında hem de üstünde bir şehir bulunduğunu aktardı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Cemil Alp ise bu kazılar sonucu bulunan  eserler sayesinde geçmişe dair verilerin elde edildiğini ifade ederek, bölgede bu eserlerin ortaya çıkarılmasıyla turizm patlaması yaşanacağını düşündüklerini belirtti.

Zerzevan Kalesi
Askeri yerleşim antik yol güzergahında, 124 metre yükseklikteki  kayalık bir tepenin üzerine kurulan Zerzevan Kalesi, Amida ile Dara arasında  stratejik bir noktada yer alıyor. Yerleşim konumu itibariyle bütün vadiye hakim, antik ticaret yolu üzerinde, geniş bir alanı kontrol altında tutan, stratejik bir Roma sınır garnizonu olan kale aynı zamanda Roma-Sasani arasındaki büyük mücadelelere de sahne oldu.

Roma'daki ismi "Samachi" olan yerleşimin ilk inşa edildiği dönem kesin  olmamakla birlikte devam eden kazılar ile kesin sonuçlara ulaşılacak. Yerleşimin surları ve yapıları Anastasios I (MS 491-518) ve Justinianos I (MS 527-565) dönemlerinde onarılarak, bazıları ise yeniden inşa edilerek mevcut haline getirildi.
Milliyet, Haber: Aziz Aslan, 28.04.2017

MİMAR SİNAN'IN ESERLERİ EDİRNE "MİNİAPARK"TA SERGİLENECEK

Edirne Belediye Başkanı Gürkan:- 'Hıdır Baba Tepesi'nde 40 dönümlük bir alanda Sinan'ın Türkiye ve dünyadaki toplam 99 eserinin 1/25 ölçekli miniaparkını yapıyoruz. Bu miniaparkta Mimar Sinan Araştırmalar Merkezi de yer alacak'

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, "Hıdır Baba Tepesi'nde 40 dönümlük bir alanda Sinan'ın Türkiye ve dünyadaki toplam 99 eserinin 1/25 ölçekli miniaparkını yapıyoruz." dedi.

Gürkan, Trakya Üniversitesi (TÜ) Makedonya Yerleşkesi Mimarlık Fakültesi Mimar Sinan Amfisi'nde düzenlenen sempozyumda, "Sinan" denince Edirne, "Edirne" denince de Mimar Sinan'ın ilk akla gelen isim olduğunu söyledi.

Kentin olağanüstü siluetinin tacı ve mücevherinin Selimiye Camisi olduğunu belirten Gürkan, "Ama şehrin belli bir çapının dışına çıkmaya başladığınızda bakıyorsunuz ki bu siluet belli noktalarda adeta kurşunlana kurşunlana yok edilmeye başlanmış." diye konuştu.

Selimiye Camisi ve Külliyesi rekreasyon projesi ile Tarihi Yemiş Kapanı Hanı kurtarma kazısının bittiğini anlatan Gürkan, şunları kaydetti:

"Son bir konservasyon raporu 8 Mayıs'ta kurula girecek. O da onaylandığında burada da büyük bir rekreasyon ve arkeopark çalışmasını başlatacağız. Finans sorunumuz yok. Yine bir başka çalışmamız 'Ustalık eserimi Edirne'ye yaptım' diyen Sinan'a saygı kapsamında Prof.Dr. Metin Sözen'in danışmanlığında Hıdır Baba Tepesi'nde 40 dönümlük bir alanda Sinan'ın Türkiye ve dünyadaki toplam 99 eserinin 1/25 ölçekli miniaparkını yapıyoruz. Bu miniaparkta Mimar Sinan Araştırmalar Merkezi de yer alacak. Sinan'ı geleceğe taşıyacak çalışmalara devam edeceğiz."

-"Osmanlıyı en iyi anlatan kent"
TÜ Rektörü Porf. Dr. Erhan Tabakoğlu ise Edirne'nin tüm dünya mimarları ve insanlarının gelip, görüp, yaşaması gereken bir şehir olduğunu söyledi.

Köprüleri, camileri, medreseleri ve eski Roma eserleriyle kentin bir müze olduğunu aktaran Tabakoğlu, "Ne kadar çok insan buraya gelip burayı gösterebilirse yani bir Amerikalı gelip görse, bir Brezilyalı gelip görse eminim motiflerinden esinleneceklerdir. Gerçekten muhteşem bir mirasımız var. Osmanlıyı en iyi anlatan kent olarak düşünüyorum Edirne'yi. Bursa ve İstanbul başşehirlik yaptı ama Edirne bunların aralarında en bozulmamış kalandır. Metrekare başına düşen tarihi eser sayısıyla dünyada ikinci böyle müstesna bir şehirde mimari etkinliklerle ilgili ne yapılsa azdır." şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından Gürkan, Tabakoğlu, akademisyenler ve üniversite öğrencileri, mimari tasarımların yer aldığı sergiyi ziyaret etti.
Time Türk, 27.05.2017

MYNDOS ANTİK KENTİNDE KAÇAK KAZI TEPKİSİ

Bodrum'un Gümüşlük Mahallesi'ndeki, Anadolu'nun en eski medeniyetlerinden Lelegler tarafından MÖ 640 yılında kurulmuş Myndos Antik Kenti kalıntıları içinde son üç aydır defineciler tarafından yapılan kaçak kazılar tepkilere neden oldu. Jandarmaya ve müze yetkililerine şikayetçi olup, savcılığa suç duyurusunda bulanan Gümüşlük Platformu üyeleri, kaçak kazı yapılan yerleri basın mensuplarına gösterdi.

Gümüşlük Platformu üyeleri, 1'inci derece arkelojik ve doğal SİT alanında olan Myndos Antik Kenti'nin hamam, kale içi ve kilise bölümleri ile surlarının dibinde son üç ay içinde defineciler tarafından kaçak kazı yapılan çeşitli uzunluk, derinlik ve genişliklere sahip dört dehliz tespit etti. Platform üyeleri, antik kentin talan edilmesine 'dur' edemek isteyen Platform üyeleri, bugün kaçak kazıların bulunduğu alanda basın açıklaması yapıp, tepkilerini de dile getirdi. Platform üyelerine bazı siyasi parti temsilcileri de destek verdi.

Üç aydır kaçak kazıların aralıksız devam ettiğini belirten Vatan Partisi İlçe Başkanı Yardımcısı ve Gümüşlük Mahalle Temsilcisi Sinan Hıncal, "Mesele her şeyden önce bir sahipsizlik ve meydanı boş bulma meselesidir. Hazine avcıları, Gümüşlük Mahallesi'nin Bodrum'un, Türkiye'nin ulusal kamusal hazinelerini  yağmalıyor ve bunun önü alınamıyor. Şikayet edenler ise tehdit ediliyor. Burada tam 3 aydır aralıksız kazı yapılıyor. Kazı yapanlar bırakın 2 metre derinliğindeki çukurları tünelleri bile açmaya başladılar. Bunları yapanların arasında iş adamlarının olduğu duyumunu da alıyoruz. En büyük tedirginliğimiz Gümüşlük Koyu'nun içinde yerleşim merkezinin tam ortasında yapılan bu kazıları, bugüne kadar  kimsenin duymamış görmemiş ve bilmemiş olması.Burada tarihi kentin varlıkları yağmalanıyor kimsenin haberi olmuyor ve bir tek kişi yakalanmıyor. Nasıl oluyorda Bodrum gibi bir turizm merkezinin en nadide köşesinde Gümüşlük'ün göbeğinde  alenen böyle şeyler olabilir?" dedi.

DEFİNECİLERİN KAZDIĞI TÜNELLERDE İNCELEME YAPTILAR
Antik kentte kaçak kazı yapılan yerlerde üyelerle birlikte inceleme yapan Gümüşlük Platformu Sözcüsü, Fotoğraf Sanatçısı İbrahim Hakkı Zırh ise "Burası Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin kontrolünde olan bir yer 6-7 yıl önce kazı ve kurtarma çalışmaları başladığında çevre güvenlik önlemi alınmıştı. Ancak beş yıldır, Bakanlık kazı çalışmaları için para göndermeyince burası kaderine terkedildi. Kaçak kazıları farkedip, jandarma, savcılık ve müze yetkililerine durumu bildirdik ancak bugüne kadar önlem alınamadığını gördük. Bakanlık acil olarak buraya maddi destek sağlayarak kazı ve kurtarma çalışmalarını desteklemeli. Aksi takdirde ileride kazacak, kurtarılacak bir şey kalmayacak" dedi.

Gümüşlük Platformu üyeleri kaçak kazılarla ilgili hazırlayacakları raporu Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunacaklarını da belirttikten sonra antik Myndos kentinden ayrıldı.
Hürriyet, Haber: Yaşar Anter, 27.04.2017

İSKİ KAZISINDAN 1500 YILLIK KİLİSE ÇIKTI

İstanbul Beylerbeyi'nde İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSKİ) yaptığı atık su arıtma tesisi çalışması sırasında yapılan kazıda, tarihi eser parçaları gün yüzüne çıktı. Yaklaşık 6 ay önce yaşanan bu gelişme üzerine müze görevlileri aranarak durumdan haberdar edildi.

Üzerindeki motifleri ile bin 500 yıllık geçmişe sahip olduğu tespit edilen sütun, arkeoloji müzesinin görevlilerine teslim edildi. Bahse konu kazının yapıldığı yerde ise tarihi bir kilisenin olduğu sanılıyor.

Kazı çalışmalarının işlerini yarı yarıya düşürdüğünü söyleyen Esnaf Selim Altın, "Buraya Atık Su çalışması diye başladılar ve 2 ay içerisinde biteceğini söylediler. Burada yolu kapattılar, esnaf iş yapamıyor, kirasını ödeyemiyor, mağdur durumda. Ben çıkanı görmedim fakat bir taş çıktığını söylediler. İşlerimizi yarı yarıya etkiledi bu durum. Üsküdar yönünden de Çengelköy yönünden de gelen araçlar dükkanımıza gelemiyor. Esnaflar olarak mağdur durumdayız" dedi.

"45 GÜN SONRA KAPANACAK DEDİLER"

Beylerbeyi'nde yaşayan Mehmet Doğan, "6 ay önce kazılar başladı. 2'inci ayda çöpe atılmış şekilde bir taş bulundu. Biz bu taşı yıkayıp temizledik. Daha sonra arkeologlar da gelip incelediğinde bin 500 yıllık bir taş olduğu ortaya çıktı. Bu taşın Ayasofya ile aynı yaşta olduğu söylendi. O günden bugüne kadar da bekliyoruz. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni aradık bu konuda yardımcı olmaları için. Taş temizlendikten sonra ortaya çıktı değerli olduğu. 45 gün içerisinde bu alanın kapatılacağı söylendi. Ancak 45 günü geçti, herhangi bir çalışma yok" dedi.
Birgün, 26.04.2017

GALATAPORT PROJESİ SONUNDA DURDURULDU, İNŞAAT MÜHÜRLENDİ

İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, tarihi Paket Postahanesi ve Karaköy Yolcu Salonu'nun yıkımlarının kurul kararına uygun olmamasını gerekçe göstererek Galataport projesini durdurdu. İBB ekipleri inşaatı mühürledi.

Doğuş Grubu ile Bilgili Holding ortaklığında yürütülen Galataport projesi kapsamında Karaköy Yolcu Salonu ve tarihi Paket Postanesi iş makineleriyle yıkılmıştı. 

GALATAPORT PROJESİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU
1940'lı yıllarda yapılan Karaköy Yolcu Salonu 2002 yılında Koruma Kurulu tarafından ‘Korunması gerekli kültür varlığı' olarak tescillemişti. 2015 yılında ise kurul, yapının koruma grubunu 1 olarak belirledi. Paket Postanesi de 1907-1911 yılları arasında Gümrük Binası olarak inşa edilmişti. Koruma Kurulu tarafından Paket Postanesi'nin de tescili yapılmıştı.

Tarihi binaların, Koruma Kurulu'nun geçen sene 9 Haziran tarihinde onayladığı restorasyon projesine aykırı şekilde yıkılması büyük tepki çekerken Kurul 8 Mart'ta sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.

KORUMA KURULU PROJE UYGULAMASINI DURDURDU
Hürriyet Gazetesi’nden Ömer Erbil’in haberine göre, Kurul üyeleri Galataport projesini 6 Nisan günü yerinde inceledi. Şehir plancısı Ahmet Kaya'nın başkanlığında inşaat alanını gezen 6 kurul üyesi projeye aykırı uygulamaları tespit etti. Şirketin yıktığı tescilli Paket Postanesi ile ilgili kurula gönderilen tadilat restorasyon projesini reddeden kurul, mevcut durumun tespiti için güncel rölövenin getirilmesini talep etti.

Kurul ayrıca yapıyı çevreleyen dış duvarların yıkım esnasında zarar gördüğünü düşünerek duvarların strüktür (yük taşıma gücü) raporlarının hazırlanmasını istedi.Kurul tarafından alınan 5326 sayılı kararla Galataport projesi alanında gerçekleştirilen uygulamanın durdurulduğu belirtildi. 

BELEDİYE GALATAPORT İNŞAATINI MÜHÜRLEDİ
Koruma Kurulu'nun dışında İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü'nün de geçtiğimiz ay denetlediği Galataport inşaatı için ‘‘yapı tadil tutanağı'' düzenlediği ortaya çıktı. 3194 sayılı İmar kanununun 32 ve 42 maddelerine göre inşaat mühürlenerek tatil edildi.

Belediyenin tutanağında, "Söz konusu yerde yapılan mahallen tetkikte İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 09.06.2016 tarih 4459 sayılı kararı ile onaylanan restorasyon projesi ve müdahale paftasına aykırı olarak dış cepheler haricindeki iç aksamlarda korunması gereken bazı yapı elemanlarının yıkıldığı tespit edilmiştir.'' ifadeleri yer aldı. 
İleri Haber, 26.04.2017

KEOPS PİRAMİTİNE TIRMANAN ENAM SEYREK: ZİRVEDEKİ GÖRÜNTÜ MUHTEŞEMDİ

Mısır'da yasak olmasına karşın macera olsun diye Keops Piramidi'ne tırmanan Diyarbakırlı doğa sporcusu Enam Seyrek, "Zirvedeki görüntü muhteşemdi" dediği tırmanışı anlattı. Keops Piramidi'ne tırmandığı için 6 saat gözaltına alındığını belirten Seyrek, "Güvenlik görevlilerinin bir anlık boşluğundan yararlanarak biranda piramide tırmanmaya başladım. Güvenlikçiler beni farkettiği zaman ben yarısına kadar çıkmıştım" dedi.



Trekking, sualtı dalış, yamaç paraşütü, bisiklet başta olmak üzere bir çok faaliyette bulunan Diyarbakır Doğa Sporları Kulübü (DİDOSK) üyesi 28 yaşındaki Enam Seyrek, 3 arkadaşıyla birlikte turistik gezi için gittikleri Mısır'da, yasak olmasına rağmen geçen 27 mart'ta Mısır'ın en büyük piramidi olan Keops'un tepe noktasına çıktı.

BENDEN ÖNCE 3 KİŞİ TIRMANMIŞ
Diyarbakır'da bahçe ekipmanları satan bir firmada çalışan Enam Seyrek, tarihi On Gözlü Köprü ve altından akan Dicle Nehri kıyısında Mısır'ın en büyük piramidine tırmanışının ayrıntılarını anlattı. Kendisinden önce bir Alman, bir Rus ve Türkiye'den de Fatih Kömürcü'nün Keops Pirimidine çıktığını, internette yaptığı araştırmada öğrendiğini belirten Seyrek, 3 arkadaşıyla birlikte Kızıldeniz'de dalış yapmak için Mısır'a gittiklerini söyledi.

Seyrek, "Önce Kızıldeniz'de dalış planları yaptık. Mısır'ın Sina Yarımadası'nda, Kızıldeniz kıyısında bulunan tatil kenti Şarm El Şeyh kentinde dalış yaptık. Sonra Lukson ve en son da Kahire'ye gittik. Kahire'yi bilerek en sona bıraktık. Çünkü Keops'a tırmanmayı planlamıştım. Güneşe alerjim vardı ve zirvedeyken çadıra ihtiyacım olacağını düşündüğüm için gölgelik çadır aldım. Ama girişte üst araması yapan polis, çadırı benden aldı. Piramitlerin olduğu bölgeye çadırsız geldik" dedi.

140 METRELİK KEOPS PİRAMİDİ'NE 10 DAKİKADA ÇIKTI
Yaklaşık 140 metre yüksekliğindeki Keops Piramidi çevresindeki güvenlik görevlilerinin bir anlık dalgınlığından yararlanarak bir anda piramide tırmanmaya başladığını kaydeden Seyrek, yaşadığı o dakikaları şöyle anlattı:

"Keops Piramidi'nin olduğu yerde görevlilerin boş bir anından yararlanarak piramide tırmanmaya başladım. Güvenlikçiler beni farkettiği zaman ben yarısına kadar çıkmıştım. Bir çok dilde inmem için bana bağırdılar. Tırmanışım yaklaşık 10 dakika sürdü. Benim için drone uçuruldu ve arkamdan dağcı bir polis geldi. Gelen polis zirvedeyken bana sürekli durmam ve inmem için bağırıyordu. Nefes nefese kalmış ve yorulmuştu, ama ben planımı önceden yapmıştım. Her şeye rağmen devam ettim. Tepeye çıktığımda oturdum ve beni izleyen görevli polisin gelmesini bekledim. Zirvedeki görüntü muhteşemdi. Çıkarken ve zirvedeyken çektiğim video ve fotoğrafların bulunduğu hafıza kartını alacaklarını biliyordum. Bu yüzden ikinci bir hafıza kartı almıştım yanıma. Yanıma gelen polise, ameliyatlı olduğumu söyleyip, yarama bakmam için bana 2 dakika müsade etmesini söyledim. O da bunu kabul edince, fotoğraf ve görüntülerin bulunduğu hafıza kartını şortumun lastik boşluğuna yerleştirip, kameraya boş olan ikinci hafıza kartını taktım ve biraz çekim yaptım. Hani boş görünmesin diye.

İNERKEN ÇÖPLERİ TOPLADIM
İnişimin yarım saat süreceğini düşünüyordum. Ama görevli polisin gösterdiği güzergahtan inince 5 dakikada aşağı indik. Aşağı inerken piramit üzerinde gördüğüm çöpleri topladım. Bu yüzden aşağıda beni bekleyen görevliler tebrik etti. Aşağıda ambulans ve zırhlı araçlarla sağlık ekipleri beni bekliyordu. Sonra beni karakola götürüp bir yerde oturttular. Çektiğim foto ve görüntüleri vermezsem beni bırakmayacaklarını söylediler. Piramide çıkmadan önce arkadaşlarıma başıma bir iş gelmesi halinde Türk Konsolosluğu'na haber vermelerini söylemiştim. Ama 6 saat karakolda gözaltında tutulduktan sonra, az görüntülerin bulunduğu ikinci hafıza kartını onlara verdiğim için beni serbest bıraktılar."

Daha önce İran'a gittiğini kaydeden Enam Seyrek, hayallerinin peşinde koştuğunu belirterek, kendisi gibi düşünen insanlara da hayallerinden vazgeçmemelerini önerisinde bulundu. Seyrek, "Mısır'dan sonra şimdi Afganistan'a gitmeyi düşünüyorum" diye konuştu.
Milliyet, Haber: Mehmet Türk - Ahmet Ün, 26.04.2017

KEMERDERE KÖPRÜSÜ RESTORE EDİLECEK

AKP Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, Bartın’ın Amasra İlçesi'nde bulunan tarihi Kemerdere köprüsünün restorasyonun 9 Mayıs 2017 tarihinde Karayolları 15.Bölge Müdürlüğünce Kastamonu’da gerçekleştirileceğini açıkladı. Bartın-Amasra yolu üzerinde, Amasra’ya 3 Km. mesafedeki cevizlik vadisinde yer alan ve Roma döneminde inşa edilen yolların bir parçası olan Kemerdere Köprüsünün, restorasyon projelerinin Koruma kurulu tarafından onaylandığını ve uygulama ihalesinin 9 Mayıs 2017 tarihinde yapılacağının belirten Milletvekili Tunç, önceki yıllarda Amasra ile Boztepe’yi birbirine bağlayan Kemere köprüsünün restorasyonunu tamamladıklarını, şimdi de Kemerdere Köprüsün restore ederek, Amasra’ya ve turizme kazandıracaklarını söyledi.

Tarihi Kemerdere köprüsünün restorasyon uygulama işinin ihale sürecinin tamamlanmasının ardından 1 yılda tamamlanacağını belirten Milletvekili Tunç, Amasra’da tarihi eserlerin onarım ve restorasyonuna büyük önem verdiklerini, Amasra müzesinin onarım ve restorasyonunu 3 milyon lira ödenekle tamamladıklarını, tarihi kemere köprüsünü restore ederek yıkılmaktan kurtardıklarını, Fatih Camii restorasyonu ve çevre düzenlemelerini yaptıklarını bundan sonra da Amasra’da 3000 yıllık tarihi geçmişi geleceğe taşımak ve turizme kazandırmak için gerekenleri yapmaya devam edeceklerini söyledi.
Ajans Bartın, 26.04.2017

HERKES İNŞAAT KAZISINDA ORTAYA ÇIKAN 'RUS GENERAL'İ GÖRMEYE KOŞTU

Ardahan'da bir apartman inşaatı için temel kazısı yapılırken bulunan tabutun Rus bir generale ait olduğu ileri sürüldü.

Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, "Ceset üzerinde yapılan incelemelere göre , 1877-78 Rus işgali döneminde hayatını kaybettiği düşünülen ve üniformasıyla gömülen kişi, Ardahan'da bir Rus garnizonunda görev yapan Rus bir yüzbaşı. Çünkü üniformasında 3 yıldız ve 20 rakamı var. Muhtemelen rakam bu subayın sicil numarası olabilir." diye konuştu.



Kentin Karagöl Mahallesi'nde iş makinasıyla temel kazısı yapılırken, üzerinde hac işareti olan bir tabut ortaya çıktı. İnşaatta çalışanlar durumu yetkililere bildirdi. Olay yerine gelen polis kazı alanının etrafında güvenlik önlemleri aldı. Kazı yerine gelen Kars Müze Müdürlüğü ekipleri, sahada inceleme başlattı. Toprak altındaki tabutu çıkaran yetkililer, içerisinde bir Rus generaline ait olduğu söylenen iskelet, çürümeye yüz tutan bot ve palto olduğunu söyledi.

VATANDAŞIN ALTIN HEYECANI
İnşaat kazısı sırasında bulunan 'Rus general tabutu' Ardahan'da heyecan yarattı. Kısa sürede sosyal medya üzerinden yayılan haber üzerine tabutu görmek için yüzlerce kişi inşaat alanına akın etti. Bu sırada temel kazısında altın ve tarihi eserler bulunduğu söylentisi de yayıldı.

İnşaat alanına gelenler cep telefonlarıyla görüntü alırken, polis güvenlik şeridi çekilen alana girilmemesi için sık sık uyarıda bulundu. Çevik Kuvvet ekipleri de kazı alanına girmek isteyenleri güçlükle uzaklaştırdı.

Rus generale ait olduğu ileri sürülen tabuttaki iskeletin savcılık tarafından yapılacak incelenmenin ardından Kars Müzesine teslim edileceği belirtildi.

ARKEOLOG İNCELEME YAPTI
İnşaat temel kazısında bulunan tabutta ilk incelemeyi yapan Kars Müzesi'nde görevli arkeolog, bunun bir Rus generale ait olabileceğini söyledi. Arkeolog Solaklıoğlu şöyle dedi:

"Emniyete dün akşam saatlerinde inşaat kazısı sırasında bir tabut bulunduğu ihbarı geldi. Bizler de inşaat alanına gelerek gerekli incelemeleri yaptık. Yaptığımız incelemede Rusların 1878den sonra buraya yerleşmesini göz önüne alarak muhtemelen o dönemde yaşamış bir Rus generale ait bir tabut olduğunu tahmin ediyoruz. Tabut içerisinde değerli bir şeye rastlanılmadı. Rus askeri Hıristiyan dinine göre tabut içerisinde gömülü şekilde bulundu."

KARS MÜZESİNDE MUHAFAZA ALTINA ALINDI
Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan, 1877-78 Rus işgali döneminde hayatını kaybettiği düşünülen ve üniformasıyla gömülen Rus subayın büyük bölümü çürümeyen cesedi, Kars'a getirilip bir müzede muhafaza altına alındı.

Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ardahan Emniyet Müdürlüğüne gelen bir ihbarın değerlendirilmesiyle Ardahan'ın Karagöl Mahallesi'nde vatandaşlarca kazı çalışması yapılan bir inşaat alanında toprağın altında yer alan ve özel oda şeklinde düzenlenen mezar bulunduğunu anımsattı.

Soruşturmayı yürüten Ardahan Başsavcılığın talimatıyla kurumlarından uzman personel istediğini anlatan Alp, görevlendirdikleri uzman 2 arkeoloğu Ardahan'a gönderdiklerini ifade etti.

Alp, arkeologların çeşitli çalışmalar sonrası tabutu açtıklarını belirterek "Heyet tarafından tabut kapağı açılınca içerisinde üniformalı bir Rus askerine ait iskelet olduğu görüldü. Muhtemelen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Kars ve Ardahan'ın Ruslar tarafından işgalinde görev yapan bir asker." dedi.

ÜNİFORMASINDA 3 YILDIZ VE 20 RAKAMI VAR
Ceset üzerinde inceleme yapıldığını dile getiren Alp, "Tabuttaki kişi, Ardahan'da bir Rus garnizonunda görev yapan Rus yüzbaşı. Çünkü üniformasında 3 yıldız ve 20 rakamı var. Muhtemelen rakam bu subayın sicil numarası olabilir." diye konuştu.

Alp, iskelete yapılan inceleme hakkında Ardahan Cumhuriyet Savcısına gerekli bilgilerin verildiğini söyleyerek şunları kaydetti:

"Tabut, içindeki ceset ile savcının talimatıyla Kars'a nakledilmiş ve Kars Müzesi'ndeki emanet deposuna alınarak yerine konulmuştur. Bu konuda Müzeler Genel Müdürlüğümüze, Kültür ve Turizm Bakanlığımıza gerekli bilgileri, raporları sunacağız ve gelen talimatlar doğrultusunda gerekli işlemleri yapacağız."
Milliyet, 26.04.2017



******


RUS GENERALİN TABUTU KARS MÜZESİ'NDE

Ardahan’da bir inşaatın temel kazısı sırasında bulunan 139 yıl öncesine ait Rus generale ait olduğu tahmin edilen tabut, Kars Müzesi'ne getirilerek koruma altına alındı.

Ardahan’ın Karagöl Mahallesi'nde salı günü iş makinesi ile başlatılan temel kazısı sırasında üzerinde hac işareti olan bir tabuta rastlandı. İhbar üzerine sevk edilen polis, kazı alanı etrafında güvenlik önlemleri aldı ve Kars Müze Müdürlüğü'nden gelen uzmanlar sahada inceleme başlattı. Ardahan'da sosyal medya üzerinden yayılan haber üzerine çok sayıda kişi tabutu görmek için inşaat alanına akın etti.  Rus generale ait olduğu tahmin edilen tabut, inceleme ardından Kars'a getirildi. İskelet üzerindeki çizme ve paltosunun çürümüş olduğu tabuttaki cesedin Hıristiyan bir erkek askere ait olduğu belirlendi. Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, bu konuda şunları söyledi:

"Müze Müdürlüğünden iki uzman arkeoloğ, Ardahan Kültür ve Turizim Müdürlüğü'nden personelin katılımıyla bir heyet huzurunda tabutun kapağı açıldı. Tabutta muhtemelen Rus işgali döneminde yani 93 harbinden sonra 1878-1917 tarihleri arasında Ardahan'ın Rus işgalinde kaldığı tarihlerde Ardahan'da bulunan bir askeri birlikteki Rus subaya ait elbisesi ile üniformasıyla birlikte iskelet bulunmuş. Tabutun içerisinde başka da taşınır kültür varlığına rastlanmamıştır. İncelemeler tamamlandıktan sonra tabut, Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla tabut Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin eşliğinde Kars Müzesi'ne getirildi. Yapılan incelemede tabutun uzunluğu 2 metre, yüksekliği 90 santim. Üzerinde haç işareti bulunan kapaklı tabutta subayın çizmeleri hiç yıpranmamış. Askeri üniformalı, sakallı bir Rus subaya ait. Apolettte 3 yıldız ve 20 rakamı var. Rus subay bu general de olabilir. Rus subayının iskeletinin bulunduğu tabut mühürlenerek koruma altına alındı."






Rusya'dan ve Türkiye'den medyanın büyük ilgi gösterdiğine işaret eden Alp, şöyle devam etti:

"Rus Haber Ajansından da aradılar. Ülkemizdeki bütün basın yayın kuruluşları da sürekli arıyorlar. Tabutun bulunması, Gündem oluşturdu. Rus generale ait tabutu görmek isteyenler var. Öncelikle ilaçlama ve temizliğin yapılması gerekir. Gerekli adli süreç tamamlandıktan sonra genel müdürlüğümüzün izinleri ile teşhire çıkarıp sergileyebiliriz. Ama bu belli bir süreç istiyor, hemen olacak iş değil."
Milliyet, 27.04.2017



******


TABUTTAKİ GENERAL O MU?

Ardahan’da apartman inşaatı için temel kazısı yapılırken bulunan tabutun Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman’a (1823-1878) ait olabileceği düşünülüyor.

Sputnik’in Rus tarihi kaynaklardan yaptığı araştırmasına göre,  Geyman'ın 13 Nisan'da 1878 yılında Kars'ta veba hastalığında dolayı hayatını kaybetti. O dönem Rus askeri tarihi bilgilerde Ardahan'ın Kars'a ait bir eyalet olarak görüldüğü biliniyor.

Tümgeneral Geyman, 1839 yılında orduda göreve başladı. Kafkasya'da askeri operasyonlara katıldı. Rusya tarihinde "Kafkasya'nın fatihi" olarak tanınan bir general.

1877-1878 yılında Rus-Türk savaşına general olarak katıldı. Ardahan kalesinin alınmasında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Çarlık yönetimi tarafından altın ve pırlanta kaplamalı kılıç ve çok sayıda madalyalarla ödüllendirildi. Kars, Ardahan bölgesindeki çatışmalarda Muhtar Paşa ve İsmail Paşa komutasındaki Osmanlı birliklerine karşı savaştı. Hastalandı ve 13 Nisan'da Kars'ta hayatını kaybetti.

KARS'TA TOPRAĞA VERİLDİĞİ İDDİA EDİLİYOR
Rus tarihi bilgilerde nerde toprağa verdiği konusunda bilgi yok. Sadece bir Rus sitesinde Geyman ailesi hakkında yazılan bilgilerde Tümgeneral Vasiliy Geyman'ın Kars'ta 1878 yılında toprağa verildiği yazılıyor. Rusya'nın Kuzey Kafkasya bölgesinde generalin adına bir köy ve bir dağ var: Geymanovskaya Kozak Köyü (Kuban bölgesi) ve Geyman dağı (Tuapse bölgesinde). Geyman'ın yeğeni Aleksandr Geyman'ın da Rus ordusunda tümgeneral rütbesiyle görev yaptığı biliniyor. Torunu Vasili Geyman da, Sovyet tarihçi akademisyen olarak tanınan bir isim.

Milliyet, 27.04.2017



******


TEMEL KAZISINDA BULUNAN RUS GENERALLİN TORUNU ORTAYA ÇIKTI

Ardahan’da temel kazısında bulunan Rus general büyük heyecan yaşatmıştı. Rus generalin torunu olduğunu iddia eden Boris Akimov "DNA analizi vermeye hazırım" dedi.

Ardahan’da apartman inşaatı için temel kazısı yapılırken ortaya çıkan Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman’ın torunu bulundu.

Sputnik’ten Fuad Safarov’a konuşan Boris Akimov, duygularını şöyle paylaştı: "Haberleri duyar duymaz çok heyecanlandım. Ben dedem ile ilgili çok araştırma yaptım. En son Ermenistan'ın Gümrü kentinde toplu mezarda toprağa verildiğini biliyordum. Fakat mezar listesinde dedemin ismi yoktu. Dolayısıyla bugüne kadar çok aradım. Nihayet haberi ve fotoğrafı görür görmez çok heyecanlandım. Çok şeyler örtüşüyor. Örneğin vefat ettiği tarih ve yer. Fotoğraftaki general rütbesi de. Tümgeneral rütbesinde 3 yıldız var.”

Akimov sözlerine şöyle devam etti: "Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği'ni aradım. Konuyla ilgili resmi bir bilginin olmadığını söylediler. Telefonumu aldılar. DNA analizi vermeye hazırım.

"Tabutun dedeme ait olabileceği haberlerini basında gördüm. Sputnik ajansına atfen yapılan haberleri okudum. Şükranlarımı iletiyorum. Benim tanıdığım tarihçiler de tabutun dedeme ait olabileceğini düşünüyor. Tabii bazı tarihçilere göre, konu çok karmaşık. Çeşitli iddialar var. Ama ben tabutun dedem Geyman'a ait olduğunu düşünüyorum."
Milliyet, 28.04.2017



******


ARDAHAN'DA CESEDİ BULUNAN RUS KOMUTANIN KİM OLDUĞU ARAŞTIRILIYOR

Karagöl Mahallesi’ndeki bir inşaata alanında iş makinesi ile başlatılan temel kazısı sırasında üzerinde üzerinde haç işareti olan bir tabuta rastlandı. İhbar üzerine sevk edilen polis, kazı alanı etrafında güvenlik önlemleri aldı ve Kars Müze Müdürlüğünden gelen uzmanlar sahada inceleme başlattı. Olayın ardından da Rus generale ait olduğu iddia edilen ceset ile ilgili ise çeşitli iddialar ortaya atıldı. Ancak Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, Rus haber ajansı Sputnik’in general Josip Gurko haberinin doğruluk taşımadığını, nedeninin ise Gurko’nun Rus ordusunun Balkan cephesinde savaşmış bir asker olduğunu iddia etti.

RUS GENERAL VASİLY GEYMAN MI?
Kazı alanında Rus Generalin bulunduğuna ilişkin bilgiler sonrası açıklama yapma gereği duyduğunu söyleyen Küçük, konu ile ilgili Rusya İlimler Akademisinden Prof.Dr. Dmitry Vasilyev isimli Türkolog Hoca’nın kendisine mail atarak cesedin kime ait olabileceğine ilişkin bir bilgi paylaştığını söyledi. Küçük, kendisi ile paylaşılan bilgi ile alakalı, "Rus ordusunun 1877-78 Osmanlı Rus savaşında Kafkasya bölgesinde görevli subaylardan birisi olan ve 13 Nisan 1878 tarihinde Kars vilayetinde öldüğü bilgisi bulunan General Vasili Geyman’a ait olabileceği söylendi. Bununla birlikte burasının bir mezarlık olması, daha doğrusu Osmanlının son dönemleri ile Cumhuriyetin ilk yıllarında Karagöl Mahallesindeki bu bölge Maşatlık adı veriliyor. Yani Gayri Müslüm mezarlığı, dolayısıyla Rus generalin de gömülü olduğu alanın burada yaşayan Gayri Müslümlere ait olan mezarlıkta bulunması gayet doğal Ama isminin Vasili Geyman olduğu veya Rus haber ajansı Sputnik’in yaptığı haberdeki Josip Gurko olduğuna ilişkin iddialar ancak o cesedin üzerinde yapılacak olan bilimsel çalışmalar sonrasında belli olabilecektir" dedi.

"RUM KÖKENLİ BİR RUS SUBAYI OLABİLİR"
Kalp cerrahı Prof.Dr. Bingür Sönmez’in cesedin kimlere ait olabileceği ile ilgili farklı bir ışık tuttuğunu ifade eden Küçük, "O da cesedin bulunduğu alanın bir odacık şeklinde inşa edildiğini, dolayısıyla Rumların mezar gömme usullerine daha çok benzediğini ve Ermenilerin de benzer metotlar uyguladığını ancak Ermenilerin daha çok lahit ve tabut şekli yani Müslümanların gömme şekillerine benzeyen bir şekille cesetlerini gömdüklerini söyledi. Ama Rumların cesetlerini gömme şekli ise aile mezarlığı gibi odacık türündeki mezarlıklar olduğudur. Bunun da Rus ordusunda görevli bir Rum subaya ya da generale ait olabileceği iddiasının daha güçlülük kazandığını söyledi" diye konuştu.

Küçük, "Tam olarak bu kişinin kim olduğunu kilise defterleri doğrulayabilir. Ancak bölgemizdeki kilise defterlerinden günümüze ulaşan pek bulunmamakta. Dolayısıyla bunu en çok doğrulayabileceğimiz kaynak bu kişinin DNA’sı üzerinde veya cesedin üzerinde yapılacak olan bilimsek çalışma ile ancak ulaşılabilir. Ama kişinin kim olduğuna ilişkin kayıtlar daha çok Rus ordusundaki görevli bir Rum kökenli bir Rus generalini daha çok güçlendiriyor. Bölgenin de Maşatlık yani Gayri Müslümlere ait olarak adlandırılması da bu kişinin 93 Harbinde, 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında bölgede çalışmış olan subaylardan birisi olduğunu iddiasını kuvvetlendiriyor" dedi.

"JOSİP GURKO HABERİ DOĞRU DEĞİL"
Rus haber ajansı Sputnik’te çıkan haberler ile ilgili bir değerlendirme de bulunan Küçük, "Bu kişinin general Josip Gurko haberi doğruluk taşımıyor. Çünkü Gurko Rus ordusunun Balkan cephesinde savaşmış. Kafkas cephesinde savaşmamış ve bu bilgi gerçekçi görünmüyor. Rus ordusunda görevli bu askerin tabutunda bulunan Haç işaretleri klasik haç işaretlerine benzememekte, dolayısıyla bu daha Çok Rum’ların tercih ettiği bir haç usulü ve daha çok Ortodoks grubunun tercih ettiği bir haç grubudur. Bu da Rum kökenli Rus General olma iddiasını daha çok güçlendiriyor" şeklinde konuştu.

Küçük, Rus generalin veremden veya vebadan ölmüş olabileceğini dile getirerek, "Dmitry Vasilyev hocanın bizimle paylaşmış olduğu bilgide Rus generalinin aslında veremden veya vebadan öldüğü, Kars’ta çıkan veba salgını sonrası hastalıktan öldüğü bilgisi paylaşıldı. Dolayısıyla kazı sırasında hijyenik şartlara dikkat edilmeden yapılan müdahalede enfeksiyon hastalıkları açısından tehdit içermekte" diye konuştu.

RUSYA DIŞİŞLERİ'NDEN DE AÇIKLAMA GELDİ
Rusya Dışişleri Bakanlığı Resmi Sözcüsü Mariya Zaharova, Ardahan’da bulunan tabutla ilgili açıklama yaparak, “Yakın zamanda açıklama yapacağız diye düşünüyorum” dedi. Sputnik muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Zaharova şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye'de bizim soydaşımıza ait bir tabutun bulunduğuyla ilgili haberleri gördüm. Bilgim var. Türkiye'deki Rusya Büyükelçiliğimiz bu konuyla ilgili faal şekilde çalışma yapıyor. Yakın zamanda konuyla ilgili açıklama yapacağız diye düşünüyorum. Bu tür haberler hiç bir zaman yanıtısz kalmamakta, adımlar atılacak. Yakın zamanda ilk bilgiler ulaşır ulaşmaz açıklama yapabiliriz."
Milliyet, 28.04.2017



******


ARDAHAN'DA BULUNAN RUS GENERALE AİT MEZAR HARP MÜZESİ'NDE YER ALACAK

Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, Ardahan’da inşaat kazısında bulunan cesedin 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ardahan’da bulunan bir garnizondaki generallerden birisine ait olduğu üzerinde durulduğunu belirtti. Rusya'dan herhangi bir resmi talep olmadığını ifade eden Alp, Rus generale ait mezarın Harp Müzesinde yer alacağını söyledi.

Müze Müdürü Necmettin Alp, cesedin, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Kafkasya bölgesinde görevli subaylardan birisi olan ve 13 Nisan 1878 tarihinde Kars'ta öldüğü bilgisi bulunan General Vasili Geyman veya Ahıska 20. Tümen Komutanlarından birine ait olma ihtimalleri üzerinde durduklarını belirtti. 26 Nisan’da Ardahan’da Karagöl Mahallesi’nde bir apartmanın temel kazısında bulunup, Ardahan Emniyet Müdürlüğüne bildirilmesinin ardından Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla müze arkeologlarının tabutu incelediğini dile getiren Necmettin Alp, "İki arkeoloğumuzu gönderdik. Orada oluşturulan komisyon huzurunda kapağı açıldı. Tabutun içerisinden bir üniformalı insan iskeleti ve içerisinde başka da bir taşınır kültür varlığı tespit edildi. Sonra Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla bu tabutun Kars Müzesi’ne taşınması kararı verildi. Buraya getirildi. Koruma altına alındı" dedi.
 
"Kimlik bilgisinin çok daha net ortaya çıkmasını bekliyoruz"
Tabutun içerisindeki cesedin Ardahan’da bulunan askeri garnizondaki üst düzey subaylardan birisine ait olduğuna dikkat çeken Alp, "İlk incelemelerimizde iki isim üzerinde duruluyor. Birisi Vasili Geyman, diğeri ise Ahıska 20. Tümen Komutanının olduğu söyleniyor. Ancak bu biraz daha ayrıntılı olarak incelenip, bir bilimsel heyet tarafından araştırıldıktan sonra kimlik bilgisinin çok daha net ortaya çıkmasını bekliyoruz. Onun dışında da mevcut tabutun konservasyon çalışmalarını başlatacağız. Yani koruma amaçlı, önce ilaçlama ve diğer koruma çalışmaları, Konservasyon Müdürlüğü konservatuarları yapacaklar. Bir ilmi çalışma tamamlanacak. Bir de adli süreçte de Cumhuriyet Savcılığının çalışması devam ediyor. İlk etapta bu tabutu müzeye getirip koruma altına aldık. Şimdi peyderpey bu bahsettiğim çalışmaları sırayla yapacağız" diye konuştu.
 
"Rusya’dan resmi bir talep yok"
Ardahan’da bulunan mezar ve içerisinden çıkan Rus generalle ilgili Rusya Federasyonu’ndan herhangi bir resmi talep olmadığını vurgulayan Müze Müze Müdürü Necmettin Alp, "Rusya Federasyonu’nun Trabzon Başkonsolosluğu konuyla ilgili bizden bilgi almak istedi. Onların şeyi bu ulusal basında çıkan 'Ardahan’da tabut bulundu' konusundaki haberin ne kadar gerçek olduğu, hakikaten böyle bir haberin gerçekliğinin olup olmadığı ve bu tabutun Kars Müzesi’ne getirilip getirilmediği konusunda bir bilgi alışverişinde bulunuldu. Onun dışında Müze Müdürlüğü’ne resmi olarak her hangi bir şey yok. Müracaat yok" şeklinde konuştu.
 
"Rusya’ya vermemiz söz konusu değil"
Ardahan’da bulunan Taşınır Kültür Varlığı’nın Rusya’ya verilmesinin söz konusu olmadığını ifade eden Alp, şunları söyledi:
"Bu mümkün değil. Bu kültür varlığımızın herhangi bir yere verilmesi söz konusu değil. 2860 Sayılı yasa kapsamında koruma altına alınması gereken bir eser. Türkiye’de 96 müzemizde korunan milyonlarca eser gibi bu eserimiz de hiçbir şekilde kimseye verilmeden bu müzede korunmaya devam edecek."
 
"Harp Müzesi’nde sergilenecek"
Rus Generale ait mezarın Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi’nde sergileneceğini belirten Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, "Malumunuz Kars’ta 2’nci bir müze açıyoruz. Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi Kanlı Tabya Binası’ndaki bu müzenin teşhir, tanıtım çalışmaları bitmek üzere. Belki bir tesadüf oldu. Bu Rus generaline ait olan bu tabutu da yeni açılacak olan müzede yakın tarihimizi ilgilendiren müzede sergilenmesi gibi de bir düşüncemiz var. Tabi Bakanlığımız, Genel Müdürlüğümüz uygun görürse, böyle bir çalışmayı da düşünüyoruz. Eğer öyle olursa daha anlamı olur. Çünkü o 1855 ve 93 Harbi 1878 savaşlarında Kars ve civarındaki savaşları anlatan interaktif bir müze olacak. O interaktif müzede böyle bir kültür varlığının da sergilenmesi çok ilginç olacak. Kars için, Kars turizmi için" dedi.
Milliyet, 28.04.2017



******


RUS GENERALİN CESEDİ ÇÜRÜMEDİ ÇÜNKÜ...

Ardahan'da bir inşaatın temel kazısı sırasında bulunan tabuttaki cesetle ilgili merak edileni Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük açıkladı: Rus generalin cesedi çürümedi çünkü özel malzemelerle mezarın havayla ve toprakla irtibatı kesilmiş...

Ardahan'da bir inşaatın temel kazısı sırasında bulunan ve Kars Müzesi'nde koruma altına alınan tabuttaki generalin Vasiliy Geyman'a ait olduğu yolundaki iddialar üzerine Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, "Rus Ordusu'nda görevli bu subayın tabutu üzerindeki haç işareti klasik haç işaretlerine benzemiyor. Bu genellikle Rumların ve Ortodoksların tercih ettiği bir haç grubudur. Bu da bir Rus Generali olduğu iddiasını daha çok güçlendiriyor" dedi. Yrd.Doç.Dr. Küçük, hijyen konusuna dikkat çekerek, "Kazı sırasında hijyenik şartlara dikkat edilmesi gerekir. Enfeksiyon hastalıkları açısından tehlike içeriyor. Bu nedenle dikkat edilmesi gerekir" uyarasında bulundu.

Ardahan’ın Karagöl Mahallesi'nde geçen 25 Nisan günü  iş makinasıyla başlatılan temel kazısı sırasında üzerinde haç işareti olan 2 metre uzunluğunda, 90 santim yüksekliğinde bir tabut bulundu. Özel bölmedeki tabut çıkarıldıktan sonra Müze Müdürlüğünden uzmanlar tarafından yapılan incelemede Rus generale ait olduğu tahmin edilen tabut, Kars'a götürülerek koruma altına alındı, Ardahan'daki inşaat durduruldu. Sakalları, paltosu, çizmeleri aynen duran ve askeri kıyafetin apoletinde 3 yıldız ve 20 rakamı bulunan cesetle ilgili olarak Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, Rus- Osmanlı Savaşında (1877- 1878) Kars'ı işgal eden, Ardahan'da vebadan ölen Tümgeneral Vasiliy German'a ait olabileceğini söyledi.

Kazı alanında incelemelerde bulunan Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, tabutun bulunmasından sonra Rusya ilimler Akademisinden Türkolog Prof.Dr. Dimitri Vasilya ile iletişim kurduğunu belirtti. Yrd. Doç.Dr. Küçük, bu konuda şunları söyledi:

"Türkoloğ Prof.Dr. Vasilya, gönderdiği e-postada cesedin 1877-1878 Osmanlı- Rus savaşında Kafkas Cephesi'nde görevli olan komutanlardan birisine ait olabileceğini, hatta bu komutanın isminin de 13 Nisan 1878 yılında veremden veya vebadan ölen Vasiliy Geyman'a ait olabileceğini tahmin ediyor. Osmanlının son döneminde, Cumhuriyetin ilk yıllarında Karagöl Mahallesindeki bu bölgeye Müslüman olmayanların mezarlığı anlamında 'Maşatlık' denirdi. Dolayısıyla Rus generalin gömülü olduğu alanın burada yaşayan gayrimüslimlere ait mezarlıkta bulunması gayet doğal. İsminin Vasiliy Geyman olduğu veya Rus Haber Ajansı Sputnik’in haberine göre de Josef Hurko olduğuna ilişkin iddialar var. Kalp Cerrahi Prof.Dr. Bingür Sönmez ise tabutun bulunduğu alanın bir odacık şeklinde olduğunu, bunun Rumların mezar gömme usulüne benzediğini belirtti. Tam olarak bu kişinin kim olduğunu kilise defterleri doğrulayabilirdi. Ancak bölgemizdeki kilise defterlerinden günümüze ulaşan pek bulunmuyor. DNA'ya bakılır, ya da ceset üzerinde bilimsel çalışma yapmak gerekir. Josef Hurko olduğuna dair bilgi ise doğruluk taşımıyor. Çünkü Josef Hurko, Balkan Cephesinde Rus ordusunda görev almıştır. Kafkas cephesinde savaşmamıştır. Rus Ordusu'nda görevli  bu subayın tabutu üzerindeki haç işaretleri ise klasik haç işaretlerine benzemiyor. Bu genellikle Rumların ve Ortodoksların tercih ettiği bir haç grubudur. Bu da bir Rus Generali olduğu iddiasını daha çok güçlendiriyor."

'MEZARIN HAVAYLA VE TOPRAKLA İRTİBATI KESİLMİŞ'
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, tabutun çıktığı bölgeye meraklıların sürekli gidip geldiğini belirterek "Kazı sırasında hijyenik şartlara dikkat edilmesi gerekir. Enfeksiyon hastalıkları açısından tehlike içeriyor. Bu nedenle dikkat edilmesi gerekir. Tabuttaki Rus generalin cesedinin hava ile temas etmemesinden dolayı geçen 139 yıla rağmen bozulmamış olması dikkat çekiyor" diye konuştu.

Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili  Efsal Alantar ise inşaat çalışmasının durdurulduğunu belirterek "1878 yılında bölge Rus işgali altında. Mezarın etrafı özel malzemelerle doldurulmuş, havayla ve toprakla irtibatı kesilmiş. Özel bölmeye tabut konmuş. Üniformasıyla, çizmeleriyle tabuta yerleştirilmiş. Üniformasında 20 rakamı ve üç yıldız var. Sanırım üç yıldız rütbesini, 20 ise çalıştığı alayın ismi" diye konuştu.
Milliyet, Haber: Deniz Başlı, 28.04.2017



******


RUS GENERALİN TABUTUNUN BULUNDUĞU ALANDA ASKERİ BOT VE ELBİSELERİ İLE GÖMÜLÜ İSKELETLERE RASTLANDI

Karagöl Mahallesindeki bir inşaat alanında temel kazısı sırasında üzerinde haç işareti olan bir tabuta rastlandı. İhbar üzerine sevk edilen polis, kazı alanı etrafında güvenlik önlemleri aldı ve Kars Müze Müdürlüğünden gelen uzmanlar sahada inceleme başlattı. Rus generale ait olduğu tahmin edilen tabut, Kars'a götürülerek koruma altına alınırken Ardahan'daki inşaat ise durduruldu. Kazı alanında incelemelerde bulunan Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, alanda askeri bot, elbiseler ile insan iskeletlerinin bulunduğunu söyledi.

  

"Alan Maşatlık olarak adlandırılıyor"
Yrd. Doç.Dr. Küçük, "Bu alan Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Karagöl Mahallesindeki bu bölge Maşatlık olarak adlandırılıyor. Yani gayrimüslüm mezarlığı, dolayısıyla burada sadece bu generalin değil daha bir çok gayrimüslimin mezarının bulunma ihtimali yüksek. Tabi burada 40 yıllık Rus idaresi söz konusu. O sırada savaş esnasında ölen, 1915 döneminde ölenlerden de gayrimüslim olanların buraya defnedilmiş olma ihtimali daha yüksek" şeklinde konuştu.



Meraklılar alana akın ediyor
Öte yandan vatandaşlar, Rus generalin tabutunun bulunduğu alana akın ediyor. İl dışından geldiğini söyleyen Ayşe Keskin, "İstanbul’dan geldim, dün haberlerde gördüm ve sırf şu kazıyı görmek için buraya kadar geldim" dedi.
Milliyet, Haber: Olgun Yıldız, 29.04.2017



******


RUS GENERALİN GÖMÜLDÜĞÜ MEZARLA İLGİLİ İLGİNÇ DETAY

Karagöl Mahallesi'ndeki bir inşaat alanında iş makinesi ile başlatılan temel kazısı sırasında üzerinde hac işareti olan tabutla ilgili kazı alanında incelemelerde bulunan Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Levent Küçük, mezarın ateş tuğladan örülmüş kubbe tarzında bir mezar örneği olduğunu söyledi. Rus mimarisi döneminde yapılan binaların hepsinde böyle kesme taşlar kullanıldığını söyleyen Küçük, üst tarafında çatı kısmı ise tuğla ile bombe vererek yapılan yapıların daha çok Ortodoks olup Rumların tercih ettiği mezar türü olduğunu belirtti.

Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Levent Küçük,  ’’Ermeniler veya diğer Gayri Müslimler bu çeşit mezar yapmıyorlar. Onlar daha çok Müslümanlara benzeyen Lahit ve tabut mezar türünü benimsiyorlar ama Rumlar ise böyle odacık şeklindeki kubbe şeklinde olan bir mezar yapısını, oda yapısını tercih ediyorlar. Kişinin Rum asıllı olma ihtimali daha yüksek. Ama yine de Ortodoks inancına göre defnedilmiş. Ortodoks inancının geleneklerine uygun olarak defnedilmiş. Alt taraflara dikkat ederseniz buradaki Rus mimarisi döneminde yapılan binaların hepsinde böyle kesme taşlar kullanılmıştır. Aynı şekilde inşa edilmiş ama üst tarafında çatı kısmı diyebileceğimiz kapak kısmını ise tuğla ile bombe vererek yapmışlar. Bu daha çok Ortodoks olup Rum olanların tercih ettiği mezar türü ve bu mezar türü ile hava almasını da engellemiş olarak tabuttaki cesedin uzun süre korunmuş olmasını sağlamış" diye konuştu.

Sandukayı açan arkadaşların tabutun özellikle çok kalın tahtadan yapıldığını söylediğini kaydeden Yrd.Doç.Dr. Levent Küçük, "Tahtayı ilk alırken hiçbir şekilde sağlamlığı konusunda tereddüt yaşanmadıklarını ama yarım saat sonra havayla teması sonrası simsiyah edip kelleşmeye başladığını da gördük ki bu işle havayla temassızlığın cesedin korunmasını uzun süre sağladığını söyleyebilen bir unsur. Tabi bu arada cesede ilaçlanma yapılmış olma ihtimalini de söyleyebiliriz ama cesedin tabutun içindeki konumu itibari ile de sanki öyle bir işleme tabi tutulmamış. Çünkü arkasında bir yastık var, doğrudan çizmeleri ve elbiseleri ile gömülmüş olması öyle bir tahritleme işleminin de pek geçirilmediği izlenimini de uyandırıyor. Ama yine de Tifüs salgınına, veba salgınına bağlı bir ölüm ise üzerine ilaçlama yapma ihtimali de var. Yani uzun süre cesedin muhafaza edilmiş olmasında bunun da etkisini söyleyebiliriz ama tabi bunu tıp söyleyecektir. Belki alınacak bir kemik parçasından enfeksiyona bağlı olarak ölüp ölmediğini adli tıp kurumumuz ortaya çıkaracaktır" açıklamalarında bulundu.


Milliyet, 30.04.2017



******


ARDAHAN'DA BULUNAN ASIRLIK CESEDİN NEDEN ÇÜRÜMEDİĞİ ORTAYA ÇIKTI

Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan ve Rusya tarihinde "Kafkasya'nın  fatihi" olarak tanınan Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman olabileceğini belirtilen Rus  subayın, kimlik tespit çalışmaları ile vücudu ve kıyafetlerinin büyük bölümünün  çürümeme sebebi araştırılıyor. ARÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Küçük "Cesedin bozulmamış, üzerinde saç  ve sakalın muhafaza edilmiş olması hem mezarın yapılış tarzı hem de havayla temas  etmemiş olmasıyla alakalı" dedi.

Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan ve Rusya  tarihinde "Kafkasya'nın fatihi" olarak tanınan Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman  olabileceğini belirtilen Rus subayın, vücudu ile kıyafetlerinin büyük bölümünün  çürümemiş olmasında hava ile temasının kesilmesinin yanı sıra mezarının ateş  tuğladan yapılmasının da etkisi olduğu belirtildi.

Karagöl Mahallesi'nde inşaat alanındaki kazıda bulunan, vücudu ile  kıyafetlerinin büyük bölümünün çürümediği anlaşılan ve 1877-1878 Rus işgali  dönemi sonrası hayatını kaybettiği düşünülen işgalci Rus subayın kimliğinin  belirlenmesi amacıyla başlatılan çalışmalar sürüyor.

Kars Müzesine götürülerek muhafaza altına alınan cesedin Rus tarihinde  "Kafkasya'nın fatihi" olarak tanınan Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman'a ait  olabileceği ancak bunun kimlik tespit çalışmalarının sonucunda netleşeceği  belirtildi.

Ardahan Üniversitesi (ARÜ) İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Tarih  Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Levent Küçük, AA muhabirine yaptığı  açıklamada, mezarın ortaya çıkmasının ardından yurt içi ve yurt dışından  akademisyenlerle görüştüğünü belirtti.

Rusya Bilimler Akademisinden Türkolog Dmitriy Vasilyev'in kendisine  bir mail attığını ve haberlerde gördüğü kişinin Rus ordusunun Kafkas harekatında  görevli komutanı Vasiliy Gayman olduğu ve onun Rus arşivindeki hayatını anlatan  bilgileri kendileriyle paylaştığını anlatan Küçük, "Ruslar, Nisan 1877'deki  Kafkas harekatında Ardahan'a girmişler. Bir yıl sonra 13 Nisan 1878'de burada  mezarı olduğu değerlendirilen Vasiliy Gayman'ın burada öldüğü ve hatta kişinin  ölme sebebine ise Sarıkamış'ta veya Kars'ta Rus ordusunda meydana gelen tifüs  veya veba salgınının neden olduğu bilgisi de paylaşılmış." diye konuştu.

Küçük, mezar ve içinden çıkan subay cesedi üzerinde yaptıkları  incelemeler ile araştırmaları sonucu farklı bilgiler elde ettiklerini anlattı.

"RUS SUBAYIN KİMLİĞİ DNA TESTLERİYLE BELİRLENECEK"
Araştırmalar sonucu mezarın tipik Ortodoks inanca göre inşa edilmiş  ancak daha çok Rumların tercih ettiği bir mezar tipi olduğunu gördüklerini  aktaran Küçük, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Rumlar mezarları odacık şeklinde yapıyorlar. Bunu aile mezarlığı  olarak adlandırabiliyoruz. Bulunan tabutun üzerindeki haç işaretinde de haçın  Ortodoks haçı olduğu, üzerindeki haçın yatay bir çizgisinin de cehennemden  cennete geçişi simgelediği sanat tarihçileri tarafından paylaşılıyor. Kişi  dönemin Rus Ordusunda görevli Rum asıllı bir general olabilir. Ortodoks inanca  göre defnedilmiş ve Ortodoks haçı kullanılmış mezarında. Bu durum cesedi bulunan  Rus subayın Vasiliy Gayman olma ihtimalini güçlendiriyor. Bu kişi eğer general  rütbesine sahipse, üst düzey bir generalse, Kars'ta öldüğünü bildiğimiz Gayman  olma ihtimali daha yüksek ama yine de bununla ilgili bilimsel bilgiler DNA  testleriyle ortaya çıkacaktır."

ATEŞ TUĞLA ÇÜRÜMEYİ ENGELLEDİ
Küçük, cesedin büyük bir kısmı ile elbiselerinin çürümemesine de  değinerek, "Cesedin bozulmamış, üzerinde saç ve sakalın muhafaza edilmiş olması  hem mezarın yapılış tarzı hem de havayla temas etmemiş omasıyla alakalı. Bu,  130-140 yıl önceki bir savaş. Ateş tuğladan örülmüş kubbe tarzında örülmüş bir  mezar örneği." diye konuştu.

Tabutun mezardan çıkarılmasında görevli Kars Müzesi personelinden bazı  bilgiler elde ettiğini belirten Küçük, şu değerlendirmede bulundu:
"Tabutu mezardan alan arkadaşlar, sağlamlığı konusunda herhangi bir  tereddüt yaşamadıklarını ancak yarım saat sonra tahtanın havayla teması sonrası  simsiyah olup küllendiğini görmüşler. Bu, hava ile temassızlığın cesedin  korunmasını uzun süre sağladığını söyleyebileceğimiz bir unsur. Tabii ona  ilaçlama yapılma ihtimalini de söyleyebiliriz ama cesedin tabutun içindeki  durumuna bakılırsa sanki öyle bir işleme tabi tutulmamış. Ortodokslar aile  mezarlıklarını genellikle böyle inşa ediyorlarmış. Cesedin hava alması ateş  tuğlalarla engellenmiş. Bu da tabuttaki cesedin uzun süre korunmasını sağlamış."

Milliyet, 01.05.2017



******


RUS TV'SİNDEN FLAŞ İDDİA: ARDAHAN'DA BULUNAN RUS GENERALİN PIRLANTALI KILICI NEREDE?

Rus NTV televizyonu, Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan ve Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman'ın olduğu düşünülen tabutun içinden generale ait pırlantalı kılıcın nereye kaybolduğunu sordu.

Sputnik'te yer alan habere göre, konuyu gündeme getiren Rus televizyonu, Tümgeneral Geyman'ın 1878 yılında tifüs hastalığından dolayı hayatını kaybettiğine ve askeri törenle toprağa verildiğine işaret ederek, "Ama kimse nerede toprağa verildiğini bilmiyordu" ifadelerini kullandı.
Rus televizyon yorumuna şöyle devam etti:
"Muhtemelen bulunan meçhul mezar ünlü generale ait. Rus tarihçiler çok ilginç bir detaya da değindi. Mesele şu ki, general pırlantalı kılıcıyla (askeri geleneklere göre) toprağa verilmeliydi. Bu silah ödülü ölümünden kısa bir zaman önce kendisine sunulmuştu. Her zaman kılıcıyla gezerdi, fakat mezarı ortaya çıktığında değerli bir eşyası tabutun içinde yoktu."
Hürriyet, 02.05.2017



******


ARDAHAN'DAKİ TOPLU RUS ASKERİ MEZARININ ARŞİV FOTOĞRAFI BULUNDU



Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan Rus generalin mezarının olduğu alanda çok sayıda asker iskeletlerinin de bulunmasıyla ilgili yeni bir gelişme daha ortaya çıktı.

Sputnik, Rus tarih kaynaklarından yaptığı araştırmalar sonucunda Ardahan’daki toplu Rus askeri mezarının ve askeri operasyon haritasının tarihi fotoğraflarını, ayrıca Ardahan çatışmasını anlatan bir tabloyu buldu.



Fotoğrafta 'Ardahan’da toplu bir mezar' ifadelerinin yazılı olduğu görülüyor. Rus uzmanlar, bu anıtın şu an muhtemelen yıkılmış olduğu görüşünde. Haritada ise Rus ordusunun Kars, Ardahan ve Erzurum’a yönelik operasyonları çizili. 19. yüzyılın Rus ressamlarıdan Aleksey Kivşenko’ya ait tablo da Ardahan kalesine hücumu anlatıyor.

 

Milliyet, 02.05.2017



******


RUSLARIN "ARDAHAN'DA BULUNAN RUS SUBAYIN KILICI KAYIP" İDDİASINA TÜRKİYE'DEN YANIT

Rus NTV televizyonu, önce gün yaptığı yayında, Ardahan'da inşaat alanındaki kazıda bulunan ve Rus Tümgeneral Vasiliy Geyman'ın olduğu düşünülen tabutun içinde olması gerektiğini öne sürdüğü pırlantalı kılıcın nereye kaybolduğunu sormuştu. 

Rus televizyonunun yorumunda, "Muhtemelen bulunan meçhul mezar ünlü generale ait. Rus tarihçiler çok ilginç bir detaya da değindi. Mesele şu ki, general pırlantalı kılıcıyla (askeri geleneklere göre) toprağa verilmeliydi. Bu silah ödülü ölümünden kısa bir zaman önce kendisine sunulmuştu. Her zaman kılıcıyla gezerdi, fakat mezarı ortaya çıktığında değerli bir eşyası tabutun içinde yoktu" ifadesi kullanılmıştı.  

'KILICI OLMUŞ OLSA TABUTTA OLURDU'
Ardahan Kültür ve Turizm Müdürü Efsal Alantar, inşaat alanındaki kazı sırasında bulunan işgalci Rus subaya ait olduğu değerlendirilen ceset üzerinden çıkan kılıcın kaybolduğu iddialarını yalanlayarak, "Kılıcı olmuş olsaydı tabutta olurdu. Çünkü basit bir şey değil ki. Küçücük bir şey değil gözden kaçtı diyelim." dedi.

Alantar, gazetecilere yaptığı açıklamada, söz konusu cesedin yanında kılıç veya benzer bir bulguya rastlanmadığını söyledi.

Kazının titiz bir şekilde gerçekleştirildiğini anlatan Alantar, şu değerlendirmede bulundu:

"O gün arkeolog, savcı, emniyet ve basının gözetiminde bu işlem yapıldı. Cesedin olduğu alan özenle açıldı. Sadece üniforması ve çizmesi mevcuttu. Bana gelen bilgiler doğrultusunda basında yer almış. Basında yer aldığı gibi öyle bir durum söz konusu değil. Kılıcı olmuş olsaydı tabutta olurdu. Çünkü basit bir şey değil ki. Küçücük bir şey değil gözden kaçtı diyelim. İğne değil ki. Koskoca kılıçtır."

Tabutun bulunduğu alanın tahtalarla kapatıldığını belirten Alantar, Kars Müze Müdürlüğü'nde bu ayın 24'ünde konuyla ilgili kurulun toplanacağını kaydetti.

Öte yandan bölgedeki inşaat çalışmaları alanda başka subay ve askerlere ait iskelet parçaları ile askeri botlar bulunması nedeniyle durduruldu. Alanda bir aksaklığın yaşanmaması için emniyet ekiplerinin aldığı güvenlik önlemi sürüyor. 

Cesedin kimliğinin belirlenmesi amacıyla Kars Müze Müdürlüğünde başlatılan çalışmalar da devam ediyor. Ardahan'da 1905-1913 yıllarında görev yapan ve Rus tarihinde "Kafkasya'nın fatihi" olarak anılan Tümgeneral Vasiliy Geyman'a ait olabileceği değerlendirilen ceset, Kars Müzesi'nde muhafaza ediliyor.
Posta, 03.05.2017


******



"İNŞAATI DURDURDUK, BAŞKA MEZARLAR DA VAR"

Ardahan’da bulunan ve Rus General Vasiliy Geyman’a veya üst düzey bir subaya ait olduğu düşünülen mezarın bulunduğu alanda başka mezarların da olduğu ortaya çıktı. 

Ardahan'ın Karagöl Mahallesinde inşaat kazısı sırasında ortaya çıkarılan Rus komutanın mezarının olduğu alanın 19. yüzyılda, Rusça ‘maşatlık’ denilen mezarlık olduğu öğrenildi. Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, alanda başka mezarların da olduğunu söyleyerek, Koruma Kurulu kararı çıkıncaya kadar Ardahan’daki inşaat çalışmalarını durdurduklarını belirtti.

"BAŞKA MEZARLARDA VAR"
Ardahan Karagöl Mahallesi’nde Rus general veya üst düzey bir subaya ait olduğu düşünülen cesedin bulunduğu bölgede başka mezarların da olduğunu ifade eden Müze Müdürü Necmettin Alp, "Orada başka mezarlar da var. Çünkü Karagöl Mahallesinin bulunduğu yer, 19. yüzyılda yani Rus işgali döneminde boş bir araziden ibaret bir yerdi. Bu boş arazi içerisinde Rusça ‘maşatlık’ denilen bir Rus mezarlığı oluşturulmuştur. Bu alanda ve bu Rus mezarlığı da bizim tabutun çıktığı 44 nolu parsel ile bu parselin etrafındaki alanlarda mevcuttur" dedi. 

"İNŞAAT ÇALIŞMALARI DURDURULDU"
Ardahan Karagöl Mahallesi’ndeki inşaat çalışmalarını durdurduklarına dikkat çeken Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, "Bu özellikle tabutun çıktığı bu küçük mezar odasının tescili ve etrafındaki bu diğer bazı kemik parçalarının bulunması nedeniyle, Kars Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna detaylı bir dosya hazırlayıp gönderdik. Kurul kararı sonuçlandıktan sonra burada çalışma yapılıp yapılmayacağı ve o mezar odasının tescili konusu sonuçlandıktan sonra bu bahsettiğimiz konuları yeniden gündeme alabiliriz. Ama şuan için hem Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığının, soruşturmayı yürüten, adli soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcımızın talimatları, hem de kurul kararı çıkmadan böyle bir çalışmanın yapılması mümkün değil. Bunun için bu kurul kararının, yasa gereğince çıkacak kurul kararlarının adli takibi yapan Cumhuriyet Savcımıza da bildirildikten sonra ihtiyaç duyulursa çalışma yapacağız" diye konuştu.

Milliyet, 04.05.2017

'ÇIĞLIK' TABLOSUYLA İLGİLİ YENİ TEORİLER

Norveçli ressam Edvard Munch'ün 'Çığlık' adlı tablosunda nadir görülen 'sedef bulutlarından' ilham aldığına yönelik yeni bir teori ortaya atıldı.

Sputnik'in haberine göre ellerini yanaklarına götürmüş ve yüzünde dehşet ifadesi olan bir kişinin arkasında iki insan siluetinin yer aldığı ünlü 'Çığlık' tablosundaki turuncu bulutların daha önce zihinsel ıstırabı veya volkanik patlama sonrası Oslo'da gökyüzünün aldığı renkten esinlenerek yapıldığı öne sürülüyordu.

Nitekim 2004 yılında da Munch'ün günlüğündeki 'Gökyüzü kan kırmızıya boyandı' ifadeleriyle 1883 tarihli Krakatoa volkanik patlamasının gökyüzünde yarattığı etkiyi anlattığı belirtilmişti.

'SEDEF BULUTUNDAN KAYNAKLI'
Oslo Üniversitesi'nden bilim insanlarının ortaya attığı yeni bir teoriye göre, tablodaki bu renk, 'sedef bulutu' adı verilen ve nadir görülen bulutlardan kaynaklı.

Yalnızca şiddetli soğuğun hakim olduğu zamanlarda gökyüzünün üst katmanlarında görülen bu bulutlar zaman zaman yağ tabakasına benzerliğiyle dikkat çekiyor, zaman zaman da kırmızıya dönüyor.

Öte yandan volkanik patlamalar, bulutların rengini değiştirirken tabaka haline gelmesine değil, her zamanki görünümünde kalmasına neden oluyor.

'19. YÜZYILDA OSLO'DA BU TARZ BULUTLARIN GÖRÜLDÜĞÜNÜ BİLİYORUZ'
Tablodaki bulutlar da katman halinde görüldüğünden, 'sedef bulutlarına' daha fazla benzerlik gösteriyor.

Araştırmayı yürüten Oslo Üniversitesi'nden meteorolog Helen Muri, "19. yüzyılda Oslo'da bu tarz bulutların görüldüğünü biliyoruz. Bu bulutlar öyle güzeller ki başka bir dünyada olduğunuzu düşünebilirsiniz" dedi.
Odatv, 25.04.2017

KULELİ ASKERİ LİSESİ İÇİN KARAR VERİLDİ

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye Varlık Fonu’na Savunma Sanayi Fonu’ndan aktarılması için karar çıkan 3 milyar liranın şimdiye kadar aktarılmadığını söyledi.  Referandum öncesinde tartışmalara sebep olan bu kaynakla ilgili Işık, “Böyle bir ihtiyaç doğmadı. Henüz de aktarılmadı” dedi.

MİLLİ Savunma Bakanı Fikri Işık, 23 Nisan nedeniyle TBMM’de verilen resepsiyonda gazetecelirin sorularını yanıtladı. Işık, 5 Şubat 2017 tarihinde Resmi Gazete’de çıkan Bakanlar Kurulu kararıyla Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan Varlık Fonu’na aktarılacak olan 3 milyar liranın henüz aktarılmadığını söyledi. Işık, söz konusu 3 milyar liranın zaten Savunma Sanayi Fonu’nun ihtiyacı olduğu anda geri verilmek üzere Fon’a aktarılması yönünde karar alındığını belirterek, “Böyle bir ihtiyaç doğmadı. Henüz de aktarılmadı” dedi. 5 Nisan 2017 tarihinde Resmi Gazete’de çıkan kararla Savunma Sanayi’nin 3 milyar liralık parasının 3 ay içinde geri ödenmesi şartıyla Varlık Fonu’na devri kararı alınmıştı. Resmi Gazete’de karar 5 Şubat’ta çıktığı için de süre 6 Mayıs tarihinde dolacaktı. 

KULELİ MÜZE OLACAK
Fikri Işık, askeri okullar kapatıldıktan sonra ne olacağı merakla beklenen Kuleli Askeri Lisesi hakkında da konuştu. Işık, Kuleli Askeri Lisesi’nin tarihi ön bina kısmının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verileceğini ve müze olacağını da açıkladı. Kuleli Askeri Lisesi’nin arazisinin büyük olduğunu söyleyen Işık, kalan kısmıyla ilgili başka bir çalışma yapıldığını belirtti.  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimat verdiğini ifade eden Işık, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nın da bizzat konuyla ilgilendiğini kaydederek, “Biz de gerekli kolaylığı sağlıyoruz” dedi. Ön taraftaki tarihi binanın bir kısmının restore edildiğini şimdi, kalan kısmın da Kültür Bakanlığı’nca restore edileceğini anlatan Işık, okulun bulunduğu arazinin 180 dönüm olduğunu ve tarihi ön binanın dışındaki kısımla ilgili ise ne yapılacağına yönelik ayrı bir çalışma yapıldığını ifade etti.

100 BİN BAŞVURU
Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nin hazırlık sınıfı olacağını söyleyen Işık, Işıklar Lisesi ile ilgili de çalışma yaptıklarını anlattı. Işık, Milli Savunma Üniversitesi’ne 2017-2018 eğitim döneminde öğrenci alınacağını belirterek, başvuruların 100 bini bulduğunu söyledi. 25 Mayıs tarihine kadar başvuru süresi olduğunu hatırlatan Işık, okula 5 bin 268 öğrenci alınacağını kaydetti. Öğrencilerin puan sıralamasına göre çağrılacağını kaydeden Işık, ayrıca fiziki yeterlilik, yazılı sınav, mülakat ve psikoteknik incelemeler yapılacağını anlattı. Kapatılan askeri okullardan başvuru alınıp alınmayacağına yönelik ise Işık, bu sene böyle bir şey yapma imkanlarının olmadığını belirterek, okullara yerleştirilenlerin yüzde 90’dan fazlasının FET֒nün bizzat yerleştirdiği çocuklardan oluştuğunu, bireysel olarak hangisinin FET֒cü hangisinin olmadığını da araştırılmasının zor olduğunu vurguladı.

Kararnameyle kapatıldılar
Askeri okullar geçen yıl 31 Temmuz tarihinde OHAL kapsamında çıkarılan 669 sayılı kararname ile kapatıldı. Kapatılan liseler arasında 1845 yılında kurulan Kuleli Askeri Lisesi de yer aldı. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde koruluk, manastır ve kule bulunan alan, Yavuz Sultan Selim devrinde manastır yeniçerilere kışla olarak verildi. Alan, zamanla güzel ve süslü bir bahçe haline geldiği için Kuleli Bahçesi diye tanındı. Kanuni Sultan Süleyman bahçede yüksek bir kulesi bulunan dokuz katlı ve her katı fıskiyeli havuzlarla süslenen büyük bir kasır yaptırdı. Bizans devrinden kalan kule daha sonra yıktırıldı. 2. Mahmut döneminde, süvari birlikleri için inşa edilen kışla Kuleli Askeri Lisesi’nin ilk yapısı oldu. Abdülmecit devrinde, 1843’te kışlanın yarı kagir olarak yenisi inşa edildi. İki tarafına da kuleler yapıldığından kışlaya bu tarihten itibaren Kuleli Kışla denilmeye başlandı. Dönem dönem hastane olarak da kullanılan bina Sultan Abdülaziz devrinde, 1871’de ana duvarları kagir, iç bölmeleri, tavan ve tabanları ahşap olarak iki kat halinde inşa edilerek, kışlanın bugünkü hali ortaya çıktı. 1925 yılında okul “Kuleli Askeri Lisesi” olarak bugünkü adını aldı. 1940’lı yıllarda yine hastane olarak kullanıldı. Lise II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, 1947’de tekrar İstanbul’a taşındı.
Hürriyet, Haber: Neşe Karanfil, 25.04.2017

KANUNİ OLMAK KOLAY, SİNAN'I BULMAK ZOR

Türkiye'de son 15 yılda yaşanan betonlaşma kendini sadece parkların yok olmasıyla göstermedi. Parkların yanı sıra camilerin bile yeşil alanlarının yok edildiği ve betonlaşmaya kurban gittiği ortaya çıktı.

Dücane Cündioğlu'nun Twitter hesabından paylaştığı fotoğraflarda bu durum açıkça ortaya çıkıyor.  Süleymaniye Camisi'ne asfalt dökülmesini eleştiren Cündioğlu, "Kanuni olmak kolay, Sinan'ı bulmak zor, çünkü dünyayı güzelleştirmek, dünyaya hükmetmekten zor" ifadeleriyle duruma tepki gösterdi.

Cündioğlu ayrıca diğer camilerinin tarihi dokusunun ve yeşil alanlarının nasıl yok olduğunu şu fotoğraflarla paylaştı:

Üsküdar Küçük Selimiye Cami avlusu beton ev:




Fatih Cami avlusu:




Konya:




Kırşehir




Sivas:




Erzurum Yakutiye Medresesi:



Odatv, 24.04.2017
NASIL KORUMALI?

Çirkin yapılarla göğe doğru tırmanan İstanbul’da hiç değilse göz zevkimizi, ruhumuzun dinlenmesini Sinan’ın eserleriyle koruyabileceğimizi unutmayalım. Onu andığımız bu nisan ayında, büyük mimarı şehircilik yönüyle hatırlayalım. İstanbul’un tepeleri ve silueti onun eseridir ve bu silueti oluştururken kendinden evvelki büyük eserlere hürmet etmiştir. Bu saygıyı bizim de göstermemiz lazım.

Nisan ayında, doğum günü vesilesiyle Mimar Sinan’ı anıyoruz. 15 Nisan, muhtemelen zihnimizden belirlediğimiz bir doğum tarihidir. Aslında büyük mimarın doğum yılını da çok iyi bilmiyoruz. Kendisinin hayatını kaleme alan yakın dostu Sai Mustafa Çelebi’nin Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye’si(Yapılar Kitabı) her yönde çok tutarlı bilgiler vermiyor. Az bilgiye sahibiz. Sinan’ın devşirme olduğu malum. Ancak bu devşirme genç, taş işçiliği ve inşaat konusunda çok tecrübelidir. Dolayısıyla o bilinen, sekiz-dokuz ve on altı yaşlar arasındaki devşirilme kuralına uyması şart değildir. 

YAVUZ’UN ORDUSUNDAYDI
Kendisinin Orta Anadolu’da Kayseri civarındaki Ağırnas’tan çıktığı ileri sürülüyor. En akla yakın ihtimaldir. Etnik kökeni ne olabilir? 16. asırda bu bölgede etnik gruplar çeşitliydi. Ne var ki adı devşirmeliğinden önce adı Sinanneddin’di ve Türkçeyi de konuşuyordu. İnşaat işlerinden daha acemi oğlanı yani yeniçeri adayı olmadan önce anlıyordu. Devşirme çocukların menşei, sözlü kültür ve hatırlamanın dışında eşkal defterlerinde “Rumeli’den geldi” veya “Anadolu’dan geldi” diye kaydedilir, ayrıntılı yer bildirilmezdi. 

Sinan’ın bir Türk köyüne verilerek Türkçe öğrendiğine dair tezkirelerde bir kayıt yok ama Yavuz Sultan Selim devrinde ordudadır. Sofya’daki yeni Bulgar hükümetinin İstanbul’dan aldığı izinle camiye çevrilen eserin ona atfedildiği ve Koca Sinan’dan “Bulgarin” diye bahsedildiği de aklımda. Bu da bir yakıştırmadır. 

PİRAMİTLERDEN ETKİLENDİ
Bildiklerimize gelelim: İlk eserlerinin Rodos ve Belgrad seferlerinden etkilendiği açık. Prut Nehri üzerinde kurulan köprüde çalıştı ve herkesin dikkatini çekip takdirini aldı. Eserleri sayısız... Mısır’da bulunmuştur; Suriye’deki büyük eserleri, Lübnan’daki Baalbek Roma mabedi serisini gördüğü de açıktır. Bilhassa Mısır piramitleri gibi mimari geometrik özellikleri hala muamma olan yapılardan etkilendiği biliniyor. Kesin olarak bildiğimizse şu: O dönem ürettikleri bugünün en büyük mimarlarını etkilemeye devam ediyor: Bugün Le Corbusier ve Frank Lloyd Wright gibi modern mimarinin öncüleri, bilhassa Wright, mimari tarihin devlerini siliyor ve Sinan’dan başka ismi zikretmiyor. 

İSTANBUL SİLUETİ ONUN
Bizim Mimar Sinan’ı çok iyi anlamamız lazım. Özellikle de şehirciliğini. Evet, Mimar Sinan bir şehircidir. Çevreyle bağını kuran nadir mimarlardandır. İstanbul’un tepeleri ve silueti onun eseridir ve bu silueti oluştururken kendinden evvelki büyük eserlere hürmet eder. Galata yakası ise onun camileriyle süslenmiştir. O vakit kıyıdan mimarilerinin görünmesi mümkün olan ve bir dere kenarındaki Piyalepaşa Camii, sonra sahilde maalesef tersane vinçlerinin ve iki köprünün arasında bırakılan Azebhane yani kaptan-ı deryalığı zamanında Sokullu Mehmet Paşa’nın ona yaptırdığı cami, ardından Tophane’deki Kılıç Ali Paşa, onun ardından Molla Çelebi, onun ardından Beşiktaş’taki Sinan Paşa Camii gibi eserleriyle Galata’nın ve Boğaz’ın İstanbul yakasını süslemiş ve damgasını vurmuştu. 

PİYALEPAŞA BOĞULUYOR
Tabii 1950’lerdeki istimlakte Sinan Paşa Camii’nin etrafındaki hamam ve külliye yok edildi, şimdi de Molla Çelebi Camii, Martı Projesi’yle gölgeleniyor. Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii ise Menderes’in gudubet antrepolarını ısrarla devam ettirmeye çalışanlar yüzünden aynı akıbete yürüyor. Unutmayalım, söz konusu yer bir dolgu alanıdır. 

Piyalepaşa’nın etrafı ise İstanbul’un en berbat yapılanmasına maruzdu. Bir ara camiye kadar sokulan Kuran kursunu dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi önleyebildi. Şimdi de doğrusu Piyalepaşa Camii etrafındaki yapılanmaları hoş karşılamak mümkün değil. Tıpkı Suudilerin Kabe’yi ortaya alıp boğan yapıları gibi, Piyalepaşa’yı da İstanbul boğuyor. 

ETRAFI BOŞ TUTMALI
Aklı başında bir memlekette olsak Kasımpaşa bölgesinin idaresiyle yükümlü ve deniz zaferlerimizin 16. yüzyıldaki ünlü amirali Piyale Paşa’nın bu camisini Mimar Sinan gibi korur, etrafındaki tepelerin hepsini yeşilliği, hiç değilse ahşap yapılarıyla bırakırdık. Olabilecek en çirkin yapılanmanın ortasında dünya mimarisinin cevher bir eseri sesini çıkarmaya çalışıyor. 
Caminin içindeki çini levhalardan bir bölümünü çalıp götürmüşler. Aynı şey Karagümrük’teki Mesih Mehmet Paşa Camii’nde de görülüyor. Üsküdar’da Valide-i Atik’ten götürülen çini pano, zedelenerek geri getirilebildi ve yeniden monte edildi. Mimar Sinan’ın camilerinde taşla çini ustaca ve büyük sadelikle sergilenir. Onun binalarının formu, bilhassa çarşı mıntıkalarındaki eserleri (mesela Rüstem Paşa Camii), çarşı esnafının zulmüne uğrar. 

Çirkin yapılarla göğe doğru tırmanan İstanbul’da hiç değilse göz zevkimizi, ruhumuzun dinlenmesini Sinan’ın eserleriyle koruyabileceğimizi unutmayalım. O camilerin etrafını boş tutabilsek ne olur? Bu kadar mı muhtaçsınız ey amatör mimarlar ve inşaatçılar?

YÜZLERCE ESER ONUN EKOLÜNDEN
Mimar Sinan uçak devrinde yaşamadı, ona mal edilen eserlerin hepsine yetişip teftiş etmesi mümkün değildi. Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına yayılan bu 350-400 civarındaki eserin hepsinin tersimine, inşaatına dikkat etmesi de mümkün değildir. Gerçi 100 yaşına yakın, dinamik bir mimar olarak ölmüştür ama bu yüzlerce eserin de onun ekolünden, tarzından, anlayışından yetişen insanların elinden çıktığı bellidir. Ünlü Mostar Köprüsü’nün mimarı Hayreddin mesela onun yetiştirmesidir.

İSTANBUL’DA MUTLAKA GEZİLMESİ GEREKEN ESERLERİ
Mimar Sinan’ı anlamak ve sahiplenebilmek için şu eserleri mutlaka görünüz.
1- Üsküdar’da iskeleye yakın Mihrimah Sultan Camii ve ‘Kuşkonmaz’ adıyla da bilinen kutu gibi eser Şemsi Paşa Camii.
2- Galata ve Boğaz’ın Rumeli yakasında Unkapanı köprüsüyle Metro Köprüsü arasında kalan, Azapkapı Sokullu Camii.
3- Kasımpaşa Deresi’ndeki Piyalepaşa Camii.
4- Tophane Kılıç Ali Paşa Camii.
5- Eminönü’nde Rüstem Paşa Camii.
6- Sultanahmet meydanının Marmara’ya bakan kanadında Sokullu Mehmet Paşa Camii.
7- Ve tabii Süleymaniye Camii ile Edirnekapı’daki diğer Mihrimah Sultan Camii.

Başkalarına ulaşmanız zor olabilir ama Sinan eserleri bunlarla bitmiyor. İstanbul’un her yerinde hamamları, imparatorluğun her tarafında kervansarayları, köprüleriyle muhteşem bir dahi var. Yurdu ve milleti sevmek için alkışlayacak adam arıyorsanız, asırlarca bu millete iftihar vesilesi olanların önünde eğilin. 
Hürriyet, Yazı: İlber Ortaylı, 23.04.2017

ROMA'NIN DOĞUM GÜNÜ KUTLANDI

Dünyanın en eski şehirlerinden İtalya’nın başkenti Roma’nın, 2 bin 270’inci "doğum günü" gelenekselleşen etkinliklerle kutlandı.

Tarihi Roma Grubu'nun (Gruppo Romano Storico) düzenlediği etkinlikte, Roma'nın oluşumu ve antik dönemde Roma yaşantısının anlatıldığı görsel şovlar yapıldı.

Ardından Roma İmparatorluğu döneminin lejyonerlerinin, senatörlerinin ve Roma halkının kıyafetlerini giyen figüranlar kent merkezinde yürüyüş gerçekleştirdi.

Tarihi kentin merkezindeki hipodrom alanı Circo Massimo’dan başlayan yürüyüş, Venedik Meydanı, Fori Imperiale bulvarı ve antik arena Kolezyum ile oradan da tekrar Circo Massimo alanına kadar sürdü.

Yürüyüşe Romalılar ve kenti ziyaret eden turistler büyük ilgi gösterdi.

Efsaneye göre, Romalı asker, tarihçi ve yazar Varrone, arkadaşı Lucio Taruzio'nun astrolojik hesaplamalarına dayanarak Romulus'un milattan önce 21 Nisan 753'te kenti kurduğunu belirtiyor.
Anadolu Ajansı, Haber: Barış Seçkin, Fotoğraflar: Alvaro Padilla, 23.04.2017

BOSNA'DAKİ DERVİŞ HANIM MEDRESESİ 30 YIL SONRA HİZMETE AÇILDI

Vakıflar Genel Müdürlüğünce, Bosna Hersek'te restore edilen tarihi yapılardan Derviş Hanım Medresesi, 30 yıl aradan sonra yeniden hizmete açıldı. Vakıflar Genel Müdürü Ertem, "Umudum şudur, inşallah bu medrese burada yaşayan Müslüman ve Hristiyan herkesin kullanabileceği, istifade edebileceği bir mekan olur"dedi.


Vakıflar Genel Müdürlüğünce, Bosna Hersek'te restore edilen tarihi yapılardan Derviş Hanım Medresesi, 30 yıl aradan sonra yeniden hizmete sunuldu.

Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, medresenin açılışında yaptığı konuşmada, Bosna Hersek'te önceki yıllarda birçok tarihi yapının restorasyonunu gerçekleştirdiklerini, medrese, cami, hamam gibi bu yapıların restorasyon çalışmalarına devam edeceklerini belirtti.

Derviş Hanım Medresesi'nin restorasyonunu 6 ayda tamamladıklarını ifade eden Ertem, "Çok kısa sürede bu restorasyonu tamamlamamızın temel nedenlerinden birisi Sayın Belediye Başkanımızdır. Çünkü onun ve halkın göstermiş olduğu yakın alaka ve ilgi nedeniyle burada hiç zorlanmadan bu restorasyonu gerçekleştirdik. Umudum şudur, inşallah bu medrese burada yaşayan Müslüman ve Hristiyan herkesin kullanabileceği, istifade edebileceği bir mekan olur." dedi.

Türkiye'nin Saraybosna Büyükelçisi Haldun Koç da projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlarına teşekkürlerini iletti.

Koç, projelerin Bosna Hersek için önemine işaret ederek, "Siyasi istikrara katkı sağlayan ekonomik projelerin yaygınlaştırılması için Türkiye olarak biz de elimizden geleni yapıyoruz. Buralarda daha fazla yatırımcı, yatırım olması için Ziraat Bankası aracılığıyla projelerimizi bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

"Büyük yürekli insanlara sahip olan toplumlar zengin toplumlardır"
Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Husein Kavazovic, camilerin onarılması, köprülerin inşa edilmesi ve medreselerin açılmasının insanlar arasında güven duygusu uyandırdığına dikkati çekerek, "Büyük yürekli insanlara sahip olan toplumlar zengin toplumlardır. Burada yaşamış büyük yürekli annelerimiz de Bosna Hersek'in gururudur. Buradaki kadınlar en zor zamanlarda halkının yanında oldu." dedi.

Banja Luka Müftüsü Osman Kozlic ise tarih boyunca birçok sistemin değiştiğine işaret ederek, "Bazı vakıflar yıkılır, ışıkları söner ancak zaman geçer ve yüzyıl sonra yeni vakıflar kurulur. Allah adına, kalple yapılan hiçbir iş tamamen sona ermez. Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Derviş Hanım Medresesi'ni yeniden yaşattığı için teşekkür ederiz." diye konuştu.

Konuşmaların ardından, Büyükelçi Koç ve Vakıflar Genel Müdürü Ertem'e medresenin tablosu hediye edildi ve kurdele kesilerek medrese yeniden hizmete açıldı.

30 yıl sonra yeniden açıldı
Geçmişi 19'uncu yüzyıla uzanan Derviş Hanım Medresesi, tarihte amacının dışında okul, sağlık merkezi ve konut olarak da kullanıldı. Son 30 yıldır kapıları kilitli olan medrese, yaklaşık bir milyon liralık kaynakla yeniden kullanılabilir hale getirildi.

Medresenin döşeme, tavan kaplamaları ve çatısı yenilenirken, mihrap nişinin bulunduğu saptanan bir oda mescit olarak restore edildi.

Törene, Bosna Hersek Vakıflar Müdürü Senaid Zaimovic, Gradiska Belediye Başkanı Zoran Adzic ve Gradiska Başimamı Zejnil Latifovic de katıldı.
Yeni Şafak, 23.04.2017

İSLAM COĞRAFYASININ İLK ÜÇ BOYUTLU RESMİ

Osmanlı döneminde yapılan 1710 tarihli Mekke tablosunun gizemi İstanbul İsveç Enstitüsü’nde düzenlenen çalıştayda masaya yatırıldı. Kim tarafından yapıldığı çözülemeyen ve üzerindeki Arapça yazıların mercekle okunduğu tablonun İslam coğrafyasında çizilen ilk 3 boyutlu resim olduğu öne sürüldü.

Beyoğlu’ndaki İsveç Enstitüsü yerleşkesinde iki gün süren çalıştayda 1713’de İsveçli oryantalist Michael Eneman tarafından Osmanlı topraklarından satın alınarak İsveç’e götürülen ve günümüzde İsveç Uppsala Üniversitesi envanterinde bulunan tablonun bilinmeyenleri masaya yatırıldı. 

Müslüman bir ressam
Sadece Milliyet’in yer aldığı özel toplantıda yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda uzman yağlıboya tekniği ile tuval üzerine yapılan ve çerçevesiz olarak 85’e, 111 santim eseri tartıştılar. 

İsveç Araştırma Enstitüsü Direktörü Johan Martelius, gizemli Mekke tablosunun halen kim tarafından çizildiğini anlamadıklarını belirterek, “Ancak çalıştaya katılan tüm uzmanların ortak fikri eserin Müslüman bir ressamın elinden çıkmış olması. Tablo Mekke’nin yapısal dönüşümünü anlatması bakımından çok önemli. 19’uncu yüzyıl öncesi çizilen tek ve gerçek tablo olması açısından da büyük önem taşıyor. 17’inci yüzyılda yapılan Mekke tablolarının neredeyse hiçbiri şehrin gerçeğini yansıtmıyor. Tablonun içinde özel şifreli veya kripteks semboller olması muhtemelen ancak şifre semboller konusunda ayrı bir çalışmanın yapılması gerekiyor” dedi. 

Tablonun detayları hakkında bilgi veren New York Metropolitan Müzesi Küratörü Deniz Beyazıt ise şunları anlattı: 

“Tablonun Avrupai bir tarzda çizildiği kesin. Ancak kimin eseri olduğunu bulamadık. O dönem Müslüman bir coğrafyada kuşbakışı yağlıboya çizim eseri özel kılıyor. Kendisinden önceki Mekke resimlerinin iki boyutlu olduğunu biliyoruz. Ancak üzerinde çalıştığmız bu eser üç boyutlu. O dönem üç boyutlu bir eser çizilmesi de ilginç bir detay. Bu tablo, insan üstü bir eser niteliğinde.”



Milliyet, Haber: Mert İnan, 23.04.2017
BEŞİKTAŞ'TAKİ METRO KAZISINDA ORTAYA ÇIKAN ESERLER NEREYE KAYBOLDU?

2015 yılında temeli atılan Mecidiyeköy-Beşiktaş-Kabataş metro hattı için, Beşiktaş'ta yürütülen istasyon çalışmalarında 19. ve 20. yüzyıla ait olduğu düşünülen tarihi kalıntılara rastlanmıştı. Geçtiğimiz güne kadar devam eden kazı çalışmalarının ardından, ortaya çıkan tarihi eserlerin bugün yerinde olmadığı görüldü. 



Tarihi eserlerin ortaya çıkmasından sonra Magma Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, Twitter hesabından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne 'Bilgi vermiyor musunuz?' diye seslenmişti.

İBB'den ise 'Ortaya çıkan buluntular Kültür Bakanlığı Anıtlar Kurulu tarafından değerlendirilerek korunur ya da kaldırılır' şeklinde yanıt gelmişti.

Konu bugün, Sathaner isimli Ekşi Sözlük kullanıcısının kaydettiği görüntüleri paylaşmasıyla yeniden gündeme geldi.

Fotoğraflarda, kazı alanında yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan eserlerin varlığı belirgin bir şekilde gözlemleniyor.

Bugün alınan görüntüde ise alandaki eserlerin ortadan kaybolduğu görülüyor.

Öte yandan tarihi eserlerin akıbetiyle ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
onedio.com, Haber: Ulaş Demircan, 22.04.2017

YÜZYILDIR KİLİTLİ TÜRBE ZİYARETE AÇILDI

Anadolu Selçuklu Hükümdarı 4. Rukneddin Kılıçarslan'ın kızı Hüdavent Hatun'un hayattayken yaptırdığı ve yaklaşık yüz yıldır kapıları kilitli olan 7 asırlık türbe, restore edilerek turizme kazandırıldı.

Türk mitolojisi ve İslam öncesi Türk ikonografisinin birçok unsurunu barındıran Niğde'deki Hüdavent Hatun Türbesi, Selçukluların hükümdarlık sembolü olan çift başlı kartal, aslan, insan başlı huma kuşu gibi figürleriyle dikkati çekiyor.

Anadolu Selçuklularından kalan en önemli ve güzel yapılar arasında yer alan ve 1325 yılında yapımı tamamlanan 7 asırlık türbe, yaklaşık yüzyıl sonra ziyarete açıldı.

Niğde Kültür ve Turizm Müdürü Selçuk Hüseyin Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 2 hafta önce türbenin ziyarete açıldığını bildirdi.

"Bu türbe Türkiye'nin gerdanıdır"
Bu önemli tarihi eserin yanı sıra kentteki bazı türbelerin de yüzyılı aşkın bir süredir kapılarının ziyaretçilere kapalı olduğunu, bunun nedenini ise bilmediğini ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu:

"Bu türbe bizim için ve Niğde turizmi açısından çok önemli. Kentteki türbelerin neden kapalı olduğunu bilmiyorum. Uzun süredir kapalıydı. Hüdavent Hatun Türbesi gibi Gündoğdu, Şerif Ali, Şah Süleyman ve Kesikbaş türbeleri de ziyarete kapalıydı. Bu türbelerin arasında yüzyıllık, yüz elli yıllık eserlerimiz var ama Hüdavent Hatun Türbesi 7 asırdır ayakta duruyor. Niğde'de 40-50 yıldır yaşayan birçok vatandaşımız bu türbenin içerisinde ne olduğunu bilmiyordu. Hem yerli vatandaşlarımız hem de yabancı turistlerimiz için turizme açtık. Ayrıca üniversitelerimizde bu türbeyle ilgili özel çalışan hocalarımız gelerek ziyaret ediyorlar. Bu türbenin açılmasında halkımız ziyadesiyle memnun oldu."

Türbenin sanat tarihçilerinin göz bebeği olduğunu dile getiren Demirtaş, "İslam öncesi ve İslam sonrası kazanılmış figürler bu eserde aynı anda işlenmiş, bu açıdan çok önemli. Bir de bu türbenin eşi ve benzeri ülkemizde yok. Bu türbe Türkiye'nin gerdanıdır desek yeridir." dedi.

"Türkiye'de eşi ve benzeri olmayan bir yapı"
Ömer Halis Demir Üniversitesi (ÖHÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç.Dr. Mehmet Ekiz ise Hüdavent Hatun Türbesi'nin, Türkiye ve Niğde'nin en önemli tarihi eserlerinden biri olduğunu vurguladı.

Hüdavent Hatun'un, 4. Rukneddin Kılıçarslan'ın kızı olduğunu ve dönemin Moğol hükümdarı Argun Han ile evlendiğini anlatan Ekiz, şu bilgileri aktardı:

"Argun Han öldükten sonra tekrar Anadolu'ya gelen Hüdavent Hatun, amcasının oğluyla dönemin hükümdarlığını ortaklaşa yürütmüştür. Anadolu'nun ilk kadın hükümdarı ya da ilk kadın valisi olarak adlandırabiliriz. Ölümünden çok öncesinde bu türbeyi yaptırmak için başlamış. Türbe, sekizgen bir kaidenin üzerinde, çok yüksek olmayan bir gövdeyle yükselmekte. İçeride kubbeyle örtülen türbe, dış tarafta da 16 dilimli bir piramidal külahla örtülmüştür. 1325 yılında yapıldığı kaynaklarda yazılıyor. Türbenin hem içerisindeki hem de dışarısındaki tezyinat (süsleme) bu eserin çok uzun bir süre içerisinde yavaş yavaş bir dantel gibi, sanki bir kadının elinin değdiğini de hissettirircesine işlenerek hem Türk mitolojisinin hem de İslam öncesi Türk ikonografisinin bir çok unsurunu üzerinde barındırıyor. Aynı zamanda Selçukluların hükümdarlık sembolü olan çift başlı kartal, aslan, insan başlı huma kuşu figürüyle cephe süslemeleri tamamlanmıştır. Günümüze kadar 705 yıl ayakta kalmıştır. "

Ekiz, türbenin, Anadolu Selçuklularından kalan eserler içerisinde Türkiye'de eşi ve benzeri olmayan bir yapı olduğunu sözlerine ekledi.
Anadolu Ajansı, Haber: Zekeriya Karadavut, 22.04.2017

GÖBEKLİTEPE'DE MÜTHİŞ KEŞİF

Edinburgh Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Göbeklitepe'de bulunan taşların üzerinde oyulmuş semboller yüzyıllar öncesinin takımyıldızlarıyla bağlantılı.

Göbeklitepe'de bulunan taşların üzerinde oyulmuş sembollerin yıldızlarla bağlantılı olabileceği keşfedildi.

Telegraph gazetesinin haberine göre Edinburgh Üniversitesi'nde çalışma yürüten bilim insanları işaretlerin MÖ 11 bin yıl önce dünyaya çarpan ve küçük bir buzul çağının başlamasına sebep olan kuyrukluyıldız grubunu ifade ediyor.

Bilim insanları Göbekli Tepe'deki 'Akbaba Taşı'nın üzerindeki sembollerin o dönem Anadolu'dan izlenebilen ve gökyüzünde gözlenen takımyıldızları temsil eden astronomik semboller olduğunu ortaya koydu.

Bu tez daha önce Graham Hancock'un 'Magicians of the Gods' kitabında öne sürülmüştü.

Araştırmacılar bu keşfi yapabilmek için binlerce yıl önce Türkiye'de gözlemlenebilen takımyıldızları tespit edebilmek için özel bir bilgisayar programıyla MÖ 10.950 yılına gitti.







Hürriyet, 22.04.2017


******


GÖBEKLİTEPE'DEKİ TAŞLARDA TARİHİ KEŞİF

Edinburgh Üniversitesi'nde görevli uzmanlar, yaptıkları çalışma sonucunda Göbeklitepe'de bulunan taşların üzerine oyulmuş gizemli sembollerin takımyıldızlarla bağlantılı olabileceklerini keşfettiler.

Telegraph'ın haberine göre, incelenen işaretler o dönem dünyaya çarparak mini bir buzul çağının başlamasına neden olan bir kuyrukluyıldız grubunu gösteriyor.

Antik taş oylamalarda yapılan keşif, MÖ 11.000 civarında dünyaya çarparak Mamutların neslinin tükenmesine neden olan kuyrukluyıldız grubunun, daha sonra medeniyetlerin yükselişine yol açan yıkıcı bir olay olduğunu doğruluyor. Bilim insanlarına göre Kuzey Amerika'da, yakın bir zaman önce keşfedilen kraterler bu yönde kuşkuların ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Araştırmacılar, Göbekli Tepe'de bulunan ve 'Akbaba Taşı' olarak bilinen dikitin üzerindeki canlılara ait olan sembollerin aslında o dönem Anadolu'dan izlenebilen gökyüzünde gözlenen takımyıldızları temsil eden astronomik semboller olduklarını keşfettiler.

Daha önce aynı fikir Graham Hancock tarafından yazılan 'Magicians of the Gods' adlı kitabında öne sürülmüştü.

Binlerce yıl önce Türkiye'den gözlenebilen takımyıldızları tespit edebilmek için bir bilgisayar programı kullanarak MÖ 10.950 yılına kadar geri giden araştırmacılar, Greeland'den alınan buz örneklerinden küçük buzul çağının başladığı dönemle çarpışmanın yaşandığı dönemin aynı olduğunu da keşfetmişlerdi.

Tarım, Neolitik dönemden önce de bilinen bir şeydi, ancak yaşanan küçük buzul çağı nedeniyle sulama ve yetiştirme süreci normalden daha zorlu bir hale gelince, küçük insan toplulukları bir araya gelerek bitkileri korumanın yeni yollarını aramaya başlamışlar, böylece hem tarım devrimi yaşanmış, hem de ilk kasabalar ortaya çıkmıştı.

Araştırmacılar, anıtların inşa edildikleri dönemde Göbekili Tepe'nin aynı zamanda geceleri gökyüzünü izlemek için bir gözlemevi görevi gördüğünü de belirtiyorlar.

Sütunlardan biri, o dönem yaşanan yıkıcı çarpışmaya dair dikilen bir anıt olarak görülüyor. Araştırmacılar daha önce anıtların bir tufan olayının kayıdı olduğunu düşünüyorlardı.

Elde edilen kayıtlar dünyanın dönüş eksenine dair erken dönem kayıt altına alınmış birer bilgi görevi görüyor, Göbekli Tepe ise, geceleri gökyüzünün meteor ve kuyrukluyıldız olaylarının izlendiği bir gözlemevi olarak kullanılıyordu.

Araştırmacılar, çarpışmaya neden olan kuyrukluyıldızın muhtemelen 20-30 bin yıl önce iç güneş sistemine girdiğini ve olası çarpışmadan önce binlerce yıl boyunca dönem dönem dünyadan dikkat çekici bir şekilde görünebildiğini düşünüyorlar.

Ancak Göbekli Tepe'de bulunan keşif bilinen en eski astronomi kaydı olmayabilir. Araştırmacılara göre bu dikkat çekici fenomenin binlerce yıl boyunca gözlenebilmesinin daha geç dönemlere dair keşfedilen mağara resimlerine de yansıdığı söyleniyor.

Odatv, Kaynak: http://www.telegraph.co.uk/science/2017/04/21/ancient-stone-carvings-confirm-comet-struck-earth-10950bc-wiping/, Çeviren: Şıvan Okçuoğlu, 22.04.2017

EFES ANTİK KENTİNDE ANTİK REZALET

İzmir’e bağlı AKP’li Selçuk Belediyesi’nin kullandığı hafriyat alanından çıkan antik yapı parçaları tarihin yok edilmeye çalışıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.



Olay, Selçuk sanayi sitesine iş yaptırmak için giden bir sanatçının demirci dükkanının girişindeki antik sütunu sorması ile ortaya çıktı.

Aydınlık'ın haberine göre, Belediye tarafından doldurulan Efes antik kenti yakınlarındaki büyük çukurdan tarihi eserler çıktı. Antik kentin yakınlarında bulunan sanayi sitesinin yanıbaşında açılan büyük çukur uzun zamandır Selçuk Belediyesi kontrolünde dolduruluyordu. Bir süre önce dolgu için getirilen toprağın içinden antik yapı parçaları çıkmaya başlayınca Şirince ve Selçuk çevresinden gelen bazı kişiler eserleri; araçları ile ev ve işyerlerine dekorasyon için taşımaya başladılar. Olayı gören sanayi esnafı da yüzeyde görünen bazı sütun vb. yapı parçalarını dükkanlarına taşıyarak dekor amaçlı kullanmaya başlayınca büyük ihmal ortaya çıktı. Bir süre önce doldurulan alanda insanların sıkça gezinmeye başladığını farkeden sanayi esnafı, yazılı mermer bloklar ve bazı antik yapı parçalarının araçlar ile götürüldüğünü söylediler. Yetkililerin bu gibi durumlarda yapılan ihbarlara geri dönüş yapmadığını, yol ve inşaat alanlarındaki kazıların takibinde ihmaller ya- şandığını söyleyen vatandaşlar ülkenin zenginliklerinin sahipsiz kalmasına tepki gösterdiler.
ulusalkanal.com.tr, 21.04.2017
BURSA'DA TARİHİ ESER OPERASYONU

Bursa'nın Orhangazi İlçesi'nde tarihi eser niteliğindeki mezar steliyle yakalanan 2 kişi adliyeye sevk edildi.

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, H.A'nın İstanbul Arnavutköy'deki izinsiz kazıda bulduğu mezar stelini satmak amacıyla Bursa'ya getireceği bilgisine ulaştı.

MERMER MEZAR STELİ ELE GEÇİRİLDİ
Bunun üzerine harekete geçerek Yalova-Orhangazi karayolunda uygulama yapan ekipler, H.A. ve E.D'nin bulunduğu aracı durdurdu.

Araçta yapılan aramada sırt çantasında beze sarılı, üzerinde kadın ve çocuk figürü ile yazıların bulunduğu mermer mezar steli ele geçirildi. Gözaltına alınan şüpheliler, jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Anadolu Ajansı, 21.04.2017

ASSOS UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİNE GİRMEYE HAZIRLANIYOR



Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Dokuz, Assos antik kentinin Dünya Mirası listesinde alınması için çalışmaların başlatıldığını belirtti. 2018 Troia yılında ayrıca Assos Antik Kenti’nde çevre düzenlemesi çalışmaları için bakanlıktan onay bekleniyor.

Çanakkale’de Troia antik kentinden sonra UNSECO Dünya Miras listene girecek yeni bir aday daha var. UNESCO Dünya Miras Listesinde Çanakkale’den ikinci bir antik kenti için girişimlerde olduklarını belirten Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Dokuz, Assos Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. Nurettin Arslan ile birlikte Kültür Bakanlığı’na başvurduklarını söyledi. Assos antik kentinin, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınması için 6 şarttan 3’ünü yerine getirdiğini söyleyen Dokuz, “ Assos’da UNESCO Dünya Miras Listesine dahil edilirse Çanakkale’den ikinci bir kent daha listeye dahil edilecek bunun için özverili çalışmalarımız devam ediyor. Tabiki bu çalışmalar 2018 Troia yılında ayrı bir önem kazanıyor. Çünkü Assos önemli turizm destinasyonlarından biri haline gelecek. Assos çevresinde düzenleme çalışmaları için de bakanlığa başvurduk. Bakanlık onay verirse Assos antik kenti girişinden itibaren yürüyüş rampaları yapmayı hedefliyoruz” dedi.

Öte yandan Türkiye’de turizmde yaşanan sıkıntılara rağmen Assos, geçen yıl iki kat fazla turist çekerek sezonu tamamlayabilen iller arasında yer almıştı.
canakkaleicinde.com, 20.04.2017

HERAKLES HEYKELİ TÜRKİYE'YE GETİRİLİYOR

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'dan Avrupa ve Amerika'ya tarihi eser tepkisi geldi. Avcı açıklamasında "Geçtiğimiz ay İsviçre’den, ülkemize iadesi mahkeme süreci tamamlandığı için kesinleşmiş Herakles heykelinin ülkemize iadesi kararını aldık. Önümüzdeki günlerde onu ülkemize getireceğiz. Her zaman bu kadar şanslı olamayız" dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Herakles heykelinin Türkiye'ye iadesi yönünde karar alındığını belirterek, "Avrupa ve Amerika’da maalesef ülkelerinizin ve ülkemizin tarihi eserler konusunda haklı taleplerine yeterince duyarlı davranmıyorlar. Çok büyük tarihi eserlerimiz yerlerinden sökülerek metropoliter ülkelerde sergileniyor. Bunların çalıntı olduğu biline biline sergi konusu oluyor. Bu gerçekten insanlık adına utanç verici bir tutumdur. Mahkeme süreci tamamlandığı için kesinleşmiş Herakles heykelinin ülkemize iadesi kararını aldık. Önümüzdeki günlerde onu ülkemize getireceğiz. Her zaman bu kadar şanslı olamayız" ifadelerini kullandı.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu tarafından Antalya Kundu’da düzenlenen 'Doğa, Kültürel ve Somut Olmayan Kültürel Miras' temalı Afrika-Türkiye Deneyim Paylaşımı Yuvarlak Masa Toplantısı devam ediyor. Toplantıda Afrika’nın 37 ülkesinden katılan UNESCO Milli Komisyon Sekreterleri’nin istek ve taleplerini dinleyen Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Türkiye’den kaçırılan eserlerle ilgili Avrupa ülkelerine sert açıklamalarda bulundu.

"ÖNEMLİ ESERLER DÜNYA MİRAS LİSTESİNE KAYDEDİLEMEDİ"
Türkiye’nin UNESCO Milli Komisyonunun iyi bir birikim ve tecrübeye sahip olduğunu belirten Bakan Nabi Avcı, bu tecrübeleri diğer ülkelerle de paylaşacaklarını dile getirdi. Afrika ülkelerinin pek çok kültür varlığına sahip olduğunu kaydeden Avcı, adaylık dosyalarının hazırlık süresinde, yeterince eğitimli uzman olmadığı için eserlerin dünya miras listesine kaydedilemediğini söyledi.
"Türkiye olarak geçmişte bizim de yaşadığımız bir sorundu bu" diyen Avcı, "Bazı eserlerin dünya miras listesine girmesi gecikmişti. Bu bakımdan bunun ortak bir sorun olduğu görülüyor. Dünyada da bunun başka örnekleri var. Bu konuda iyi bir süreç eğitimi, zannediyorum ülkelerimizin dünya miras listesindeki eser sayısını arttıracaktır" ifadelerini kaydetti.

"BU BİR HUKUK ZAFERİDİR"
Benin UNESCO Milli Komisyonu Genel Sekreteri Fassinou Allagbrada’nın, "Fransızlar tarafından çalınan tarihi eserlerin geri alınması konusunda çok uğraştık, sizden de destek bekliyoruz" talebiyle ilgili konuşmasını sürdüren Avcı, "Fildişi Sahili'nin gündeme getirdiği ve daha sonra pek çok arkadaşımızdan da ortak sorunumuz var.

Ülkelerimizden kaçırılan tarihi ve kültürel eserlerin iadesi meselesi. Bu konuda Benin örnek verdi. Benin, Fransa'ya kaçırılmış olan, yasa dışı yollarla götürülmüş olan tarihi eserlerin iadesi için yaptıkları müracaatın Fransa tarafından ret edildiği örneğini bizimle paylaştı. Benzer sorunlarla biz de karşılaşıyoruz.

3 gün sonra 25 Nisan’da New York’da müzayede yapılacak. Ve burada Türkiye’den götürülmüş Kilia İdolü satışa sunulacak. Bu konuyla ilgili yasal girişimlerde bulunuyoruz. Ama şunu da biliyoruz yasal girişimler uzun zaman alabiliyor, çok teknik hukuk bilgisi ve mücadele süreci gerektiriyor.

Evet bunları yapıyoruz, zaman zaman bunlarda başarılı olduğumuz örnekler de var. Mesela en son geçtiğimiz ay İsviçre’den, ülkemize iadesi mahkeme süreci tamamlandığı için kesinleşmiş Herakles heykelinin ülkemize iadesi kararını aldık. Önümüzdeki günlerde onu ülkemize getireceğiz. Her zaman bu kadar şanslı olamayız. Bu bir hukuk zaferidir" diye konuştu.

"BUNLARIN ÇALINTI OLDUĞU BİLİNE BİLİNE SERGİ KONUSU OLUYOR"
Kültür varlıklarının kanunsuz ithal, ihraç ve mülkiyet transferinin önlenmesi ve yasaklanması için alınacak tedbirlerle ilgili 1970 yılında yapılan sözleşmeyi hatırlatan Bakan Avcı, sözleşmede hukuki bir cezai işleme tabi tutulmadığını ancak Türkiye’de ise ciddi bir mücadelenin söz konusu olduğunu vurguladı.

Avcı, "Mücadele konusunda Türkiye örnek bir tavır sergiliyor. Bütün gümrüklerimize Suriye’den Irak’tan tarihi eserlerin engellemesi adına eğitimler için çeşitli kataloglar hazırladık. Böylece gümrük çalışanlarımızın tarihi eser konusunda daha duyarlı olmalarını, bu konularda daha etkin gözlemlerde bulunmalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Ama Avrupa ve Amerika’da maalesef ülkelerinizin ve ülkemizin tarihi eserler konusunda haklı taleplerine yeterince duyarlı davranmıyorlar. Bu konuda sağlam bir işbirliği oluşturmamız gerekiyor. Bu sadece Benin’in, Kenya’nın, Fil Dişi Sahili, Afrika ülkelerinin sorunu değil, hepimizin sorunu. Türkiye doğudan batıya, kuzeyden güneye açık hava müzesi. Burada pek çok uygarlığın kalıntıları var.

Bunların yurt dışına kaçırılması konusunda çok ciddi tedbirlerimiz var ama buna rağmen geçmişte özellikle çok büyük tarihi eserlerimiz yerlerinden sökülerek metropoliter ülkelerde sergileniyor. Bunların çalıntı olduğu biline biline sergi konusu oluyor. Bu gerçekten insanlık adına utanç verici bir tutumdur. Hepimizin bu utanç verici tutumla ilgili mücadelede işbirliğine ihtiyacımız var" şeklinde konuştu.
Akşam, 20.04.2017
654 YILLIK TARİH OTEL OLUYOR



Han, Ambar Han gibi yapıların da aralarında bulunduğu 1734 han otele dönüştürülecek. Bölgede yer alan Yeni Han, Bodrum Han, Güllekeş Han, Sarnıçlı Han gibi pek çok yapı için proje çalışmalarına başlandı bile. Taraf’a konuşan Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhçu “İnsanlar yurtdışından buraya otel, AVM, restoran görmeye değil tarihe yakından tanıklık etmek için geliyor” sözleriyle projenin sadece kentsel dokuya zarar vermekle kalmayıp turist sayısında da ciddi bir azalmaya neden olacağını ifade etti.
 
‘FATİH BELEDİYESİ KORUNUYOR’ 
Açtıkları davalarda, mahkemelerden sayısız yürütmeyi durdurma veya iptal kararı çıkmasına rağmen projelerin hayata geçirilmeye devam ettiğini vurgulayan Eyüp Muhçu şöyle konuştu: “Tarihi hanları, çarşıları, değerleri korumakla görevli olan belediye bu değerleri bir rant sahası olarak görüyor. Ya tarihi yapılar yıkılmaya terk ediliyor ya da hukuksuz bir şekilde ortadan kaldırılarak iş yeri, otel, rezidans gibi yapılara dönüştürülüyor. 17-25 Aralık tapelerinde Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in birtakım yolsuzluklarla kendine yer bulması tesadüf değil. Bu süreçte açtığımız davaların sayısız yürütmeyi durdurma veya iptal kararıyla sonuçlanmasına rağmen projeler hayata geçirilmeye devam etti. Açıkça suç işlenmektedir ama Fatih Belediye Başkanı hükümet ve İçişleri Bakanlığı tarafından korunduğu için hiçbir hukuki işlem yapılamıyor. Bu nedenle benzer suçlar işlenmeye devam edecek.”
 
‘İSTANBUL’A AVM GÖRMEYE Mİ GELECEKLER?’ 
Tarihi yarımadadaki hanların, Kapalıçarşı’nın yaşatılması, geleneksel alışveriş kültürünün yaşatılması ve bunun dünyanın göz önüne serilmesinin önemli olduğunu dile getiren Muhçu sözlerini şöyle sürdürdü: “ Kamu yönetimi sorumluluğu gereği bu yapıların restore edilmesi gerekiyor ancak bugünkü değerlerinin de korunması şartıyla. Çarşıdaki hanların yıkılması halinde yerine ne yapılırsa yapılsın kaybedilen değerlerin yerine geçmesi mümkün mü? Kapalıçarşı’yı da kapsayan söz konusu proje kültürel varlıklara zarar vereceği gibi turizmi de olumsuz etkileyecek. İnsanlar yurtdışından buraya otel, AVM, restoran görmeye gelmiyor; tarihsel bütünsellik içerisinde hanları, çarşıları görmek, yani tarihe yakından tanıklık etmek için geliyorlar. O nedenle ülkeye gelen turist sayısından ziyade rantı göz önünde bulundurarak bu projeyi hazırladıklarını düşünüyorum”
 
RESTORASYONLA OTELE DÖNÜŞTÜRÜLECEK 15 HAN 
Yeni Han-Kapalıçarşı, Rubiye Han-Kapalıçarşı, Kızlarağası Han-Kapalıçarşı, Bodrum Han-Kapaşıçarşı, Ali Paşa Han-Kapalıçarşı, Yarım Taş Han-Kapalıçarşı yanı, Güllekeş Han ve Çevresi-Kapalıçarşı, Sarnıçlı Han-Kapalıçarşı,  Astarcı Han-Kapalıçarşı, Safran Han-Kapalıçarşı, Cebeci Han-Kapalıçarşı, İç Cebeci Han-Kapalıçarşı,  Çukur Han-Kapalıçarşı,  Ambar Han-Beyazıt,  Camili Han ve Çevresi-Beyazıt, Lütfullah Han ve Çevresi-Beyazıt
Cumhuriyet, 20.04.2017
DİNOZORLARIN ATALARI TİMSAH GİBİ DÖRT AYAK ÜSTÜNDE YÜRÜYORDU

Yapılan bir araştırma dinozorların atalarının timsahlarla aynı özellikleri taşıyor olabileceklerini ortaya çıkardı.

Erken dönem dinozorlarına ait oldukça az sayıda fosil bulunması, paleontologların (fosilbilimcilerin) bu dinozorların görünümü hakkında kesin bir yargıya varmalarını engelliyordu.

Ancak Nature dergisinde yayınlanan bir makaleye göre dinozorların atalarından olan Teleocrater, timsah familyasının üyeleri gibi dört ayak üstünde yürüyordu.

Fosilleri Güney Tazmanya'da gün ışığına çıkartılan 2-3 metre boyundaki bu canlı günümüzden 245 milyon yıl önce, Triasik dönemde yaşamış. Triasik dönem bilinen en eski dinozorların yaşadığı Jura Devri'nden önce geliyor.

Londra Doğa Tarihi Müzesi'nden Profesör Paul Barrett, Teleocrater'i şöyle tanımlıyor:

"Çok büyük bir canlı değildi, muhtemelen ortalama bir köpek ağırlığındaydı. Timsah gibi kalın bir gövdesi yoktu, görünüşü ise komodo ejderinini andırıyor."



Teleocrater'in Komodo ejderine benzer bir görünüme sahip olduğu düşünülüyor

İlk Teleocrater fosili 1933 yılında Tazmanya'da bulundu ve Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nde incelendi. Ancak bu fosillerdeki eksik parçalar sebebiyle Teleocrater'ın dinozor familyasına mı yoksa timsah familyasına mı daha yakın olduğu bilinemiyordu.

2015 yılında doğu Afrika'da bulunan fosiller ise bu türün kuş, dinozor ve timsahların dahil olduğu Archosaur grubunun ilk üyelerinden olduğunu ve timsahlar gibi dört ayak üstünde yürüdüğünü gösteriyor.



Sterling Nesbitt (Sol) ve Christian Sidor(Sağ) Teleocrater fosilleri üstünde çalışıyor

Makalenin yazarlarından olan Sterling Nesbitt, Teleocrater hakkındaki yeni keşiflerin dinozorların ilk ataları hakkında bilinenleri tamamiyle değiştirdiğini söylüyor.

Ancak ufak bir ekleme yapmayı da unutmuyor:

"Bu keşif cevapladığından daha çok soru yarattı."
Araştırma ekibinin bir sonraki hedefi tekrar Tazmanya'ya giderek Teleocrater fosilindeki eksik parçaları bulmak olacak.

BBC Türkçe, Haber: Paul Rincon, 13.04.2017



Sevgili Güven Ağabey...



ARKEOLOJİ ÖNEMLİ BİR İSMİNİ KAYBETTİ

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'ndan emekli öğretim üyesi, Arkeolog Güven Arsebük (1936 - 2017 - İstanbul) 17 Nisan 2017 tarihinde yaşama veda etti.

Güven Arsebük, Prehistorik arkeolojide ve özellikle Paleolitik Çağ ve insan evrimi konusunda uzmandı.

1936 yılında İstanbul’da doğan Prof.Dr. Güven Arsebük, Robert Koleji ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü mezunuydu.

Prof.Dr. Güven Arsebük, 2000-2001 yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir grup arkeoloji ve sanat tarihi öğrencisinin çıkardığı 4 sayısı bulunan Çapa-Mala dergisinde Berkay Dinçer ile yaptığı röportajda arkelojiyi seçme nedenini şöyle açıklamıştı: "Ben liseden mezun olduğum zaman üniversitenin herhangi bir dalına girme hakkım vardı. Bizim zamanımızda böyle üniversite seçme sınavı falan yoktu. Sadece şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi'nde, o zaman Güzel Sanatlar Akademisi'ydi, oraya yetenek sınavıyla girilirdi. Onun dışında ben Türkiye'deki bütün üniversitelere sınavsız girebilirdim ve başka bir dala da girebilirdim. Niye arkeolojiyi seçtim? Arkeolojiyi seçmemdeki temel neden insanın nasıl insan olduğunu ve insanın bugüne kadar ne tür kültürler oluşturduğunu merak etmemdi. Şunu itiraf edeyim; arkeolojiye girdiğim anda bugünkü düşüncelerime sahip değildim gayet tabi. Ancak merağım insanın kültürel evrimini, aştığı kültürel aşamaları öğrenmekti ve bu nedenle ben de arkeolojiyi seçtim. Arkeolojiyi seçtikten sonra tamamen başka bir şeye yöneldim, prehistoryaya yöneldim. Ben başta Klasik Arkeoloji'yi seçmiştim fakat daha sonra hocam Prof. Halet Çambel'in de etkisinde kalarak prehistoryaya yöneldim ve prehistoryaya yöneldikten sonra da kendi içimdeki, müsade et evrim diyeyim, evrimle de insanın oluşumuna, insanın en eski evrelerine yöneldim. Niye bunu yaptım? Sadece merağımdan yaptım ve sadece bazı şeyleri öğrenmek için yaptım. Ben hala öğrendiğime inanıyorum. Bugün bile bilgimin yetersiz olduğunu fark ediyorum ve zaman içinde değişen koşullarda yeni yeni bilgiler edinmeye çalışıyorum. Yani, emekli olduktan sonra dahi çağdaş olmaya çalışıyorum."

Prof. Arsebük, 1988 – 1990 yılları arasında Türkiye'nin en eski Paleolitik buluntu alanlarından Yarımburgaz Mağarası kazılarında görev yapmıştı. Yarımburgaz Mağarası dışında Tepecik, Tülintepe ve Değirmentepe kazılarında da görev almıştı.

Paleolitik Çağ uzmanı olan Arsebük, Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü, Amerikan Araştırma Enstitüsü ve Alman Arkeoloji Enstitüsü üyesiydi.

1962 yılında üniversiteden mezun olan Arsebük, 1963 ve 1964 yıllarında askerlik yaptığı dönemde L.S.B. Leakey’in “Adam’s Ancestors: The Evolution of Man and His Culture” (Adem'in Ataları: İnsanın ve Kültürünün Evrimi) kitabını Türkçe’ye çevirdi. Askerlik sonrası Almanya'nın Tubingen Üniversitesi’ne giderek, antropoloji, genetik, paleolitik, tarih öncesi ve etnoloji konularında bilgilerini geliştirdi. 

1966 yılında Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi’ne Profesör olarak eğitim vermeye başladı.

Eşi (Sevinç Hanım) ve Emir ve Zeynep isminde 2 çocuğu bulunan Güven Arsebük, 81 yaşındaydı.

Yayınlanmış bazı eserleri:

İnsan ve Evrim, Ege Meta Yayınları, 1990

Multilingue D′Archeologie / Mehrsprachiges Archaelogishes Worterbuch, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1994

Light on Top of the Black Hill Studies Presented to Halet Çamlıbel: Karatepe′deki Işık Halet Çambel, Ege Yayınları, 1998

Çok Dilli Arkeoloji Sözlüğü, Halet Çambel ve Sönmez Kantman ile birlikte derleyici isim, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000

Tarihöncesi Dönemden Bazı Yansımalar, Ege Yayınları, 2012

Uzak Geçmişimize Dair Okumalar, Ege Yayınları, 2012

Orta Amerika Arkeolojisine Giriş - Olmek-Maya-Aztek Uygarlıklarının Genel Bir Özeti, Ege Yayınları, 2014

Geçmişe Doğru Bir Bakış - Fosil İnsanın Gündelik Yaşamından Bazı Kesitler, Ege Yayınları, 2014

TAY Haber, 18.04.2017




Fotoğraflarla Güven Arsebük... (resim galerisi)


Homo amatus'la Bir Konuşma...
(pdf indir)


Güven Arsebük ile Bir Söyleşi... (pdf indir)






Adam gibi adamlar yetiştiren1 adam gibi adam...


Pek saydığımız haliyle de hayli çekindiğimiz ve ziyadesiyle sevdiğimiz, adıyla-sanıyla-soyadıyla müsemma Prof.Dr. Güven Arsebük2 (1936-2017) Hoca'mızın aziz hatırasına saygıyla...


Daha dün gibi gerçi ya çeyrek asır önceydi, amfiye girer kürsüye doğru ilerler, içerideki kesif duman kokusunu alınca da işaret parmağını havada sallayarak "çocuklar sigara içme özgürlüğü vardır ama içmeme özgürlüğü de vardır lütfen sigaranızı amfide değil de dışarıda içiniz," derdi.

Zamanı mühimser, saatin "katiyen öyle 2 gibi 3 gibi" olamayacağını yineler, bir anını dahi asla kaçırmak istemeyeceğimiz Genel Prehistorya dersine ola ki geciken olmuşsa da kapıda nazarıyla azarıyla duraksatarak bir dahaki sefere zamanlamaya azamî dikkate mecbur bırakırdı.

Koridorda yanınızdan geçerken algılamıştır bilahare —o her daim her manada öğrencisine ışığı ve de kapısı düsturla açık olan— 109 no'lu odasına uğradığınız bir vakit nezaketinden ödün vermeksizin babacan bir tavırla "evladım parfüm anca sürenin duyacağı raddede olmalıdır, asla yanından geçmekte olan bir başkasının değil," diye de ikaz eder velhasılı öğrencilerinin sadece öğretimine değil eğitimine de fevkalade önem verirdi.

Hayat felsefesi dersi nev’inden aslen niceliğini değil de niteliğini önemseyerek "çok ve 'mutlu' yaşa," derdi mesela dersinde hapşıranlara...

Final vakti geldiğindeyse bizler, bir elimizde tercümesini yapmış olduğu İnsanın Ataları
3, diğer elimizde yazdığı İnsan ve Evrim4, yanı başımızda Bozkurt Güvenç'in İnsan ve Kültür5 kitapları, kucağımızda ders notlarıyla son ana değin harıl harıl çalışmaktayken "nafile yere aranmayın kitaplarda öyle, sual şöyle: bu dersten ne öğrendiniz?" diye sorduğundaysa yanıtımız, Genel Prehistorya'ya dair o dinlemeye doyamadığımız derslerinden öğrendiklerimiz yanı sıra işte tam da bu minvaldeydi aslında...

Aynı kazıda çalışmak şansını yakalayamadık ne yazık ki, 1988-1990 yılları arasında Yarımburgaz'da çalışan Oğuz Tanındı misal dostlarsa nice hatırlı hatıralarını ki mesela "Mihriban Özbaşaran'la birlikte üç yıl boyunca mağaraya saklı kırk ton altını değil de bir takım hayvan kemikleri (ursus spelaeus gibi) aramış olduklarına kimselerin bir türlü ikna olamadığını,"
6 muhabbetle yad ederler mutlaka...

Sanal alemde tesadüfle Güven Hoca'ya dair tam da Güven Hoca'lık pek alem bir hatırayı da aktarmadan geçemeyeceğim doğrusu:

Yıllar önce Prehistorya dersinde, evrim kuramını anlatırken amfiye sırf bağcıyı dövmek için girmiş islamcı bir kardeşimizin "hocam, hocam madem biz maymundan geliyoruz, şimdiki maymunlar niye insanlaşmıyor?" sorusuna "evladım sen beni hiç dinlememişsin, ben insanlar maymundan geliyor demedim, insanlar ve maymunların atası ortaktır dedim. Dallar ayrıldıktan sonra —diğer öğrencilere bakarak— insanlar giderek insanlaşmış, —soru soran elemana bakarak— maymunlar giderek maymunlaşmıştır!" diyerek, çocuğu amfinin ortasında maymuna çevirmiştir.7

"İnsanın nasıl tanımlanabileceği oldukça önemli bir sorundur. Çünkü bakış açısına göre yanıtlar değişir ve bakış açıları birbirine uymayanların yanıtları çok zaman birbirine yakın bile olmayabilir," demiştir bir yazısında
8 ki kastı dolaylı da olsa adeta bu tezini kanıtlamak istercesine de kendi deyişiyle kendisine "gayet aksi, gayet sert, gayet berbat bir adam,"9 diyemem asla zira malzeme ve koşullar her ne olursa olsun öğrencinin yetiştirilebileceğine ve öğrencilerine bir takım kavramlar verebileceğine inancıyla, zehir gibi zekasının mahsulü zıpkın misali espri anlayışıyla, düşünce ve yaşam tarzıyla, müstesna şahsiyetiyle öğrencilerinin gönlünde taht kurmuştur adeta... İnsan ve Evrim'de sorduğu "kime insan denir?"10 sualinin dört dörtlük yanıtıdır Güven Arsebük Hoca...

Her ne kadar Güven Hoca'yı tanımlamakta gayetle yetersiz kalsa da akla evvela gelmiş bu birkaç küçük hatıra kendisini tanıyıp da bu satırları okuyacak olanlara da sanırım ki bir hayli aşina...

Bir derste "insanı diğer primatlardan ayırdederek onca zorlu koşullarda hayatta kalıp ilerlemesine neden olan nedir biliyor musunuz?" diye sual ederek adeta nefeslerimizi tuttuğumuz o anda havaya kaldırdığı elinin baş parmağını yavaşça serçe parmağına değdirerek, "işte elimizin bu şekilde hareket kabiliyeti sayesinde insanın 'insanlaşma' aşamalarının önemli bir basamağı olan alet yapabilmemiz," dediğindeyse varoluşumuza dair kutsal bir ayinin ritüelini yineliyormuşcasına hepimizin baş parmaklarımızı serçe parmaklarımıza değdirdiğimiz o andaki hissiyatla saygıyla selamlıyor ve [Karacaahmet semalarında dolanan yaşam döngüsünün alameti leyleklerle birlikte] minnetle sonsuzluğa uğurluyoruz pek saygıdeğer ve de sevgili Güven Hocamızı...





Emine Çiğdem Tugay11
)O(

Büyükada, 18 Nisan 2017


1. Mihriban Özbaşaran, Oğuz Tanındı, Ahmet Boratav, "Önsöz’ün Sınırlarını Aşmak... (Ya da Güven Ağabey'le “Sınırları Zorlayan Bir Konuşma”), Güven Arsebük İçin Armağan Yazılar, İstanbul, 2004, vii-xxiv.

2. arsebük: 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Namus konusunda titiz.

3. L.S.B. Leakey (çev. Güven Arsebük), İnsanın Ataları, Ankara, 1988.

4. Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990.

5. Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul, 1984.

6. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

7. Thrax, "Güven Arsebük", Ekşi Sözlük, 19.5.2004. https://eksisozluk.com/guven-arsebuk--881319

8. Güven Arsebük, “‘İnsan’, ‘İnsanlık’ ve ‘Prehistorya’ (Öznel Bir Deneme)”, Halet Çambel İçin Prehistorya Yazıları, İstanbul, 1995, 11-26.

9. Oğuz Erdur, Güneş Duru, "'Yeni Arkeoloji'den 'Türkiye'de Eleştiri'ye: Güven Arsebük ile Bir Söyleşi", Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne İçin?, İstanbul, 2013, 275-289.

10 Güven Arsebük, İnsan ve Evrim, İstanbul, 1990, 3.

11.İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji lisans 1990-1994, yüksek lisans 1994-1999.



...güle güle.


16 - 22 Nisan 2017
KAPİTAL'İN RESSAMI YÜKSEL ARSLAN HAYATINI KAYBETTİ

Yapay boya kullanmak yerine toprak, bal, yumurta akı, yağ, kemik iliği, sidik, kömür gibi malzemelerden yaptığı boyalarla eserlerini yapmasıyla bilinen Türk ressam Yüksek Arslan 84 yaşında hayatını kaybetti. 

1961 yılından bu yana Paris'te yaşayan Arslan, Karl Marx'ın başyapıtı Kapital'e ilişkin yaptığı seriyle öne çıkmıştı. Eserlerine 'resim' yerine sanat anlamına gelen 'art' ve resim anlamına gelen 'penture' kelimelerinin birleşiminden türettiği 'arture' diyen Arslan, eserlerine ayrıca isim yerine numara vermesiyle biliniyor. 

YÜKSEL ARSLAN KİMDİR?
27 Temmuz 1933’te Eyüp'te dünyaya geldi. Babası Haliç kıyısındaki bir kontrplak fabrikasında işçiydi. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde okudu. Bölümün Anadolu'ya düzenlediği gezilere katıldı, geleneksel sanatları ve Anadolu uygarlıklarının eserlerini inceledi. İlk sergisini 1955'te henüz 22 yaşındayken Adalet Cimcoz'un yönetmekte olduğu Maya Galerisi'nde İlişki, Davranış, Sıkıntılara Övgü başlığıyla açtı.

Jacques Mauduit'nin "Modern Sanatın 40.000 Yılı" isimli eserinden etkilenen ve tarih önce çağlara ilgi duyan ressam, yapay boya kullanmayı bıraktı. Toprak, bal, yumurta akı, sabun, ot, çay, tütün, kemik iliği, kan ve sidik gibi malzemeler kullanarak ürettiği boyaları kullanarak kendine özgü bir teknik geliştirdi. Bu tekniği ilk olarak İnsanlı Günler isimli serisinde kullandı.

1961'de 15 reserini bir galeride sergilemek üzere Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. 1967'de Ankara ve İstanbul'da açılan iki sergi için Türkiye'ye döndü. Gerici medya organlarında yer alan, eserlerinin "cinsellikle ilgili ve iğrenç imajlar" içerdiği şeklindeki yazıların ardından Ankara'da sergilenen eserleri "müstehcen" oldukları gerekçesiyle savcılık tarafından toplatıldı. 

1968'de Fransa'dan başlayarak dünyaya yayılan siyasi ortamda marksizme yakınlaştı. Karl Marx'ın yabancılaşma kavramından yola çıkarak bir seri hazırladı. Ardından Marx'ın başyapıtı Kapital'e ilişkin bir seriye başladı. On yıl sürecek bu çalışma sırasında Marx'ın tüm eserlerini okudu ve 55 'arture'lük bir seri çıkardı. 

Yüksek Arslan, 1980'de, tarihöncesi çağlardan güncel döneme kadar, kendi üzerinde etkisi olan her şeyi resmettiği Etkiler dizisine başladı. 126 'arture'lük bu seri 1984'te tamamlandı. 1981'de, Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü'nü, heykeltıraş İlhan Koman ile paylaştı. 1982'de ise, Fransa'da verilen Humour Noir Grandville kara mizah ödülünü aldı. 1984-86 yılları arasında, kendi hayatından hareketle çizdiği Autoarture serisini çizdi. 1986'da Etkiler dizisi Fransa'da kitap olarak yayımlandı.

1986'da, Aleksandr İvanoviç Oparin'in Yaşamın Kökeni isimli eserinden hareketle İnsan dizisine başladı ve 2000'e kadar bu diziye ait 'arture'ler üretti. Bu resimler üç cilt olarak 1990, 1995 ve 1999'da yayımlandı. Arslan 2000'den itibaren, Etkiler dizisinin devamı niteliğindeki Yeni Etkiler dizisine başladı.

ilerihaber.org, 20.04.2017

ALELACELE TAHRİBAT!


BEŞİKTAŞ MEYDANDA NELER OLUYOR / OLDU?!

Uzun zamandır takipteydim ve gün itibarı ile yıkıldığına şahit oldum.

Öncesi ve sonrası fotolarını görebilirsiniz, ikisini de bizzat ben çektim, yıkılmış olan 10 dk önce çekildi. Öncesini ise 3 hafta önce çekmiştim


öncesi



edit: çok fazla mesaj gelmiş, dışarda olduğumdan bakamadım, bir şey eklemek istiyorum.

ortadaki son yuvarlak yapının dozer ile yıkıldığı bizzat binada olan biri tarafından görüldü, yani üzeri kapatılmadı ya da başka yere taşınmadı, zaten derinliğe bakılırsa anlaşılır.


inpinkwefloyd daha yukarından öncesinin fotoğrafını gönderdi.




sonrası




ekşisözlük, 22.04.2017 16:31 ~ 19:39 sathaner
JOHN FREELY HAYATINI KAYBETTİ

"Evliya Çelebi'nin İstanbulu", "Osmanlı Sarayı", "İstanbul'un Bizans anıtları", "Cem Sultan", "Işık Doğu’dan Yükselir", "Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi" gibi Osmanlı ve İstanbul tarihiyle ilgili araştırma kitaplarıyla tanınan fizik profesörü John Freely 90 yaşında hayatını kaybetti. 

17 yaşındayken ABD’de deniz kuvvetlerine katılan ve II. Dünya Savaşı ’nda Pasifik’te, Birmanya ve Çin’de komando olarak görev yapan Freely, savaştan sonra eğitimine devam ederek 1960 yılında New York Üniversitesi’nde fizik doktorasını tamamladı. Aynı yıl yılında henüz 34 yaşında, Robert Koleji’nde fizik öğretmenliği yapmak üzere İstanbul’a gelen Freely, New York, Boston, Londra, Atina ve Venedik'te yaşadıktan sonra 1993 yılında akademisyen olarak Boğaziçi Üniversitesi'ne döndü. John Freely, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nin değil Osmanlı ve Türk tarihine ve İstanbul’a olan ilgisiyle Türkiye’nin de hafızası olmuş bir isimdi.

1960’lı yıllarda Yaşar Kemal, Aliye Berger, Ömer Uluç gibi Türkiye’nin önde gelen sanatçılarıyla dostluk kuran John Freely’nin ilk kitabı Strolling Through Istanbul: A Guide to The City (İstanbul’u Gezmek İsteyenler İçin Bir Şehir Rehberi) 1972’de yayımlandı.

Freely’nin çoğu Osmanlı tarihi ve İstanbul üzerine, birçok dile de çevrilmiş 50’den fazla kitabı bulunuyor.
Sol Haber, 20.04.2017

ÇİNGENE KIZI'NIN KAYIP PARÇALARI İÇİN GİRİŞİM



Zeugma antik kentinde bulunduğu günden itibaren Gaziantep’in simgesi haline gelen “Çingene Kızı” mozaiğinin ABD’ye kaçırılan parçalarının Türkiye’ye getirilmesi için girişimlerde bulunuldu. Dağınık saçları, çıkık elmacık kemiği ve dolgun yüzüyle dikkati çeken “Çingene Kızı” mozaiği, 30 bin metrekarelik Zeugma Mozaik Müzesi’nin en önemli sanat eserleri arasında yer alıyor.

“Çingene Kızı” eseri, Zeugma antik kentinde ortaya çıkarıldığı günden bugüne adeta Gaziantep’in tanıtım yüzü oldu. ABD’nin Ohio Eyaleti’ndeki Bowling Green Devlet Üniversitesinin Wolfe Sanat Merkezi’nde sergilenen eksik parçaların ait olduğu yere dönmesiyle turizim de hareketlilik bekleniyor. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Avrupa’nın simgesel olarak gördüğü Mona Lisası, bizim de Çingene Kızımız var. Tabloya baktığınız zaman Çingene Kızı’nın olduğu bölümün 4’te 3’ü yok” dedi.

Vatan, 21.04.2017
RUSYA'DA PALEOLİTİK VENÜS HEYKELCİĞİ BULUNDU

Arkeolojide 'venüs' olarak nitelendirilen ve 'ana tanrıça' kültüyle bağlantısı olduğu tahmin edilen heykelciklere Rusya'da 5 cm uzunluğunda mamut dişinden oyulmuş bir yenisi eklendi.

Rusya’nın Bryansk bölgesinde 5 santim uzunluğunda mamut dişinden oyulmuş, iri kalça ve gögüslere sahip ayakta duran kadın heykelciği bulundu. Arkeolojide 'venüs' olarak nitelendirilen ve 'ana tanrıça' kültüyle bağlantısı olduğu tahmin edilen heykelcikleri andıran yontunun, 23 bin yıllık olduğu ifade edildi.



Bryansk Venüsü'nün kemiklerle beraber bir gömü alanında bulunduğu ve muhtemelen bulunduğu yere bilinçli olarak gömüldüğü belirtiliyor. Arkeologlar Bryansk'yi 1993 yılından beri kazıyorlar. Alanda çok sayıda mamut kemiği, bizon ve çakmak taşları bulunmuş.  Radyokarbon analizleri, burada 21.000 ila 24.000 yıl önce avcı ve toplayıcı kabilelerin orada yaşadığını gösteriyor.



Rusya'daki Khotylyovo-2 kazı alanı ile Sibirya'daki Baykal Gölü'ne dökülen Angara Nehri daha önce de çakmaktaşı ve bizon dişinden yapılmış 'venüs heykelcikleri' bulunduğu belirtildi.

     

Bryansk bölgesinde çalışan arkeologların bulduğu heykelciğin Rusya'da bulunan diğer heykelciklerle benzerlik gösterdiği ifade edildi. Ancak diğer heykelciklerden Bryansk Venüsünü ayıran fark diğerlerinin giyinik olması.

Alanda yapılan arkeoloji çalışmalarının başkanlığını yürüten Moskova Arkeoloji Enstitüsü Taş Devri bölümünden Dr. Konstantin Gavrilov; heykel oldukça iri kıyım ve şişman bir kadını tasvir ediyor. Hamile olması da mümkün, çünkü göbek kısmının şişkinliği buna şaret ediyor olabilir. Ama heykelin uzun ve ince bacakları onu tüm heybetine rağmen oldukça narin gösteriyor. 

Konstantin, heykelciğin aynı zamanda “üretkenliği” simgeliyor gibi gözükse de yapılışının tarımın doğuşundan çok önce olması nedeniyle bunun imkansız olduğunu söyledi. Konstantin, “Heykelcik 23 bin yıl önce yapılmış. Bu gibi tarih öncesi heykelcikler tören ve ritüellerde kullanılıyor” dedi.



Siberian Times’ın haberine göre; Dr. Konstantin Gavrilov, heykelciğin ritüel amaçlı yontulduğunu ve törenlerde kullanıldığını savunuyor.  Gavrilov, bu tür heykelciklerin genel olarak ‘üretkenliği’ simgelediğini düşünüyoruz. ama tarım kültüründen önce bunu savunmak ne kadar doğrudur bilinmez" diyor.



Dr. Konstantin Gavrilov, bacaklarının hafifçe bükülmüş olmasından dolayı, heykelin Rembrant’ın tablosundaki Danae’yi hatırlattığını düşünüyor.

Ancak Siberian Times'a göre heykel daha çok Kim Kardashian'a benziyor. İngiltere'nin asparagasvari haberleri ile meşhur Daily Mail da Venüs olarak adlandırılan türdeki paleolitik çağ heykelciğini Kim Kardashian'a benzetilmesine destek veriyor. Gazetelerde heykelin hem kalça hem de gögüsleri ile skandalları ile ünlü sosyete güzeline benzediği bu resimlerle savunuldu.
arkeolojikhaber.com, 20.04.2017

HOROZTEPE HÖYÜĞÜ JEORADAR İLE TARANDI

Tokat'ın Erbaa İlçesi'nde Hatti Uygarlığından kalma Horoztepe Höyüğünde Jeoradar çalışması başlatıldı.

Erbaa Belediyesi, Hatti Uygarlığından kalma Horoztepe Höyüğünde arkeolojik kazı yapılması ve alanının turizme kazandırılması için proje başlattı. Çalışma kapsamında Horoztepe Höyüğünde yeraltı radarı ile inceleme yapılması kararlaştırıldı.

Cumhuriyet Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Fakültesinden Doç.Dr. Özcan Bektaş ve Doç.Dr. Fikret Koçbulut höyüğe gelerek alanda jeoradar cihazı ile inceleme yaptı. Jeoradar sonuçlarının höyükte yapılması planlanan arkeoloji kazıları için büyük öneme sahip olduğu belirtildi.

Yer altında arkeolojik kalıntı bulunup bulunmadığını belirlenmeyi amaçladıklarını ifade eden Doç.Dr. Özcan Bektaş ''Şu anda Horoztepe bölgesinde Jeoradar çalışması yapıyoruz. Bütün alanı belirli aralıklarla tarayarak yer altında herhangi bir arkeolojik kalıntı olup olmadığını, var ise bunların yeri, derinliği ve geometrileri hakkında bilgiler sunacağız. Bu tarz arkeolojik alanlarda jeofizik yöntemler, yani yer radarı yöntemi çok etkili yöntemlerdir. Dolayısıyla Erbaa Belediyesi üniversitemizle beraber bu çalışmayı gerçekleştiriyor'' dedi.
DHA, 20.04.2017

İSTANBUL'DA MÜZE SOYGUNLARI

Bu başka soygun... Müzenin değil, müzeye gidenin soyulması bu. Kültüre, tarihe merakınız varsa eğer, merakınızın pususuna yatmış olanların silahsız-maskesiz soygunu bu.

Geçen günlerde İstanbul müzelerini görmeye kalktım. Tarih dolacak, geçmişe gidecek, Anadolu uygarlıklarını soluyacaktım. Kıpır kıpırdı içim. Geçmişe yolculuğun keyfi ile günü tamamlamayı umarken, gerilmiş, dahası soyulmuştum. Metelik kalmamıştı cebimde. Tarih aşkıyla astarın kıyılarını kurcalayıp kalanları da verirken, yürüyerek dönmeyi göze almıştım gayri. Oldu olacak tam soyulalım.

Soygunun bu hali Türk vatandaşları için. Ev sahibi milletin mensubu olduğunuz için, Allahtan ceketi, pantolonu kurtarıyorsunuz. Ama yabancı iseniz, başka ülkeden gelmişseniz, soygun daha da beter, daha katmerli. Bu nasıl iş, herkese sunulan aynı şey değil mi dediniz içinizden, biliyorum. Haklısınız tabii, ama burada öyle değilmiş.

Türklerin o dünyaca ünlü konukseverliğini arıyorsunuz. Bu hoyratlığı, yabaniliği ve haramiliği aklınız almıyor, tüyleriniz diken diken oluyor. Zira gördüğünüz, tam bir ortaçağ soygunudur.

Yabancı soyguna tekrar geleceğiz. Önce müzeleri turlayıp bakalım duruma.

ÜCRETSİZ İKİ MÜZE
Ayasofya Müzesi’nden başlayalım. 40 TL yoksa cebinizde, giremezsiniz. Haydaaa yok, pamuk eller cebe.

Dolmabahçe Sarayı’na gidecekseniz her bölümü ayrı para... Harem, Camlı Köşk ve Saat Müzesi 20 TL. Sadece Selamlık 30 TL. Selamlık, Harem, Camlı Köşk ve Saat Müzesi’ni görmeye kalkarsanız, 40 TL.

Topkapı müzesinde de her adım ayrı para. Sadece Topkapı Sarayı Müzesi 40 TL. Topkapı’nın Harem ve Zülüflü Baltacılar Koğuşu, 25 TL. Topkapı bahçesindeki Aya İrini Anıt Müzesi ise 20 TL.

Aya İrini bahçesinde, yerlere atılmış muhteşem eserler görüyorsunuz. Bir-iki tane de değil, onlarca. Sütunlar, heykeller ve çeşitli oymalar. Üzerine oturan mı dersiniz, üstünde artistik tepinme pozu verenler mi?! Tepinmelere, güneşe, yağmura ve her türlü tahribata açık o eserler. Hele ki bunlardan para istemediler diye sevineceğiniz tutarken, tarihe ve kültüre yapılan hoyratlık, içinizi eziyor.

Devam edelim:

Kariye Müzesi 30 TL. Türk Ve İslam Eserleri Müzesi 20 TL. Beylerbeyi Sarayı 20 TL. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 15 TL. Büyük Saray Mozaikler Müzesi 15 TL. Hisarlar Müzesi (Rumeli Hisarı) 10 TL.

Parasız iki müzeye rastladım. Türbeler Müzesi ve Adam Mickeiewickz Müzesi. Yarın bir akıllı çıkıp buraları da haraca bağlarsa şaşırmam.

MÜZELER SATILMIŞ
Tarihe bakınca rant görüp, cepleri astarına kadar boşaltanın, köşeyi döndürmek için buraları yandaşlarına ikram etmesi de beklenir. Tam da öyle yapmış, satmışlar müzelerin bazılarını.

Hangileri satılmış, tamamını tespit edemedim. -Bilen varsa bana da iletmesini rica ediyorum- Ama Galata Kulesi’nin ve Kız Kulesi’nin özelleştirildiğini bilmeyen yoktur.

Galata Kulesi’nin daha girişinde karşılıyor sizi bir şirket. Soyulma orada başlıyor. 20 TL verdiniz, ama bitmedi. Yukarı çıktınız, yoruldunuz. Dinlenmek, çay içmek için kulenin kafesine oturdunuz. 1 bardak çay 6 TL. Kahve 8 TL. Kola 8 TL. 50 kuruşluk soda ise 6 TL. Kafeyi başka bir şirket işletiyor zira.

Galata Kulesi manzaralı yemek yemeye mi kalktınız? Kulede boğaz manzaralı lokanta var. Başka bir şirket işletiyor. Fiyatlar? Sormayın!

Kızkulesi’ne mi gideceksiniz, 500 metre motor yolculuğu ve kısa gezi 20 TL. Çay-kahve içerseniz, yandınız.

TURİSTE DÜŞMANLIK
Kültür Bakanlığı’nın ve özel şirketlerin çalıştırdığı (!) müzelerde, yabancı turiste gerçek anlamıyla “sağımlık inek” gibi davranılıyor.

Nasıl mı?

Örneğin Yerebatan Sarnıcı... Türk vatandaşı olarak 10 TL giriş ücreti veriyorsunuz. Hemen arkanızdan gelen yabancı turistten ise 20 TL alıyorlar.

Başka bir örnek Galata Kulesi... Kuleye çıkmak Türkler için 20 TL. Ama yabancı turist iseniz 30 TL. Para toplayan şahıs kimliklere bakıyor, Türk müsün, yoksa yabancı mı diye.

Kan beynime sıçradı, tartıştım bu ortaçağ soyguncularıyla, eşitlik bilmezlikle ve misafirperverlikten anlamayan haramilikle... Ve Kültür Bakanlığı adına utandım o misafirden, yerin dibine girdim.

Kıssadan hisse olsun. Müzelerde durumu böyleyken böyle sevgili okuyucu...

Kültür Bakanlığı’na acilen, tarihseverlik, kültürseverlik, insanseverlik ve misafirperverlik gerek.  Aydınlık, Yazı: Mehmet Akkaya, 20.04.2017

26. MÜZE KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Türkiye'de çok sayıda yol, köprü yapıldığını, kamu yatırımları gerçekleştirildiğini belirterek, "Bizim iki açığımız var. Biri milli eğitim alanında, diğeri ise kültür ve turizm alanında. Biz bir nefer olarak inşallah Türkiye'nin kültür ve turizminin hak ettiği yere gelmesi için bir ve beraber olarak daha çok çalışacağız." dedi.

Yayman, Hatay'da bir otelde dün başlayan "26. Müze Kurtarma Kazıları Sempozyumu"nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kültürünü ve sanatını ileri götürmek istediklerini söyledi.

Artık sorunun değil çözümün parçası olduklarını anlatan Yayman, "Türkiye'de çok sayıda yol, köprü yapıldı, kamu yatırımları gerçekleştirildi. Bizim iki açığımız var. Biri milli eğitim alanında, diğeri ise kültür ve turizm alanında. Biz bir nefer olarak inşallah Türkiye'nin kültür ve turizminin hak ettiği yere gelmesi için bir ve beraber olarak daha çok çalışacağız. Türkiye'nin kültür ve sanat alanında bir farkındalık oluşturmasına imkan tanıyacağız." diye konuştu.

Yayman, Hatay'ın İstanbul'dan sonra marka değeri en yüksek şehirlerden biri olduğunu söyleyerek, şu değerlendirmede bulundu:

"Hatay, gizli bir cennet gibidir. Hikayesi olan bir şehirdir. Taşın, ağacın, caminin, müzenin, yemeğin hikayesi vardır. Modern insanın peşine düştüğü olay, hikayenin peşine düşmektir. İddia ediyorum, İstanbul'dan sonra ne İzmir, ne Mardin, ne Gaziantep, ne Şanlıurfa hiçbiri Hatay kadar albenisi yüksek, görülmeye değer tarihi, kültürel eserleri olan ya da çeşitliliği, zenginliği olan yerlerden biridir. Hatay, dünyanın ilk kaya kilisenin olduğu şehirdir. Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi Kurtuluş Caddesi, Hatay'dadır. Anadolu'nun ilk camisi olan Habib-i Neccar Camisi buradadır. Haçlı Seferleri sırasında yüzyıla yakın kilise olarak kullanılıyor, daha sonra Müslümanlar tarafından fethedildiğinde tekrar orası camiye çevriliyor, muhakkak orayı görmek, onun hikayesini dinlemek lazım. Hatay'ın enlerini saymakla bitmez."

Hatay'da Kültür Han projelerinin de olduğunu belirten Yayman, "Türkiye'de 40 yerde, yerel yönetimlerle iş birliği halinde yapılmaya başlanacak. Kapıdan girilecek, büyük bir avluya geçilecek. Büyük bir konferans alanı müze ya da sergi salonu olacak. Şehir kütüphanesi bulunacak. Kadınların işletebileceği 40'a yakın dükkan olacak. Sabah ahilik kültüründe olduğu gibi dualarla açılıp, akşam dualarla kapatılacak. Kırıkhan Kültür Han projesi, ihaleye çıkmak üzereyiz, temelini atacağız. İskenderun ve Reyhanlı'da da bu projeler yapılacak. " ifadesini kullandı.

- "Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü kurulacak"
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Yalçın Kurt da Hatay'ın Türkiye'de hiçbir ille kıyaslanmayacak kültürel zenginlikleri bulunduğunu dile getirdi.

Bu topraklara çok şey borçlu olduklarını anlatan eden Kurt, "Bu muhteşem zenginliği ortaya çıkarıp bütün Türkiye'ye, dünyaya tanıtmamız lazım. Burada olan özellikler hiçbir şeyle kıyaslanmaz, ilklerin şehri Hatay. Türkiye'nin en zengin arkeolojik sit alanlarının fazla olduğu illerden biri Hatay'dır, 400'e yakın alanımız var. Bin civarında taşınmaz kültür varlığımız var. Adana'da devamlı bunların kurulda görüşülmesi gerekiyor, belirli bir zaman alıyor. Hatay'a kültür varlıklarıyla ilgili bir Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü kurulmasıyla ilgili gerekli çalışmaları başlattık. Bununla, buradaki işler daha hızlı olacak, bakanlığın eli kolu, kulağı, gözü olacaktır, Hatay bunu hak ediyor. En kısa sürede bu kurulu hizmete geçireceğiz." sözlerine yer verdi.
Memleket, 20.04.2017

BALLICA MAĞARASI UNESCO YOLUNDA

Tokat'ın Pazar İlçesi'nde bulunan ve oluşumu milyonlarca yıl önce gerçekleşen doğa harikası Ballıca Mağarası'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için çalışma yürütülüyor.

İl merkezine 26 kilometre uzaklıktaki Pazar İlçesi'ne bağlı Ballıca Köyü'nde bin 85 rakımlı tepede bulunan mağara, dünyanın en büyük ve görkemli mağaralarından biri olarak gösteriliyor. Milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitlerle ziyaretçilerin ilgisini çeken mağara, keşfedilmemiş bölümleriyle gizemini koruyor. Özellikle yurt içinden çok sayıda kişinin ziyaret ettiği mağara, ender rastlanan soğan sarkıtları ve içerisindeki oluşumlarla ziyaretçileri adeta büyülüyor.

"Havuzlu", "büyük damlataşlar", "çamurlu", "fosil", "yarasalı", "çöküntü", "sütunlar", "mantarlı" ve "yeni" ismini taşıyan salonları ziyarete açık olan mağara, astım hastaları ile yerli ve yabancı turistlerin uğrak mekanları arasında. Ballıca Mağarası, ortalama 18 derece sıcaklığı ve yüzde 54 nem oranı ile de ilgi çekiyor.

Ballıca Mağarası'nın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için çalışma başlatan Tokat Valiliği, yabancı bilim insanlarını kente davet ederek mağarayı gezdirdi.

"Mağaraların kalbi Ballıca hayallerinizle baş başa"
Vali Can, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ballıca Mağarası'nın turizme daha fazla katkı sağlaması amacıyla yoğun şekilde çalıştıklarını söyledi.

Bu kapsamda Ankara'daki bir uluslararası kongreye katılan bilim insanlarını Tokat'a davet ettiklerini anlatan Can, "Ballıca Mağarası'nı kendilerine anlatmak için sunum yaptık. 'Mağaraların kalbi Ballıca hayallerinizle baş başa' sloganıyla bilim adamlarına gizemli mağarayı tanıtmak için bir tur düzenledik. Bilim adamlarımız ile mağara geziyoruz." dedi.

Bilim insanlarının gezdikleri mağaraya hayran kaldıklarını dile getiren Can, şöyle konuştu:

"Biz bu topraklar için her zaman 'Geldim, gördüm, hayran oldum' diyoruz. Bu hayranlığı tüm insanlara göstermek ve tüm insanlığa yaymak için hedefler var. Amacımız Ballıca Mağarası'nı UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne aldırmak. Bunun için çalışmamıza başladık. Müracaat aşamasına geldik fakat bunu gerçekleştirmek için akademisyenlerin, uzmanlarımızın makalelerine ihtiyaç var. Uluslararası yayınlanmış makalelere ihtiyaç bulunuyor. İnşallah bu ekipten o makaleleri bekliyoruz. 1994 yılında mağaraya ilk girenlerden Hamdi Merin kardeşimiz de duygularını anlattı. Çok mutlu oldum. İstişaremizi, işbirliğimizi yaptık. İnşallah Ballıca Mağarası'nı UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne aldıracağız."

Can, Ballıca Mağarası'nın 200 bin olan ziyaretçi sayısını 10 yıl içinde bir milyona çıkarmak gibi hedefleri bulunduğuna işaret ederek "Hem bu topraklar kazanacak hem de mağara dünyada hak ettiği yeri bulmuş olacak. Onun için de gayret gösteriyoruz. Bu kapsamda mağara çevresinde çeşitli çalışmalar yapıyoruz." diye konuştu.

Geziye katılan bilim insanları, mağaraya hayran kaldıklarını ve makalelerinde bunu dile getireceklerini kaydetti.
Anadolu Ajansı, Haber: Ekber Türkoğlu, 20.04.2017

ROMA KENTİNİN TEMELİ ANTANDROS'TA ATILDI

KAZI çalışmaları sadece 17 yıldan beri devam eden ancak hem görsel hem de arkeolojik özellikleri ile önemli bir yere sahip 3000 yıllık Antandros antik kenti şimdi mitolojik öyküleriyle dünya turizmine damga vurmaya hazırlanıyor.

Yıkılan Troia’nın ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas, gemilerini İda dağından elde ettiği kerestelerle Antandros’ta yapar, uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda Roma yakınlarında karaya çıkar, Roma İmparatorluğu’nun temelini atar.

“Antik yazar Vergilius’un yazdığı ve tüm dünyada bilinen Aeneas Efsanesi’nin 4 ülkeden 21 limanı kapsayan rotasını iki antik gemiyle yeniden yapmayı düşünüyoruz” diyor Antandros Derneği Başkanı Gülçin Cömert... 

Bu rota aynı zamanda zeytini de içermektedir.

Gerisini Cömert’ten dinliyoruz:

“Rotayı, efsaneyi nasıl yeniden canlandıracağımızı, 4-7 Mayıs’ta Edremit’e davet ettiğimiz 4 ülkeden belediye başkanları, büyükelçiler, arkeologlar ve turizmciler ile konuşacağız. Antik çalgılar eşliğinde sunacağımız antik yemek mönüsünün, açılışını yapacağımız Aeneas yürüyüş yolunun, yeniden canlandıracağımız Paris’in (Truva savaşçısı) seçiminin çalıştayımızı renklendireceğini düşünüyor, daha önce bu rotayı kendi olanaklarıyla yapan Alberto Perugio’nun izlenimlerini aldıktan sonra bu kez ön keşif için Edremit’ten İDA isimli yelkenliyi birlikte uğurlayacağız.” 

Tekne rotadaki limanlara uğrayıp projeyle ilgili Edremit Belediyesi’nin ve proje ekibinin iyi niyet mektubunu iletecek. 

Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, proje için bakanlık ve tanıtma fonundan kaynak aktarılacağını belirterek, bununla iki gemi yapılacağını söyledi ve “Bu yolculuğumu sanırım önümüzdeki yıl gerçekleştireceğiz. Akdeniz’de yeni bir kültür turizmi rotası oluşturarak ülkemizin tanıtımına ve dünya barışına katkısı olacağına inanıyoruz” dedi.

Antandros kazılarını İzmir 9 Eylül Üniversitesi’den Prof. Gürcan Polat ve eşi Doç. Yasemin Polat yürütüyor.
Hürriyet, Haber: Yalçın Bayer, 20.04.2017



******


3 BİN YILLIK ANTANDROS KENTİ TURİZME KAZANDIRILACAK

Balıkesir'in Edremit İlçesi'nde kazı çalışmaları devam eden yaklaşık 3 bin yıllık Antandros Antik Kenti, dünya turizmine kazandırılacak.

Antandros Derneği Başkanı Gülçin Cömert, yaptığı açıklamada, 4-7 Mayıs tarihlerinde Edremit'te düzenlenecek Aeneas Rotası Çalıştayı'nda, Antandros Antik Kenti'ni mitolojik öyküleriyle dünya turizmine kazandırmayı hedeflediklerini belirtti.

Kazı çalışmaları 17 yıldır sürdürülen antik kentte, yıkılan Troia'nın (Truva) ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas'ın öyküsü yer alıyor.

Aeneas efsanesini özetleyen Cömert, "Efsaneye göre, yıkılan Troia'nın ardından onun kadar güçlü bir devlet kurmak üzere yola çıkan Aeneas gemilerini, İda Dağı'ndan (Kazdağları) elde ettiği kerestelerle Antandros'ta yapar. Uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda Roma yakınlarında karaya çıkar ve Roma İmparatorluğu'nun temelini atar." dedi.

Detayların Aeneas Rotası Çalıştayı'nda anlatılacağını dile getiren Gülçin Cömert, şunları kaydetti:

"Yazar Vergilius'un yazdığı ve tüm dünyada bilinen Aeneas efsanesinin 4 ülkeden 21 limanı kapsayan rotasını 2 antik gemiyle yeniden yapmayı düşünüyoruz. Bu rota aynı zamanda zeytini de içermektedir. Rotayı, efsaneyi nasıl yeniden canlandıracağımızı, 4-7 Mayıs'ta Edremit'te, 4 ülkeden belediye başkanları, büyükelçiler, arkeologlar ve turizmciler ile konuşacağız.

Çalıştayda, antik çalgılar, antik yemek menüsünün, Aeneas yürüyüş yolunun canlandırılması, Paris'in seçimini sunacağız. Ayrıca daha önce bu rotayı kendi olanaklarıyla yapan Alberto Perugio'nun izlenimlerini aldıktan sonra ön keşif için Edremit'ten 'İda' isimli yelkenliyi birlikte uğurlayacağız. Tekne, rotadaki limanlara uğrayıp projeyle ilgili belediyemizin ve proje ekibimizin iyi niyet mektubunu iletecek."

Etkinliğin Akdeniz'de yeni bir kültür turizmi rotası oluşturması hedefleniyor.

Akşam, 20.04.2017

MÜZELER TASARIM ATÖLYELERİNE DÖNÜŞECEK

İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, müzecilik ve eğitim kurumlarının iç içe çalışacağı bir format üzerinde çalıştıklarını belirtti. Prof. Erbay, 'Müzecilik ve eğitim kurumları birbiri içinde çalışacak ve müzeler tasarım atölyelerine dönerek geçmişi gelecekle birleştiren kurumlar olacak' dedi.

İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, kısa süre sonra müzecilik ve eğitim kurumlarının iç içe çalışacağı bir format geliştireceklerini belirterek; “Müzeleri açmak yeterli olmuyor. Müzeleri kurumlaştırma çabası içindeyiz. Müzeler özgün tasarım atölyelerine dönecek” dedi.

27- 29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan Türkiye’de Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik teknolojilerinin aynı çatı altında buluşturan “Herıtage İstanbul” fuarı öncesi İ.Ü. Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay, TG Expo Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Akyıldız ve Heritage İstanbul Proje Yaratıcısı ve Yöneticisi Osman Murat Akan’ın, Arkeoloji ve Sanat Yayınları Başkanı, Arkeolog Nezih Başgelen, Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan tarafından basın toplantısı düzenlendi.

Müzeleri kurumlaştıracağız
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yapılan toplantıda eş zamanlı konferanslarla ulusal ve uluslararası duayenleri, kurum temsilcilerini ve uzman akademisyenleri ağırlayacağı belirtildi.

Toplantıda konuşan İ.Ü. Müzecilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Fethiye Erbay müzeciliğin son yıllarda hızlı gelişim gösterdiğini söyledi. Türkiye’de müzecilik tablonun yansımasına dikkat çeken Prof. Erbay, “Özel müzelerin yanı sıra, Kültür bakanlığı, devlet askeri üniversite tarafından çok fazla müze açılmaya başlandı. Müzeleri kurumlaştırma çabası içindeyiz şuanda. Hızlı bir artış var bilinç daha farklı olmaya başladı. Tabi müzeleri açmak yeterli olmuyor. Değişik ve halkı müzelerde uzun sürelerde kalabileceği aktivitelere dahil edilebileceği bir müzecilik sistemi gelişiyor. Önümüzdeki yıllarda farklı tekniklerle müzecilik ve eğitim kurumları birbiri içinde çalışacak ve müzeler tasarım atölyelerine dönecek. Müzelerde geçmişi gelecekle birleştiriyor ve yeni tasarımlara dönüştürüyor” dedi.

Bilim yaparak istihdam açığını kapatamayız
54 yıllık Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan arkeolojinin sadece kazı yapmak olmadığının geniş coğrafyalara yayılan bir kültür meselesi olduğunu vurgulayarak, arkeolojinin üç ayağına dikkat çekti. Bilim-toplum ve bürokrasi üçgeninde kat edilen yolu anlatan Arkeolog Prof.Dr. Mehmet Özdoğan, “Bunlardan ilki bilim, toplum ve bürokrasi. Türkiye’de bilimsel arkeolojide üst sorunlar olmadan gidiyordu. Toplumla ara yüzle gelişiyor fakat üçüncü ayak bürokrasi Türkiye’de hep eksik kalan sakat kalan ayaklardan biri. Fuar dünyadaki gelişmeleri açığı kapatmak adına, Dünya ile yarışarak Türkiye’deki değerlerin daha değerlenmesi ve toplumla buluşturulması bu açıdan önemli. Türkiye’de 46 üniversitede arkeoloji bölümü var. Ama istihdam sorunu da var. Sanıyorum ki sadece bilim yaparak bu istihdamı kapanması zaten mümkün değil. Ama ara sektörlerin gelişmesi sanıyorum ki bu açıdan çok büyük katkı sağlayacak. Asıl hedefimiz Türkiye’nin biriken potansiyel gücünü bölge ülkelerine de yansıtması lazım” dedi.

TG Expo Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Akyıldız, bu Türkiye içinde yapılacak olan ikinci organizasyon. Manevi olarak bizi de en çok tatmin eden organizasyonlardan biri. Kültüre ve tarihe destek vermek bununla ilgili platform oluşturmak açıkçası çok önemli. Son dönemlerde politik konular gündemde. Bir kez daha sanatı, kültürü ve tarihi bir araya getirme fırsatı bulmuş olduk” şeklinde konuştu.

Fuar, Hilton İstanbul Convention & Exhibition Center’da gerçekleştirilecek.
Yeni Şafak, 19.04.2017

Arkeoloji Dünyasının yakından takip ettiği Kibyra antik kenti kazılarının başındaki duran Şükrü Özüdoğru, Turizm Haftası'nda verdiği konferansla çalışmaları paylaştı. Müze Müdürlüğü Konferans Salonu'nda yaptığı sunumda, 2007'de başlayan kazıların 10 yılı geride bıraktığını hatırlatan Yrd. Doç.Dr. Özüdoğru, Kibyra'nın önemli bir turizm merkezi olması yolunda büyük bir dönüşüm sağladığını vurguladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün bu yıl yeni projelerle antik kentte çalışmaları olacağını aktaran Kibyra Antik Kenti Kazı Başkanı Şükrü Özüdoğru, 4 Milyon TL'yi geçecek Ziyaretçi Karşılama Merkezi, Kazı Evi, Ören Yeri Girişi ve Gezi Güzergahı yapılacağını paylaştı. Bu yıl ki kazı çalışmalarının Ramazan Bayramı'nın hemen ardından başlayacağını ileten Özüdoğru, iklim koşulları el verdiğince Eylül ayı sonuna kadar Agora ve Nekropol'ün ardından Odeion ve Stadium'da devam edeceğini dile getirdi.
Tesisler kuruluyor

Turizm Haftası etkinliklerinde, Kibyra antik kentindeki çalışmalarla ilgili konferans veren Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. Şükrü Özüdoğru, katılımcılara şehri anlattı. Müze Müdürlüğü Konferans Salonu'ndaki programın ardındından çalışmalarla ilgili basın mensuplarına açıklama yapan Özüdoğru, "Kibyra kazılarında 10. Yılımızı geride bıraktık ve belirli bir aşamaya geldik. Kent artık turizme açılıp ziyaret edilebilir, tur şirketlerinin rahatlıkla gelebileceği bir merkez olma önemine kavuştu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Müdürlüğümüzen yeni bir projesi var. Kibyra ören yeri vasvı kazandı ve turizme yönelik biletli ziyaret edilebilir bir kent oluşturulacak. Tesislerin dışında kentte gezi yolları, levhalandırmalar, kamere güvenlik sistemler yapılacak ve uygulamaya geçme aşamasına geldi. Gerekli mali kaynaklar büyük oranda ayrıldı, 4 Milyon TL'yi bulacak proje ihaleden sonra 1-2 yılda tamamlanacaktır." deyip, turistik tesisler ve projelerle tur şirketlerinin tercih edeceği bir merkez olacağını vurguladı.

Tesiste neler olacak?
Kibyra'ya yapılacak tesiste karşılama merkezi, ören yeri girişi ve gezi güzergahlarıyla kazı evi yer alacak. Ziyaretçi Karşılama Merkezi'nde otopark,lar, giriş meydanı, bilet satış noktası, sesli rehberlik, kafeterya, hediyelik eşya ve yöresel el sanatları satış alanı, sergi salonu, konferans ve sinevizyon salonu, ilk yardım, bebek bakım ve emzirme odası, döviz bürosu, tanıtım, bilgilendirme ve yönlendirme alanları, ring araç alanları, aydınlatma ve kamera güvenlik merkezleri bulunacak.
Ören yeri giriş ve gezi güzergahında ise bisiklet park yerleri, turnikeler, görsel panolar, ahşap dinlenme, bilgilendirme ve seyir terasları yapılacak. Kazı Evi'nde ise taş eserler açık sergileme alanı ve kazı ekibinin çalışma alanları oluşturulacak.

Kibyra'da önemli çalışmalar var
Temizlik çalışmalarının Mayın ayında tamamlanacağını, Ramazan Bayramının ardından da kazı ekibinin çalışmalara başlayacağını aktaran Özüdoğru, iklim ve bütçe elverdikçe Eylül ayı sonuna kadar kazı çalışmalarının devam edeceğini söyledi. Bu yıl kentte anıtsal yapılardan başını çeken Agora ve Nekropol'de çalışmaların tamamlandığını Odeion ve Stadium'da önemli çalışmalar kazılar yapacaklarını ileten Özüdoğru, "2017 Yılında da kentteki anıtsal yapılardan Agora'da yani kentin çarşı, pazarında ve kentin mezarlık alanında, roma hamamında kazı çalışmalarımız devam edecek. Bunun yanında kazı çalışmalarımızı tamamladığımız stadion ve 'odeion' dediğimiz müzik ve konser alanı, Kibyra'yı hem arkeoloji hemde turizm açısından önemli bir merkeze dönüştüren alanlardan. Buralarda kazı çalışmalarımızı tamamladık. Kültür ve Turizm Bakanlığımız nezdinde restorasyon projelerini hazırlama aşamasına geçtik. Arkeolojik olarak yeni veriler var. Hem Kibyra tarihi açısından hem de bölgedeki komşu kentleri ilgilendiren yeni çalışmalar var. Antik Anadolu tarihine ışık tutacak yeni bilgiler var. Bu bilgileri aktaracağımız bilimsel yayın çalışmalarımız da tamamlandı. Bilimsel yayınlarımız 2017 sonuna kadar basılmış hale gelecek. Kibyra'da sadece turizm açısından değil, bilimsel anlamda oldukça yeni bilgilerden zengin bir kaynak olduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor" dedi.
Burdur Gazetesi, Haber: Bahtiyar Turan, 19.04.2017

İZMİR'DE KAÇAK KAZI OPERASYONU

Bergama İlçesi'ndeki Elia antik kentinde kaçak kazı yapan 4 kişi yakalandı.

Alınan bilgiye göre, Bergama İlçe Jandarma Komutanlığı ve Zeytindağ Jandarma Komutanlığı ekipleri, Zeytindağ Mahallesi Kazıkbağları mevkisinde bulunan Elia antik kenti sit alanında kaçak kazı yapıldığı istihbaratı üzerine çalışma başlattı.

Şüphelileri takibe alan jandarma, define aramak için kazı yapan A.D, M.D, AA. ve M.A'yı suçüstü yakaladı.

Jandarma ekipleri, 2 dedektör, bir dedektör kulaklığı, 3 tarihi döneme ait materyal ele geçirdi.

Gözaltına alınan şüpheliler, İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldü.
Milliyet, 19.04.2017

3500 YILLIK FİRAVUN DÖNEMİ MUMYALARI BULUNDU

Mısır'daki antik Krallar Vadisi yakınında, 3500 yıllık 18. Hanedan'dan kalma ve dönemin üst düzey yöneticilerine ait yeni mumyalar bulundu.



Mısır'ın Antik Eserler Bakanı Halid El-Anani, El Uksur kentinin batısındaki Dra Abul Naga nekropolünde yapılan arkeolojik araştırmalarda, firavun dönemine ait altı mumya bulunduğunu açıkladı.



El-Anani, bulunan mumyalardan birinin büyük ihtimalle, antik şehirde sulh yargıcı olarak görev yapmış üst düzey bir yönetici olan Userhat'ın mumyası olduğunu ve 18. Mısır hanedanı döneminde kalma olduğunu söyledi.



Mısır'da firavunların mezarlarının bulunduğu meşhur Krallar Vadisi yakınlarındaki arkeolojik çalışma yürüten Mustafa El Veziri, ölüler kentinde onlarca tarihi eserin yanı sıra, firavunlara ait 6 mumya, tabut ve heykeller bulunduğunu açıkladı. Eski Mısır hanedanlarında "sulh hakimi" unvanının nadir bir meslek olduğunu belirten El Veziri, bulunan mumyaların iyi durumda olduğunu ifade etti. El Veziri; "Mezar küçük olsa da, içerisinde çok sayıda renkli maske bulunuyor. Arkeolojik çalışmada, mezardaki mumyaların bilinmeyen bir hastalıktan öldükleri anlaşıldı," dedi. El Veziri ayrıca, 1050'den fazla tarihi heykel bulunduğunu, kazıların devam ettiğini belirtti.

T şeklindeki mezar, açık avludan geçerek ulaşılan dikdörtgen şeklinde bir salon, bir koridor ve iç odadan oluşuyor. Mısır'ın 18. hanedanı, milattan önce 1550–1298 arasında hüküm sürmüştü. Bulunan tarihi eserlerin yaklaşık 3500 yıllık olduğu tahmin ediliyor.
Ntv, 18.04.2017
ADANA'DA PİYASA DEĞERİ YAKLAŞIK 3 MİLYON DOLAR OLAN TARİHİ ESER ELE GEÇİRİLDİ

  

İçişleri Bakanlığı, piyasa değeri yaklaşık 3 milyon dolar olan ceylan derisi üzerine 1 adet altın yazmalı Tevrat ve 1 el yazması fermanın ele geçirildiğini açıkladı.



Bakanlık, Adana’nın Çukurova İlçesi'nde, piyasa değeri yaklaşık 3 milyon dolar olan ceylan derisi üzerine altın yazmalı 1 adet Tevrat ve 1 el yazması fermanın ele geçirildiğini bildirdi.
Milliyet, 17.04.2017
TEPEBAĞ HÖYÜĞÜ'NDE YENİ DÖNEM KAZISI BAŞLADI

Adana'da geçmişi 8 bin yıl öncesine dayanan Tepebağ Höyüğü'nde kış mevsimi nedeniyle ara verilen arkeolojik kazı, kent protokolünün katıldığı törenle tekrar başladı.

Tepebağ Höyüğü kazı alanında yeni bir çalışma alanına ilk kazmayı Adana Valisi Mahmut Demirtaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Bern Üniversitesi'nde görevli Kazı Danışmanı Dr. Deniz Yaşin birlikte vurdu. 2013'te başlayan çalışmaların devam ettiğini söyleyen Vali Mahmut Demirtaş, "8 bin yıllık bir tarihi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu turizmle buluşturmak istiyoruz. Adana'nın tarihi dokusunu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz" dedi. Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ise Tepebağ Höyüğü'nün turizm açısından bir cazibe merkezi haline geleceğini söyledi. Sözlü "Tepebağ'ın her alanı kazılmaya değer. İnsanlık tarihi burada yatıyor. İnsanlığın kazanımlarına ev sahipliği yapmış bir alan burası. Buradaki kültürel zenginliğimizin ortaya çıkması için çalışıyoruz. Benim gönlüm arzu ediyor ki, tarihi niteliği olmayan tüm binalar burada yıkılmalı. Tepebağ'da kazı bittikten sonra bu alan bir cazibe merkezi olacaktır" diye konuştu.

NEOLİTİK DÖNEME ULAŞABİLİRİZ


Kazının 9 ay süreceğini açıklayan Dr. Deniz Yaşin ise Neolitik döneme kadar ulaşacaklarını düşündüğünü vurgulayarak şu bilgileri verdi:"Höyüğün nehre bakan kısmına kazma vuruldu. Burada alanımız çok kısıtlı. Gönül isterdi ki bir yamaçta açalım. Buranın kronolojisini daha iyi çıkarabilirdik. Tepebağ Höyüğü'nün kronolojisini çıkarmaya çalışıyoruz. Burası şu ana kadar ulaştığımız bilgilere göre Geç Tunç çağına kadar yani MÖ 1500 yılına kadar gidiyor. 3 bin 500 öncesine kadar ulaşmış durumdayız. Çevredeki arkeolojik buluntularla burada bulduğumuz parçaları karşılaştıracağız. Tahminlerimize göre burası Adaniya ise MÖ 6 bin yıl öncesine kadar geriye gideceğini, hatta daha eskiye gideceğini düşünüyorum. Neolitik döneme kadar gideceğini düşünüyorum. Burada bir arkeopark yapılması düşünülüyor."
Hürriyet, Haber: Murat Kibritoğlu, 17.04.2017
TARİHE İŞKENCE

Madde bağımlıları, Ulus’taki antik Roma Tiyatrosu’nda bali çekip ateş yakıyor. Tarihi Ankara Kalesi’nde ise iki aylık çalışmanın ardından temizlenen surları vandallar yine sprey boyalarla boyuyor.

Hürriyet Ankara’nın daha önce “Roma Tiyatrosu’na mülteci çadırı”, “Evsizlerin antik yaşamı” haberleriyle gündeme getirdiği Ulus’taki antik Roma Tiyatrosu’nda bu kez de madde bağımlıları sahneye çıktı.

BÜYÜK ZARAR GÖRDÜ
MS 1. ile 2. yüzyıl arasında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemi Antik Tiyatrosu, 2009 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologları tarafından yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarıldı. Tiyatroyu turizme kazandırmak amacıyla kalıntılar üzerine ve çevresine sonradan inşa edilen çeşitli yapılar yıkılırken, devam eden süreçte Antik Tiyatro kaderine terk edildi. Önce Suriyeli mültecilere ve çadırlarına, daha sonra da evsizlere yuva olan tarihi tiyatro, bu kez de tinerci ve balicilere ev sahipliği yapıyor. Gündüz saatlerinde bile tiyatroya gelen bağımlılar, uyuşturucu madde kullanıp ateş yakıyor. Atılan alkol şişeleri ile çöplüğe dönen tiyatronun, ateş yakılması nedeniyle taşlarının da büyük çapta zarar gördüğü dikkat çekiyor.

TEMİZLİK BİR HAFTA DAYANDI
Ankara Kalesi’nde ise yüz kızartan manzaralar devam ediyor. Vandalların sprey boyalarla katlettiği ve Hürriyet Ankara’nın ısrarlı haberlerinin ardından temizlenen kale surları yine hedef oldu. 

Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Daire Başkanlığı’nın tarihi dokunun zarar görmemesi amacıyla buhar makinesi, saf aseton ve boya sökücü özel sıvı kullanarak iki ayda temizlediği Ankara Kalesi, daha bir hafta geçmeden yine sprey boyalarla boyandı. İsminin baş harflerini kalp içine alan bazı vandalların yanı sıra surlara yine ateş yakılarak zarar verilmesi de göze çarptı. Hürriyet, Haber: Mert Gökhan Koç, 16.04.2017

DANİMARKA'YA EGTVED KIZINDAN SONRA SKYRDSTRUP KADINI ŞOKU

Danimarkalıların saç modelleri ve bakımlı tırnaklarıyla ünlü antik çağ mumyalarının aslında Danimarkalı olmadıkları anlaşıldı. Danimarka'nın Tunç Çağı simgelerinden Egtved Girl gibi Skrydstrup Woman'ın da göçmen olduğu ortaya çıktı .

Danimarkalıların neredeyse milli kahramanı haline gelen, İskandinavya'nın Bronz Çağı (Tunç Çağı) simgelerinden Egtved Kızı'nın (Egtved Girl) 2015 yılında aslında Danimarkalı olmadığının ortaya çıkması ülkede büyük hayal kırıklığı yaşanmasına neden olmuştu. Her ne kadar Danimarkalıları üzse de bu durum, önemli bir antropolojik keşifti. Çünkü bölgedeki Bakır çağı insanlarının, kadınlar da dahil, hayli geniş alanlarda, uzun seyahatlar yaptığını gösteriyordu.

MÖ 1390-1370, yıllarına tarihlenen Egtved Kızı, 1921'de bir höyüğün içindeki mühürlü bir tabut içinde bulundu.

Yaklaşık 30 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde barakavari höyükte, bir çocuğun yakılmış kalıntılarıyla birlikte keşfedildi. Tabutu mühürlü halde, Kopenhag'daki Danimarka Ulusal Müzesi'ne getirildi ve orada açıldı. Tabuttaki mumyasında inek derisinden yapılmış, kolları dirseğe ulaşan bir elbise ile yatıyordu. Bel kısmı çıplaktı  ve boyu ancak dizlere ulaşan kısa etek giyiyordu. Gevşek bir korse takıyordu. Üzerinde bronz bilezikler ile spiral ve sivri uçlarla süslü geniş bir diske sahip yünlü bir kemer vardı.

Bir kemer ve bronz bilezik de dahil olmak üzere entari ve etek giyiyordu. Kızla birlikte, başında bazı bronz iğne, saç demeti ve saçak içeren bir kutu bulunmuştu. Ayaklarının ucunda 5-6 yaşlarındaki bir çocuğun yakılmış kalıntıları vardı. Başucunda bir bıçak ve bronz iğneler vardı. Egtved Kızının iyi korunmuş kalıntıları, onun 16-18 yaşlarında öldüğünü 160 cm uzunluğunda kısa  saçlı, sarışın ve düzgün kesilmiş tırnakları olduğunu gösteriyordu.

Bu olgu antropologlar arasında önemli bir soru gündeme getirmişti: Egtved Kızı' gibi başkaları da var mıydı?

Danimarka Ulusal Müzesi'nde arkeolojik araştırmalar yapan bilim adamları, bu soruya "evet"  cevabı veriyorlar.

ScienceNordic'ten Charlotte Price Persson'ın haberine göre; Stronsiyum analizi sonuçlarından, Egtved Kızı'ndan sonra, ünlü Skrydstrup Kadını'nın (Skrydstrup Woman) da aslında Danimarkalı olmadığı ortaya çıktı. Mumyaları bulunduğunda Danimarkalı oldukları sanılan Egtved Kızı ve  Skrydstrup Kadını'nın artık  Danimarka'ya ulaşmadan önce Avrupa'da dolaştıkları biliniyor.

Analiz sonuçları; Skrydstrup Kadını'nın Danimarka'ya, Güney Almanya, Fransa, İsveç veya Çek Cumhuriyeti'nen gelmiş olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar şimdi onun tam olarak ne kadar uzun seyahat etmiş olabilecepini ve kökenini tespit etmeye çalışıyorlar.

Bu ilginç keşif iddiasının sahibi olan Danimarka Ulusal Müzesi'nden Prof. Karin Frei, Avrupa Bronz Çağı'nı yeni bir anlayışa açtıklarını belirterek, "Nereden geldiğini kesin olarak söyleyemeyiz ve belki de hiç bulamayız ama ancak Skrydstrup Kadını kesinlikle Danimarka değildi. O da Egtved Kızı gibi bu topraklara dışarıdan gelmişti. Bu keşif bize çok yeni perspektifler sunuyor." dedi.

Skrydstrup Kadını ve Egtved Kızı arasındaki benzerlikler
Prof. Karin Frei'ye göre; Egtved Girl ve Skrydstrup Woman yaklaşık olarak aynı dönemde yaşıyordu ve her ikisi de 16 ila 18 yaşlarındaki genç kızken ölmüştü. Her ikisi de gömülmenin elit bir yolu olan höyüklerin altında meşe tabutlarına gömülmüşlerdi. Ve ikisi de bu topraklara yabancıydı. Ancak benzerlikler burada sona eriyor.

Egtved Kızı, çok genç yaşta ölmesine rağmen, buraya gelmeden önceki yıllarında sık seyahat eden biri ve hayatının son günlerini geçirdiği Egtved'de  kısa bir dönem - muhtemelen sadece birkaç ay- yaşadı. Fakat Skrydstrup Kadını, ölmeden önce sadece tek ama çok uzun bir yolculuk yaptı ve daha sonra yerleştiği Danimarka'da gömüldü. O, Skrydstrup'a yaklaşık 13-14 yaşlarında geldi. Bu o çağdaki kızlar için evlenebilir bir yaş. Ve o öldüğüne kadar burada yaşıyordu. Egtved Girl'ın aksine Skrydstrup Woman'ında; saç dökülmesi görülmüyor, diş veya tırnak analizlerinde kalıcı hastalık veya malnutrisyon dönemi yaşandığını gösteren hiçbir bulgu yok. Mezarın tam ortasına gömüldmüştü. Onunla ilişkisi henüz bilinmeyen iki adam da aynı höyüğün yanına gömülmüş olarak bulundu. Bütün bunlar, onun önemli bir kadın olduğuna işaret ediyor.

Skrydstrup Kadını şık bir kraliçeyi andırıyor. Fiziği ile de hayli dikkat çekici olduğu tahmin edilebiliyor. O Çağdaşı olan diğer ünlü kızdan on santimetre daha uzundu. Üstelik saç sitiline bakıldığında bir on santim de saçtan dolayı yüksek görünüyordu. Karmaşık bir stilde bağlanan kalın saçları, modacıların hayli ilgisini çekiyor. Her iki kulağına iri altın küpeler takmış ve güzel işlenmiş kıyafetler giymişti. Kıyafetinin uzun, şık kolları vardı.

"Kalıntılardan onun çok zarif bir kadın olduğunu görüyorum. Kraliçe benzeri bir misyonu olduğunu sanıyorum. Hiç şüphem yok ki o kapıdan içeri girdiğinde insanlar "vay be" demeden edemiyorlardı "diyor Prof. Frei.

"Stronsiyum elementi kökenleri ortaya çıkartır"
Stronsiyum (Srontium) oranını analizlerinin insanlarının kökenlerini göstermede önemli olduğunu savunuyor 
Prof. Karin Frei ve "Stronsiyum analizi, bilim dünyasında yeni geliştirilen analitik yöntemlerden; bir kişinin saç ve tırnaklarındaki ya da kullandığı tekstil ürünlerindeki Stronsiyum oranı biz o kişinin kökeni hakkında önemli ipuçları verir. Biz yöntemi Skrydstrup Woman'a uyguladık. Stronsiyum doğal olarak toprakta ve suda bulunur. Bitkiler veya onlarla besleyen hayvanlar vasıtasıyla insanların besin zincirine girer. Bir bireyin dişlerinde, tırnaklarında ve kıllarında bulunan Stronsiyumun (izotoplar dediğimiz) farklı tiplerdeki bileşimi; doğrudan yaşadıkları topraklar, bitkiler ve hayvanlarla ilgilidir. Bir kişinin stronsiyum izotopik kompozisyonunu analiz ederek ve bunu bilinen kompozisyonlarla dünyanın farklı yerleri için karşılaştırarak, onun nereden geldiğini ve ömür boyunca yaşamış olduklarını çözebilirsiniz" şeklinde izahlarda bulunuyor.

"Skrydstrup Kadının kökenleri önceki teorileri devirir"
"Arkeologlar zaten Skrydstrup Woman'ın hayatıyla ilgili çok şey biliyorlardı" diyen Prof. Karin Frei;" Mezarının bölgede kazılan çok sayıdaki Tunç Çağı höyüğünden farklı ve etkileyici olduğunu, yaşadığı alanın zenginliğin merkezi olduğu biliniyordu.
Bölgede bol miktarda bronz ve altın eşya bulunmuştu.

Arkeologlar  Skrydstrup Kadın'ın gömülmüş olduğu yere yakın bir yerde, Tunç Çağı'ndan kalma iki büyük uzun ev buldular. Bunlardan biri, 500 metrekare büyüklüğündeki meşhur büyük "üç koridorlu" evdi. .

Arkeologlar, Skrydstrup Woman'ın dedesinin ya da büyükannesi ve büyükbabasının evi inşa ettiğini düşünüyorlardı, ancak yeni sonuçlar bu tahminleri tersine çevrildi.

Genç bir kızken ittifak yapmak için yola çıktı
Skrydstrup Kadın ilk olarak 1935 yılında keşfedilmişti. Sønderjylland Müzesi (Museum Sønderjylland,) yetkililerine göre;  göre kendisine ithaf edilen höyüğün iç kısmı 13 metre çapındaydı. Daha sonra iki adamın gömüldüğü daha büyük bir mezarla da karşılaşılmıştı. Frei, gömünün kendisinin Skrydstrup Woman'ın hikayesinin önemli bir parçası olduğuna inanıyor:
"Skrydstrup Kadını muhtemelen bir kez yolculuk etti ve hayatının geri kalanında Skrydstrup bölgesinde kaldı. Belki de ittifak yapmaya geldi. Bu ittifak evlilik yüzünden olmuş olabilir ama bu kesin değil.  Ve biz iki adamın kim olduğunu bilmiyoruz. Yalnızca kadınların seyahat edebileceğini ve başka toplumlara hızla entegre olabildiğni söyleyebiliriz. Aksi takdirde böyle görkemli gömülmezdiniz" diyor Frei.

Skrydstrup Kadını muhtemelen bir enfeksiyon nedeniyle öldü.  Skrydstrup Kadınının kemikleri; yaşını, cinsiyetini ve aynı zamanda uzun süreli hastalık ve stres geçirmediğini gösteriyor.

Prof. Karin Frei; "Büyük olasılıkla bir enfeksiyon nedeniyle öldü: grip ya da iskeletinde görünmeyen bir virüs, günümüze kalmamış sadece kanda görünür bir virüs olmalı. Skrydstrup'un kadınının kemikleri, onun 170 santimetre boyunda olabilecek etkileyiciuzun boya sahip ve hayli sağlıklı olduğunu gösteriyor. Kemikler çok uzundu ve çağdaşlarıyla karşılaştırıldığında kesinlikle uzun boylu bir kızdı. Daha sonraki yıllara dair  buluntularımız fazla değil, çünkü insanlar bundan sonra ölüleri yakmaya başlamışlardı. Buna karşılık, örneğin Borum Eshøj'den (Danimarka'daki bir başka Bronz Çağı mezar höyüğü) daha sağlam kemikler çıkarılmıştı"diyor.

Bronz Çağı toplumlarında kadınların rolü daha büyük bir araştırma projensinin parçası
Yapılan araştırmanın sonuçlar bilimsel bir dergiye gönderildi ve şu günlerde yayımlanmak için hakem incelemesinden geçiyor.

Bu arada Frei ve meslektaşlarından oluşan arkeologlar, kadınların Bronz Çağ toplumundaki rollerini araştırmak için, onların kalıntılarının en iyi korunduğu meşe tabutlarını inceliyorlar. Bronz Çağı Kadınlarının Masalları (project Tales of Bronze Age Women) yeni bilimsel projenin adı. Prof. Frei; "Artık Tunç Çağı kadınlarının onlara atfettiğimiz önemden çok daha önemli rollere sahip olduğunu düşünüyorum" diyor.

Danimarka'nın Aarhus Üniversitesi'nden (Aarhus University) arkeolog Prof. Helle Vandkilde, Prof. Frei'nin  yaklaşımını olumlu buluyor ve "Meşe tabutları, olağanüstü derecede her birey üzerinde odaklanmayı mümkün kılan, fevkalade iyi korunmuş materyal kaynağıdır. Bu biyografik perspektif ise özellikle heyecan verici. Ben projeye dahil  değildim ve henüz yayınlanmamış sonuçları tamamen görmedim amam Frei'nin genel olarak yaptığı çalışmayı biliyorum. Skrydstrup Kadının kökeni henüz bitmemiş bir çalışma ama bir şey açıktır: Hem Egtved kızı hem de Skrydstrup Woman "kesinlikle göçmendiler" diyor.

Prof. Frei şimdi Danimarka'daki diğer iyi korunmuş gömülerin bazılarını araştırmayı planlıyor.Sırada , Central Jutland'daki Borum Eshøj höyüğüne gömülmüş, yaşlı kadının kalıntılarını ve iki adamın kemikleri var. O kadının da uzaktan gelip, gelmediğini sadece zaman gösterecek.

MÖ 1390-1370, yıllarına tarihlenen Egtved Kızı, 1921'de bir höyüğün içindeki mühürlü bir tabut içinde bulundu. Yaklaşık 30 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde bir barakada, bir çocuğun yakılmış kalıntılarıyla birlikte keşfedildi. Tabutu mühürlü halde, Kopenhag'daki Danimarka Ulusal Müzesi'ne getirildi ve orada açıldı. Tabuttaki mumyasında inek derisinden yapılmış, kolları dirseğe ulaşan bir elbise ile yatıyordu. Bel kısmı çıplaktı  ve boyu ancak dizlere ulaşan kısa etek giyiyordu. Gevşek bir korse takıyordu. Üzerinde bronz bilezikler ile spiral ve sivri uçlarla süslü geniş bir diske sahip yünlü bir kemer vardı.

Bir kemer ve bronz bilezik de dahil olmak üzere entari ve etek giyiyordu. Kızla birlikte, başında bazı bronz iğne, saç demeti ve saçak içeren bir kutu bulunmuştu. Ayaklarının ucunda 5-6 yaşlarındaki bir çocuğun yakılmış kalıntıları vardı. Başucunda bir bıçak ve bronz iğneler vardı. Egtved Kızının iyi korunmuş kalıntıları, onun 16-18 yaşlarında öldüğünü 160 cm uzunluğunda kısa  saçlı, sarışın ve düzgün kesilmiş tırnakları olduğunu gösteriyordu.
arkeolojikhaber.com, 16.04.2017

HARRAN'IN GÖNÜLLÜ ARKEOLOGLARI

Dünyanın en eski yerleşim yerleri arasında yer alan Harran Örenyeri'nde, ziyaretçiler, oluşturulan özel alanda arkeologlar nezaretinde kazı çalışması yaparak adeta tarihin derinliklerine inmenin heyecanını yaşıyor.

Milattan önce 6 binli yıllarda Moğolların saldırısına kadar, kesintisiz yerleşim yeri olma özelliğine sahip ve bir dönem Asur ve Emeviler'e başkentlik yapan Harran Örenyeri'ndeki kazı faaliyetleri sürüyor.

Dört bir yanı tarihi kalıntılarla çevrili Harran'da kazılar sayesinde tarih gün yüzüne çıkarılırken bir taraftan da bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin tarihe bizzat tanıklık edebilmesine imkan sağlandı.

Harran Kaymakamlığı tarafından uygulamaya konulan Kentsel Tasarım Projesi kapsamında Emeviler döneminden kalma Ulu Cami kazı alanında yaklaşık 30 metrekarelik özel kazı alanı oluşturuldu.

Bölgeye ziyarete giden turistler aldıkları teorik eğitimin ardından arkeologlar nezaretinde çapa, mala ve fırçalarla kazı yapıp toprak altında daha önce uzmanlar tarafından yerleştirilen heykel, seramik parçaları ve bakır eşyaları bulabilmenin heyecanını yaşıyor.

Ziyaretçilere buldukları eserlere ilişkin ise Harran Örenyeri Kazı Başkanı Prof.Dr. Mehmet Önal ve beraberindeki arkeolog ekibi bilgi veriyor.

"İnsanlar deneyimlemek istiyor"
Kaymakam Temel Ayca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Harran ile tarihin adeta özdeşleştiğini söyledi.

Kazı çalışmaları ilçenin turizmi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Ayca, her yapılan kazının Harran'ı biraz daha eskiye götürdüğünü dile getirdi.

Kazı yapan ziyaretçilerin arttığını vurgulayan Ayca, "Deneyim çok önemli bir şey, insanlar, gelip arkeolojik kazı nedir deneyimlemek istiyor. Ziyaretçilerin burada daha fazla kalmasını belki bir kaç gün geçirmesini sağlayacak bir çalışma oluyor. Hedefimiz insanların buraya gelip daha fazla zaman geçirecekleri bir ortam oluşturmak. Bu da kentsel tasarım projemizin en önemli aşamalarından bir tanesi olacak." diye konuştu.

Bir buçuk yıldır üzerinde çalıştıkları Kentsel Tasarım Projesi kapsamında ilçeye büyük bir arkeopark da kazandırmak istediklerini anlatan Ayca, ziyaretçilerin arkeoparkın tamamlanmasının ardından daha geniş bir alanda kazı yapma imkanı bulacağını kaydetti.

Kazı yapanlar memnun
Bölgede kazı yapan Artun Boz ise ilk defa böyle bir çalışmaya katıldığını ve çok heyecanlı bulduğunu söyledi.

Yeni keşfedilen şeylere tanıklık etmenin insana keyif verdiğini aktaran Boz, "Herkesin bunu görmesi gerekiyor. Buraya gelince insanın ufku genişliyor. Kazının bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordum, burada kazının çok uzun sürdüğünü fark ettim. Özen gösterilmesi gerektiğini anladım, saygım da arttı. Çok itina ile kazıyorlar." dedi.

Ata Doğukanlı da kazmanın apayrı bir duygu olduğunu belirterek, "Gezince sadece görüyorsun ama kazınca onların nasıl çıkarıldığını ve müzelerde sergilendiğini görmüş oluyorsunuz. Bence en önemli farklardan bir tanesi anlamaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Kazı yapan 9 yaşındaki Baki Doğan ise zorlandığını ancak bir şeyler bulduktan sonra yaşadığı heyecan nedeniyle zorlandığı anları unuttuğunu kaydetti.
Anadolu Ajansı, Haber: Rauf Maltaş, 15.04.2017

650 YILLIK TARİHİ TÜRBE TAŞINIYOR

Batman'ın Hasankeyf İlçesi'ne, Ilısu Barajı'nın tamamlanması durumunda su altında kalacak 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi'ni yeni yerine taşıyacak özel araç getirildi.

Devlet Su İşleri 16. Bölge Müdür Yardımcısı Mahmut Şayak, gazetecilere yaptığı açıklamada, Zeynel Bey Türbesi'nin, "SPMT" aracıyla Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınacağını belirtti.

Sadece Hollanda'da bulunan aracın türbenin taşınması için Hasankeyf'e getirildiğini ifade eden Şayak, aracın çok fonksiyonlu ve her türlü arazi şartına uygun tasarlandığını anlattı. Şayak, ayrıca aracın her tekerleğinin bağımsız hareket ettiğini ve 360 derece dönebildiğini söyledi.

Türbenin zarar görmemesi için her türlü detayın düşünüldüğünü bildiren Şayak, "Zeynel Bey Türbesi'nin alt tabanı güçlendirildi, ankraj delikleri açıldı, ardından etrafı betonla sabitlendi. Alt kısımda sıkıntı olduğu için çelikle güçlendirdik. Ardından hidrolik sistemimizi yerleştirdik." dedi.

Türbenin taşınması için yapılan 2 kilometrelik yolun da sadece kaplamasının kaldığını belirten Şayak, "Yol bittikten sonra SPMT aracı türbenin altına girerek, kendi yerindeymiş gibi, türbeyi taşıyıp götürecek." diye konuştu.

Tek parça halinde taşınacak
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 2 yıl önce ihale edilen ve Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan projeye göre, bin 100 tonluk Zeynel Bey Türbesi, tek parça halinde yeni yerine nakledilecek.

Türbe, hava şartlarının uygun olması halinde 18 Nisan'da taşınacak.
Anadolu Ajansı, Haber: Selman Tür, 15.04.2017

SİLİFKE KALESİ'NİN RESTORASYON ÇALIŞMALARI

Silifke Kaymakamı Şevket Cinbir, tarihi Silifke Kalesi'nin restore edilmesi için 3 milyon lira, kale içerisindeki kazı çalışmasının bu yıl bitirilmesi için de 500 bin lira ödenek talep edildiğini bildirdi.

Cinbir, yaptığı açıklamada, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan'ın geçtiğimiz günlerde ilçeye yaptığı ziyarette, Silifke Kalesi'nin restore edilmesi ve kale içindeki kazı çalışmaları konusunu görüştüklerini belirtti.

Ödenek konusunu da kendisiyle görüştüklerini ifade eden Cinbir, şunları kaydetti:

"2011 yılı içerisinde başlanan kalenin içerisindeki kazı çalışmalarının tamamlanabilmesi için 500 bin lira ödeneğe ihtiyaç var. Bu ödenek talebini kendisine ilettik ve 500 bin liranın tahsis edilmesi için kendileri talimat verdi. Bununla birlikte asıl Silifke Kalesi'nin en önemli problemlerinden biri de genel restorasyon çalışmasının yapılması ihtiyacı. Silifke Kalesi restorasyon çalışmasına başlanabilmesi için geçen yıl 850 bin lira yine sayın bakanımızın talimatlarıyla Mersin Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığına bir ödenek aktarılmıştı. Bu ödenekle ihale çalışmaları devam ederken 2017 yılında ne kadar para kullanılabileceği konusu değerlendirildi ve 2017 yılında 3 milyon liralık bir restorasyon çalışmasını tamamlayabileceğimiz düşüncesi hakim oldu. Sayın bakanımızdan surların restorasyonu için de talep ettiğimiz 3 milyon liranın da yine Mersin Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığına sağlanması konusunda desteklerini aldık. Böylece 2017 yılında Silifke Kalesi'nin içindeki kazı çalışmaları bitirilmiş olacak."

Cinbir, Silifke Kalesi'nin restorasyon çalışmasının başlayacağını ve 2 yıl içinde restorasyon çalışmasını tamamlamayı hedeflediklerini aktardı.
Milliyet, 15.04.2017

20.000 YILLIK MAĞARA ÇİZİMLERİ MÜZEYE TAŞINIRSA

Fransa'nın Montignac kentindeki Uluslararası Mağara Sanatı Merkezi (Centre International d'Art Parietal), ziyaretçilere 20.000 yıllık, tarih öncesi Lascaux mağara çizimlerini inceleyebilmeleri adına eğitimsel bir deneyim sunuyor.



Mimarlar Snøhetta ve SRA ile skenograf Casson Mann, bütüncül bir müze oluşturabilmek adına proje süresince arkeologlardan oluşan bir ekip ile birlikte çalıştı. Tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirildiği Vézère Vadisi ile ormanlık bir dağ yamacı arasında, eşsiz bir manzarada konumlanmış Lascaux IV Mağaralar Müzesi, ziyaretçilerini tarih öncesi bir yolculuğa çıkaracak olan mağara replikasını, çağdaş bir tasarım örneği ile iç içe barındırıyor.



Ziyaretçilerin müzeyi inceleme aşamaları, 1940'ta mağaranın ilk kaşiflerinin geçirmiş olduğu deneyimsel süreçlerin benzerini yaratarak, aynı hislerin ziyaretçilere de yansıtılabilmesi adına özenle planlandı. Müzede bulunan mağara replikası, orijinal mağara üzerinde uygulanan, bir milimetreye kadar toleranslı üç boyutlu lazer tarama teknolojisi ile geliştirilerek, yirmi beş sanatçının iki yıllık bir çalışma sürecinde yaptığı boyamalar ile tamamlandı. Lascaux IV duvarlarındaki eserlerde, orijinal mağara özelliklerine sadık kalmak adına, yirmi bin yıl önce uygulanan pigmentlerin aynısı kullanıldı. İçerideki nemli ve karanlık ortam ile, duvar yüzeylerindeki gravür örnekleri ziyaretçilerin geçmişteki barınak yaşantısını deneyimleyebilmesi üzerine oluşturuldu.



Replika çıkışının ardından ulaşılan, "Mağara Bahçesi" olarak bilinen geçiş alanı, ziyaretçilerin iç mekandaki yoğun içsel ve duygusal deneyiminin sonrasında gökyüzü ve su sesi gibi doğal faktörler ile dış mekana yeniden adapte olabilmesine olanak tanıyor. Kapalı sergi salonlarından ışıklı geçiş alanlarına, ziyaretçilerin müze ziyareti boyunca ışık ve yoğunluk arasındaki belirgin farklılıklar, inişler ve çıkışlar, iç mekan - dış mekan ilişkisi, doğa ve sanatın birlikteliği dengeli bir sıralama ile sunuluyor.



Gün ışığı ile aydınlatılan çoklu eğitim alanları arasındaki yönlendirme bölgesi, ziyaretçilere sergiler arasında dinlenebilecekleri bir bölgenin yanı sıra, bir araya gelebilecekleri bir sosyal buluşma noktası tanımlıyor. Bu bölgeyi, Vézère Vadisi'nin zengin tarihini ve mağara resimlerini öğretmek adına oluşturulan interaktif sergiler izliyor. Casson Mann'ın enstalasyonu dijital sistemler ile güçlendirilmiş; tarih öncesi uzmanları ve arkeologların en son yapılan araştırmalarından elde edilen bulguların sunumunda interaktif ekranlar ve yeni teknolojik cihazlardan yararlanılmış. Müze için tasarlanan dijital cihazlar eşliğinde, ziyaretçilerin interaktif bir deneyim yaşaması amaçlanmış. Ziyaretçilere eşlik eden bu cihazlar, müzeyi yazılı panellerden arındırıyor.

Ziyaretçilerin mağaranın geçmişi, nasıl keşfedildiği, gerçek mağaranın şu anda neden kapalı olduğu ve 20.000 yıl önceki sanatçıların mağara çizimleri üzerinde nasıl çalıştığı hakkında bilgilendirildiği Atölye Bölümü'nde (L'Atelier de Lascaux), çizimler daha yakından incelenebiliyor.

Atölye Bölümü'nün hemen ardından Lascaux'daki mağara sanatının anlatıldığı Mağara Sanatı Sineması'nda (Le theatre de l'art paretial) ışık, ses, filmler ve objelerin kullanımı ile ziyaretçiler, üç boyutlu gözlüklerle desteklenen dijital bir yolculuğa çıkartılıyor. Onu takip eden, kuratörlüğü profesör, filozof ve yazar John Paul Jouary tarafından yapılmış Hayalgücü Galerisi'nde (La galerie de l'imaginaire) ise tarih öncesi mağara sanatının, günümüz modern sanatı ve sanatçıları üzerindeki etkileri ziyaretçiler ile paylaşılıyor.

Vezere Vadisi üzerinde çağdaş bir ek olarak kendine yer edinen Lascaux IV, tarih öncesi sanatın en bilindik örnekleri üzerinden, bölgenin sahip olduğu zengin tarihi mirası açıklayabilmek adına yeni yaklaşımlar sunmakta. El emeği duvar çizimlerinden, sanal gerçeklik sergilerine, geleneksel yöntemler ve yüksek teknolojinin bir arada bulunduğu proje, Paleolitik Çağ sanatını mekansal ve deneyimsel anlatımlar ile birleştiriyor.
Arkitera, Kaynak: ArchDaily, Haber: Tülay Aydın, 14.04.2017

MOĞOLİSTAN'DA 1500 YILLIK TÜRK KADIN MEZARI BULUNDU

Daily Mail'in haberine göre arkeologlar Moğolistan'da Altay Dağları'nda 1500 yıllık bir Türk kadının mezarını günyüzüne çıkardı. Siberian Times'ın haberine göre mezara ilk bölgedeki çobanlar rastladı ve Khovd Şehir Müzesinden arkeologlara haber verdi. Bozulmadan korunmuş bir halde bulunan mezarda kıyafetleri ve atıyla birlikte gömülen kadının giydiği modern çizmeler görüldü. Bilim insanları mezarın 1500 yıllık olduğunu düşünüyor.



"ÜST SINIFTAN DEĞİL" Orta Asya'da bütünlüğü bozulmadan bulunan ilk Türk gömüsü olduğuna inanılan mezar, Altay Dağları'nda 2 bin 900 metre rakımda bulundu. Bölgedeki hava koşullarının 3 metre derinliğindeki mezarı bozulmaktan koruduğu ifade edildi. Khovd Müzesi'nden araştırmacı B. Sukhbaatar, "Üst sınıftan bir kişi değil ve muhtemelen bir kadın cesedi. Çünkü mezarında yay bulunmuyor. Şimdi cesedin cinsiyetini kesin olarak belirlemek için dikkatli bir şekilde üzerini soyacağız" dedi.





"TİCARET KONUSUNDA OLDUKÇA BECERİKLİLER"
B. Sukhbaatar Moğolistan'da bulunan mezarın muhtemelen tüm Orta Asya'da bulunan bütünlüğü bozulmamış ilk Türk gömüsü olduğunu belirterek, "Bu çok ender rastlanan bir fenomen. Bu bulgular bize Türklerin inanç ve ritüellerini gösteriyor. Mezarda dizgin, kil vazo, ahşap kase, yalak, demir tencere, at kalıntıları ve antik kıyafetler bulundu. Atın kurban edildiğini çok net bir şekilde görüyoruz. 4-8 yaşları arasındaki bir kısrak olduğu anlaşılıyor. Pamuktan yapılmış 4 ceket bulduk. Bulduklarımız arasında sadece koyun yününden yapılan kıyafet ve eşyalar değil, deve yününden yapılanlar da var, bu çok ilginç. Mezardan çıkanlar arasında bir de şapka var. Bulunanlar mezarın yaklaşık MS 6. yüzyıla ait olduğunu ve bu insanların ticaret konusunda da oldukça becerikli olduklarını gösteriyor" diye konuştu.






DAHA ÖNCE DE 2 BİN YILLIK TÜRK MEZARI BULUNMUŞTU
Çin metinlerine göre MÖ 6. yüzyılda Orta Asya'dan Sibirya'ya kadar olan bu bölgede, İpek Yolu boyunca Türk kabileleri ve Soğdiyanlar yaşıyordu. Kendi alfabelerini geliştiren, kurt ve mavi rengi de içeren bir dizi sembole sahip olan Türklere ait bölgede daha önce başka mezarlar da bulundu. 2003'te bir mezarda bulunan 2 bin yıllık iskelete yapılan DNA analizi, cesedin modern Türklere ait genleri taşıdığını ortaya çıkarmıştı. Arkeologlar iki yıl önce de Altay Dağları'nda Türk bir savaşçıya ait olduğuna inanılan bir mezar bulmuştu. Savaşçının mezarında atı ve bazı müzik enstrümanları da bulunmuştu. Bunların yanı sıra mezarda yastıklar, bir koyun kafası, deri çanta, keçi kemikleri de vardı. O dönemde sahip oldukları eşyalar ile gömülen Türkler, öte dünyada bu eşyaları kullanacaklarına inanıyordu.


ensonhaber.com, 11.04.2017



9 - 15 Nisan 2017
BİZANS SİKKESİYLE BİZANS OYUNU

İstanbul’da yaşayan M.Ç.’yi geçen hafta asker arkadaşı M.C. arayarak bir akrabasının Tekirdağ’da kepçe operatörü olarak çalıştığını, arazide yaptığı bir kazıda 1250 adet altın Bizans sikkesi bulduğunu anlattı.

M.C. sikkeleri ucuza satabileceklerini söyledi. M.Ç. arkadaşının yönlendirdiği 3 kişiyle Ümraniye’de buluştu. M.Ç. getirilen numune sikkeyi bir kuyumcuya götürdü. Sikke gerçekten de altındı ve Bizans dönemine aitti. Sikkelerin tamamı için istenen 40 bin TL’yi bulacağını söyleyen M.Ç. adamlarla geçen cumartesi için Silivri Otogarı’nda buluşmak için sözleşti.

M.Ç. Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giderek olayı ihbar etti. M.Ç 3 kişi ile Silivri Otogarı’nda buluştuğunda polis operasyona başladı. A.Ç, Ş.Y ve M.K gözaltına alındı. M.ǒye verilen çantanın içinden de 341 adet altın renkli figürlü sahte sikke ele geçti. Şüphelilerin araçlarında ise sahte sikke yapımında kullandıkları 1 kilo 300 gram ortası delik pul metal bulundu. Adliyeye çıkarılan A.Ç savcılık sorgusunun ardından serbest kalırken, Ş.Y ve M.K adli kontrol kararıyla salıverildi. 
Hürriyet, Haber: Çetin Aydın, 13.04.2017

ALİAĞA'DA KAÇAK KAZIYA 4 GÖZALTI

İzmir'in Aliağa İlçesi'ndeki tarihi kalıntıların bulunduğu, SİT alanı olan bölgende kaçak kazı yapan 4 kişi, jandarma tarafından suçüstü yakalandı.

İzmir İl ve Aliağa İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Aliağa'nın Bozköy Mahallesi Kyme antik kenti kalıntıları içerisinde kalan Kaletepe'de, 1'inci derece SİT alanında Kaçak kazı yapıldığını öğrendi. Hazırlıklarını yapan ve çevreyi takibe alan ekipler, dün bölgede kaçak kazı yapılırken harekete geçti. H.B., M.B., R.A. ve T.T. adlı 4 şüpheli, jandarma ekiplerince kaçak kazı yaparken suçüstü yakalandı. Çevredeki 2 farklı alanda kaçak kazı yapıldığı görüldü. 3 çapa, 1 kürek, 1 testere ve 1 çift eldiven ele geçirildiği belirtildi.

Şüphelilerin jandarmadaki işlemlerinin ardından 'Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa Muhalefet', 'tarihi eser kaçakçılığı' ve 'izinsiz kazı yapmak' suçundan adliyeye sevk edileceği belirtildi.
Milliyet, 13.04.2017

HARATİ BABA TEKKESİ'Nİ TİKA ONARACAK



Makedonya'nın Kalkandelen şehrindeki en önemli Osmanlı eserlerinden Harabati Baba Tekkesi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından restore edilecek.

AA muhabirine açıklamada bulunan TİKA Üsküp Koordinatörü Teoman Tiryaki, Makedonya İslam Birliği (Diyanet İşleri Başkanlığı) ile iyi niyet protokolü imzalayarak, tekkenin restorasyonunun gerçekleştirilmesi hususunda mutabakata vardıklarını söyledi.

TİKA'nın, 2005 yılından bugüne kadar Makedonya'da birçok alanda projeler gerçekleştirdiğini aktaran Tiryaki, destek projelerinin yanı sıra ata yadigarı eserlerin yeniden ayağa kaldırılması konusunda da onarım çalışmaları yaptıklarını ifade etti.

Tiryaki, Makedonya'daki en önemli tarihi eserlerden olan Harabati Baba Tekkesi'nin durumu hakkında bilgi vererek, bu eserin 2003 yılından beri Makedonya İslam Birliği ile Bektaşi Merkezi arasındaki mülk anlaşmazlığı nedeniyle davalık olduğunu belirtti.

İki kurum arasındaki anlaşmazlık nedeniyle, ihtiyaç olmasına rağmen onarım çalışmalarının başlatılamadığını dile getiren Tiryaki, başbakanlığı döneminde, 2011 yılında tekkeyi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tekkenin restorasyonu için talimat verdiğini anlattı.

Tiryaki, o tarihten itibaren Makedonya İslam Birliği ile Bektaşi Merkezi arasındaki davanın takip edilerek, sonuçlanmasının beklendiğini söyleyerek, geçen hafta itibarıyla davanın Makedonya İslam Birliği lehine sonuçlanarak, anlaşmazlığın ortadan kalktığını ifade etti.

Restorasyon projesi için çalışmalar başladı

Davanın sonuçlanmasıyla Makedonya İslam Birliği Başkanı Süleyman Recepi ile görüştüklerini aktaran Tiryaki, görüşme sonucunda iki kurum arasında bir iyi niyet protokolü imzalayarak, bu eserin TİKA tarafından restore edilmesine ilişkin mutabakata vardıklarını belirtti.

Tiryaki, restorasyon projesi için çalışmalara başladıklarına dikkati çekerek, "Projemiz tamamlandıktan sonra Makedonya'nın ilgili kurumlarından da onayları alınarak restorasyon çalışmaları başlayacak. En kısa sürede, Harabati Baba Tekkesi TİKA'nın restorasyonu ile başarılı bir şekilde tamamlanarak, Makedonya'ya, Makedonya İslam Birliğine teslim edilecek." dedi.

Tekkenin ülkedeki önemli eserlerden biri olduğunu ve bu yüzden restore edilmesine çok önem verdiklerini dile getiren Tiryaki, TİKA olarak bu eserin restorasyonunu gerçekleştirecek olmaktan büyük mutluluk duyduklarını sözlerine ekledi.

Harabati Baba Tekkesi
Harabati Baba Tekkesi, 1538 yılında Sersem Ali Baba veya Server Ali Baba adlarıyla anılan ve Kanuni Sultan Süleyman'ın hasekilerinden Mahidevran Sultan'ın ağabeyi tarafından kuruldu.

Server Ali Baba, Hacı Bektaş Dergahı'na yerleşmeden önce devlet kademesinde beylerbeyi rütbesine kadar yükselmiş bir devlet adamıydı.

Tekke adını, Server Ali Baba'nın ölümünden sonra yerine geçen dedelerden Harabati Baba'dan alıyor.

Harabati Baba Tekkesi, çeşitli yapılardan oluşan bir tarikat külliyesidir. 26 bin 700 metre karelik bir alana kurulan külliye, 3 metre yüksekliğinde mazgallı duvarlarla çevrilidir.
Anadolu Ajansı, Haber: Cihad Aliu, Fotoğraf: Furkan Abdula, 12.04.2017

Kıbrıs'ta bulunan Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolan tarihi Hilat, Din İşleri Başkanlığı ve Mağusa temsilcisi ile Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin arasını açtı. Derneğe camiden el çektirildi....

Kıbrıs'ta bulunan Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolan tarihi Hilat, Din İşleri Başkanlığı ve Mağusa temsilcisi ile Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin arasını açtı. Derneğe camiden el çektirildi.

Haberkibris.com'da yayımlanan Nadire Bahadi imzalı haberde, Osmanlı’nın fethi sırasında Mağusa’nın teslim olmasını simgeleyen ve manevi önem taşıyan Hilat’ın Lala Mustafa Paşa Camii’nden kaybolması hakkında şikayetçi olan Lala Mustafa Paşa Camii’ni Koruma ve Yaşatma Derneği’nin bağış kutusu Mağusa Kaymakamlığı tarafından cami dışına atıldı.

Havadis daha önce Müftü Mustafa Küçük dönemine kadar camide bulunan ancak bir süreden beridir kayıp olan Hilat’ı gündeme getirmişti. Dernek Başkanı Mehmet Canatan Müftü Mustafa Küçük’ün Hilat diye kamuoyuna sergilediğinin bez parçasından ibaret olduğunu belirtirken, Mustafa Küçük’ün Din İşleri Başkanlığı tarafından korunduğunu ifade etti. Derneğin kaybolan Hilat’ın peşine düşmesi nedeni ile camiden uzaklaştırılmak istendiğini iddia eden Canatan, “Caminin kış aylarında günlük bin 500 lira ile 2 bin lira, yaz aylarında ise 5 bin TL’ye kadar artan bağış miktarı var. Biz tüm bağışları cami yararına kullanıyoruz. Din İşleri Başkanlığı’nın devlet kurumu olması nedeni ile bağış toplama yetkisi yok. Bağışın akıbeti muamma” diye konuştu. Derneğin elindeki yetkilerin alınıp camiden uzaklaştırılmak istendiğini belirten Canatan, bağışların akıbetinin de Hilat’a benzeyeceğinden endişe duyduklarını söyledi.

'PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ'
Dernek Başkanı Mehmet Canatan, Selimiye Camii’nden kaybolan ve yurt dışına satıldığı ortaya çıkan kılıcın araştırılıp bulunduğu gibi Hilat’ın da araştırılmasını istediklerini belirtti. Müftü Mustafa Küçük’ün suçlamalar üzerine Hilat diye çıkarıp bir bez parçası gösterdiğini ifade eden Canatan, Mustafa Küçük’ün Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın da olduğu bir randevuda Hilat’ı getirmek için söz verdiğini ancak kendisinin gitmesine rağmen Müftü Küçük’ün gelmeyip Hilat’ı göstermekten çekindiğini kaydetti.

“Bu kadar dürüstlerse Hilat’ı çıkarıp gösterirler ve camideki eşyalar ile ilgili tutanak tutulup maddi ve manevi değeri olan bütün eşyalar kayıt altına alınır” diyen Canatan, Hilat’ın unutturulmaya çalışıldığını ancak peşini bırakmayacaklarını kaydetti.

'HİLAT'IN KAYDI YOK'
Öte yandan, kayıp olduğu iddia edilen Hilat ile ilgili KKTC Din İşleri Başkanı Prof.Dr. Talip Atay'dan yazılı bir açıklama geldi. 'İddiaların en açık şekilde yalanlandığının' belirtildiği açıklamada, "Lala Mustafa Paşa Cami’nde bulunan demirbaşları gösteren 1975 tarihli demirbaş listesinde “hilat” ya da hilata benzer bir demirbaş kaydına rastlanmamıştır." ifadeleri kullanıldı. 

"Gerçek yukarıdaki gibi olduğu halde, olmayan bir eşya uydurarak gazeteye servis eden Dernek Yönetimi bu kurmaca haberle neyi örtmeye çalışmaktadır?" ifadelerinin kullanıldığı açıklamada, derneğin el çektirilme sebebini olarak 'Turistlerden topladığı yardım paralarının kaydının uzun süre hiç tutulmadığı, sonrasında sağlıklı tutulmadığı' , 'Derneğin toplanan paraya kıyasla camide çok sınırlı iş yaptığı, bazı işlerin bedelini de dernek hesabından ödenmiş gibi gösterip başka hayırseverlere ödettiği' , 'Dernek yönetimince, cami içinde görev yapan bazı görevlilerimize yönelik baskı, hakarete varan müdahaleler yapıldığı' gibi iddialara yer verildi.

'SÖZLÜ OLARAK UYARDIK'
Atay, söz konusu iddialarla ilgili kendilerinin sözlü olarak uyarıldıklarını ifade ederek şunları söyledi: "Yukarıdaki şikayet ve iddiaların yoğunlaşması üzerine, Dernek Yöneticilerini parasal faaliyetleri ve görevlilerimize karşı tutumları hususunda sözlü olarak uyardık. Bu uyarılarımızdan kısa süre sonra, söz konusu gazeteye Dernek Yöneticilerinin ağzıyla yalan ve iftira içerikli, tamamen uydurma bir konu icat edilerek gündem değiştirmeyi amaçlayan çirkin haberler servis edilmeye başlandı. Görevlilerimize verdiğimiz talimat sonucunda cami kapısında turistlerden yardım alma faaliyetlerini durdurduk. Ayrıca, cami ve cami avlusunda her türlü para toplama faaliyetlerinin ikinci bir emre kadar yapılmamasına ilişkin talimat gönderdik.  Fakat iki hafta önceye kadar, camiye izinsiz kasa koymak ve Cuma namazları çıkışı yine izinsiz, kayıtsız ve tutanaksız bağış toplamak suretiyle bir şekilde para toplamaya devam ettiler. Yapılan yasal müdahale sonucunda son iki haftadır Derneğin, cami ve cami avlusundaki yardım toplama faaliyetleri sonlanmıştır.
"
Odatv, 12.04.2017

ÜNLÜ SEYYAHIN SON İZİ TİNERCİ KURBANI

Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi kabul edilen Karaman Pir Ahmed Camisi’ndeki el yazısı yok olmak üzere. Camide inceleme yapan Dr. Tütüncü, “Tarihi mekan tinercilerin barınağı olmuş” dedi.



Tüm dünyada saygı ve kabul gören Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi ilgisizlik nedeniyle yok olmak üzere. 2009 yılından bu yana yapılan tüm uyarılara rağmen Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izi olarak kabul edilen Karaman Pir Ahmed Camii’ndeki el yazısı bir türlü koruma altına alınmıyor. Cami duvarına işlenmiş yazıyı ortaya çıkartan epigrafi uzmanı Dr. Mehmet Tütüncü, kitabenin son durumu hakkında şu bilgileri verdi:

“Evliya Çelebi’nin en büyük özelliklerinden biri gezdiği yerlere kendine ait bir not bırakmasıydı. Çelebi, seyahatlerinde  ziyaret ettiği camilerin uygun yerlerine kendi ismi, ziyaret ettiği yıl ve kendisine bir Fatiha okunmasını yazmayı ihmal etmezdi. Evliyanın bu notlarından Bulgaristan ve Bosna’da birer örneği zamanımıza kadar ulaştı. Notların Türkiye’de sadece 2 örneği bulunuyordu. Adana Hasan Ağa Camii’ndeki yazı 1998’deki deprem sonrası yanlış restorasyonla silinerek yok edildi. Karaman’daki yazı kurtarılamazsa Çelebi’nin son izi yok olacak.

‘Önlem alınmalı’
Yazının 1671 yılına ait olduğunu belirten Dr.Tütüncü, şöyle dedi:

“Çelebi, Hac yolculuğu sırasında Karaman’dan geçerken Pir Ahmed Camii kapısının sol tarafındaki taş söveye ‘Seyyah alem Evliya ruhiycün Fatiha sene 1082’ yazısını yazıyor. Yazı bundan 10 yıl kadar önce okunabilecek durumdayken şimdilerde maalesef büyük tehdit altında. Tarihi cami ise tinercilerin ve evsiz insanların barınak sahası oldu. Geçtiğimiz günlerde kitabenin etrafında ateş yakılıp duvarlara boya ile bir şeyler yazıldığına şahit oldum. Tarihi camide maalesef hiçbir güvenlik tedbiri alınmadığı gibi kaderine terk edilmiş bir halde. Bu şekilde tinercilerin barınağı haline gelen caminin dışında ısınmak için ateş yakıldığı ve taşların sökülüp yıkıldığını tespit ettim. Yetkililer önlem almazlarsa yakında Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izini ebediyen kaybetmiş olacağız. Büyük seyyahımız Evliya Çelebi’nin son izinin korunması için Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Karaman Belediyesi’nin acilen harekete geçmesi gerekiyor.”

Çelebi’nin yazısı girişte 
Arşiv belgelerine göre Evliya Çelebi’nin Türkiye’deki tek somut izinin olduğu Karaman Pir Ahmed Camii, 1547 yılından önce yaptırıldı. Kare planlı kesme taştan yapılan cami, ilk yapıldığı zaman üzeri merkezi bir kubbe ile örtüldü. Kubbenin 1864 yılında çökmesinden sonra yerine düz toprak dam yapılırken, sonrasında kiremitli bir çatı, ilerleyen yıllarda ise ilk haline benzer bir görünüm aldı. Tarihi camideki Çelebi’nin el yazısı ise giriş kapısının sağ tarafındaki mermer direkte bulunuyor.

Milliyet, Haber: Mert İnan, 11.04.2017

650 YILLIK TÜRBE 18 NİSAN'DA TAŞINACAK

Ilısu Barajı ve HES Projesi Kültürel Varlıkları Koruma ve Kurtarma Çalışmaları kapsamında Zeynel Bey Türbesi'nin, Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı'na taşınması için başlatılan çalışmalar yoğun şekilde sürdürülüyor.

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce 2 yıl önce ihale edilen ve Diyarbakır Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca onaylanan projeye göre, bin 100 tonluk türbe, tek parça halinde yeni yerine nakledilecek.

Son aşamaya gelinen çalışmalar kapsamında, 650 yıllık türbenin taşınması için 2 kilometre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde yeni bir yol yapıldı.

Türbe, 96 tekerli treylere konulup, aralarında 6 mühendis ve 3 mimarın da bulunduğu 52 kişilik ekip tarafından yeni yerine götürülecek. Taşıma işlemi, 18 Nisan'da gerçekleştirilecek.

"Türkiye'de ilk defa bu ağırlıkta bir eser bütünsel olarak taşınıyor"
Hasankeyf Kaymakamı Faruk Bülent Baygüven, AA muhabirine, barajın tamamlanmasının ardından su altında kalacak Zeynel Bey Türbesi'nin taşınması için yaklaşık 3 yıldır faaliyet yürütüldüğünü söyledi.

Yaklaşık 2 yıl önce yapılan ihale işleminin ardından başlatılan çalışmaların son aşamaya geldiğini dile getiren Baygüven, eserin yeni Hasankeyf'teki arkeoparka nakledileceğini kaydetti.

Taşıma işleminin büyük titizlikle gerçekleştirileceğini vurgulayan Baygüven, şöyle konuştu:

"Türkiye'de ilk defa bu ağırlıkta bir tarihi eser bütünsel olarak taşınıyor. Öncelikle türbeyle, emsal ağırlıkta bir kütle taşınacak. Türbeyi taşıyacak araç, ortalama saatte 2 kilometre hızla gidecek. Eserin 8 saatte taşınması planlanıyor. Çok önemli bir tarihi eser olduğu için herhangi bir zarara uğramadan yeni Hasankeyf'te arkeoparktaki alana yerleştirilecek. Türbenin taşınmasına tanıklık etmek isteyen herkesi 18 Nisan'da Hasankeyf'e bekliyoruz."

"Tarihe ne kadar önem verdiğimizi tüm dünya görecek"
Hasankeyf Kültür Derneği Başkanı Ahmet Akdeniz ise DSİ'nin Zeynel Bey Türbesi'nin sular altında kalmaması için yoğun çaba sarf ettiğini söyledi.

Eserin bütünsel olarak taşınacağına işaret eden Akdeniz, "Bu taşıma, devletimizin tarihi eserlere verdiği önemin kanıtıdır. Tarihe ne kadar önem verdiğimizi tüm dünya görecek. Yeni Hasankeyf'te turizmin canlanması için önemli bir eser olacak. İnşallah yurt içi ve yurt dışından çok sayıda kişi, türbenin taşınma anını yerinde görmeye gelecek." dedi.

Zeynel Bey Türbesi, 1462-1482'de Hasankeyf'te hüküm süren Akkoyunlulardan kalan tek eser olma özelliğini taşıyor.
Anadolu Ajansı, Haber: Selman Tür - Muhyeddin Beyca, 11.04.2017

'KAHRAMAN' TARİH YOLA KURBAN

Kahramanmaraş’ın en kadim yerlerinden olan Turan Mahallesi’nde tarihi evler yıkılarak yol genişletme projesi başlatıldı. Kentsel sit alanı olması da, evlerin tescillenmesi de yıkımı durduramıyor.



Kahramamaraş’a kahramanlık unvanının verilmesine neden olan, Fransızlara karşı direnişin simgesi konumundaki Hırlakyan Konağı yol genişleme çalışmalarından nasibini alacak. Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, önce tescillediği Turan Mahallesi’ndeki sivil mimari örneklerinin daha sonra yıkımına da onay verdi. Kentsel sit alanının ortasından geçirilmek istenen yolun hangi amaçla yapıldığı bilinmiyor. Belediye yetkilileri itfaiyenin sokaklara girememesini gerekçe gösteriyor. Mahalledeki evlerden, Bahtiyar yokuşunun başında yer alan Hırlakyan Konağı’nın da yol genişleme sırasında istinat duvarı yıkılacak. Ancak belediyenin hazırladığı rapora göre duvar yıkıldığında konağın çökme riski var. Bahçedeki 200 yıllık çam ağacı da yok olacak.



EN ESKİ CAMİ DE ZARAR GÖRECEK
Yol genişleme projesi devam ederse 2. grup tescilli olan Arıkan Konağı da tamamen yıkılacak. Maraş’ın en bilinen sivil mimari örneklerinden olan tarihi konak Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılmak amacıyla kamulaştırıldı. İçinde oturanlar çıkınca da binanın önce kapısı sonra içi yağmalandı. Konağın tam karşısında ise Şeyh Camisi yer alıyor. 12’nci yüzyıl ve Maraş’ın Beylikler dönemine şehrin en eski camisinin dibinden geçen yolun yapıya büyük zarar vereceği belirtiliyor. Araç trafiğinin oluşturacağı sarsıntının orijinal mimaride geri dönüşü olmayan büyük tahribata neden olacağı ileri sürülüyor.

Yine Şeyh Camisi güneyinde bulunan, koruma kurulu tarafından tescili bile yapılmayan 18. yüzyıl sivil mimari örneği iki dükkan da yol genişlemesinde tamamen yıkılıyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, kentsel sit alanı içinde 4 tescilli ve bir o kadar da henüz tescil edilmemiş sivil mimari örneğini yol genişleme çalışmalarına kurban ederken, bir yandan da Şehit Ganiyusufoğlu Hayribey Caddesi üzerinde sokak iyileştirme çalışmaları yapıyor. İyileştirme yapılan caddede iki kültür varlığı bina yer alırken günümüz betonarme yapılara tarihi siluet kazandırmak için eskitme taşlarla kaplama yapılıyor.

DİRENİŞİ BAŞLATAN KONAK DA TEHLİKEDE
Ayakta kalmayı başaran her Maraş evinin Kurtuluş Savaşı’ndan kalma bir hatırası var. Yol genişletme çalışmalarından nasibini alan Hırlakyan Konağı da bunlardan biri. Hikayeye göre 27 Kasım 1919’da Agop Hırlakyan’ın evinde işgal kuvvetleri komutanı için bir dans tertiplenir. Fransız komutanın dansa davet ettiği Hırlakyan’ın kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum. Kalede Türk bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem” diyerek teklifini kabul etmez. Bunun üzerine kaledeki Türk bayrağı indirilir. Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca’nın “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz” sözü halkı Fransızlara karşı harekete geçirir ve Maraş’ın 72 gün süren kurtuluş savaşı başlar. 
Hürriyet, Haber: Ömer Erbil, 11.04.2017

TOPKAPI SARAYI'NDA TARİHİN EN BÜYÜK RESTORASYONU

Topkapı Sarayı Müzesi, tarihinin en kapsamlı restorasyonunu yaşıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı devam eden 24 projenin toplam 220 milyon TL'ye mal olacağını söyledi. Müze Başkanı Mustaf Sabri Küçükaşçı ise "Dünyada bir müzenin deposu nasıl ise bizde de öyle. Hem sarayı muhafaza ediyor hem eserleri sergiliyoruz" dedi.



Topkapı Sarayı Müzesi'nde tarihi restorasyon... İlk kez 3 Nisan 1924'te Atatürk'ün emriyle müze haline getirilerek ziyarete açılan saray, bugüne dek çok sayıda onarımdan geçti. İlk büyük çalışma 1940-1944 yılları arasında gerçekleşti. Bu süre zarfından sonra da sarayın farklı bölümlerinde çalışmalar yapıldı. Projeler 2000'li yıllardan itibaren hız kazandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncülüğündeki hummalı çalışmalar kapsamında bugüne dek mutfak, Zülüflü Baltacılar Ocağı, Harem Kadınlar Mescidi, Hünkar Sofrası, Müzik Odası, Kara Ağalar Mescidi, Hazine Bölümü gibi yerler restore edilmişti. Topkapı Sarayı Müzesi'nde şu anda Seferli Koğuşu, Fatih Köşkü, Kilerli Koğuşu, III.Ahmet Kütüphanesi, Harem 1-2-3. etaplar, Beşirağa Camii, Matbah-ı Amire Koğuşları, Gülhane Hastaneleri, Askeri Depolar ve arkasındaki İstinat duvarları, Sur-i Sultani 1.etap restorasyonları da tüm hızıyla devam ediyor. 400 personele sahip sarayın restorasyon projelerinde ise toplam 500 kişi çalışıyor.

ZİYARETİ AKSATMIYOR
Müze Başkanı Prof.Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı sarayın hem ciddi bir restorasyon sürecinden geçtiğini hem de müze olarak hizmete devam ettiğini, eser teşhirlerini yaptıklarını belirtti. İstanbul'un bir deprem alanı olduğunu, bu kapsamda da tedbir alınması gerektiğine dikkat çeken Küçükaşçı şöyle konuştu: "2000'li yıllarda Atilla Koç döneminden itibaren sarayda yapılan zemin etütleri, güçlendirme, restorasyon, teşhir ve tanzim çalışmaları sürüyor. Bu arada Gülhane gibi eskiden sarayın alanında olan ama başka amaçlarla kullanılan binaların saraya katılması, yeni teşhir alanlarının çıkması, teşhir ve tanzim projelerinin yapılmasını gerektirdi. Artık dünyadaki müzecilikte, bir müze deposunun nasıl olması gerekiyorsa Topkapı Sarayı'nda da aynısını yapmaya çalışıyoruz. Depoların büyük çoğunluğunu çağdaş hale getirmeye çalışıyoruz. İklimlendirmeye, eserin muhafazasına özen gösteriyoruz. Bir de eserlerin konservasyon işlemi var. Hepsi için yoğun bir çalışma var."

EN KAPSAMLI ÇALIŞMA
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Topkapı Sarayı tarihinin en kapsamlı restorasyon sürecini yaşadığını söyledi. Avcı devam eden 24 iş olduğunu, bunların toplam 220 milyon liraya mal olacağını belirterek "Bu, Topkapı Sarayı tarihinde gerçekleştirilen en kapsamlı restorasyon, konservasyon, teşhir ve tanzim

projesidir" şeklinde konuştu.

Geçmişten bugüne yapılanlar
Sarayın arşiv ve deposu, İşlemeler Deposu ve Hazine Deposu ile Ağalar Camii kütüphane ve deposu padişah elbiseleri ve kumaş deposu da 1961 yılında düzenlenmişti. Yine 60'lı yıllarda sergi salonlarında önemli yenilikler yapılmış, Mukaddes Emanetler, Saatler ve İşlemeler gibi yeni sergi salonları oluşturulmuştu. Harem’in bazı bölümleri onarılarak bugünkü sistemle 1971 yılında ziyarete açıldı. Arz Odası, Çin ve Japon Porselenleri, Hazine, Minyatür ve Padişah Portreleri, Saltanat Arabaları bölümleri yeni bir teşhir anlayışıyla 1972 yılında ziyarete açıldı. Sarayda yapılan uzun soluklu çalışmalar hala sürüyor.

Yeni Şafak, 08.04.2017

ANTİK DNA ÇALIŞMALARI İLE KEMİK PARÇALARI KİMLİKLENDİRİLİYOR

Türkiye’deki ilk antik DNA çalışmalarını yürüten İstanbul Aydın Üniversitesi bu kez de Kırım Hanı Hacı Giray Han Türbesi’nden çıkarılan kemik parçalarını kimliklendiriyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğinde yürütülen antik DNA çalışmaları ile birlikte geçmişe ışık tutup geleceğe yön verebilen bilimsel veriler ortaya konulmaya devam ediliyor. Ukraynalı Arkeolog Aliye İbragimova, yürütmüş olduğu Hacı Giray Han’ın türbesi ile ilgili ortaya çıkan kemik parçalarını İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kimliklendirilmesi için müracaat etti. Başlatılan çalışmalar sonucunda Kırım Hanı’nın oğulları ve torunları olmak üzere 18 farklı kişinin bulunulduğu iddia edilen türbede kemik parçalarından şimdilik 13 kişinin kimliği saptandı. Yapılan analizler doğrultusunda 2 küçük çocuk, bir tane 12-13 yaşlarında çocuk ve bir de 15-16 yaşlarında ergenlik döneminde olan bireyler belirlendi. Bunların dışındakilerin ise yetişkinlere ait olduğu tespit edildi. Çok düzgün olmayan ve artık toz haline gelen iskeletlerin de araştırılması bittiği takdirde sayının artacağı bekleniyor.

“Dünya çapında çalışmalar yapıyoruz”
Bu çalışmaları kazılardan çıkan örneklerle genişleteceklerini vurgulayan İAÜ Genel Cerrahi ve Adli Antropoloji ve Kriminalistik Uzmanı Yrd. Doç.Dr. Mehmet Görgülü yurtdışına herhangi bir envanter göndermeye gerek duyulmadan tümüyle kendi birikim ve olanaklarıyla bütün analizlerin yapılabileceğini söyledi. Yrd. Doç.Dr. Mehmet Görgülü aynı zamanda yapmış oldukları DNA çalışmaları ile elde edinilen bilgilere de değinerek, “Bu çalışmalar dünyada yeni yapılmaya başlanan araştırmalar. İngilizler bu çalışmalara ’High Science’ yani yüksek bilim diyorlar. Dünya çapında çalışmalar yapıyoruz. Laboratuvar ortamımız bu anlamda oldukça uygun. DNA analizinde Mitokondriyal DNA’yı kullanarak bu insanların anne soylarının nereden geldiğini, saç ve göz renklerini, genetik olarak iz bırakmış bir hastalık yaşayıp yaşamadıklarını saptayabiliyor ve genetik yolculuğunu ortaya çıkarabiliyoruz. Bu bireylerin nereden geldiğini ve 200 yıllık bir tarihi göç sürecini ortaya koyuyoruz. Bizler DNA analizleri dışında element analizleri üzerine de çalışmayı planlıyoruz. Böylelikle sodyum, potasyum, hidrojen ve azot gibi analizlerle bireylerin beslenme modellerini ortaya çıkarabileceğiz. Radyasyon analizleri yaparak o dönemde yaşadıkları ortamlarda bir radyasyon var mıydı, bariz bir radyasyona maruz kaldılar mı gibi soruları cevaplayabileceğiz. Genişletmiş olduğumuz bu çalışmalar ile geçmişte yaşayan insanlar nasıl besleniyordu, nasıl bir ortamda yaşıyorlardı, radyasyonla ilgili herhangi bir kirlenme var mıydı gibi bütün soruları cevaplayabileceğiz” dedi.

En uygun beslenme modelitesi çıkarılacak
Organik beslenmenin oldukça gündemde olduğunu ve bununla ilgili en uygun beslenme modelitesini yine antik DNA çalışmaları ile ortaya çıkarabileceklerini vurgulayan Mehmet Görgülü, “Bizler bu analizlerle ile bilimsel verileri de birleştirerek bir beslenme modelitesi ortaya koymak için ciddi çalışmalar yapıyoruz. Geçmişteki atalarımızın beslenme ve yaşam biçimlerini inceleyerek vücudumuza en uygun ve daha doğal bir beslenme modelitesi geliştireceğiz. Bu çalışmalar atalarımızdan genetik miraslarla devam eden yaşamımıza en uygun beslenme, en uygun yaşam biçimi, genetik hastalıkları anlama hatta en uygun tedaviyi öğrenmemiz için ciddi anlamda katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

150 bin yıllık DNA’lar elde edilebiliyor
Literatür çalışmalarında 150 bin yıla kadar DNA elde edilebilme ihtimalinden bahsedildiğini ülkemizde de 10-15 bin yıllık iskeletlerle çalışabilecek donanıma sahip olduklarını dile getiren Görgülü, "Literatür çalışmalarında 150 bin yıla kadar DNA elde edilebilme ihtimalinden bahsediliyor. Örneğin Denisova insanı olarak adlandırılan 78 bin yıllık bir diş parçası bulundu. Bu parçada DNA izolasyonu yapılarak bunun bir genç kız olduğu ortaya çıktı. Çok daha geriye doğru gidilebiliyor fakat bizler daha yakın tarihli, en fazla 3 bin yıllık çalışmalar yapıyoruz. Çalışmaları ülkemizde bulunan 10-15 bin yıllık iskeletlerle genişletmeyi hedefliyoruz. Biz bu donanıma, bilgi birikimine ve ekibe sahibiz. Bu çalışma ülkemizde yeni bir çalışma. Sadece biz yapmıyoruz ancak biz yeni şeyler başlatmaya çalışıyoruz. Ülkemizin bilimsel hayatına oldukça büyük bir hizmet verecektir. Elde edilecek veriler birçok konuya ışık tutacaktır. Başlattığımız bu çalışmalarla umarım genç arkadaşlarımıza örnek oluruz ve Türkiye’de bilimin yükselmesine katkı sağlayabiliriz” diye konuştu.
İHA, 03.04.2017



2 - 8 Nisan 2017
KERVANLARIN UĞRAK YERİ ALARAHAN ARTIK TURİSTLERİ AĞIRLIYOR

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan, Selçuklular döneminde ticaretin merkezi olan Antalya'nın Alanya İlçesi'ndeki Alarahan ile buraya gelen kervanların güvenliğini sağlamak için sarp tepeye kurulan Alara Kalesi artık turistlere ev sahipliği yapıyor.

Turizm merkezi Antalya, birçok medeniyetin izlerini taşıyan tarihi ve mimari yapıları bünyesinde barındırıyor.

Roma İmparatorluğu döneminde yapımına başlanan, Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad tarafından 1232'de yeni bölümler eklenen Alara Kalesi ve yakınındaki Alarahan da mimari yapısıyla dikkati çekiyor.

Selçuklular zamanında birçok kervanın uğrak yeri olan, Osmanlı Devleti döneminde medrese olarak kullanılan Alarahan ile Alara Kalesi artık turistleri ağırlıyor.

Otobüslerle geldikleri hanın yanında develere binen turistler, Alara Çayı'nın kenarındaki kaleye ulaşıyor. Bir bölümü karanlık olan tünelden 120 basamakla kaleye çıkan turistler, buradan bölgenin manzarasını izliyor.

Alanya'ya 37 kilometre uzaklıktaki kale ile han, kentte turizmi "deniz, kum, güneş üçgeninden" kurtararak 12 aya yaymayı amaçlayan valiliğin alternatif turizmi geliştirme projeleri kapsamında değerlendiriliyor.

Antalya Valiliği, tanıtım çalışmalarında Alara Kalesi ve Alarahan'a da yer vererek, daha fazla turistin bölgeyi ziyaret etmesini hedefliyor.
Anadolu Ajansı, 06.04.2017

ERZURUM'DA PABLO PICASSO OPERASYONU

İspanyol ressam Pablo Picasso’nun imzasını taşıyan ve Irak Devlet Müzesinden çalındığı tahmin edilen tablo ile parşömen kağıdı üzerine sentezlenmiş Antik Mısır Hiyeroglif resimler bulunan 3 adet malzeme Erzurum'da yakalandı. Tablonun 5 milyon dolar karşılığında satılmaya çalışıldığı tespit edildi.

Edinilen bilgiye göre, Erzurum İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, Pablo Picasso’ya ait tablonun Van'dan Erzurum’a getirilerek satılacağı bilgisini aldı. Bunun üzerine operasyon hazırlıklarını tamamlayan ekipler Erzurum’un Horasan İlçesi'nde A.D., İ.A. ve S.K. isimli şahıslara yönelik operasyon yaptı. Operasyonda İspanyol ressam Pablo Picasso’nun imzasını taşıyan 1939 yılında yapılan 1 adet tablo ve parşömen kağıdı üzerine sentezlenmiş Antik Mısır Hiyeroglif resimleri bulunan 3 adet farklı malzeme ele geçirildi.

IRAK DEVLET MÜZESİ'NDEN ÇALINDI
Irak Devlet Müzesi'nden çalındığı tahmin edilen tablonun ilk incelemede arkasında Pablo Picasso’ya ait olduğuna dair bilgi ve mühürler olduğu, ön yüzünde ise 1939 Picasso imzasının bulunduğu ve yaklaşık 5 milyon dolar karşılığında satılmaya çalışıldığı tespit edildi.

Öte yandan, ele geçirilen tablo ve diğer objeler, Müze Müdürlüğü yetkilileri ve Atatürk Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanlığından da görüş alınarak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu kapsamında olup olmadığının tespiti yapılmak üzere muhafaza altına alındı. Olayla ilgili 3 şahıs gözaltına alınarak, adli makamlara sevk edildi.
Hürriyet, 06.04.2017

MAĞARADA KAÇAK KAZI OPERASYONU

Kırklareli'nin Vize İlçesi'nde turizme kapalı bir mağarada kaçak kazı yapan 4'ü yabancı uyruklu 6 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Kırklareli Jandarma Komutanlığı ekipleri, Balkaya Köyünde ormanlık alanda turizme kapalı bir mağarada kaçak kazı yapıldığı bilgisine ulaştı.

Ekipler, düzenlenen operasyonda ülkeye kaçak yollarla giriş yapan Pakistan uyruklu V.K, T.A, T.C, M.Y. ve E.Ö. ile A.A'yı suçüstü yakaladı.

Şüphelilerin, mağara içerisinde 1 metre 30 santimetre derinliğinde 2 metre genişliğinde bir çukur açtıkları tespit edildi.

Şüphelilerin, açtıkları bir tünelden mağaraya giriş yaptıkları görüldü.

Şüpheliler gözaltına alınırken, kazıda kullanılan malzemelere el konuldu.

Olayla ilgili jandarmanın başlattığı soruşturma sürüyor.
Milliyet, 06.04.2017

YABANCI UYRUKLU İKİ KİŞİ TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞINDAN YAKALANDI

Hatay’da gerçekleştirilen huzur operasyonu kapsamında, şüphe üzerine durdurulan araçta iki adet tarihi heykel ele geçirildi.

Edinilen bilgiye göre, Kırıkhan İlçesi Karadurmuşlu Mahallesine Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından düzenlenen huzur operasyonunda şüphe üzerine durdurulan Suriye plakalı araç içerisine gizlenmiş 2 adet tarihi heykel ele geçirildiği öğrenildi.

Olayla ilgili Mısır ve Suriye vatandaşı 2 kişi gözaltına alındı.
İHA, 06.04.2017

BİR BAŞKA TATE MODERN HİKAYESİ

Brooklyn’deki eski kömür santrali, Herzog & de Meuron tarafından sanat merkezine dönüştürülüyor.



Brooklyn'de Gowanus Kanalı üzerinde yer alan, 1950'lerden beri kullanılmayan yüz yıllık kömür santrali binası, Powerhouse Environmental Arts Foundation tarafından bölgeyi canlandırmak, sanat ve zanaati geliştirmek amacıyla sanatçılar ve tasarımcılar için atölyelerin yer aldığı bir sanat merkezini dönüştürülecek.

Yenilenecek merkezin tasarımı, vakıf tarafından açılan ihaleyi kazanan, daha önce Tate Modern Ek Binası'nın da tasarımını yapmış olan İşviçreli ünlü mimarlık ofisi Herzog & de Meuron'a ait.



"Santral Atölyesi" olarak bilinen, yenilenen mekanda seramik, tekstil ve baskı işleri üretilecek ve sergilenebilecek.

Yenileme projesi kapsamında yapı genişletilecek, türbin salonu yenilenecek ve 2. Dünya Savaşı sırasında yıkılan kazan dairesi yeniden inşa edilecek.



Halk tarafından Batcave ismiyle bilinen bina 1904 yılında inşa edilmiş ve 1950'lere kadar kömür santrali olarak kullanılmış. Şimdilerde ise grafiti sanatçılarına ve gecekondu sakinlerine ev sahipliği yapıyor.

Yapının yenilenmesi ve yeniden işlevlendirilmesinin 2020'de tamamlanması hedefleniyor.
Arkitera, Haber: Ezgi Can Cengiz, 06.04.2017
TOPÇU KIŞLASI İÇİN BİLİRKİŞİ RAPORU

Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nın yeniden yapılmasını öngören projenin iptalini öngören mahkeme kararının Danıştay tarafından bozulmasından sonra talep edilen bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda Gezi Parki ‘cumhuriyetin değer mirası’ olarak tanımlanarak projenin gerçekleşmesi halinde park işlevinin kaybolacağı savunuldu.

Topçu Kışlası’nın yeniden inşasına yönelik İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne sunulan bilirkişi raporunda, Gezi Parkı ‘Cumhuriyet döneminin korunmaya değer mirası’ olarak tanımlanarak, “Osmanlı dönemine ait mekansal temsil gücünün arttırılmasına karşılık, Cumhuriyet dönemi mekanlar referanslarının zayıflatıldığı” tespitinde bulundu. 1940 yılında yıkılan kışlanın yeniden inşasını (ihyası) inceleyen uzmanlar raporda, “Hiçbir replika (taklit) aslının değerinde olamaz, olsa olsa özenmedir, öykünmedir. Mekanın üretildiği zamana, emeğe saygı için özenle ve dikkatle karar almak ve eylemde bulunmak gerekmektedir” ifadelerine yer verdi. Topçu Kışlası’nın yapılması durumunda, Taksim Gezi Parkı’nın yüzde 67 oranında azalacağı ve yaklaşık 430 ağacın zarar göreceği tespiti yapıldı.

ALANLARINDA UZMAN 5 ÖĞRETİM ÜYESİ HAZIRLADI
Taksim Gezi Parkı’na yeniden yapılmak istenen Topçu Kışlası ile ilgili plan iptal kararının Danıştay tarafından bozulmasının ardından bilirkişi raporu hazırlandı. Danıştay 6. Dairesi, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği ‘Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’ne ilişkin 1/5 bin ve 1/bin ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planına yönelik iptal kararını onaylamıştı. İBB'nin karar düzeltme istemini kabul ederek onama kararını bozan Danıştay, yeniden bilirkişi keşfi yapılarak rapor hazırlanmasını talep etmişti. Ortadoğu Teknik, İstanbul, Hacettepe ve 9 Eylül üniversitelerinden, Kentsel Koruma, Kültürel Miras, Orman Mühendisliği, Ulaştırma ve Sanat Tarihi alanlarında profesör ve doçentlerden oluşan 5 uzman, İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne sunmak üzere bilirkişi raporu hazırlandı.

“OSMANLI MEKANLARININ TEMSİL GÜCÜ ARTTIRILIRKEN, CUMHURİYET DÖNEMİ MEKANLARI ZAYIFLATILDI”
Bilirkişilerin hazırladığı raporda, Osmanlı dönemine ait mekanların temsil gücünün arttırılmasına karşılık, Cumhuriyet dönemine ait mekanların referanslarının zayıflatıldığı tespitinde bulunuldu. Cumhuriyetin ilanıyla başlayan yeni sürecin kültürel değerlerinin de korunması ve tarihe aktarılmasının gerekli olduğu vurgulanarak “Cumhuriyet döneminin korunmaya değer mirasının da geleceğe taşınacak bir katman olarak görülmesi gerektiği” belirtildi.

“TAKSİM’İN SİMGELERİ ‘AYRILMAZ BİR BÜTÜN OLARAK’ KORUNMALI”
Bilirkişi raporunda birçok kez, Atatürk Kültür Merkezi, Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı, Taksim Meydanı, tescilli Su Maksemi ve Taksim Gezisi ‘birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak’ ele alınarak, ‘korunması gereken kültürel değerler’ olarak sayıldı. Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı’nın uygulandığı dönemin bayındırlık hareketlerinin bir örneği olduğu belirtilerek, bu mekanlarda yapılacak değişikliklerin ‘toplumsal hafızada yer alan mekansal kodların ve işaretlerin kaybolmasına’ neden olduğu ifade edildi.

“TOPÇU KIŞLASI YAPILIRSA, GEZİ PARKI YÜZDE 67 ORANINDA AZALACAK”
Topçu Kışlası’nın, 1913-1914 haritalarında yer alan ölçüleri avlusuyla birlikte 27 bin 172 metrekare olduğu, bina çevresinin de hesaba katılmasıyla bu alanın 31 bin metrekareye ulaştığı tespit edildi. İstanbul’un kayırlara geçen ilk imar planlarından bu yana Gezi Parkı’nın ‘boş imar parseli’ olmadığı, sosyal donatı alanı olarak kullanıldığı vurgulandı. 1940 yılında yıkılan kışlanın ihyası durumunda, Beyoğlu’ndaki en önemli yeşil alanlardan biri olan Taksim Gezi Parkı’nın yüzde 67 oranında azalacağı ve Gezi Parkı’nda bulunan 563 adet ağaçtan yaklaşık 430 ağacın zarar göreceği belirtildi.

İSTANBUL’DA 7 YILDA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN YEŞİL ALAN MİKTARI 2 KAT AZALMIŞ
Raporda altı çizilen bir diğer konu, İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alanların azlığı oldu. Yeşil alan oranının Batılı çağdaş metropol kentlerin çok gerisinde olduğunu belirten uzmanlar, İstanbul genelinde 2010 yılında 6.05 metrekare olan kişi başına düşen aktif yeşil alan oranının, günümüzde 3.66 metrekareye gerilediği verilerini paylaştı. Beyoğlu İlçesi'nde kişi başına düşen yeşil alan miktarının 1.3 metrekare ortalaması ile İstanbul ortalamasının da altında kaldığını vurguladı.

TAŞINAN AĞAÇLAR KURUDU
Uzmanlar raporda, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan ve ‘taşınmasının sakıncalı olacağının belirtilmesine rağmen’, Sadabad Parkı’na taşınan 66 ağacın yarısında kuruma ve çürüme olduğunu ifade etti. Gezi Parkı’nda ileri yaşlara ulaşmış çam, sedir, çınar, karaağaç, dişbudak, erguvan, sakız gibi ‘korumaya değer’ ağaçların taşınmasının sakıncalı olduğu belirtildi. Topçu Kışlasının yapılması durumunda binanın inşa edileceği ölümde yaşlı ağaçların olduğu, bu nedenle en fazla zarar görecek kısmın yaşlı ağaçların bulunduğu simgesel kısım olacağı vurgulandı.

“HİÇBİR TAKLİT ASLININ DEĞERİNDE OLAMAZ, OLSA OLSA ÖZENMEDİR”
Topçu Kışlası’nı ihyası için hazırlanan imar planı değişikliğinin ‘acele’ şekilde üretildiğini belirten uzmanlar bilirkişi raporunda şu ifadelere yer verdi: “İyi düşünülmemiş bir müdahale yüzlerce, onlarca yılda oluşmuş bir birikimin kolaylıkla yok olmasına neden olabilir. Hiçbir replika (taklit) aslının değerinde olamaz, olsa olsa özenmedir, öykünmedir. Mekanın üretildiği zamana, emeğe saygı için özenle ve dikkatle karar almak ve eylemde bulunmak gerekmektedir”.

“İHYA, YENİ YAPI İNŞA ETMENİN YASAL ARACI HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ”
Yok olmuş tarihi yapıların tescil edilemeyeceğinin belirtildiği raporda, “İhya(Rekonstrüksiyon) uygulamasının, koruma alanlarında yeni yapı inşa etmenin yasal aracı haline dönüştürülmemesi gerektiği, aksi halde kaybedilmiş tüm hakların geriye doğru işletilmesinin gündeme gelebileceği” uyarısında bulunuldu.

Bilirkişi raporu, Taksim yayalaştırma Projesine ilişkin 1/5 bin ve 1/bin ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planı değişikliğinin ‘planlama esasları, koruma ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı’ sonucuna vardı.
Cumhuriyet, 06.04.2017

AYASOFYA İÇİN TARTIŞILAN İDDİA

Mustafa Armağan’ın ‘Ayasofya Entrikaları’ kitabında, Ayasofya’nın müze yapılması için çıkarılan kararnamedeki imzanın sahte olduğu iddia ediliyor. Armağan’a göre kararnamedeki imza, Atatürk’ün imzasına benzemiyor.



Tarihçi Mustafa Armağan, ‘Ayasofya Entrikaları’ başlıklı yeni kitabında tartışma yaratacak iddiaları günde getiriyor.

Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin 1934 tarihli kararnamede Atatürk’e ait imzanın sahte olduğunu öne süren Armağan, kitabında Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinde ABD’li para babalarından Charles Crane, Mildred Barnes Bliss, dönemin ABD Büyükelçisi Joseph Grew ve Amerika Bizans Enstitüsü’nden Thomas Whittemore’un entrikaları olduğuna dair bir takım arşiv belgelerine yer veriyor. 
‘Ziyaretçi artıyor’

Alfa Yayınları’ndan çıkan kitapta Ayasofya’nın müze yapılmasına ilişkin ilk tepkinin 20 Mayıs 1935’te Mısır’da yayınlanan El-Risale adlı dergiden geldiği, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde yer alan bir belge ile ortaya konuldu. 

Kitapta, İstanbul’da Rumca çıkan Apoyevmatini Gazetesi’nin 7 Şubat 1935 tarihli sayısında Cumhurbaşkanı Atatürk’ün, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi kararnamesinden 3 ay sonra Ayasofya’yı ziyaret ettiği belirtiliyor. O dönem başka hiçbir gazetede yayınlanmayan haberde şu ifadeler yer alıyor: “Dün Cumhurbaşkanı Kamal Atatürk, beraberindeki heyetle birlikte yeni Ayasofya Müzesi’ni ziyaret etti. Açılışından beri binlerce kişinin ziyaret ettiği müzenin ziyaretçi sayısı gün geçtikçe artıyor. Ayasofya’nin bahçesinde Alman Enstitüsü’nün desteğiyle arkeolojik kazılar devam ediyor. 

‘Kazılar tatmin edici’
Kazıların ilk sonuçlarının oldukça tatmin edici olduğu ifade edilen haber şu sözlerle devam ediyor: “Mermer plakaların yanı sıra, 1398 yaşındaki Ayasofya’nın inşasında kullanılan teknikler ve dönemin mimarisi hakkında bilgi veren yapi kalıntıları da bulundu. Müze yöneticileri daha önce kapalı olan yan kapıyı ana girişe çevirdi. Binadaki büyük yazı levhaları, yapının müzeye çevrilmesi esnasında yerlerinden indirildi. Sadece, daha önce yapının sütunlarını süslemekte olan sekiz metre çapındaki hat levhaları nereye taşınacaklarına henüz karar verilemedigi için yerlerinde bırakıldılar. Bazı levhalar indirildikten sonra, mihrap ve minberin olduğu bölüm şerit çekilerek özel korumaya alındı. Avizeler ve Bizans döneminden kalan, aralarinda heykellerin ve kitabelerin de bulundugu tarihi eserler özel bir odada muhafaza ediliyor. Arkeolojik kazılar tamamlandığı zaman bu eserler de özel olarak sergilenecekler.” 


‘Kararnamelerin sırası şaşmış’
Armağan kitabında; Atatürk’ün de imzası bulunan Ayasofya Kararnamesi’nin sahte olduğuna dair şu tespitlerini sıralıyor...

- Söz konusu Ayasofya Kararnamesi’ndeki imza, Atatürk’ün ne önceki ne de sonraki imzalarına benzemektedir. Nitekim soyadı kanunundan önceki imzasını “Gazi M. Kemal”, sonrakileri ise küçük a ile “K. atatürk” şeklinde atmıştır. Kararnamedeki imzada gördüğümüz ‘atatürk’ün küçük ‘a’sı nasıl büyütülmüş veya kim büyütmüştür?

- ‘K.atatürk’ imzasını tasarlayan Ermeni kaligraf Hagop Vahran Çerçiyan tarafından teklif edilen diğer imzalar dahil, Atatürk’ün bu kararnamedeki gibi bir imzası bulunmamaktadır. İmzadaki çıplak gözle dahi fark edilebilecek bariz farklılık ise kararnameyi hukuken geçersiz kılabilecek gerekçelerden sadece biridir.

- Kararnamelerin sıra numarası takip ederek yayımlanması gerekirken burada sırası da şaşırılmıştır. Üzerinde 1589 sıra numarası yazılıdır. Halbuki iki gün önce, 22 Kasım 1934 tarihinde çıkarılan bir önceki kararnamenin sıra numarası bundan önce olması gerekirken 1590 ila 1606 arasındadır. Oysaki bundan sonra çıkarıldığına göre kararname numarasının 1606 sayısını takip eden bir sayı olması gerekirdi.
Milliyet, Haber: Mert İnan, 06.04.2017
KAÇAK KAZI YAPANLAR SUÇÜSTÜ YAKALANDI

Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Silifke'de kaçak kazı yapan 3 kişiyi suçüstü yakaladı.

Mersin İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Silifke İlçesine bağlı Narlıkuyu-Sömek mahalleleri, kale mevkinde izinsiz kazı yapıldığını tespit etti.

Bunun üzerine operasyon düzenleyen ekipler, 3 kişiyi suçüstü yakaladı. Ekipler, şahıslarla birlikte 2 kilogram anfo, 6 kapsül fünye, 1 adet dedektör, 1 delici, 2 delici ucu, 1 uzatma kablosu, 1 kazma, 1 kürek, 1 manevela, 2 litre motorin ve 1 çekme halatı ele geçirdi. Olayda göz altına şahıslar Cumhuriyet Savcısının talimatı ile ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

Öte yandan şahısların bağlantılı olduğu ve patlayıcı maddeleri temin ettikleri 2 kişiye yönelik de operasyon düzenlendi.

Erdemli İlçesi'nde gerçekleştirilen operasyonda 2 kişi göz altına alınırken, şahısların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 8 kilo 235 gram kahverengi gübre, 390 gram sodyum, 1 kilo 625 gram amonyum nitrat, 10 kilo 410 gram anfo, 30 gram dinamit lokumu ele geçirildi.

Gözaltına alınan 2 kişi, jandarmadaki ifadelerinin arından Cumhuriyet Savcısının talimatı ile serbest bırakıldı.
Tarsus Haber, 06.04.2017

KILIÇ ALİ PAŞA HAMAMI RESTORASYONU EUROPA NOSTRA ÖDÜLÜ'NE LAYIK GÖRÜLDÜ

2017 Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü / Europa Nostra Ödülü'nün kazananlarını açıklandı. İstanbul'daki Kılıç Ali Paşa Hamamı'da "koruma" kategorisinde ödül alan projelerden oldu.

Ödüllerle beraber, 18 ülkeden, ödül kazanmaya layık görülen 29 katılımcının koruma, araştırma, özel hizmet, eğitim-öğretim ve farkındalık artırma alanlarındaki kayda değer başarıları tanınmış oldu. Süreç boyunca, bağımsız uzmanlardan oluşan uzman jüri tarafından, 39 ülkeden kurumlar ve bireyler tarafından sunulmuş olan toplamda 202 başvuruyu incelendi.

Bu sene "koruma" kategorisinde ödül alan projeler arasında Türkiye'den Kılıç Ali Paşa Hamamı da yer aldı.

Avrupa Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor'dan sorumlu Konseyi Üyesi Tibor Navracsics ödülle ilgili yaptığı açıklamada:

"Tüm kazananları tebrik ediyorum. Kazananların başarıları Avrupalılar'ın kültürel mirasının korunmasına ve güvence altına alınmasına ne kadar bağlı olduklarını bir kez daha göstermektedir. Projeler, kültürel mirasın hayatımızdaki ve toplumdaki önemli rolünün altını çizmektedir. Özellikle bugün, Avrupa'nın yüzleştiği birçok toplumsal zorluklarla birlikte, kültür ortak tarihimize ve değerlerimize dair farkındalığı artırmakta yardımcı olmakta, hoşgörüyü, ortak anlayışı ve sosyal katkıyı yükseltmek açısından hayati bir öneme sahiptir. 2018 Avrupa Kültürel Mirası Yılı'nda, Avrupalılar olarak bizi bir arada tutan değerlere –ortak tarihimiz, kültürümüz ve kültürel mirasımıza odaklanmak için mükemmel bir fırsat olacaktır. Avrupa Konseyi, bu ödülü ve diğer kültürel miras projelerini Yaratıcı Avrupa Programı bünyesinde desteklemeye devam edecektir." sözlerini kullandı.

2017'nin kazananlar listesi:

Koruma Kategorisi

▪ Stari Brod'da bulunan St. Martin Şapeli, Sisak yakınında, HIRVATİSTAN
▪ Baroque Kompleksi ve Kuks Bahçeleri, Hradec Králové Bölgesi, ÇEK CUMHURİYETİ
▪ Karthaia Antik Kenti, Kea Adası, YUNANİSTAN
▪ Rodos'ta bulunan Grand Master's Sarayı Burcu, YUNANİSTAN
▪ Roma'da bulunan Beyaz Piramit, ITALYA
▪ Filefjell karşısında bulunan King's Yolu, NORVEÇ
▪ Clérigos' Kilisesi ve Porto Kulesi, PORTEKİZ
▪ Blaj'da bulunan Kültür Sarayı, Transylvania Bölgesi, ROMANYA
▪ Cap Enderrocat Kalesi, Mallorca, İSPANYA
▪ Burgos'ta bulunan San Juan Manastırı Kalıntıları Çatısı, İSPANYA
▪ Cromford Mills: Bina: 17, Derbyshire, BİRLEŞİK KRALLIK

Araştırma Kategorisi

▪ Rode Altar Panosu Araştırma ve Koruma Projesi, Tallinn, ESTONYA
▪ 'Carnival King of Europe', San Michele all'Adige, İTALYA
▪ 'Piranesi Müzesi', Milano, İTALYA
▪ Bosch Araştırma ve Koruma Projesi, 's-Hertogenbosch, HOLLANDA

Özel Hizmet Kategorisi

▪ Mr. Ferdinand Meder, Zagreb, HIRVATİSTAN
▪ Mr. Jim Callery, Roscommon Şehri, İRLANDA
▪ The Norwegian Lighthouse Topluluğu, NORVEÇ
▪ Mr. Zoltán Kallós, Transylvania Bölgesi, ROMANYA

Eğitim, Öğretim ve Farkındalık Artırma Kategorisi

▪ Erfgoedplus: Online Kültürel Miras Platformu, Hasselt, BELÇİKA
▪ Görsel Sanatlar ve Araştırma Merkezi, Lefkoşa, KIBRIS
▪ Çek Kültürel Mirası için Eğitim Programı, Telc, Vysočina Bölgesi, ÇEK CUMHURİYETİ
▪ Paavo Nurmi Mirası Projesi, Turku, FİNLANDİYA
▪ Gürcistan Kültürel Miras Zanaatkarlar İnisiyatifi, Tiblis, Gürcistan
▪ Kültürel Miras ve Bariyersiz Ulaşılabilirlik Projesi, Berlin, ALMANYA
▪ ilCartastorie: Arşivlerin Anlattığı Hikayeler, Napoli, İTALYA
▪ Yahudi Kültürel Mirası: Eğitim Programı, Varşova, POLANYA
▪ İleri Derecede Uzman, Tarihi Yapıların Bina Analizi ve Tarihi Yapı İnşaaları, Guimarães'de yönetilen Avrupa programı, PORTEKİZ
▪ SAMPHIRE: Batı İskoçya'da Denizle ilgili Tarihi Miras Projesi, BİRLEŞİK KRALLIK

Birer adet Europa Nostra Ödülü ise AB Yaratıcı Avrupa programında yer almayan iki Avrupa ülkesine önemli tarihi miras projeleri için verilmiştir.

Koruma Kategorisi: İstanbul'da bulunan Kılıç Ali Paşa Hamamı, TÜRKİYE
Araştırma Kategorisi: Philippe Stern'in Kronometre Koleksiyonu, Cenevre, İSVİÇRE

Ödülle İlgili:
Avrupa Birliği Kültürel Miras Ödülü / Europa Nostra Awards, 2002 senesinde Avrupa Komisyonu tarafından başlatıldı ve o günden itibaren Europa Nostra tarafından yürütülmekte. Ödül, kültürel mirasın koruması, araştırılması, yönetilmesi, özel hizmet, eğitim-öğretim ve farkındalık konularındaki başarılı örnekleri tanıyıp teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu yolla, Avrupa ekonomisi ve topluluğunun önemli kaynaklarından olan kültürel mirasın, daha geniş çapta tanınırlığa kavuşmasına yardımcı oluyor. Ödül Avrupa Birliği'nin AB Yaratıcı Avrupa programı tarfından destekleniyor.

Arkitera, Haber: Burcu Bilgiç, 05.04.2017

DÜNYANIN EN ESKİ KÜTÜPHANESİ YENİDEN AÇILIYOR

Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en eski kütüphanesi sayılan Fas’ın Fes kentindeki al-Qarawiyyin Universitesi Kütüphanesi köklü restorasyon çalışmasının ardından kapılarını ziyaretçilere açmaya hazırlanıyor.



Fatima el-Fihri adındaki, Fas kentinden bir kadın tarafından 859 yılında kurulan kütüphane erken dönem islami eserlerin korunduğu bir yer olarak tanınıyor.

CNN Internatıonal’ın haberine göre kütüphanede 800 yıllarından kalma Kuran’ı Kerim, 900 yıllarından kalma Hz.Muhammed’in yaşamını anlatan eserler ile bilimsel ve tıbbi kitaplar da bulunuyor.

Yanındaki cami çatısından akan yağmur sularının tahribatına uğradığı belirlenen kütüphane son beş yıldır köklü bir restorasyona tabi tutulmuştu.

Mimar Aziza Chaouni ve ekibinin yürüttüğü restorasyon çalışmalarında tesisat ve aydınlatma sistemlerinin yenilenip, yeni klima sisteminin kurulmasının yanında binanın sembolü olan yeşil çatısının da tümüyle yenilendiği belirtiliyor.

Kütüphanedeki yazılı eserlerin çok eski ve ele alınıp okunmasıyla kolayca zarar görebileceğini belirten kütüphaneye sahip olan üniversitenin kültür ve dil profesörü Moha Ennaji eselerin restorasyonu ve dijitailize edilmesi amacıyla yüksek teknolojik laboratuar da kurulacağını belirterek ‘‘Üniversite yönetimi eserlerin gelecekteki kullanımlarını garanti altına almak amacıyla taranarak dijitalize edilmesi kararını aldı.’’ dedi.
Yapı, 05.04.2017

MISIR'DA 3 BİN 700 YILLIK PİRAMİTİN KALINTILARI BULUNDU



Kazılarda piramidin içine giden bir koridor bulundu

Mısır Eski Eserler Bakanlığı, ülkede 3 bin 700 yıllık piramit kalıntıları bulunduğunu açıkladı.

Başkent Kahire'nin güneyindeki Daşur nekropolis bölgesinde yapılan kazılarda piramidin içine doğru giden bir koridor ve üzerinde 10 satır hiyeroglif yazısı bulunan bir taş blok bulundu.

Bakanlık, kalıntıların iyi durumda olduğunu ve kazı çalışmalarının devam ettiğini açıkladı.

Kazının başlangıç aşamasında olması nedeniyle piramidin boyutları henüz açığa çıkarılmış değil.



Kaymaktaşından yapılmış blokta 10 satır hiyeroglif yazısı var

Piramidin 13 Hanedanlık Dönemi'nden kaldığı düşünülüyor.

Daşur bölgesi, Kral Sneferu'nun 4 bin 600 yıl önce 104 metre yüksekliğindeki ilk gerçek anlamdaki piramidi inşa ettirdiği bölge olarak biliniyor.

Sneferu'nun halefi oğlu Khufu, Giza'da 138 metre yüksekliğindeki Büyük Piramit'i inşa ettirmişti.
BBC Türkçe, 04.04.2017

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NİN TARİHİ BİNASINA ASANSÖR İNŞAATI

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin, koruma kanunu kapsamında tescilli tarihi binasına asansör yapılıyor! İlgili kurullardan izin alınıp alınmadığı belli olmayan asansör inşaatı, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin tepkisini çekti. Sac panellerin kaynak makinesiyle tutturulduğu merdiven tırabzanlarından, fakültenin tarihine ismini yazdırmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Tahsin Yücel gibi isimlerin izlerinin silinmesi an meselesi...

II. Ulusal Mimarlık Döneminin önde gelen temsilcileri Mimar Sedat Hakkı Eldem ve Emin Onat’ın anıtsal yapısı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binasında yapımına başlanan asansör projesi, binanın özgün yapısını bozacağı ve taşıdığı tarihsel-kültürel mirasa zarar vereceği endişesiyle hem öğrencilerin, hem de öğretim görevlilerinin tepkisini çekiyor.



ÖZGÜN MİMARİ ÖZELLİKLERİNİ KAYBEDECEK!
Yıllar içerisinde maruz kaldığı özensiz ve gelişigüzel müdahalelerle can çekişen Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden İstanbul Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi binası geri döndürülemeyecek bir asansör projesiyle özgün mimari özelliklerini tamamen kaybetme tehlikesi yaşıyor.

Sanat Tarihi, Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım, Coğrafya, Sosyoloji ve Antropoloji bölümlerinin yer aldığı bina kanadının merdiven boşluğuna yük ve sedye taşınması amacıyla bir asansör yapılmaya başlandı. Öğrenciler ve öğretim görevlileri, tarihi binaya yapılacak asansör projesini merdiven korkuluklarına dikilen saç levhalardan ve işe başlayan işçilerden öğrendi.



TANPINAR'IN, KARASU'NUN, YÜCEL'İN İZLERİ SİLİNECEK!
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tescilli olan binada öğrencilerin vize sınavları haftasında alelacele gerçekleştirilmeye başlayan inşaat faaliyetine ilişkin ilgili kurullardan izin alındığı yönünde bir bilgi bulunmuyor.

Sac panellerin kaynak makinesiyle tutturulduğu merdiven tırabzanlarından, fakültenin tarihine ismini yazdırmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Tahsin Yücel gibi edebiyatçı ve sosyal bilimcilerin izlerinin silinmesi an meselesi...

     
Sol Haber, 04.04.2017
BANKSY DEŞİFRE Mİ OLDU?

Banksy lakaplı dünyaca ünlü İngiliz muhalif grafiti sanatçısının İsrail’de çalışırken görüntülendiği ve kimliğinin deşifre olduğu iddia ediliyor. Bugüne kadar kimliğini gizli tutarak imza attığı işlerle adeta efsane olan Banksy, dünyanın çeşitli bölgelerindeki grafiti’lerinin yanı sıra 10 yılı aşkın süredir gizlemeyi başardığı kimliği ile de adından sıkça söz ettiriyor. Sosyal medyada son günlerde hızla yayılan bir videoda, Banksy olduğu iddia edilen kişi yeni bir grafiti üzerinde çalışırken görülüyor ve görüntülendiğini farkedince bunu engellemeye çalışıyor.
Vatan, 04.04.2017
ÇORUM'DA 48 PARÇA TARİHİ ESER ELE GEÇİRİLDİ

Çorum'da jandarma ekiplerince yapılan operasyonda 48 parça tarihi eser ele geçirildi.

Bir istihbaratı değerlendiren İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Mecitözü İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, kent merkezi ve Mecitözü İlçesi'nde İ.B, Y.D. ve Ş.B'nin elinde bulunan tarihi eserleri satmak için müşteri aradıkları bilgisine ulaştı.

Ekiplerce düzenlenen operasyonda yakalanan şüphelilerden, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait olduğu değerlendirilen 23 bronz sikke, 1 gümüş sikke, 1 gümüş pazubent, 1 gümüş levha, 2 diadem altın, 1 altın kolye, 4 altın bilezik, 1 altın kolye ucu, 4 altın yüzük, 9 çift altın küpe ve 1 çift altın küpe sarkacı olmak üzere 48 parça tarihi eser ele geçirildi.

El konulan eserler, Çorum Müze Müdürlüğüne teslim edildi.

Gözaltına alınan 3 kişi, adli makamlarca serbest bırakıldı.
Trt Haber, 03.04.2017

ÇALINAN TABLOLAR MÜZEDE SERGİLENECEK



Ankara'da Resim ve Heykel Müzesi'nden çalışan tablolardan bazılarının iadesi yapıldı. Bir galeri sahibinin iade ettiği tablolar, Mehmet Ali Laga’nın peyzaj, İbrahim Çallı ve Nazmi Ziya Güran’ın manzara eserlerinden oluşuyor. Müzeden toplam 102 tablonun çalındığını, bunlardan 63’ünün daha önce bulunduğunu belirten yetkililer, son 3 tabloyla birlikte bulunan eser sayısının 66’ya ulaştığını söyledi. Yuvaya dönen eserler önümüzdeki günlerde Resim Heykel Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak. Bu tablolar, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Feyhaman Duran, Mehmet Ali Laga, Hüseyin Zekai Paşa, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, Sami Yetik, Hasan Vecih Bereketoğlu, Namık İsmail, Şevket Dağ, Hasan Tahsin, Halil Paşa, Şeref Akdik, Şefik Bursalı, Arif Kaptan, Ruhi, İsmail Hakkı, Refik Epikman, Ali Avni Çelebi, Süleyman Seyit, Nazmi Ziya Güran’ın eserlerinden oluşuyor.
Habertürk, 03.04.2017
SELİMİYE DİJİTAL ORTAMA AKTARILIYOR

Selimiye Camisi 3 boyutlu modelleme ile dijital ortama aktarılıyor.

Mimar Sinan'ın 1575 yılında inşa ettiği Türk - İslam mimarisinin zirvesi sayılan Selimiye Camisi'nde modelleme çalışması başladı.

Çalışmayı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim elemanları yürütüyor. Caminin dış cephesinden nivo ve mira adı verilen ölçüm aletlerinin yanı sıra insansız hava aracının da kullanıldığı çalışma 2 aya kadar tamamlanacak.

Proje iki aya hazır
Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çalışma sayesinde dijital ortama aktarılan Selimiye Camisi'nin sanal ortamdan da ziyaret edilebileceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesindeki Vakıf Kültür Varlıklarını Koruma, Uygulama ve Araştırma Merkezi (KURAM) tarafından bölge müdürlüğümüz talebiyle, Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'nin gerçek yapı üzerinden çekilmiş fotoğraflarından faydalanarak ileri fotogrametrik yöntemlerle 3 boyutlu (3D) modeli hazırlanmaya başlandı. Selimiye Camisi için bir ilk niteliğinde olan bu çalışma kapsamında, KURAM teknik ekibi camide ölçümler yaptı ve yapının gerçek bir modelini hazırlamak üzere ileri teknikler kullanarak fotoğraflar çekti.

Uzmanlar tarafından yapılan ölçümler ve tekniğine uygun çekilen fotoğrafların yanı sıra insansız hava aracı (drone) ile havadan ve cephelerden kalibre edilmiş kameralarla caminin ayrıntılı fotoğrafları çekildi. Böylece kalibre edilmiş fotoğraf ve ölçülerden yararlanılarak dünya mirası Selimiye Cami'sinin gerçek görüntülerinden oluşan gerçek ölçeğinde 3D modeli hazırlanacak. Bu fotoğraflar ve ölçüler 3 D modelleme programı vasıtasıyla dijital olarak modellenecek. Caminin gerçek görüntülerinden oluşan ve bir anlamda fotogramektrik rölöve olan bu üç boyutlu gerçek ölçekli model, caminin tanıtılması, korunması ve geleceğe güvenle aktarılması açısından önemli ve bir ilk niteliğinde veri teşkil edecektir."

Güneren, 3 boyutlu modellemenin bölge müdürlüğünün internet sayfasında da yayınlanacağını belirterek, bu sayede dijital olarak ziyaretçilerin caminin tüm cephelerine bakabileceğini kaydetti.

Bu yıl restorasyona girecek
İnanç turizmi kapsamında yerli pek çok ziyaretçiyi ağırlayan Selimiye Camisi, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer almasıyla yabancı turistlerin de ilgisini çekiyor.

Geçen yılki rakamlara göre camiyi 1 buçuk milyon kişi ziyaret etti.

Bu arada cami, kapsamlı restorasyondan geçirilecek. Rölöve projesi Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca onaylanan, restitüsyon ve restorasyon projeleri de tamamlanan camide sonbahar aylarında çalışma yürütülecek.

Cami bu süreçte ibadet ve ziyarete kapatılmayacak.
Anadolu Ajansı, Haber: Salih Baran, 03.04.2017

EGE'NİN ESKİ TAŞ EVLERİ ALTIN DEĞERİNDE

İzmir'in denize yakın köylerinde gayrimenkul ilgisinin artması fiyatların katlanmasına neden oldu, köylerde oturulamaz durumdaki taş evler dahi 300 bin lira ile 750 bin lira arasında fiyatlarla satışa sunuluyor.

İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Güleroğlu "Dışarıdan bakıldığında harap bir ev gibi görünse de restore edilirse çok daha yüksek fiyatlara satabiliyoruz" dedi.

Büyük kentlerin yorucu ve stresli hayatından kaçarak emekliliklerini sakin Ege köylerinde geçirmek isteyenlerin gayrimenkul talebindeki hızlı artış, İzmir'in denize yakın köylerindeki oturulamaz durumdaki evleri, lüks dairelerle yarışır hale getirdi.

Ilıman iklimi, temiz havası, trafik sorunu olmaması, ulaşım, sağlık ve eğitim altyapısının gelişmiş olması dolayısıyla sakin bir yaşam isteyenlerin tercih ettiği İzmir kırsalı, gayrimenkul sektöründeki yükselişiyle dikkati çekiyor.

İstanbul-İzmir arasında yapımı devam eden otoyolun iki kent arasındaki mesafeyi 3,5 saate indirecek olması Urla, Seferihisar, Çeşme ve Menderes ilçelerinde denize yakın köylerdeki emlak ve arsa fiyatlarını hızla arttırıyor.

Özellikle taş ev tercihi nedeniyle bu köylerde bir süre öncesine kadar sahiplerinin kaderine terk ettiği taş binalar, 300 bin liradan başlayan fiyatlarla alıcısını bekliyor.

İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbullu yatırımcının özellikle Urla ve Çeşme'deki gayrimenkullerle ilgilendiğini, müteahhitlik firmalarının iki ilçede çok sayıda yeni projeye başladığını ifade etti.

Fiyatların halen İstanbul'a göre ucuz olmasının, talebi canlı tuttuğunu aktaran Güleroğlu, taş evleriyle ünlü Alaçatı'nın bir turizm markası haline gelmesi sonrası İzmir genelinde taş ev modasının başladığına dikkati çekti.

Bugüne kadar değer biçilmeyen oturulamaz durumdaki taş evlerin artık yüksek fiyatlarla satışa çıktığını anlatan Güleroğlu, şehir merkezinde site içinde lüks daire fiyatına Urla'nın köylerinde sadece duvarları olan taş evlerin satıldığını söyledi.

Urla merkezinde geçirdiği yangından sonra uzun süredir oturulamaz durumdaki iki katlı bahçeli bir taş ev için 750 bin lira, Gülbahçe ve Barbaros köylerinde sadece duvarları ayakta olan binalar için 300 bin lira istendiğini dile getiren Güleroğlu, "Dışarıdan bakıldığında harap bir ev gibi görünse de aslına uygun bir şekilde restore edilirse çok daha yüksek fiyatlara satabiliyoruz. Restore edilen taş evler 1,5 ile 2 milyon lira arasında. İlçedeki bazı lokasyonlarda 4 milyon liraya kadar bu şekilde gayrimenkul bulunabiliyor." dedi.

OTOYOL VE KÖRFEZ GEÇİŞ PROJELERİ
İnsanların artık kalabalık şehirlerden bıktığını, İstanbul-İzmir otoyolu bağlantısının kurulmasının onlara bir fırsat oluşturduğuna işaret eden Güleroğlu, özellikle emekliliği yaklaşan vatandaşların toprakla uğraşabilecekleri, denize yakın olan arazileri tercih ettiğini kaydetti.

İzmir kıyılarının önemli bölümünün doğal ve arkeolojik sit vasfıyla korunduğunu, talebi karşılayabilecek oranda gayrimenkul bulunmadığını anlatan Güleroğlu, bu nedenle özellikle otoyola yakın bölgelerdeki fiyatların hızlı arttığına işaret etti.

İzmir genelinde gayrimenkul yatırımları için imarlı arazi bulmakta sıkıntı yaşandığını, yüksek katlı yapılaşmada çiğli, müstakil yapılarda ise Urla'nın öne çıktığını anlatan Güleroğlu, İzmir Körfez Geçişi projesinin hayata geçmesinin de gayrimenkul fiyatları etkileyeceğini savundu.

"FİYATLAR ARTACAK BEKLENTİSİ"
Urla'da 15 yıldır emlak danışmanlığı yapan Yeşim Yılmaz ise Karaburun Yarımadası'nın Türkiye'de gayrimenkul fiyatları en hızlı artan bölgeler arasında yer aldığını söyledi.

Müşterilerinin büyük bölümünün İstanbul'dan geldiğini, arazi ve evlerle ilgilenenlerin önemli bölümünün alım yaptığını anlatan Yılmaz, gayrimenkul sahiplerinin "fiyatlar daha da artacak" beklentisine girdiğini, bunun spekülatif etki yarattığını ifade etti.
Milliyet, 03.04.2017

ESKİ GÜMÜŞHANE'DE TURİZM İÇİN KÜLTÜREL MİRAS TALAN EDİLİYOR

Kentsel ve Doğal Sit Alanı olan, tarihi 6 kilise, 6 cami, 5 hamam ve konakları barındıran Eski Gümüşhane’de (Süleymaniye Mahallesi) kültürel doku turizm için talan ediliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın henüz onaylamadığı imar planı değişikliğine göre yapılan inşaat faaliyetlerine, tarihi ve doğal dokuyu göz ardı ettiği gerekçesiyle de bölge sakinleri tepkili.

Bölgenin ana akslarında başlanan yol inşaatıyla 2-3-4 metre genişliğindeki yollar 7 metre genişliğine çıkarılmış, onlarca tarihi istinat duvarı ve yapı kalıntısı da yıkılmış durumda. Planla birlikte yapılması gereken tescil çalışmaları ise henüz yapılmadı. Böylece korunması gerekli 50’ye yakın yapı da imar planı değişikliğiyle tehdit altında bulunuyor.

Bölgedeki ikinci saldırı
Bölgede 2015 kışında, imar planına göre yapılan ilk yol çalışmasında yerleşimin girişine kadar yapılan 7-10 m genişliğindeki yol, heyelana sebep olmuş, yerleşimin bir kısmının coğrafyası tamamen değişmiş, tarihi kilise, hamam ve minare heyelan tehdidi altına girmiş, 10-15 m yüksekliğinde beton ve taş duvarlarla yerleşime ilk hançer vurulmuştu. Oluşan kamuoyu duyarlılığı, sosyal medyadaki tepkiler ve ulusal medyada yapılan haberler sonucu bu yol inşaatı durdurulabilmişti.
Birgün, 03.04.2017

İNŞAAT KAZISINDA ROMA DÖNEMİNE AİT MEZARLAR ÇIKTI



İzmit'te, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSU) yeni hizmet binasının temel kazısı sırasında Roma dönemine ait mezarlar çıktı.



Müze Müdürlüğü görevlileri, inşaat çalışmaları durdurulan kazı alanında inceleme bulundu. İzmit Serdar Mahallesi İSU Genel Müdürlüğü binasının yıkım ve kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait olduğu düşünülen 3 lahit çıktı. Görevliler, Müze Müdürlüğü'nü arayarak tarihi eserler hakkında bilgilendirdi. Müze Müdürlüğü görevlileri inşaat sahasında çalışmaları durdurdu. Görevliler inceleme başlatılırken, ilk belirlemelere göre 3  lahit mezarın Roma dönemine ait olduğu belirtildi.

 


Milliyet, 02.04.2017


******


KOCAELİ'DE ROMA DÖNEMİNE AİT BULUNAN LAHİT MEZAR SAYISI 5 OLDU

Kocaeli'nin İzmit İlçesi'nde, İSU Genel Müdürlüğü inşaat alanında yapılan kazı çalışmaları sırasında bulunan ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen lahit mezar sayısı 5'e yükseldi.

Alınan bilgiye göre, dün Serdar Mahallesi'ndeki İSU Genel Müdürlüğü binası alanında inşaat için başlatılan temel kazıları sırasında 3 lahit mezara rastlanılması üzerine Kocaeli Müze Müdürlüğü görevlileri harekete geçti.

Söz konusu alanda arkeolojik çalışmalara başlayan Müze Müdürlüğü görevlileri, 2 lahit mezara daha ulaştı.

Roma döneminde yaşayan orta sınıf üstü insanlara ait olduğu tahmin edilen mezarlar, çalışmaların tamamlanmasının ardından müzeye taşınacak.

Kocaeli Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zanburkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şu anda bölgede çalışmaların devam ettiğini belirterek, "Lahit sayısı şu anda 5 oldu. İstanbul yönüne doğru 2 lahit daha bulundu. Lahitlerde yapılan ilk incelemelere göre, aralarında çocuk mezarları da var. Diğer mezarlardan boyut olarak daha küçük. Alanda çalışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

İzmit İlçesi Serdar Mahallesi'ndeki İSU Genel Müdürlüğü binası alanında inşaat için başlatılan temel kazıları sırasında dün 3 lahit mezar bulunmuştu.
Yeni Şafak, 03.04.2017

BU TABLO KAÇA SATILDI

Sanatçı Andy Warhol tarafından yapılan ve Çin'de tartışmalara neden olan Mao Zedung portresi, Pazar günü Sotheby's adlı müzayede şirketi tarafından Hong Kong'da 12.7 milyon dolara satıldı.

BBC'de yer alan haberde, portrenin ismini vermeyen Asyalı bir koleksiyoner tarafından satın alındığı bildirildi. 

Warhol'un Mao portresine 2013 yılında Çin'de gerçekleşen Warhol sergisinde yer verilmemişti. Çinli yetkililer, "Mao'nun tasvirini koruma" amacıyla aynı portrenin Çin'de sergilenmesini yasaklamıştı. 

İşte 12.7 milyon dolara satılan o tablo:


Odatv, 02.04.2017
YENİ CAMİ'DE MÜTHİŞ BULUŞ: SU İÇİNDE 354 YILDIR ÇÜRÜMEMİŞ

İstanbul’un simgesi 354 yıllık Yeni Cami’nin restorasyonu tüm hızıyla devam ediyor. Etrafı vatandaşların güvenliği için saç ile kaplanan camide, mimarlar ve uzmanlar restorasyon çalışmalarını yürütürken bir taraftan da özel olarak hazırlanan bölümde vatandaşlar ibadet ediyor. İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne atanan Mürsel Sarı restorasyon çalışmasını anlattı.

AKŞAM’a konuşan İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğüne atanan Mürsel Sarı, “Ana kubbedeki kurşun örtüyü kaldırdık. Tamamına bakıldı. Herhangi bir çatlak çıkmadı bu sevindirici bir durum. Bir de zeminde jeoradarla taramalar yaptık. Caminin altının bir bölümünde su var. Ecdat eseri ahşap direkler üzerinde oturtarak statiği sağlamış. Aradan geçen onca uzun yıla rağmen ahşap direklerde herhangi bir çürümenin olmadığı tespit edildi. Bu da bize çok sevindirici bir haber oldu” diye konuştu. 

2018’DE TAMAMLANMASI ÖNGÖRÜLÜYOR
Yeni Cami İstanbul’un çok merkezi bir konumda yer alıyor. İstanbul’a siluetini veren yegane eserlerden bir tanesidir. İstanbul’a gelip de Yeni Cami'yi ziyaret etmeyen nadirdir. Pek çok filmlere konu olmuştur. Restorasyonuna 2016’nın Nisan ayında başladık. Toplam 800 gün süremiz var. Bu da takriben 2018’in Haziran ayına tekabül ediyor. 

Eski eserlerde bu sürelere sadık kalmak biraz zor. Restorasyon sırasında beklemediğiniz durumların çıkması kuvvetle muhtemeldir. Böyle durumlar ortaya çıktığında hem parasal anlamda harcamalar artabilir hem de yeni projelendirme de gerekebilir. 

TARİHİNDEKİ EN KAPSAMLI RESTORASYON 
Yeni Cami ya da Valide Sultan Cami, İstanbul'da 1597 yılında Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle temeli atılan ve 1665'te zamanın padişahı IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan'ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir. O yıldan günümüze 354 yıl geçti.  Cami daha önce de restorasyon gördü. Ancak bizim yaptığımız restorasyon caminin tarihindeki en geniş kapsamlı restorasyon diyebilirim. 

İBADET SÜRÜYOR 
Burada insan ve araç sirkülasyonu çok fazla. Dolayısıyla şantiye ortamını güvenlik nedeniyle kapattık. Etrafını saçlarla kapattık. Restorasyon devam ederken insanlar ibadetlerini de gerçekleştirebilmeleri için de bazı değişiklikler yaptık. Caminin alt tarafında konforu yüksek bir ibadet mekanı oluşturduk. Bunu oluşturmak içinde yaklaşık 5 metre yüksekliğinde zemin ile kubbe arasında platform oluşturduk. Sese ve toza karşı da yalıtım da yapıldı. 

KUBBEDE ÇATLAMA YOK 
Restorasyon çalışmalarına caminin kubbesindeki kurşunların sökümüyle başlandı. Gerçekten sevindirici bir durum kurşunun altını kaldırınca gördük ki onun altında toprak çamur sıvalar var. Ana kubbede herhangi bir çatlak çıkmadı. Onları toparladıktan sonra gerekli çamurunu sıvasını yaparak kurşun örtüsünü kaplayarak ana mekanı tamamladık. Şimdi kubbeden aşağıya doğru iniyoruz. Çinilerin rölevelereni alıyoruz. Yıpranan bozulan ya da tamamlanması gereken yerler varsa oraları. Yeni Cami'nin restorasyonunu yaparken bilim kurullarıyla çalışıyoruz. Her bir eserimizde konusunda uzmanlar çini uzmanları, statikçi hocalarımız var. Onların yönlendirmeleriyle yapıyoruz. Ana kubbede sıva raspaları yapacağız. Mevcut kalem işlerinden daha önceki dönemlere ait işlemeler orijinal bir kalem işi bulursak ki genelde hocalarımız çıkabiliyor diyor. Çıkarsa orijinallerini baz alarak ortaya çıkaracağız. 

CAMİNİN RÖNTGENİ ÇEKİLDİ 
Minarede ve dış cephede bazı kayıplar var. Trafik yoğunluğundan dolayı onların temizlikleri yine kapıların tamiratı altın varakla kaplanması da önemli bir husus. 23 tane duvar üzerine çeşitli reflektörler kurduk. Bu reflektörleri belirli aralıklarla okuyoruz. Şu ana kadar 4 defe okuma yaptık. Çok şükür devasa yapıda bir kayma yok. Artı zemini de son teknoloji jeoradarlarla taradık, yaptık. Bir nevi yapının röntgenini çektik. Bunlarda da tabii belli bir mesafeden sonra altı su çıkıyor karşımıza. Ecdat camiyi ahşap direklerin üzerine oturtturmuş. Bu ahşapların bir kısmı da yine suyun içinde bulunuyor. Caminin statiğini öyle kurmuşlar. Aradan geçen 354 yılda, direklerde herhangi bir çürümenin olmadığını tespit etti. Jeoradar çalışmalarımız devam ediyor. Şu ana kadar görünen herhangi bir sıkıntı yok. 

ÇİMENTO KULLANILMIŞ 
Geçmişte gerek bilgisizlik gerekse maddi açıdan eski eserlerde çimento uygulaması yapılmış. Çimentonun içinde yoğun tuz vardır. Bu nedenle eski esere sokulmaması gereken bir malzemedir. Maalesef geçmiş dönemde bunlar yapılmış. Şimdi biz çimentodan eseri arındırıyoruz yerine de Horosan sıva uyguluyoruz.

Akşam, Haber: Bülent Şanlıkan, 02.04.2017

TARİHİ FRANSIZ HASTANESİNİN ÇİNKO KAPLI UZANTISIYLA SERGİ MEKANINA DÖNÜŞÜMÜ

Paris merkezli ofis JUNG Architectures çinko ile kaplı bir uzantı eklediği eski Fransız hastanesini, şarap tadımı için kullanılabilecek sergi mekanına dönüştürdü.

Fransa'nın Burgonya bölgesinde bulunan Léproserie de Meursault isimli eski hastane başlangıçta, cüzzamlı insanların karantinaya alınması için Bükreş Dükü Hughes II tarafından 12. yüzyılda kurulmuş.



O zamandan itibaren, 19. yüzyılda bir tarım çiftliğine dönüştürülene kadar birçok yenileme işlemine maruz kalan yapının duvarlarının büyük bir kısmı yıkılmış.

Ofis, şarap tadımına yönelik ek bina oluşturmadan önce çeşitli sergilere ev sahipliği yapacak bir mekan oluşturmak için binanın duvarlarını ve iç yapısını yeniden inşa etmeye başlamış.

Ek binada iç mekanın tamamı ahşap panellerle, dış kısım ise genel olarak metalin daha beyaz ve daha pürüzlü bir modeli olan Azengar çinko ile kaplanmış.

Mimar Jean-Claude Caledonien ek binanın dış kaplaması için tek parça kabuk oluşturabilecekleri bir malzeme aradıklarını, daha sonra Azengar çinko kullanmaya karar verdiklerini belirtiyor ve bu malzemenin Fransa'da ilk kez kullanılmış olduğunu vurguluyor.

İç mekanda uzun neon aydınlatma tüpleri tavandaki metal halata asılırken, duvarlarda pencereye benzer dar açıklıklar kullanılmış.

Şarap tadımı için kullanılmadığı zamanlarda, mekanda, Meursault'un kasaba konseyi için kamusal etkinlikler düzenlenmesi kararlaştırılmış.

Mevcut binada, geleneksel yapı yöntemleriyle boş alanlar yeniden inşa edilerek, bir zamanlar şapel ve bakım evi olarak kullanılan alanlar toplu sergi mekanları oluşturmak üzere bir araya getirilmiş, yolcu evi olarak kullanılan alan ise turizm danışma bürosu haline gelmiş.
Arkitera, Haber: Nilüfer Karakoç, 31.03.2017

TOKAT'TAKİ HOROZTEPE HÖYÜĞÜ'NE DEFİNECİLER BÜYÜK ZARAR VERDİ

Tokat’ın Erbaa İlçesi'nde Hatti döneminden kalma Horoztepe Höyüğü, defineciler tarafından yağmalandı. Defineciler tarafından açılan kaçak kazı çukurları höyüğe büyük zarar verdi.



Yağma olayı, Erbaa İlçesi Ziya Gökalp Mahallesi Rauf Denktaş Bulvarı’nda bulunan birinci derece SİT alanı içindeki mezarlıkta meydana geldi. Sabah saatlerinde mezarlık alanında temizlik çalışması yapmak için giden görevliler, MÖ 2300’lü yıllardan kalma Horoztepe Höyüğü’nde kaçak kazı yapıldığını fark etti. Kazılan yerde kırık testi parçaları gören görevliler durumu Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Tokat Müze Müdürlüğü ve polise bildirdi. Polisler, kazı yapılan yerde bulunan kırık testi parçaları üzerinde ve olay yerinde inceleme yaptı. Sit alanını yağmalayan kişi ya da kişilerin bulunması için çalışma başlatıldı.
Hürriyet, 31.03.2017
ASIRLIK TREN GARI KÜTÜPHANE OLDU

Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nde 1914'te Ruslar tarafından inşa edilen ve dokusuna uygun restorasyonu yapılan tren garı, "Ahmed-i Hani Halk Kütüphanesi" olarak hizmet veriyor.

Doğubayazıt Kaymakamı Ulaş Akhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1914'te inşa edilen ve tren garı olarak kullanılan binanın en son sağlık meslek lisesi olarak hizmet verdiğini söyledi.

Akhan, Doğubayazıt Kaymakamlığınca geliştirilen proje ile Doğu Anadolu Kalkınma Projesi (DAP) kapsamında ve Doğubayazıtlı iş adamı Şerafettin Eryılmaz'ın katkılarıyla binanın restorasyonunun yapıldığını dile getirdi.

1914 yılında Ruslar tarafından tren garı olarak inşa edildi
Toplamda 250 bin liralık bütçeyle restorasyonun tamamlandığını ve "Ahmed-i Hani Halk Kütüphanesi" olarak hizmete alındığını anlatan Akhan, şöyle devam etti:

"Böyle bir binanın ilçeye kazandırılmasının yanında bu yapılan binaların vatandaşa en iyi şekilde hizmet etmesi önemli. Binamız hizmete girdikten sonra özellikle ilçedeki gençlerimizin kütüphaneye olan yoğun ilgisi bizi aşırı derecede memnun etmiştir. Özellikle son zamanlarda kütüphanemizde üniversite sınavlarına, KPSS sınavlarına hazırlanan gençlerimiz kütüphaneyi çok aktif olarak kullanmaktadırlar. En son geçtiğimiz aylarda kütüphanemizin artık yetersiz olduğu ve yeni kütüphane alanlarının tespit edilmesiyle alakalı yine İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Muhsin Bulut Beyefendi ile beraber çalışmalarımızı başlattık. Yeni kütüphane alanları inşa edene kadar şu an haftada 6 gün hizmet veren kütüphane binamızın 7 gün hizmet vermesi için de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz personel ile ilgili gerekli ayarlamaları yaparak binamızın haftanın 7 günü ilçe halkımızın hizmetine sunulmasını sağladılar."

İl Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, tarihi binanın 1914 yılında Ruslar tarafından tren garı olarak inşa edildiğini anımsattı.

"Haftanın 7 günü hizmet veriyor"
Doğubayazıt Kaymakamlığının girişimleri ile Kalkınma Bakanlığı DAP İdaresinden alınan ödenekle iç mekanının yapıldığına işaret eden Bulut, şunları söyledi:

"Bu binanın tarihi bir bina olması, mimari yapısı ile özgün olması hem yapının değeri açısından hem de kütüphaneye verilen değer açısından önem arz etmektedir. Buraya gelen çocukların böyle mimari bir ortamda ders çalışıp kitap okuması ayrı bir özelliktir. Kütüphanemiz 20 bin kitabı ile haftanın 7 günü hizmet vermekte ve şu anda 2 bin 500 kayıtlı öğrencimiz bulunmaktadır. Tüm öğrencilerimizi fırsat buldukça kütüphanemize kitap okumaya davet ediyorum. Bu binanın kütüphane olarak tahsisinde emeği geçen Doğubayazıt Kaymakamlığına çok teşekkür ediyorum. Binanın onarımında emeği geçen iş adamımız Şerafettin Eryılmaz'a teşekkür ediyorum."

Bulut, Doğubayazıt İshak Paşa Sarayı'nı ziyarete gelenlerin de yol üstündeki tarihi binayı ziyaret ettiğine dikkati çekti. 

Tarihi binanın kütüphane olarak değerlendirilmesinden mutluluk duyduğunu vurgulayan anlatan Sökmenci, şunları kaydetti:

"Ben 20 yıldan fazladır İstanbul'da yaşıyorum ama buraya her geldiğimde burayı ziyaret ediyorum. Şimdi de çocuklarımla beraber ziyarete geldim. Tarihi tren garının yıkılmaması, aslına uygun halde onarılarak kütüphaneye dönüştürülmesi çok anlamlı. Tarihi binadaki kütüphanede zaman geçiren öğrencilerin çok şanslı olduğunu düşünüyorum."
Anadolu Ajansı, Haber: Orhan Güngör, Fotoğraf: Cemil Karip, 30.03.2017




.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi